darkbey42 1
darkbey42
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
PrimeAC 1
PrimeAC
Payidar2 1
Payidar2
Fethi Polat 1
Fethi Polat
Wizard' 1
Wizard'
shrpnl 1
shrpnl
Queinn 1
Queinn
NovaLst 1
NovaLst
InfernoShade 1
InfernoShade
MysticBlade 1
MysticBlade
Hikaye Ekle

Hipnoz

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan DoStNaMe
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 684

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

HİPNOZ (HYPNOSİS)


Mesmerizm Almanya'da Fransa'dakinden çok daha farklı bir gelişim gösterdi. Mesmer'in prensipleri, özellikle 'Animal magnetism', Romantisist'ler ve Doğa Fi*lozofları tarafından hemen benimseniverdi. 1812'de Prusya Hükümeti bir komis*yon kurdu ve bu komisyonun olumlu raporları sonucu Berlin ve Bonn Üniversi*telerinde Mesmerizm kursları kuruldu. Buna inanan meşhurlar arasında Gmelin, Kluge, Hufeland kardeşler, Nasse, Passavant ve 1811'de Frauenfeld'e seyahat ederek Mesmer'i ziyaret eden ve onun basılmamış son kitabını beraberinde geti*rip "Asklâpeion" dergisini yayınlayan Wolfart da vardı.
Almanlar, Fransızlardan farklı olarak, Mesmerizm'e daha çok felsefi bir yo*rum verdiler. Kluge yazdığı ders kitabında, manyetize eden ve edilenin 'manye*tik bir daire' oluşturduğundan ve bunun iki kişi arasında yaratılmış özel bir dün*ya olup her tür gürültü, ışık ve benzeri dış etkilerden korunması gerektiğini sa*vundu. Frederick Hufeland bu ikili üniteyi, gebe kadın ve fetus'a benzetti ve manyetik tedavinin, fetus'un doğumuna kadar geçirdiği yaşantıların aynısı oldu*ğunu belirtti.
Alman Romantikler'in Animal Manyetizm'e düşkünlükleri iki nedenle açıkla*nabilir. İlki, Mesmer'in "evrensel fiziksel sıvı" kavramı. Alman romantik filozof*ları, evreni, tümünü bir ruhun işgal ettiğini ve kısımlarını aynı ruhun birleştirdi*ği bir organizma olarak kabul ediyordu. Mesmer'in 'sıvı'sı, bu ruhu simgeliyor*du. İkincisi de, evvelce bahsettiğimiz Puysegurün "manytik uyurgezerliğini" nin gösterileri. Mesmer zaten 'sıvı'nm duyarlılığından oluşan 'altıncı bir his'ten bah*setmişti; Puysegur bu 'altıncı his' ile, insanın uzaklarda ve gelecekte olup biten*lerden haber verebileceğini iddia etmişti.
Kluge kitabında, altı düzeyde oluşan 'manyetik hal' açıkladı:
(1) Uyanıklık fazı. Bunda, artmış bir sıcaklık duygusu vardır.
(2) Yarı-Uyku durumu.

(3) içsel-karanlık (inner darkness) ki bu has uyku ve duyarlılığın olmamasıy*la nitelenir.
(4) İç berraklık (inner clarity): kişinin vücudundaki bilinçlilik fazı, e.s.p.-mide yoluyla sezebilme.
(5) Özlük-Düşünceye dalma fazı (self-contemplation): süje'nin kendi vücuu-nun içini ve onu 'rapport' durumuna koyan kimseleri gayet iyi anlayabilmesi.
(6) Evrensel berraklık (universal clarity): kişinin zaman ve mekan tüllerini kaldırarak, geçmiş ve gelecek zamanlardaki, uzak mesafelerdeki olan şeyleri sez*me yeteneği.
Bu tür vizyonlarda şair-hekim Justinus Kemer'in araştırmaları, dinamik psi*kiyatrinin tarihinde bir kilometre taşı olmuştur.
Dr. Justinus Kerner (1786-1862), Dr Faust'un 'kara sihir' pratik ettiği iddia edilen Ludwigsburg kentinde doğmuştu. Büyürken, evlerine bitişik Akıl Hasta-hanesindeki (Asylum Jor Insane) hastaları penceresinden merakla izledi. Daha çok küçükken, on iki yaşında geçirdiği bir sihir krizi nedeniyle Gmelin tarfm-dan manyetize edilip tedavi edilen Schiller ile tanışmıştı. Ondan etkilenerek yaz*dığı şiirler, bugün küçük Alman klasikleri arasında anılır.
Kerner, hekim olarak "botülizm"i tarif etti. 1819'da tayin edildiği Weinsberg şehir hekimliğinde öldüğü 1862 yılma kadar kaldı ve bu arada evi, şairlerin, filo*zoflarm hatta kral ve prenslerin girip çıktığı, binlerce kişinin egzorsizm ve man*yetizma ile tedavi edildiği bir 'şifahane' oldu. 1829'da yayınladığı "Die Seherin von Prevorst" (Gaipten haber veren Prevorst) onun klinik gözlem ve yaşantıları*nın tümünü, tek bir hastanın tedavisine uygulamasının sonucu bir eser olup, di*namik psikiyatrinin ilk ciddi monografi olarak kabul edilir.
Kerner, hayatının son safhalarında eşini kaybetti ve kendisi de kör oldu. Bü*yük bir depresyona düşmesine karşın, yaratıcılığını hiçbir an elden bırakmadı. Boş zamanlarında kağıt üzerine boya veya mürekkep damlatır, bunlara Hades (inlerin, cinlerin geçici olarak kaldığı yer) der, altlarına mısralar yazardı. Bu re*sim dolu kitapçığı onun ölümünden sonra "Klecksographien" (grafik sanatı be*nekleri anlamına) adı altında yayımlandı ki, sonraları Hermann Rorschach'ın ünlü kişilik testine temel teşkil etti.
1841'de, James Braid adlı Manchester'li bir hekim, Fransız manyetizmacı La-fontaine'in yaptığı deneyimlerden çok etkilenmişti. Braid o deneyimlerden önce şüphelenmiş, fakat o deneyimleri kendi tekrarladıktan sonra ikna olmuştu; 'sıvı' kuramım reddetmiş ve kendisi, beyin fizyolojisine daha uygun görünen yeni bir kavramı sunmuştu. En sonunda, eskilerden Faria ve Bertrand'ın "ışığı sabitleştir*me yoluyla eli sabitleştirme" yöntemini esas alarak, tüm bu olaylara hipnoz (hypnosis) adını verdi. Başka bir ingiliz hekimi, John Elliotson, kendi başına 'manyetik uyku' ile cerrahi operasyonlara kalkışmış ve bu haber de Kraliyet Cer*rahlar Cemiyetinde fırtınalar koparmıştı. Esdaile adlı başka bir hekim de Hindis*tan'da iken 345 hastaya "Mesmerik Anestezi"yi başarı ile uyguladığını söyledi. Kısa bir süre sonra anestezi'nin bilimsel olarak Tıbba uygulanması, bu yöntemi de tarih kitaplarına bıraktırdı.
1860 ve 1880 yılları arasında "manyetizma" ve "hipnotizm" hekimler arasın*da öyle düşük bir dereceye düşmüştü ki, aklı başında bir hekim bunları kullan*makla ilmi kariyerini veya tıbbi kariyerini kaybedebilirdi.
Hipnoz'u hâlâ bir tedavi yöntemi olarak kullanmaya cesaret edenlerden biri, "Nancy Okulu"nun kurucusu Auguste Amlroise Liebault (1823-1904) idi.
Liebault, on iki çocuklu bir köylü ailesinin en küçüğü idi. Okula giderken es*ki kitaplardan birinde 'manyetizma' hakkındaki yazıları okudu ve onunla yakın*dan ilgilendi. Zamanının o konudaki negatif akımından çekinerek, seçkin hasta*larına, tedavilerinde ya onların kendisinin resmi ücretini ödeyerek 'Tıbbi' bir te*davi uygulanmak veya bedava 'manyetize edilmek' seçeneklerini verdi. Bu so*nuncular o kadar çoğaldı ki, dört yıl sonra Liebault'un başını kaşıyacak vakti yokken bile para kazanamıyordu. O zaman, iki yıllık bir süre için pratiğinden uzaklaşarak Nancy'de satın aldığı bir eve kapanarak bu yöntem hakkında bir ki*tap yazmayı düşündü.
Liebault'a göre hipnotik uyku, natürel bir uyku ile aynı nitelikte idi. Tek fark, hipnotik uykunun telkin yolu ile oluşturulmuş olması idi. Süje, hipnoz anında, hipnozitör'ün onun uyku üzerine konsantrasyon emrine uyar. Onun ki*tabının ancak bir tek nüsha satabildiğini rivayet ederler. Bu deneyimden sonra Liebault tekrar pratiğine döndü ve yalnızca sabahları 7 ile 12 arasında hasta gö*rerek, kendine 'gönüllü' olarak verilen vizite ücretlerini kabul etti.
Liebault'u ziyaret eden Van Renterghem onu küçük yapılı, cildi koyu, konuş*kan bir kimse ve kırışık yüzüyle bir köylüye benzeyen bir kimse olarak tarif eder. Liebault her sabah, 25-40 hastayı, açıkta, dış görüntülere aldırmayarak, be*yaz duvarlar ve geniş, düz taşlarla döşenmiş evinin avlusunda tedavi ederdi. Hastanın ilk kez onun gözlerinin içine bakmasını emrederek gitgide uykulu ola*cağını telkin ederdi. Hasta, hipnoz'un başlamanda olup bitenlerin yarı farkında iken Liebault ona semptomlarından kurtulacağını telkin ederdi. Hastalarının ço*ğu fakir köylüler idi; hastalıkların ekserisi de artrit, ülser, ikter veya Akciğer Tü*berkülozu idi.
Yirmi yıldan daha uzun süre Liebault meslektaşları tarafından "şarlatan" (zira hipnoz'u kullanıyordu) ve "akılsız" (zira hastalarından ücret almıyordu) olarak çağrıldı. Onun yarattığı 'mucizeler' en sonunda Bernheim'in kulağına gitit ve bu hoca Liebault'u 1882'de ziyarete geldi. Bu gerçekten görülmeye değer bir olaydı. Tanınmış bir profesör, 'şarlatan' ve 'akılsız', yaşlı bir doktoru ziyarete geliyordu ve onu şereflendiriyordu. Bernheim çarçabuk Liebault'un talebesi ve iyi bir arka*daşı oldu ve onun yöntemini hastanede tatbik için getirdi. Böylece de Liebault, meçhullerden çıkıp günün okunanları ve sayılanları arasına girdi.
Daha önceden de yazdığımız gibi, Liebault, Nancy Okulunun manevi kurucu*su olarak kabul edilir; fakat bu okulun gerçek lideri Hippolyte Bernheim (1840-1919)'dır. Strasbourg'un Almanlar tarafından 1871'de ilhakından sonra hastane ve Üniversite pozisyonunu bırakmış ve Nancy'ye tayinini kabullenmişti. Bernhe*im'in ünü Tifo ve Kalp hastalıkları üzerine idi. 1879'da yeni üniversiteye 'titular professor' olarak tayin edilince, 1882'den itibaren hipnoz'u, hocasımnkinden farklı olarak, ancak iyi sonuçlar doğurabilecek vak'alara uygulamaya başlamıştı.
Van Renterghem Bernheim'i kısa, mavi gözlü, yumuşak sesli, fakat çok otori-teryen bir kimse olarak tanımlar. Bernheim hipnoz'un yaşlı askerler ve fabrika iş*çileri gibi zaten emir almaya ve onları izlemeye eyilimli kimseler üzerinde çok daha etken olduğunu söylemişti. Daha yüksek klas hastalar ile pek o kadar iyi sonuçlar alamamıştı.
Bernheim Tıp Dünyasına Liebault'un çalışmalarının varlığını, Charcot'nun "Academie des Sciences" a hipnotizm hakkındaki meşhur bildirisini yaptıktan sonra açıklamıştı. Ondan öyle, bu iki ünlü doktor arasında tartışmalı bir hava yaratılmış oldu. Bernheim 1886'da "De la suggstion et de ses applications â la ıherapeutique" (Telkin ve onun tedaviye uygulanmaları hakkında) isimli kitabını yayınladı. Bu ona Nancy Okulu'nun liderliğine yüceltecek ünü getirdi. Bir dahili-yeci olan Bernheim, Charcot'nun tersine, hipnoz'un yalnızca histerilerde görü*len patolojik bir olay olmayıp bu kondisyonun telkin sonucuyla da oluşturulabi*leceğini vurguladı. "Etki altında kalma" (suggestibility)'yi ".. bir fikri bir olaya, bir harekete döndürme hali" diye tarifledi ve sugjestibilite'nin herkesde bir dere*ceye kadar varolduğuna işaret etti.
Bernheim, hipnoz'u, telkin yoluyla zorlanmış bir etkinlik hali olarak yorum*lamaya devam etti ve bunu, sinir sistemi hastalıklarında, romatizmada, sindirim sistemi ve menstrüel bozukluklarda kullandı. Aynı şekilde, Charcot'nun 'Grand Hystrerie" tanımını kabul etmedi. Hipnoz'u da gitgide az kullanarak, aynı sonu*cun uyanıklık halinde, telkin yolu ile alınabileceğini söyledi. Böylece, Nancy Okulu "psychotherapies" adı altında yeni bir çığır açmış oluyordu.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst