Psych0SoociaL 1
Psych0SoociaL
onur akbaş 1
onur akbaş
noisiv 1
noisiv
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
D 1
delimuratt
ShadowFon 1
ShadowFon
shrpnl 1
shrpnl
DEVLOPER 1
DEVLOPER
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Karan2offical 1
Karan2offical
Hikaye Ekle

Tasavvuf

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 335

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 8 Ay 17 Gün
Başarım Puanı
400
MmoLira
183
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Onun felsefi açıdan değerlendirilmesinde ilkin tarihsel gelişiminde gösterdiği iki biçiminin yani başlangıç döneminde gösterdiği salt pratik salt ahlak salt bir özel yaşama tarzı olarak tasavvufla özellikle XIII-XIV. yüzyıllardan itibaren gösterdiği bir tarikatdergâh tekke vs. olarak tasavvu- fun ilgi alanımiz dışında olduğunu belirtmemiz gerekir. Bizi ilgilendiren İbni Haldun 'un tasavvufun felsefeleşmesin deyimiyle adlandırdığı dönemindeki biçimi ile tasavvuftur. Bu açıdan da onun başlıca iki özelliğiyle felsefece bir hareket niteliğini taşıdığını düşünüyoruz. Bunlardan birincisiyle bu dönemdeki tasavvufçuların gerçeğe yaklaşımla ilgili tutumlarını ikincisi ile gerçeğin bilgisini elde etme önünde izledikleri yöntemin özelliğini kastediyoruz. Birinci noktada Suhreverdi İbni Arabi gibi tasavvufçular S. Hilâv 'ın çok güzel bir biçimde belirttiği gibi <<tek insanın yaşantısını deneyini hakikati arayışını ve bulma hakkını bir ilke olarak ileri sürmeleri» ilefelsefenin özüne uygun düşen bir davranışı veya tutumu sergilemektedirler. Onların bu açıdan Kelâmcılarınki ile karşılaştırılırsa çok daha filozofça bir tutumu temsil ettiklerini kabul etmek zorundayız. Üstelik İslâm'ın artık başlangıçtaki yumuşaklığını ve hoşgörüsünü kaybederek sertleştiği ehli sünnet görüşünün artık kesin bir hakimiyet kazanıp tavır ve tezlerini sertleştirdiği felasifenin gözden düşüp her türlü akılcıeleştirici bağımsız bilgi edinme ve yaşama çabalarının kötü gözle görülmeye başlandığı bir dönemde ortaya çıkmalarına rağmen dünyayıTanrıyı tek kelime ile <<Gerçek>> insan hayatına anlamını? verecek kendisine uygun olarak erdemlice yaşanabilecek <<Hakikat>>i özgürce araştırma yönünde birey insanın hakkını israrla savunmaları bu tutumlarını daha kahramanca kaderlerini ise Sokrates'in Giordano Bruno'nun Spinoza 'nın kaderleri gibi daha trajik' kılmaktadır. Nitekim onlar bu tutumlarının bedelini Mansur al-Hallac ve Suhreverdi 'nin şahsında hayatları ile ödeyecekler; İbn:î Arabi ise aynı acı sondan kıl payı ile kurtulacaktır.

İkinci noktada bu tasavvufçular konularını ele alma işleme önermelerini ileri sürme yöntemlerinde de felsefe içinde zikredilebilecek bir yönteme başvurmaktadırlar. Bu yöntem her zaman tekrarladığımız gibi <<kendisini akla dayanan nedenlerle meşrulaştırabilen bir düşünce» yöntemidir. Burada bize karşı çıkılabilir ve genel olarak tasavvufun akla akıl yürütmelere «nazarî» düşünceye karşı olan tavrı; aklın yerine cckalbni bilginin yerine <<zevk>> sözün (kâl) yerine “hâl” koyma yönündeki arzusu «kalbi beyazlatmak kağıdı karalamaktan iyidir»türünden sözleri birçok temsilcilerinde açıkça görülen felsefe düşmanlığı vb. hatırlatılabilir ve bütün bunların felsefeye ne ölçüde uygun düşen bir yöntemin sonucu olarak ortaya çıktığı sorulabilir.

Ancak burada da ikili bir ayrım yapmak gerekir: Bir defa bu akıl ve felsefe akıl yürütme ve ccnazar~ı düşmanlığı tasavvufun tüm dönemleri ve tüm temsilcileri için geçerli değildir. İkinci olarak Suhreverdi İbni Arabi gibi bizi asıl ilgilendiren temsilcilerinde bu akıl ve nazar düşmanlığı çok özel bir nitelikte karşımıza çıkmaktadır. Önce birinci nokta üzerinde durâlım: Gerçekten de örneğin bir Suhreverdi tasavvufu salt hâl zevkvecd olayı olarak ele almadığı gibi bir blok olarak da felsefeye karşı çıkmaz O Aristotelesçi türden bir felsefeye ve kendisini Aristotesesçi bilgi kuramında gösterdiği biçiminde akla veya aklın kullanılımına karşı çıkar. Kısaca o bugün analitik diskürsif dediğimiz ak?a ve böyle bir akla dayanan felsefeye karşı çıkar. Aynı durum aşağı yukarı İbni Arabi için de geçerlidir. İkinci olarak bu karşı çıkışın özel niteliği üzerinde özenle durmak gerekir: Felsefe tarihinde akla akıl yürütmeye karşı çıkan çeşitli filozoflar vardır ki onlar bu karşı çıkışlarına son çözümde yine akılsal olarak haklı çıkarmaya çalıştıkları bazı nedenlere dayandıkları içindir 7ci filozof olarak adlandırılmakta devam ederler. Bunların en son ünlü örneği Bergson 'dur. Bergson her biri birer soyut simge olan kavramlarla çalışan aklın gerçeğin canlı hareketli somut bireysel yapısını kavramakta yetersiz olduğunu ileri sürerek onun yerine “sezgi” dediği ve insânda var olduğunu iddia ettiği bir yetiyi geçirmeye çalışır. Ona göre bu yeti dil ve kavramlar aracılığıyla gerçeğe dıştan değil içten nüfus etmeyi sağ?ayan; onu canlılığı ve bütünlüğü içinde yakalamayı mümkün kılan bir yetidir. Böylece Bergson salt kuru analitik diskürsif aklın yerine bu sezgiyi; bi?im:m yerine bu sezgi ile çalıştığını iddia ettiği metafiziği koymaya çalışır. şimdi bilimlere akla akıl yürütmeye karşı yönelttiği bu eleştirilere rağmen Bergson'u neden büyük bir filozof ve Bergsonculuğu bir felsefe olarak kabul ediyorsak aynı şeyden ötürü aralarındaki tüm ayrılıklar mahfuz kalmak şartıyle bu sözünü ettiğimiz tasavvufçuları da birer filozof olarak kabul edebiliriz Bergson dile kavramlara akıl yürütme?ere analitik akla karşı yönelttiği bu eleştiriyi yine di?e kavram?ara akıl yürütmelere dayanarak yaptığı ve onu son çözümde yine akıl planında «meşrulaştırâbildiği» için filozoftur. İşte aynı durum bu tasavvufçular için de söz konusudur. Çünkü onlar da varlık hakkında belli bir anlayışlarına dayanarak kendisini Aristotelesçi bilgi kuramında ortaya koyan akla ve onun kullanılımına karşı çıkmaktadırlar. Onun yerine mistik ama yine entellektüel bir sezgiyi koymak istemektedirler. O halde bu karşı çıkış mutlak bir karşı çıkış değildir kendisini akılsallık planında haklı çıkarmaya çalışan bir düşünceler dizisinden hareketle oluşturulan bir karşı çıkıştır.

O halde başta sorduğumuz soruya cevap olarak yaptığımız araştırmada vardığımız sonucu özetleyecek olursak şunu söyleyebiliriz: EvetOrtaçağda İslâm dünyasında yüksek düzeyde bir “felsefe” hareketi vardır. O özellikle yukarda temas ettiğimiz alanlar ve bu alanlarda çalışmalar yapan kimseler tarafından temsil edilir ve yine o gerek özel olarak İslâm uygarlığının ayrılmaz bir parçası olarak gerekse Batı felsefesinin gelişmesinde önemli bir basamağı oluşturması bakımından evrensel kültür içinde önemli bir yer tutar.
 
Paylaşımınız için Teşekkürler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst