- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 8 Ay 24 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
1. KANDIRAâNIN TARİHÇESİ
Kandıra,Orhan Bey zamanında,1308-1317 tarihleri arasında Kocaeli Fatihi adıyla anılan Akçakoca Bey tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.1550âden itibaren bozulmaya başlayan ekonomik durum İzmitâi de etkilemeye başladı.Bunun Üzerine hazinenin gelirlerini arttırmak için devlet bazı önlemler almaya mecbur oldu.Bunlardan biri de âArazi Tahririleriniâ yenilemekti.Bunun üzerine pek çok kişi toprağını bırakarak soygunculuğa başladı.
1565âte Bursa sancak beylerinden Abdurrahman Bey eşkiyayı yakalayarak cezalandırmak üzere görevlendirildi.Bu yıllarda Suhte (Medrese öğrencisi) ayaklanmaları patlak verdi.
Bu ayaklanmaların İzmitâe büyük zararı oldu.özellikle Kandıra sık sık Suhtelerin saldırısına uğruyordu.1571 yılında Suhte olaylarından halkın yakınması üzerine İstanbulâdan Ulefeciler Ağası Ramazan Bey 100 askerle kasabanın yardımına gönderildiyse de olaylar yatıştırılamadı.
1573âte doruk noktasına ulaşan Suhte olayları,1592âde İstanbulâda başlayan veba salgınının İzmitâe de sıçraması zaten yaşanmaz hale gelen hayatı felce uğrattı.1868 yılından önce Kandıra,Üsküdar kazasına bağlı bir nahiyeydi.Kaza olunca Bağımsız İzmit Sancağına bağlandı.Coğrafi durumu,İstanbul,İzmit ve Karadenizâe yakınlığı sebebiyle Kandıra,İstiklal Savaşımızda oldukça yoğun faaliyetlerin yürütüldüğü bir yer oldu.
İstanbulâdan Milli Mücadele için kaçarak Ankaraâya gitmek isteyenler,İstanbul-Şile istikametinden Kandıraâya geldiler ve sonra Geyve Boğazı yolundan Ankaraâya ulaştılar.Bunların arasında Atatürkâün silah arkadaşlarından ve eski Harbiye Nazırı Fevzi Çakmak Paşa da bulunmaktaydı.Kandıra Kurtuluş Savaşı esnasında değişik işgallere maruz kaldı.1918âdeİngilizlerin,1920âli yıllarda Yunanlıların işgalini yaşadı.Bir dizi Rum,Ermeni,Abaza,Çerkez çetelerin saldırı ve tecavüzleri ile yağmalar gördü.Bütün bunlara rağmen Kandıra halkı ve köyleri başlangıçtan itibaren Kuva-yi Milliyeâyi ve Mustafa Kemalâin önderliğinde Kurtuluş Savaşıânı desteklediler.Dışarıdan hiçbir etkiye lüzum görmeden Kandıra halkı ve bilhassa köyleri,kendilerinden durumu anlayarak silaha sarılma zorunluluğu hissettiler ve birer baş seçerek,köy ve nahiye olarak,milis kuvvetleri kurarak mücadeleye başladılar.
Bunların bazıları Kandıra kazası Şehler nahiyesindenâHalit Mollaâ,Akçaova nahiyesinin Tokaçlar köyünden Ahmet reis oğlu âMolla Rıfatâ,Kaymas nahiyesinden âHalit Pehlivanâ, âDayı Mesutâçetesi, âYahya Kaptanâgibi çetelerdir.Milli mücadele yıllarında adını duyuran Kuva-yi Milliyecilerâden biri de Kandıra ve Karasu yöresindeki direnişi yöneten âİpsiz Recepâtir.
âEski Zam BeyiâApdullah Emiroğlu sülalesinden gözü kara bir Rizeâli...1862 doğumlu,ince uzun boylu bu delikanlı,mütareke öncesinde tuz kaçakçılığıyla geçinenRizeâli bir motorcudur.Motorunun Kefken Adası açıklarında batması üzerine çete kurar.Mütareke başlayınca çevresindekilerle Kuva-yi Milliyeâye katılır ve İngiliz müfrezelerine büyük kayıplar verdirir.Recep,Yunanlılara ani baskınlar düzenleyerek Kefken Adasına kaçar. âKefken Adasıânı üs olarak kullanır.
Anadoluânun üzerindeki sis perdeleri dağılıp,silah bırakıldığında hem maaşa,hem de İstiklal Madalyasına hak kazanmış 25 muhafızı ile kendisini borçlandırarak verilen Kızılcık köyünde bir yıl durur.daha sonra Akyazı Yenimahalle köyündeki evine döner.âHalit Mollaâ,Şehler nahiyesi gençlerinden beş altı yüz kişilik bir kuvvetin başına geçerek,her ferdin kendi silahını temin etmesini;Sifler ve Fındıklı köyleri civarında 100âer kişilik Rum Ermeni çetelerini tamamen imha ederek,Yunan taburuna da önemli kayıplar verdirir.Kaymaz nahiyesinden âHalit Pehlivanâ ise arkadaşlarıyla birlikte Rum,Ermeni,Abaza çeteleriyle mücadele eder.Akçaova nahiyesinden âRıfat Mollaâ,50 kişilik bir kuvveti kurarak önce kendi çevresindeki Rum çetelerini temizler;ardından İstanbul yolunu açmak için,halkı soyarak gelmekte olan 300 atlı Çerkez ve Abaza çetelerine karşı Rıza Bey ve grubuna yardım ederek bu çetelerin başarılı olmasını engeller.
Kandıra 21 Haziran 1921 sonlarına kadar Yunanlıların işgali altındadır.Kandıra halkının direnişini ve oyunlarının bozulduğunu gören düşman kuvvetleri çekilmek zorunda kalır. Temmuz 1921 sonlarında Kandıra kesin olarak Türk birliklerinin denetimine geçer.
2. KANDIRAâNIN FİZİKİ ÇEVRESİ ve NÜFUSU
Kocaeli ilinde nüfusu 10.000âi aşan yerleşmelerin en küçüğü Kandıraâdır.Karadenizâe açılan bir vadinin yamaçlarındaki düzlükte kurulmuş olan Kandıra,İzmitâe 48 kmâlik bir yolla bağlanır.19272de 2.660 olan nüfusu,1975âte 10.000âi aşmış (10.187),ama sonraki sayımlarda bu sayının altına inmiş (1980âde 8.161,1985âte 9,329),1990âda yeniden 10.000âi geçmiştir
3. KANDIRAâDA DEMOGRAFİK YAPI
Cumhuriyetin kurulduğu dönemden sonra doğum hareketleri izlenmeye başlanmıştır.Kandıraâda çok nüfuslu aileler olmamasına karşın her ailenin 6-7 tane çocuğu bulunmaktaydı.Çocuk sayısının fazla olmasında halkın bilinçli olmaması en önemli etkendir.Korunma metotları bilinmiyordu.Ulaşım yollarının açılmasıgörsel yayınların etkisi ve sağlık bakanlığının çalışmaları sonucu halk bilinçlenmeye başladı.70âli yıllarda ziraat teşkilatı ev ekonomistlerine hanımlara ev ekonomisi dersi verdirmeye başladı.Hanımlara zirai bilgilerin haricinde doğumla alakalı bilgilerde veriliyordu.Kandıraâda 1999 yılında doğan kız sayısı 943,doğan erkek sayısı 849âdur.toplam olarak 1792âdir.Doğum sayısı 1500âler civarında seyretmektedir.
Kandıra nüfus hareketliliği çok aşırı olan bir bölge değildir.Buna rağmen belirli zamanlarda iç ve dış görüşler olmuştur.Cumhuriyetten önce Karadeniz Bölgesinden daha çok Artvin ve Batum yöresinden Kandıra ve köylerine yoğun göç olmuştur.Kandıraânın en büyük köylerinden olan Beylebeyi Köyüâne Artvin ve Batumâdan gelen insanlar yerleşmiştir.Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Kandıraâda bulunan Ermeni ve Rumlar Kandıraâdan ayrılmışlar.Kandıraâdan ayrılan Ermeni ve Rumlar Yunanistan ve Bulgaristanâa göç etmişlerdir.İlçede bulunan Ermeni ve Rumların sayısı azdır.Çok az sayıda da Yahudi bulunmaktaydı.Filistinâde İsrail devletinin kurulmasından sonra İsrailâe göç etmişlerdir.Yakın zamanda muhacirlerin gelmesi ile göç almaya başlamıştır.
İlçede yerlileşmeye başlamış Romenlerde (Kıptilerde) bulunmaktadır.Göçebe olarak yaşayan Romenlerde vardır.İlkbahara doğru Adapazarı ve Kaynarcaâya göç ederler.
İlçede altı adet alt kültür grubu bulunmaktadır.İlçede nüfus yapılarına göre sıralanmaları şöyledir.
3.1. MANAVLAR
İlçede yaşayan yerli halktır.Osmanlı döneminde sarayın meyve,sebze ihtiyaçları Kandıraâdan karşılandığı için bu halka âManavâ adı verilmiştir.Tarım,hayvancılık ve bahçecilikle geçimlerini sağlamaktadırlar.Geçmişte ilçe merkezi hariç köylerde diğer kültürlerle etkileşim yok denecek kadar azdır.Günümüzde halk bu tutuculuktan kurtulmuştur.
3.2. LAZLAR
Osmanlı-Rus(93 harbi)savaşında Batumâdan kaçarak kandıra da Beylerbeyi köyüne yerleşen Lazlar,Beylerbeyi köyüne geldikleri zaman burada yaşayan halkı zorla yerlerinden ederek yerleşen Lazlar,daha sonra çevre köyler başta olmak üzere zamanla Kandıra ile etkileşim halinde bulunmaktadırlar.
3.3. MUHACİRLER
Bundan 110 yıl kadar önce Bulgaristan dan önce İzmitâe daha sonra da Kandıra da Kabaağaç ve Dalca köylerine yerleşmişlerdir.Diğer kültürlerle etkileşimleri zayıftır.Batı tarzı bir yaşam sürmektedirler.Toprağa bağlılıkları yoktur.Kültür özellikleri son yıllarda bir nebze zayıflamasına rağmen genel kültür özelliklerini korumuşlardır.
3.4. ROMANLAR
İlçede Akçakayran,Tekkeli ve Çarşı Mahallesinde asimile olmuş, manavlarla karışmış romanlar bulunmaktadır. Akçakayran mevkiinde bulunan romanlar göçebe bir yaşam tarzı sürmektedirler. İçede yaşayanlar tarafından dışlanmış tamamiyle parya bir yaşayış sergileyen Romanlar geleneklerine bağlılıkları ile dikkat çekmektedirler
3.5. YÖRÜKLER
İlçede kefken köyü ve çevresinde bulunan Yörükler 1950âli yıllarda ilçeye gelmiş ve yerleşmişlerdir.Geçimlerini hayvancılıkla sağlamaktadırlar.
3.6. ALEVİLER
Trabzonâdan gelerek ilçede Ballar köyü mevkiine yerleşen aleviler Laz Alevisi olarak bilinmelerine rağmen ilçede bulunan diğer lazlarla etkileşimleri yoktur. İlçede yaşayan diğer kültürlerle etkileşimleri zayıf olan Aleviler kendi içlerine kapanık bir yaşam sürmektedirler.
4. KANDIRA HALKININ YAŞAYIŞ BİÇİMLERİ
Kandıra halkı köylerde toplanmıştır. Sanayileşmenin başlamasıyla köy nüfusunun ilçeye yönelmesine rağmen Kandıra nüfusunun %80âini köylerde yaşamaktadır. Cumhuriyet döneminde bu oran %90âını bulmaktaydı. Sanayileşme başlamadan önce geçim kaynağı sadece tarım olduğu için Kandıralılar köyde yaşamak zorundaydılar. Kültürleri ve yaşayışları köy yaşayışlarına dayanmaktaydı. Kandıralılar evlerini iki katlı yapmışlardır. Bu şekilde alt katta hayvanlarına bakıyorlardı. Sanayileşme artıkça yaşayış biçimi farklılaşmıştır. İki katlı evlerden apartman dairelerine taşınmışlardır. Kandıra insanından maddi durumu çok iyi hala mütevazı bir hayat sürdüren insan sayısı oldukça fazladır. İlçede yaşayan Kandıralılar bulundukları yerlerde köy hayatlarının izlerini taşımaktadırlar.
Kandıranın köylerinde köy odaları bulunmaktaydı. Köy odalarında haftanın belirli günlerinde toplanılırdı. Burada muhabbet ve eğlence ortamı oluşturulurdu. Zaman zaman köylü bayanların yaptığı yiyecekler tüketilirdi. Köylere gelen misafirler köy odalarında ağırlanmaktaydı. Kandıranın daha küçük herkesin birbirini tanıdığı günleri özlemle alınmaktadır. O zamanlar insanların evlerini kilitleme adeti yoktu. Herkes kapısına anahtarını bırakır, bir misafir önceden haber vermeden anahtarı çevirip içeri girerdi. Herkesin birbirine karşı güveni vardı. Çarşıya, pazara inildiğinde anahtar kapının üzerinde bırakılırdı. Gece anahtarın alınmasından sonra sabah tekrar anahtar kapının üzerine konurdu. Ancak zaman değişti ve artık Kandıraâda eskiden söylense kimsenin inanamayacağı hırsızlık olayları görülmektedir. İlçede çok fakir insanlar bulunmamaktaydı. Sadece kasabanın İzmit yolu tarafını mesken edinmiş Romenleri fakirlikten muzdaripti ve yaşamları kasabanın ailelerinin dışındaydı. Eskiye ait Kandıra anılarında Romenlerin rolleri fazla yer almaz. Kendi kapalı cemaatlerinin dışında gözükmezken zamanla çarşı civarına yerleşip halk içine karışmışlardır. Bu Romenler hala çarşıda ikametlerini sürdürmektedirler. Yaşayışları Kandıra halkından farklılık gösterdiği için Kandıralılar tarafından tam olarak benimsenmemişlerdir. Birkaç yıl önce Kandıranın önde gelen esnaflarından birinin kızının Romen bir delikanlıya kaçması Kandıraâda hayretle karşılandı. Burada Romenlerin yaşayış tarzının gitgide Kandıralıların yaşayışına adaptasyon olmasının güzel bir örneği görülmektedir.
Kandıraâda yaşayan her ailenin kasaba dışında arazileri vardı. Bu arazilerin ekilmesi, ürün zamanı hasadın toplanmasında gelenlikle ailenin erkekleri sınırlı rol oynarlar, bu işleri köylüye para karşılığı yaptırırlardı. Ama zaman zaman, sadece erkekler değil kadınlarda tarlada çalışırlardı. Bunun dışında her ev kendi bahçesine sahip olduğundan meyve, sebze ihtiyacını kendileri ekerek karşılarlardı. Her evin birkaç hayvanı olurdu. Bu hayvanlardan kendi ihtiyaçları için yararlanırlardı. Kandıraâda ilk manav dükkanı 1950 âlerde açılmıştı. Bu dönemde herkes ekmeğini ya evde ya da mahalle aralarında bulunan fırınlarda yaparlardı. Çarşıdan ekmek almaktan utanılırdı. Aynı zamanda erkekler esnaflık ve zanaatkarlık yaparak geçimini sağlarlardı.
On beş yıl önceye kadar Kamu kurumlarına veya şahıslara ait eğlence mekanları yoktu. Sadece Garnizon Komutanlığında eğlence amaçlı gazino bulunmaktaydı. Bugün ise sayıları on beşi bulan cafe ve eğlence mekanları vardır. Kandıraâda ilk sinema Yelkenci Oğlu Pasajında açılmıştır. Şu an tam olarak amaca uygun çalışmamaktadır. Belediyenin haftanın belirli günleri Belediye salonunda gösterdiği filmler halkın ilgisini toplamaktadır.
5. KANDIRAâNIN EKONOMİK YAPISI
Kandıraâda tarım sektörü, ekonomik yapıda en başta yer alan sektörel yapıyı teşkil eder. Turizm ve imalat sanayi tarımın ardından en önemli ekonomik uğraş olarak karşımıza çıkmaktadır. 1999 yılı verileri itabari ile GSYİHâsi 9770 USD olarak belirlenmiştir 7 imalat firmasının bulunduğu ilçede GSYİHâda en önemli paya sahip olan tarım ürünlerini katma değerinin yüksek olmamasından dolayı gerçekleşen üretim sonucunda, GSYİH düşük bir rakam olarak çıkmakta ve il içinde Kandıraâda 1,46âlık bir paya sahip bulunmaktadır.
6. KANDIRA HALKININ AİLE YAPISI
Kandıraâda aileler ataerkil bir yapıya sahipti. Evler büyük olur ve bütün aile aynı evde kalırdı. Evin oğlu evlendiği zaman bir odaya gelinle damat yerleştirilir ya da eve yeni bir oda açılırdı. Küçük çocuklar büyüklerine karşı saygılıydı. Sofraya büyükten önce oturulmaz ve sofradan büyükten önce kalkılmazdı. Eğer aile kalabalık ve bir sofraya sığmıyorsa iki sofra kurulurdu. Birinde büyükler diğerinde ise küçükler otururdu. Aileler arası akrabalık bağları gelişmişti. Yakın köyde bulunan akrabalar sürekli birbirlerini ziyaret ederlerdi. Şayet yapılacak bir iş varsa (tarla sürümü) beraberce yaparlardı.Ailede sözü dinlenen büyük kişiler vardı.Bu insanın saygınlığı bulunurdu.Aile ve akrabalar arasında olan sorunları sözü dinlenen büyük kişiler hallederdi.Ailede hiyerarşi yaşa göre belirlenirdi.Herkes tarımla uğraştığı için statü sahibi insanlar bulunmamaktaydı.
7. KANDIRAâDA DİN ve DİNİ GRUPLAR
Kandıra da işgal zamanında Hıristiyanlar ve Rumlardan azda olsa buraya gelmişlerdir.Bunlar tüccarlık ve esnaflık yapmışlardır.Kurtuluş savaşının kazanılmasının ardından Yunanistanâa yönelmişlerdir.Çok az sayıda da Yahudi bulunmaktaydı.Yahudiler Filistinâde 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasının ardından Kandıraâdan İsrailâe göç etmişlerdir.Kandıra halkının %99âu Müslümanâdır.Müslümanlar Hanefi mezhebine bağlıdırlar.
8. KANDIRAâNIN KURUMLARI
8.1. GARNİZON KOMUTANLIĞI
Garnizon Kandıraâda ki değişimin en büyük faktörlerinden biridir. Kurum olarak Kandıraâya ilk gelen kurumlardan biridir. Kandıraâyı eğitim,sanayi ve kültür bakımından değiştirmiştir. Askeriyenin gelmesiyle Kandıra halkı Kandıra dışındaki dünyayı algılamaya başlamıştır.
Askeriye ile birlikte asker çalışanlarının eşleri de Kandıraâya ikametgah etmişlerdir. Aileler arası etkileşim had safhaya kadar çıkmıştır.Giyim kültürü üzerinde direk bir etkisi olmuştur. Zaman zaman Garnizon Komutanlığıânda giyim defileleri düzenlenmiştir. Kandıra ilçesinde bulunan halkın bu defilelere katılımı yoğun olmuştur. İlk eğlence mekanlarından biri Garnizon Komutanlığıânda açılmıştır. Eğlence kültüründe değişimler olmuştur. Şu anda ise aileler arası etkileşim devam etmektedir. Kandıraânın merkezinde asker ailelerin bulunduğu bir site yer almaktadır.
8.2. HALK EĞİTİM MERKEZİ
Kandıra ve civarındaki köylerde bulunan eğitim görmemiş halkı okuma yazma da dahil bütün konularda bilgilendirmektedir. Her sene kurs programları düzenlenmektedir. El sanatları,makine nakış,ev ekonomisi,ev tekstili gibi derslerin haricinde gelen taleplere göre de kurs açılmaktadır. Üniversite için hazırlanan öğrencilere burs imkanı sağlanır. 2002 senesinde bilgisayar kursu açılmıştır. Kursa katılım oldukça yoğundur. Halk evinin ilçede bir binası bulunmaktadır. Bunun yanı sıra köylerde bulunan her muhtar bir temsilci durumundadır. Halk Eğitim Merkezi muhtar veya köylerden görevli kişilerle sürekli irtibat halindedir. Halk evleri bütün ülkede olduğu gibi Kandıraâda da çağdaş bir seviyeye getirmeye çalışmaktadır. Kandıraâda Halk Eğitim Merkezi kurulduğundan beri bir çok çalışmada bulunmuştur. Kandıra ilçesi ve köylerinden çok sayıda insana eğitim imkanı sunmuştur. Kandıraânın kültürünü,folklorik özelliğini koruyarak çalışmalar yürütmüştür.
8.3. KAYMAKAMLIK
Kaymakamlık Kandıraâda 1868 yılında Kocaeli Sancağına bağlanarak ilçe olan Kandıra ilçe olduğu yıldan itibaren değişmesini ve gelişmesini sürdürmüştür. Son yıllarda kaymakamlığın Eğitim-Öğretim ve toplumsal kültür değişimi amaçlı yaptıkları çalışmalar ilçede semeresini göstermiştir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığı ile de bir çok yoksul öğrenciye eğitim hakkı tanınmıştır. Taşımalı eğitimle okuyan öğrencilere öğle yemekleri kaymakamlık tarafından verilmektedir. Öğrencilerin para tardımı ve yurt imkanıda sağlanmaktadır. Ayrıca okuma-yazma bilmeyen vatandaşlarımız için açılan Ali okullarına destek olunmaktadır. Zaman içersinde kaymakamlığın desteği ile ilçede tiyatro ve çeşitli kültürel faaliyetler düzenlenir.
8.4. BELEDİYE
1868 Yılında Belediye olan Kandıraâda şüphesiz belediyenin etkisi büyüktür. Halk kütüphanesi kültür merkezi ile ilçe gelişimine olumlu etkilerde bulunmuşlardır. Zaman zaman sinema gösterimleri ve her sene düzenlenen sanat müziği,İngilizce kursları ile yerli halka sosyo kültürel hizmetler verilmeye çalışılmıştır. Her yıl düzenlenen namazgah şenlikleri ve yoğurt festivalinin Kandıraânın gelişimine olumlu etkisi olmuştur.
9. KANDIRAâDA MİMARİ
İlçe mimarisinde zaman içersinde öncelikle çivi kullanılmadan birbirine geçme tahtalardan yapılan âÇandıâ binalar,daha sonra tuğla ve tahta karışımından yapılan 2Kagirâ yapılar ve yakın bir zamandan itibaren de betonarme yapılar görülmüştür. İlçede az da olsa kagir evlere rastlamak mümkünken çandı yapılara rastlanmamaktadır.
9.1. ÇANDI
Kertilip birbirine geçirilen uzun kütüklerle,çivisiz olarak yapılmış binalara denir. Geçmişte bir çok örneği bulunan bu tür yapılar,günümüze kadar ulaşmamıştır.
9.2. KAGİR
Tahta tavan ve tahta kapı süslemelerinin ön planda olduğu kagir yapı tipinde örnekler ilçe merkezi ve köylerde bulunmaktadır.
9.3. BETONARME
Günümüz yapı tipidir. Son yıllarda Kandıra evleri hızlı bir oluşum süreci içinden geçerek ilçe ve köylerde bulunan binaların çoğu bu yapı tipine uygun olarak yapılmıştır.
10. KANDIRAâDA YEMEK KÜLTÜRÜ
İlçede yiyeceklerin temelini yabani bitki ve hamur işleri oluşturmaktadır. Bulgur,yarma,mısır unu ile yapılan yiyecekler dikkat çekmektedir. İlçede tuz,kırmızı biber ve kuru nane dışında baharat tüketilmemektedir. Et kültürü ise yok denecek kadar azdır. Özel günlerde yapılan etli yiyeceklerde yöreye ait değildir. Mısır unu ve buğday unu karışımı yapılan yiyecekler dikkat çekmektedir.
10.1. KETEN HELVA
Kocaeli ilinin genelinde yaygın olarak üretilen ve herkes tarafından sevilen pişmaniyenin atası olarak benimsenen,yöreye özgü bir tatlıdır.
Eski dönemlerden itibaren kış mevsiminde özel arkadaş toplantılarında (kimi eski insanlar bu toplantılar için âkısır düğünüâ adını kullanmaktadır) yapılan bir tatlıdır.
Helva yapıldıktan sonra kar üzerinde dinlendirilmesi gerektiğinden,özellikle karlı havalarda helvanın yapılmasına özen gösterilir. Keten helvanın yapımı aynı pişmaniye yapımına benzediğinden birkaç kişi tarafından büyük bir tepsi etrafında helva ağda kıvamına gelmiş şeker,limon,su karışımının un ile yoğrulmasıyla elde edilir.
10.2. ÜRE
Ana maddesi darı olan,yöreye özgü sütlü bir tatlıdır. Bir tencerede kaynayan sütün içine yavaş yavaş konulan yıkanmış darılar,tahta kaşık yardımıyla koyulaşıncaya kadar karıştırılır.
Koyu kıvama gelen üreye ocaktan alınmaya yakın şeker ilave edilir ve sonra küçük kaselere alınarak soğumaya bırakılır. Darı az miktarda kullanılmasına rağmen,pişince çok miktarda süt tatlısı elde edildiğinden âüreâ adı verilmiştir. Muhallebi görünümündeki bu tatlı,en çok düğünlerde tercih edilmektedir.
10.3. KAÇAMAK (MALAK)
Genellikle beyaz undan yapılan,ancak Karadeniz kökenli toplulukların göç etmesiyle mısır unundan da yapılan bir yemektir.
10.4. MANCARLI PİDE
Kandıra mutfağında önemli bir yere sahip olan hamur işi bir yemek çeşididir. Genellikle ekmeği fırına sürmeden önce,daha kor ateşte pişirilir. Kırlarda yetişen mancarlar toplanarak,pide içi olarak hazırlanır ve önceden mayalanmış hamur açılarak içersine sıvanır. Pişirildikten sonra pide üzerine tereyağı sürülür ve ayranla servis yapılır.
10.5. OLAĞAN VE OLAĞANÜSTÜ DURUMLARDA HAZIRLANAN YEMEKLER
10.5.1. DÜĞÜN
Pirinç pilavı,Kara Lahana sarması,Arpa Şehriye Çorbası ve Dartılı Keşkek
10.5.2. KANDİL
Herkes durumunun el verdiği ölçüde bazı yiyecekler yaparak dağıtır. Genelde lokum,mancar pidesi ve bisküvi dağıtılır.
10.5.3. HIDIRELLEZ
Evlerinde sütü olanlar peynir yaparak kapı önlerine yoksulların alması için koyar. Ayrıca Baba Tepesinde pirinç pilavı ve kızarmış kuzu dağıtımı geleneği vardır. Halen daha bazı köylerde peynir yapılarak dağıtılması geleneği vardır.
10.5.4. CENAZE
Cenazelerde pirinç pilavı,tavuk ve mutlaka un helvası yapılması geleneği vardır.
10.6. YEMEKLERDE KULLANILAN ARAÇ VE GERÇLER
İlçede sokak fırınları önemlidir. Geçmişte evlerde aş odalarında bulunan ocaklarda yemekler pişirilirdi. Yemeklerin pişirilmesinde bakır mutfak gereçleri kullanılırdı. Günümüzde çelik ve teflon mutfak gereçlerinin yaygınlaşmasından sonra bakır mutfak gereçleri önemini ve kullanılırlığını yitirmiştir.
11. KANDIRAâDA TEMİZLİK KÜLTÜRÜ
11.1. BULAŞIK TEMİZLİĞİ
Geçmişte bulaşıkların temizliğinde kül kullanılırdı. Bulaşık deterjanının olmadığı dönemlerde külle ovulan bulaşıklar bol su ile durulanırdı.
11.2. ÇAMAŞIR TEMİZLİĞİ
Çamaşır temizliğinde kül suyu kullanılırdı. Bir gece önceden bezin üzerine konularak üstüne su dökülen küllerin suyu altta bir kazanda toplanır,çamaşırlar bununla ıslanır,ertesi gün kalıp sabunla yıkanarak temizlenirdi. Günümüzde bu uygulamalar tamamıyla kalkmıştır.
12. KANDIRAâDA GİYİM-KUŞAM SÜSLENME
Günümüzde köylerde şalvarlar giyen bayanlara rastlamak mümkündür. Bunun haricindeki diğer elbiseler kullanılmamaktadır. Bunda giyim kültürünün git gide değişmesi etkendir. Ketenden yapılan kültür elbiseleri ise ketenin ekilmemesinden dolayı ortadan kalmış durumdadır. Kandıraâda insanlar giyim ihtiyaçlarını kendi yetiştirdikleri bitkileri hammadde olarak kullanıp bu bitkileri çeşitli evreden geçirip iplik haline getirip kullanıma uygun elbiseler dikerlerdi. Zamanla ulaşımın açılması ile ilçedeki giyim dükkanlarına yönelme olmuştur. Maddi durum geliştikçe giyim dükkanlarına rağbet artmıştır. İpliğin hammaddeleri olan bitkileri dikmedikleri için şimdi kültür elbiseleri yok denecek kadar azdır. Yaşlı insanların sakladıkları veya kültür arşivciliğine meraklı insanların evlerinde bu tür giyim elbiselerine rastlamak mümkündür. Kaymakamlık giyim kültürünü yaşatmak için,2002 nisanında yapılan esnaflar arası futbol turnuvasında 2, Takıma Kandıra bezinden (keten) dokuma gömlekler diktirdi. Bu şekilde Kandıra kültürü yansıtmaya çalışıldı. Bunun yanında halk Eğitim Merkezi kültür elbiselerine hassasiyetle yaklaşmaktadır. Bünyesinde bulunan araştırmacılarda,kandıra yöresinin kültür elbiselerinin çoğu bulunmaktadır.
Kandıra yöresinde olağanüstü günlerde giyim-kuşam farklılığı arz etmez. Cenaze ve benzeri günlerde giyimle alakalı değişim olmaz. Düğün alakalı günlerde insanların giyiminde değişim olmaktadır. Kandıra halkı için önemli bir olay ve önemli bir olgudur. Bunu bir değişim,kaynaşma ve yeni insanlarla tanışma olarak algılarlar. Bu açıdan giyimin önemli olduğunu düşünürler.
Düğünlerde gelin ve güvey elbiseleri özenle dikilir. Damat tarafından gelin tarafına gönderilen ipliklerle gelin olacak kız,damada gömlek,lif,çorap gibi giyim eşyaları diker. Damat tarafı da geline ilçe merkezinden hediyeler alır.
12.1. ERKEK GİYSİLERİ
12.1.1. Başa giyilenler:
Keçeden yapılmış fes bulunur. Etrafına beyaz Kandıra bezinden dokunan sarık bağlanır. Sarığın ucu sol taraftan kulağın yanından hafif sarkar.
12.1.2. Sırta giyilenler:
İç göynek,mintan ,yelek,yün kuşak,iç donu,potur.
12.1.3. Ayağa giyilenler:
Yün çorap,çarık,dolak,bıyıklı yemeni.
12.2. KADIN GİYSİLERİ
12.2.1. Başa giyilenler:
Bordo renkli keçenin üstüne oyalı yemeni kıvrılarak daire şeklinde dikilir. Fesin ön tarafı boncuklar ve altın penezlerle süslenir. Fesin üzerine oyalı yemeni üçgen şeklinde atılır,uçları çene altından çapraz şekilde gelip fesin üstüne bağlanır. Yemeninin oyaları yüzün etrafını çerçeve gibi sarar. Bunun üzerine uçları oyalı desenli ve düz dokunmuş Kandıra bezinden dikdörtgen şeklinde örtülen örtme adı verilen örtü bulunur. Yanlara doğru atılır. Genç kızlar başa sadece grep (oyalı) bağlarlar.
12.2.2. Sırta giyilenler:
İçlik (göynek),mintan,hırka (zıbın-elibade),şalvar,iç donu,uçkur,önlük,yağlık,şal kuşak.
12.2.3. Ayağa giyilenler:
Yün çorap,kundura,çarık,aksesuar
13. KANDIRA HALKININ EVLENME GELENEKLERİ
Kandıraânın gelişmediği zamanlarda evlenecek olan erkek ve kızı büyükler belirlerdi. Gençlere fikirleri sorulmadan kiminle dünya evine girecekleri kararlaştırılırdı. Evlenme çağına gelen delikanlının ailesi kız aramaya başlar,yakın komşu ve akrabaların yönlendirmesiyle gelin adayı bulunurdu.
Kızın hamarat,becerikli,terbiyeli ve ahlaklı oluşu göz göz önünde bulundurulur,kusuru ya da bir özürünün bulunup bulunmadığına dikkat edilirdi. Mal varlığının bölünmemesi için gençlerin evlendirilmesinde denklik aranırdı. Genelde köyün ileri gelenlerinin çocukları evlendirilirdi. Böyle bir durum olmasına rağmen aile içinde çıkabilecek sorunlardan dolayı akraba bağlarının sarsılmaması için akraba evlilikleri görülmemiştir.
Yapılan araştırmalardan sonra erkek tarafı kızın hakkında olumlu bir karar verirse kızın ailesine ziyarete gelineceği haber verilirdi. Kız istemeye en az üç defa gidilir,ilk seferde erkek tarafı kızın ailesinde olumlu bir etki bırakmak için köyün ileri gelenlerini kızı istemeye götürürdü. Kız evinde ağırlanan erkek tarafı eğer uzak bir köyden geliyorsa yemekler hazırlanır,yakın yerden gelen misafirlere ise süt,ayran,çay gibi içecekler ikram edilirdi.ikramlardan sonra erkek tarafı lisan-ı düzgün ile konuya girerdi en az üç defada kız alınabildiği için erkek tarafı ilk gidişte niyetlerini belli eder tekrar gelmek için izin isterdi. Bu ziyarette ikinci akşam için gün belirlenir genel olarak Türk kültürüne yerleşmiş misafirperverlikle gelenler uğurlanırdı.
Belirlenen tarihte erkek ailesi köyün büyüklerinden ziyade erkek ailesi ağırlıklı olarak gelir erkek ailesi ile birlikte ilk ziyarete gelen yaşlılar ve diğer ileri gelenler getirilmezdi. Bu ziyarette gelin adayı küçük testlerden geçirilirdi. Erkek tarafından biri kızdan sessizce su ister,kız sesi duyarda eğer suyu getirirse kızın ellerine,yüzüne bakılırdı bu şekilde kızın işitme duyusu test edilir,yakından ellerine yüzüne bakılarak bir kusuru olup olmadığı incelenirdi. Yapılan sohbetlerden,edilen ikramlardan sonra üçüncü defa ziyaret etmek için gün alınır,izin isteyerek erkek tarafı kız evinden ayrılırdı. Kız eğer karşı tarafa verilmeye karar verilirse ilk iki ziyarette erkek tarafına çok iyi davranılırdı.
Erkek tarafında yapılan bu ziyaretlerin başından itibaren damat adayı gelin olacak kız ile karşılaştırılmazdı. Gelin adayı ile damat adayının düğün gecesine kadar hiçbir şekilde görüştürülmesine izin verilmezdi.
Üçüncü akşam erkek tarafından gelen ziyaretçilere bayanlarda eklenir. Gelin adayı birde bayanların testinden geçerdi. Kız tarafının ikramlarından sonra erkek tarafının yaşlısı söz alır âAllahâın emri peygamberin kavli ile kızınıza talibizâ diyerek kızı ister. Kız tarafı kızın özelliklerini,erkek tarafı da damat adayının meziyetlerini sayar.Sözü alan kızın babası ânasipse olsunâ diyerek kızı verir. Sözün alındığına dair kızdan oğlana verilmek üzere bir mendil alınır ve düğün hazırlıklarına başlanır.
13.1. SÖZ KESEN
Kız ve oğlan tarafı birbirlerine bir bohça yollarlar,bohçanın içinde hediyeler bulunur. Kız bohçasında mendil,çevre,gömlek ve çorap bulunur. Oğlan bohçasında ise mendil,çorap,yazma,örtme ve namazlık bulunur. Bu olay bohça götürmek olarak adlandırılır. Oğlan tarafı söz kesen yani büyük nişan için kız tarafına gelir. Kız için alınan hediyeler ile birlikte nişana gelenlere dağıtmak için şeker önü oymalı bir sandığa koyulup kız evine götürülürdü. Küçük nişanda büyük nişanın tarihi belirlenirdi. Bu iki nişan arasında aileler karşılıklı olarak birbirlerini ziyaret ederlerdi.
13.2. BÜYÜK NİŞAN
Büyük nişan genellikle hafta sonu yapılırdı. Oğlan tarafı,kız tarafının istediği takıları temin edip büyük nişan için hazırlardı. Büyük nişan için daha detaylı kıyafetler alınırdı. Büyük nişanda misafirlere ekmek ve helva alınır ve nişan günü gelenlere ikram edilirdi. Nişan için alınan büyük sandığın içine alınan büyük hediyeler yerleştirilir ve nişan sandığı kız evine davul ve zurnalar eşliğinde götürülürdü. Sandığın iki tarafına mendil bağlanır,sandığı taşımak için sandıkçılar tutulurdu. Kız evine varan sandıkçılar sandık açılmıyor diyerek kız evinden bahşiş isterlerdi. Bahşişi aldıktan sonra sandığı eslim eder ve oradan ayrılırlardı. Büyük nişanda damat bulunmazdı,yüzük ağzı laf yapan hatırı sayılan biri tarafından ayrı ayrı takılmak zorundaydı. Takılar takılmaya başlanırdı (beşi bir yerde,altın liralar,bilezik ve benzeri). Takılar takıldıktan sonra eğlenceler başlar,darbuka ve defle bayanlar oyular oynarlardı. Erkekler ayrı bir yerde otururlar ve aralarında sohbetler ederlerdi.
Büyük nişanda düğün tarihi belirlenir. O tarihten on beş gün önce gelin Kandıra merkezine muayeneye götürülür. Hem de alışveriş yaparlardı. Çarşıdan dürülük alınırdı. Kız tarafı oğlan tarafına,oğlan tarafı da kız tarafına hediyeler alırdı. Düğüne haber vermek maksadıyla düğüne bir hafta önceden düğün çöreği yapılır. Düğün çöreği kız ve erkeğin ailesi tarafından düğüne davet edilecek herkese dağıtılırdı. Bir nevi davetiye niteliği vardı. Şayet çörek biterse mum ve kibrit dağıtılırdı. Düğünden üç gün önce kız tarafına yastık,minder ve yorgan gönderilir böylece kayınvalidenin hazırlamış olduğu yastık,yorgan ve minderler kız tarafına gelen misafirlere gösterilirdi. Düğüne iki gün kala yemek yapılması için büyük baş hayvan kesilirdi. Yemek için gerekli olan malzemeler hazırlanırdı. Bu malzemelerden bir miktar ayrılır. Kınacı ile kız tarafına gönderilirdi. Kınacının yanında erkek evinin bayanları küçük kına için kız tarafına giderlerdi. Kınacı malzemeyi koyduğu heybeyi kız tarafına verir ve beklerdi. Kız tarafı heybenin içine ağır bir taş koyarlardı. Kınacı erkek evine döndüğü zaman heybe açılır ve içindeki taş gelin ve damadın oturacağı evin çatısının damına konulurdu. Küçük kına akşamı kızın arkadaşları tarafından yakılacak olan kınalar hazırlanırdı. Gelinin yengesi gelini odanın orta yerine getirir ve orada bulunan bir yere oturturdu. Gelinin yengesi geline kına yakmaya başlardı. Gelin önce naz yapmaya başlayıp elini uzatmazdı. Gelinin yengesinin yanında getirdiği altını veya hediyeyi vermesinden sonra gelin elini uzatırdı. Kına yakılırken çeşitli maniler ve ezgiler söylenirdi. Geline kına yakıldıktan sonra artan kınayla gelinin kız arkadaşlarına da kına yakılmaktaydı. Kınaların yakılmasından sonra küçük kına tamamlanmış olur.
Düğünden bir gün önce büyük kına akşamıdır. Büyük kına akşamı oğlan tarafı bayanları davul ve zurna eşliğinde kız evine gelir. Gelinin arkadaşları ve akrabaları büyük kına için gelinin evinde toplanır. Gelin kına için odaya getirilir. Kına yakılmadan önce çarşıdan dürü için alınan kumaş gelinin yanına getirilir. İki tarafına birer bayan geçer ve karşılıklı olarak tutarlar. Önce damadın geline aldığı hediyeler dürünün içine atılır. Dürünün başında bulunan bayanlar geline verilen hediyelerin kimden olduğunu ve ne olduğunu söyleyip içine atarlar. Hediyeler dürüye atıldıktan sonra âki
mi onluk,kimi beşlik verin gelin kıza harçlıkâ diyerek orada bulunanlardan dürünün içine para atmaları istenir. Dürüden sonra eğlenceler başlar. Gelinin arkadaşları tefler eşliğinde gelinin etrafında dolanıp oyunlar oynarlar. Oyunlardan sonra mani ve ezgiler söylenip gelin ağlatılmaya çalışılır. Kız tarafında herkes dağıldıktan sonra gelinin arkadaşları gelini
n yanında kalır. Kapı kapı bütün komşuları gezerek yiyecek ya da para alırlardı. Bu eğlenceye heyemola denir.
Heyemola heyemola peynir ekmek yolla
Heyemola heyemola gelin geldi kapıya
Heyemola heyemola kızın evi ışıl ışıl
Heyemola heyemola oğlan evi mışıl mışıl
diyerek bütün evleri dolaşırlardı. Toplanan yiyecekler eğlenceler eşliğinde yenirdi. Toplanan paralar ise gelinin arkadaşları tarafından harcanırdı. Sabah kahvaltısında gelin ve arkadaşlarına yumurta yedirilirdi.
13.3. GELİN ALMA
Gelin alma için özel olarak öküz arabaları hazırlanır,arabanın üstüne kilimler serilirdi. Öküz arabalarının çokluğu düğün sahibinin saygınlığını gösterirdi. Bu hazırlıklar yapılırken damat traş olurdu. Sinilerin üzerine konan elbiseler damat ve sadıça giydirilirdi. Damat ve sadıç büyüklerin ellerini öptükten sonra erkek tarafındaki hazırlıklar tamamlanmış olur.
Gelinin yengesi gelinin saç örgülerini çözer ve saçlarını iki yana doğru ayırır, saçlarından birer tutam saç keser ve gelin kızın sandığına yerleştirir. Bu sırada gelinin annesi ve yakınları mani ve ezgiler söyleyerek gelinle birlikte ağlarlar. Gelinin elbiseleri hazırlanır ve geline giydirilmeye başlanır. Bu sırada gelinin çeyizleri hazırlanırdı.bu sırada erkek tarafı en önde sopaya bağlı bir Türk bayrağını taşıyan bir gençle kız evine gelir. Erkek tarafının geldiği kız tarafına haber verilirdi, erkek tarafının geldiğini öğrenen kız tarafı avlunun kapısını kapatırdır. Erkek tarafından bahşiş alınır ve kapı açılırdı. Gelinin çeyizleri öküz arabalarına koyulur bu sırada da gelinin babası gelinin elini tutarak dışarıya kadar çıkartır. Gelinin başına borda renkli bir örtü örtülür. Gelini kimsenin görmemesi için iki taraftan da kilim tutulur. Gelin öküz arabasına binerken başına doğru leblebi, üzüm, şeker ve para atılır. Erkek tarafı gelini alarak davul ve zurna eşliğinde erkek evine dönerler. Gelin damat evine kayınvalide ve kayınbaba eşliğinde girer. Gelinden sonra çeyizler indirilir ve gelinin odasına taşınırdı. Damatla gelin ancak düğün akşamı birbirlerini görürlerdi. Damada şerbet içirildikten sonra tekme tokatla odaya sokulurdu.
Günümüzde Kandıranın eski düğünlerinden pekbir esinti kalmamıştır. Köylerdeki düğünler hariç düğünler çok teferruatlı değildir. İlçede bulunanlar Turan Güneş Kültür Sitesi ve Namazgah Çayırını düğün alanı olarak tercih ederler. Düğünlerde oyunlar oynanır, halaylar çekilir ve düğün sahibinin davetlilere verdiği yemekten sonra davetliler teker teker dağılmaya başlarlar. Düğünlerdeki olgular yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Bu değişme Kandıraânın merkezinde daha çok dikkat çekmektedir. Bazı köylerde düğün geleneği yaşatılmaya çalışılmaktadır.
14. HALK HEKİMLİĞİ
Geçmişte sağlık kuruluşlarının bulunmadığı zamanlarda Kandıra ve bağlı köylerde halkın bitkilerden yaptığı ilaçlar kullanılmaktaydı. Eğitimleri olmamasına rağmen sağlıkla ilgilenen kişilerin yaptığı ilaçlara güvenilerek sağlık için bunlar kullanılmaktaydı. Belediye teşkilatı kurulduktan sonra faaliyete geçen sağlık ocaklarında sağlık personelleri halka sağlık sorunlarında yardımcı olmaya başladı.
Kandıradaki sağlık personeli ve imkanlar yeterli olmadığı zamanlarda İzmit ve İstanbul hastanelerine gidiliyordu. Günümüzde sağlık kurumları çağdaşlaşmasını tamamlamıştır. Çocuk Aile Sağlığı, Sağlık Ocağı, Verem Sağlık Ocağı ve Devlet Hastanesi gibi kuruluşlar kurulmuştur.
İlçe köylerinde geçmişte hasta tedavileri için ilginç tedavi usulleri göze çarpmaktadır; sirkeye batırılan bir bez hastanın alnına koyulur idrar zorluğu için; ayrık kökü, mısır püskülü, kiraz yaprağı ve maydanoz kaynatılır hastaya içirilir. Şiddetli öksürük için; ıhlamur, ayva çiçeği veya yaprağı, ebegümeci kaynatılır ve hastaya içirilir. Kabakulak için; boğaza yün sarılır, ateş görmemiş bal mavi bir kağıda sürülerek boğaza bağlanır. Hastaya verilen tüm bu yiyecekler aç karnına yedirilir veya içirilir. Akrep ve yılan sokması halinde; yoğurt sürülür, ekşi hamur bağlanır. Tabi günümüzde bilinçlenen yerli halk sağlık sorunları için artık sağlık merkezlerine başvurmaktadır.
15. HALK OYUNLARI
İlçenin kendine has milli oyunları yoktur. İlçedeki iç ve dış göçler değişik oyunlar toplanmasına neden olmuştur.
Karadeniz bölgesinden gelip buraya yerleşmiş olan köylerde daha ziyade âKaradeniz oyunlarıâ oynarlar. Bunların başında kasap oyunları gelir.
Klarnetçilerin yatağı ve kaynağı olan Kandıraâda klarnet, cümbüş davul, darbuka, ut eşliğinde geleneksel olarak âçiftetelliâ oyunu ve benzerleri gibi hareketli oyunlar oynarlar.
Bu oyunların stilize edilmesi Kültür Bakanlığı tarafından yapılan protokolle Kandıra Meslek Yüksekokuluna verilmiştir. Kandıra Meslek Yüksekokulu çalışmalarını yürütmektedir.
16. EĞLENCELER
İlçede eskiden komşuların biraraya gelerek bayanların ayrı erkeklerin ayrı oturup eğlendikleri göze çarpmaktadır. Aralarında kura çekerek kime ne yemeği çıktıysa hazırlayıp getiren komşular hem yiyerek hem de mani ve türküler söyleyerek eğlenirdi. Genç kızlar gelin damat kılığına girer eğer bir sinema filmi seyredilmişse onun taklidi yapılarak eğlenceli zamanlar geçirilirdi. İlçe merkezinde şakaları ve oyunları ile bilinen Şekerim Şerif, Şerif Ana ve Seher Anne komşular toplandığı zaman şakalar yapar oyunlar oynarlardı. İlçe merkezinde neredeyse her ailede bir kişi enstrüman çalardı. Genelde çalınan enstrümanlar: darbuka, def ve ut idi. Bu enstrümanları çalanlar Kandıra türkülerini söylerdi. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasından sonra daha fazla evlerine kapanan insanlar bu eğlenceleri unutur oldu.
17. KANDIRA TÜRKÜLERİ VE MANİLERİ
17.1 TÜRKÜLER
I
Karadeniz gümbür gümbür gümüler
Oğulda yavrum of
Ah gümülerde eski derdim yeniler aman
Oğulda yavrum of
Bu dertte beni iflah etmez yok eder aman
Karadeniz taşdı da derler taşmamış
Oğulda yavrum of
O yarda benden geçti de derler geçmemiş aman
Annem benim sandığımı açmamış
Oğulda yavrum of
Açıp açıp da sandığıma bakmasın aman
II
Üç güzel oturmuş of
Gergefin işler aman aman
Gergefin üstüne a yarim
Dökülür yaşlar
Herkes sevdiğine of
Çevre bağışlar aman aman
Her gün ağlarım
Ağlarımda ay efendim
Birde söylerim
17.2. MANİLER
I
Durdum türkü düzmeye
Al kalemi yazmaya
Çok kimseler uğraştı
İşimizi bozmaya
II
Uçan kuş tutulur mu?
Sevda unutulur mu?
Sevdalığa söz katan
Veremden kurtulur mu?
III
Uçan kuşu yolladım
Yarimi aramaya
Hiç aklımız ermiyor
Yar bizim kavuşmaya
18. KANDIRA MASALLARI
Kandıra masalları, masal başı tekerlemeleri ve içine yer yer serpiştirilmiş özdeyişleri ile ilginçtir.
Bir Kandıra masalı : ON ÜÇLER
Var varanın sür sürenin diyelim.
Bu günde on üçlerden söz edelim. Devran ol devran döner dolap gibi. Sütçü beygiri değil sanma öyle bizimkisi bir latife. Sen açma efendim asmada asılı kabak, aman ne kabak ne kabak. Bizim masalda pek oynak. Sözü uzattık. Tasmada tazı, elinde sazı, vurdum teline, masalımız biline, imdi oturalım ocak başına, kuralım sözü masal dışına
Bir varmış bir yokmuş. Efendim evvel zaman içinde Allahâın kulu çokmuş. Öğle bir zaman gelmiş, öğle bir zaman gelmiş ki, ortalık karınca gibi insan kaynarmış. İşte böyle zamanların birinde bir adamın on üç çocuğu varmış. On üç çocuk dile kolay her biri birer değirmen taşı. Yaşamak için yemek gerek ne etmeli ne eylemeli diye babaları kara kara düşünmüş. Kara taşa dert yanmış, derdine yanan olmamış. Kara koyunu çağırmış ama oda karşılık vermemiş. Çaresiz kara kuşla karda haber salmış, haber yine olmamış, çalmadık kapı aşındırmadık eşik bırakmamış, en sonunda âEeee..........â demiş âDertli başım seninledir savaşım, göster bana yolumuâ aklı ona ormanı göstermiş. Oda çocukları yanına alıp ormana çalışmaya gitmeye karar vermiş. En küçük çocuğun adı da on üçmüş
Bunlara ak pürçekli, kara yazmalı ve de kara yazgılı anacıkları da birer kolaç (mısır unundan yapılmış mayasız ekmek) yapmış. Birer elde baltaları birer elde kolaçları koyulmuş dağ yoluna. Az gitmişler uz gitmişler derken bir tepeye gelmişler. Atalar sözüdür. âyürüyen, yol; evlenen. döl alırâ bunlar da yürüyüp yol almışlar. Bir iyicede acıkmışlar âEeee.......â demişler, âKarnımı zil çalıyorâ, Yiyelim bunları en küçükleri on üç atılmış âyol uzun, gün kısa gide gide acıkırsınız, uzun uzun uzar sonra halsiz kalırsınız. Acele etmeyin, bu tepeyi açalım ondan sonra karnımızı doyuralımâ demiş. Öğlede yapmışlar. Sonra da üst üste yedi tepe açmışlar. İyice de yorulup acıkmışlar. En sonunda bir buğday tarlasına rast gelmişler âOrmana diye çıktık, ekin tarlasına denk geldik. Haydi biçelim ekiniâ demişler
Tarlanın kenarında oraklar varmış almışlar orakları ellerine, başlamışlar ekin biçmeye on üç kardeş on üç köşeden on üç orak saldırmış, evvel Allah iki saatin içinde tarla haklanmış. Meğer tarlada beyâinmiş bey onları görmüş beygirine binip yanlarına gelmiş neden biçtiklerine dahil bir iyicene sorup sual eğlemiş on üç atılmış : âBeyim, benim canımâ, demiş âyürüdük yol aldık, yemedik karnımızda zil çaldıâ anlamış bey âgel çocuğum burayaâ demiş. On üç gitmiş ve bir kağıt yazmış atıyla evine yollamış
On üç, dört nala koşarak tozu dumana katarak eve gelmiş. Kapıyı vurup hatun bacıya kağıdı vermiş. Hatun söz etmemiş,altın heybelerini ağzına kadar iyice doldurmuş. On üç gelmiş geri doyurmuşlar mideleri.
Akşam olmuş âE...â demişler âekmek veren,bize can veren beyimiz,bizler ne yapacağız bu akşam?â hep beraber eve gitmişler. Uykuya dalmışlar. Dalmışlar ama yatmadan önce altın kapı tokmağını görmüşler. Gece yatısında yataklarından kalkmışlar,kapının altın tokmağını aşırdıkları gibi kaçmışlar.
Sabah olmuş. Bey kalkmış. Bir de ne görse,kapı tokmağı yok. Aldırmamış. âOnlar bilir demek başlarına geleceklere razı olmuşlarâ demiş. Meğer tokmak tılsımlı imiş. Gün ortasında (öğle vakti) onu alan çatlar,yedi dağı aşamadan helak olurmuş. On üçlerde öyle olmuş.
Tevekkeli dememiş atalar: âBu dünyada eden bulur.â
Onlar maf (perişan) olmuş bu dünyada. Darısı doğru yolda olmayanlara...
19. KANDIRA BİLMECELERİ
Kandıraâdan derlenen bilmecelerde duyarlı bir doğa ve çevre gözlemlemesi görülür.
Kandıra bilmecelerinden birkaç örnek:
Esne oğlum esne Karada bir gemi
Bülbül kafeste Başında yelkeni
Yem yer su içmez Nedir dümeni
Bir acayip nesne Bir göreyim seni
(İpek Böceği) (Akıl)
Yazı yazar kitap değil Uzun uzun obalar
Duvara çıkar kedi değil Ak sakallı babalar
Boynuzu var inek değil Gelir gider duramaz
Yük taşır öküz değil Gece gündüz çalkalar
(Salyangoz) (Dalga)
Hekes görür Biri demiş vah belim
Allah görmez Biri demiş vah başım
(Düş) Biri demiş dünyalar benim
(Çivi, tahta, kiremit)
20. KANDIRA HİKAYELERİ
20.1. GELİN TAŞI
Günün birinde Kandıranın kara köyünde yaşayan bir genç kız istemediği biriyle evlendirilecekti. Düğünden kaçarak bir tepeye çıktı bu tepedeki kayalıklardan kendini atarak intihar etti. Zamanla genç kızın intihar ettiği tepede kayalıklardan bir gelin oluştu o günden sonra bu tepeye âGelin taşıé adı verildi.
20.2. BABA TEPESİ
Hıdırellezler bu tepede yapılır. Bir türbe vardır, halk bu türbeye giderek yumurta ve para bırakır, dilek diler, kurban keser. Baba tepesinde şehitlik ve cami vardır. Camiyi hiç kimse temizlemez ama cami her zaman temizdir. Halk camiyi şehitlerin temizlediğine inanır.hatta bir gün namazdan sonra camiden son çıkan adamın arkasından ak sakallı bir dede seslenerek âEvladım çakını düşürdünâ diyerek çakıyı verir. Adam son çıkan kişi olduğunu bildiği için bekler ama camiden kimse çıkmaz.
20.3. KANLI DERE
Kandıraâda görülmemiş bir savaş oluyor ve çok kişi ölüyor. O kadar çok kişi ölüyor ki dere ölenlerin kanlarıyla doluyor ve şelaleden kanlar akıyor. Bu yüzden buraya kanlı dere adı veriliyor.
21. KANDIRADA BAYRAMLAR
Kandıraâda bayramlar çok neşeli geçer. Bayramlar; köyler arasında sırayla yapılır. Kurban bayramında halk özellikle gençler, en güzel kıyafetlerini giyerler ilk gün bir köydekiler kurbanlarını keser, diğer yakın köydeki insanlar burada toplanır. Ertesi gün sıra bir başka köydedir, bu defada diğer köyler burada toplanır. Bu gelenek halen sürmektedir. Bayram yapılan köy bir nevi panayır yerine döner. Evlenecek gençler birbirlerini bu vesileyle tanır.
22. KANDIRAâNIN TARİHİ VE TURİZM DEĞERİ
Deniz, kum, orman ve güneş; işte Kandıraânın en güzel en özlü tanımı bu dört özelliği sınırları içinde saklayan Kandıra, her yörenin kıskanacağı bir yerleşim yeridir.
22.1. KEFKEN & PEMBE KAYALAR
Kandıraâya 20 km uzaklıktaki Kefken kıyı yerleşimleri içinde en gelişmiş olanıdır. Denizi, kumsalları ve çam ormanları en önemli özellikleridir. Pembe Kayalar mevkii ilginç jeolojik yapısı nedeniyle görülmesi gereken yerlerdendir. Suyun içinde yumuşak olan kayalar,çıkarıldıktan sonra sertleşmektedir. Bu özelliklerinden dolayı Osmanlı döneminde insan gücüyle kesilerek dikdörtgen olarak kesilerek deniz yoluyla İstanbulâa getirilmiş,Sultan Ahmet Camii dahil birçok caminin yapımında kullanılmıştır. Bölgede balıkçılık oldukça gelişmiş ve büyük balık üretim istasyonları kurulmuştur. Amatör sualtı avcıları içinde çeşitli olanaklar sunulmaktadır.
22.2. CEBECİ
Kandıraâya 27 km.,Kefkenâe 7 km. uzaklıktaki Cebeci; tertemiz denizi,geniş kumsalları,harika doğasıyla ideal bir tatil yeridir. Özellikle çadır turizminin en yaygın yapıldığı yerdir.
22.3. BAĞIRGANLI
Seyrek üzerinden gidilerek ulaşılan Bağırganlı; kendini özgü kayalık kıyıları,güzel plajı ve sakin doğası ile sakin bir dinlenme yeridir.
22.4. SARISU
Kandıraâya 8 km uzaklıktaki Babaköy sınırları içerisindeki Sarısu Deresinin Karadenizâle birleştiği yerde kurulmuştur.
Sakince ve orman içinden süzülen Sarısu Deresinde sazan,tatlısu levreği,kefal ve çeşitli tatlısu balıkları avlanmaktadır. Sarısu Deresi,1 km uzunluğundaki sahile paralel olarak kumsal bitiminde denize kavuşmuştur. Bu haliyle Sarısu,ilginç bir coğrafyaya sahiptir. Denize girebilmek için dereyi salla geçmek gerekmektedir. Çadır turizmi Sarısuâda oldukça yaygındır.
22.5. KERPE
Kandıraâya 10 km,İzmitâe 50 km uzaklıkta,masmavi denizi ve çam ormanları ile şirin bir Karadeniz köyüdür. Kefken yolu üzerinden gidilmektedir.
Antik bir kentin üzerinde kurulan Kerpe,150 metreye kadar sığ denize ve eşsiz kumsallara sahiptir. Günübirlik kullanım olanakları olduğu gibi;motel ve pansiyonlarıda vardır.
22.6. KURTYERİ
Kefken köyüne gelmeden Kumcağız sahiline sahip güzel bir köydür. Geniş bir kumsalı ve temiiz bir denizi vardır.
22.7. ÇAMKONAK
Kandıraânın en uzak sahilleri,yaklaşık 30 km mesafedeki Uzunkum mevkiinde bulunmaktadır. Henüz pek bilinmeyen bir bölgedir. Açık deniz özelliği gösteren bu sahiller rüzgarlı havalarda sörf yapılabilecek bir özellik kazanır.
22.8. SEYREK
Kandıraâya 11 km mesafedeki Seyrek,sahilin en şirin kayalarından birisidir. Çok güzel mesire yerlerine sahiptir.
22.9. PINARLI
İstanbul sınırına,Ağva kasabası ile komşu şirin köylerimizden bir tanesidir.
22.10. KUMCAĞIZ
Kumcağız hemen Kerpeâyi takip eden sahil şeridi üzerinde bulunan ve Kerpeâye 5 km uzaklıkta diğer bir sahil köyüdür.
Sık ormanların sahille buluştuğu bir görüntüsü olan Kumcağızâda çadır kampçılığı ön plana çıkmaktadır.
22.11. MİÇO KOYU
Kerpe ile Kefken arasındaki ormanın içinde bulunan Miço Koyu,çok bilinmemesi nedeniyle gizli bir cennet niteliğindedir.
Kerpeâden deniz yoluyla ya da Kerpe ile Kumcağız yolu üzerinde sık ormanın yürüyerek geçilmesiyle ulaşılabilmektedir.
Miço Koyuânda,taşlar ve kayalıklar çok değişik şekiller oluşturmuştur.
Bu şekillerden en çok ilgi çekeni de âTaş Havuzâ denilen kayaların çevresini sardığı su parçasıdır. Adeta doğal bir havuz görünümünde olan bu suda yüzmek de mümkündür.
23. KANDIRAâDA SU ALTI ÇALIŞMALARI
Kefken ve Kerpe başta olmak üzere,Kandıraâya bağlı kıyılarda su altı çalışmaları da büyük bir titizlikle sürdürülmektedir.
Üniversiteye bağlı ya da özel,tüm su altı toplulukları;su altı dalış eğitim çalışmaları yanında,bölge ile paralel olarak değişik çalışmalar yürütmektedir.
Arkeolojik amaçlı dalışlarda özellikle Kerpe ve Bağırganlı kıyılarında,tarih öncesi döneme ait kalıntılar bulunmuştur.
Denizaltı yaşamı değişik dönemlerde görüntülenen Kerpe kıyılarında olağanüstü güzellikler bekler sizi...
Profesyonel su altı çalışmalarının yanında,bu güzellikleri görmeyi arzulayan deniz aşıkları için de amatör su altı eğitim ve keşif dalışları düzenlenmektedir. alır.
Kandıra,Orhan Bey zamanında,1308-1317 tarihleri arasında Kocaeli Fatihi adıyla anılan Akçakoca Bey tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.1550âden itibaren bozulmaya başlayan ekonomik durum İzmitâi de etkilemeye başladı.Bunun Üzerine hazinenin gelirlerini arttırmak için devlet bazı önlemler almaya mecbur oldu.Bunlardan biri de âArazi Tahririleriniâ yenilemekti.Bunun üzerine pek çok kişi toprağını bırakarak soygunculuğa başladı.
1565âte Bursa sancak beylerinden Abdurrahman Bey eşkiyayı yakalayarak cezalandırmak üzere görevlendirildi.Bu yıllarda Suhte (Medrese öğrencisi) ayaklanmaları patlak verdi.
Bu ayaklanmaların İzmitâe büyük zararı oldu.özellikle Kandıra sık sık Suhtelerin saldırısına uğruyordu.1571 yılında Suhte olaylarından halkın yakınması üzerine İstanbulâdan Ulefeciler Ağası Ramazan Bey 100 askerle kasabanın yardımına gönderildiyse de olaylar yatıştırılamadı.
1573âte doruk noktasına ulaşan Suhte olayları,1592âde İstanbulâda başlayan veba salgınının İzmitâe de sıçraması zaten yaşanmaz hale gelen hayatı felce uğrattı.1868 yılından önce Kandıra,Üsküdar kazasına bağlı bir nahiyeydi.Kaza olunca Bağımsız İzmit Sancağına bağlandı.Coğrafi durumu,İstanbul,İzmit ve Karadenizâe yakınlığı sebebiyle Kandıra,İstiklal Savaşımızda oldukça yoğun faaliyetlerin yürütüldüğü bir yer oldu.
İstanbulâdan Milli Mücadele için kaçarak Ankaraâya gitmek isteyenler,İstanbul-Şile istikametinden Kandıraâya geldiler ve sonra Geyve Boğazı yolundan Ankaraâya ulaştılar.Bunların arasında Atatürkâün silah arkadaşlarından ve eski Harbiye Nazırı Fevzi Çakmak Paşa da bulunmaktaydı.Kandıra Kurtuluş Savaşı esnasında değişik işgallere maruz kaldı.1918âdeİngilizlerin,1920âli yıllarda Yunanlıların işgalini yaşadı.Bir dizi Rum,Ermeni,Abaza,Çerkez çetelerin saldırı ve tecavüzleri ile yağmalar gördü.Bütün bunlara rağmen Kandıra halkı ve köyleri başlangıçtan itibaren Kuva-yi Milliyeâyi ve Mustafa Kemalâin önderliğinde Kurtuluş Savaşıânı desteklediler.Dışarıdan hiçbir etkiye lüzum görmeden Kandıra halkı ve bilhassa köyleri,kendilerinden durumu anlayarak silaha sarılma zorunluluğu hissettiler ve birer baş seçerek,köy ve nahiye olarak,milis kuvvetleri kurarak mücadeleye başladılar.
Bunların bazıları Kandıra kazası Şehler nahiyesindenâHalit Mollaâ,Akçaova nahiyesinin Tokaçlar köyünden Ahmet reis oğlu âMolla Rıfatâ,Kaymas nahiyesinden âHalit Pehlivanâ, âDayı Mesutâçetesi, âYahya Kaptanâgibi çetelerdir.Milli mücadele yıllarında adını duyuran Kuva-yi Milliyecilerâden biri de Kandıra ve Karasu yöresindeki direnişi yöneten âİpsiz Recepâtir.
âEski Zam BeyiâApdullah Emiroğlu sülalesinden gözü kara bir Rizeâli...1862 doğumlu,ince uzun boylu bu delikanlı,mütareke öncesinde tuz kaçakçılığıyla geçinenRizeâli bir motorcudur.Motorunun Kefken Adası açıklarında batması üzerine çete kurar.Mütareke başlayınca çevresindekilerle Kuva-yi Milliyeâye katılır ve İngiliz müfrezelerine büyük kayıplar verdirir.Recep,Yunanlılara ani baskınlar düzenleyerek Kefken Adasına kaçar. âKefken Adasıânı üs olarak kullanır.
Anadoluânun üzerindeki sis perdeleri dağılıp,silah bırakıldığında hem maaşa,hem de İstiklal Madalyasına hak kazanmış 25 muhafızı ile kendisini borçlandırarak verilen Kızılcık köyünde bir yıl durur.daha sonra Akyazı Yenimahalle köyündeki evine döner.âHalit Mollaâ,Şehler nahiyesi gençlerinden beş altı yüz kişilik bir kuvvetin başına geçerek,her ferdin kendi silahını temin etmesini;Sifler ve Fındıklı köyleri civarında 100âer kişilik Rum Ermeni çetelerini tamamen imha ederek,Yunan taburuna da önemli kayıplar verdirir.Kaymaz nahiyesinden âHalit Pehlivanâ ise arkadaşlarıyla birlikte Rum,Ermeni,Abaza çeteleriyle mücadele eder.Akçaova nahiyesinden âRıfat Mollaâ,50 kişilik bir kuvveti kurarak önce kendi çevresindeki Rum çetelerini temizler;ardından İstanbul yolunu açmak için,halkı soyarak gelmekte olan 300 atlı Çerkez ve Abaza çetelerine karşı Rıza Bey ve grubuna yardım ederek bu çetelerin başarılı olmasını engeller.
Kandıra 21 Haziran 1921 sonlarına kadar Yunanlıların işgali altındadır.Kandıra halkının direnişini ve oyunlarının bozulduğunu gören düşman kuvvetleri çekilmek zorunda kalır. Temmuz 1921 sonlarında Kandıra kesin olarak Türk birliklerinin denetimine geçer.
2. KANDIRAâNIN FİZİKİ ÇEVRESİ ve NÜFUSU
Kocaeli ilinde nüfusu 10.000âi aşan yerleşmelerin en küçüğü Kandıraâdır.Karadenizâe açılan bir vadinin yamaçlarındaki düzlükte kurulmuş olan Kandıra,İzmitâe 48 kmâlik bir yolla bağlanır.19272de 2.660 olan nüfusu,1975âte 10.000âi aşmış (10.187),ama sonraki sayımlarda bu sayının altına inmiş (1980âde 8.161,1985âte 9,329),1990âda yeniden 10.000âi geçmiştir
3. KANDIRAâDA DEMOGRAFİK YAPI
Cumhuriyetin kurulduğu dönemden sonra doğum hareketleri izlenmeye başlanmıştır.Kandıraâda çok nüfuslu aileler olmamasına karşın her ailenin 6-7 tane çocuğu bulunmaktaydı.Çocuk sayısının fazla olmasında halkın bilinçli olmaması en önemli etkendir.Korunma metotları bilinmiyordu.Ulaşım yollarının açılmasıgörsel yayınların etkisi ve sağlık bakanlığının çalışmaları sonucu halk bilinçlenmeye başladı.70âli yıllarda ziraat teşkilatı ev ekonomistlerine hanımlara ev ekonomisi dersi verdirmeye başladı.Hanımlara zirai bilgilerin haricinde doğumla alakalı bilgilerde veriliyordu.Kandıraâda 1999 yılında doğan kız sayısı 943,doğan erkek sayısı 849âdur.toplam olarak 1792âdir.Doğum sayısı 1500âler civarında seyretmektedir.
Kandıra nüfus hareketliliği çok aşırı olan bir bölge değildir.Buna rağmen belirli zamanlarda iç ve dış görüşler olmuştur.Cumhuriyetten önce Karadeniz Bölgesinden daha çok Artvin ve Batum yöresinden Kandıra ve köylerine yoğun göç olmuştur.Kandıraânın en büyük köylerinden olan Beylebeyi Köyüâne Artvin ve Batumâdan gelen insanlar yerleşmiştir.Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Kandıraâda bulunan Ermeni ve Rumlar Kandıraâdan ayrılmışlar.Kandıraâdan ayrılan Ermeni ve Rumlar Yunanistan ve Bulgaristanâa göç etmişlerdir.İlçede bulunan Ermeni ve Rumların sayısı azdır.Çok az sayıda da Yahudi bulunmaktaydı.Filistinâde İsrail devletinin kurulmasından sonra İsrailâe göç etmişlerdir.Yakın zamanda muhacirlerin gelmesi ile göç almaya başlamıştır.
İlçede yerlileşmeye başlamış Romenlerde (Kıptilerde) bulunmaktadır.Göçebe olarak yaşayan Romenlerde vardır.İlkbahara doğru Adapazarı ve Kaynarcaâya göç ederler.
İlçede altı adet alt kültür grubu bulunmaktadır.İlçede nüfus yapılarına göre sıralanmaları şöyledir.
3.1. MANAVLAR
İlçede yaşayan yerli halktır.Osmanlı döneminde sarayın meyve,sebze ihtiyaçları Kandıraâdan karşılandığı için bu halka âManavâ adı verilmiştir.Tarım,hayvancılık ve bahçecilikle geçimlerini sağlamaktadırlar.Geçmişte ilçe merkezi hariç köylerde diğer kültürlerle etkileşim yok denecek kadar azdır.Günümüzde halk bu tutuculuktan kurtulmuştur.
3.2. LAZLAR
Osmanlı-Rus(93 harbi)savaşında Batumâdan kaçarak kandıra da Beylerbeyi köyüne yerleşen Lazlar,Beylerbeyi köyüne geldikleri zaman burada yaşayan halkı zorla yerlerinden ederek yerleşen Lazlar,daha sonra çevre köyler başta olmak üzere zamanla Kandıra ile etkileşim halinde bulunmaktadırlar.
3.3. MUHACİRLER
Bundan 110 yıl kadar önce Bulgaristan dan önce İzmitâe daha sonra da Kandıra da Kabaağaç ve Dalca köylerine yerleşmişlerdir.Diğer kültürlerle etkileşimleri zayıftır.Batı tarzı bir yaşam sürmektedirler.Toprağa bağlılıkları yoktur.Kültür özellikleri son yıllarda bir nebze zayıflamasına rağmen genel kültür özelliklerini korumuşlardır.
3.4. ROMANLAR
İlçede Akçakayran,Tekkeli ve Çarşı Mahallesinde asimile olmuş, manavlarla karışmış romanlar bulunmaktadır. Akçakayran mevkiinde bulunan romanlar göçebe bir yaşam tarzı sürmektedirler. İçede yaşayanlar tarafından dışlanmış tamamiyle parya bir yaşayış sergileyen Romanlar geleneklerine bağlılıkları ile dikkat çekmektedirler
3.5. YÖRÜKLER
İlçede kefken köyü ve çevresinde bulunan Yörükler 1950âli yıllarda ilçeye gelmiş ve yerleşmişlerdir.Geçimlerini hayvancılıkla sağlamaktadırlar.
3.6. ALEVİLER
Trabzonâdan gelerek ilçede Ballar köyü mevkiine yerleşen aleviler Laz Alevisi olarak bilinmelerine rağmen ilçede bulunan diğer lazlarla etkileşimleri yoktur. İlçede yaşayan diğer kültürlerle etkileşimleri zayıf olan Aleviler kendi içlerine kapanık bir yaşam sürmektedirler.
4. KANDIRA HALKININ YAŞAYIŞ BİÇİMLERİ
Kandıra halkı köylerde toplanmıştır. Sanayileşmenin başlamasıyla köy nüfusunun ilçeye yönelmesine rağmen Kandıra nüfusunun %80âini köylerde yaşamaktadır. Cumhuriyet döneminde bu oran %90âını bulmaktaydı. Sanayileşme başlamadan önce geçim kaynağı sadece tarım olduğu için Kandıralılar köyde yaşamak zorundaydılar. Kültürleri ve yaşayışları köy yaşayışlarına dayanmaktaydı. Kandıralılar evlerini iki katlı yapmışlardır. Bu şekilde alt katta hayvanlarına bakıyorlardı. Sanayileşme artıkça yaşayış biçimi farklılaşmıştır. İki katlı evlerden apartman dairelerine taşınmışlardır. Kandıra insanından maddi durumu çok iyi hala mütevazı bir hayat sürdüren insan sayısı oldukça fazladır. İlçede yaşayan Kandıralılar bulundukları yerlerde köy hayatlarının izlerini taşımaktadırlar.
Kandıranın köylerinde köy odaları bulunmaktaydı. Köy odalarında haftanın belirli günlerinde toplanılırdı. Burada muhabbet ve eğlence ortamı oluşturulurdu. Zaman zaman köylü bayanların yaptığı yiyecekler tüketilirdi. Köylere gelen misafirler köy odalarında ağırlanmaktaydı. Kandıranın daha küçük herkesin birbirini tanıdığı günleri özlemle alınmaktadır. O zamanlar insanların evlerini kilitleme adeti yoktu. Herkes kapısına anahtarını bırakır, bir misafir önceden haber vermeden anahtarı çevirip içeri girerdi. Herkesin birbirine karşı güveni vardı. Çarşıya, pazara inildiğinde anahtar kapının üzerinde bırakılırdı. Gece anahtarın alınmasından sonra sabah tekrar anahtar kapının üzerine konurdu. Ancak zaman değişti ve artık Kandıraâda eskiden söylense kimsenin inanamayacağı hırsızlık olayları görülmektedir. İlçede çok fakir insanlar bulunmamaktaydı. Sadece kasabanın İzmit yolu tarafını mesken edinmiş Romenleri fakirlikten muzdaripti ve yaşamları kasabanın ailelerinin dışındaydı. Eskiye ait Kandıra anılarında Romenlerin rolleri fazla yer almaz. Kendi kapalı cemaatlerinin dışında gözükmezken zamanla çarşı civarına yerleşip halk içine karışmışlardır. Bu Romenler hala çarşıda ikametlerini sürdürmektedirler. Yaşayışları Kandıra halkından farklılık gösterdiği için Kandıralılar tarafından tam olarak benimsenmemişlerdir. Birkaç yıl önce Kandıranın önde gelen esnaflarından birinin kızının Romen bir delikanlıya kaçması Kandıraâda hayretle karşılandı. Burada Romenlerin yaşayış tarzının gitgide Kandıralıların yaşayışına adaptasyon olmasının güzel bir örneği görülmektedir.
Kandıraâda yaşayan her ailenin kasaba dışında arazileri vardı. Bu arazilerin ekilmesi, ürün zamanı hasadın toplanmasında gelenlikle ailenin erkekleri sınırlı rol oynarlar, bu işleri köylüye para karşılığı yaptırırlardı. Ama zaman zaman, sadece erkekler değil kadınlarda tarlada çalışırlardı. Bunun dışında her ev kendi bahçesine sahip olduğundan meyve, sebze ihtiyacını kendileri ekerek karşılarlardı. Her evin birkaç hayvanı olurdu. Bu hayvanlardan kendi ihtiyaçları için yararlanırlardı. Kandıraâda ilk manav dükkanı 1950 âlerde açılmıştı. Bu dönemde herkes ekmeğini ya evde ya da mahalle aralarında bulunan fırınlarda yaparlardı. Çarşıdan ekmek almaktan utanılırdı. Aynı zamanda erkekler esnaflık ve zanaatkarlık yaparak geçimini sağlarlardı.
On beş yıl önceye kadar Kamu kurumlarına veya şahıslara ait eğlence mekanları yoktu. Sadece Garnizon Komutanlığında eğlence amaçlı gazino bulunmaktaydı. Bugün ise sayıları on beşi bulan cafe ve eğlence mekanları vardır. Kandıraâda ilk sinema Yelkenci Oğlu Pasajında açılmıştır. Şu an tam olarak amaca uygun çalışmamaktadır. Belediyenin haftanın belirli günleri Belediye salonunda gösterdiği filmler halkın ilgisini toplamaktadır.
5. KANDIRAâNIN EKONOMİK YAPISI
Kandıraâda tarım sektörü, ekonomik yapıda en başta yer alan sektörel yapıyı teşkil eder. Turizm ve imalat sanayi tarımın ardından en önemli ekonomik uğraş olarak karşımıza çıkmaktadır. 1999 yılı verileri itabari ile GSYİHâsi 9770 USD olarak belirlenmiştir 7 imalat firmasının bulunduğu ilçede GSYİHâda en önemli paya sahip olan tarım ürünlerini katma değerinin yüksek olmamasından dolayı gerçekleşen üretim sonucunda, GSYİH düşük bir rakam olarak çıkmakta ve il içinde Kandıraâda 1,46âlık bir paya sahip bulunmaktadır.
6. KANDIRA HALKININ AİLE YAPISI
Kandıraâda aileler ataerkil bir yapıya sahipti. Evler büyük olur ve bütün aile aynı evde kalırdı. Evin oğlu evlendiği zaman bir odaya gelinle damat yerleştirilir ya da eve yeni bir oda açılırdı. Küçük çocuklar büyüklerine karşı saygılıydı. Sofraya büyükten önce oturulmaz ve sofradan büyükten önce kalkılmazdı. Eğer aile kalabalık ve bir sofraya sığmıyorsa iki sofra kurulurdu. Birinde büyükler diğerinde ise küçükler otururdu. Aileler arası akrabalık bağları gelişmişti. Yakın köyde bulunan akrabalar sürekli birbirlerini ziyaret ederlerdi. Şayet yapılacak bir iş varsa (tarla sürümü) beraberce yaparlardı.Ailede sözü dinlenen büyük kişiler vardı.Bu insanın saygınlığı bulunurdu.Aile ve akrabalar arasında olan sorunları sözü dinlenen büyük kişiler hallederdi.Ailede hiyerarşi yaşa göre belirlenirdi.Herkes tarımla uğraştığı için statü sahibi insanlar bulunmamaktaydı.
7. KANDIRAâDA DİN ve DİNİ GRUPLAR
Kandıra da işgal zamanında Hıristiyanlar ve Rumlardan azda olsa buraya gelmişlerdir.Bunlar tüccarlık ve esnaflık yapmışlardır.Kurtuluş savaşının kazanılmasının ardından Yunanistanâa yönelmişlerdir.Çok az sayıda da Yahudi bulunmaktaydı.Yahudiler Filistinâde 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasının ardından Kandıraâdan İsrailâe göç etmişlerdir.Kandıra halkının %99âu Müslümanâdır.Müslümanlar Hanefi mezhebine bağlıdırlar.
8. KANDIRAâNIN KURUMLARI
8.1. GARNİZON KOMUTANLIĞI
Garnizon Kandıraâda ki değişimin en büyük faktörlerinden biridir. Kurum olarak Kandıraâya ilk gelen kurumlardan biridir. Kandıraâyı eğitim,sanayi ve kültür bakımından değiştirmiştir. Askeriyenin gelmesiyle Kandıra halkı Kandıra dışındaki dünyayı algılamaya başlamıştır.
Askeriye ile birlikte asker çalışanlarının eşleri de Kandıraâya ikametgah etmişlerdir. Aileler arası etkileşim had safhaya kadar çıkmıştır.Giyim kültürü üzerinde direk bir etkisi olmuştur. Zaman zaman Garnizon Komutanlığıânda giyim defileleri düzenlenmiştir. Kandıra ilçesinde bulunan halkın bu defilelere katılımı yoğun olmuştur. İlk eğlence mekanlarından biri Garnizon Komutanlığıânda açılmıştır. Eğlence kültüründe değişimler olmuştur. Şu anda ise aileler arası etkileşim devam etmektedir. Kandıraânın merkezinde asker ailelerin bulunduğu bir site yer almaktadır.
8.2. HALK EĞİTİM MERKEZİ
Kandıra ve civarındaki köylerde bulunan eğitim görmemiş halkı okuma yazma da dahil bütün konularda bilgilendirmektedir. Her sene kurs programları düzenlenmektedir. El sanatları,makine nakış,ev ekonomisi,ev tekstili gibi derslerin haricinde gelen taleplere göre de kurs açılmaktadır. Üniversite için hazırlanan öğrencilere burs imkanı sağlanır. 2002 senesinde bilgisayar kursu açılmıştır. Kursa katılım oldukça yoğundur. Halk evinin ilçede bir binası bulunmaktadır. Bunun yanı sıra köylerde bulunan her muhtar bir temsilci durumundadır. Halk Eğitim Merkezi muhtar veya köylerden görevli kişilerle sürekli irtibat halindedir. Halk evleri bütün ülkede olduğu gibi Kandıraâda da çağdaş bir seviyeye getirmeye çalışmaktadır. Kandıraâda Halk Eğitim Merkezi kurulduğundan beri bir çok çalışmada bulunmuştur. Kandıra ilçesi ve köylerinden çok sayıda insana eğitim imkanı sunmuştur. Kandıraânın kültürünü,folklorik özelliğini koruyarak çalışmalar yürütmüştür.
8.3. KAYMAKAMLIK
Kaymakamlık Kandıraâda 1868 yılında Kocaeli Sancağına bağlanarak ilçe olan Kandıra ilçe olduğu yıldan itibaren değişmesini ve gelişmesini sürdürmüştür. Son yıllarda kaymakamlığın Eğitim-Öğretim ve toplumsal kültür değişimi amaçlı yaptıkları çalışmalar ilçede semeresini göstermiştir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığı ile de bir çok yoksul öğrenciye eğitim hakkı tanınmıştır. Taşımalı eğitimle okuyan öğrencilere öğle yemekleri kaymakamlık tarafından verilmektedir. Öğrencilerin para tardımı ve yurt imkanıda sağlanmaktadır. Ayrıca okuma-yazma bilmeyen vatandaşlarımız için açılan Ali okullarına destek olunmaktadır. Zaman içersinde kaymakamlığın desteği ile ilçede tiyatro ve çeşitli kültürel faaliyetler düzenlenir.
8.4. BELEDİYE
1868 Yılında Belediye olan Kandıraâda şüphesiz belediyenin etkisi büyüktür. Halk kütüphanesi kültür merkezi ile ilçe gelişimine olumlu etkilerde bulunmuşlardır. Zaman zaman sinema gösterimleri ve her sene düzenlenen sanat müziği,İngilizce kursları ile yerli halka sosyo kültürel hizmetler verilmeye çalışılmıştır. Her yıl düzenlenen namazgah şenlikleri ve yoğurt festivalinin Kandıraânın gelişimine olumlu etkisi olmuştur.
9. KANDIRAâDA MİMARİ
İlçe mimarisinde zaman içersinde öncelikle çivi kullanılmadan birbirine geçme tahtalardan yapılan âÇandıâ binalar,daha sonra tuğla ve tahta karışımından yapılan 2Kagirâ yapılar ve yakın bir zamandan itibaren de betonarme yapılar görülmüştür. İlçede az da olsa kagir evlere rastlamak mümkünken çandı yapılara rastlanmamaktadır.
9.1. ÇANDI
Kertilip birbirine geçirilen uzun kütüklerle,çivisiz olarak yapılmış binalara denir. Geçmişte bir çok örneği bulunan bu tür yapılar,günümüze kadar ulaşmamıştır.
9.2. KAGİR
Tahta tavan ve tahta kapı süslemelerinin ön planda olduğu kagir yapı tipinde örnekler ilçe merkezi ve köylerde bulunmaktadır.
9.3. BETONARME
Günümüz yapı tipidir. Son yıllarda Kandıra evleri hızlı bir oluşum süreci içinden geçerek ilçe ve köylerde bulunan binaların çoğu bu yapı tipine uygun olarak yapılmıştır.
10. KANDIRAâDA YEMEK KÜLTÜRÜ
İlçede yiyeceklerin temelini yabani bitki ve hamur işleri oluşturmaktadır. Bulgur,yarma,mısır unu ile yapılan yiyecekler dikkat çekmektedir. İlçede tuz,kırmızı biber ve kuru nane dışında baharat tüketilmemektedir. Et kültürü ise yok denecek kadar azdır. Özel günlerde yapılan etli yiyeceklerde yöreye ait değildir. Mısır unu ve buğday unu karışımı yapılan yiyecekler dikkat çekmektedir.
10.1. KETEN HELVA
Kocaeli ilinin genelinde yaygın olarak üretilen ve herkes tarafından sevilen pişmaniyenin atası olarak benimsenen,yöreye özgü bir tatlıdır.
Eski dönemlerden itibaren kış mevsiminde özel arkadaş toplantılarında (kimi eski insanlar bu toplantılar için âkısır düğünüâ adını kullanmaktadır) yapılan bir tatlıdır.
Helva yapıldıktan sonra kar üzerinde dinlendirilmesi gerektiğinden,özellikle karlı havalarda helvanın yapılmasına özen gösterilir. Keten helvanın yapımı aynı pişmaniye yapımına benzediğinden birkaç kişi tarafından büyük bir tepsi etrafında helva ağda kıvamına gelmiş şeker,limon,su karışımının un ile yoğrulmasıyla elde edilir.
10.2. ÜRE
Ana maddesi darı olan,yöreye özgü sütlü bir tatlıdır. Bir tencerede kaynayan sütün içine yavaş yavaş konulan yıkanmış darılar,tahta kaşık yardımıyla koyulaşıncaya kadar karıştırılır.
Koyu kıvama gelen üreye ocaktan alınmaya yakın şeker ilave edilir ve sonra küçük kaselere alınarak soğumaya bırakılır. Darı az miktarda kullanılmasına rağmen,pişince çok miktarda süt tatlısı elde edildiğinden âüreâ adı verilmiştir. Muhallebi görünümündeki bu tatlı,en çok düğünlerde tercih edilmektedir.
10.3. KAÇAMAK (MALAK)
Genellikle beyaz undan yapılan,ancak Karadeniz kökenli toplulukların göç etmesiyle mısır unundan da yapılan bir yemektir.
10.4. MANCARLI PİDE
Kandıra mutfağında önemli bir yere sahip olan hamur işi bir yemek çeşididir. Genellikle ekmeği fırına sürmeden önce,daha kor ateşte pişirilir. Kırlarda yetişen mancarlar toplanarak,pide içi olarak hazırlanır ve önceden mayalanmış hamur açılarak içersine sıvanır. Pişirildikten sonra pide üzerine tereyağı sürülür ve ayranla servis yapılır.
10.5. OLAĞAN VE OLAĞANÜSTÜ DURUMLARDA HAZIRLANAN YEMEKLER
10.5.1. DÜĞÜN
Pirinç pilavı,Kara Lahana sarması,Arpa Şehriye Çorbası ve Dartılı Keşkek
10.5.2. KANDİL
Herkes durumunun el verdiği ölçüde bazı yiyecekler yaparak dağıtır. Genelde lokum,mancar pidesi ve bisküvi dağıtılır.
10.5.3. HIDIRELLEZ
Evlerinde sütü olanlar peynir yaparak kapı önlerine yoksulların alması için koyar. Ayrıca Baba Tepesinde pirinç pilavı ve kızarmış kuzu dağıtımı geleneği vardır. Halen daha bazı köylerde peynir yapılarak dağıtılması geleneği vardır.
10.5.4. CENAZE
Cenazelerde pirinç pilavı,tavuk ve mutlaka un helvası yapılması geleneği vardır.
10.6. YEMEKLERDE KULLANILAN ARAÇ VE GERÇLER
İlçede sokak fırınları önemlidir. Geçmişte evlerde aş odalarında bulunan ocaklarda yemekler pişirilirdi. Yemeklerin pişirilmesinde bakır mutfak gereçleri kullanılırdı. Günümüzde çelik ve teflon mutfak gereçlerinin yaygınlaşmasından sonra bakır mutfak gereçleri önemini ve kullanılırlığını yitirmiştir.
11. KANDIRAâDA TEMİZLİK KÜLTÜRÜ
11.1. BULAŞIK TEMİZLİĞİ
Geçmişte bulaşıkların temizliğinde kül kullanılırdı. Bulaşık deterjanının olmadığı dönemlerde külle ovulan bulaşıklar bol su ile durulanırdı.
11.2. ÇAMAŞIR TEMİZLİĞİ
Çamaşır temizliğinde kül suyu kullanılırdı. Bir gece önceden bezin üzerine konularak üstüne su dökülen küllerin suyu altta bir kazanda toplanır,çamaşırlar bununla ıslanır,ertesi gün kalıp sabunla yıkanarak temizlenirdi. Günümüzde bu uygulamalar tamamıyla kalkmıştır.
12. KANDIRAâDA GİYİM-KUŞAM SÜSLENME
Günümüzde köylerde şalvarlar giyen bayanlara rastlamak mümkündür. Bunun haricindeki diğer elbiseler kullanılmamaktadır. Bunda giyim kültürünün git gide değişmesi etkendir. Ketenden yapılan kültür elbiseleri ise ketenin ekilmemesinden dolayı ortadan kalmış durumdadır. Kandıraâda insanlar giyim ihtiyaçlarını kendi yetiştirdikleri bitkileri hammadde olarak kullanıp bu bitkileri çeşitli evreden geçirip iplik haline getirip kullanıma uygun elbiseler dikerlerdi. Zamanla ulaşımın açılması ile ilçedeki giyim dükkanlarına yönelme olmuştur. Maddi durum geliştikçe giyim dükkanlarına rağbet artmıştır. İpliğin hammaddeleri olan bitkileri dikmedikleri için şimdi kültür elbiseleri yok denecek kadar azdır. Yaşlı insanların sakladıkları veya kültür arşivciliğine meraklı insanların evlerinde bu tür giyim elbiselerine rastlamak mümkündür. Kaymakamlık giyim kültürünü yaşatmak için,2002 nisanında yapılan esnaflar arası futbol turnuvasında 2, Takıma Kandıra bezinden (keten) dokuma gömlekler diktirdi. Bu şekilde Kandıra kültürü yansıtmaya çalışıldı. Bunun yanında halk Eğitim Merkezi kültür elbiselerine hassasiyetle yaklaşmaktadır. Bünyesinde bulunan araştırmacılarda,kandıra yöresinin kültür elbiselerinin çoğu bulunmaktadır.
Kandıra yöresinde olağanüstü günlerde giyim-kuşam farklılığı arz etmez. Cenaze ve benzeri günlerde giyimle alakalı değişim olmaz. Düğün alakalı günlerde insanların giyiminde değişim olmaktadır. Kandıra halkı için önemli bir olay ve önemli bir olgudur. Bunu bir değişim,kaynaşma ve yeni insanlarla tanışma olarak algılarlar. Bu açıdan giyimin önemli olduğunu düşünürler.
Düğünlerde gelin ve güvey elbiseleri özenle dikilir. Damat tarafından gelin tarafına gönderilen ipliklerle gelin olacak kız,damada gömlek,lif,çorap gibi giyim eşyaları diker. Damat tarafı da geline ilçe merkezinden hediyeler alır.
12.1. ERKEK GİYSİLERİ
12.1.1. Başa giyilenler:
Keçeden yapılmış fes bulunur. Etrafına beyaz Kandıra bezinden dokunan sarık bağlanır. Sarığın ucu sol taraftan kulağın yanından hafif sarkar.
12.1.2. Sırta giyilenler:
İç göynek,mintan ,yelek,yün kuşak,iç donu,potur.
12.1.3. Ayağa giyilenler:
Yün çorap,çarık,dolak,bıyıklı yemeni.
12.2. KADIN GİYSİLERİ
12.2.1. Başa giyilenler:
Bordo renkli keçenin üstüne oyalı yemeni kıvrılarak daire şeklinde dikilir. Fesin ön tarafı boncuklar ve altın penezlerle süslenir. Fesin üzerine oyalı yemeni üçgen şeklinde atılır,uçları çene altından çapraz şekilde gelip fesin üstüne bağlanır. Yemeninin oyaları yüzün etrafını çerçeve gibi sarar. Bunun üzerine uçları oyalı desenli ve düz dokunmuş Kandıra bezinden dikdörtgen şeklinde örtülen örtme adı verilen örtü bulunur. Yanlara doğru atılır. Genç kızlar başa sadece grep (oyalı) bağlarlar.
12.2.2. Sırta giyilenler:
İçlik (göynek),mintan,hırka (zıbın-elibade),şalvar,iç donu,uçkur,önlük,yağlık,şal kuşak.
12.2.3. Ayağa giyilenler:
Yün çorap,kundura,çarık,aksesuar
13. KANDIRA HALKININ EVLENME GELENEKLERİ
Kandıraânın gelişmediği zamanlarda evlenecek olan erkek ve kızı büyükler belirlerdi. Gençlere fikirleri sorulmadan kiminle dünya evine girecekleri kararlaştırılırdı. Evlenme çağına gelen delikanlının ailesi kız aramaya başlar,yakın komşu ve akrabaların yönlendirmesiyle gelin adayı bulunurdu.
Kızın hamarat,becerikli,terbiyeli ve ahlaklı oluşu göz göz önünde bulundurulur,kusuru ya da bir özürünün bulunup bulunmadığına dikkat edilirdi. Mal varlığının bölünmemesi için gençlerin evlendirilmesinde denklik aranırdı. Genelde köyün ileri gelenlerinin çocukları evlendirilirdi. Böyle bir durum olmasına rağmen aile içinde çıkabilecek sorunlardan dolayı akraba bağlarının sarsılmaması için akraba evlilikleri görülmemiştir.
Yapılan araştırmalardan sonra erkek tarafı kızın hakkında olumlu bir karar verirse kızın ailesine ziyarete gelineceği haber verilirdi. Kız istemeye en az üç defa gidilir,ilk seferde erkek tarafı kızın ailesinde olumlu bir etki bırakmak için köyün ileri gelenlerini kızı istemeye götürürdü. Kız evinde ağırlanan erkek tarafı eğer uzak bir köyden geliyorsa yemekler hazırlanır,yakın yerden gelen misafirlere ise süt,ayran,çay gibi içecekler ikram edilirdi.ikramlardan sonra erkek tarafı lisan-ı düzgün ile konuya girerdi en az üç defada kız alınabildiği için erkek tarafı ilk gidişte niyetlerini belli eder tekrar gelmek için izin isterdi. Bu ziyarette ikinci akşam için gün belirlenir genel olarak Türk kültürüne yerleşmiş misafirperverlikle gelenler uğurlanırdı.
Belirlenen tarihte erkek ailesi köyün büyüklerinden ziyade erkek ailesi ağırlıklı olarak gelir erkek ailesi ile birlikte ilk ziyarete gelen yaşlılar ve diğer ileri gelenler getirilmezdi. Bu ziyarette gelin adayı küçük testlerden geçirilirdi. Erkek tarafından biri kızdan sessizce su ister,kız sesi duyarda eğer suyu getirirse kızın ellerine,yüzüne bakılırdı bu şekilde kızın işitme duyusu test edilir,yakından ellerine yüzüne bakılarak bir kusuru olup olmadığı incelenirdi. Yapılan sohbetlerden,edilen ikramlardan sonra üçüncü defa ziyaret etmek için gün alınır,izin isteyerek erkek tarafı kız evinden ayrılırdı. Kız eğer karşı tarafa verilmeye karar verilirse ilk iki ziyarette erkek tarafına çok iyi davranılırdı.
Erkek tarafında yapılan bu ziyaretlerin başından itibaren damat adayı gelin olacak kız ile karşılaştırılmazdı. Gelin adayı ile damat adayının düğün gecesine kadar hiçbir şekilde görüştürülmesine izin verilmezdi.
Üçüncü akşam erkek tarafından gelen ziyaretçilere bayanlarda eklenir. Gelin adayı birde bayanların testinden geçerdi. Kız tarafının ikramlarından sonra erkek tarafının yaşlısı söz alır âAllahâın emri peygamberin kavli ile kızınıza talibizâ diyerek kızı ister. Kız tarafı kızın özelliklerini,erkek tarafı da damat adayının meziyetlerini sayar.Sözü alan kızın babası ânasipse olsunâ diyerek kızı verir. Sözün alındığına dair kızdan oğlana verilmek üzere bir mendil alınır ve düğün hazırlıklarına başlanır.
13.1. SÖZ KESEN
Kız ve oğlan tarafı birbirlerine bir bohça yollarlar,bohçanın içinde hediyeler bulunur. Kız bohçasında mendil,çevre,gömlek ve çorap bulunur. Oğlan bohçasında ise mendil,çorap,yazma,örtme ve namazlık bulunur. Bu olay bohça götürmek olarak adlandırılır. Oğlan tarafı söz kesen yani büyük nişan için kız tarafına gelir. Kız için alınan hediyeler ile birlikte nişana gelenlere dağıtmak için şeker önü oymalı bir sandığa koyulup kız evine götürülürdü. Küçük nişanda büyük nişanın tarihi belirlenirdi. Bu iki nişan arasında aileler karşılıklı olarak birbirlerini ziyaret ederlerdi.
13.2. BÜYÜK NİŞAN
Büyük nişan genellikle hafta sonu yapılırdı. Oğlan tarafı,kız tarafının istediği takıları temin edip büyük nişan için hazırlardı. Büyük nişan için daha detaylı kıyafetler alınırdı. Büyük nişanda misafirlere ekmek ve helva alınır ve nişan günü gelenlere ikram edilirdi. Nişan için alınan büyük sandığın içine alınan büyük hediyeler yerleştirilir ve nişan sandığı kız evine davul ve zurnalar eşliğinde götürülürdü. Sandığın iki tarafına mendil bağlanır,sandığı taşımak için sandıkçılar tutulurdu. Kız evine varan sandıkçılar sandık açılmıyor diyerek kız evinden bahşiş isterlerdi. Bahşişi aldıktan sonra sandığı eslim eder ve oradan ayrılırlardı. Büyük nişanda damat bulunmazdı,yüzük ağzı laf yapan hatırı sayılan biri tarafından ayrı ayrı takılmak zorundaydı. Takılar takılmaya başlanırdı (beşi bir yerde,altın liralar,bilezik ve benzeri). Takılar takıldıktan sonra eğlenceler başlar,darbuka ve defle bayanlar oyular oynarlardı. Erkekler ayrı bir yerde otururlar ve aralarında sohbetler ederlerdi.
Büyük nişanda düğün tarihi belirlenir. O tarihten on beş gün önce gelin Kandıra merkezine muayeneye götürülür. Hem de alışveriş yaparlardı. Çarşıdan dürülük alınırdı. Kız tarafı oğlan tarafına,oğlan tarafı da kız tarafına hediyeler alırdı. Düğüne haber vermek maksadıyla düğüne bir hafta önceden düğün çöreği yapılır. Düğün çöreği kız ve erkeğin ailesi tarafından düğüne davet edilecek herkese dağıtılırdı. Bir nevi davetiye niteliği vardı. Şayet çörek biterse mum ve kibrit dağıtılırdı. Düğünden üç gün önce kız tarafına yastık,minder ve yorgan gönderilir böylece kayınvalidenin hazırlamış olduğu yastık,yorgan ve minderler kız tarafına gelen misafirlere gösterilirdi. Düğüne iki gün kala yemek yapılması için büyük baş hayvan kesilirdi. Yemek için gerekli olan malzemeler hazırlanırdı. Bu malzemelerden bir miktar ayrılır. Kınacı ile kız tarafına gönderilirdi. Kınacının yanında erkek evinin bayanları küçük kına için kız tarafına giderlerdi. Kınacı malzemeyi koyduğu heybeyi kız tarafına verir ve beklerdi. Kız tarafı heybenin içine ağır bir taş koyarlardı. Kınacı erkek evine döndüğü zaman heybe açılır ve içindeki taş gelin ve damadın oturacağı evin çatısının damına konulurdu. Küçük kına akşamı kızın arkadaşları tarafından yakılacak olan kınalar hazırlanırdı. Gelinin yengesi gelini odanın orta yerine getirir ve orada bulunan bir yere oturturdu. Gelinin yengesi geline kına yakmaya başlardı. Gelin önce naz yapmaya başlayıp elini uzatmazdı. Gelinin yengesinin yanında getirdiği altını veya hediyeyi vermesinden sonra gelin elini uzatırdı. Kına yakılırken çeşitli maniler ve ezgiler söylenirdi. Geline kına yakıldıktan sonra artan kınayla gelinin kız arkadaşlarına da kına yakılmaktaydı. Kınaların yakılmasından sonra küçük kına tamamlanmış olur.
Düğünden bir gün önce büyük kına akşamıdır. Büyük kına akşamı oğlan tarafı bayanları davul ve zurna eşliğinde kız evine gelir. Gelinin arkadaşları ve akrabaları büyük kına için gelinin evinde toplanır. Gelin kına için odaya getirilir. Kına yakılmadan önce çarşıdan dürü için alınan kumaş gelinin yanına getirilir. İki tarafına birer bayan geçer ve karşılıklı olarak tutarlar. Önce damadın geline aldığı hediyeler dürünün içine atılır. Dürünün başında bulunan bayanlar geline verilen hediyelerin kimden olduğunu ve ne olduğunu söyleyip içine atarlar. Hediyeler dürüye atıldıktan sonra âki
mi onluk,kimi beşlik verin gelin kıza harçlıkâ diyerek orada bulunanlardan dürünün içine para atmaları istenir. Dürüden sonra eğlenceler başlar. Gelinin arkadaşları tefler eşliğinde gelinin etrafında dolanıp oyunlar oynarlar. Oyunlardan sonra mani ve ezgiler söylenip gelin ağlatılmaya çalışılır. Kız tarafında herkes dağıldıktan sonra gelinin arkadaşları gelini
n yanında kalır. Kapı kapı bütün komşuları gezerek yiyecek ya da para alırlardı. Bu eğlenceye heyemola denir.
Heyemola heyemola peynir ekmek yolla
Heyemola heyemola gelin geldi kapıya
Heyemola heyemola kızın evi ışıl ışıl
Heyemola heyemola oğlan evi mışıl mışıl
diyerek bütün evleri dolaşırlardı. Toplanan yiyecekler eğlenceler eşliğinde yenirdi. Toplanan paralar ise gelinin arkadaşları tarafından harcanırdı. Sabah kahvaltısında gelin ve arkadaşlarına yumurta yedirilirdi.
13.3. GELİN ALMA
Gelin alma için özel olarak öküz arabaları hazırlanır,arabanın üstüne kilimler serilirdi. Öküz arabalarının çokluğu düğün sahibinin saygınlığını gösterirdi. Bu hazırlıklar yapılırken damat traş olurdu. Sinilerin üzerine konan elbiseler damat ve sadıça giydirilirdi. Damat ve sadıç büyüklerin ellerini öptükten sonra erkek tarafındaki hazırlıklar tamamlanmış olur.
Gelinin yengesi gelinin saç örgülerini çözer ve saçlarını iki yana doğru ayırır, saçlarından birer tutam saç keser ve gelin kızın sandığına yerleştirir. Bu sırada gelinin annesi ve yakınları mani ve ezgiler söyleyerek gelinle birlikte ağlarlar. Gelinin elbiseleri hazırlanır ve geline giydirilmeye başlanır. Bu sırada gelinin çeyizleri hazırlanırdı.bu sırada erkek tarafı en önde sopaya bağlı bir Türk bayrağını taşıyan bir gençle kız evine gelir. Erkek tarafının geldiği kız tarafına haber verilirdi, erkek tarafının geldiğini öğrenen kız tarafı avlunun kapısını kapatırdır. Erkek tarafından bahşiş alınır ve kapı açılırdı. Gelinin çeyizleri öküz arabalarına koyulur bu sırada da gelinin babası gelinin elini tutarak dışarıya kadar çıkartır. Gelinin başına borda renkli bir örtü örtülür. Gelini kimsenin görmemesi için iki taraftan da kilim tutulur. Gelin öküz arabasına binerken başına doğru leblebi, üzüm, şeker ve para atılır. Erkek tarafı gelini alarak davul ve zurna eşliğinde erkek evine dönerler. Gelin damat evine kayınvalide ve kayınbaba eşliğinde girer. Gelinden sonra çeyizler indirilir ve gelinin odasına taşınırdı. Damatla gelin ancak düğün akşamı birbirlerini görürlerdi. Damada şerbet içirildikten sonra tekme tokatla odaya sokulurdu.
Günümüzde Kandıranın eski düğünlerinden pekbir esinti kalmamıştır. Köylerdeki düğünler hariç düğünler çok teferruatlı değildir. İlçede bulunanlar Turan Güneş Kültür Sitesi ve Namazgah Çayırını düğün alanı olarak tercih ederler. Düğünlerde oyunlar oynanır, halaylar çekilir ve düğün sahibinin davetlilere verdiği yemekten sonra davetliler teker teker dağılmaya başlarlar. Düğünlerdeki olgular yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Bu değişme Kandıraânın merkezinde daha çok dikkat çekmektedir. Bazı köylerde düğün geleneği yaşatılmaya çalışılmaktadır.
14. HALK HEKİMLİĞİ
Geçmişte sağlık kuruluşlarının bulunmadığı zamanlarda Kandıra ve bağlı köylerde halkın bitkilerden yaptığı ilaçlar kullanılmaktaydı. Eğitimleri olmamasına rağmen sağlıkla ilgilenen kişilerin yaptığı ilaçlara güvenilerek sağlık için bunlar kullanılmaktaydı. Belediye teşkilatı kurulduktan sonra faaliyete geçen sağlık ocaklarında sağlık personelleri halka sağlık sorunlarında yardımcı olmaya başladı.
Kandıradaki sağlık personeli ve imkanlar yeterli olmadığı zamanlarda İzmit ve İstanbul hastanelerine gidiliyordu. Günümüzde sağlık kurumları çağdaşlaşmasını tamamlamıştır. Çocuk Aile Sağlığı, Sağlık Ocağı, Verem Sağlık Ocağı ve Devlet Hastanesi gibi kuruluşlar kurulmuştur.
İlçe köylerinde geçmişte hasta tedavileri için ilginç tedavi usulleri göze çarpmaktadır; sirkeye batırılan bir bez hastanın alnına koyulur idrar zorluğu için; ayrık kökü, mısır püskülü, kiraz yaprağı ve maydanoz kaynatılır hastaya içirilir. Şiddetli öksürük için; ıhlamur, ayva çiçeği veya yaprağı, ebegümeci kaynatılır ve hastaya içirilir. Kabakulak için; boğaza yün sarılır, ateş görmemiş bal mavi bir kağıda sürülerek boğaza bağlanır. Hastaya verilen tüm bu yiyecekler aç karnına yedirilir veya içirilir. Akrep ve yılan sokması halinde; yoğurt sürülür, ekşi hamur bağlanır. Tabi günümüzde bilinçlenen yerli halk sağlık sorunları için artık sağlık merkezlerine başvurmaktadır.
15. HALK OYUNLARI
İlçenin kendine has milli oyunları yoktur. İlçedeki iç ve dış göçler değişik oyunlar toplanmasına neden olmuştur.
Karadeniz bölgesinden gelip buraya yerleşmiş olan köylerde daha ziyade âKaradeniz oyunlarıâ oynarlar. Bunların başında kasap oyunları gelir.
Klarnetçilerin yatağı ve kaynağı olan Kandıraâda klarnet, cümbüş davul, darbuka, ut eşliğinde geleneksel olarak âçiftetelliâ oyunu ve benzerleri gibi hareketli oyunlar oynarlar.
Bu oyunların stilize edilmesi Kültür Bakanlığı tarafından yapılan protokolle Kandıra Meslek Yüksekokuluna verilmiştir. Kandıra Meslek Yüksekokulu çalışmalarını yürütmektedir.
16. EĞLENCELER
İlçede eskiden komşuların biraraya gelerek bayanların ayrı erkeklerin ayrı oturup eğlendikleri göze çarpmaktadır. Aralarında kura çekerek kime ne yemeği çıktıysa hazırlayıp getiren komşular hem yiyerek hem de mani ve türküler söyleyerek eğlenirdi. Genç kızlar gelin damat kılığına girer eğer bir sinema filmi seyredilmişse onun taklidi yapılarak eğlenceli zamanlar geçirilirdi. İlçe merkezinde şakaları ve oyunları ile bilinen Şekerim Şerif, Şerif Ana ve Seher Anne komşular toplandığı zaman şakalar yapar oyunlar oynarlardı. İlçe merkezinde neredeyse her ailede bir kişi enstrüman çalardı. Genelde çalınan enstrümanlar: darbuka, def ve ut idi. Bu enstrümanları çalanlar Kandıra türkülerini söylerdi. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasından sonra daha fazla evlerine kapanan insanlar bu eğlenceleri unutur oldu.
17. KANDIRA TÜRKÜLERİ VE MANİLERİ
17.1 TÜRKÜLER
I
Karadeniz gümbür gümbür gümüler
Oğulda yavrum of
Ah gümülerde eski derdim yeniler aman
Oğulda yavrum of
Bu dertte beni iflah etmez yok eder aman
Karadeniz taşdı da derler taşmamış
Oğulda yavrum of
O yarda benden geçti de derler geçmemiş aman
Annem benim sandığımı açmamış
Oğulda yavrum of
Açıp açıp da sandığıma bakmasın aman
II
Üç güzel oturmuş of
Gergefin işler aman aman
Gergefin üstüne a yarim
Dökülür yaşlar
Herkes sevdiğine of
Çevre bağışlar aman aman
Her gün ağlarım
Ağlarımda ay efendim
Birde söylerim
17.2. MANİLER
I
Durdum türkü düzmeye
Al kalemi yazmaya
Çok kimseler uğraştı
İşimizi bozmaya
II
Uçan kuş tutulur mu?
Sevda unutulur mu?
Sevdalığa söz katan
Veremden kurtulur mu?
III
Uçan kuşu yolladım
Yarimi aramaya
Hiç aklımız ermiyor
Yar bizim kavuşmaya
18. KANDIRA MASALLARI
Kandıra masalları, masal başı tekerlemeleri ve içine yer yer serpiştirilmiş özdeyişleri ile ilginçtir.
Bir Kandıra masalı : ON ÜÇLER
Var varanın sür sürenin diyelim.
Bu günde on üçlerden söz edelim. Devran ol devran döner dolap gibi. Sütçü beygiri değil sanma öyle bizimkisi bir latife. Sen açma efendim asmada asılı kabak, aman ne kabak ne kabak. Bizim masalda pek oynak. Sözü uzattık. Tasmada tazı, elinde sazı, vurdum teline, masalımız biline, imdi oturalım ocak başına, kuralım sözü masal dışına
Bir varmış bir yokmuş. Efendim evvel zaman içinde Allahâın kulu çokmuş. Öğle bir zaman gelmiş, öğle bir zaman gelmiş ki, ortalık karınca gibi insan kaynarmış. İşte böyle zamanların birinde bir adamın on üç çocuğu varmış. On üç çocuk dile kolay her biri birer değirmen taşı. Yaşamak için yemek gerek ne etmeli ne eylemeli diye babaları kara kara düşünmüş. Kara taşa dert yanmış, derdine yanan olmamış. Kara koyunu çağırmış ama oda karşılık vermemiş. Çaresiz kara kuşla karda haber salmış, haber yine olmamış, çalmadık kapı aşındırmadık eşik bırakmamış, en sonunda âEeee..........â demiş âDertli başım seninledir savaşım, göster bana yolumuâ aklı ona ormanı göstermiş. Oda çocukları yanına alıp ormana çalışmaya gitmeye karar vermiş. En küçük çocuğun adı da on üçmüş
Bunlara ak pürçekli, kara yazmalı ve de kara yazgılı anacıkları da birer kolaç (mısır unundan yapılmış mayasız ekmek) yapmış. Birer elde baltaları birer elde kolaçları koyulmuş dağ yoluna. Az gitmişler uz gitmişler derken bir tepeye gelmişler. Atalar sözüdür. âyürüyen, yol; evlenen. döl alırâ bunlar da yürüyüp yol almışlar. Bir iyicede acıkmışlar âEeee.......â demişler, âKarnımı zil çalıyorâ, Yiyelim bunları en küçükleri on üç atılmış âyol uzun, gün kısa gide gide acıkırsınız, uzun uzun uzar sonra halsiz kalırsınız. Acele etmeyin, bu tepeyi açalım ondan sonra karnımızı doyuralımâ demiş. Öğlede yapmışlar. Sonra da üst üste yedi tepe açmışlar. İyice de yorulup acıkmışlar. En sonunda bir buğday tarlasına rast gelmişler âOrmana diye çıktık, ekin tarlasına denk geldik. Haydi biçelim ekiniâ demişler
Tarlanın kenarında oraklar varmış almışlar orakları ellerine, başlamışlar ekin biçmeye on üç kardeş on üç köşeden on üç orak saldırmış, evvel Allah iki saatin içinde tarla haklanmış. Meğer tarlada beyâinmiş bey onları görmüş beygirine binip yanlarına gelmiş neden biçtiklerine dahil bir iyicene sorup sual eğlemiş on üç atılmış : âBeyim, benim canımâ, demiş âyürüdük yol aldık, yemedik karnımızda zil çaldıâ anlamış bey âgel çocuğum burayaâ demiş. On üç gitmiş ve bir kağıt yazmış atıyla evine yollamış
On üç, dört nala koşarak tozu dumana katarak eve gelmiş. Kapıyı vurup hatun bacıya kağıdı vermiş. Hatun söz etmemiş,altın heybelerini ağzına kadar iyice doldurmuş. On üç gelmiş geri doyurmuşlar mideleri.
Akşam olmuş âE...â demişler âekmek veren,bize can veren beyimiz,bizler ne yapacağız bu akşam?â hep beraber eve gitmişler. Uykuya dalmışlar. Dalmışlar ama yatmadan önce altın kapı tokmağını görmüşler. Gece yatısında yataklarından kalkmışlar,kapının altın tokmağını aşırdıkları gibi kaçmışlar.
Sabah olmuş. Bey kalkmış. Bir de ne görse,kapı tokmağı yok. Aldırmamış. âOnlar bilir demek başlarına geleceklere razı olmuşlarâ demiş. Meğer tokmak tılsımlı imiş. Gün ortasında (öğle vakti) onu alan çatlar,yedi dağı aşamadan helak olurmuş. On üçlerde öyle olmuş.
Tevekkeli dememiş atalar: âBu dünyada eden bulur.â
Onlar maf (perişan) olmuş bu dünyada. Darısı doğru yolda olmayanlara...
19. KANDIRA BİLMECELERİ
Kandıraâdan derlenen bilmecelerde duyarlı bir doğa ve çevre gözlemlemesi görülür.
Kandıra bilmecelerinden birkaç örnek:
Esne oğlum esne Karada bir gemi
Bülbül kafeste Başında yelkeni
Yem yer su içmez Nedir dümeni
Bir acayip nesne Bir göreyim seni
(İpek Böceği) (Akıl)
Yazı yazar kitap değil Uzun uzun obalar
Duvara çıkar kedi değil Ak sakallı babalar
Boynuzu var inek değil Gelir gider duramaz
Yük taşır öküz değil Gece gündüz çalkalar
(Salyangoz) (Dalga)
Hekes görür Biri demiş vah belim
Allah görmez Biri demiş vah başım
(Düş) Biri demiş dünyalar benim
(Çivi, tahta, kiremit)
20. KANDIRA HİKAYELERİ
20.1. GELİN TAŞI
Günün birinde Kandıranın kara köyünde yaşayan bir genç kız istemediği biriyle evlendirilecekti. Düğünden kaçarak bir tepeye çıktı bu tepedeki kayalıklardan kendini atarak intihar etti. Zamanla genç kızın intihar ettiği tepede kayalıklardan bir gelin oluştu o günden sonra bu tepeye âGelin taşıé adı verildi.
20.2. BABA TEPESİ
Hıdırellezler bu tepede yapılır. Bir türbe vardır, halk bu türbeye giderek yumurta ve para bırakır, dilek diler, kurban keser. Baba tepesinde şehitlik ve cami vardır. Camiyi hiç kimse temizlemez ama cami her zaman temizdir. Halk camiyi şehitlerin temizlediğine inanır.hatta bir gün namazdan sonra camiden son çıkan adamın arkasından ak sakallı bir dede seslenerek âEvladım çakını düşürdünâ diyerek çakıyı verir. Adam son çıkan kişi olduğunu bildiği için bekler ama camiden kimse çıkmaz.
20.3. KANLI DERE
Kandıraâda görülmemiş bir savaş oluyor ve çok kişi ölüyor. O kadar çok kişi ölüyor ki dere ölenlerin kanlarıyla doluyor ve şelaleden kanlar akıyor. Bu yüzden buraya kanlı dere adı veriliyor.
21. KANDIRADA BAYRAMLAR
Kandıraâda bayramlar çok neşeli geçer. Bayramlar; köyler arasında sırayla yapılır. Kurban bayramında halk özellikle gençler, en güzel kıyafetlerini giyerler ilk gün bir köydekiler kurbanlarını keser, diğer yakın köydeki insanlar burada toplanır. Ertesi gün sıra bir başka köydedir, bu defada diğer köyler burada toplanır. Bu gelenek halen sürmektedir. Bayram yapılan köy bir nevi panayır yerine döner. Evlenecek gençler birbirlerini bu vesileyle tanır.
22. KANDIRAâNIN TARİHİ VE TURİZM DEĞERİ
Deniz, kum, orman ve güneş; işte Kandıraânın en güzel en özlü tanımı bu dört özelliği sınırları içinde saklayan Kandıra, her yörenin kıskanacağı bir yerleşim yeridir.
22.1. KEFKEN & PEMBE KAYALAR
Kandıraâya 20 km uzaklıktaki Kefken kıyı yerleşimleri içinde en gelişmiş olanıdır. Denizi, kumsalları ve çam ormanları en önemli özellikleridir. Pembe Kayalar mevkii ilginç jeolojik yapısı nedeniyle görülmesi gereken yerlerdendir. Suyun içinde yumuşak olan kayalar,çıkarıldıktan sonra sertleşmektedir. Bu özelliklerinden dolayı Osmanlı döneminde insan gücüyle kesilerek dikdörtgen olarak kesilerek deniz yoluyla İstanbulâa getirilmiş,Sultan Ahmet Camii dahil birçok caminin yapımında kullanılmıştır. Bölgede balıkçılık oldukça gelişmiş ve büyük balık üretim istasyonları kurulmuştur. Amatör sualtı avcıları içinde çeşitli olanaklar sunulmaktadır.
22.2. CEBECİ
Kandıraâya 27 km.,Kefkenâe 7 km. uzaklıktaki Cebeci; tertemiz denizi,geniş kumsalları,harika doğasıyla ideal bir tatil yeridir. Özellikle çadır turizminin en yaygın yapıldığı yerdir.
22.3. BAĞIRGANLI
Seyrek üzerinden gidilerek ulaşılan Bağırganlı; kendini özgü kayalık kıyıları,güzel plajı ve sakin doğası ile sakin bir dinlenme yeridir.
22.4. SARISU
Kandıraâya 8 km uzaklıktaki Babaköy sınırları içerisindeki Sarısu Deresinin Karadenizâle birleştiği yerde kurulmuştur.
Sakince ve orman içinden süzülen Sarısu Deresinde sazan,tatlısu levreği,kefal ve çeşitli tatlısu balıkları avlanmaktadır. Sarısu Deresi,1 km uzunluğundaki sahile paralel olarak kumsal bitiminde denize kavuşmuştur. Bu haliyle Sarısu,ilginç bir coğrafyaya sahiptir. Denize girebilmek için dereyi salla geçmek gerekmektedir. Çadır turizmi Sarısuâda oldukça yaygındır.
22.5. KERPE
Kandıraâya 10 km,İzmitâe 50 km uzaklıkta,masmavi denizi ve çam ormanları ile şirin bir Karadeniz köyüdür. Kefken yolu üzerinden gidilmektedir.
Antik bir kentin üzerinde kurulan Kerpe,150 metreye kadar sığ denize ve eşsiz kumsallara sahiptir. Günübirlik kullanım olanakları olduğu gibi;motel ve pansiyonlarıda vardır.
22.6. KURTYERİ
Kefken köyüne gelmeden Kumcağız sahiline sahip güzel bir köydür. Geniş bir kumsalı ve temiiz bir denizi vardır.
22.7. ÇAMKONAK
Kandıraânın en uzak sahilleri,yaklaşık 30 km mesafedeki Uzunkum mevkiinde bulunmaktadır. Henüz pek bilinmeyen bir bölgedir. Açık deniz özelliği gösteren bu sahiller rüzgarlı havalarda sörf yapılabilecek bir özellik kazanır.
22.8. SEYREK
Kandıraâya 11 km mesafedeki Seyrek,sahilin en şirin kayalarından birisidir. Çok güzel mesire yerlerine sahiptir.
22.9. PINARLI
İstanbul sınırına,Ağva kasabası ile komşu şirin köylerimizden bir tanesidir.
22.10. KUMCAĞIZ
Kumcağız hemen Kerpeâyi takip eden sahil şeridi üzerinde bulunan ve Kerpeâye 5 km uzaklıkta diğer bir sahil köyüdür.
Sık ormanların sahille buluştuğu bir görüntüsü olan Kumcağızâda çadır kampçılığı ön plana çıkmaktadır.
22.11. MİÇO KOYU
Kerpe ile Kefken arasındaki ormanın içinde bulunan Miço Koyu,çok bilinmemesi nedeniyle gizli bir cennet niteliğindedir.
Kerpeâden deniz yoluyla ya da Kerpe ile Kumcağız yolu üzerinde sık ormanın yürüyerek geçilmesiyle ulaşılabilmektedir.
Miço Koyuânda,taşlar ve kayalıklar çok değişik şekiller oluşturmuştur.
Bu şekillerden en çok ilgi çekeni de âTaş Havuzâ denilen kayaların çevresini sardığı su parçasıdır. Adeta doğal bir havuz görünümünde olan bu suda yüzmek de mümkündür.
23. KANDIRAâDA SU ALTI ÇALIŞMALARI
Kefken ve Kerpe başta olmak üzere,Kandıraâya bağlı kıyılarda su altı çalışmaları da büyük bir titizlikle sürdürülmektedir.
Üniversiteye bağlı ya da özel,tüm su altı toplulukları;su altı dalış eğitim çalışmaları yanında,bölge ile paralel olarak değişik çalışmalar yürütmektedir.
Arkeolojik amaçlı dalışlarda özellikle Kerpe ve Bağırganlı kıyılarında,tarih öncesi döneme ait kalıntılar bulunmuştur.
Denizaltı yaşamı değişik dönemlerde görüntülenen Kerpe kıyılarında olağanüstü güzellikler bekler sizi...
Profesyonel su altı çalışmalarının yanında,bu güzellikleri görmeyi arzulayan deniz aşıkları için de amatör su altı eğitim ve keşif dalışları düzenlenmektedir. alır.
Moderatör tarafında düzenlendi:
