HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Modernleşmenin Düşünsel Zemini Olarak: Rönesans
Dünya Rönesans benzeri entellektüel bir canlılığa daha önce sadece Eski Yunanda tanıklık etmişti. Ortaçağ batı düşüncesi için kapalılığın ve gizemliliğin hakim olduğu devirdir. Ortaçağ Tanrının ferman dinlettiği devirdi: İnsanı kilise götürüyordu kurtuluşa. Rönesans tekniğin devriinsan ve insan faaliyetlerinin emrinde bir devir. Kilisenin vesayetinden yavaş yavaş kurtulan insan yolunu kah feyyaz kah kısır bir yalnızlık içinde bir başına arayacaktı.
Rönesansın en önemli sorunu insandır. İnsanın yeniden keşfi söz konusudur. Yeni bir insan tanımı karşımıza çıkıyor. Bu da yeni bir hayat duygusunu ve yeni bir dünya görüşünü ortaya çıkarmaktaydı. Bu yeni hayat günlük hayatı etkileyip değiştirmekle birlikte bizim açımızdan önemli olan felsefi düzeyde meydana getirmiş olduğu radikal değişimdir. Rönesans ile birlikte Batı düşüncesinde insan merkezli bir epistemoloji şekillenmeye başlamış bu epistemoloji batı düşüncesinin yeni ontolojik yapısını belirlemiştir. Hegelin yalnızca mutlak idea varlıktır sonsuz yaşamdır kendini bilen hakikattir ve bütün hakikattir şeklindeki ontoloji tanımlaması ontolojinin batı düşüncesindeki merkeziliğini ve önemini göstermektedir. Ontolojiyi belirleyen epistemoloji yeni değildir. Batı düşüncesindeki epistemoloji Eski Yunan ve Roma düşünürlerinin yeni bir okumaya tabi tutulmaları ile şekillenmiştir. Batı düşüncesinin kavşağında yer alan Descartesın eski yüzyıllardaki yazarların kitaplarını okumayı onlarla seyahat etmekle eşdeğer tutması Eski Yunan ve Romanın yeni Avrupaya olan etkisi açısından önemlidir. Artık bundan sonra insanın varoluş sorunu Tanrı fikrinin dışında aranacaktı.
On beşinci yüzyıldan itibaren Rönesans Avrupada meydana gelen düşünsel ve toplumsal değişmelerdeki genel sürecin tanımlanması olarak ele alınan modernleşmenin düşünsel alt yapısını oluşturmuştur. Fikri ve sosyal değişmeyle birlikte Batı toplumu geleneksellikten kopup bireyi merkeze aldığı bir Seküler İnsan Krallığı inşa etmiştir. Bunun içinde tabiatıyla bir Seküler İnsan profili gerekmekteydi. İşte Rönesans içinde yer alan hümanizm geniş anlamıyla modern insanın yeni anlayışını ve duygusunu dile getiren akımdır. Geleneksel ekolün önde gelen isimlerinden olan Guénon hümanizmin aslında her şeyi aşan katıksız insani ölçülere indirgeme insanı aşan bütün ilkeleri saf dışı bırakma amacında olduğunu belirtir ve bu yönüyle de hümanizmi çağdaş laikliğin ilk şekli olarak niteler. Özellikle bilim ve sanatta kendini gösteren Rönesans geleneksellikten kopuşun başlangıcı değil sonucudur.
İkinci olarak üzerinde durulması gereken nokta hümanizmin yeni bir dünya ve insan felsefesi peşinde olduğu konusudur. Hümanizmbaşlangıçta bilgelik sevgisine ulaşma amacındayken sonradan kendisi akıl üstü ve beşeri olma iddiasıyla geleneksel bilgeliğin yerine oturmuştur. Yine bu dönemde Batı düşüncesi yeni arayışlara girecektir. Bu arayışlardan biri de; Hıristiyanlık öğretisinin Stoik ve Epiküryen ahlakçılığı ile ortak bir doktrinde birleşmesidir. Ebensteinin dediği gibi Stoacılık insanın ahlaken kendisine yönelişinin ve sorumluluğunun ifadesi oldu. Stoacılık ve Hıristiyanlık öğretisinin birleşimi ile yeni bir birey tanımı yapıldı. Ve bu tanım; statü ve örf üzerine bina edilmiş Orta Çağ sosyal sistemi ferdiyetçi tutumları besleyen hareket ve değişmenin cesaretini kırdı; bunun yerine kişinin mensup olduğu sınıf ve grup bilincini ön plana çıkardı.
Rönesansın Odağındaki Ülke: İTALYA
İtalya Avrupada meydana gelen bilim sanat ve edebiyattaki değişmelerin kavşak noktasıydı. Bunun en büyük nedeni İtalyanın eski çağlarla olan temasını kaybetmemiş olması ve o dönemdeki entellektüel canlılığı kent devletleri aracılığıyla o güne taşımış olmasıdır. Adeta geçmişin ihtişamını haykırıyordu. İtalya diğer bir çok Avrupa devletinden daha farklıydı. En azından burada o alışık olduğumuz feodal sistemin bunaltıcı havası yoktu. Bireyci cumhuriyetlerden kuruluydu. İtalya Cicero ve Sezarın dilini konuşuyordu. Havasından mı kültür havzası olmasından mı bilinmez düşünürler İtalyanın büyüsüne kapılmışlardır. İşte iki büyük deha Goethe ve Nietzschenin İtalya macerası . İtalya onlar için macera değil bir manifesto. Goethe İtalyada aradığını bulur. Daha fazlasını istemez. Fakat Nietzsche daha yüce özgürlükler peşindedir. Goethe İtalyadan dönerken kendine bir sanat üslubu getirirken Nietzsche orada kendine bir hayat üslubu keşfeder.
İtalyanın Rönesansın ana yurdu olması tesadüf değildir; bütün gerekli tarihi ve coğrafi koşulları taşıyordu. Keza daha önce de Roma İmparatorluğunun merkezi olma konumunu üstlenmişti. İtalyada göz kamaştırıcı bir kültürel hareketlilik ve bu kültürel hareketliliğin arkasında ise canlanan yeni bir ekonomik yapı vardı.Uluslararası ticaret iş hayatı ve maliye alanlarındaki önderlikleri bir çok İtalyan şehrini müreffeh ve zengin kılmıştı. Edebiyat müzik ve sanatsal etkinliklerde bulunan yeni bir zümre oluşmuştu. Bu zümre esasında on dokuzuncu yüzyılda en büyük devrimi yapacak olan burjuvazinin habercisiydi. Ticari pazarı ilk etapta ulaşılabilecek her tarafa yaymaya çalışıyorlardı. Buevrensel bir pazar anlayışıydı. Bu yönüyle kimi yazarlar tarafından küreselleşmenin başlangıcı olarak da nitelenmektedir.
Ne var ki; İtalyadaki bu kültürel ve ticari hareketlilik İtalyayı çepeçevre saran savaşlar yüzünden gölgede kalıyordu. Birçok şehir devletisavunmasını kiralık askerlere yaptırıyordu. Kimin kime güveneceği belli değildi. Ortalık kan barut ve ihanet kokuyordu. Her an güç dengeleri değişebiliyor bir hanedan kanlı bir şekilde alaşağı edilebiliyordu. Bir arena ve üzerinde devamlı sahnelenen siyasi ihtiraslar. Sahnenin arkasında ise değişmeyen bir aktör vardı: Kilise. Kilise krallar aristokratlar ve serfler arasındaki mücadelenin ortaya çıkarmış olduğu otorite boşluğunu doldurmuştu. Ayrıca bu çarpık düzensizliğe bir hukuki meşruluk kazandırmaktan da geri durmuyordu.
Bütün bu karmaşa içinde batı düşüncesinde düğümü çözecek bir isim sivrilir. Rönesansın karakteristik özelliğini bünyesinde barındıran siyasi ihtirasları cinayetleri ve ihanetleri korkusuzca dillendirecek bir isim: Nicola Machiavelli.
.Ve MACHİAVELLİ
Nicola Machiavelli 1469da orta halli bir hukukçunun oğlu olarak dünyaya gelir. 1527de İtalyanın ücra bir köşesinde sefil bir şekilde ölür.
Machiavelli on dört yıl boyunca İtalyadaki cinayetlere ihanetlere ve siyasi ihtiraslara tanıklık etti. Gözlem ve düşünceleri ile yeni yönetime yardımcı olmayı planlarken ve onların himayesini beklerken bir anda kendini zindanda buldu. Ve ardından işkence ve San Kaşyonadaki çile yılları Mussetin ölümsüzleştirdiği dram.
Machiavelli 1513 yılında yeni efendileri Medicilere karşı geldiği gerekçesiyle zindana atılır. Ardından şartlı olarak serbest bırakılır. Küçük bir köyde inzivaya çekilir. Ve burada asıl adı De Principatibus (prenslikler) olan ama Il Principe (Hükümdar) adıyla ün kazanan eserini kaleme alır. Hükümdar yeni efendilerine kendini beğendirmenin son manevrasıdır. Ama istediği olmaz. Zira Lorenzo Medici Hükümdarı açıp okumaz bile.
Hükümdar Machiavellinin ölümünden dört yıl sonra bastırılır.(1531) Şüphesiz hatırasına sövüleceğinden lanetleneceğinden habersizdir.
Kötü namı yayılır her tarafa ve artık Machiavelli Avrupa sahnesindeki alçaklardan biridir. Old Nick adı buradan gelir. Gerçekten de ihtiyar Nick Machiavellinin tâ kendisidir. Avrupalı yıllarca böyle bilmiştir. Protestanlarla Katolikler birbirlerini Makyavelizmle suçlarlar. Canterbury başpiskoposuna göre Hükümdarı şeytan yazmıştır.
Avrupalılar ondan istifade ederken Onu aynı zamanda; hırt hırsız vicdansız yahut kısaca şeytanın izdüşümü olarak algılamıştır. SadeceAvrupada değil örneğin Avrupanın etkisinde kalan Türkiyede de bazı dönemler Machiavelli bu şekilde algılanmıştır. Buna Cemil Meriçin şu sözleri ne kadar da uygun düşüyor: Bir Milano kilisesinde İsanın çok güzel bir heykeli vardır. Fakat gelenlerin mumlarıyla heykel o kadar kararmış ki tanınmaz hale gelmiştir Machiavelli de öyle.
Hükümdar bütün iktidarların başvuru kaynağı. Hükümdarlara ince taktikler veriyor. Halkın psikolojik tahlilini yapıyor. İnsanların ipliğini pazara çıkarıyor. Siyasi erk sahipleri bundan açıkça yararlandıktan sonra büyük bir pişkinlik örneği göstererek onu aşağılamışlardır. BakınMachiavelli kimleri etkilemiş: Mussoloni İtalyan ansiklopedisindeki faşizm maddesinde faşizmin ilk peygamberi olarak Machiavelliyi görür. Hitlerizm zıvanadan çıkmış bir makyevelezimdir. Jakobenlerin hepsi Machiavelliye hayrandırlar Napoleon keza. Napoleon için iki büyük adam vardı: Machiavelli ve Tacitus. İhtilalden evvel intiharı çok düşünmüştür talih kendisine güldükten sonra Prens başucu kitabı olur. Katherine de Medici oğlu IX. Charlesa ders kitabı olarak okutur İsveç kraliçesi Katherine ve Richelieu onun hayranıdırlar. Yalnız hepsi söylemez. Mussoloni Stalin ve Lenin yüksek sesle ona olan hayranlıklarını haykırırlar. 14. Luinin de başucu kitabıdır Hükümdar. Hükümdarın taçlı okuyucularından biri daha var. Bizden yani tanıdık bir isim: IV. Murat. Kim bilir belki de o haşinliğinin altında Hükümdar yatıyordu. Osmanlının asi çocuğu Mehmet Ali Paşa hilelerde kimin daha üstün olduğunu öğrenmek amacıyla Machiavellinin Hükümdarı ile hesaplaşma yoluna gidecekti. Mehmet Ali Paşa parça parça tercüme etmekle görevlendirdiği Artine ilk üç parçayı okuduktan sonra şunları söylüyor: Machiavelliden çevirdiğin bütün parçaları okudum. İlk on sayfada yeni olan bir şey görmedim fakat gelişeceğini ümit ediyordum. Bir sonraki on sayfa daha iyi değildi. Sonuncusu ise bütünüyle alelade. Machiavelliden öğrenecek fazla bir şeyim olmadığını görüyorum; [siyasi] hileye dair onun bildiklerinden daha fazla malumat sahibiyim. Onu tercüme etmene artık gerek yok.
İsmi alçaklıkla özdeşleştirilen Machiavellinin mezarı tam iki yüz yıla yakın meçhul kaldı. 1870de Santa-Croceye büyük İtalyanlara ait bir kiliseye taşınmıştır mezarı.[18] Mezar taşının üstündeki yazı insana bir özrü bir iade-i itibarı anımsatıyor: Hiçbir övgü onun ismi kadar yüce değildir.
Çağdaş bir Fransız yorumcusu Jean Gionu Kime ne yapmış bu zavallı Machiavelli? diye soruyor. Barutu mu icat etmiş polisi mi? Hayır. Uyandırdığı kinin tek sebebi politikacının sırlarını ifşa edişi politikacının yani hepimizin.
Şimdi Machiavellinin o çok tartışılan paradigması üzerinde durmak istiyoruz. Machiavellinin paradigmasını İnsan; Devlet ve Hukuk; Hükümdar; Din ve Ahlâk gibi dört ayrı saç ayağı üzerine oturtabiliriz.
Machiavellinin Temel Paradigması
A-) İnsan:
Machiavelli bireyin mutluluğu için uğraşmaz. Bu umurunda bile değildir. Bütün amacı devletin bekası ve mutluluğudur. İnsanlar da bunun için vardır. Machiavelliye göre insan bir doğa gücüdür canlı bir enerji kaynağıdır.[22] Bu yüzden Hıristiyanlığın çizmiş olduğu mütevazıalçakgönüllü insan tipine karşıdır. Onun özlemini çektiği insan tipi ilkçağ insanı gibi atılgan ve üretken olanlardır. Fakat bireysel yetenekler tek başına başarı getirmez. Önemli olan onu kolektif olarak dile getirebilmektir.[23] Çünkü devlet ancak bu şekilde kazançlı çıkar. YineHıristiyanlığın iddia ettiği gibi insan aslında doğuştan kötü değildir. Ancak sonraları bir takım sapmalar nedeniyle kötü yola girmiş olabilir. Ve bunu da toplumsal çürümenin hem nedeni hem de habercisi olarak ele alır.
Machiavelliye göre iki tür insan vardır: Tarihi yaşayanlar ile tarihi yapanlar. Malzeme olanlar ile mimar olanlar. Onun gönlü ikincisinden yanadır şüphesiz.
Ona göre insan hafif zararlardan mutlaka intikam almaya kalkar. Onun için insan ya söndürülmeli ya da okşanmalıdır. Öyle bir kötülük yapmalı ki yüreğinde korkudan intikam almaya yer kalmasın. İnsanları güzel şeylerle bir şeye inandırmak kolaydır. Ama önemli olan bunu onlarda bir inanç haline getirmektir. Bunun da yolu şiddetten geçer. Eğer şiddet tek başına yeterli olamıyorsa o zaman kusursuz olarak tamamlanacak bir cinayeti tasarlayabilirsiniz.
Özgürlüğün bekçiliği asla halka emanet edilemez. Bunu emanet etmeye kalkarsanız bunun sonu kargaşa olur. Zira zora düşenin halka dayanması bataklığa dayanması gibi bir şeydir. Çünkü sokaktaki her insan bir katil adayıdır. Bu fikir daha sonraları Hobbesda doruğa ulaşacaktır. Toplumda herkesin herkese savaş açma olasılığı bulunduğu insanın insana düşman olduğu fikri insan insanın kurdudur deyişinde çarpıcı ifadesine kavuşur.
Machiavelliye göre tarih göstermiştir ki insan düzenbaz ve kötüdür.İnsanların ihtiyaçları doymak bilmediğinden daima ruhlarında da bir memnuniyetsizlik mevcut olur. Bu nedenle şimdiki zaman kınanmakta geçmiş övülmekte gelecek ise arzu edilmektedir. İnsanlar ihtirasları ve sabırsızlıkları yüzünden hem kendilerini kandırmakta hem de zamana ters düşen işler yapmaktadırlar. O bu yönüyle negatif bir insan tipi çizer. Bu insan tipini kendine has karamsarlığı üzerine bina etmiştir. Onun düşüncesinde karamsarlık önemli bir yer tutar. Her zaman için insanı tek başına mükemmelliğe ulaşmada yetersiz görür. Ve insan doğasının değişmezliğine inanır.
B-) Devlet ve Hukuk:
Yukarıda yeni bir insan tanımının yapıldığına dikkat çekmiştik. Değişen insan görüşü beraberinde yeni bir devlet görüşünü getirir.
Klasik bir ortaçağ devleti olarak gördüğümüz Kutsal Roma Germen İmparatorluğu evrensel nitelikte bir devletti. Diğer devletler ve uluslar kendilerini Kutsal Romanın bir organı saymışlardır. Kutsal Romanın devlet ideası kendini Aziz Thomas ve Augustinusde (Tanrı Devleti) bulur. Buna göre Kutsal Roma Tanrının kurumlarından biridir. Burada Kilisenin devletten üstün olduğunun kanıtı olan Tanrı Sezardan üstündür dogmatik argümanı söz konusuydu.
Ortaçağın bir başka devleti doğudaki Roma Bizans İmparatorluğu idi. O da en az Kutsal Roma kadar evrensel olma iddiasındaydı. Yönünü çevirmiş olduğu doğuya doğru yayılmasını sürdürüyordu. Buradaki devlet fikri Kutsal Romanın tam tersiydi. Kilise devlet için vardı. Sezarın Tanrıdan üstün olduğunu vazeden Sezaropapizm geçerliydi.
Rönesansın yeni insan tipi yeni arayışlara girecekti. Yukarıda bahsedilen iki temel argümanın dışında üçüncü bir alternatif argüman ortaya çıkacaktı. Ortaçağın dini kültürü yerine bu dünyaya ait bir kültür geliştirecek bir devlet içindi bütün bu arayışlar. Arayışın amacı ortaçağın dini kültürü yerine bu dünyaya ait bir kültür geliştirmekti. Bu aynı zamanda dini (Hıristiyan) asketizmden dünyevi asketizme geçiş anlamına geliyordu. Weberin o özgün tanımlamasıyla Tanrı ile barışmanın ve Onun şanını yüceltmenin biricik yolu çok çalışmaktan geçiyordu. Artık insanlar cenneti uzaklarda değil de hemen yanı başlarındaki dünyada aramaya koyulacaktı. Artık insan için önemli olan bu dünyayı cennete çevirebilmekti. Protestanlıkla kutsal bir forma bürünecek olan bu görüş seküler bir cennet vaadiyle sonraları modern dünyaya özgü bir ütopya halini alacaktı.
Antikçağın devlet görüşünü Rönesansın eğilimleri ile birleştiren ilk düşünür Machiavellidir. Esasında Machiavelli yukarıda kısaca değinilenüçüncü bir alternatif için arayışa giren ilk düşünürlerden biridir. Tanrı Krallığı dışında tamamen insan krallığına dayalı bir devlet arayışına girer. Modern ulus devlet fikrinin doğuşu Machiavelli ile başlar. İtalyanın parçalanmış hali kent devletlerinin savunmalarını paralı askerlere yaptırmaları hele hele Pisa-Floransa savaşı sırasında paralı askerlerin ihaneti Onu müthiş etkiler. Yine bu savaş sırasında diplomat olarak Fransaya gittiğinde İtalyanın bir öz ordusu olmadığından ciddiye alınmadığını ve aşağılandığını görür. O bundan hareketle ulusal bir ordu ve ulusal bir devlet fikri geliştirir.
Machiavelli için hükümet ya da devlet zayıf ve korkak olan insanın korunması için gerekli olan bir örgütlenme şeklidir. Machiavelli bundan hareketle negatif insan eksenli bir organik devlet görüşünü geliştirir. Organik devlet kuramına göre devlet yaşayan bir organizmadır. Devlettoplumu temsil etmekle birlikte ondan bağımsız olan bir güçtür. Tıpkı insanlar gibi devletin de kendine özgü bir iradesi ve ihtiyaçları vardır. Burada devlet bireyin ve toplumun üstündedir. Hatta bireyler devlet için vardır. Devlet misyonu ve sorumluluğu olan bilinçli bir varlıktır.[34] Kant ise insan esas birim ve amaç olduğuna göre devlet ve diğer ikincil birimler insan içindir gerekçesiyle bu konuda Machiavelliyi eleştirir.
Machiavelli devletin amacı olayını politikayı aşan terimlerle (ahlâki dini kültürel) açıklamayı reddeder. İktidarın kendi başına amaç olduğu varsayımına sahiptir. Araştırmalarını iktidarı elde edecek elde tutacak ve yaygınlaştıracak araçların en müsait olanlarının neler olabileceğine ayırmıştır.
Machiavellinin özlemini çektiği şey kuvvete dayalı ulusal bir devlettir. HannahArendte göre Machiavelli için temel sorun birleşik bir İtalyanın nasıl kurulacağıydı. Ve Machiavelli şiddeti haklı çıkartırken ona şu temel argümanda içkin olarak var olan akla uygunluğu yol göstermekteydi: Ağaçları katletmeden masayı yapamazsınız yumurtayı kırmadan omlet yapamazsınız insanları öldürmeden de devlet kuramazsınız. Arendtbu yönüyle Machiavelliyi tüm modern devrimcilerin atası olarak görür.
Yeri gelmişken Machiavellinin hukuk anlayışını irdelemekte yarar var. Ona göre hukuk kiliseye bağlı olmaktan kurtarılmalıdır. Hukukdoğrudan devletin özünden türetilmiş devlete bağlı ve hükümdarın güçlü bir devlet için kullanacağı bir araçtır. Hukukun tarafsızlığı söz konusu değil hukuk devlet için vardır. Hukuk devleti anlayışında devletin sınırlarını hukuk ve ahlâk kuralları çizer. Oysa bu Machiavellide iflasa uğrar. Ona göre devletin bittiği yerde hukuk da biter. Ona göre zorunluluk olmadıkça insanlar iyilik yapmazlar. Bu nedenle nasıl ki fakirlik insanları çalışkanlığa sevk ediyorsa yasalar da iyiliğe sevk edecektir.
Machiavelli için bir devletin sahip olması gereken iki temel şey vardır: İyi yasa ve iyi silah. Yasaların güvencesi iyi bir ordudur. Bu ordu şüphesiz paralı değil gönüllü ve ulusal bir ordudur. Machiavelliye göre bir ordunun olmazsa olmaz şartlarından biri iyi silahtır. Bol sayıda silah ve teçhizatın olması gerekir. Hatta ileriyi düşünerek çok sayıda stoklamak gerekir. Bu bir devletin bekası için iki şekilde yararlıdır: Birincisi halka güven verecek ikincisi ise düşmana korku salacaktır.
Machiavellinin siyaset felsefesine kazandırdığı kavramlardan biri de hikmet-i hükümet (raison détat) kavramıdır. Daha önce Machiavellinin devleti bilinçli bir varlık olarak ele aldığını söylemiştik. Hükmet-i hükümet Onun tecrübelerinin rasyonelleşmesi ve dönemin entellektüel akımlarıyla birleşmesiyle ortaya çıktı. Bu Onun için siyasetin yönlendirici ilkelerinden biri oldu.
Machiavelli bir devleti kiliseden ve diğer devletlerden farklı bir aygıt olarak kabul etmekle birlikte aralarındaki bağımlılığı da inkar etmez. Bir devlet uzun süre barış halinde kalamaz. Çünkü o başkalarını rahatsız etmezse bile başkaları onu rahatsız edecektir. Hatta Machiavellibundan yola çıkarak bir devletler hukukunun olabileceğini de kabul etmiştir. Bu bütün devletler için geçerli olacak ve doğal hukuka dayanacaktır. Devletler arasındaki bağımlılıktan hareketle Machiavelli güç politikası (power politics) kavramının kapısını aralıyordu. Bununla uluslararası ilişkiler teorilerinin iki ana temelini ortaya koymuştur: Devletin ayrı bir moral güç olarak varlığı ve bir uluslararası alanın varlığı. Yani uluslararası ilişkiler karşılıklı bağımlılık ve mütekabiliyet esasına dayalı bir sistem olarak tanımlanıyordu. Popper Machiavellinin güç mantığını güç politikasının hareketlerinde olduğu kadar bazı siyasal kurumların işleyişini açıklamakta da kullandığını söyler.
Nasıl Bir Yönetim Şekli?
Machiavelliye göre ilk başta yalnız başına yaşayan insanlar sonraları korunma ve beslenme içgüdüsüyle bir araya toplanmışlardır. İçlerinde en cesur ve akıllı olanını kendilerine baş yapmışlardır ve onun boyunduruğu altına girmişlerdir. Yönetme ve yasa fikri böylece ortaya çıkmıştır.
Machiavelliye göre üç tür ana yönetim biçimi vardır: Krallık Aristokrasi Demokrasi. Bir de bunların arasında meydana gelen ara yönetimler var: Tiranlık Oligarşi ve Anarşi.
Machiavelliye göre yönetim döngüseldir. Krallık kolayca tiranlığa aristokrasi az sayıda kişinin yönetimine demokrasi de özgürlüklerin kötü kullanımından dolayı anarşiye geçiş yapar. Ana yönetimler iyi ara yönetimler ise tehlikelidir. Bu ara yönetimde hiç kimseye güvenilmez hele hele özgürlüklerin bekçiliği konusunda halka hiç güvenilmez. Machiavellinin bu tasvirleri yaparken ve bu varsayımları ileri sürerken büyük ölçüde Antik-Yunan ve Roma İmparatorluğunu göz önüne aldığını görüyoruz. Machiavellinin Aristodan yararlanıp yararlanamadığını bilemiyoruz. Fakat yönetim şekillerinin sınıflandırılması Aristo ile büyük bir benzerlik göstermektedir.
Konuşmalardan (Discorsi) Hükümdarın öğretisini değiştiren değilse bile tamamlayan bir çok noktalar çıkmaktadır. Bir kere burada Machiavellinin cumhuriyeti yeğ tuttuğu açıkça belli olur. Fakat bazen öyle durumlar vardır ki yönetimlerin saplandığı çıkmazları ancak bir kralın eli çözebilir.
Görüldüğü üzere Machiavellide insanlığın nihai olarak düz çizgisel bir şekilde ulaşabileceği ideal bir yönetim şekli yok. Düzen mi özgürlük mü ikilemine Machiavelli şunu öneriyor: Birilerinin iddia ettiği gibi insanlık ne düzenden özgürlüğe ne de özgürlükten düzene doğru düz çizgisel bir siyasal evrim yaşıyor. Tam aksine yönetim fikri bir ifrat ve tefrit olan özgürlük ve düzen arasında dolaşıp durmaktadır. KısacasıMachiavelli her siyasi düzenin belli bir süre sonra amacından saptırıldığını ve işlevini tamamlaması nedeniyle de tasfiye edilip yerine başka bir siyasi düzenin geçtiğini söylüyor. Bu hep bir kısır döngü şeklinde devam edip durur.
C-) Hükümdar
Machiavellide devlet başkanı devletin kendisiyle bütünleşmiştir. Devletin başında bulunan kimse devlet benim diyebilmelidir dolayısıyla da hükümdar halkın hiç sınır ve bağ tanımayan efendisidir.
Machiavelli güçlü devlet için başarılı hükümdarı dillendirir. Peki başarılı hükümdarın kıstası nedir? Başarılı hükümdar için virtu kavramını kullanır. Virtu (erdem) Hıristiyanlıktaki gibi alçak gönüllüğü ve namusluluğu çağrıştırmaz. Buradaki virtu başarılı bir yöneticiyi acımasızmuhteris ve düzenbaz kılan eylemdir. Hükümdar aksiyon adamıdır. Bu aksiyonunu da şiddet üzerine bina etmek zorunda.
Yusuf Has Hacip Kutadgu Biligde; Bir boy bozulursa bey düzeltir. Peki bir bey bozulursa kim düzeltecek? diye sorar. Machiavelli Yusuf Has Hacipin Bir boy bozulursa bey düzeltir. savını adeta teyit edercesine yanılan halk güzel sözlerle düzeltilir. der. Zira Machiavelliye göre ancak hükümdar halka güzel sözler söyleyebilir. Machiavelli Yusuf Has Hacipin sorusuna gıyabi bir cevap gönderiyor: Kötü bozulmuş bir hükümdar ancak çelikle düzeltilir. Bu ifadenin altında yatan temel argüman şiddettir.
Ahlaklı dürüst güvenli olma gibi kişilerin sahip olabileceği özel değerler bir devlet adamı için lüksten öte bir şey değil. Bir kimse birey olarak bunlara sahip olabilir. Ama bir devlet adamı asla. Zira o bir çok kimsenin hayatından sorumludur. Bir bireyin her zaman doğru söylemesi gerekir. Ama bir hükümdar koruması altında bulunan kimseleri korumak için yalan söylemek zorunda kalabilir. Bir anlamda beden için şiddet ruh için ise yalanın gerekli olduğuna inanır.
Machiavelliye göre bir hükümdar güçlü olmak istiyorsa Papaya dikkat etmesi gerekir. Eğer uzun süre iktidarda kalmaya niyetliyse Papanın kendi işine karışmasına izin vermemelidir. Bunu önlemenin yolu da kendi istediği kişiyi papa seçtirmekten geçer. Eğer istediğin kişiyi seçtiremiyorsan en azından istemediğin kişiyi de seçtirmemelisin. Yani yenemiyorsan yenilmemelisin de!
Bir hükümdar kendisine yeter mi yoksa başkasının yardımına mı muhtaçtır? Bu Machiavellinin en önemli sorularından biridir. Şu cevabı veriyor: Ya insan ya da para çokluğu sayesinde ihtiyaca uygun bir ordu kurabilen ve kendilerine kim saldıracak olursa olsun ona karşı meydan muharebesi verebilen hükümdarlar kanaatimce kendi kendine yeten hükümdarlardır.
Her hükümdar zalimlikten ziyade merhametli olarak tanınmalıdır. Çünkü hem devletin hem de hükümdarın bekası için halkın sevgisi önemlidir. Fakat merhametin ölçüsünü fazla kaçırmamalıdır. Çevresine korku salmalıdır. Tarih göstermiştir ki zalimce davranmayan bir çok kişi yok olup gitmiştir. Bunun en basit örneği silahsız peygamberlerdir. Eğer yok etmezsen yok edileceğin günleri de beklemelisin. İki türlü zulüm var Machiavelliye göre: Birincisi iyi kullanılmış zulüm; kendini güven altına almak için toptan yapılmış zulümdür. İkincisi ise kötü kullanılmış zulüm başlangıçta az olduğu halde zamanla sönecek yerde çoğalan zulümdür. Ardından Machiavelli ince ince taktikler veriyor: Eğer bir hükümdar zulmetmek istiyorsa ki etmek zorunda- katliamları işkenceleri ve kısıtlamaları bir seferde yapmalıdır. Nasıl olsa halk unutur. Ama iyilikler azar azar yapılmalı ki hafızalara kazılsın tadına daha iyi varılsın. Çünkü böylelikle aslında az olan bu iyilikler sürekliliğinden dolayı çok büyük görünecektir.
Hükümdarın yönetimini sürdürebilmek için başvurması gereken bir takım yöntemler Hıristiyanlığa da insanlığa da aykırıdır. Aslında böyle zalimlikler yapıp kral kalmaktansa kişi bütün bunlardan kaçıp kendi halinde yaşamalıdır. Ama kral olmayı yani iyi yoldan ayrılmayı seçerse o zaman sertlikten ve zulümden başka çare yoktur.
Hükümdar için mücadele etmenin iki yolu var: Birincisi kanunla ikincisi ise kuvvetledir. İlki insanlara diğeri ise hayvanlara özgü bir şey. Çoğunlukla ilki yetersiz kaldığından dolayı ikinciye başvurmak zorunda kalınıyor. Bunun için bir hükümdarın hem insanların hem de hayvanların özelliklerini iyi bilmesi gerekir. Zira hükümdar insan ile hayvan arası bir şey. Hükümdarın hayvan tarafını kullanması için kendisine iki hayvanı; aslan ile tilkiyi örnek alması gerekir. Çünkü aslan tuzaklara tilki de kurtlara karşı savunmasız. Bu nedenle tuzakları tanımak için tilki kurtları tanımak için de aslan olmak gerekir. Salt aslan olmaya kalkmak tek başına bir şey ifade etmez.
Machiavelli bir hükümdarın sözünde duramayabileceğini de belirtiyor. Bütün insanlar iyi olsaydı böyle bir sorun olmazdı. Lakin bir hükümdar ne kadar iyi olursa olsunkarşısındaki insanlar kötü olduğundan o da sözünde durmayabilir.
Machiavelli ye göre bir hükümdar devamlı suretle çevresindekilerle görüş alış verişi içinde olmalıdır. Ama bunlar demokratik danışmalar niteliğinde değil monarşik danışmalar niteliğindedir. Kendisi sormadıkça başkalarının fikir ileri sürmesine izin vermemelidir. Çünkü böyle davranmakla hükümdar kendi saygısını ve karizmasını perçinler. Aksi halde otoritesini kaybeder.
Machiavelliyi hükümdara zalimlik cinayet ve kurnazlıklar konusunda ince taktikler veren biri şeklinde tanımlamak haksızlık olur. J. J. Rousseaunun Toplum Sözleşmesindeki (III. kitap VI. bölüm) O krallara ders verirmiş gibi görünüp aslında halklara büyük dersler verdi. saptaması gerçeğe daha yakın görünüyor.
D-) Din ve Ahlâk:
Avrupada hiçbir düşünür Machiavelli kadar din karşıtı algılanmamıştır. O tıpkı şeytan gibi Tanrıya isyan etmiş bir asi olarak görülmüştür. Onun şeytan gibi algılanması biraz da dönemin tarihi süreci ile ilgili bir şey. O yazılarını ortaçağa özgü dini hayatın öneminin artık azaldığı bir dönemde yazmıştır. Fakat nedense O yazdığı dönemde dinsel hayat daldığı uykudan Protestan reformu ve kısmen de buna tepki olarak gelişen Katolik reformları tarafından aniden uyandırılıvermişti. Gerçekte 16. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde Machiavellinin siyasete karşı takındığı laik yaklaşım tam bir skandal olarak görülmüştür.Dikkat edilirse bu süreç Onun ölümü sonrasıdır. Aynı zamanda da insan Machiavelliden şeytan Machiavelliye geçişin öyküsüdür.
Machiavellinin dine mi yoksa kiliseye mi karşı olduğu sorusu uzun süre zihinleri meşgul etmiştir. Ortaçağın tarihi sürecinde hem Papanın kişisel hem de papalığın bir kurum olarak yadsınamaz bir rolü vardı. Şüphesiz kilise siyasi arenanın en büyük aktörüydü. Machiavellinin anlamadığı nokta şuydu: Kilise neden dünya işlerine bu kadar çok karışıyor? İtalyanın bir araya gelememesinin nedeni olarak kiliseyi görüyordu. Zira papalığın dünyevi itibar kazanmaya başlaması İtalyanın parçalanması ile doğru orantılıydı. Bir de kilise mahkemeleri adalet konusunda çok kötü örnek oluyorlardı. Kilise bir çok konuda olduğu gibi ahlaki açıdan da tükenmişti. Ahlaksızlık papalıkta adeta doruğa erişiyordu. Bunlardan ötürü olacak ki Machiavelli şunu söylüyordu: Eğer dinsiz olduğumu söylüyorsanız bunu kiliseye borçluyum.
Machiavelli de çağdaş düşünürlerden Schumacher gibi İnsanın kilisesiz yaşayabileceğini ama dinsiz asla yaşayamayacağının farkındaydı. Machiavelli dinin ve ahlâkın toplumsal ve siyasal hayattaki sonuçlarına karşı ilgisiz değildi. Machiavelli yöneticinin ahlâk dışı araçları yalnız bir sonuca varmak için kullanmasını onaylıyordu yoksa kişideki ahlâk bozukluğunun iyi bir hükümeti olanaksız kılacağından şüphe etmiyordu.
Machiavellinin ahlâk ve din hakkındaki görüşleri iktidarın diğer sosyal değerler karşısındaki üstünlüğüne olan inancın örneklerindedir: Ve dinde mistik unsura dinin tabiat üstü akıl üstü karakterine çoğunlukla uzaktır. Yine de dine karşı olumlu bir tavrı vardır onun dini yönetenin elinde yönetilen üzerinde bir etki ve kontrol aygıtıdır. Machiavelli dinde yoksul insanın aklını ahlâkını ve doğruluğunu kaynaşmış olarak görür ve dinin olduğu yerde orduları yönetmek ve disiplini sağlamak kolaydır. der. Ve gene yalnız siyasi hakimiyet icbar ve birlik aleti olarak dinin rolü Machiavellinin şu tavsiyesinde açık hale gelir: Hükümdar yanlış olduğunu bile bile dini doktrinlerin ve mucizelere inanmanın yaygınlaşmasını desteklemelidir.
Machiavellinin Hıristiyanlığa olan ilgisi felsefi ve teolojik değil tamamen pragmatik ve siyasidir. Onun virtu (erdem) kavramı Hıristiyan ahlâkına taban tabana zıttı. Ona ilham veren şey insanın asaleti ve yeryüzündeki hayatın şaşaasıydı; ve bu asaletin alçak gönüllülük değilgururda; kötülüğe tahammül etmekte değil intikam almakta; nefsi körletmekte çile çekmekte değil cesarette; dua etmekte değil harekette; vücudu örterek keşiş manastırlarında sürünürcesine yürümekte değil savaşın gurur verici zırhını takarak insanın canlılığından cesaretindenkahramanlığından alicenaplığından ve şaşaasından zevk ve haz duymakta olduğuna inandı ki bu da pek tabii ideal bir insan tipiydi.
Macit Gökberk Machiavellinin çağdaşı bütün hümanistler gibi Hıristiyan olmaktan çok bir ilkçağ paganı olduğunu söyler. Hıristiyanlığı 16. Yüzyıl İtalyasında modası geçmiş bir din diye saf dışı edip Eski Yunan veya Romadaki benzer bir din getirme amacındaydı. Yani esas gayesivatanseverlik hislerini ve virtuyu yayacak olan bir kamu dini. Kısacası Machiavelli güçlü bir devlet için Hıristiyanlığa karşı teknik bir din öneriyordu.
Machiavellinin siyaset felsefesine en büyük katkılarından biri de bir tek ahlâk değil iki tür ahlâk olduğunu söylemesidir: Özel ve kamusal ahlâk. Bu da politikanın sekülerleşmesi sürecini doğurmuştur. O özel ve kamusal ahlâk alanlarını kesinlikle ayırır. Onun için birey açısından geçerli olan ahlâk kuralları devlet açısından geçerli değildir. Örneğin; bireyler cinayet işleyemezler ama devlet işleyebilir. O buna dayanarakRomüsun Romülüs tarafından öldürülmesini devletin güvenlik ve bekası temelinde savunur.Kant ise Machiavellinin sandığı gibi siyasetin ahlaktan ayrılamayacağına siyasetin ahlak önünde diz çökmesi gerektiğini savunur ve Machiavelliyi ciddi bir eleştiriye tabi tutar.
Machiavelli bir işi yaparken hak ve adalet sorunlarına din ya da ahlâka uygunluk sorununa ancak başarıyla ilişkisi oranında yer vermiştir. Bundan ötürü Onun ahlâkı siyasete feda ettiği veya amaçla aracı özdeşleştirdiği daha doğrusu amacın her türlü aracı yasal kıldığını savunduğu iddia edilmiştir. Oysa Machiavellinin belirtmek istediği bir devlet veya devlet adamının özellikle dış ilişkilerde- kendi ülkesinin birlik bağımsızlık ve güvenliği için yararlı her türlü hareketi yapabileceği ilkesidir.
Sonuç:
Machiavellinin o çok tartışılan paradigmasını ele aldık. Onun fikirlerinden hem insan hem de şeytan Machiavelli çıkarılabilir. Akademik alanda insan Machiavelli fikrinin hakim olduğu söylenebilir. Şeytan Machiavelli ise politikacıların malzemesi. Siyasi arenada ömürlerinde bir kez olsun Machiavelliyi okumamış olan bu insanlar sırf rakiplerini köşeye sıkıştırmak amacıyla ağızlarına doladıkları birkaç kelimeyle birbirlerini Makyavelizmle suçlayıp duruyorlar.
Machiavelli Batı siyasal düşüncesinde Platon ve Aristodan sonra gelen en önemli düşünürdür. Machiavellinin kendisinden sonra gelenHobbes Locke ve Bodinden farklı ve kendine özgü bir siyaset felsefesi olduğu söylenebilir. Yakın dönemde yayınlanan bir makalede siyaset sosyolojisinin bir müjdecisiolarak ele alınmıştır. Türkiyede Machiavelli ile ilgili akademik çalışma olarak tesbit edilebildiği kadarıyla iki yüksek lisans tezi ile birlikte on iki civarında lisans tezi bulunmaktadır.Machiavelli sistematik bir siyaset felsefesi ortaya koymaktan ziyadepratik/uygulanabilir bir siyaset felsefesi ortaya koymaya çalışmıştır. O sadece somut gözlemlerden hareketle bazı varsayımlarda bulunuyor. Sabinee göre bu varsayımların zayıf kalmasının nedeni siyasal başarı ve başarısızlıkların sadece hükümdarın yeteneğine bağlanmış olmasındadır. Dolayısıyla sınırlı gözlemlerden yüzeysel görüşler ortaya çıkmıştır. Halbuki iyi bir düşünürün ortaya koyacağı paradigmanın büyüklüğünün ilk şartı tümelle ilgili olmasıdır. Machiavellinin paradigması asıl kendisinden sonra sistematik hale getirilmiş ve birçok düşünüre yol gösterici olmuştur.
Dünya Rönesans benzeri entellektüel bir canlılığa daha önce sadece Eski Yunanda tanıklık etmişti. Ortaçağ batı düşüncesi için kapalılığın ve gizemliliğin hakim olduğu devirdir. Ortaçağ Tanrının ferman dinlettiği devirdi: İnsanı kilise götürüyordu kurtuluşa. Rönesans tekniğin devriinsan ve insan faaliyetlerinin emrinde bir devir. Kilisenin vesayetinden yavaş yavaş kurtulan insan yolunu kah feyyaz kah kısır bir yalnızlık içinde bir başına arayacaktı.
Rönesansın en önemli sorunu insandır. İnsanın yeniden keşfi söz konusudur. Yeni bir insan tanımı karşımıza çıkıyor. Bu da yeni bir hayat duygusunu ve yeni bir dünya görüşünü ortaya çıkarmaktaydı. Bu yeni hayat günlük hayatı etkileyip değiştirmekle birlikte bizim açımızdan önemli olan felsefi düzeyde meydana getirmiş olduğu radikal değişimdir. Rönesans ile birlikte Batı düşüncesinde insan merkezli bir epistemoloji şekillenmeye başlamış bu epistemoloji batı düşüncesinin yeni ontolojik yapısını belirlemiştir. Hegelin yalnızca mutlak idea varlıktır sonsuz yaşamdır kendini bilen hakikattir ve bütün hakikattir şeklindeki ontoloji tanımlaması ontolojinin batı düşüncesindeki merkeziliğini ve önemini göstermektedir. Ontolojiyi belirleyen epistemoloji yeni değildir. Batı düşüncesindeki epistemoloji Eski Yunan ve Roma düşünürlerinin yeni bir okumaya tabi tutulmaları ile şekillenmiştir. Batı düşüncesinin kavşağında yer alan Descartesın eski yüzyıllardaki yazarların kitaplarını okumayı onlarla seyahat etmekle eşdeğer tutması Eski Yunan ve Romanın yeni Avrupaya olan etkisi açısından önemlidir. Artık bundan sonra insanın varoluş sorunu Tanrı fikrinin dışında aranacaktı.
On beşinci yüzyıldan itibaren Rönesans Avrupada meydana gelen düşünsel ve toplumsal değişmelerdeki genel sürecin tanımlanması olarak ele alınan modernleşmenin düşünsel alt yapısını oluşturmuştur. Fikri ve sosyal değişmeyle birlikte Batı toplumu geleneksellikten kopup bireyi merkeze aldığı bir Seküler İnsan Krallığı inşa etmiştir. Bunun içinde tabiatıyla bir Seküler İnsan profili gerekmekteydi. İşte Rönesans içinde yer alan hümanizm geniş anlamıyla modern insanın yeni anlayışını ve duygusunu dile getiren akımdır. Geleneksel ekolün önde gelen isimlerinden olan Guénon hümanizmin aslında her şeyi aşan katıksız insani ölçülere indirgeme insanı aşan bütün ilkeleri saf dışı bırakma amacında olduğunu belirtir ve bu yönüyle de hümanizmi çağdaş laikliğin ilk şekli olarak niteler. Özellikle bilim ve sanatta kendini gösteren Rönesans geleneksellikten kopuşun başlangıcı değil sonucudur.
İkinci olarak üzerinde durulması gereken nokta hümanizmin yeni bir dünya ve insan felsefesi peşinde olduğu konusudur. Hümanizmbaşlangıçta bilgelik sevgisine ulaşma amacındayken sonradan kendisi akıl üstü ve beşeri olma iddiasıyla geleneksel bilgeliğin yerine oturmuştur. Yine bu dönemde Batı düşüncesi yeni arayışlara girecektir. Bu arayışlardan biri de; Hıristiyanlık öğretisinin Stoik ve Epiküryen ahlakçılığı ile ortak bir doktrinde birleşmesidir. Ebensteinin dediği gibi Stoacılık insanın ahlaken kendisine yönelişinin ve sorumluluğunun ifadesi oldu. Stoacılık ve Hıristiyanlık öğretisinin birleşimi ile yeni bir birey tanımı yapıldı. Ve bu tanım; statü ve örf üzerine bina edilmiş Orta Çağ sosyal sistemi ferdiyetçi tutumları besleyen hareket ve değişmenin cesaretini kırdı; bunun yerine kişinin mensup olduğu sınıf ve grup bilincini ön plana çıkardı.
Rönesansın Odağındaki Ülke: İTALYA
İtalya Avrupada meydana gelen bilim sanat ve edebiyattaki değişmelerin kavşak noktasıydı. Bunun en büyük nedeni İtalyanın eski çağlarla olan temasını kaybetmemiş olması ve o dönemdeki entellektüel canlılığı kent devletleri aracılığıyla o güne taşımış olmasıdır. Adeta geçmişin ihtişamını haykırıyordu. İtalya diğer bir çok Avrupa devletinden daha farklıydı. En azından burada o alışık olduğumuz feodal sistemin bunaltıcı havası yoktu. Bireyci cumhuriyetlerden kuruluydu. İtalya Cicero ve Sezarın dilini konuşuyordu. Havasından mı kültür havzası olmasından mı bilinmez düşünürler İtalyanın büyüsüne kapılmışlardır. İşte iki büyük deha Goethe ve Nietzschenin İtalya macerası . İtalya onlar için macera değil bir manifesto. Goethe İtalyada aradığını bulur. Daha fazlasını istemez. Fakat Nietzsche daha yüce özgürlükler peşindedir. Goethe İtalyadan dönerken kendine bir sanat üslubu getirirken Nietzsche orada kendine bir hayat üslubu keşfeder.
İtalyanın Rönesansın ana yurdu olması tesadüf değildir; bütün gerekli tarihi ve coğrafi koşulları taşıyordu. Keza daha önce de Roma İmparatorluğunun merkezi olma konumunu üstlenmişti. İtalyada göz kamaştırıcı bir kültürel hareketlilik ve bu kültürel hareketliliğin arkasında ise canlanan yeni bir ekonomik yapı vardı.Uluslararası ticaret iş hayatı ve maliye alanlarındaki önderlikleri bir çok İtalyan şehrini müreffeh ve zengin kılmıştı. Edebiyat müzik ve sanatsal etkinliklerde bulunan yeni bir zümre oluşmuştu. Bu zümre esasında on dokuzuncu yüzyılda en büyük devrimi yapacak olan burjuvazinin habercisiydi. Ticari pazarı ilk etapta ulaşılabilecek her tarafa yaymaya çalışıyorlardı. Buevrensel bir pazar anlayışıydı. Bu yönüyle kimi yazarlar tarafından küreselleşmenin başlangıcı olarak da nitelenmektedir.
Ne var ki; İtalyadaki bu kültürel ve ticari hareketlilik İtalyayı çepeçevre saran savaşlar yüzünden gölgede kalıyordu. Birçok şehir devletisavunmasını kiralık askerlere yaptırıyordu. Kimin kime güveneceği belli değildi. Ortalık kan barut ve ihanet kokuyordu. Her an güç dengeleri değişebiliyor bir hanedan kanlı bir şekilde alaşağı edilebiliyordu. Bir arena ve üzerinde devamlı sahnelenen siyasi ihtiraslar. Sahnenin arkasında ise değişmeyen bir aktör vardı: Kilise. Kilise krallar aristokratlar ve serfler arasındaki mücadelenin ortaya çıkarmış olduğu otorite boşluğunu doldurmuştu. Ayrıca bu çarpık düzensizliğe bir hukuki meşruluk kazandırmaktan da geri durmuyordu.
Bütün bu karmaşa içinde batı düşüncesinde düğümü çözecek bir isim sivrilir. Rönesansın karakteristik özelliğini bünyesinde barındıran siyasi ihtirasları cinayetleri ve ihanetleri korkusuzca dillendirecek bir isim: Nicola Machiavelli.
.Ve MACHİAVELLİ
Nicola Machiavelli 1469da orta halli bir hukukçunun oğlu olarak dünyaya gelir. 1527de İtalyanın ücra bir köşesinde sefil bir şekilde ölür.
Machiavelli on dört yıl boyunca İtalyadaki cinayetlere ihanetlere ve siyasi ihtiraslara tanıklık etti. Gözlem ve düşünceleri ile yeni yönetime yardımcı olmayı planlarken ve onların himayesini beklerken bir anda kendini zindanda buldu. Ve ardından işkence ve San Kaşyonadaki çile yılları Mussetin ölümsüzleştirdiği dram.
Machiavelli 1513 yılında yeni efendileri Medicilere karşı geldiği gerekçesiyle zindana atılır. Ardından şartlı olarak serbest bırakılır. Küçük bir köyde inzivaya çekilir. Ve burada asıl adı De Principatibus (prenslikler) olan ama Il Principe (Hükümdar) adıyla ün kazanan eserini kaleme alır. Hükümdar yeni efendilerine kendini beğendirmenin son manevrasıdır. Ama istediği olmaz. Zira Lorenzo Medici Hükümdarı açıp okumaz bile.
Hükümdar Machiavellinin ölümünden dört yıl sonra bastırılır.(1531) Şüphesiz hatırasına sövüleceğinden lanetleneceğinden habersizdir.
Kötü namı yayılır her tarafa ve artık Machiavelli Avrupa sahnesindeki alçaklardan biridir. Old Nick adı buradan gelir. Gerçekten de ihtiyar Nick Machiavellinin tâ kendisidir. Avrupalı yıllarca böyle bilmiştir. Protestanlarla Katolikler birbirlerini Makyavelizmle suçlarlar. Canterbury başpiskoposuna göre Hükümdarı şeytan yazmıştır.
Avrupalılar ondan istifade ederken Onu aynı zamanda; hırt hırsız vicdansız yahut kısaca şeytanın izdüşümü olarak algılamıştır. SadeceAvrupada değil örneğin Avrupanın etkisinde kalan Türkiyede de bazı dönemler Machiavelli bu şekilde algılanmıştır. Buna Cemil Meriçin şu sözleri ne kadar da uygun düşüyor: Bir Milano kilisesinde İsanın çok güzel bir heykeli vardır. Fakat gelenlerin mumlarıyla heykel o kadar kararmış ki tanınmaz hale gelmiştir Machiavelli de öyle.
Hükümdar bütün iktidarların başvuru kaynağı. Hükümdarlara ince taktikler veriyor. Halkın psikolojik tahlilini yapıyor. İnsanların ipliğini pazara çıkarıyor. Siyasi erk sahipleri bundan açıkça yararlandıktan sonra büyük bir pişkinlik örneği göstererek onu aşağılamışlardır. BakınMachiavelli kimleri etkilemiş: Mussoloni İtalyan ansiklopedisindeki faşizm maddesinde faşizmin ilk peygamberi olarak Machiavelliyi görür. Hitlerizm zıvanadan çıkmış bir makyevelezimdir. Jakobenlerin hepsi Machiavelliye hayrandırlar Napoleon keza. Napoleon için iki büyük adam vardı: Machiavelli ve Tacitus. İhtilalden evvel intiharı çok düşünmüştür talih kendisine güldükten sonra Prens başucu kitabı olur. Katherine de Medici oğlu IX. Charlesa ders kitabı olarak okutur İsveç kraliçesi Katherine ve Richelieu onun hayranıdırlar. Yalnız hepsi söylemez. Mussoloni Stalin ve Lenin yüksek sesle ona olan hayranlıklarını haykırırlar. 14. Luinin de başucu kitabıdır Hükümdar. Hükümdarın taçlı okuyucularından biri daha var. Bizden yani tanıdık bir isim: IV. Murat. Kim bilir belki de o haşinliğinin altında Hükümdar yatıyordu. Osmanlının asi çocuğu Mehmet Ali Paşa hilelerde kimin daha üstün olduğunu öğrenmek amacıyla Machiavellinin Hükümdarı ile hesaplaşma yoluna gidecekti. Mehmet Ali Paşa parça parça tercüme etmekle görevlendirdiği Artine ilk üç parçayı okuduktan sonra şunları söylüyor: Machiavelliden çevirdiğin bütün parçaları okudum. İlk on sayfada yeni olan bir şey görmedim fakat gelişeceğini ümit ediyordum. Bir sonraki on sayfa daha iyi değildi. Sonuncusu ise bütünüyle alelade. Machiavelliden öğrenecek fazla bir şeyim olmadığını görüyorum; [siyasi] hileye dair onun bildiklerinden daha fazla malumat sahibiyim. Onu tercüme etmene artık gerek yok.
İsmi alçaklıkla özdeşleştirilen Machiavellinin mezarı tam iki yüz yıla yakın meçhul kaldı. 1870de Santa-Croceye büyük İtalyanlara ait bir kiliseye taşınmıştır mezarı.[18] Mezar taşının üstündeki yazı insana bir özrü bir iade-i itibarı anımsatıyor: Hiçbir övgü onun ismi kadar yüce değildir.
Çağdaş bir Fransız yorumcusu Jean Gionu Kime ne yapmış bu zavallı Machiavelli? diye soruyor. Barutu mu icat etmiş polisi mi? Hayır. Uyandırdığı kinin tek sebebi politikacının sırlarını ifşa edişi politikacının yani hepimizin.
Şimdi Machiavellinin o çok tartışılan paradigması üzerinde durmak istiyoruz. Machiavellinin paradigmasını İnsan; Devlet ve Hukuk; Hükümdar; Din ve Ahlâk gibi dört ayrı saç ayağı üzerine oturtabiliriz.
Machiavellinin Temel Paradigması
A-) İnsan:
Machiavelli bireyin mutluluğu için uğraşmaz. Bu umurunda bile değildir. Bütün amacı devletin bekası ve mutluluğudur. İnsanlar da bunun için vardır. Machiavelliye göre insan bir doğa gücüdür canlı bir enerji kaynağıdır.[22] Bu yüzden Hıristiyanlığın çizmiş olduğu mütevazıalçakgönüllü insan tipine karşıdır. Onun özlemini çektiği insan tipi ilkçağ insanı gibi atılgan ve üretken olanlardır. Fakat bireysel yetenekler tek başına başarı getirmez. Önemli olan onu kolektif olarak dile getirebilmektir.[23] Çünkü devlet ancak bu şekilde kazançlı çıkar. YineHıristiyanlığın iddia ettiği gibi insan aslında doğuştan kötü değildir. Ancak sonraları bir takım sapmalar nedeniyle kötü yola girmiş olabilir. Ve bunu da toplumsal çürümenin hem nedeni hem de habercisi olarak ele alır.
Machiavelliye göre iki tür insan vardır: Tarihi yaşayanlar ile tarihi yapanlar. Malzeme olanlar ile mimar olanlar. Onun gönlü ikincisinden yanadır şüphesiz.
Ona göre insan hafif zararlardan mutlaka intikam almaya kalkar. Onun için insan ya söndürülmeli ya da okşanmalıdır. Öyle bir kötülük yapmalı ki yüreğinde korkudan intikam almaya yer kalmasın. İnsanları güzel şeylerle bir şeye inandırmak kolaydır. Ama önemli olan bunu onlarda bir inanç haline getirmektir. Bunun da yolu şiddetten geçer. Eğer şiddet tek başına yeterli olamıyorsa o zaman kusursuz olarak tamamlanacak bir cinayeti tasarlayabilirsiniz.
Özgürlüğün bekçiliği asla halka emanet edilemez. Bunu emanet etmeye kalkarsanız bunun sonu kargaşa olur. Zira zora düşenin halka dayanması bataklığa dayanması gibi bir şeydir. Çünkü sokaktaki her insan bir katil adayıdır. Bu fikir daha sonraları Hobbesda doruğa ulaşacaktır. Toplumda herkesin herkese savaş açma olasılığı bulunduğu insanın insana düşman olduğu fikri insan insanın kurdudur deyişinde çarpıcı ifadesine kavuşur.
Machiavelliye göre tarih göstermiştir ki insan düzenbaz ve kötüdür.İnsanların ihtiyaçları doymak bilmediğinden daima ruhlarında da bir memnuniyetsizlik mevcut olur. Bu nedenle şimdiki zaman kınanmakta geçmiş övülmekte gelecek ise arzu edilmektedir. İnsanlar ihtirasları ve sabırsızlıkları yüzünden hem kendilerini kandırmakta hem de zamana ters düşen işler yapmaktadırlar. O bu yönüyle negatif bir insan tipi çizer. Bu insan tipini kendine has karamsarlığı üzerine bina etmiştir. Onun düşüncesinde karamsarlık önemli bir yer tutar. Her zaman için insanı tek başına mükemmelliğe ulaşmada yetersiz görür. Ve insan doğasının değişmezliğine inanır.
B-) Devlet ve Hukuk:
Yukarıda yeni bir insan tanımının yapıldığına dikkat çekmiştik. Değişen insan görüşü beraberinde yeni bir devlet görüşünü getirir.
Klasik bir ortaçağ devleti olarak gördüğümüz Kutsal Roma Germen İmparatorluğu evrensel nitelikte bir devletti. Diğer devletler ve uluslar kendilerini Kutsal Romanın bir organı saymışlardır. Kutsal Romanın devlet ideası kendini Aziz Thomas ve Augustinusde (Tanrı Devleti) bulur. Buna göre Kutsal Roma Tanrının kurumlarından biridir. Burada Kilisenin devletten üstün olduğunun kanıtı olan Tanrı Sezardan üstündür dogmatik argümanı söz konusuydu.
Ortaçağın bir başka devleti doğudaki Roma Bizans İmparatorluğu idi. O da en az Kutsal Roma kadar evrensel olma iddiasındaydı. Yönünü çevirmiş olduğu doğuya doğru yayılmasını sürdürüyordu. Buradaki devlet fikri Kutsal Romanın tam tersiydi. Kilise devlet için vardı. Sezarın Tanrıdan üstün olduğunu vazeden Sezaropapizm geçerliydi.
Rönesansın yeni insan tipi yeni arayışlara girecekti. Yukarıda bahsedilen iki temel argümanın dışında üçüncü bir alternatif argüman ortaya çıkacaktı. Ortaçağın dini kültürü yerine bu dünyaya ait bir kültür geliştirecek bir devlet içindi bütün bu arayışlar. Arayışın amacı ortaçağın dini kültürü yerine bu dünyaya ait bir kültür geliştirmekti. Bu aynı zamanda dini (Hıristiyan) asketizmden dünyevi asketizme geçiş anlamına geliyordu. Weberin o özgün tanımlamasıyla Tanrı ile barışmanın ve Onun şanını yüceltmenin biricik yolu çok çalışmaktan geçiyordu. Artık insanlar cenneti uzaklarda değil de hemen yanı başlarındaki dünyada aramaya koyulacaktı. Artık insan için önemli olan bu dünyayı cennete çevirebilmekti. Protestanlıkla kutsal bir forma bürünecek olan bu görüş seküler bir cennet vaadiyle sonraları modern dünyaya özgü bir ütopya halini alacaktı.
Antikçağın devlet görüşünü Rönesansın eğilimleri ile birleştiren ilk düşünür Machiavellidir. Esasında Machiavelli yukarıda kısaca değinilenüçüncü bir alternatif için arayışa giren ilk düşünürlerden biridir. Tanrı Krallığı dışında tamamen insan krallığına dayalı bir devlet arayışına girer. Modern ulus devlet fikrinin doğuşu Machiavelli ile başlar. İtalyanın parçalanmış hali kent devletlerinin savunmalarını paralı askerlere yaptırmaları hele hele Pisa-Floransa savaşı sırasında paralı askerlerin ihaneti Onu müthiş etkiler. Yine bu savaş sırasında diplomat olarak Fransaya gittiğinde İtalyanın bir öz ordusu olmadığından ciddiye alınmadığını ve aşağılandığını görür. O bundan hareketle ulusal bir ordu ve ulusal bir devlet fikri geliştirir.
Machiavelli için hükümet ya da devlet zayıf ve korkak olan insanın korunması için gerekli olan bir örgütlenme şeklidir. Machiavelli bundan hareketle negatif insan eksenli bir organik devlet görüşünü geliştirir. Organik devlet kuramına göre devlet yaşayan bir organizmadır. Devlettoplumu temsil etmekle birlikte ondan bağımsız olan bir güçtür. Tıpkı insanlar gibi devletin de kendine özgü bir iradesi ve ihtiyaçları vardır. Burada devlet bireyin ve toplumun üstündedir. Hatta bireyler devlet için vardır. Devlet misyonu ve sorumluluğu olan bilinçli bir varlıktır.[34] Kant ise insan esas birim ve amaç olduğuna göre devlet ve diğer ikincil birimler insan içindir gerekçesiyle bu konuda Machiavelliyi eleştirir.
Machiavelli devletin amacı olayını politikayı aşan terimlerle (ahlâki dini kültürel) açıklamayı reddeder. İktidarın kendi başına amaç olduğu varsayımına sahiptir. Araştırmalarını iktidarı elde edecek elde tutacak ve yaygınlaştıracak araçların en müsait olanlarının neler olabileceğine ayırmıştır.
Machiavellinin özlemini çektiği şey kuvvete dayalı ulusal bir devlettir. HannahArendte göre Machiavelli için temel sorun birleşik bir İtalyanın nasıl kurulacağıydı. Ve Machiavelli şiddeti haklı çıkartırken ona şu temel argümanda içkin olarak var olan akla uygunluğu yol göstermekteydi: Ağaçları katletmeden masayı yapamazsınız yumurtayı kırmadan omlet yapamazsınız insanları öldürmeden de devlet kuramazsınız. Arendtbu yönüyle Machiavelliyi tüm modern devrimcilerin atası olarak görür.
Yeri gelmişken Machiavellinin hukuk anlayışını irdelemekte yarar var. Ona göre hukuk kiliseye bağlı olmaktan kurtarılmalıdır. Hukukdoğrudan devletin özünden türetilmiş devlete bağlı ve hükümdarın güçlü bir devlet için kullanacağı bir araçtır. Hukukun tarafsızlığı söz konusu değil hukuk devlet için vardır. Hukuk devleti anlayışında devletin sınırlarını hukuk ve ahlâk kuralları çizer. Oysa bu Machiavellide iflasa uğrar. Ona göre devletin bittiği yerde hukuk da biter. Ona göre zorunluluk olmadıkça insanlar iyilik yapmazlar. Bu nedenle nasıl ki fakirlik insanları çalışkanlığa sevk ediyorsa yasalar da iyiliğe sevk edecektir.
Machiavelli için bir devletin sahip olması gereken iki temel şey vardır: İyi yasa ve iyi silah. Yasaların güvencesi iyi bir ordudur. Bu ordu şüphesiz paralı değil gönüllü ve ulusal bir ordudur. Machiavelliye göre bir ordunun olmazsa olmaz şartlarından biri iyi silahtır. Bol sayıda silah ve teçhizatın olması gerekir. Hatta ileriyi düşünerek çok sayıda stoklamak gerekir. Bu bir devletin bekası için iki şekilde yararlıdır: Birincisi halka güven verecek ikincisi ise düşmana korku salacaktır.
Machiavellinin siyaset felsefesine kazandırdığı kavramlardan biri de hikmet-i hükümet (raison détat) kavramıdır. Daha önce Machiavellinin devleti bilinçli bir varlık olarak ele aldığını söylemiştik. Hükmet-i hükümet Onun tecrübelerinin rasyonelleşmesi ve dönemin entellektüel akımlarıyla birleşmesiyle ortaya çıktı. Bu Onun için siyasetin yönlendirici ilkelerinden biri oldu.
Machiavelli bir devleti kiliseden ve diğer devletlerden farklı bir aygıt olarak kabul etmekle birlikte aralarındaki bağımlılığı da inkar etmez. Bir devlet uzun süre barış halinde kalamaz. Çünkü o başkalarını rahatsız etmezse bile başkaları onu rahatsız edecektir. Hatta Machiavellibundan yola çıkarak bir devletler hukukunun olabileceğini de kabul etmiştir. Bu bütün devletler için geçerli olacak ve doğal hukuka dayanacaktır. Devletler arasındaki bağımlılıktan hareketle Machiavelli güç politikası (power politics) kavramının kapısını aralıyordu. Bununla uluslararası ilişkiler teorilerinin iki ana temelini ortaya koymuştur: Devletin ayrı bir moral güç olarak varlığı ve bir uluslararası alanın varlığı. Yani uluslararası ilişkiler karşılıklı bağımlılık ve mütekabiliyet esasına dayalı bir sistem olarak tanımlanıyordu. Popper Machiavellinin güç mantığını güç politikasının hareketlerinde olduğu kadar bazı siyasal kurumların işleyişini açıklamakta da kullandığını söyler.
Nasıl Bir Yönetim Şekli?
Machiavelliye göre ilk başta yalnız başına yaşayan insanlar sonraları korunma ve beslenme içgüdüsüyle bir araya toplanmışlardır. İçlerinde en cesur ve akıllı olanını kendilerine baş yapmışlardır ve onun boyunduruğu altına girmişlerdir. Yönetme ve yasa fikri böylece ortaya çıkmıştır.
Machiavelliye göre üç tür ana yönetim biçimi vardır: Krallık Aristokrasi Demokrasi. Bir de bunların arasında meydana gelen ara yönetimler var: Tiranlık Oligarşi ve Anarşi.
Machiavelliye göre yönetim döngüseldir. Krallık kolayca tiranlığa aristokrasi az sayıda kişinin yönetimine demokrasi de özgürlüklerin kötü kullanımından dolayı anarşiye geçiş yapar. Ana yönetimler iyi ara yönetimler ise tehlikelidir. Bu ara yönetimde hiç kimseye güvenilmez hele hele özgürlüklerin bekçiliği konusunda halka hiç güvenilmez. Machiavellinin bu tasvirleri yaparken ve bu varsayımları ileri sürerken büyük ölçüde Antik-Yunan ve Roma İmparatorluğunu göz önüne aldığını görüyoruz. Machiavellinin Aristodan yararlanıp yararlanamadığını bilemiyoruz. Fakat yönetim şekillerinin sınıflandırılması Aristo ile büyük bir benzerlik göstermektedir.
Konuşmalardan (Discorsi) Hükümdarın öğretisini değiştiren değilse bile tamamlayan bir çok noktalar çıkmaktadır. Bir kere burada Machiavellinin cumhuriyeti yeğ tuttuğu açıkça belli olur. Fakat bazen öyle durumlar vardır ki yönetimlerin saplandığı çıkmazları ancak bir kralın eli çözebilir.
Görüldüğü üzere Machiavellide insanlığın nihai olarak düz çizgisel bir şekilde ulaşabileceği ideal bir yönetim şekli yok. Düzen mi özgürlük mü ikilemine Machiavelli şunu öneriyor: Birilerinin iddia ettiği gibi insanlık ne düzenden özgürlüğe ne de özgürlükten düzene doğru düz çizgisel bir siyasal evrim yaşıyor. Tam aksine yönetim fikri bir ifrat ve tefrit olan özgürlük ve düzen arasında dolaşıp durmaktadır. KısacasıMachiavelli her siyasi düzenin belli bir süre sonra amacından saptırıldığını ve işlevini tamamlaması nedeniyle de tasfiye edilip yerine başka bir siyasi düzenin geçtiğini söylüyor. Bu hep bir kısır döngü şeklinde devam edip durur.
C-) Hükümdar
Machiavellide devlet başkanı devletin kendisiyle bütünleşmiştir. Devletin başında bulunan kimse devlet benim diyebilmelidir dolayısıyla da hükümdar halkın hiç sınır ve bağ tanımayan efendisidir.
Machiavelli güçlü devlet için başarılı hükümdarı dillendirir. Peki başarılı hükümdarın kıstası nedir? Başarılı hükümdar için virtu kavramını kullanır. Virtu (erdem) Hıristiyanlıktaki gibi alçak gönüllüğü ve namusluluğu çağrıştırmaz. Buradaki virtu başarılı bir yöneticiyi acımasızmuhteris ve düzenbaz kılan eylemdir. Hükümdar aksiyon adamıdır. Bu aksiyonunu da şiddet üzerine bina etmek zorunda.
Yusuf Has Hacip Kutadgu Biligde; Bir boy bozulursa bey düzeltir. Peki bir bey bozulursa kim düzeltecek? diye sorar. Machiavelli Yusuf Has Hacipin Bir boy bozulursa bey düzeltir. savını adeta teyit edercesine yanılan halk güzel sözlerle düzeltilir. der. Zira Machiavelliye göre ancak hükümdar halka güzel sözler söyleyebilir. Machiavelli Yusuf Has Hacipin sorusuna gıyabi bir cevap gönderiyor: Kötü bozulmuş bir hükümdar ancak çelikle düzeltilir. Bu ifadenin altında yatan temel argüman şiddettir.
Ahlaklı dürüst güvenli olma gibi kişilerin sahip olabileceği özel değerler bir devlet adamı için lüksten öte bir şey değil. Bir kimse birey olarak bunlara sahip olabilir. Ama bir devlet adamı asla. Zira o bir çok kimsenin hayatından sorumludur. Bir bireyin her zaman doğru söylemesi gerekir. Ama bir hükümdar koruması altında bulunan kimseleri korumak için yalan söylemek zorunda kalabilir. Bir anlamda beden için şiddet ruh için ise yalanın gerekli olduğuna inanır.
Machiavelliye göre bir hükümdar güçlü olmak istiyorsa Papaya dikkat etmesi gerekir. Eğer uzun süre iktidarda kalmaya niyetliyse Papanın kendi işine karışmasına izin vermemelidir. Bunu önlemenin yolu da kendi istediği kişiyi papa seçtirmekten geçer. Eğer istediğin kişiyi seçtiremiyorsan en azından istemediğin kişiyi de seçtirmemelisin. Yani yenemiyorsan yenilmemelisin de!
Bir hükümdar kendisine yeter mi yoksa başkasının yardımına mı muhtaçtır? Bu Machiavellinin en önemli sorularından biridir. Şu cevabı veriyor: Ya insan ya da para çokluğu sayesinde ihtiyaca uygun bir ordu kurabilen ve kendilerine kim saldıracak olursa olsun ona karşı meydan muharebesi verebilen hükümdarlar kanaatimce kendi kendine yeten hükümdarlardır.
Her hükümdar zalimlikten ziyade merhametli olarak tanınmalıdır. Çünkü hem devletin hem de hükümdarın bekası için halkın sevgisi önemlidir. Fakat merhametin ölçüsünü fazla kaçırmamalıdır. Çevresine korku salmalıdır. Tarih göstermiştir ki zalimce davranmayan bir çok kişi yok olup gitmiştir. Bunun en basit örneği silahsız peygamberlerdir. Eğer yok etmezsen yok edileceğin günleri de beklemelisin. İki türlü zulüm var Machiavelliye göre: Birincisi iyi kullanılmış zulüm; kendini güven altına almak için toptan yapılmış zulümdür. İkincisi ise kötü kullanılmış zulüm başlangıçta az olduğu halde zamanla sönecek yerde çoğalan zulümdür. Ardından Machiavelli ince ince taktikler veriyor: Eğer bir hükümdar zulmetmek istiyorsa ki etmek zorunda- katliamları işkenceleri ve kısıtlamaları bir seferde yapmalıdır. Nasıl olsa halk unutur. Ama iyilikler azar azar yapılmalı ki hafızalara kazılsın tadına daha iyi varılsın. Çünkü böylelikle aslında az olan bu iyilikler sürekliliğinden dolayı çok büyük görünecektir.
Hükümdarın yönetimini sürdürebilmek için başvurması gereken bir takım yöntemler Hıristiyanlığa da insanlığa da aykırıdır. Aslında böyle zalimlikler yapıp kral kalmaktansa kişi bütün bunlardan kaçıp kendi halinde yaşamalıdır. Ama kral olmayı yani iyi yoldan ayrılmayı seçerse o zaman sertlikten ve zulümden başka çare yoktur.
Hükümdar için mücadele etmenin iki yolu var: Birincisi kanunla ikincisi ise kuvvetledir. İlki insanlara diğeri ise hayvanlara özgü bir şey. Çoğunlukla ilki yetersiz kaldığından dolayı ikinciye başvurmak zorunda kalınıyor. Bunun için bir hükümdarın hem insanların hem de hayvanların özelliklerini iyi bilmesi gerekir. Zira hükümdar insan ile hayvan arası bir şey. Hükümdarın hayvan tarafını kullanması için kendisine iki hayvanı; aslan ile tilkiyi örnek alması gerekir. Çünkü aslan tuzaklara tilki de kurtlara karşı savunmasız. Bu nedenle tuzakları tanımak için tilki kurtları tanımak için de aslan olmak gerekir. Salt aslan olmaya kalkmak tek başına bir şey ifade etmez.
Machiavelli bir hükümdarın sözünde duramayabileceğini de belirtiyor. Bütün insanlar iyi olsaydı böyle bir sorun olmazdı. Lakin bir hükümdar ne kadar iyi olursa olsunkarşısındaki insanlar kötü olduğundan o da sözünde durmayabilir.
Machiavelli ye göre bir hükümdar devamlı suretle çevresindekilerle görüş alış verişi içinde olmalıdır. Ama bunlar demokratik danışmalar niteliğinde değil monarşik danışmalar niteliğindedir. Kendisi sormadıkça başkalarının fikir ileri sürmesine izin vermemelidir. Çünkü böyle davranmakla hükümdar kendi saygısını ve karizmasını perçinler. Aksi halde otoritesini kaybeder.
Machiavelliyi hükümdara zalimlik cinayet ve kurnazlıklar konusunda ince taktikler veren biri şeklinde tanımlamak haksızlık olur. J. J. Rousseaunun Toplum Sözleşmesindeki (III. kitap VI. bölüm) O krallara ders verirmiş gibi görünüp aslında halklara büyük dersler verdi. saptaması gerçeğe daha yakın görünüyor.
D-) Din ve Ahlâk:
Avrupada hiçbir düşünür Machiavelli kadar din karşıtı algılanmamıştır. O tıpkı şeytan gibi Tanrıya isyan etmiş bir asi olarak görülmüştür. Onun şeytan gibi algılanması biraz da dönemin tarihi süreci ile ilgili bir şey. O yazılarını ortaçağa özgü dini hayatın öneminin artık azaldığı bir dönemde yazmıştır. Fakat nedense O yazdığı dönemde dinsel hayat daldığı uykudan Protestan reformu ve kısmen de buna tepki olarak gelişen Katolik reformları tarafından aniden uyandırılıvermişti. Gerçekte 16. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde Machiavellinin siyasete karşı takındığı laik yaklaşım tam bir skandal olarak görülmüştür.Dikkat edilirse bu süreç Onun ölümü sonrasıdır. Aynı zamanda da insan Machiavelliden şeytan Machiavelliye geçişin öyküsüdür.
Machiavellinin dine mi yoksa kiliseye mi karşı olduğu sorusu uzun süre zihinleri meşgul etmiştir. Ortaçağın tarihi sürecinde hem Papanın kişisel hem de papalığın bir kurum olarak yadsınamaz bir rolü vardı. Şüphesiz kilise siyasi arenanın en büyük aktörüydü. Machiavellinin anlamadığı nokta şuydu: Kilise neden dünya işlerine bu kadar çok karışıyor? İtalyanın bir araya gelememesinin nedeni olarak kiliseyi görüyordu. Zira papalığın dünyevi itibar kazanmaya başlaması İtalyanın parçalanması ile doğru orantılıydı. Bir de kilise mahkemeleri adalet konusunda çok kötü örnek oluyorlardı. Kilise bir çok konuda olduğu gibi ahlaki açıdan da tükenmişti. Ahlaksızlık papalıkta adeta doruğa erişiyordu. Bunlardan ötürü olacak ki Machiavelli şunu söylüyordu: Eğer dinsiz olduğumu söylüyorsanız bunu kiliseye borçluyum.
Machiavelli de çağdaş düşünürlerden Schumacher gibi İnsanın kilisesiz yaşayabileceğini ama dinsiz asla yaşayamayacağının farkındaydı. Machiavelli dinin ve ahlâkın toplumsal ve siyasal hayattaki sonuçlarına karşı ilgisiz değildi. Machiavelli yöneticinin ahlâk dışı araçları yalnız bir sonuca varmak için kullanmasını onaylıyordu yoksa kişideki ahlâk bozukluğunun iyi bir hükümeti olanaksız kılacağından şüphe etmiyordu.
Machiavellinin ahlâk ve din hakkındaki görüşleri iktidarın diğer sosyal değerler karşısındaki üstünlüğüne olan inancın örneklerindedir: Ve dinde mistik unsura dinin tabiat üstü akıl üstü karakterine çoğunlukla uzaktır. Yine de dine karşı olumlu bir tavrı vardır onun dini yönetenin elinde yönetilen üzerinde bir etki ve kontrol aygıtıdır. Machiavelli dinde yoksul insanın aklını ahlâkını ve doğruluğunu kaynaşmış olarak görür ve dinin olduğu yerde orduları yönetmek ve disiplini sağlamak kolaydır. der. Ve gene yalnız siyasi hakimiyet icbar ve birlik aleti olarak dinin rolü Machiavellinin şu tavsiyesinde açık hale gelir: Hükümdar yanlış olduğunu bile bile dini doktrinlerin ve mucizelere inanmanın yaygınlaşmasını desteklemelidir.
Machiavellinin Hıristiyanlığa olan ilgisi felsefi ve teolojik değil tamamen pragmatik ve siyasidir. Onun virtu (erdem) kavramı Hıristiyan ahlâkına taban tabana zıttı. Ona ilham veren şey insanın asaleti ve yeryüzündeki hayatın şaşaasıydı; ve bu asaletin alçak gönüllülük değilgururda; kötülüğe tahammül etmekte değil intikam almakta; nefsi körletmekte çile çekmekte değil cesarette; dua etmekte değil harekette; vücudu örterek keşiş manastırlarında sürünürcesine yürümekte değil savaşın gurur verici zırhını takarak insanın canlılığından cesaretindenkahramanlığından alicenaplığından ve şaşaasından zevk ve haz duymakta olduğuna inandı ki bu da pek tabii ideal bir insan tipiydi.
Macit Gökberk Machiavellinin çağdaşı bütün hümanistler gibi Hıristiyan olmaktan çok bir ilkçağ paganı olduğunu söyler. Hıristiyanlığı 16. Yüzyıl İtalyasında modası geçmiş bir din diye saf dışı edip Eski Yunan veya Romadaki benzer bir din getirme amacındaydı. Yani esas gayesivatanseverlik hislerini ve virtuyu yayacak olan bir kamu dini. Kısacası Machiavelli güçlü bir devlet için Hıristiyanlığa karşı teknik bir din öneriyordu.
Machiavellinin siyaset felsefesine en büyük katkılarından biri de bir tek ahlâk değil iki tür ahlâk olduğunu söylemesidir: Özel ve kamusal ahlâk. Bu da politikanın sekülerleşmesi sürecini doğurmuştur. O özel ve kamusal ahlâk alanlarını kesinlikle ayırır. Onun için birey açısından geçerli olan ahlâk kuralları devlet açısından geçerli değildir. Örneğin; bireyler cinayet işleyemezler ama devlet işleyebilir. O buna dayanarakRomüsun Romülüs tarafından öldürülmesini devletin güvenlik ve bekası temelinde savunur.Kant ise Machiavellinin sandığı gibi siyasetin ahlaktan ayrılamayacağına siyasetin ahlak önünde diz çökmesi gerektiğini savunur ve Machiavelliyi ciddi bir eleştiriye tabi tutar.
Machiavelli bir işi yaparken hak ve adalet sorunlarına din ya da ahlâka uygunluk sorununa ancak başarıyla ilişkisi oranında yer vermiştir. Bundan ötürü Onun ahlâkı siyasete feda ettiği veya amaçla aracı özdeşleştirdiği daha doğrusu amacın her türlü aracı yasal kıldığını savunduğu iddia edilmiştir. Oysa Machiavellinin belirtmek istediği bir devlet veya devlet adamının özellikle dış ilişkilerde- kendi ülkesinin birlik bağımsızlık ve güvenliği için yararlı her türlü hareketi yapabileceği ilkesidir.
Sonuç:
Machiavellinin o çok tartışılan paradigmasını ele aldık. Onun fikirlerinden hem insan hem de şeytan Machiavelli çıkarılabilir. Akademik alanda insan Machiavelli fikrinin hakim olduğu söylenebilir. Şeytan Machiavelli ise politikacıların malzemesi. Siyasi arenada ömürlerinde bir kez olsun Machiavelliyi okumamış olan bu insanlar sırf rakiplerini köşeye sıkıştırmak amacıyla ağızlarına doladıkları birkaç kelimeyle birbirlerini Makyavelizmle suçlayıp duruyorlar.
Machiavelli Batı siyasal düşüncesinde Platon ve Aristodan sonra gelen en önemli düşünürdür. Machiavellinin kendisinden sonra gelenHobbes Locke ve Bodinden farklı ve kendine özgü bir siyaset felsefesi olduğu söylenebilir. Yakın dönemde yayınlanan bir makalede siyaset sosyolojisinin bir müjdecisiolarak ele alınmıştır. Türkiyede Machiavelli ile ilgili akademik çalışma olarak tesbit edilebildiği kadarıyla iki yüksek lisans tezi ile birlikte on iki civarında lisans tezi bulunmaktadır.Machiavelli sistematik bir siyaset felsefesi ortaya koymaktan ziyadepratik/uygulanabilir bir siyaset felsefesi ortaya koymaya çalışmıştır. O sadece somut gözlemlerden hareketle bazı varsayımlarda bulunuyor. Sabinee göre bu varsayımların zayıf kalmasının nedeni siyasal başarı ve başarısızlıkların sadece hükümdarın yeteneğine bağlanmış olmasındadır. Dolayısıyla sınırlı gözlemlerden yüzeysel görüşler ortaya çıkmıştır. Halbuki iyi bir düşünürün ortaya koyacağı paradigmanın büyüklüğünün ilk şartı tümelle ilgili olmasıdır. Machiavellinin paradigması asıl kendisinden sonra sistematik hale getirilmiş ve birçok düşünüre yol gösterici olmuştur.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 21
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 21
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 35
