Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
İnsanların bir takım kavramları değerlendirmelerinden aynı anda karşıtları da doğmaktadır. Karşılıklar aslında hep el birliğiyle oluşturdukları olguların içinde
bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine ayrılmazcasına bağlı halde karşımıza çıkarlar. Güzel-çirkin
ağır-hafif
doğru-yanlış
acı-tatlı ve tüm bu kavramların çıkış noktası olarak tanımlayabileceğimiz. İki kavram vardır ki tüm insanlığın erdemleri bu iki kavram üzerine kurula gelmiştir; iyi ve kötü
Nedir iyi ve kötü? Bütün insanlık tarihi boyunca bu sorunun yanıtı bir hedef olmuştur
İyi sözcüğü Türkçe kökünde yararlı ve karlı anlamlarını içerdiği gibi
‘`bonum`` sözcüğüyle dile getirilen Latince kökünde de zenginlik ve mal anlamlarını içerir. Bu etimolojik inceleme
iyiliğin temelinde özdeksel bir yararlılık yatt
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
ğını gösterir. Nitekim terim
toplumbilimsel tarih açısından
insanların mallılarla malsızlara bölünmesiyle ileri sürülmüştür.
Eflatun (İ.Ö. 428-347)
Yasalar adlı yapıtında şöyle der: İlkel toplumun koşulları
bu toplumun insanlarını ticaret çabalarına zorlayacak kadar bozulmamıştır. Yoksul değildiler ama zengin de olamazlardı. Çünkü ne altın ne gümüş biriktirebilirlerdi. Bu toplumda zenginlik yoksulluk yoksa o toplumda iyilik ve kötülük de yok demektir. Çünkü böyle bir toplumda ne kendini üstün görme
ne haksızlık
ne kıskançlık ve ne de çekememezlik vardır. Bu çağın insanları çok iyi kişilerdi; açık sözlü
yumuşak ve doğruydular
onlara hiçbir yasa gerekmiyordu. Eflatun`un da açıkladığı gibi
tarihsel gözlem önce bir iyilik olarak beliren mallanmanın sonra kötülüğe dönüştüğünü ve bunun tepkisi olarak da acımak
korumak ve yardım etmek anlamlarında yepyeni bir iyilik belirdiğini tanıtlamaktadır. Bu törebilimsel ve metafizik kavram çeşitli düşünürlerce çeşitli açılardan tanımlanmıştır. Bütün bu metafizik tanımları tanrıbilimsel tanım özetler
bu tanıma göre kendine iyilik
tanrısal bir kavramdır ve ancak tanrıda bulunur. İyilik–kötülük ikiliğini doğuran
güçlü-güçsüz ikiliğidir. İnsanlar eşit kalabilseydiler birbirlerine kötülük edemeyecekleri gibi bugünkü anlamda iyilikte edemeyeceklerdir.
Peki kötülüğü nasıl tanımlayabiliriz? Bir takım nesne ve olaylar
bize zevk ya da acı verdiklerine göre bu duygularla göreli olarak
iyi ya da kötüdürler. Kötü diye bildiklerimiz acı vermeye yatkın olanlardır. Bu kavramlar nesnelere ilişkin olan şeyler değildir sadece düşünmenin biçimleridir. Diğer bir ifadeyle bu kavramlar
nesneleri birbirleriyle kıyasladığımız zaman ve sonra da onlarla kendi aramızda bir bağlantı kurduğumuz zaman bir anlam kazanır. Antik Yunan felsefesinde
özellikle Sokrates ve Eflatun`da kötü bilgi dışı olandır. Bu da ahlaksal bir çirkinliği ve yanlışı dile getirir. Hegel ‘Mantık` adlı yapıtında ‘`kötü bir insan
gerçek olmayan bir insandır``der. Yani ‘`kendi kavramına ya da belirlenimine uygun biç
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
mde davranmayan bir insandır. Bununla beraber hiçbir şey kavramla gerçeğin özdeşliği olmaksızın var olamaz. Kötü insanlar varsa
demek ki gerçeklikleri belli bir ölçüde kavramlarına uygun bulunduğu için vardır.
Kök anlamlarına göre
iyilik mutluluk
kötülük mutsuzluktur
Tarihsel araştırma
iyilik- kötülük ikililiğinin güçlü-güçsüz ikiliğinden doğduğunu göstermektedir. Dinsel düşünce kötülüğünde iyilik kadar eski bir başlangıç olduğunu ileri sürer ve iyilikçi bir Tanrı`nın varlığı ile kötülüklerin varlığını uyuşturmaya çalışır.
Lactantius(*) Tanrının Öfkesine Dair adlı kitabının XIII: bölümünde diyor ki: ‘`Tanrı şu dünyadan ya kötüyü atmak istiyor
atamıyor ya atabilir
atmak istemiyor veya ne atabiliyor ne de atmak istiyor. Ya da hem atabiliyor hem atmak istiyor. Atmak istiyor atamıyorsa
bu güçsüzlüktür ki Tanrının özüne aykırıdır; atabiliyor da atmak istemiyorsa
bu hem kötülük hem güçsüzlük demektir; hem atabiliyor hem atmak istiyorsa
(Tanrıya yakışan tek durum budur) bu kötülük dünyaya nereden geldi? ''
Kötülüğün kaynağı öteden beri
kimsenin dibini göremediği bir uçurum olmuştur. Eski filozofların çoğunu
bir o kadar yasa koyucusunu
biri iyi
diğeri kötü iki ilkeye başvurmak zorunda bırakan işte buydu.
Hıristiyanlığa göre insan doğuştan kötüdür ve kötülük içindedir. Bu kötülük ona soya çekim yoluyla ilk günahından gelir. Dünya bir kötülük alanıdır. İnsan bu alana düşmekle cezalandırılmıştır.
Bir Suriye masalına göre: Erkekle kadın
dördüncü kat gökte yaratılmışlar
Doğal yemekleri olan cennet yemeği yerine
kuru peksimet yemeğe kalkmışlar. Cennet yemeği derilerindeki gözeneklerden uçup gidermiş; ama peksimet yiyince helaya gitmek gerekiyormuş. İyice sık
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
şmış oldukları halde helayı arayan kadın ile erkek rastladıkları bir meleğe helanın yolunu sormuşlar Melek de onlara dünyamızı göstererek: İşte demiş
buradan altmış milyon fersah ötede şu gördüğünüz küçük nokta gibi küre yok mu? Evrenin helası orasıdır. Çabuk oraya gidin. Onlarda kalkıp oraya gitmişler
orada da bırakılmışlar; işte bizim dünyamız bu benzetmedeki gibi o gün bu gündür bu hale düşmüştür.
Acaba biz hala bu benzetmedeki gibi bir dünyada yaşamaya mecbur muyuz; biz insan olduğumuz için mi bundan sorumlu tutulmaktayız? Biz insan olmanın bilincine ulaştıysak eğer
bu bizim tanrı katında geliştiğimizin bir göstergesi değil midir? Eğer biz
insanlık
buna hazır olmasaydı
acaba tanrı Havva`nın uzattığı elmayı
Adem`in yemesine izin verir miydi ya da Prometheus`a ateşi Zeus`un evi Olympos`tan çalıp da insanlara
doğru yolu gösterme bilincini verir miydi? Biz insanlar yeryüzünde yaşamayı başarabiliyorsak
bu bizim yaşadığımız kavram kargaşasından devamlı olarak çıkardığımız ve aldığımız dereceler sonucundadır
Doğaldır ki
hiçbir düşünce bir diğerini kabul etmez
kabul etmek zorunda da değildir. Fakat bu insanların bir arada yaşayamayacağı anlamına gelmemelidir. Elbette ki kavgalar
dövüşler ve acılar insanlık devam ettikçe olacaktır. İnsanlığın insan olma yolunda ki dikenleridir bunlar. İnsanlık bu dikenleri temizleyerek aydınlığa erdeme ulaşılacaktır. İnsanın öz kaynağı erdemdir
Kranton(**) güzel bir masalında: Zenginliği
Şehveti
Erdemi Olimpiyat oyunlarına çıkarır. Hepside altın elmayı isterler. Zenginlik der ki: ‘` En yüksek iyi benim. Çünkü iyi olan her şey benim için satın alınır.`` Şehvet de :‘`elma benimdir
der. Çünkü zenginlik sadece beni elde etmek için istenir.`` Sağlık
onsuz hiçbir zevk olmadığını
zenginliğin de faydasız olduğunu temin eder. Sonunda Erdem kendisinin ötekilerin üçünden de üstün olduğunu anlatır. Çünkü insan doğru hareket etmezse altınla
zevklerle
sağlıkla kendini pek kötü bir duruma düşürebilir. Altın elmayı erdem kazanır. İnsan sonunda aydınlığa çıkacak
insan kalmasını bilecektir. Hayatı ve düşünceleri yargılamayacağını anlayacaktır. Hayat kendiliğinden ne iyi nede kötüdür
neyse odur. İnsan
ona katlanmalı
evet demelidir. İnsan hayatın doğal koşullarına boyun eğmeli
ruhunu yenmeye çalışan cismini dizginlemeyi bilmelidir. Hayat
ancak o zaman sürekli bir mutlulukla
mutsuzluklar kovalamacası da olsa yaşanmaya değer. Yaşamak
insanlık toplumunun ortak gücüne katılmakla güzeldir. Aklın ödevi
bu güce en yararlı amaca yöneltmektir. İnsan sevinç duyuran
yeryüzü cennetinin kapısını açan
bu amacı vicdanında duymasıdır. Böylesine bir sevinci duyuran yeryüzü cennetinin kapısını açan
insanın kendi kendine eriştiği bir bilinçtir
İnsan ancak bu bilince eriştiği ana: ‘` Geçme dur
o kadar güzelsin ki
`` diyebilir
Suat F. Günderen
Lactantıus(*): 250 yılına doğru Afrika`da doğup Treves`de ölen
Hıristiyanlığın savunucularından. Latince birçok kitaplar yazmış
üslubunun güzelliği
sağlam fikirleriyle zamanın en iyi yazarı olarak tanınmıştır
Kranton(**): Eski Eflatun okulu filozoflarından. İ.Ö. III. Yy da yaşamıştır