HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Painkiller'in birçok fps severde olduğu bendeki yeri de bambaşkadır. O meşhur fizik motoru Havok'u bana ilk tanıtan oyundu Painkiller. Önümüze gelen düşmanlarımızı paramparça ettiğimiz, hiçbir ayrıntıya takılmadan vur, kır, parçala misali yolumuza devam ettiğimiz bir oyundu. Pk ile ilk buluşmamız 2004 yılında olmuştu. O zamanın şartlarında gayet iyi bir fps oyunuydu. Gerek grafikleri, gerek çevre etkileşimleri, gerek atmosferi ile tamamen farklı bir yapımdı. Bunun sonucunda birçok oyun sitesinden de 10 üzerinden 8 ve üzerinde puanlar alarak iyide bir ortalama tutturmuştu. Hikâye olarak gayet sade bir konusu vardı. Bir trafik kazası sonucu ölüyorduk ve yaptığımız anlaşma ile karımızı kurtarmak için bütün cehennemdeki yaratıklarla yüzleşiyorduk. Bu kadar basit bir hikâyeye rağmen Pk bir hayli başarılı bir satış yüzdesine ulaşmıştı. Tabi ki bunun sonucunda da yeni Pk oyunlarının gelmesi bizler için hiçte sürpriz olmadı. Ama gelgelelim seneler geçip birçok şey değişse de Pk hiç değişmedi. Yıl 2009. İlk Painkiller oyununun üzerinden tam 5 sene geçmiş. Bakalım Painkiller Resurrection'da bizleri ne gibi yenilikler bekliyor. Cehennem Hiç Değişmemiş...
Oyun incelememize kısa ve sade olan hikâyemizden başlayalım. Painkiller Resurrection'un hikâye kısmı da ilk oyundan farksız. Ana tema olarak ölüyoruz ve cehenneme gidiyoruz. Bir kerede iyiliksever biri olup cennete gitsek, iblisler yerine huriler çevirse dört bir yanımız daha değişik bir atmosfer oluşurdu aslında. Neyse konuyu dağıtmadan hikâyemizi anlatalım. Oyunda kontrol ettiğimiz karakterimiz bir kiralık katil. Önüne geleni öldüren biri. Fakat seçici bir tip. Daha çok böyle kirli işlere bulaşmış olan adamları öldürmek için seçiyor. Yani iyi kiralık katillerden diyebiliriz. Öyle masum insanları öldürmüyor, zaten elin garibini öldürmek için, kim ne diye kiralık katil tutsun ki
Karakterimiz kendi işini severek yaptığını da belirtiyor. Çünkü suçluları öldürmek, dünyayı bu pislik adamlardan kurtarmak hoşuna gidiyormuş. Eee tabi zevk meselesi. Neyse, işte yine bir iş esnasında karakterimiz hazırladığı bombayı öldüreceği adamların arabasına yerleştiriyor. Fakat tam adamlar arabaya bineceği esnada bir yolcu otobüsünün arabanın yanına doğru yanaştığını fark ediyor. Masum insanların ölmesini istemeyen karakterimiz otobüsü durdurmak için kendisini otobüsün önüne atıyor ve o anda bomba patlıyor. Bombanın patlaması sonucunda da otobüstekiler, arabadakiler ve karakterimiz ölüyor. Bu kısa hikâyeden sonra ise elimizde Painkiller'ımızla gözümüzü açıyoruz. Karakterimiz ben nerdeyim, burası neresi gibi soruları kendi kendine sorarken karşıdan iblisler üzerimize doğru gelmeye başlıyor. Bizde klasik bir Pk oyununda yaptığımız gibi önümüze gelen bütün iblisleri biçiyoruz. Az ilerledikten sonra ise ilk silahımız olan kazık tüfeğimizi alıyoruz. Bundan sonrası da klasik olarak önümüze geleni öldürme şeklinde geçiyor.
Aslında aradan geçen zaman içerisinde Pk'da hiçbir şey değişmemiş. Oyuna girdiğinizde bakıyorsunuz, menüsü bile aynı. Hatta bölümü seçtikten sonra önünüze gelen loading ekranı bile klasik Pk ekranından. Painkiller gibi başarılı bir yapımı ne diye bu kadar boşlamışlar anlayamıyorum. Aradan koskoca beş sene geçmiş fakat dönüp 2004 yılındaki oyuna bakıp bugünküyle karşılaştırdığınızda hiçbir şeyin değişmediğini görüyorsunuz. Bu da ister istemez büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Oyuna giriyorsunuz, senaryosundan tutunda silahlarına hatta karşınıza çıkan iblislerine kadar her şeyi aynı. Painkiller Resurrection size, sanki bir eklenti paketi oynuyormuşsunuz hissi veriyor. Önünüze gelen her şeyi öldürmenin yanında oyunda başkada yaptığınız bir şey yok. Etrafta bulunan kırılabilen eşyaları kırdığımızda ise içinden altınlar çıkıyor. Bunları topluyoruz. Ayrıca kalkan ve silah mermileri de bu tarz kırılabilen eşyalardan çıkabiliyor. Yani önünüze ne gelirse kırın. Zira bunları Painkiller'la kırıp dökebiliyorsunuz. Böylece boşuna mermi harcama gibi bir derdinizde kalmıyor. Birçok silahta şarjör doldurma gibi bir derdiniz yok. Mesela kazık atan tüfeğimizde kaç tane kazığımız varsa bitene kadar ateş edebiliyoruz. Fakat attığımız kazıklar ne yazık ki bir süre sonra yok oluyor. Bu oyunun en büyük eksilerinden biri. Ayrıca Painkiller'ımızda öyle her şeyi biçemiyor. Taştan duvarları kırabiliyorsunuz ama gel gelelim önünüze çıkan tahta bariyerleri parçalayamıyorsunuz. Bu da sizi ister istemez çileden çıkartıyor. Düşmanlarınızın bazıları paramparça oluyor, kolu bacağı birbirinden ayrılıyor, bazıları ise sadece ölüyor. Hâlbuki hepsine aynı silahla dalıyorsunuz. Belki bu grafikler, bu etkileşimler 2004 yılında olsaydı bizleri etkileyebilirdi, ama aradan geçen 5 senede gelişen teknoloji ile böyle bir Pk kimseyi tatmin etmez.
Son Sözler
Eğer bu oyunu incelediğim tarih 2004 veya öncesi olsaydı vereceğim puan on üzerinden sekizlerde olurdu. Fakat 2009 yılında böyle bir oyun... Painkiller adına hiçte yakışmayan bir yapım. Grafikler beş sene öncesine ait, fizik motoru aynı Havok motoru, karakter modellemeleri diğer Pk oyunlarındakiler ile aynı, kısacası farklı olan tek şey karakterimizin ismi. Geriye kalan her şey aynı. Eğer elinizde eski Pk oyunları duruyorsa hiç masraf edip bu oyunu almayın. Kurun Painkiller'ı oynayın. Zira aynısı, bu oyunu da alıp kursanız karşınıza farklı bir şey çıkmayacak. Unutmayın... Herkes oyun oynar!
Karakterimiz kendi işini severek yaptığını da belirtiyor. Çünkü suçluları öldürmek, dünyayı bu pislik adamlardan kurtarmak hoşuna gidiyormuş. Eee tabi zevk meselesi. Neyse, işte yine bir iş esnasında karakterimiz hazırladığı bombayı öldüreceği adamların arabasına yerleştiriyor. Fakat tam adamlar arabaya bineceği esnada bir yolcu otobüsünün arabanın yanına doğru yanaştığını fark ediyor. Masum insanların ölmesini istemeyen karakterimiz otobüsü durdurmak için kendisini otobüsün önüne atıyor ve o anda bomba patlıyor. Bombanın patlaması sonucunda da otobüstekiler, arabadakiler ve karakterimiz ölüyor. Bu kısa hikâyeden sonra ise elimizde Painkiller'ımızla gözümüzü açıyoruz. Karakterimiz ben nerdeyim, burası neresi gibi soruları kendi kendine sorarken karşıdan iblisler üzerimize doğru gelmeye başlıyor. Bizde klasik bir Pk oyununda yaptığımız gibi önümüze gelen bütün iblisleri biçiyoruz. Az ilerledikten sonra ise ilk silahımız olan kazık tüfeğimizi alıyoruz. Bundan sonrası da klasik olarak önümüze geleni öldürme şeklinde geçiyor.
Son Sözler
Eğer bu oyunu incelediğim tarih 2004 veya öncesi olsaydı vereceğim puan on üzerinden sekizlerde olurdu. Fakat 2009 yılında böyle bir oyun... Painkiller adına hiçte yakışmayan bir yapım. Grafikler beş sene öncesine ait, fizik motoru aynı Havok motoru, karakter modellemeleri diğer Pk oyunlarındakiler ile aynı, kısacası farklı olan tek şey karakterimizin ismi. Geriye kalan her şey aynı. Eğer elinizde eski Pk oyunları duruyorsa hiç masraf edip bu oyunu almayın. Kurun Painkiller'ı oynayın. Zira aynısı, bu oyunu da alıp kursanız karşınıza farklı bir şey çıkmayacak. Unutmayın... Herkes oyun oynar!
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 98
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 32
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 41
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 29
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 51
