HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
TANZİMATâIN TANIMI
Tanzimat, kelime anlamı olarak ( tanzimâin çoğulu ) idari işlerin düzeltilmesi için alınan tedbirlerin ve yapılan uygulamaların tümüdür. Geniş anlamda Tanzimat, Osmanlı devlet yapısında ve devlet toplum ilişkilerinde yapılan düzenlemeleri ifade eder. Bu düzenlemelerin ayrıntılarına inildiğinde bu bir âyeniden yapılanma â olarak da değerlendirilebilir. Tanzimatâa bu tanımı itibariyle III. Selim ve II. Mahmut reformlarını sokan yazarlar da olduğu gibi, Tanzimat döneminin II. Meşrutiyetâe kadar ( 1908 ) sürdüğü görüşünü savunanlar da vardır.
Tanzimat 26 Şaban 1255 ( 3 Teşrin 11. 1839 ) tarihinde Tanzimât-ı Hayriye fermaâ nın ilan olması ile başlar. Bu fermanın Top kapı Sarayıânın Gülhâne Bahçesinde okunup ilan edilmesinden dolayı, diğer bir adı da Gülhâne Hattı Hümâyûnuâ dur.
Tanzimat hareketi farklı şekillerde tarif ve tavsif edilmiştir:
-Her şeyden evvel Türkiyeâ ye karşı daha mülayim ve müsedekar davranmasını temin için Avrupaâ yığ memnun etme hareketi.
-Tanzimat hukuki değil sırf siyasi bir eserdir.
-Mecburi kültür değişimleri devri.
-Gülhâne Hattı Hümâyûnu şeraitten doğmuş değil, herkesin bilgisine Türkçe sunulmuş toplum bilgili ilkelerdir.
Padişah bu ilkeye uyacağını söyleyerek kendi idaresinin sınırını çizmiş oldu.
-Tanzimat ve Gülhane Fermanları Türkiyeâyi modernleştirmek iddiasıyla batılı devletler tarafından empoze edilen birer anlaşma mahiyetindedir. Her ikisinde de asıl hedefi Türk devletinin kendi vatandaşları ve kendi ülkesi üzerindeki hükümranlık haklarını sınırlamak ve bilhassa Avrupalıların yerli temsilcisi durumunda bulunan azınlıkları imtiyaz vermektir. Türk devleti bundan sonra bütün vatandaşlarına adalet ve şefkatle muamele edeceğini, artık kimseye zulüm yapılmayacağını, her işte kanunun hakim olacağının ilan ederken kendi siyasi ve sosyal nizamının o ana kadar despotik bir sistemden ibaret bulunduğunu kabul ediyordu.
Başlanğıçtan itibaren husule gelen fikir hareketleri ile o devirden günümüze kadar cereyan eden tarihi hadiselerin neticelerine bakılar-ak tanzimat , kısaca Türkiyeâde meşruti bir idarenin kurulmasına zemin hazırlayan bir kültür ve ıslahat hareketi olarak tarif -ı edilebilir.
TANZİMATâIN ÖZELLİKLERİ
Osmanlı Devletinde yapılan ıslahat hareketleri iki döneme ayrılır. Birinci dönemdeki ıslahat hareketlerinde Osmanlı Devletinin kendi tarih ve kültürünün , İkinci dönemdeki ıslahat hareketlerinde ise Avrupa kültürünün etkileri görülür.Tanzimat ikinci dönem hareketleri içinde yer alır.
Tanzimat döneminin öncekilerden ayrıldığı birinci nokta, Tanzimat reformlarının padişahtan değil , az sayıdaki fakat etkili devlet adamlarının gelmesi ve bunlar eliyle yürütmesidir. ( Mustafa Reşit ve Fuat Paşalar,,,,) o kadar ki Tanzimat döneminin ve bunun etkilerinin bile bu paşaların siyasii ve fiziki ömrüyle sınırlı kaldığı söylenebilir.
Tanzimatâın ikinci özelliği, Osmanlı devlet sistemiyle ilgili değişmelerde , dış etkenlerin rolünün elle tutar hale geldiğini göstermiş olmasıdır.
Tanzimatâın üçüncü ayır edici özelliği, ilk defa olarak geniş kapsamlı bir reform programını getirebilmiş olmasıdır.
TANZİMATâIN SEBEBLERİ
Tanzimatâı hazırlayan sebeplerin menşelerini Osmanlı Devletiânin ıslahat tarihinde aramak lazımdır. Bir İslam ve Türk devleti olarak kurulmuş ve kendine has bir medeniyet ve kültür vücuda getirmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, kanun ve nizamlarının bozulmadığı , kültür ve medeniyet seviyesi bakımından Avrupaâdan üstün veya aynı seviyede bulunduğu devirlerde bir ıslahat teşebbüsüne hiç ihtiyaç duymamıştı.
Birçok müellifin belirtildiğine göre 16. Asrın ilk yarısında en kudretli devrine ulaşmıştı. Fakat 16. Asrın ikinci yarısında devletin kanun ve nizamları bozulmaya başladı.
17.Asrın ilk yarısından itibaren Osmanlı Devletiânin ıslahata muhtaç olduğu zarureti kendini gösterdi. ll. Osman ve 4. Murat zamanlarında , bilhassa Köprülüler döneminde ıslahat teşebbüsü Osmanlı Devleti'ni meşgul eden başlıca meseleler arasında yer aldı. Fakat yapılan ıslahat hareketlerinin istinat ettiği fikirler Koçi Bey Risalesi'nde görüldüğü üzere Avrupa'dan ziyade bizzat Osmanlı Devletinin kendi tarih ve kültüründen ilham almakta idi.
18. asra büyük karışıklıklar içinde giren Osmanlı rönesanstan beri her sahada yeni ilerlemeler kaydeden Avrupa Medeniyeti karşısında kendi siyasi biriliğini muhafaza ve devletin devamını teminat altına alabilmek için bu medeniyetten faydalanmak zaruretinde bulunduğunu kabul etmek mecburiyetinde kalır.
19.yüzyılda Avrupa, Fransız İhtilaliânin tesiri ile demokratik hayatta verimli bir gelişme gösterirken Osmanlı Devleti devrin ihtiyaçları ile bağdaşmayan bir görüşe ve rejime saplı kaldı. Rusya ve Avusturyaânın Türkiye üzerindeki kötü emel ve tutumları zamanla daha da arttı. Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde ekonomik çıkarları olan Fransa ve İngiltere İle kendi menfaatleri icabı , Osmanlıları tutuyorlar mülkünün tonluğunu istiyorlardı. Fakat Balkanlarda Hıristiyan Devletlerinin kurulması konusundaki tutumları , Prusya ile aynı idi ve azınlıkları koruyorlardı. Mehmet Ali Paşa Kuvvetlerinin üstün başarısı (1831-1839) Osmanlı Devletinin zaafını ortaya çıkarmıştı. İngiltereâden yardım alamayan ll. Mahmut Rusyaânın kucağına atılmıştır. Türkiyeâyi içinde bulunduğu elim durumdan kurtarmak için onu güçlendirmek ve Avrupa devletlerine güven verecek ıslahat yaparak onların sevgi ve yardımını sağlamak gerekli idi . İşte Tanzimatâın başlangıcı olan ââGülhane Hattı Hümayun-u ââböyle bir zaruretten doğdu.
Tanzimat Fermanıânın dilbacesinde belirtildiği gibi devlet 150 seneden artan bir buhran içindedir. Gerçi Osmanlı yöneticisi ve cemiyeti geçen bir buçuk asır boyunca mali, idari , askerlik alanında , arazi rejiminde zaman zaman bazı önemli düzenlemeler ve bazı yeni prensipler getirmeye gayret etmiştir. Ancak artık tümden bir düzenleme kaçınılmazdı ve asıl önemlisi yeni bir hukuki düzenlemeyle Avrupa sisteminden esinlenen yeni bir kadifikasyona gidilmekteydi
ABDULMECİD VE MUSTAFA REŞİD PAŞA
2. Mahmutâun ölümü üzerine tahta oğlu Abdulmecid Efendi geçti . Yeni padişah henüz on sekiz yaşında idi . Bilgisi ve tecrübesi imparatorluğun geçirmekte olduğu büyük buhranı çözmek için yetersizdi. Babasından miras kalan iki pürüzlü problem devamlı ve anlayışlı bir çalışma istiyordu. Problemlerden biri Mısır Paşası Mehmet Ali ile yapılmakta olan harp , diğeri de Osmanlı Devletine yeni bir düzen vermek için ilanı kararlaştırılmış bulunan ââTanzimat ââ idi .
Gülhane Hattı Hümayunu ile Tanzimat Devrini başlatmış olan Abdulmecidâin padişahlık anlayışı genel çizgileriyle diğer Osmanlı Padişahlarından farklı olmakla beraber bunun bazı yeni ilkeler getirdiğini görüyoruz. Abdulmecid geleneklerden daha çok devrin gereklerine göre yetişmiş devrinde diplomasi dili Fransızcaâyı öğrenmiş Avrupaâdaki gelişmeleri izleme olanağı bulmuştu.
Abdulmecid saltanatının ilk günlerinde Osmanlı ordusu Nizipâte Mısır kuvvetlerine yenildi . Bunun hemen ardından Firari Ahmet Paşa bütün Osmanlı donanmasını Mehmed Ali Paşaya teslim etti. Böylelikle Osmanlı Devleti bir anda ordusuz ve donanmasız kaldı. Yeni padişah devletin kilit noktalarına güvendiği adamları getirdi. Ancak bunların arasında en çok güvendiği Hariciye nazırı Mustafa Reşit Paşa idi. Mustafa Reşit Paşa Londra ve Paris büyükelçilikleri görevinde bulunmuştur. Avrupa devletlerinin Osmanlıları karşı güttükleri siyaset hakkında geniş ve gerçeklere dayanan bilgileri vardı.
Mustafa Reşit elçiliği sırasında yolladığı layihalarla padişah üzerinde etkili olmuştu. Tanzimat Devrinin açılmasında önemli bir yeri olan Mustafa Reşit Paşaya göre Osmanlı Devletiânin çöküşünün başlıca sebebi, eski tarz idarenin devam ettirilmiş olmasıydı.
Mustafa Reşit Paşa Avrupaâda bulunduğu sıralarda Fransa 1830 İhtilali ile mutlak devlet rejiminden meşrutiyet rejimine geçti. İngiltere yüzyıllardan beri meşrutiyet ile idare olunmaktaydı. Fransa ile İngiltere Avrupaâda Liberal Devletler Bloğunu kuruyorlardı. Avusturya, Prusya ve Rusya ise tanrı hakları sistemine bağlı idiler. Osmanlı İmparatorluğu esasen Liberal bir yapısı olduğu halde şekilde tanrı hakları sisteminde görünüyordu. Halbuki bu sistemin içine giren devletler Osmanlıya eskiden beri düşmandılar. Osmanlı Devleti varlığını kendi kuvvetleriyle koruyamayacak dereceye düşmüş olduğundan Avrupa siyasetinde geçen muvazene prensibinden faydalanması gerekli idi. Bunun içinde Osmanlı devletinin tamlığına taraftar olan Fransa ve İngiltere ile yakınlaşması akla yakındı. Bu ise Osmanlı Devletinin kuvvetlenmesini sağlayacak , devlet kurumlarında onların güvenliğini çekecek bir düzenin kurulmasıyla mümkündü. Mustafa Reşit Paşa böyle bir düzenin ââTanzimat-ı Hayriye ââ ile sağlanacağına inanmaktaydı.
GÜLHANE HATT-I HÜMAYUNUâNUN HAZIRLIK SAFHASI
Hükümdar Abdulmecidâin Avrupa zihniyetine yabancı olmaması Tanzimatâın ilanına müessir olan amillerden birini teşkil eder. Wondaânın ââSovvnirs Anecdotipues Surrla Turpuieââ adlı eserinde (s.5) ââAbdulmecid garb terbiyesi almış ve Fransızca öğrenmişti. Çocukluğundan beri kalbinde insaniyet, merhamet, adalet, ve âlicenaplık duyguları yerleşmişti. Etrafında kendisiyle beraber Avrupa terbiyesine göre yetişmiş Türk çocuklarından mürekkep bir grup vardı.ââ diye yazılmaktadır.
Reşit Paşanın Tanzimat hareketini ilanına karar vermesinde müessir saikler ve tesirler üzerinde duran Prof. Dr. Cevdet Baysun, Abdulmecidâin Mustafa Reşit Paşaya olan muamelesi hakkında;
ââGenç hükümdar Reşit Paşaya karşı çok mültefit davranıyor, fikirlerine kıymet veriyordu. Paşanın uzun müddet Avrupaâda da bulunmuş olması siyasi vaziyete herkesten ziyade vakıf bulunması ve diğer vükela ile aralarındaki farkı derhal meydana çıkarmış nüfuzunu ve kıymetini artırmıştı. Abdulmecid, Reşit Paşanın ikna edici sözlerinin ve doğru görüşlerinin tesiri altında kaldığından Tanzimat fikirlerine müsait bulunmuştu. İstanbulâa gelişinden Tanzimatâın ilanına kadar geçen dört aylık zaman bir hazırlık devresi mahiyetinde oldu. Reşit Paşa Padişahın huzuruna çıktıkça siyaseti vaziyeti , ıslahat lüzumunu anlatıyor , Fransaâda Thiers kabinesinin Mısırlılara gösterdiği taraftarlığı , İngiliz Efkar-Umumiyesinin bu husustaki kanaatini izah ediyordu. Nihayet Abdulmecit, Tanzimatâın ilanına muafa kat etmiş , mesele uzun uzadı ya tetkik edildikten sonra Fermanın Reşit Paşa tarafından okunmasına karar verilmişti...ââ demektedir.
FERMANâIN İLANI
Mustafa Reşit Paşa tarafından kaleme alınan Tanzimat Fermanâı 26 Şaban 1255 (3 Teşrin 11 1839 ) tarihine defaten Pazar günü yapılan büyük bir merasim ile ilan olundu. Top kapı Sarayı müştemilatından olan Gülhane Köşkü önünde merasim için büyük hazırlıklar yapıldı. Bu merasime sadrazam, şeyhülislam , bütün saray erkanı ve devlet ricali , ulema, esnaf cemiyetleri, Rum , Ermeni Patrikhaneleri ,Hahambaşı, İstanbulâda bulunan yabancı devlet sefir ve konsolosları iştirak ettiler.
Hatt-ı Hümayunu Mustafa Reşit Paşa okumuş , Padişah merasimi Gülhane Köşküânden takip etmiştir. Osmanlı tarihinde yeni bir devri açan Ferman okunduğu yere nispetle ââGülhane Hatt-ı Hümayunu ââ ve diğer adı ile ââ Tanzimat-ı Hayriye ââ Fermanı adını aldı.
Fermanın ilanı İstanbulâda bazı muhafazakar zümrenin memnuniyetsizliğine rağmen geçicide olsa birkaç gün bayram havası yarattı. Avrupaâda ise müspet olarak karşılandı ve Matbuatda yeni ıslahat hareketinin başarı elde edeceğini memnuniyetle belirtti. Ferman, ilanından sonra devletin resmi gazetesi onan ââ Takvim-i Vakayiânin nr-187 , 15 Ramazan 1255 (22 Kanun 1.1839 ) tarihli nüshasında yayınlandı.
TANZİMAT FERMANIâNIN ANA HATLARI
Gülhane Hatt-ı Hümayununu, içine aldığı başlıca düşünceler bakımından beş bölüme ayırmak mümkündür.
Birinci Bölümde, Osmanlı Devletiânin kuruluşundan itibaren Kuranâın hükümlerine ve şeriatın kanunlarına saygı gösterdiğinden , devletin kuvvetli ve halkın refahlı bir hale geldiği belirtilmektedir.
İkinci Bölümde, 150 yıldan beri türlü gaileler ve türlü sebeplerle ne şeriata ne de faydalı kanunlara saygı gösterildiği , bu yüzden de devletin eski kuvvet ve refahı yerine zayıflılığın ve fakirliğin geçmiş olduğu anlatılmaktadır.
Üçüncü Bölümde , bu itibarla Allahâın inayet ve Peygamberin yardımıyla devletin iyi idaresini sağlamak için bazı kanunların konulması gerektiğine işaret edilmektedir.
Dördüncü Bölümde de , yeni kanunların dayandırılacağı genel prensipler gösterilmektedir:
a-Müslüman ve Hıristiyan bütün tebaanın ırz, namus, can ve mal güvenliğinin sağlanması,
b-Verginin düzenli usule göre ayarlanması ve toplanması,
c-Askerlik ödevinin düzenli bir usule bağlanması.
Beşinci Bölümde, yeni kanunların dayandırılacağı genel prensiplerin gereği belirtilmektedir.
Gülhane Hattı , ilan edildikten sonra prensiplerinin belirtilmesine ve yürütülmesine geçildi.
TANZİMAT ALANINDA YAPILAN YENİLİKLER
İDARE VE HUKUK ALANINDA TANZİMAT
Gülhane hattının getirdiği yeni prensipler açıklandığı sıralarda, bu zihniyete uygun kanunları yapacak konumların da yaratılmasına çalışıldı.
İlkin Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye alındı.
2. Mahmud devrinde kurulmuş olan bu meclis bugünkü Danıştay ve Yargıtay kurullarının yetkisini kendisinde toplamaktaydı.1839âdan sonra Gülhane Hattı hümayununun içe aldığı genel prensiplere uygun kanun prensiplerinin de hazırlanması yine bu meclise verildi. Meclis bundan başka Tanzimatâa dokunan bütün problemleri incelemek ve karar vermek durumundaydı. Bu kurulda konuşulacak işler önceden yazılı olarak üyelere dağıtılır, sonra oturum açılırdı. Alınan kararlar padişahın tasdikinden kanunlaşırdı. Bu kurulun hükümeti denetleme yetkisi vardı.
Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliyeden seçilen bir komisyon , Hıristiyan tebaanın önceleri patrikhane vasıtasıyla Bab-ı Aliâye bildirdikleri şikayetlerini incelemekle görevlendirildi.
1854 yılında bu kurulun kanun lâhikalarını hazırlama , nizamnameleri ve talimatları düzenleme görevi yeni kurulan Meclis-i Ali-i Tanzimat adlı yüksek bir meclise verilmiş ve Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye ise sadece bir idari ve adli yargı organı olarak göreve devam etmiştir.
Tanzimat devrinde kanunlaştırma hareketleri başlamıştır. Bu çabalar; yeni ekonomik ilişkilerin gerektirdiği yeni hukuk kurallarını yaratmak , düzensizlikten bunalan halka hukuki güven ve eşitlik getirmek ve nihayet Avrupa devletlerini tatmin etmek ihtiyacından doğmuştur.
Önce Mayıs 1840âda Ceza Kanunnamesi çıktı. Kısmen Fransız hukukundan esinlenen bu Kanunnamede bütün Osmanlı uyruklarının yasa önünde eşitliği vurgulanıyordu. Ayrıca devlet görevlilerinin işleyebilecekleri suçlara verilen yer dikkati çekiyordu. Bu kanunun bir maddesine göre ââcüzeradan birisi tarafından bir çobanın bile canına kasıt vukuunda ol vezirin hakkında dahi kısas-i şerâi icra olunacaktırââdeniliyordu. Memurların keyfi tutumlarını önlemek için ââMemurin Kanunu ââçıkarıldı.(1846) . 1850âde bir Ticaret Kanunnamesi yürürlülüğe girdi. Bu kanunnamenin ilanı , şeriat çerçevesi dışındaki konularla uğraşan , ulemadan bağımsız bir hukuk ve yargı sisteminin Türkiyeâde resmen ilk tanınması idi. Bunu 1851âde değiştirilmiş bir ceza Kanunnamesi izledi.
Meslek değiştirmeyi yasaklayan 1834 tarihli kanun uygulanmadan kaldırıldı.
Tanzimat devrinde yeni bir adliye teşkilatı kuruldu. Bunlar şer-i davaların dışında kalan ve yukarıda anılan kanunların hükümlerine uyan davalara bakacaklardı.ââNizamiye Mahkemeleriââ adını alan bu kuruluşlar din hukukuna göre çözümlenmesi gereken davalara yetkili değildi. Bu konularda şer-i mahkemeler faaliyetlerine devam edecekti.Bu dönemde Hıristiyanların da şahitliği sayılmaya başlandı. Askeri Harbiye Nezaretince hazırlanacaktı.
Kanunlaştırma hareketinin en önemli zaafı ise birlik ve bütünlükten yoksun olmalarıdır. Bir bölümü İslam hukukundan gelen öbür bölümü ise Batı kaynaklarından aktarılan yasaların yanyanalığı bir ââkurallar ikiliğiââ yaratmıştır. Bu yüzdendir ki kanunlaştırma hareketleri köklü bir değişikliğe olanak vermemiştir. Bununla birlikte , mesuliyet ve yasallık gibi temel hukuk ilkelerinin yerleşmesinde oynadıkları rol azımsanamaz. Bunlar ayrıca padişahın mutlak iradesini sınırlayan bir mevzuat çerçevesinde oluşturmuşlardır.
İdari alanda; valilerin nüfuz ve yetkilerinin azaltılması, mali işlerin merkezden atanan geniş yetkili amirlerin eline verilmesi, taşra yönetiminin her kademesinde yerel yönetim meclislerinin kurulması gibi yeniliklere rastlanır. Ayrıca, kadılık örgütü daha sıkı bir denetime bağlanmıştır.Kaza ve köy yönetiminde asıl gelişmeler Tanzimat yıllarından sonra ortaya çıkmıştır.
Posta nezareti yenileşme yolunda bir çok düşüncenin gerçekleşme imkanını bulduğu Tanzimat döneminin hemen başında Ekim 1840âda kurulmuştur.
B-MALİYE ALANINDA TANZİMAT,
Gülhane Hatt-ı hümayununda verginin ayarlanması ve düzenli bir şekilde toplanması gereğine şu satırlarla işaret edilmişti;
ââBir devletin toprak bütünlüğünün korunması için asker ve daha başka gereçler için gider yapmak gereklidir. Bu ise akçe ile olur. Akçeye gelince , tebaanın vergisiyle sağlandığı için verginin düzenli bir şekle konulması çok önemlidirââ
Gülhane Hatt-ı Hümayununda işaret edilen bu durumu , 2. Mahmut görmüş ve Maliye nazırlığını kurarak devletin gelir ve giderlerini düzenlemek istemiştir. 2. Mahmut devrinin sonunda ve Tanzimat devrinin başlarında devletin başlıca kaynakları ;aşar, cizye ve devlete varlık sahiplerinin verdikleri vergi idi.
Tanzimatın ilk yıllarında (birinci ve ikinci) iltizam usulü kaldırılarak Maliye Nezareti yeni usule göre değiştirilerek yeniden kuruldu.Yani iltizam ile aşar toplama usulü yerine eminlikler kurularak, maliye memurları vasıtası ile aşarı toplama yolu kabul edildi.
Aşar vergisi her yıl eşit olarak alınmaya başlandı. Cizye alma işi kolaylaştırıldı. Bölgelere göre belirli olarak tespit edilen cizyenin toplanması, Hıristiyan kocabaşlarına (muhtarlara)bırakıldı. Fakat, cizyenin yalnız azınlıklardan alınması, Tazimatın getirmek istediği eşitlik prensibine aykırıydı. Bu sebepten cizye Islahat Fermanıânda kaldırıldı.(1856)
Tazimatla birlikte miri arazi sistemi ortadan kalkmaya yüz tuttu. Gerçi Tanzimat Fermanıânda buna dair bir hüküm yoktur, ama gittikçe batılı fikirlerin ülkeye girişine paralel olarak yöneticilerde özel mülkiyetin yaygınlaştırılmasına doğru bir eğilim olduğu gözükmektedir. Hem batı kökenli liberal fikirler hem de kapitülasyonların etkisiyle Fransız mülkiyet anlayışının etkisinde kalan devlet yöneticileri sistemin artık edilemeyeceğini düşünmeye başladılar. Tanzimat aydınları ââmiri arazinin özel mülk haline getirilmesinin Osmanlı Devletinin kurtuluşuna olumlu etkide bulunacağınaââ inanıyorlardı. Onlara göre, miri arazi rejimi mutlak mülkiyet kavramına aykırı ve serbest alışverişi sınırlayıcı yönü dolayısıyla terk edilmeliydi.1845 ve 1847 tarihli iradelerle başlayan bu değişim , 1849 tarihli irade ve 1858 tarihli Arazi Kanunnamesiyle sona erdi.
1840 yılında ââkaime-i mutebereââ adıyla ilk kağıt para çıkarıldı. Karşılığının olmaması, kısa zamanda sahtelerinin basılması nedeniyle halkın itibar etmediği bu para piyasadan geri çekildi.Bunun üzerine Avrupa paraları ayarında ââgümüş mecidiyeler ââçıkarıldı. Yabancı paranın yurda girmesi yasaklandı.
Yabancılardan ilk defa borç alma işi 1854 te gerçekleşti. Bunların faizleri çok ağır olduğundan ödenemedi. Nihayet Düyun-i Umumiye idaresi kuruldu.(1881) Böylece , devletin mali hükümranlığı sarsıldı ve zedelendi.
C-ASKERLİK ALANINDA TANZİMAT
Askerlik alanındaki ıslahata çok önceleri başlanmış.,Avrupaânın silah ve eğitimi orduya sokulmuştu. Fakat , bu alanlarda yapılan satıhta kaldı. Ruh ve yapı değişmedi, 2. Mahmutâun kurduğu Asakir-i Maksure-i Muhammedi ye de böyle idi. Askerlik için belirli bir yaş ve süre yoktu.
Tanzimatçılar, ordunun devlet hayatı için ehemmiyetini kavradılar.Fermanın ilk bölümlerinde askerlik görevinin önemi belirtilerek hakça uyğulanması ve bu görevin gerektirdiği harcamaların kaçınılmazlığı açıklanmıştır. Tanzimat Fermanı ile önerilen yenilikler askere alma ve askerlik süresi ile ilgilidir.Belirli bir yaşa gelenler arasında kura ile gerekli oranda asker alınması ve bunların beş yıl sonunda terhis edilmesi kabul edildi. Bununla ilgili nizamname 1847âde çıkarıldı. Buna karşılık daha önce beş yılını dolduranlardan isteyen terhis edilerek bunların yerine gönüllüler ve eyaletlerdeki redif askerleri alındı.
1843âte bütün kara kuvvetleri altı ordu halinde teşkilatlandırıldı. Bunlar merkezi İstanbul olan Hassa ordusu, Merkezi Üsküdar olan Der saadet (eski Mansure ) ordusu, Merkezi Manastır olan Rumeli ordusu, Merkezi Erzincan olan Anadolu ordusu , Merkezi Şam olan Arabistan ordusu ve Merkezi Bağdat olan Irak ordusuydu.
D- EĞİTİM ALANINDA TANZİMAT
Tanzimat fermanlarında eğitimden söz edilmemişti.Fakat, Tanzimat Fermanı ile birlikte getirilen yeni reformların başarıya ulaşmasını , çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına bağlayan Sultan Abdulmecit Maarif işlerine daha fazla önem vermeye başladı. Bunun üzerine Maarif meseleleriyle uğraşacak olan bir Muvakkat Meclis-i Maarif Teşkil edildi. Muvakkat Meclisin çalışmaları neticesinde , öğretimin batıdaki gibi üç kademeli olması ve okulların yönetimini sağlamak üzere bir daimi Maarif Meclisine ihtiyaç olduğu , hükümete bildirildi ve 1846âda Meclisi Maarif-i Umumiye Teşkilatı kuruldu ki modern anlamda merkezi teşkilatın temeli böylece atılmış oldu. Gayesi ve vazifesi Maarif ile ilgili meselelerde gerekli reformları yapmaktı. Bu meclis bir karar organı mahiyetinde olduğundan , aldığı kararları uygulamak üzere daha önce kurulmuş Makatib-i Rüştiye Nezaretiânden bağımsız olarak Mekteb-i Umumiye Nezareti teşkil edildi. Bu şekilde ayrı bir kuruluşun oluşturulmasındaki temel sebep Evkaf Nezareti dolayısıyla medrese zihniyetinin tesirinden mektepleri kurtarmaktı. Böylece öteden beri var olan eski-yeni mücadelesi yeni eğitimde ikilik iyice su yüzüne çıktı.Tanzimat adamları medreseleri ıslaha cesaret edemeyerek olduğu gibi bıraktılar. Yeni açtıkları mektepleri de tamamen din tesirinden kurtaramadılar.Medreseler şeyhülislama , askeri okullar ise Seraskere bağlı kaldı.
Tanzimat devrinde cehaletin giderilmesi ve kamu terbiyesinin sağlanabilmesi için sıbyan mekteplerinin ıslahı konusunda bazı kararlar alındı. Buna göre, eğitimin ıslah edilmesi işine ilk önce mahalle mekteplerinden başlanacak, mevcut okul hocalarına okutacakları derslerle ilgili birer talimat verilecek , yetersiz kimselere hocalık yaptırılmayacak , bu gibiler başka işlerde görevlendirilecek , sınıf ve imtihan usulü getirilecek , bütün işlemler nizam ve usule uygun yürütülecekti.
2. Mahmut devrinde sıbyan okullarının yetersiz olduğu anlaşılınca 1838 yılında ıslahı gidilmiştir. Sıbyan okullarının üstünde sınıf-ı sani okullarının açılmasına karar verilmiş daha sonra adları padişah tarafından değiştirilerek rüştiye olmuştur. Rüştiyelerin idaresi ile meşgul olmak üzere Makatib-i Rüştiye Nezareti kurulmuş ve başına da bir nazır tayin edilmiştir. Ancak, bu sırada açılan ve ilk rüştiye olarak tanıtılan Umum-u Edebiye birer rüştiyeden ziyade rüştiye seviyesinde meslek okulları idi. Rüştiyelerin durumu ve yeri 1845âte toplanan Muvakkat Maarif Meclisince Sıbyan Okullarının üstünde, Darâul Fünunâa öğrenci yetiştiren orta dereceli okul olarak belirlendi . 1847âde açılan ilk rüştiyenin olumlu sonuç vermesiyle hızla yenileri açıldı. Böylece, 1869âda çeşitli vilayetlerde 87, İstanbulâda 12-13 Rüştiye öğretim yapmaktaydı.
Başlangıçta ders ve öğretim süresi bakımından sık sık değişikliklere uğrayan rüştiyelerde Kurâan , Akaid, Arapça, Hesap ve yazıdan başka 1848 den sonra Farsça, Coğrafya ve Hendese dersleri ilave edilmiştir.
Rüştiye mezunlarının Darâul Fununun derslerini takip edemeyecekleri düşünülerek 1849âda idadi seviyesinde ilköğretim kurumu olan Valide Mektebi açıldı. Sonradan Darul Maarif adını alan bu okul zamanla açılan benzerleriyle üç yıllık lise sistemi kuruldu. İdadilerde okutulan dersler şunlardır; Türkçe Kitabet ve ihşa , Fransızca, Mantık, Coğrafya,Tarih-i Umumi, Cebir, Hesap ve Defter Tutma, Hendese, Kimya ve Resim.
1846 yılında Darâul Fünunâun binasının temeli atıldı. Darul Fünunâun İstanbulâun uygun mahallelerinden birinde açılacaktı. Öğrenciler yatılı olarak eğitim göreceklerdi. Böylece , Müslim ve gayri Müslimlerin bir arada okuyup yetişmeleri hedeflenmiş aynı zamanda bu şekilde sosyal barışın sağlanması planlanmıştı. Okulun bina ihtiyacını karşılamak üzere İtalyan Mimar Gaspare Fossatiâye devrin ölçülerine göre büyük ve modern sayılabilecek bir plan ve proje yaptırıldı. Yapımı yirmi yıl kadar sürdü. Darâul Fünunâun bu binadan hiçbir zaman müstakil olarak yararlanamadı sadece bazı odalarından faydalanılabildi. 1864âte bu binaya Maliye Nezareti taşındı.
1851âde Darâul Fünunâda okutulacak dersler için eserler hazırlanmak üzereEncümeni Danış ( ilk Osmanlı ilimler Akademisi) geçici olarak Darâul Maarif binasında Sadrazam Raşit Paşa, Hayrullah Efendi ve Cevdet Efendinin nutuklarıyla açılmıştır. Açılış töreninde Sultan bizzat hazır bulunmuştur. öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla da iki öğrenci eğitim yapmak üzere Parisâe gönderildi. Ercümenâi Danış kendisinden beklenen ders kitabı hazırlama vazifesini yerine getirememiştir. Zira1863âte Darul Fünunda serbest derslere başlanıldığında Ercümen-i Danışın burada okutmak üzere tek bir eser dahi hazırlamamış olduğu görülür.
Tanzimat devri eğitim çalışmalarından en önemli icraatlardan biri de öğretmen yetiştirmeye yönelik çabalardır. Bu amaçla 1848âde İstanbulâda ilk defa öğretmen okulu ( Darul Muaallimin ) açılmış daha sonra vilayetlerde de açılması cihetine gidilmiştir. Böylelikle gerçek anlamda eğitim reformunun başlatılabilmesi için en önemli adımlardan biri atılmış oluyordu.Darul Muaallimin ilk müdürü 1850 tarihinde tayin edilen Meclis-i Umumiye Azasından Ahmet Cevdet Efendidir.
Tanzimat devrinde diğer öğretim kademelerinde olduğu gibi mesleki ve teknik öğretim alanında da bazı teşebbüslerde bulunulduğu görülmektedir. Bu alanda yapılan ilk teşebbüs 1847 tarihinde Yeşilköyâde açılan Ziraat Okuludur. Öğrencileri Müslim , gayri-Müslim olmak üzere karma olan ziraat okulunda Amerikalı , Fransız ve Ermeni uzmanlarda görevlendirilmiştir.
Bu dönemde sanayileşmeyolunda cılız adımlar atılmış olsa da yeni kurulan fabrikalara teknik eleman gerektiğinden 1848 yılında ilk olarak Zeytinburnu Sanayii Okulu açıldı. Fakat , bu okul öğretim elemanı yetersizliğinden ve maddi imkansızlıklar dolayısıyla çok geçmeden kapandı.
Sonuç olarak Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı İmparatorluğunun her alanında yeniden yapılanmaya çalışması bu yeni dönemde çağdaş kültür ve medeniyetin gereklerini yerine getirecek yetişmiş elemana olan ihtiyacı daha da artırmıştı. Batılılaşma ve modernleşme dönemi olarak ifade edilebilecek bu yıllarda girişilen teşebbüslerin başarısı yeni ve çağdaş eğitim ve öğretim kurumlarının yerleşmesine bağlıydı. Buna rağmen uzun zaman ilk okullar ve medreseler reform hareketlerinin dışında tutuldu. Şüphesiz böyle bir kararda devrin hakim güçlerinin tepkisini çekmeme düşüncesi rol oynamıştı. Dolayısıyla askeri okullarda başlayan eğitimde modernleşme hareketi ,Tanzimat yıllarında yavaş yavaş yer yer inişli çıkışlı bir gelişme seyri takip etti. Özetle, Tanzimat devri köklü bir yapı getirmekten ziyade Gülhane ve Islahat Fermanının öngördüğü idari,mali , vergi, siyasi , adli , ve sağlık reformlarını uygulayacak memur kadrosu yetiştirme yönünde olmuştur. Bu bakımdan Tanzimat devrinde, ilk ,orta ve yüksek öğretim hatta mesleki ve teknik eğitim için , nazari alanda önemli kararların alındığı fakat uygulamada ise başlangıç aşaması gözüyle bakılabilir.
E- EDEBİYAT ALANINDA TANZİMAT
Osmanlı İmparatorluğuânu yıkılmaktan kurtarmak veyahut onu batı medeniyetine yaklaştırmak için devletçe yapılan çalışmalar arasında ââEdebiyatta Tanzimat ââ diye bir problem yoktu. Fakat , 18. Yyâda başlayan ıslahat hareketleri ve Gülhane Hattı prensiplerinin bütünü edebiyata bir Tanzimat hareketi doğurmuştur.
Tarih yönünden Edebiyatta Tanzimat, yalnız bir sanat ve sanatçı işi değildir. Batının teknik, haklar, ve siyasetinin , onun dünya görüşünü , hayat anlamını , duygu ve düşüncelerini ifade de kullandığı şekilleri benimsemeye başlaması , Edebiyatta Tanzimat olayını anlatır.
Tanzifattan önce Osmanlı imparatorluğunda bilim ve sanat çalışmaları din telakkileri ile sınırlandırılmıştı. İslamlığın yalnız ahreti sağlayan bir sistem olmayıp dünya hayatını da düzenlemesi medreseyi her türlü bilimlerin ve bu arada edebiyatında önderi yapmıştı. Medrese eğitim dili olarak Arapçaâyı , edebiyat dili olarak Farsça,Arapça kelime ve kurallarıyla yoğrulmuş Osmanlıcayı , edebiyat ideali ol arakta dünya ve sosyete ile bağıntısı bulunmayan mücerret bir alemin değerlerin kabul etmişti. Medresenin tesir sahası dışında kalan büyük Türk topluluğunun duygu ve düşüncelerini öz dilinde ve çok kere mistik eğilimlerin dışında belirtmeyi Osmanlı cemiyetinde edebiyatın divan edebiyatı ve halk edebiyatı bölümlerine ayrılmasını neticelendirmişti. Osmanlı devletinin mukadderatında rol sahibi bilgin ve aydınların edebiyatı divan edebiyatı idi. Bu bilgin ve aydınlar Osmanlı devletinin siyasette olduğu gibi ilimde de kendi yetersizliğine inandığı müddetçe Batı dünyası ile düşünce bağlantıları kurmayı küfür saydılar.
Fakat Tanzimat ile birlikte Batının kültürel değerlerine de yönelme başlamıştı. Bu dönem de Tanzimat aydınlarından Ziya Paşanın ââHarabat ââ adlı eserinde yer alan şu sözle dikkat çekmektedir.
ââCihanı anlamak isterken Avrupa dili öğrenmeli, orada fenler ilerlemiş ,öğrenmekten çekinme ; oradaki fenleri bilmek gerek: bağnazlığı deliliği bırak ;bir kimse dille kafir olmaz, onsuz kişi tam şair olamaz , Sen de vatanseverlik varsa onları öğrenmeye çaba göster. Onları tercüme etki millet yararlansın , Sanatlarını ve ilimlerini al , kötülüklerini ve törelerini bırak, Taklit ile kendi aslını unutma , milli değerlerini aşağı görmeââ
Avrupaâya giden Türk gençleri (öğrencileri ) Avrupaânın düşünce ve sanat alemiyle de temas ettiler bu düşünce dünyasıyla temas onlarda Batı ile Doğu değerleri arasında bir savaşın başlamasına yer verdi. Sonuçta, Batının değerleri , Doğunun değerleri yanında yerleşmeye başladı. Bununla beraber Tanzimat bilginlerinden Avrupaâyı tanıyanlar tam manasıyla Batılı adam olamadılar divan edebiyatının şekillerine , Doğunun mistik felsefesine kısmen bağlı kaldılar. Fakat batı kaynaklarıyla sağladıkları temas neticesinde Batının edebiyat ve sanat şekillerini , hatta bu edebiyat ve sanatın konularını ve bu konuları işleyen şeklini benimsemeye başladılar. Ancak, Tanzimat bilgin ve aydınları İslamlığın felsefesiyle yoğrulmuş oldukları için Tanzimat edebiyatında türlü yönden din değerlerine yer vermekte devam ettiler. Bu sebeple devletin ve cemiyetin diğer alanlarında yapılan yeniliklerde gördüğümüz ikilik Tanzimat edebiyatında da sürdü.
Ayrıca Avrupai tipte okullar açılmasıyla birlikte Türkçeânin ilim ve edebiyat dili olabilmesi için bir takım çalışmalarda yapıldı.
Gülhane Hatt-ı Hümayununun bir anayasa gibi alkışlayan Fransız gazetelerinden birinde yer alan şu ifadeler dikkat çekicidir:
ââTazimatın gerçekten verimli olabilmesi için, Müslüman tebaa ile Hıristiyan halk arasında bütün ayrılıkların kaldırılması ve konuşulan Türkçe ile yazı Türkçe si arasındaki ayrıntıları açıkça belirterek, aynı maksadın gerçekleştirilmesi için dilin de sadeleştirilmesi gerekir.ââ
Ancak medrese mektep çatışması bu konuda hızlı gelişmenin olmasını engellemekteydi. Daha basit daha çok kişinin anlayabileceği bir dili tercih etmek gerektiği bu devir aydınlarından bir kısmının savunduğu görüştü. Mesela Ziya Paşa ââMaliye dairesinden çıkan bir yazıyı yazan okuyabilir ama elinden yazı alınsa ve yazı konusunu anlatması istenseââ diyerek resmi yazışmalarda kullanılan uslubu tenkit etmekteydi.
Ali Suavi Osmanlı dili deyiminin yanlış olduğunu , bunun siyasi bir tabir olduğunu belirterek doğrusunun ââTürk diliââ şeklinde olması gerektiğini ifade edip yazıların anlaşılmazlığı yüzünden halkın cahil kaldığını savunmuştu.
Şüphesiz dilde yenileşme taraftarları birden bire söylediklerini gerçekleştirebilmiş değildi, ancak bilhassa üst makamlarda bu görüşe taraftar olanlar çoğaldıkça gittikçe resmi yazışmalarda daha sade ifade kullanılması söz konusu oldu. Bunlar arasında Mustafa Reşit Ali, Fuat Paşalar önde gelenlerdendir. Ali Paşa kaba Türkçe yazmakla övünürdü. Medrese kökenli olduğu halde bu hususta en önemli hizmeti Ahmet Cevdet Paşa yapmıştı. O 1851âde kurulan Encümeni Danışın kuruluşu hakkında hazırladığı layihada:
ââEncümen, Türk dilini geliştirecektir. Bu dil ihmal edilmiştir. Eskiler eserlerinde Arapça ve Farsça kelimelere o kadar yermişlerdir ki bir sahifede ancak bir iki Türkçe sözcüğe rastlanmaktadırââdiyordu.
Türkçeânin yapısı ve problemleri hakkında bilhassa 2. Abdulhamit devrinde önemli ilerlemeler olmuştur.
Tanzimat, kelime anlamı olarak ( tanzimâin çoğulu ) idari işlerin düzeltilmesi için alınan tedbirlerin ve yapılan uygulamaların tümüdür. Geniş anlamda Tanzimat, Osmanlı devlet yapısında ve devlet toplum ilişkilerinde yapılan düzenlemeleri ifade eder. Bu düzenlemelerin ayrıntılarına inildiğinde bu bir âyeniden yapılanma â olarak da değerlendirilebilir. Tanzimatâa bu tanımı itibariyle III. Selim ve II. Mahmut reformlarını sokan yazarlar da olduğu gibi, Tanzimat döneminin II. Meşrutiyetâe kadar ( 1908 ) sürdüğü görüşünü savunanlar da vardır.
Tanzimat 26 Şaban 1255 ( 3 Teşrin 11. 1839 ) tarihinde Tanzimât-ı Hayriye fermaâ nın ilan olması ile başlar. Bu fermanın Top kapı Sarayıânın Gülhâne Bahçesinde okunup ilan edilmesinden dolayı, diğer bir adı da Gülhâne Hattı Hümâyûnuâ dur.
Tanzimat hareketi farklı şekillerde tarif ve tavsif edilmiştir:
-Her şeyden evvel Türkiyeâ ye karşı daha mülayim ve müsedekar davranmasını temin için Avrupaâ yığ memnun etme hareketi.
-Tanzimat hukuki değil sırf siyasi bir eserdir.
-Mecburi kültür değişimleri devri.
-Gülhâne Hattı Hümâyûnu şeraitten doğmuş değil, herkesin bilgisine Türkçe sunulmuş toplum bilgili ilkelerdir.
Padişah bu ilkeye uyacağını söyleyerek kendi idaresinin sınırını çizmiş oldu.
-Tanzimat ve Gülhane Fermanları Türkiyeâyi modernleştirmek iddiasıyla batılı devletler tarafından empoze edilen birer anlaşma mahiyetindedir. Her ikisinde de asıl hedefi Türk devletinin kendi vatandaşları ve kendi ülkesi üzerindeki hükümranlık haklarını sınırlamak ve bilhassa Avrupalıların yerli temsilcisi durumunda bulunan azınlıkları imtiyaz vermektir. Türk devleti bundan sonra bütün vatandaşlarına adalet ve şefkatle muamele edeceğini, artık kimseye zulüm yapılmayacağını, her işte kanunun hakim olacağının ilan ederken kendi siyasi ve sosyal nizamının o ana kadar despotik bir sistemden ibaret bulunduğunu kabul ediyordu.
Başlanğıçtan itibaren husule gelen fikir hareketleri ile o devirden günümüze kadar cereyan eden tarihi hadiselerin neticelerine bakılar-ak tanzimat , kısaca Türkiyeâde meşruti bir idarenin kurulmasına zemin hazırlayan bir kültür ve ıslahat hareketi olarak tarif -ı edilebilir.
TANZİMATâIN ÖZELLİKLERİ
Osmanlı Devletinde yapılan ıslahat hareketleri iki döneme ayrılır. Birinci dönemdeki ıslahat hareketlerinde Osmanlı Devletinin kendi tarih ve kültürünün , İkinci dönemdeki ıslahat hareketlerinde ise Avrupa kültürünün etkileri görülür.Tanzimat ikinci dönem hareketleri içinde yer alır.
Tanzimat döneminin öncekilerden ayrıldığı birinci nokta, Tanzimat reformlarının padişahtan değil , az sayıdaki fakat etkili devlet adamlarının gelmesi ve bunlar eliyle yürütmesidir. ( Mustafa Reşit ve Fuat Paşalar,,,,) o kadar ki Tanzimat döneminin ve bunun etkilerinin bile bu paşaların siyasii ve fiziki ömrüyle sınırlı kaldığı söylenebilir.
Tanzimatâın ikinci özelliği, Osmanlı devlet sistemiyle ilgili değişmelerde , dış etkenlerin rolünün elle tutar hale geldiğini göstermiş olmasıdır.
Tanzimatâın üçüncü ayır edici özelliği, ilk defa olarak geniş kapsamlı bir reform programını getirebilmiş olmasıdır.
TANZİMATâIN SEBEBLERİ
Tanzimatâı hazırlayan sebeplerin menşelerini Osmanlı Devletiânin ıslahat tarihinde aramak lazımdır. Bir İslam ve Türk devleti olarak kurulmuş ve kendine has bir medeniyet ve kültür vücuda getirmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, kanun ve nizamlarının bozulmadığı , kültür ve medeniyet seviyesi bakımından Avrupaâdan üstün veya aynı seviyede bulunduğu devirlerde bir ıslahat teşebbüsüne hiç ihtiyaç duymamıştı.
Birçok müellifin belirtildiğine göre 16. Asrın ilk yarısında en kudretli devrine ulaşmıştı. Fakat 16. Asrın ikinci yarısında devletin kanun ve nizamları bozulmaya başladı.
17.Asrın ilk yarısından itibaren Osmanlı Devletiânin ıslahata muhtaç olduğu zarureti kendini gösterdi. ll. Osman ve 4. Murat zamanlarında , bilhassa Köprülüler döneminde ıslahat teşebbüsü Osmanlı Devleti'ni meşgul eden başlıca meseleler arasında yer aldı. Fakat yapılan ıslahat hareketlerinin istinat ettiği fikirler Koçi Bey Risalesi'nde görüldüğü üzere Avrupa'dan ziyade bizzat Osmanlı Devletinin kendi tarih ve kültüründen ilham almakta idi.
18. asra büyük karışıklıklar içinde giren Osmanlı rönesanstan beri her sahada yeni ilerlemeler kaydeden Avrupa Medeniyeti karşısında kendi siyasi biriliğini muhafaza ve devletin devamını teminat altına alabilmek için bu medeniyetten faydalanmak zaruretinde bulunduğunu kabul etmek mecburiyetinde kalır.
19.yüzyılda Avrupa, Fransız İhtilaliânin tesiri ile demokratik hayatta verimli bir gelişme gösterirken Osmanlı Devleti devrin ihtiyaçları ile bağdaşmayan bir görüşe ve rejime saplı kaldı. Rusya ve Avusturyaânın Türkiye üzerindeki kötü emel ve tutumları zamanla daha da arttı. Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde ekonomik çıkarları olan Fransa ve İngiltere İle kendi menfaatleri icabı , Osmanlıları tutuyorlar mülkünün tonluğunu istiyorlardı. Fakat Balkanlarda Hıristiyan Devletlerinin kurulması konusundaki tutumları , Prusya ile aynı idi ve azınlıkları koruyorlardı. Mehmet Ali Paşa Kuvvetlerinin üstün başarısı (1831-1839) Osmanlı Devletinin zaafını ortaya çıkarmıştı. İngiltereâden yardım alamayan ll. Mahmut Rusyaânın kucağına atılmıştır. Türkiyeâyi içinde bulunduğu elim durumdan kurtarmak için onu güçlendirmek ve Avrupa devletlerine güven verecek ıslahat yaparak onların sevgi ve yardımını sağlamak gerekli idi . İşte Tanzimatâın başlangıcı olan ââGülhane Hattı Hümayun-u ââböyle bir zaruretten doğdu.
Tanzimat Fermanıânın dilbacesinde belirtildiği gibi devlet 150 seneden artan bir buhran içindedir. Gerçi Osmanlı yöneticisi ve cemiyeti geçen bir buçuk asır boyunca mali, idari , askerlik alanında , arazi rejiminde zaman zaman bazı önemli düzenlemeler ve bazı yeni prensipler getirmeye gayret etmiştir. Ancak artık tümden bir düzenleme kaçınılmazdı ve asıl önemlisi yeni bir hukuki düzenlemeyle Avrupa sisteminden esinlenen yeni bir kadifikasyona gidilmekteydi
ABDULMECİD VE MUSTAFA REŞİD PAŞA
2. Mahmutâun ölümü üzerine tahta oğlu Abdulmecid Efendi geçti . Yeni padişah henüz on sekiz yaşında idi . Bilgisi ve tecrübesi imparatorluğun geçirmekte olduğu büyük buhranı çözmek için yetersizdi. Babasından miras kalan iki pürüzlü problem devamlı ve anlayışlı bir çalışma istiyordu. Problemlerden biri Mısır Paşası Mehmet Ali ile yapılmakta olan harp , diğeri de Osmanlı Devletine yeni bir düzen vermek için ilanı kararlaştırılmış bulunan ââTanzimat ââ idi .
Gülhane Hattı Hümayunu ile Tanzimat Devrini başlatmış olan Abdulmecidâin padişahlık anlayışı genel çizgileriyle diğer Osmanlı Padişahlarından farklı olmakla beraber bunun bazı yeni ilkeler getirdiğini görüyoruz. Abdulmecid geleneklerden daha çok devrin gereklerine göre yetişmiş devrinde diplomasi dili Fransızcaâyı öğrenmiş Avrupaâdaki gelişmeleri izleme olanağı bulmuştu.
Abdulmecid saltanatının ilk günlerinde Osmanlı ordusu Nizipâte Mısır kuvvetlerine yenildi . Bunun hemen ardından Firari Ahmet Paşa bütün Osmanlı donanmasını Mehmed Ali Paşaya teslim etti. Böylelikle Osmanlı Devleti bir anda ordusuz ve donanmasız kaldı. Yeni padişah devletin kilit noktalarına güvendiği adamları getirdi. Ancak bunların arasında en çok güvendiği Hariciye nazırı Mustafa Reşit Paşa idi. Mustafa Reşit Paşa Londra ve Paris büyükelçilikleri görevinde bulunmuştur. Avrupa devletlerinin Osmanlıları karşı güttükleri siyaset hakkında geniş ve gerçeklere dayanan bilgileri vardı.
Mustafa Reşit elçiliği sırasında yolladığı layihalarla padişah üzerinde etkili olmuştu. Tanzimat Devrinin açılmasında önemli bir yeri olan Mustafa Reşit Paşaya göre Osmanlı Devletiânin çöküşünün başlıca sebebi, eski tarz idarenin devam ettirilmiş olmasıydı.
Mustafa Reşit Paşa Avrupaâda bulunduğu sıralarda Fransa 1830 İhtilali ile mutlak devlet rejiminden meşrutiyet rejimine geçti. İngiltere yüzyıllardan beri meşrutiyet ile idare olunmaktaydı. Fransa ile İngiltere Avrupaâda Liberal Devletler Bloğunu kuruyorlardı. Avusturya, Prusya ve Rusya ise tanrı hakları sistemine bağlı idiler. Osmanlı İmparatorluğu esasen Liberal bir yapısı olduğu halde şekilde tanrı hakları sisteminde görünüyordu. Halbuki bu sistemin içine giren devletler Osmanlıya eskiden beri düşmandılar. Osmanlı Devleti varlığını kendi kuvvetleriyle koruyamayacak dereceye düşmüş olduğundan Avrupa siyasetinde geçen muvazene prensibinden faydalanması gerekli idi. Bunun içinde Osmanlı devletinin tamlığına taraftar olan Fransa ve İngiltere ile yakınlaşması akla yakındı. Bu ise Osmanlı Devletinin kuvvetlenmesini sağlayacak , devlet kurumlarında onların güvenliğini çekecek bir düzenin kurulmasıyla mümkündü. Mustafa Reşit Paşa böyle bir düzenin ââTanzimat-ı Hayriye ââ ile sağlanacağına inanmaktaydı.
GÜLHANE HATT-I HÜMAYUNUâNUN HAZIRLIK SAFHASI
Hükümdar Abdulmecidâin Avrupa zihniyetine yabancı olmaması Tanzimatâın ilanına müessir olan amillerden birini teşkil eder. Wondaânın ââSovvnirs Anecdotipues Surrla Turpuieââ adlı eserinde (s.5) ââAbdulmecid garb terbiyesi almış ve Fransızca öğrenmişti. Çocukluğundan beri kalbinde insaniyet, merhamet, adalet, ve âlicenaplık duyguları yerleşmişti. Etrafında kendisiyle beraber Avrupa terbiyesine göre yetişmiş Türk çocuklarından mürekkep bir grup vardı.ââ diye yazılmaktadır.
Reşit Paşanın Tanzimat hareketini ilanına karar vermesinde müessir saikler ve tesirler üzerinde duran Prof. Dr. Cevdet Baysun, Abdulmecidâin Mustafa Reşit Paşaya olan muamelesi hakkında;
ââGenç hükümdar Reşit Paşaya karşı çok mültefit davranıyor, fikirlerine kıymet veriyordu. Paşanın uzun müddet Avrupaâda da bulunmuş olması siyasi vaziyete herkesten ziyade vakıf bulunması ve diğer vükela ile aralarındaki farkı derhal meydana çıkarmış nüfuzunu ve kıymetini artırmıştı. Abdulmecid, Reşit Paşanın ikna edici sözlerinin ve doğru görüşlerinin tesiri altında kaldığından Tanzimat fikirlerine müsait bulunmuştu. İstanbulâa gelişinden Tanzimatâın ilanına kadar geçen dört aylık zaman bir hazırlık devresi mahiyetinde oldu. Reşit Paşa Padişahın huzuruna çıktıkça siyaseti vaziyeti , ıslahat lüzumunu anlatıyor , Fransaâda Thiers kabinesinin Mısırlılara gösterdiği taraftarlığı , İngiliz Efkar-Umumiyesinin bu husustaki kanaatini izah ediyordu. Nihayet Abdulmecit, Tanzimatâın ilanına muafa kat etmiş , mesele uzun uzadı ya tetkik edildikten sonra Fermanın Reşit Paşa tarafından okunmasına karar verilmişti...ââ demektedir.
FERMANâIN İLANI
Mustafa Reşit Paşa tarafından kaleme alınan Tanzimat Fermanâı 26 Şaban 1255 (3 Teşrin 11 1839 ) tarihine defaten Pazar günü yapılan büyük bir merasim ile ilan olundu. Top kapı Sarayı müştemilatından olan Gülhane Köşkü önünde merasim için büyük hazırlıklar yapıldı. Bu merasime sadrazam, şeyhülislam , bütün saray erkanı ve devlet ricali , ulema, esnaf cemiyetleri, Rum , Ermeni Patrikhaneleri ,Hahambaşı, İstanbulâda bulunan yabancı devlet sefir ve konsolosları iştirak ettiler.
Hatt-ı Hümayunu Mustafa Reşit Paşa okumuş , Padişah merasimi Gülhane Köşküânden takip etmiştir. Osmanlı tarihinde yeni bir devri açan Ferman okunduğu yere nispetle ââGülhane Hatt-ı Hümayunu ââ ve diğer adı ile ââ Tanzimat-ı Hayriye ââ Fermanı adını aldı.
Fermanın ilanı İstanbulâda bazı muhafazakar zümrenin memnuniyetsizliğine rağmen geçicide olsa birkaç gün bayram havası yarattı. Avrupaâda ise müspet olarak karşılandı ve Matbuatda yeni ıslahat hareketinin başarı elde edeceğini memnuniyetle belirtti. Ferman, ilanından sonra devletin resmi gazetesi onan ââ Takvim-i Vakayiânin nr-187 , 15 Ramazan 1255 (22 Kanun 1.1839 ) tarihli nüshasında yayınlandı.
TANZİMAT FERMANIâNIN ANA HATLARI
Gülhane Hatt-ı Hümayununu, içine aldığı başlıca düşünceler bakımından beş bölüme ayırmak mümkündür.
Birinci Bölümde, Osmanlı Devletiânin kuruluşundan itibaren Kuranâın hükümlerine ve şeriatın kanunlarına saygı gösterdiğinden , devletin kuvvetli ve halkın refahlı bir hale geldiği belirtilmektedir.
İkinci Bölümde, 150 yıldan beri türlü gaileler ve türlü sebeplerle ne şeriata ne de faydalı kanunlara saygı gösterildiği , bu yüzden de devletin eski kuvvet ve refahı yerine zayıflılığın ve fakirliğin geçmiş olduğu anlatılmaktadır.
Üçüncü Bölümde , bu itibarla Allahâın inayet ve Peygamberin yardımıyla devletin iyi idaresini sağlamak için bazı kanunların konulması gerektiğine işaret edilmektedir.
Dördüncü Bölümde de , yeni kanunların dayandırılacağı genel prensipler gösterilmektedir:
a-Müslüman ve Hıristiyan bütün tebaanın ırz, namus, can ve mal güvenliğinin sağlanması,
b-Verginin düzenli usule göre ayarlanması ve toplanması,
c-Askerlik ödevinin düzenli bir usule bağlanması.
Beşinci Bölümde, yeni kanunların dayandırılacağı genel prensiplerin gereği belirtilmektedir.
Gülhane Hattı , ilan edildikten sonra prensiplerinin belirtilmesine ve yürütülmesine geçildi.
TANZİMAT ALANINDA YAPILAN YENİLİKLER
İDARE VE HUKUK ALANINDA TANZİMAT
Gülhane hattının getirdiği yeni prensipler açıklandığı sıralarda, bu zihniyete uygun kanunları yapacak konumların da yaratılmasına çalışıldı.
İlkin Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye alındı.
2. Mahmud devrinde kurulmuş olan bu meclis bugünkü Danıştay ve Yargıtay kurullarının yetkisini kendisinde toplamaktaydı.1839âdan sonra Gülhane Hattı hümayununun içe aldığı genel prensiplere uygun kanun prensiplerinin de hazırlanması yine bu meclise verildi. Meclis bundan başka Tanzimatâa dokunan bütün problemleri incelemek ve karar vermek durumundaydı. Bu kurulda konuşulacak işler önceden yazılı olarak üyelere dağıtılır, sonra oturum açılırdı. Alınan kararlar padişahın tasdikinden kanunlaşırdı. Bu kurulun hükümeti denetleme yetkisi vardı.
Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliyeden seçilen bir komisyon , Hıristiyan tebaanın önceleri patrikhane vasıtasıyla Bab-ı Aliâye bildirdikleri şikayetlerini incelemekle görevlendirildi.
1854 yılında bu kurulun kanun lâhikalarını hazırlama , nizamnameleri ve talimatları düzenleme görevi yeni kurulan Meclis-i Ali-i Tanzimat adlı yüksek bir meclise verilmiş ve Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye ise sadece bir idari ve adli yargı organı olarak göreve devam etmiştir.
Tanzimat devrinde kanunlaştırma hareketleri başlamıştır. Bu çabalar; yeni ekonomik ilişkilerin gerektirdiği yeni hukuk kurallarını yaratmak , düzensizlikten bunalan halka hukuki güven ve eşitlik getirmek ve nihayet Avrupa devletlerini tatmin etmek ihtiyacından doğmuştur.
Önce Mayıs 1840âda Ceza Kanunnamesi çıktı. Kısmen Fransız hukukundan esinlenen bu Kanunnamede bütün Osmanlı uyruklarının yasa önünde eşitliği vurgulanıyordu. Ayrıca devlet görevlilerinin işleyebilecekleri suçlara verilen yer dikkati çekiyordu. Bu kanunun bir maddesine göre ââcüzeradan birisi tarafından bir çobanın bile canına kasıt vukuunda ol vezirin hakkında dahi kısas-i şerâi icra olunacaktırââdeniliyordu. Memurların keyfi tutumlarını önlemek için ââMemurin Kanunu ââçıkarıldı.(1846) . 1850âde bir Ticaret Kanunnamesi yürürlülüğe girdi. Bu kanunnamenin ilanı , şeriat çerçevesi dışındaki konularla uğraşan , ulemadan bağımsız bir hukuk ve yargı sisteminin Türkiyeâde resmen ilk tanınması idi. Bunu 1851âde değiştirilmiş bir ceza Kanunnamesi izledi.
Meslek değiştirmeyi yasaklayan 1834 tarihli kanun uygulanmadan kaldırıldı.
Tanzimat devrinde yeni bir adliye teşkilatı kuruldu. Bunlar şer-i davaların dışında kalan ve yukarıda anılan kanunların hükümlerine uyan davalara bakacaklardı.ââNizamiye Mahkemeleriââ adını alan bu kuruluşlar din hukukuna göre çözümlenmesi gereken davalara yetkili değildi. Bu konularda şer-i mahkemeler faaliyetlerine devam edecekti.Bu dönemde Hıristiyanların da şahitliği sayılmaya başlandı. Askeri Harbiye Nezaretince hazırlanacaktı.
Kanunlaştırma hareketinin en önemli zaafı ise birlik ve bütünlükten yoksun olmalarıdır. Bir bölümü İslam hukukundan gelen öbür bölümü ise Batı kaynaklarından aktarılan yasaların yanyanalığı bir ââkurallar ikiliğiââ yaratmıştır. Bu yüzdendir ki kanunlaştırma hareketleri köklü bir değişikliğe olanak vermemiştir. Bununla birlikte , mesuliyet ve yasallık gibi temel hukuk ilkelerinin yerleşmesinde oynadıkları rol azımsanamaz. Bunlar ayrıca padişahın mutlak iradesini sınırlayan bir mevzuat çerçevesinde oluşturmuşlardır.
İdari alanda; valilerin nüfuz ve yetkilerinin azaltılması, mali işlerin merkezden atanan geniş yetkili amirlerin eline verilmesi, taşra yönetiminin her kademesinde yerel yönetim meclislerinin kurulması gibi yeniliklere rastlanır. Ayrıca, kadılık örgütü daha sıkı bir denetime bağlanmıştır.Kaza ve köy yönetiminde asıl gelişmeler Tanzimat yıllarından sonra ortaya çıkmıştır.
Posta nezareti yenileşme yolunda bir çok düşüncenin gerçekleşme imkanını bulduğu Tanzimat döneminin hemen başında Ekim 1840âda kurulmuştur.
B-MALİYE ALANINDA TANZİMAT,
Gülhane Hatt-ı hümayununda verginin ayarlanması ve düzenli bir şekilde toplanması gereğine şu satırlarla işaret edilmişti;
ââBir devletin toprak bütünlüğünün korunması için asker ve daha başka gereçler için gider yapmak gereklidir. Bu ise akçe ile olur. Akçeye gelince , tebaanın vergisiyle sağlandığı için verginin düzenli bir şekle konulması çok önemlidirââ
Gülhane Hatt-ı Hümayununda işaret edilen bu durumu , 2. Mahmut görmüş ve Maliye nazırlığını kurarak devletin gelir ve giderlerini düzenlemek istemiştir. 2. Mahmut devrinin sonunda ve Tanzimat devrinin başlarında devletin başlıca kaynakları ;aşar, cizye ve devlete varlık sahiplerinin verdikleri vergi idi.
Tanzimatın ilk yıllarında (birinci ve ikinci) iltizam usulü kaldırılarak Maliye Nezareti yeni usule göre değiştirilerek yeniden kuruldu.Yani iltizam ile aşar toplama usulü yerine eminlikler kurularak, maliye memurları vasıtası ile aşarı toplama yolu kabul edildi.
Aşar vergisi her yıl eşit olarak alınmaya başlandı. Cizye alma işi kolaylaştırıldı. Bölgelere göre belirli olarak tespit edilen cizyenin toplanması, Hıristiyan kocabaşlarına (muhtarlara)bırakıldı. Fakat, cizyenin yalnız azınlıklardan alınması, Tazimatın getirmek istediği eşitlik prensibine aykırıydı. Bu sebepten cizye Islahat Fermanıânda kaldırıldı.(1856)
Tazimatla birlikte miri arazi sistemi ortadan kalkmaya yüz tuttu. Gerçi Tanzimat Fermanıânda buna dair bir hüküm yoktur, ama gittikçe batılı fikirlerin ülkeye girişine paralel olarak yöneticilerde özel mülkiyetin yaygınlaştırılmasına doğru bir eğilim olduğu gözükmektedir. Hem batı kökenli liberal fikirler hem de kapitülasyonların etkisiyle Fransız mülkiyet anlayışının etkisinde kalan devlet yöneticileri sistemin artık edilemeyeceğini düşünmeye başladılar. Tanzimat aydınları ââmiri arazinin özel mülk haline getirilmesinin Osmanlı Devletinin kurtuluşuna olumlu etkide bulunacağınaââ inanıyorlardı. Onlara göre, miri arazi rejimi mutlak mülkiyet kavramına aykırı ve serbest alışverişi sınırlayıcı yönü dolayısıyla terk edilmeliydi.1845 ve 1847 tarihli iradelerle başlayan bu değişim , 1849 tarihli irade ve 1858 tarihli Arazi Kanunnamesiyle sona erdi.
1840 yılında ââkaime-i mutebereââ adıyla ilk kağıt para çıkarıldı. Karşılığının olmaması, kısa zamanda sahtelerinin basılması nedeniyle halkın itibar etmediği bu para piyasadan geri çekildi.Bunun üzerine Avrupa paraları ayarında ââgümüş mecidiyeler ââçıkarıldı. Yabancı paranın yurda girmesi yasaklandı.
Yabancılardan ilk defa borç alma işi 1854 te gerçekleşti. Bunların faizleri çok ağır olduğundan ödenemedi. Nihayet Düyun-i Umumiye idaresi kuruldu.(1881) Böylece , devletin mali hükümranlığı sarsıldı ve zedelendi.
C-ASKERLİK ALANINDA TANZİMAT
Askerlik alanındaki ıslahata çok önceleri başlanmış.,Avrupaânın silah ve eğitimi orduya sokulmuştu. Fakat , bu alanlarda yapılan satıhta kaldı. Ruh ve yapı değişmedi, 2. Mahmutâun kurduğu Asakir-i Maksure-i Muhammedi ye de böyle idi. Askerlik için belirli bir yaş ve süre yoktu.
Tanzimatçılar, ordunun devlet hayatı için ehemmiyetini kavradılar.Fermanın ilk bölümlerinde askerlik görevinin önemi belirtilerek hakça uyğulanması ve bu görevin gerektirdiği harcamaların kaçınılmazlığı açıklanmıştır. Tanzimat Fermanı ile önerilen yenilikler askere alma ve askerlik süresi ile ilgilidir.Belirli bir yaşa gelenler arasında kura ile gerekli oranda asker alınması ve bunların beş yıl sonunda terhis edilmesi kabul edildi. Bununla ilgili nizamname 1847âde çıkarıldı. Buna karşılık daha önce beş yılını dolduranlardan isteyen terhis edilerek bunların yerine gönüllüler ve eyaletlerdeki redif askerleri alındı.
1843âte bütün kara kuvvetleri altı ordu halinde teşkilatlandırıldı. Bunlar merkezi İstanbul olan Hassa ordusu, Merkezi Üsküdar olan Der saadet (eski Mansure ) ordusu, Merkezi Manastır olan Rumeli ordusu, Merkezi Erzincan olan Anadolu ordusu , Merkezi Şam olan Arabistan ordusu ve Merkezi Bağdat olan Irak ordusuydu.
D- EĞİTİM ALANINDA TANZİMAT
Tanzimat fermanlarında eğitimden söz edilmemişti.Fakat, Tanzimat Fermanı ile birlikte getirilen yeni reformların başarıya ulaşmasını , çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına bağlayan Sultan Abdulmecit Maarif işlerine daha fazla önem vermeye başladı. Bunun üzerine Maarif meseleleriyle uğraşacak olan bir Muvakkat Meclis-i Maarif Teşkil edildi. Muvakkat Meclisin çalışmaları neticesinde , öğretimin batıdaki gibi üç kademeli olması ve okulların yönetimini sağlamak üzere bir daimi Maarif Meclisine ihtiyaç olduğu , hükümete bildirildi ve 1846âda Meclisi Maarif-i Umumiye Teşkilatı kuruldu ki modern anlamda merkezi teşkilatın temeli böylece atılmış oldu. Gayesi ve vazifesi Maarif ile ilgili meselelerde gerekli reformları yapmaktı. Bu meclis bir karar organı mahiyetinde olduğundan , aldığı kararları uygulamak üzere daha önce kurulmuş Makatib-i Rüştiye Nezaretiânden bağımsız olarak Mekteb-i Umumiye Nezareti teşkil edildi. Bu şekilde ayrı bir kuruluşun oluşturulmasındaki temel sebep Evkaf Nezareti dolayısıyla medrese zihniyetinin tesirinden mektepleri kurtarmaktı. Böylece öteden beri var olan eski-yeni mücadelesi yeni eğitimde ikilik iyice su yüzüne çıktı.Tanzimat adamları medreseleri ıslaha cesaret edemeyerek olduğu gibi bıraktılar. Yeni açtıkları mektepleri de tamamen din tesirinden kurtaramadılar.Medreseler şeyhülislama , askeri okullar ise Seraskere bağlı kaldı.
Tanzimat devrinde cehaletin giderilmesi ve kamu terbiyesinin sağlanabilmesi için sıbyan mekteplerinin ıslahı konusunda bazı kararlar alındı. Buna göre, eğitimin ıslah edilmesi işine ilk önce mahalle mekteplerinden başlanacak, mevcut okul hocalarına okutacakları derslerle ilgili birer talimat verilecek , yetersiz kimselere hocalık yaptırılmayacak , bu gibiler başka işlerde görevlendirilecek , sınıf ve imtihan usulü getirilecek , bütün işlemler nizam ve usule uygun yürütülecekti.
2. Mahmut devrinde sıbyan okullarının yetersiz olduğu anlaşılınca 1838 yılında ıslahı gidilmiştir. Sıbyan okullarının üstünde sınıf-ı sani okullarının açılmasına karar verilmiş daha sonra adları padişah tarafından değiştirilerek rüştiye olmuştur. Rüştiyelerin idaresi ile meşgul olmak üzere Makatib-i Rüştiye Nezareti kurulmuş ve başına da bir nazır tayin edilmiştir. Ancak, bu sırada açılan ve ilk rüştiye olarak tanıtılan Umum-u Edebiye birer rüştiyeden ziyade rüştiye seviyesinde meslek okulları idi. Rüştiyelerin durumu ve yeri 1845âte toplanan Muvakkat Maarif Meclisince Sıbyan Okullarının üstünde, Darâul Fünunâa öğrenci yetiştiren orta dereceli okul olarak belirlendi . 1847âde açılan ilk rüştiyenin olumlu sonuç vermesiyle hızla yenileri açıldı. Böylece, 1869âda çeşitli vilayetlerde 87, İstanbulâda 12-13 Rüştiye öğretim yapmaktaydı.
Başlangıçta ders ve öğretim süresi bakımından sık sık değişikliklere uğrayan rüştiyelerde Kurâan , Akaid, Arapça, Hesap ve yazıdan başka 1848 den sonra Farsça, Coğrafya ve Hendese dersleri ilave edilmiştir.
Rüştiye mezunlarının Darâul Fununun derslerini takip edemeyecekleri düşünülerek 1849âda idadi seviyesinde ilköğretim kurumu olan Valide Mektebi açıldı. Sonradan Darul Maarif adını alan bu okul zamanla açılan benzerleriyle üç yıllık lise sistemi kuruldu. İdadilerde okutulan dersler şunlardır; Türkçe Kitabet ve ihşa , Fransızca, Mantık, Coğrafya,Tarih-i Umumi, Cebir, Hesap ve Defter Tutma, Hendese, Kimya ve Resim.
1846 yılında Darâul Fünunâun binasının temeli atıldı. Darul Fünunâun İstanbulâun uygun mahallelerinden birinde açılacaktı. Öğrenciler yatılı olarak eğitim göreceklerdi. Böylece , Müslim ve gayri Müslimlerin bir arada okuyup yetişmeleri hedeflenmiş aynı zamanda bu şekilde sosyal barışın sağlanması planlanmıştı. Okulun bina ihtiyacını karşılamak üzere İtalyan Mimar Gaspare Fossatiâye devrin ölçülerine göre büyük ve modern sayılabilecek bir plan ve proje yaptırıldı. Yapımı yirmi yıl kadar sürdü. Darâul Fünunâun bu binadan hiçbir zaman müstakil olarak yararlanamadı sadece bazı odalarından faydalanılabildi. 1864âte bu binaya Maliye Nezareti taşındı.
1851âde Darâul Fünunâda okutulacak dersler için eserler hazırlanmak üzereEncümeni Danış ( ilk Osmanlı ilimler Akademisi) geçici olarak Darâul Maarif binasında Sadrazam Raşit Paşa, Hayrullah Efendi ve Cevdet Efendinin nutuklarıyla açılmıştır. Açılış töreninde Sultan bizzat hazır bulunmuştur. öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla da iki öğrenci eğitim yapmak üzere Parisâe gönderildi. Ercümenâi Danış kendisinden beklenen ders kitabı hazırlama vazifesini yerine getirememiştir. Zira1863âte Darul Fünunda serbest derslere başlanıldığında Ercümen-i Danışın burada okutmak üzere tek bir eser dahi hazırlamamış olduğu görülür.
Tanzimat devri eğitim çalışmalarından en önemli icraatlardan biri de öğretmen yetiştirmeye yönelik çabalardır. Bu amaçla 1848âde İstanbulâda ilk defa öğretmen okulu ( Darul Muaallimin ) açılmış daha sonra vilayetlerde de açılması cihetine gidilmiştir. Böylelikle gerçek anlamda eğitim reformunun başlatılabilmesi için en önemli adımlardan biri atılmış oluyordu.Darul Muaallimin ilk müdürü 1850 tarihinde tayin edilen Meclis-i Umumiye Azasından Ahmet Cevdet Efendidir.
Tanzimat devrinde diğer öğretim kademelerinde olduğu gibi mesleki ve teknik öğretim alanında da bazı teşebbüslerde bulunulduğu görülmektedir. Bu alanda yapılan ilk teşebbüs 1847 tarihinde Yeşilköyâde açılan Ziraat Okuludur. Öğrencileri Müslim , gayri-Müslim olmak üzere karma olan ziraat okulunda Amerikalı , Fransız ve Ermeni uzmanlarda görevlendirilmiştir.
Bu dönemde sanayileşmeyolunda cılız adımlar atılmış olsa da yeni kurulan fabrikalara teknik eleman gerektiğinden 1848 yılında ilk olarak Zeytinburnu Sanayii Okulu açıldı. Fakat , bu okul öğretim elemanı yetersizliğinden ve maddi imkansızlıklar dolayısıyla çok geçmeden kapandı.
Sonuç olarak Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı İmparatorluğunun her alanında yeniden yapılanmaya çalışması bu yeni dönemde çağdaş kültür ve medeniyetin gereklerini yerine getirecek yetişmiş elemana olan ihtiyacı daha da artırmıştı. Batılılaşma ve modernleşme dönemi olarak ifade edilebilecek bu yıllarda girişilen teşebbüslerin başarısı yeni ve çağdaş eğitim ve öğretim kurumlarının yerleşmesine bağlıydı. Buna rağmen uzun zaman ilk okullar ve medreseler reform hareketlerinin dışında tutuldu. Şüphesiz böyle bir kararda devrin hakim güçlerinin tepkisini çekmeme düşüncesi rol oynamıştı. Dolayısıyla askeri okullarda başlayan eğitimde modernleşme hareketi ,Tanzimat yıllarında yavaş yavaş yer yer inişli çıkışlı bir gelişme seyri takip etti. Özetle, Tanzimat devri köklü bir yapı getirmekten ziyade Gülhane ve Islahat Fermanının öngördüğü idari,mali , vergi, siyasi , adli , ve sağlık reformlarını uygulayacak memur kadrosu yetiştirme yönünde olmuştur. Bu bakımdan Tanzimat devrinde, ilk ,orta ve yüksek öğretim hatta mesleki ve teknik eğitim için , nazari alanda önemli kararların alındığı fakat uygulamada ise başlangıç aşaması gözüyle bakılabilir.
E- EDEBİYAT ALANINDA TANZİMAT
Osmanlı İmparatorluğuânu yıkılmaktan kurtarmak veyahut onu batı medeniyetine yaklaştırmak için devletçe yapılan çalışmalar arasında ââEdebiyatta Tanzimat ââ diye bir problem yoktu. Fakat , 18. Yyâda başlayan ıslahat hareketleri ve Gülhane Hattı prensiplerinin bütünü edebiyata bir Tanzimat hareketi doğurmuştur.
Tarih yönünden Edebiyatta Tanzimat, yalnız bir sanat ve sanatçı işi değildir. Batının teknik, haklar, ve siyasetinin , onun dünya görüşünü , hayat anlamını , duygu ve düşüncelerini ifade de kullandığı şekilleri benimsemeye başlaması , Edebiyatta Tanzimat olayını anlatır.
Tanzifattan önce Osmanlı imparatorluğunda bilim ve sanat çalışmaları din telakkileri ile sınırlandırılmıştı. İslamlığın yalnız ahreti sağlayan bir sistem olmayıp dünya hayatını da düzenlemesi medreseyi her türlü bilimlerin ve bu arada edebiyatında önderi yapmıştı. Medrese eğitim dili olarak Arapçaâyı , edebiyat dili olarak Farsça,Arapça kelime ve kurallarıyla yoğrulmuş Osmanlıcayı , edebiyat ideali ol arakta dünya ve sosyete ile bağıntısı bulunmayan mücerret bir alemin değerlerin kabul etmişti. Medresenin tesir sahası dışında kalan büyük Türk topluluğunun duygu ve düşüncelerini öz dilinde ve çok kere mistik eğilimlerin dışında belirtmeyi Osmanlı cemiyetinde edebiyatın divan edebiyatı ve halk edebiyatı bölümlerine ayrılmasını neticelendirmişti. Osmanlı devletinin mukadderatında rol sahibi bilgin ve aydınların edebiyatı divan edebiyatı idi. Bu bilgin ve aydınlar Osmanlı devletinin siyasette olduğu gibi ilimde de kendi yetersizliğine inandığı müddetçe Batı dünyası ile düşünce bağlantıları kurmayı küfür saydılar.
Fakat Tanzimat ile birlikte Batının kültürel değerlerine de yönelme başlamıştı. Bu dönem de Tanzimat aydınlarından Ziya Paşanın ââHarabat ââ adlı eserinde yer alan şu sözle dikkat çekmektedir.
ââCihanı anlamak isterken Avrupa dili öğrenmeli, orada fenler ilerlemiş ,öğrenmekten çekinme ; oradaki fenleri bilmek gerek: bağnazlığı deliliği bırak ;bir kimse dille kafir olmaz, onsuz kişi tam şair olamaz , Sen de vatanseverlik varsa onları öğrenmeye çaba göster. Onları tercüme etki millet yararlansın , Sanatlarını ve ilimlerini al , kötülüklerini ve törelerini bırak, Taklit ile kendi aslını unutma , milli değerlerini aşağı görmeââ
Avrupaâya giden Türk gençleri (öğrencileri ) Avrupaânın düşünce ve sanat alemiyle de temas ettiler bu düşünce dünyasıyla temas onlarda Batı ile Doğu değerleri arasında bir savaşın başlamasına yer verdi. Sonuçta, Batının değerleri , Doğunun değerleri yanında yerleşmeye başladı. Bununla beraber Tanzimat bilginlerinden Avrupaâyı tanıyanlar tam manasıyla Batılı adam olamadılar divan edebiyatının şekillerine , Doğunun mistik felsefesine kısmen bağlı kaldılar. Fakat batı kaynaklarıyla sağladıkları temas neticesinde Batının edebiyat ve sanat şekillerini , hatta bu edebiyat ve sanatın konularını ve bu konuları işleyen şeklini benimsemeye başladılar. Ancak, Tanzimat bilgin ve aydınları İslamlığın felsefesiyle yoğrulmuş oldukları için Tanzimat edebiyatında türlü yönden din değerlerine yer vermekte devam ettiler. Bu sebeple devletin ve cemiyetin diğer alanlarında yapılan yeniliklerde gördüğümüz ikilik Tanzimat edebiyatında da sürdü.
Ayrıca Avrupai tipte okullar açılmasıyla birlikte Türkçeânin ilim ve edebiyat dili olabilmesi için bir takım çalışmalarda yapıldı.
Gülhane Hatt-ı Hümayununun bir anayasa gibi alkışlayan Fransız gazetelerinden birinde yer alan şu ifadeler dikkat çekicidir:
ââTazimatın gerçekten verimli olabilmesi için, Müslüman tebaa ile Hıristiyan halk arasında bütün ayrılıkların kaldırılması ve konuşulan Türkçe ile yazı Türkçe si arasındaki ayrıntıları açıkça belirterek, aynı maksadın gerçekleştirilmesi için dilin de sadeleştirilmesi gerekir.ââ
Ancak medrese mektep çatışması bu konuda hızlı gelişmenin olmasını engellemekteydi. Daha basit daha çok kişinin anlayabileceği bir dili tercih etmek gerektiği bu devir aydınlarından bir kısmının savunduğu görüştü. Mesela Ziya Paşa ââMaliye dairesinden çıkan bir yazıyı yazan okuyabilir ama elinden yazı alınsa ve yazı konusunu anlatması istenseââ diyerek resmi yazışmalarda kullanılan uslubu tenkit etmekteydi.
Ali Suavi Osmanlı dili deyiminin yanlış olduğunu , bunun siyasi bir tabir olduğunu belirterek doğrusunun ââTürk diliââ şeklinde olması gerektiğini ifade edip yazıların anlaşılmazlığı yüzünden halkın cahil kaldığını savunmuştu.
Şüphesiz dilde yenileşme taraftarları birden bire söylediklerini gerçekleştirebilmiş değildi, ancak bilhassa üst makamlarda bu görüşe taraftar olanlar çoğaldıkça gittikçe resmi yazışmalarda daha sade ifade kullanılması söz konusu oldu. Bunlar arasında Mustafa Reşit Ali, Fuat Paşalar önde gelenlerdendir. Ali Paşa kaba Türkçe yazmakla övünürdü. Medrese kökenli olduğu halde bu hususta en önemli hizmeti Ahmet Cevdet Paşa yapmıştı. O 1851âde kurulan Encümeni Danışın kuruluşu hakkında hazırladığı layihada:
ââEncümen, Türk dilini geliştirecektir. Bu dil ihmal edilmiştir. Eskiler eserlerinde Arapça ve Farsça kelimelere o kadar yermişlerdir ki bir sahifede ancak bir iki Türkçe sözcüğe rastlanmaktadırââdiyordu.
Türkçeânin yapısı ve problemleri hakkında bilhassa 2. Abdulhamit devrinde önemli ilerlemeler olmuştur.
