Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Ay, Dünyaânın tek doğal uydusudur ve bazı özellikleri nedeniyle Güneş sisteminin değişik bir üyesidir. 3.476 kmâlik çapıyla Dünyaânın dörtte biri büyüklüğündedir ve 81,3 kat daha hafiftir. Güneş sisteminde Ayâdan hem daha büyük, hem de daha ağır uydular bulunmasına karşın, Plutonâun yeni keşfedilen uydusu dışında hiçbiri, uydusu oldukları gezegenlerden yoğunluk ve hacim bakımından fazla farklı değildir. Dünya-Ay sistemi tam anlamıyla çift gezegen oluşturmaktadır.
GÖKBİLİMSEL VERİLER
Ay, Dünyaânın çevresinde, Dünyaânın Güneş çevresinde döndüğü düzleme 5ï° 8â 43â bir eğimi olan elips biçimli bir yörünge üzerinde döner. Dünyaâya olan uzaklığı 356.000 km ile 407.000 km arasında değişir; ortalama uzaklığı 384.000 kmâdir. Bu uzaklık en yakın durumda olduklarında bile Venüs ve Merihâe olan uzaklığın %1âi kadardır. Gökyüzünde gördüğümüz Ay yuvarlağının çapı 31â 5â 2 dolayındadır.
Ayâın Dünya çevresindeki dönüşünü tamamlayarak gökyüzünde eski durumunu alması, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniye alır. Dünya Güneşâin çevresinde Ayâın dönüş yönüyle aynı yönde döndüğü için aynı görünüşe ulaşılması 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 2,8 saniye sürer. Bu süre iki dolunay arasındaki zamana eşittir ve çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Ay'ân ortalama hızı, 1,023 km/saniyeâdir. Ve bu değer ortalama açısal hız olarak saatte 33 dakikalık bir açıya eşdeğerdir; bu da Ayâın çapından biraz fazladır.
Uzaydaki hareketinin yanısıra Ay, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniyede kendi ekseni çevresinde de döner. Bunun sonucu olarak hemen hemen her zaman aynı yüzü Dünyaâya dönüktür. Yörüngesel hareketindeki düzensizlikler ve yörüngesinin ekliptik düzleme eğik olması âoptik titremelerâ yaratarak Dünyaâdan Ayâın yüzeyinin %59âunun görünmesini sağlar. Kalan %41âlik bölüm, Luna 3 adlı Rus uzay gemisinin Ekim 1959âda fotoğraflarını çekmesine kadar bilinmiyordu. O günden bu yana ayrıntılı haritaları çıkarılmıştır
Ayâın iç yapısına ilişkin en önemli ipuçlarını yoğunluğu ve hacmi verir: Ortalama yoğunluğu 3,34 gr/cm3âtür. Apollo Programı 31âin Ayâdan Dünyaâya getirdiği taşların yoğunluğu 3,1 ve 3,5 gr/cm3 arasında değiştiği için, bu bulgu Ayâın iç yapısının dış yapısından çok fazla farklı olması âyani yoğunluğunun çok farklı olması- olasılığını azaltmaktadır.
İÇ YAPISI
Ayâın litostatik basıncı, yüzeyde sıfır ve merkezde 47,1 kilobar, litosferin çoğu yerindeyse ortalama 10 kbâdır. Bu değer, tipik Ay taşlarının ezici gücünün de üzerindedir ve bu yüzden egemen olan basınç, kütlesinin çoğunun katı maddelerden oluşmasına karşın Ayâın küresel biçimli olmasını sağlar. Kütlesinin sertliği, Apolloânun Ay yüzeyine yerleştirdiği sismograflarca da doğrulanmıştır. Tüm kanıtların ışığında, Ayâın depremler açısından Dünyaâdan çok daha sakin olduğu görülmektedir.
Kaydedilen Ay sarsıntılarının merkezlerinin Ayâın kabuğunun 600-900 km altında olduğu saptanmıştır. Bu sarsıntıların sismik kayıtlarının gösterdiği basınç ve esnek dalgalar, bu dalgaların yayıldığı katmanların sıvı olamayacağını göstermektedir. Ay sarsıntılarının sönme süresinin bu denli uzun olması, Ay yüzeyinin ölçülebilen miktarda sismik dalgalar yayabilmesi için oldukça çatlak katmanlardan oluştuğunu göstermektedir.
Sismik kayıtların gösterdiği sertlik derecesine koşut olarak, Ayâın uzaydaki hareketi boyunca Güneş rüzgarıyla etkileşmesinin kayıtları da Ayâın bir iletken gibi davrandığını doğrular. İletkenliği, 1.500ï° Câde hala katı gibi davranabilen silikon taşlarınkine denktir. Ayâın iki kutuplu bir magnetik alanının olmaması, Ayâın madeni bir çekirdeği olmadığını kanıtlar.
KİMYASAL YAPISI
Ayâın kimyasal yapısına ilişkin ilk verileri, 1969 yılında Apollo Dünyaâya getirdi. Bu verilerin dayandığı taşlar Ayâın yüzeyinden alınmış olmasına karşın, Ayâın iç yapısının fazlaca farklı olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Atomik bileşim olarak Ayâda en fazla bulunan element oksijendir: Ayâın kabuğunun ağırlık olarak %60âını oluşturur. Oksijeni, %16-17 ile silikon, %6-10 ile alüminyum, %4-6 ile kalsiyum, %3-6 ile magnezyum, %2-5 ile demir ve %1-2 ile titanyum izler. Tüm diğer elementler ağırlık olarak %1âden daha azdır. Oksijen, silikon ve alüminyum, Ayâda da Dünyaâda bulundukları miktara yakın miktarda bulunurlar. Demir ve titanyum miktarları Ayâda daha fazladır; alkali metaller, kömür ve nitrojense Dünyaâya oranla daha az bulunur.
Bu elementlerden oluşan bileşiklerden silis (SiO2), ağırlık olarak Ay kabuğunun %40-50âsini oluşturur. Dünyaânın kabuğundaki silis miktarı %48,5âtir. Demir oksit (FeO) ve kalsiyum oksit (CaO) Ayâın kabuğunda %10-20âlik bir ağırlık taşırlar. Tüm oksitlenmiş bileşikler Ayâda oksitlenmelerinin en düşük durumunda bulunurlar: çünkü, 1.100-1.200ï° C ısılarda katılaşmışlardır. Ayâda H2Oânun (suyun) hiçbir biçimi bulunmaz; ayda su izine rastlanmamıştır. Ayâda bulunan hidrojen, Güneş rüzgarlarınca taşınmıştır ve oksitlenmeyle oluşan su, hemen Güneş tarafından ayrıştırılır.
YÜZEY ÖZELLİKLERİ
Daha ayrıntılı teleskopik ve uydu gözlemleri olduğu kadar çıplak gözle yapılan gözlemler de Ayâın iki farklı türde araziden oluştuğunu gösterir. İlki engebeli, daha parlak, dağlarla doludur ve Ayâın görünen yarısının üçte ikisini görünmeyen yarısınınsa onda dokuzunu kaplar. İkinci türe Latince âdenizlerâ anlamına gelen maria adı verilir. Kıtalar için kullanılan âyüksekliklerâ sözcüğü de, gerçek anlamı düşünüldüğünde, o alanın tümü yüksek olmadığı için yanlıştır. Maria da, o alanın suyla hiç ıslanmadığı düşünüldüğünde yanlış bir addır.
Ayâın teleskoplarla incelemesi sonucunda tüm yüzeyinin kraterlerle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Kraterlerin sayıları çok fazladır; büyüklükleri, Mare İmbrium (Yağmur denizi) ya da Mare Orientale (Doğu denizi) gibi oluşumların 1.000 km genişliğinden, Apolloânun Dünyaâya getirdiği saydam taşların oluşturduğu 10-20 mikronluk çukurlara kadar değişir. Bu oluşumların kökeni artık belirlenmiştir: Asteroitlerden kuyrukluyıldızlara kadar çeşitli gök cisimlerinin etkisiyle oluşmuşlardır. Ayâın yüzeyi bir atmosfer tabakasıyla kaplı olmadığı için, Ayâa çarpan tüm cisimlerin Ay üzerindeki etkileri, saniyede birkaç kilometrelik kozmik hızlarla oluşmaktadır. 3 km/saniye hızla hareket eden bir parçacık, aynı ağırlıktaki TNTânin patlamasıyla çıkan enerjiye eşit miktarda kinetik enerjiye sahiptir. Bu kinetik enerji bir etkiyle harcandığında, mekanik ya da ısıl enerji olarak başka bir biçim alır; sonuç, krater adı verilen izlerdir. Küçük ve orta büyüklükteki kraterler, vuruş merkezindeki taş tabakalarını ortaya çıkaracak biçimde oluşmuştur. 100 kmâlik büyük kraterlerin oluşumunda ortaya çıkan ısı, tüm krater yüzeyinin eriyik maddelerle kaplanmasına yolaçmıştır. Ayâın yüzeyindeki en büyük oluşumlardan dairesel Mariaâda yüzeyin lavlarla kaplanması, kraterin oluşumundan yalnızca birkaç yüz milyon yıl sonra oluşmuştur.
Bu bilgiler, Apolloânun getirdiği Ay taşlarının mineral bileşimiyle tamamen uyuşmaktadır. Mineraloji açısından Ay âmariaâsının çukurlarını kaplayan koyu saydam maddenin ana yapısı, bazaltlı gabbro olarak tanımlanabilir. Bu madde, Dünyaâdaki lavlara benzerse de demir ve titanyumca daha zengindir. Buna karşı, kıtasal alanları oluşturan taşlar, Dünyaâdaki granitlere benzeyen feldispat taşlarıdır. Bunlar, Anortozit denen bir çeşit saf feldispat içerirler. Anortozitler bazalt taşların demir ya da magnezyumunu alüminyumla değiştirip onların hem daha açık renkli olmasını sağlamış, hem de ağırlıklarını azaltmıştır. Ayâda anortozitlerin bulunması, Ayâın kabuğunun kimyasal olarak farklılaşmış ve demir gibi ağır elementlerin daha hafif bileşenlere ayrılmış olduğunu gösterir. Buna ek olarak, anortozitler çoğunlukla iri taneli mineraller içerirler. Bunun anlamıysa, eriyik durumundayken yavaş yavaş soğudukları, dolayısıyla bu olayın Ay yüzünde gerçekleşmediğidir.
Ayâdaki kayaların fiziksel dokusu, kimyasal bileşimlerinden daha da ilginçtir. Çünkü bu doku, Ay yüzeyi oluşumlarının kökenini ortaya koymaktadır. Dikkat çekici olan, Ay kıtalarından getirilen gereçlerin ağırlıkla %85-90âını breşlerin oluşturmasıdır. Breşler, önceden var olan billursu yapıdaki kayalardan oluşan polimiktik (çeşitli maden tozlarından oluşan) konglomeralardır. Bu kayalar, ilk katılaşmalarından önce ortaya çıkan olaylar sonucu, farklı kökenlerden türemiş köşeli parçalar oluşturarak kaynaşmışlardır. Böylesi breşlerin yapısında ani başkalaşımlar (yüksek sıcaklığın ve çarpmayla oluşan basıncın yol açtığı değişiklikler) belirgin biçimde görülür. Buradan da, çeşitli büyüklüklerdeki gök cisimlerinin yüksek hızlarla Ay yüzeyine çarparak breşlerin kendilerine has yapısını değiştirdiği kesin olarak anlaşılmaktadır. Ay yörüngesindeki uzay araçları, yerçekiminin son derece yüksek olduğu bölgeler buldu. Maskon adı verilen bu bölgeler, genellikle maria alanlarının pek çoğunun altında bulunur. Bunların, çarpma etkileriyle maria alanlarını oluşturan cisimlerdeki maddelerin ya da aynı alanların lav püskürmesi sonucu eriyik durumundaki iç katmanlardan gelen volkanik kayalardaki yoğun maddelerin derine gömülmüş artıklarının kimi yerlerde yoğunlaşması sonucu ortaya çıktıkları düşünülmektedir.
SICAKLIK
Ayâın tek ısı kaynağı Güneşâtir, dolayısıyla atmosferden yoksun olmasaydı ortalama sıcaklığı yeryüzününkiyle aynı olacaktı. En yüksek ve en düşük sıcaklıklar arasındaki fark çok yüksektir. Güneşâin hemen altındaki Ayâın tropikal bölgesinde yüzey sıcaklığı 130ï° Câdir; ancak, yüzey gün batımına doğru hızla soğur ve gece yarısıyla Güneşâin doğması arasında 173ï° C düşer. Bu yüzden Ayâın tropikal bölgesindeki günlük sıcaklık değişimi, 300ï° Câı geçer; suyun günlük kaynama sıcaklığının çok yukarılarından sıvı havanın sıcaklığına kadar değişiklikler gösterir. Ancak bu alt ve üst sınırlar, yalnızca tropikal bölge ve uzaya açık yüzey için geçerlidir. Ay yüzeyindeki maddelerin yalıtıcı özelliklerinden ötürü, günlük sıcak ya da soğuk dalgaları, yarım metreden daha aşağısını etkilemez: Bu derinliklerde radyo spektrumu içinde kalan ısı yayılımı gün boyunca sabit kalır ve -30ï° C dolayında bir ortalama sıcaklığa denktir.
OLUŞUM VE EVRİMİ
Ayâın tek ısı kaynağı Güneşâtir, dolayısıyla atmosferden yoksun olmasaydı ortalama sıcaklığı yeryüzününkiyle aynı olacaktı. En yüksek ve en düşük sıcaklıklar arasındaki fark çok yüksektir. Güneşâin hemen altındaki Ayâın tropikal bölgesinde yüzey sıcaklığı 130ï° Câdir; ancak, yüzey gün batımına doğru hızla soğur ve gece yarısıyla Güneşâin doğması arasında 173ï° C düşer. Bu yüzden Ayâın tropikal bölgesindeki günlük sıcaklık değişimi, 300ï° Câı geçer; suyun günlük kaynama sıcaklığının çok yukarılarından sıvı havanın sıcaklığına kadar değişiklikler gösterir. Ancak bu alt ve üst sınırlar, yalnızca tropikal bölge ve uzaya açık yüzey için geçerlidir. Ay yüzeyindeki maddelerin yalıtıcı özelliklerinden ötürü, günlük sıcak ya da soğuk dalgaları, yarım metreden daha aşağısını etkilemez: Bu derinliklerde radyo spektrumu içinde kalan ısı yayılımı gün boyunca sabit kalır ve -30ï° C dolayında bir ortalama sıcaklığa denktir.
GÖKBİLİMSEL VERİLER
Ay, Dünyaânın çevresinde, Dünyaânın Güneş çevresinde döndüğü düzleme 5ï° 8â 43â bir eğimi olan elips biçimli bir yörünge üzerinde döner. Dünyaâya olan uzaklığı 356.000 km ile 407.000 km arasında değişir; ortalama uzaklığı 384.000 kmâdir. Bu uzaklık en yakın durumda olduklarında bile Venüs ve Merihâe olan uzaklığın %1âi kadardır. Gökyüzünde gördüğümüz Ay yuvarlağının çapı 31â 5â 2 dolayındadır.
Ayâın Dünya çevresindeki dönüşünü tamamlayarak gökyüzünde eski durumunu alması, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniye alır. Dünya Güneşâin çevresinde Ayâın dönüş yönüyle aynı yönde döndüğü için aynı görünüşe ulaşılması 29 gün, 12 saat, 44 dakika ve 2,8 saniye sürer. Bu süre iki dolunay arasındaki zamana eşittir ve çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Ay'ân ortalama hızı, 1,023 km/saniyeâdir. Ve bu değer ortalama açısal hız olarak saatte 33 dakikalık bir açıya eşdeğerdir; bu da Ayâın çapından biraz fazladır.
Uzaydaki hareketinin yanısıra Ay, 27 gün, 7 saat, 43 dakika ve 11,6 saniyede kendi ekseni çevresinde de döner. Bunun sonucu olarak hemen hemen her zaman aynı yüzü Dünyaâya dönüktür. Yörüngesel hareketindeki düzensizlikler ve yörüngesinin ekliptik düzleme eğik olması âoptik titremelerâ yaratarak Dünyaâdan Ayâın yüzeyinin %59âunun görünmesini sağlar. Kalan %41âlik bölüm, Luna 3 adlı Rus uzay gemisinin Ekim 1959âda fotoğraflarını çekmesine kadar bilinmiyordu. O günden bu yana ayrıntılı haritaları çıkarılmıştır
Ayâın iç yapısına ilişkin en önemli ipuçlarını yoğunluğu ve hacmi verir: Ortalama yoğunluğu 3,34 gr/cm3âtür. Apollo Programı 31âin Ayâdan Dünyaâya getirdiği taşların yoğunluğu 3,1 ve 3,5 gr/cm3 arasında değiştiği için, bu bulgu Ayâın iç yapısının dış yapısından çok fazla farklı olması âyani yoğunluğunun çok farklı olması- olasılığını azaltmaktadır.
İÇ YAPISI
Ayâın litostatik basıncı, yüzeyde sıfır ve merkezde 47,1 kilobar, litosferin çoğu yerindeyse ortalama 10 kbâdır. Bu değer, tipik Ay taşlarının ezici gücünün de üzerindedir ve bu yüzden egemen olan basınç, kütlesinin çoğunun katı maddelerden oluşmasına karşın Ayâın küresel biçimli olmasını sağlar. Kütlesinin sertliği, Apolloânun Ay yüzeyine yerleştirdiği sismograflarca da doğrulanmıştır. Tüm kanıtların ışığında, Ayâın depremler açısından Dünyaâdan çok daha sakin olduğu görülmektedir.
Kaydedilen Ay sarsıntılarının merkezlerinin Ayâın kabuğunun 600-900 km altında olduğu saptanmıştır. Bu sarsıntıların sismik kayıtlarının gösterdiği basınç ve esnek dalgalar, bu dalgaların yayıldığı katmanların sıvı olamayacağını göstermektedir. Ay sarsıntılarının sönme süresinin bu denli uzun olması, Ay yüzeyinin ölçülebilen miktarda sismik dalgalar yayabilmesi için oldukça çatlak katmanlardan oluştuğunu göstermektedir.
Sismik kayıtların gösterdiği sertlik derecesine koşut olarak, Ayâın uzaydaki hareketi boyunca Güneş rüzgarıyla etkileşmesinin kayıtları da Ayâın bir iletken gibi davrandığını doğrular. İletkenliği, 1.500ï° Câde hala katı gibi davranabilen silikon taşlarınkine denktir. Ayâın iki kutuplu bir magnetik alanının olmaması, Ayâın madeni bir çekirdeği olmadığını kanıtlar.
KİMYASAL YAPISI
Ayâın kimyasal yapısına ilişkin ilk verileri, 1969 yılında Apollo Dünyaâya getirdi. Bu verilerin dayandığı taşlar Ayâın yüzeyinden alınmış olmasına karşın, Ayâın iç yapısının fazlaca farklı olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. Atomik bileşim olarak Ayâda en fazla bulunan element oksijendir: Ayâın kabuğunun ağırlık olarak %60âını oluşturur. Oksijeni, %16-17 ile silikon, %6-10 ile alüminyum, %4-6 ile kalsiyum, %3-6 ile magnezyum, %2-5 ile demir ve %1-2 ile titanyum izler. Tüm diğer elementler ağırlık olarak %1âden daha azdır. Oksijen, silikon ve alüminyum, Ayâda da Dünyaâda bulundukları miktara yakın miktarda bulunurlar. Demir ve titanyum miktarları Ayâda daha fazladır; alkali metaller, kömür ve nitrojense Dünyaâya oranla daha az bulunur.
Bu elementlerden oluşan bileşiklerden silis (SiO2), ağırlık olarak Ay kabuğunun %40-50âsini oluşturur. Dünyaânın kabuğundaki silis miktarı %48,5âtir. Demir oksit (FeO) ve kalsiyum oksit (CaO) Ayâın kabuğunda %10-20âlik bir ağırlık taşırlar. Tüm oksitlenmiş bileşikler Ayâda oksitlenmelerinin en düşük durumunda bulunurlar: çünkü, 1.100-1.200ï° C ısılarda katılaşmışlardır. Ayâda H2Oânun (suyun) hiçbir biçimi bulunmaz; ayda su izine rastlanmamıştır. Ayâda bulunan hidrojen, Güneş rüzgarlarınca taşınmıştır ve oksitlenmeyle oluşan su, hemen Güneş tarafından ayrıştırılır.
YÜZEY ÖZELLİKLERİ
Daha ayrıntılı teleskopik ve uydu gözlemleri olduğu kadar çıplak gözle yapılan gözlemler de Ayâın iki farklı türde araziden oluştuğunu gösterir. İlki engebeli, daha parlak, dağlarla doludur ve Ayâın görünen yarısının üçte ikisini görünmeyen yarısınınsa onda dokuzunu kaplar. İkinci türe Latince âdenizlerâ anlamına gelen maria adı verilir. Kıtalar için kullanılan âyüksekliklerâ sözcüğü de, gerçek anlamı düşünüldüğünde, o alanın tümü yüksek olmadığı için yanlıştır. Maria da, o alanın suyla hiç ıslanmadığı düşünüldüğünde yanlış bir addır.
Ayâın teleskoplarla incelemesi sonucunda tüm yüzeyinin kraterlerle kaplı olduğu anlaşılmıştır. Kraterlerin sayıları çok fazladır; büyüklükleri, Mare İmbrium (Yağmur denizi) ya da Mare Orientale (Doğu denizi) gibi oluşumların 1.000 km genişliğinden, Apolloânun Dünyaâya getirdiği saydam taşların oluşturduğu 10-20 mikronluk çukurlara kadar değişir. Bu oluşumların kökeni artık belirlenmiştir: Asteroitlerden kuyrukluyıldızlara kadar çeşitli gök cisimlerinin etkisiyle oluşmuşlardır. Ayâın yüzeyi bir atmosfer tabakasıyla kaplı olmadığı için, Ayâa çarpan tüm cisimlerin Ay üzerindeki etkileri, saniyede birkaç kilometrelik kozmik hızlarla oluşmaktadır. 3 km/saniye hızla hareket eden bir parçacık, aynı ağırlıktaki TNTânin patlamasıyla çıkan enerjiye eşit miktarda kinetik enerjiye sahiptir. Bu kinetik enerji bir etkiyle harcandığında, mekanik ya da ısıl enerji olarak başka bir biçim alır; sonuç, krater adı verilen izlerdir. Küçük ve orta büyüklükteki kraterler, vuruş merkezindeki taş tabakalarını ortaya çıkaracak biçimde oluşmuştur. 100 kmâlik büyük kraterlerin oluşumunda ortaya çıkan ısı, tüm krater yüzeyinin eriyik maddelerle kaplanmasına yolaçmıştır. Ayâın yüzeyindeki en büyük oluşumlardan dairesel Mariaâda yüzeyin lavlarla kaplanması, kraterin oluşumundan yalnızca birkaç yüz milyon yıl sonra oluşmuştur.
Bu bilgiler, Apolloânun getirdiği Ay taşlarının mineral bileşimiyle tamamen uyuşmaktadır. Mineraloji açısından Ay âmariaâsının çukurlarını kaplayan koyu saydam maddenin ana yapısı, bazaltlı gabbro olarak tanımlanabilir. Bu madde, Dünyaâdaki lavlara benzerse de demir ve titanyumca daha zengindir. Buna karşı, kıtasal alanları oluşturan taşlar, Dünyaâdaki granitlere benzeyen feldispat taşlarıdır. Bunlar, Anortozit denen bir çeşit saf feldispat içerirler. Anortozitler bazalt taşların demir ya da magnezyumunu alüminyumla değiştirip onların hem daha açık renkli olmasını sağlamış, hem de ağırlıklarını azaltmıştır. Ayâda anortozitlerin bulunması, Ayâın kabuğunun kimyasal olarak farklılaşmış ve demir gibi ağır elementlerin daha hafif bileşenlere ayrılmış olduğunu gösterir. Buna ek olarak, anortozitler çoğunlukla iri taneli mineraller içerirler. Bunun anlamıysa, eriyik durumundayken yavaş yavaş soğudukları, dolayısıyla bu olayın Ay yüzünde gerçekleşmediğidir.
Ayâdaki kayaların fiziksel dokusu, kimyasal bileşimlerinden daha da ilginçtir. Çünkü bu doku, Ay yüzeyi oluşumlarının kökenini ortaya koymaktadır. Dikkat çekici olan, Ay kıtalarından getirilen gereçlerin ağırlıkla %85-90âını breşlerin oluşturmasıdır. Breşler, önceden var olan billursu yapıdaki kayalardan oluşan polimiktik (çeşitli maden tozlarından oluşan) konglomeralardır. Bu kayalar, ilk katılaşmalarından önce ortaya çıkan olaylar sonucu, farklı kökenlerden türemiş köşeli parçalar oluşturarak kaynaşmışlardır. Böylesi breşlerin yapısında ani başkalaşımlar (yüksek sıcaklığın ve çarpmayla oluşan basıncın yol açtığı değişiklikler) belirgin biçimde görülür. Buradan da, çeşitli büyüklüklerdeki gök cisimlerinin yüksek hızlarla Ay yüzeyine çarparak breşlerin kendilerine has yapısını değiştirdiği kesin olarak anlaşılmaktadır. Ay yörüngesindeki uzay araçları, yerçekiminin son derece yüksek olduğu bölgeler buldu. Maskon adı verilen bu bölgeler, genellikle maria alanlarının pek çoğunun altında bulunur. Bunların, çarpma etkileriyle maria alanlarını oluşturan cisimlerdeki maddelerin ya da aynı alanların lav püskürmesi sonucu eriyik durumundaki iç katmanlardan gelen volkanik kayalardaki yoğun maddelerin derine gömülmüş artıklarının kimi yerlerde yoğunlaşması sonucu ortaya çıktıkları düşünülmektedir.
SICAKLIK
Ayâın tek ısı kaynağı Güneşâtir, dolayısıyla atmosferden yoksun olmasaydı ortalama sıcaklığı yeryüzününkiyle aynı olacaktı. En yüksek ve en düşük sıcaklıklar arasındaki fark çok yüksektir. Güneşâin hemen altındaki Ayâın tropikal bölgesinde yüzey sıcaklığı 130ï° Câdir; ancak, yüzey gün batımına doğru hızla soğur ve gece yarısıyla Güneşâin doğması arasında 173ï° C düşer. Bu yüzden Ayâın tropikal bölgesindeki günlük sıcaklık değişimi, 300ï° Câı geçer; suyun günlük kaynama sıcaklığının çok yukarılarından sıvı havanın sıcaklığına kadar değişiklikler gösterir. Ancak bu alt ve üst sınırlar, yalnızca tropikal bölge ve uzaya açık yüzey için geçerlidir. Ay yüzeyindeki maddelerin yalıtıcı özelliklerinden ötürü, günlük sıcak ya da soğuk dalgaları, yarım metreden daha aşağısını etkilemez: Bu derinliklerde radyo spektrumu içinde kalan ısı yayılımı gün boyunca sabit kalır ve -30ï° C dolayında bir ortalama sıcaklığa denktir.
OLUŞUM VE EVRİMİ
Ayâın tek ısı kaynağı Güneşâtir, dolayısıyla atmosferden yoksun olmasaydı ortalama sıcaklığı yeryüzününkiyle aynı olacaktı. En yüksek ve en düşük sıcaklıklar arasındaki fark çok yüksektir. Güneşâin hemen altındaki Ayâın tropikal bölgesinde yüzey sıcaklığı 130ï° Câdir; ancak, yüzey gün batımına doğru hızla soğur ve gece yarısıyla Güneşâin doğması arasında 173ï° C düşer. Bu yüzden Ayâın tropikal bölgesindeki günlük sıcaklık değişimi, 300ï° Câı geçer; suyun günlük kaynama sıcaklığının çok yukarılarından sıvı havanın sıcaklığına kadar değişiklikler gösterir. Ancak bu alt ve üst sınırlar, yalnızca tropikal bölge ve uzaya açık yüzey için geçerlidir. Ay yüzeyindeki maddelerin yalıtıcı özelliklerinden ötürü, günlük sıcak ya da soğuk dalgaları, yarım metreden daha aşağısını etkilemez: Bu derinliklerde radyo spektrumu içinde kalan ısı yayılımı gün boyunca sabit kalır ve -30ï° C dolayında bir ortalama sıcaklığa denktir.