Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Oyun sektörünün gelişip büyümesiyle bu pazarda kendine kocaman bir dilim kopartan türlerden bir tanesi de araba yarışlarıdır. Oyunculara daha mı basit geliyor, daha mı zevkli geliyor ya da daha mı gerçekçi geliyor bilinmez. Tabii hepsi de olabilir. Fakat demek istediğim aynı tip ve konsepte sahip bu türün bu kadar tutulmasının sebebi nedir? Otomobil firmaları yeni modeller çıkartmasa bu sektör ölecek mi? Çünkü yeni yarış oyunlarında yeni model araç kullanımı dışında yenilik göremiyoruz. Kaldı ki bazı oyunlarda yeni model araçlar bile yok. Olanında ise düzgün bir oynanış verememesi yarış oyunlarına olan ilgiyi azaltıyor kanaatindeyim. Film dünyasında da işler böyle. Yarış temalı filmler bir elin parmak sayısını geçmiyor. Hızlı ve Öfkeli gibi (3. film hariç) filmlerin ise kaçış ve kovalamaca konsepti büyük ilgi görüyor. Bu durumu fark eden EA ise boş durmamış ve EA Black Box ekibine tam da böyle bir oyun için izin vermiş, hem de o müthiş Frostbite 2 motoru ile.
Bu oyunu oynarken aslında yarış oyunu oynamıyormuş gibi düşünmemiz lazım. Zira NFS ailesinin 18. üyesi The Run, hikâye moduna sahip araba yarışı türünün ilki oluyor. Bu defa diğer rakiplerimize hava atıp belirli bir çember içerisinde yarışmak yerine San Fransisco'dan New York'a kadar hayatta kalmak ve büyük ödül olan 25 milyon doları kazanmak için mücadele veriyoruz. Oyunda Jack adlı bir sürücüyü kontrol ediyoruz. Oyunun hikâyesinden hiç mi hiç bahsetmeyeceğim. Spoiler vermemek şöyle dursun zaten basit olan hikâyeyi zerre ifşa etmek istemiyorum. Fakat hikâye ne kadar basit olursa olsun temelinde bir araba yarışı olduğunu ve bu tarzın ilk kez denendiğini de unutmayın. İzlediğiniz ve beğendiğiniz Hollywood filmlerinden de pek farkı yok açıkçası. Tek söyleyebileceğim izlediğiniz videolardan da göreceğiniz üzere sadece araç kullanarak oyunu bitirmeyeceğiz. Yer yer araçtan çıkıp yaya olarak kaçışa devam edeceğiz. Fakat araç dışında kontrolün sizde olduğunu sanmayın. Karakterimiz Jack ara animasyonlarla ilerlerken, bizden doğru zamanda doğru tuşa basmamız istenecek. Bunu kimisi çok basit ve yetersiz buluyor. Fakat bu görüşe hiç katılmıyorum. NFS oynadığımızı unutmamak lazım sonuçta bu oyun Heavy Rain ya da Fahrenheit değil.
Need for Speed ailesinin bu son ferdi kendine has elementleriyle geliyor. Her ne kadar oynanışla ve araçların kullanımı hatta bazı araçların benzerlikleri Hot Pursuit'i andırsa da, benzerlikten öteye gidemiyor. Hot Pursuit'i oynayıp sevenler ve oynanışına alışık olanlar The Run'a da çok çabuk ısınacaklardır. Dediğim gibi oynanış ve araç kontrolü Hot Pursuit ile benzerlik gösteriyor. Fakat The Run'ı Hot Pursuit'ten ayıran en önemli özellik yarışların daha kişilikli daha oturaklı olması. Siz Bugatti Veyron'la giderken arkanızdan bir Lamborghini gelip sizi geçemiyor ya da saf dışı bıraktığınız bir yarışçı 20 saniye sonra gelip sizi geçemiyor. Ayrıca, oyuna şu ana kadar hiç kullanılmayan bir harita sistemi dâhil edilmiş. Önceden de belirttiğim gibi oyunun tamamı San Fransisco'dan New York'a kadar uzanan 300 millik bir yol üzerinde geçiyor. Fakat bu hayali yapılmış ya da parçalanmış bir yol değil. San Fransisco'dan New York'a kadar uzanan bir yol haritasını bire bir oyuna aktarmışlar. Yani yol ve etrafında gördüğünüz her şey Amerika'da gerçekte var olan nesneler. Eğer bu oyunu uzun zaman oynar ve yolu ezberler iseniz New York-San Fransisco arasına otobüs bile kaldırabilirsiniz.
NFS: The Run, son dönemlerin en çok konuşulan ve hiç kuşkusuz en başarılı grafik motoru olan Frostbite 2 ile yapıldı. Oyun grafiksel açıdan gerçekten harikalar yaratıyor. Yüz animasyonları, detayları ve doku kalitesi gerçekten mükemmel. Hatta oyun başında bir görüntüyü CGI sanmıştım ve "CGI'ı da amma geliştirdiler" demiştim. Meğer o oyun motoruyla yapılan bir görüntüymüş, onu anladığımda dondum kaldım. Yine yol kaplamaları, mekân tasarımları, gölge ve ışık detaylarının da mükemmel olmuş. EA'nın Hot Pursuit'ten beri araç detaylarına önem vermesiyle araçların gerçekçi modellemeleri yine bu oyunda da bir üst seviyeye tırmanmış.
Bu oyunu oynarken aslında yarış oyunu oynamıyormuş gibi düşünmemiz lazım. Zira NFS ailesinin 18. üyesi The Run, hikâye moduna sahip araba yarışı türünün ilki oluyor. Bu defa diğer rakiplerimize hava atıp belirli bir çember içerisinde yarışmak yerine San Fransisco'dan New York'a kadar hayatta kalmak ve büyük ödül olan 25 milyon doları kazanmak için mücadele veriyoruz. Oyunda Jack adlı bir sürücüyü kontrol ediyoruz. Oyunun hikâyesinden hiç mi hiç bahsetmeyeceğim. Spoiler vermemek şöyle dursun zaten basit olan hikâyeyi zerre ifşa etmek istemiyorum. Fakat hikâye ne kadar basit olursa olsun temelinde bir araba yarışı olduğunu ve bu tarzın ilk kez denendiğini de unutmayın. İzlediğiniz ve beğendiğiniz Hollywood filmlerinden de pek farkı yok açıkçası. Tek söyleyebileceğim izlediğiniz videolardan da göreceğiniz üzere sadece araç kullanarak oyunu bitirmeyeceğiz. Yer yer araçtan çıkıp yaya olarak kaçışa devam edeceğiz. Fakat araç dışında kontrolün sizde olduğunu sanmayın. Karakterimiz Jack ara animasyonlarla ilerlerken, bizden doğru zamanda doğru tuşa basmamız istenecek. Bunu kimisi çok basit ve yetersiz buluyor. Fakat bu görüşe hiç katılmıyorum. NFS oynadığımızı unutmamak lazım sonuçta bu oyun Heavy Rain ya da Fahrenheit değil.
Need for Speed ailesinin bu son ferdi kendine has elementleriyle geliyor. Her ne kadar oynanışla ve araçların kullanımı hatta bazı araçların benzerlikleri Hot Pursuit'i andırsa da, benzerlikten öteye gidemiyor. Hot Pursuit'i oynayıp sevenler ve oynanışına alışık olanlar The Run'a da çok çabuk ısınacaklardır. Dediğim gibi oynanış ve araç kontrolü Hot Pursuit ile benzerlik gösteriyor. Fakat The Run'ı Hot Pursuit'ten ayıran en önemli özellik yarışların daha kişilikli daha oturaklı olması. Siz Bugatti Veyron'la giderken arkanızdan bir Lamborghini gelip sizi geçemiyor ya da saf dışı bıraktığınız bir yarışçı 20 saniye sonra gelip sizi geçemiyor. Ayrıca, oyuna şu ana kadar hiç kullanılmayan bir harita sistemi dâhil edilmiş. Önceden de belirttiğim gibi oyunun tamamı San Fransisco'dan New York'a kadar uzanan 300 millik bir yol üzerinde geçiyor. Fakat bu hayali yapılmış ya da parçalanmış bir yol değil. San Fransisco'dan New York'a kadar uzanan bir yol haritasını bire bir oyuna aktarmışlar. Yani yol ve etrafında gördüğünüz her şey Amerika'da gerçekte var olan nesneler. Eğer bu oyunu uzun zaman oynar ve yolu ezberler iseniz New York-San Fransisco arasına otobüs bile kaldırabilirsiniz.

NFS: The Run, son dönemlerin en çok konuşulan ve hiç kuşkusuz en başarılı grafik motoru olan Frostbite 2 ile yapıldı. Oyun grafiksel açıdan gerçekten harikalar yaratıyor. Yüz animasyonları, detayları ve doku kalitesi gerçekten mükemmel. Hatta oyun başında bir görüntüyü CGI sanmıştım ve "CGI'ı da amma geliştirdiler" demiştim. Meğer o oyun motoruyla yapılan bir görüntüymüş, onu anladığımda dondum kaldım. Yine yol kaplamaları, mekân tasarımları, gölge ve ışık detaylarının da mükemmel olmuş. EA'nın Hot Pursuit'ten beri araç detaylarına önem vermesiyle araçların gerçekçi modellemeleri yine bu oyunda da bir üst seviyeye tırmanmış.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 100