- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 8 Ay 23 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ 5
GİRİŞ 6
I. KARAPARA VE KARAPARA AKLAMA SUÇU 8
1. KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN GELİŞİMİ 8
1.1. TARİH BOYUNCA SUÇ GELİRLERİ. 8
1.2. KARAPARA AKLAMA KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI 9
1.3. KARAPARA AKLAMA İLE İLGİLİ ULUSLARARASI GELİŞMELER. 9
1.4. ÜLKEMİZDE KARAPARA AKLAMA İLE MÜCADELENİN YASAL GELİŞİMİ 11
2. KARAPARA 12
2.1. TANIMI ( EKONOMİK, SOSYAL, HUKUKİ) 12
2.2. EKONOMİ İÇİNDEKİ YERİ 14
2.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA TANIMI 16
2.4. ÖNCÜL SUÇLAR 20
3. KARAPARA AKLAMA SUÇU 26
3.1. TANIMI 26
3.2. VİYANA VE STRASBOURG SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN TANIMLAR 26
3.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA AKLAMA TANIMI 28
3.4. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA FAİL 33
3.5. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA SUÇ UNSURLARI 36
3.6. KARAPARA AKLAMA SUÇU İÇİN GETİRİLEN CEZA 47
4. FATF ÜLKELERİNDE KARAPARA AKLAMA SUÇU İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER 49
A.B.D. 49
ALMANYA 49
AVUSTRALYA 50
AVUSTURYA 50
BELÇİKA 51
DANİMARKA 51
FİNLANDİYA 51
FRANSA 52
HOLLANDA 53
HONG KONG 54
İNGİLTERE 54
İRLANDA 54
İSPANYA 55
İSVEÇ 55
İSVİÇRE 55
İTALYA 56
İZLANDA 56
JAPONYA 57
KANADA 57
LÜKSEMBURG 57
NORVEÇ 58
PORTEKİZ 58
SİNGAPUR 59
YENİ ZELANDA 59
YUNANİSTAN 59
II. KARAPARA AKLAMANIN AŞAMALARI 61
1. YERLEŞTİRME (PLACEMENT) AŞAMASI 61
2. AYRIŞTIRMA (LAYERING) AŞAMASI 64
3. BÜTÜNLEŞTİRME (INTEGRATION) AŞAMASI 65
III. KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ 68
1. KARAPARA AKLAMAYA NEDEN İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR? 68
2. KAÇ ÇEŞİT KARAPARA AKLAMA YÖNTEMİ BULUNMAKTADIR? 68
2.1 ŞİRİNLER (SMURFİNG) YÖNTEMİ 69
2.2 PARÇALAMA (STRUCTURİNG) YÖNTEMİ 70
2.3 VERGİ CENNETLERİ 71
2.4 NAKİT PARA KULLANILAN İŞYERLERİ (GÖSTERMELİK ŞİRKETLER) 73
2.5 PARAVAN-HAYALİ ŞİRKETLERİN KULLANILMASI 73
2.6 OTO FİNANS BORÇ YÖNTEMİ (LOAN-BACK) 74
2.7 DÖVİZ BÜROLARI 75
2.8 ALTERNATİF HAVALE SİSTEMLERİ 76
Hawala Sistemi 77
2.9 DİĞER AKLAMA YÖNTEMLERİ 81
Kumarhaneler (Casinolar) 82
Sahte veya yanıltıcı fatura - Hayali ithalat, ihracat 82
Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması (Currency Smuggling) 82
IV. MASAKâIN İLGİLİ OLDUĞU ULUSLARARASI ÖRGÜTLER VE SÖZLEŞMELER 83
1. AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ`NİN âSUÇ KAYNAKLI PARANIN SAKLANMASI VE TRANSFERLERİNE İLİŞKİN TEDBİRLER HAKKINDAKİ R (80) 10 SAYILI TAVSİYE KARARIâ 85
2. AVRUPA BİRLİĞİ 91/308/EEC SAYILI âMALİ SİSTEMİN KARAPARANIN AKLANMASI AMACIYLA KULLANILMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDAKİâ KONSEY DİREKTİFİ 85
3. MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (FATF- FINANCIAL ACTION TASK FORCE) 91
4. UYUŞTURUCU VE PSİKOTROP MADDELER KAÇAKÇILIĞINA KARŞI BM SÖZLEŞMESİ (VİYANA KONVANSİYONU) 96
5. SUÇ KAYNAKLI GELİRLERİN AKLANMASI, ARANMASI, ZAPTEDİLMESİ VE MÜSADERE EDİLMESİ HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (STRASBOURG KONVANSİYONU) 97
6. BASLE KOMİTESİ İLKELER BİLDİRİSİ 99
7. GÜNEYDOĞU AVRUPA İŞBİRLİĞİ İNİSİYATİFİ (SOUTHEAST EUROPEAN COOPERATIVE INITIATIVE- SECI) VE SINIR ÖTESİ SUÇLARIN ÖNLENMESİ VE BU SUÇLARLA MÜCADELE KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI 100
8. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SUÇUN ÖNLENMESİ VE CEZA ADALETİ KOMİSYONU (SÖCAK- COMMISSION ON CRIME PREVENTION AND CRIMINAL JUSTICE â CCPC ) 101
9. SINIR AŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARLA MÜCADELE SÖZLEŞMESİ-SASMUS (UNITED NATIONS CONVENTION AGAINST TRANSNATIONAL ORGANIZED CRIME) 102
10. ULUSLARARASI TİCARİ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU GÖREVLİLERİNE VERİLEN RÜŞVET İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ (CONVENTION ON COMBATING BRIBERY OF FOREIGN PUBLIC OFFICIALS IN INTERNATIONAL BUSINESS TRANSACTIONS) 104
11. EGMONT GRUBU 105
12. ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK HAREKETİ (TI-TRANSPARENCY INTERNATIONAL) 108
13. YOLSUZLUK KARŞITI AĞ (ANTI CORRUPTION NETWORK) 111
14. İNTERPOL (THE INTERNATIONAL CRIMINAL POLICE ORGANIZATION) 115
15. KARAYİPLER MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (CFATF - CARIBBEAN FINANCIAL ACTION TASK FORCE 115
YARARLANILAN KAYNAKLAR 117
Karapara ve karapara aklama suçu kavramlarının Türk hukuk literatürüne girmesi oldukça yenidir ve kapsamı itibariyle başta bankalar, özel finans kurumları ve sermaye piyasası aracı kurumları olmak üzere geniş bir yükümlü grubunu, inceleme elemanlarını, savcı ve hakimleri çok yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle bu konunun bütün boyutları ile bilinmesi, gerek suçun önlenmesi ve gerekse işlenen suçların araştırılarak ortaya çıkarılması amaçlarına ulaşılmasında büyük önem arz etmektedir.
Bu suçla mücadeledeki başarı, sonuçlarını sadece ülke içinde göstermemekte, aynı zamanda ülkemizin uluslararası platformlardaki konumunu da tayin etmektedir. OECD bünyesinde oluşturulan Mali Eylem Görev Gücü (FATF)âin ülkemiz için yaptığı değerlendirmeler ilerisi için umut vericidir.
Konu hakkında henüz yeteri kadar çalışma yapılmamış olması ve uygulamaya yön verecek çoğunlukta içtihadın oluşmaması, bu tür bilimsel çalışmaların önemini ortaya koymaktadır. MASAK tarafından hazırlanan, oldukça yararlı olacağına inandığım ve bir başlangıç olarak gördüğüm bu çalışmayı, diğerlerinin de takip etmesini temenni ediyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
İlgilenenlere yararlı olması dileklerimle...
Dr. Erdoğan ÖNER
Maliye Bakanlığı
Müsteşarı
ÖNSÖZ
Karapara aklama konusunda giderek artan toplumsal bir bilincin oluşması tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu suçla mücadeleye ön ayak olmuş; gerek yasal düzenlemeler, gerekse uygulama yönünde önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. 4208 sayılı âKaraparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanunâun 19.11.1996 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesini, uygulamaya yön vermek üzere yayımlanan yönetmelik ve genel tebliğler takip etmiştir. Bununla birlikte henüz oldukça yeni sayılabilecek bu konunun uygulamada etkinliğinin artırılması, uygulayıcılar tarafından en iyi şekilde anlaşılmış olmasına bağlıdır.
Bu amaçla bilindiği üzere MASAK tarafından çeşitli tarihlerde ABD, İngiltere ve Hollandaâdan uzmanların katılımıyla bir dizi seminer gerçekleştirmiştir. Ülkemizden de inceleme elemanları, savcı ve hakimler, banka yetkilileri başta olmak üzere, geniş bir katılımla gerçekleştirilen bu seminerlerde, karapara aklama ana hatlarıyla, kavramlar, uygulama ve karşılaşılan sorunlar çerçevesinde incelenmiştir. Ancak gittikçe önem kazanan bu konuda ülkemizde yayınlanmış fazlaca bir çalışmanın olmayışı, daha geniş kesimlere ulaşmada bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.
Karapara aklama tanımı, aşama ve yöntemleri ile, ilgili uluslararası çalışmaların yer aldığı bu kitabın önemli bir eksikliği gidereceğine inanıyorum. MASAK hizmet içi eğitim faaliyetleri kapsamında hazırlanan ve oldukça önemli hususları içeren bu çalışma aynı zamanda, Kurulumuzun ilk yayını olma özelliğini de taşımaktadır. Bu çalışmayı, karapara aklamanın farklı boyutları ile ele alınacağı diğer çalışmalar takip edecektir. Yaptıkları çalışmadan dolayı uzman yardımcıları Kuntay ÇELİK, Selen Işıl KOÇAĞRA ve Kadir GÜLERâi şahsım ve Kurulum adına tebrik ederim.
A. Nejat COŞKUN
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanı
GİRİŞ
En geniş anlamıyla âyasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelir ve menfaatlerin, yasalmış gibi gösterilerek ekonomik sisteme sokulmasıâ olarak tanımlanabilecek olan karapara aklama olgusunun tam olarak ne zaman ortaya çıktığını tespit etmek olanaksızdır. Ancak, birçok suçun kaynağında yatan temel saikin para ve menfaat elde etme arzusu olduğu göz önüne alınırsa karapara aklamanın tarih boyunca var olageldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Oldukça uzun bir geçmişe sahip olmakla birlikte, karapara aklamanın suç sayılması ve karapara aklama ile mücadele edilmeye başlanması sadece 20 yıl önceye uzanmaktadır. Karapara aklanmasının, karaparaya kaynaklık eden suçtan (öncül suçtan) ayrı olarak suç sayılmasındaki amaç; suç gelirlerinden yararlanan kişileri bu gelirlerden mahrum etmek suretiyle, kazanç elde etmek amacıyla işlenen suçların işlenmesini engellemektir. Özellikle organize suç örgütleriyle mücadelede, bu örgütlerin gelir kaynaklarının kurutulması olmazsa olmaz şarttır.
Günümüzde karapara aklama, finans sistemlerinin geliştiği, mali enstrümanların yaygın olarak kullanıldığı, daha da önemlisi denetimin az olduğu ülkelerde rahatlıkla yapılabilmektedir. Toplumda bu suça karşı bilincin artmasıyla birlikte yasa yapıcılar ve uygulayıcılar tarafından bu suçla mücadelede gerek düzenlemeler ve gerekse kapsamlı araştırma ve soruşturmalar vasıtasıyla önemli aşamalar kaydedilmiştir. Bununla birlikte suçlular da getirilen tedbirlere karşı kendi aklama tekniklerini geliştirmekte gecikmemişlerdir. Aklama tekniklerindeki karmaşıklığa paralel olarak bu işte uzmanlaşan profesyoneller ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu kişiler, içinde bulundukları ülkenin mali, ekonomik şartlarına ve denetim gücüne bağlı olarak yeni teknikler geliştirebilmekte, özellikle denetimin zayıf olduğu ülke ve sektörleri rahatlıkla suiistimal edebilmektedirler.
Yapılan araştırmalar, karapara aklamada çok sayıda yöntemin kullanılabileceğini göstermekle birlikte, bu yöntemlerin bazı ortak noktalarının olduğunu göstermiştir. Yani hemen hemen bütün yöntemlerde karapara, belirli benzer aşamalardan geçirilmek suretiyle ekonomiye aklanmış olarak sokulmaktadır. Kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilen bu süreç; yerleştirme (placement), ayrıştırma (layering) ve bütünleştirme (integration) olmak üzere üç aşamada ele alınmaktadır.
Karaparanın aklanması sadece bir ülke sınırları içinde yapılmamaktadır. İletişim teknolojisindeki ve bankacılık alanındaki baş döndürücü ilerleme, ülkeler arasındaki para akışının önündeki engellerin kaldırılması, karaparanın ülkeler arasında transferi yoluyla aklanmasını oldukça kolaylaştırmıştır. Bu durum aynı zamanda bu suçla mücadelede ortak hareket etmenin gerekliliğini de ortaya koymuştur. Ülkeler arasında yapılan ikili, bölgesel ve küresel çapta anlaşmalarla suçlular engellenmeye çalışılmaktadır. Ülkemiz de gerek üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlar, gerekse taraf olduğu anlaşmalar yoluyla, karapara aklama ile uluslararası mücadeledeki yerini almıştır.
MASAK, hizmet içi eğitimi kapsamında düzenlenen seminerler için hazırlanan bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde karapara ve karapara aklama suçu, tanım ve unsurları ülkemiz mevzuatı açısından ayrıntılı olarak incelenmiş, bununla birlikte FATF (Mali Eylem Görev Grubu) ülkelerindeki karapara aklama suçu ile ilgili düzenlemeler de ana hatlarıyla çalışma kapsamına dahil edilmiştir.
Karapara aklamanın aşamaları ve yöntemlerinin konu edildiği ikinci bölümde; suçla mücadelede dikkatlerin nerelere yoğunlaştırılması gerektiği; özellikle yöntemlerin açıklandığı bölümde çok kullanılan yöntemlerin belirgin özellikleri vurgulanmak suretiyle adım adım nasıl gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Böylece herhangi bir finansal işlemde karapara aklama amacının olup olmadığı hususunda ipuçları verilmeye çalışılmıştır.
Üçüncü ve son bölümde ise MASAKâın ilgili olduğu uluslararası örgütler ve sözleşmeler ana hatları itibariyle açıklanmıştır. Bu çalışmada ikili anlaşmalara kısaca yer verilmiş olup, içeriği itibariyle MASAKâı ve örneğin 91/308/EEC sayılı Avrupa Birliği Konsey Direktifiânde olduğu gibi mali sektörü de yakından ilgilendiren uluslararası mevzuatın üstünde durulmaya çalışılmıştır. Karapara aklamayla dolaylı olarak ilgili olması nedeniyle âyolsuzlukâ ve âşeffaflıkâ konularıyla ilgili uluslararası gelişmelere de yer verilmiştir.
Karapara aklama olgusunun ülkemiz açısından son derece yeni olması nedeni ile bu konuda şimdiye kadar yayımlanan ve kaynak eser olarak başvurulabilecek Türkçe çalışmaların sayısı sınırlıdır. Başta seminer notu olarak tasarlanmış olan bu çalışmamızın bu boşluğun doldurulmasına katkıda bulunmasını ve konuyla ilgilenenlere yararlı olmasını diliyoruz.
I. KARAPARA VE KARAPARA AKLAMA SUÇU
1. KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN GELİŞİMİ
1.1. TARİH BOYUNCA SUÇ GELİRLERİ.
Suç ile menfaat arasındaki ilişki belki de insanlığın tarihi kadar eskidir. Tüm menfaatleri temsil edebilecek ortak bir standardın, yani paranın bulunmasıyla bu ilişki daha da somutlaşmıştır. Asurlularâdan kalan ticari yazışmaları çözen bilim adamları, Anadoluâya ihraç edilecek malların devlete ödenecek vergilerinden kurtulmak isteyen iş adamlarının sahte beyan yoluna giderek devleti aldattıklarını görmüşlerdir. Para, tarih boyunca suçun en önde gelen motivlerinden biri olma özelliğini korumuştur. Suçlular yakalansa ve cezalandırılsa bile genelde suç kazançları suçu işleyenin yanına kar kalmıştır. Oysa suçtan elde edilen kazançların araştırılması, bulunması ve bu kazançlara el konulması, suçun tekrar işlenmesini önleme adına en az suçlunun cezalandırılması kadar önemlidir.
Suç gelirlerinin takibinin yapılmaması, suçluya göre geri planda kalması özellikle organize ve örgütlü suçların gelişmesinde ve yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Çünkü suçu işleyen hapse girse bile, suçtan elde edilen gelir sayesinde suç örgütü varlığını korumakta; suçu işleyen, hapisten çıktıktan sonra hatta hapisteyken suç örgütündeki rolünü sürdürebilmektedir.
18.yy. sonlarından itibaren bu konudaki duyarlılık artmaya başlamıştır. İlk olarak Alman polisi ve adli makamları, bu tarihlerde sadece suçları geleneksel yollarla soruşturmakla kalmayıp suçlulara ait mal varlığına el koyma yoluyla suçlularla mücadeleye başlamışlardır.
1.2. KARAPARA AKLAMA KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI
Suç gelirlerine karşı duyarlılığın artması; suç gelirlerine ve suçluların malvarlığına el konulması, suçluları , suç gelirlerini yetkili mercilerin denetiminden kaçırmak ve gizlemek için yeni teknikler geliştirmeye itmiştir. Böylece karapara aklama kavramı ortaya çıkmıştır.
Kısaca, âYasadışı yollardan elde edilen kazançların kaynağının gizlenmesi ve kimliğinin değiştirilmesi suretiyle yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesiâ olarak tanımlayabileceğimiz karapara aklamanın geçmişinin 1920 âlere kadar uzandığı ileri sürülmektedir. Lâexpresse gazetesinde yayımlanan bir habere göre 1920 âli yıllarda Şikagoâda mafya üyesi bir şahıs o yıllarda popüler olan ve ödemelerin ancak nakit olarak yapılabildiği bir çamaşırhaneler zinciri satın almıştı. Mafyanın suçlardan elde ettiği gelirleri, çamaşırhanelerden elde edilen yasal gelirle karıştırarak muhasebe kayıtlarına geçirmek sureti ile yasal bir gelir haline getiriyordu. İngilizceâde karapara aklama anlamında kullanılan âlaunderingâ (çamaşır yıkama) tabirinin buradan geldiği söylenmektedir. Karapara aklama deyimi dünya basınında ilk defa 1973-1974 Watergate skandalı sırasında kullanılmaya başlanmıştır. 19 Nisan 1973 tarihli The Guardian gazetesi, Meksikaâda aklanan ve Cumhuriyetçi Parti kampanyasında kullanılan 200.000 $âdan bahsetmektedir. Fransızcaâda aklama teriminin karşılığı olarak âblanchimentâ veya âblanchissageâ terimleri kullanılmaktadır.
Uyuşturucu şebekeleri 1960âlarda uluslararası bir boyut kazanmış ve uyuşturucu ticaretine paralel olarak karapara aklama bu yıllarda yayılmaya başlamıştır. Ancak, karapara aklamanın ciddi bir tehdit olarak dünya gündemine girmesi özellikle uluslararası uyuşturucu ticaretinin patladığı 1980 li yıllarda olmuştur. Tehdidin büyümesine paralel olarak, uluslararası platformda bu konudaki hassasiyet de artmıştır. Bu sürecin sonunda, 19 Aralık 1988âde imzalanan ve Türkiyeânin 22 Kasım 1995 yılında taraf olduğu Viyana Konvansiyonu ( Uyuşturucu Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ) ve daha sonra 8 Kasım 1990 tarihinde imzalanan ve Türkiyeânin henüz taraf olmadığı Strasbourg Konvansiyonu ( Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ile bu konuda somut adımlar atılmıştır.
1.3. KARAPARA AKLAMA İLE İLGİLİ ULUSLARARASI GELİŞMELER.
Karaparanın aklanmasının önlenmesine yönelik ilk uluslararası adım Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesiânin 1980 âde aldığı R(80)10 sayılı tavsiye kararıdır . Bu kararla suçtan elde edilen gelirlerin ülkelerarası transferi, ülkeler arası işbirliği ve özellikle bankacılık sisteminde kimlik tespiti, dolaşımdaki banknotlar gibi konularda bazı düzenlemeler öngörülmektedir.
Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu) 1988âde imzalanmıştır. Bu sözleşmede karapara aklama deyimi geçmemekle birlikte, anlaşma uyuşturucu ve psikotrop maddelerin kaçakçılığından elde edilen kazançların aklanmasının, anlaşmayı onaylayan ülkeler tarafından suç olarak kabul edilmesini öngörmektedir. Türkiye bu sözleşmeyi 22.11. 1995 tarihinde onaylamıştır.
Karapara aklama ile mücadele konusundaki en kapsamlı ve somut uluslararası girişim ise 1990âda imzalanan Suç Kaynaklı Gelirlerin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesiâdir (Strasbourg Konvansiyonu). Strasbourg Konvansiyonuânun 6. maddesinde Viyana Konvansiyonuândan farklı olarak sadece uyuşturucu kazançlarının değil, herhangi bir suç sonucunda elde edilen tüm kazançların suç olarak kabul edilmesi öngörmektedir. Türkiye henüz Strasbourg Sözleşmesini imzalamamıştır.
Karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda atılan en önemli adımlardan bir tanesi de Mali Eylem Görev Grubuânun ( FATF- Financial Action Task Force on Money Laundering) kurulmasıdır. Karaparanın, mali sistem aracılığıyla giderek ekonomileri esir alma noktasına yaklaştığını gören G-7 ülkeleri (ABD, Japonya, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya ve Kanada) Temmuz 1989âda Parisâteki zirvede karapara aklanması, karapara aklamanın mali sistemde yol açtığı sorunlarla mücadele ve bu mücadelenin yürütülmesi için ülke mevzuatlarının standardizasyonu ile sürekli bir bilgi değişiminin tesis edilmesi için Mali Eylem Görev Grubunun oluşturulmasına karar vermişlerdir. Çoğunluğu OECD ülkesi olan 26 ülkenin üye olduğu FATF üye ülkelerin mevzuatlarını karapara aklama ile mücadeleye uyumlaştırmak amacı ile 40 adet tavsiye kararı almıştır. Türkiye FATFâa 1991âde üye olmuştur.
Karapara aklama ile mücadele global bir strateji gerektirmektedir. Çünkü, bazı ülkelerin karapara aklamaya karşı önlem alması, karapara aklayıcılarını ortadan kaldırmamakta, sadece karapara aklamanın kolay olduğu diğer ülkelere yönelmelerine sebep olmaktadır. Karaparanın aklanmasına göz yuman, hatta karapara aklamayı teşvik eden ülkelerin bulunması, karapara aklamanın önlenmesi konusunda gösterilen gayretleri sonuçsuz bırakacaktır. Bundan dolayı karapara aklama suçu ile mücadelenin Birleşmiş Milletler nezdinde yapılacak bir anlaşma ile tüm ülkeleri içine alacak şekilde yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalar devam etmektedir.
1.4. ÜLKEMİZDE KARAPARA AKLAMA İLE MÜCADELENİN YASAL GELİŞİMİ
Ülkemizde karapara aklama ile mücadelenin başlangıç tarihini Türkiyeânin FATFâa üye olduğu 25 Eylül 1991 olarak kabul etmek yanlış olmayacaktır. Bu tarihten sonra FATFâın Kırk Tavsiye Kararlarının gereğini yerine getirmek amacıyla karapara aklamayı suç haline getirecek bir yasa çıkarılması çalışmalarına başlanmıştır. Bu konuda 1994 âde bir yasa taslağı hazırlanmış ve 9 Ekim 1994âde TBMMâye sunulmuştur. Ancak, yasanın TBMMâye sunulduğu yasama yılı içerisinde TBMM tarafından onaylanmayan yasa , erken seçim nedeniyle kadük olmuştur.
2-4 Kasım 1994 tarihinde ilk defa FATF Türkiyeâde incelemelerde bulunmuştur. Türkiyeânin kırk tavsiye karaları ile uyum konusunda gerekli adımları atmadığı gerekçesiyle FATF tarafından 19 Eylül 1996 tarihinde 21. Tavsiye kapsamında yaptırım uygulama kararı alınmıştır.
Bu gelişmeler üzerine, önceden hazırlanıp kadük olan yasa tasarısı yeniden TBMMâne sunulmuştur. TBMM İçişleri ve Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sırasında yasa tasarısı çeşitli değişikliklere uğramıştır. 13 Kasım 1996âda TBMMâde görüşülen â Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi ile 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkındaki Kanuna, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnameye Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanunâ aynı gün yapılan oylamada kabul edilmiş 19 Kasım 1996 tarihli Resmi Gazeteâde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Karapara Aklamanın Önlenmesi Hakkındaki Kanunun çıkarılmasından sonra FATF önceden almış olduğu yaptırım kararını 12 Aralık 1996 tarihinde kaldırmıştır.
2. KARAPARA
2.1. TANIMI ( EKONOMİK, SOSYAL, HUKUKİ)
Karaparanın tanımı yapılırken dikkat edilmesi gereken noktalardan biri karaparanın ekonomik, ahlaki, sosyal ve hukuki tanımlarının birbirinden ayrılması gereğidir. Karaparanın bu dört ayrı perspektiften yapılması gereken tanımını ekonomi, ahlak, sosyoloji ve hukuk için yapılmaya çalışılan tek ortak tanıma indirgemek karapara sorununun incelenmesi , analiz edilmesi ve önlenmesi açısından yanılgılara yol açabilir. Ekonomik anlamda karapara, sosyal anlamda karapara ve hukuki anlamda karapara birbirinden farklı kavramlardır ve bu farklı kavramların ait oldukları çerçeve içinde değerlendirilmeleri gerekir.
Örneğin geniş anlamda vergi kaçakçılığı ekonomik açıdan karapara kabul edilmesine karşılık bazı ülkelerde hukuki olarak karapara olarak kabul edilmemiştir. Ancak hukuken adının karapara olmaması devletin bu fiile göz yumması veya bununla mücadele etmemesi anlamına gelmez. Kamyon şoförünün trafik polisine verdiği rüşvet sosyal ve ahlaki açıdan karapara olmasına rağmen ülkemizde hukuki anlamda karapara olarak kabul edilmemiştir. Adının karapara olmaması rüşvetin hem toplum hem de devlet nazarında masum bir fiil olduğu anlamına gelmez. Sosyal hayatı düzenleyen diğer yasalar zaten bu fiili cezalandırmakta ve sözkonusu paranın müsaderesini öngörmektedir. Karaparanın aklanmasının önlenmesine dair yasanın vurgusu âkaraparaâ üzerinde değil âkarapara aklanmasıâ üzerindedir. Yasadaki âkaraparaâ tanımının amacı sosyal, ahlaki veya ekonomik anlamda karaparayı tanımlamak değil , bağımsız bir suç olan âKarapara aklamaâ suçuna konu olabilecek değerleri belirlemektir.
Sosyal anlamda karapara, dolaylı olarak da olsa toplumsal hayata zarar veren her türlü faaliyetten elde edilen her türlü kazançtır. Ahlaki anlamda karapara ise, yasalarla yasaklanmış olsun veya olmasın toplum nazarında suç sayılan hareketler sonucunda elde edilen tüm kazançlar olarak tanımlanabilir. Bu itibarla karaparanın en geniş tanımının ahlaki anlamda karapara olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü yasalar tarafından karapara olarak adlandırılsın veya adlandırılmasın, cezalandırılsın veya cezalandırılmasın, ispat edilsin veya edilmesin toplum tarafından erdemsiz bir yolla kazanıldığına inanılan her para ahlaki açıdan karapara kapsamına girecektir. Toplum nazarında karapara olarak değerlendirilen her kazancın hukuken de karapara olarak nitelendirilmesi ve kovuşturulması düşünülemez. Ahlaki anlamda karapara ile mücadele ise toplumsal mekanizmalarla sağlanacaktır. Ancak, toplumun karapara konusundaki tavrının ve bilincinin bir ülkenin karapara ile mücadelesinde sonuç üzerinde birebir etkili olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir.
Ekonomik anlamda karapara ise kanunlar tarafından suç sayılan fiillerin yanı sıra, ekonomik hayatı düzenleyen kural ve usuller ihlal edilerek elde edilen kazanç olarak nitelendirilebilir. Bu çerçevede ekonomi açısından, vergi kaçakçılığı amacıyla bazı ekonomik faaliyetlerin usulsüz, gizli yapılması yoluyla elde edilen kazançları karapara kapsamında değerlendirmek mümkündür. Nitekim Amerika Birleşik Devletleriânde vergi kaçakçılığı da karapara aklamanın öncül suçları arasında yer almaktadır. Yani A.B.D.âde hukuki anlamda karapara , ekonomik anlamda karapara olan vergi kaçakçılığı gelirini de kapsamaktadır. Ülkemizde yalnızca belli vergi kaçakçılığı suçları sonucunda elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmiştir, geniş anlamda vergi kaçakçılığından elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmemiştir.
Karapara aklama suçunun tanımlanmasında farklı ülkelerde farklı uygulamalar bulunmaktadır. Bu uygulamaları başlıca iki gurupta toplayabiliriz. Bazı ülkeler, mevzuatlarında belli suçları teker teker saymış ve sayılan suçlardan elde edilen kazançları karapara kabul etmiştir. Bazı ülkeler ise bütün suçlardan elde edilen veya ciddi suçlar sonucu elde edilen kazançları karapara olarak adlandırmışlardır. Hangi suçların âCiddi suçâ kapsamına girdiği konusunda genelde kullanılan ortak ölçü suç için öngörülen cezanın ağırlığıdır. Ancak kaç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçların ciddi suç kapsamına gireceği ülkeden ülkeye değişmektedir. Diğer FATF ülkelerdeki karapara aklama suçunun tanımları ileride âFATF Ülkelerinde Karapara Aklama Suçuyla İlgili Düzenlemelerâ başlıklı bölümde ayrıntılı olarak incelenecektir.
2.2. EKONOMİ İÇİNDEKİ YERİ
TOPLAM EKONOMİK FAALİYET
Yukarıdaki tabloda Karaparanın toplam ekonomi içerisindeki yeri görülmektedir. Kayıtdışı ve yasadışı faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkan karapara, aklanma sürecinden sonra kayıtlı ekonominin bir parçası haline gelmektedir. Hatta karapara aklayıcılar yasadışı kazanılan parayı meşrulaştırmak için çoğu zaman vergisini bile son kuruşuna kadar ödemektedirler. Amaç devletin bu parayı yasal para olarak tanımasını sağlamaktır.
Bu çerçevede karapara ile kayıtdışı ekonomi ilişkisine de değinmekte yarar vardır. Halk arasında genelde kayıtdışı ekonomi ve karaparayı aynı kavramlarmış gibi algılama yönünde bir eğilim olduğu gözlenmektedir. Hatta zaman zaman aynı yanılgıya bazı politikacıların bile düşmesi, bu yanılgının ne derece yaygın olduğunu göstermektedir. Karpara ile kayıtdışı ekonomi arasındaki paralellik kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçektir. Ancak bu tespitten yola çıkarak iki kavramın aynı anlama geldiğini söylemek de yanlıştır.
Prof. Dr. Osman Altuğ kayıtdışı ekonomiyi âHiçbir belgeye dayanmayarak ya da içeriği gerçeği yansıtmayan belgelerle , gerçekleştirilen ekonomik olayın devletten ve işletme ile ilgili diğer kişilerden tamamen ya da kısmen gizlenerek , kayıtlı ekonominin dışına taşınmasıdır.â şeklinde tanımlamaktadır. Prof. Altuğ âKayıtdışı Ekonomiâ adlı kitabında kayıtdışı ekonomi ile cezai ekonomi (suç kaynaklı ekonomi- karapara ekonomisi) nin birbirinden farklı olduğunu ancak bu iki ekonomi arasındaki ayırıcı çizginin nerede oluştuğunun belirlenmesinin çok zor olduğu tespitinde bulunmaktadır.
Ülkemizde , ekonomide gerçekleştirilen yasal faaliyetler sonucu elde edilen ancak, gerek hukuktaki boşluklardan yararlanılarak , gerekse denetim mekanizmaları ve idari kurumların gözünden kaçarak diğer faktörlerin de etkisiyle kayıt düzeni ve beyan dışında tutulan vergilendirilmemiş kazançlar ile bu kazançların tekrar ekonomik faaliyetlerde kullanılmaları sonucunda elde edilen kayıtdışı gelirler 4208 sayılı yasa tarafından karapara olarak kabul edilmemiştir.
Kayıtdışı ekonomi, genelde âgri paraâ olarak adlandırılan , kayda tabi tutulmamış ancak çoğunlukla yasal faaliyetlerden elde edilen kazançların genel adı olarak kabul edilebilir. Kayıtdışı ekonomi kapsamında yer alanların asıl amacı vergi, sosyal güvenlik ödemeleri ve benzeri yasal yükümlülüklerden kaçmaktır. Karapara aklayıcılar ise çoğu zaman vergi dostu kesilirler. Yani karaparasını vadeli mevduat hesabına yatıran veya bu parayla fabrika, turistik tesis alan karapara aklayıcı büyük bir olasılıkla vergisini son kuruşuna kadar ödeyecektir. Çünkü vergiyi almakla devlet o gelirin meşruluğunu tanımakta böylece karapara mali sisteme sızmaktadır. Görüldüğü gibi kayıtdışı ekonomi kapsamına giren faaliyetlerde bulunanlar kayıt altına girmekten kaçarken, karapara aklayıcıları tam tersine kayıt altına girmeye çalışmaktadırlar. Kayıtdışı ekonomi ve karapara arasındaki ilişki aşağıdaki şekilde gösterilmiştir:
Kayıtdışı ekonomi ve karaparanın farklı kavramlar olduğu açıkça görülmektedir. Ancak başta da belirtildiği gibi karapara ile kayıtdışı ekonomi arasındaki paralellik de inkar edilemez bir gerçektir. Yani kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu bir ülkede karapara miktarının da yüksek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Karapara aklayıcılar, aklama için kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu ülkeleri tercih etmektedirler. Bu ülkelerdeki kayıtdışı ekonominin bir kısmının karaparadan ( aklanarak kayıtlı ekonomiye katılan kısım dışındaki karapara ) oluştuğu kesindir. Ekonomi kayıtdışı olduğu için karaparanın hacmini tahmin etmek bile imkansız hale gelmektedir. Çünkü kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu ülkelerde karaparanın ortaya çıkarılması samanlıkta iğne aramak kadar zorlaşmaktadır. Bu gerçeklerin ışığında, karapara aklanmasının önlenmesi için kayıtdışı ekonominin de mutlaka kayıt altına alınması gerektiği görülmektedir.
Karapara ve kayıtdışı ekonomi farklı kavramlar olduğu gibi ikisine karşı yürütülen mücadelede amaçlar da farklıdır. Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede amaç kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almaktır, karapara ile mücadelede amaç ise karaparayı ortadan kaldırmaktır.
2.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA TANIMI
4208 sayılı yasanın yasalaşma süreci boyunca karaparanın tanımı birkaç kez değişmiştir. İlk teklif edilen yasa metnindeki ve yasalaşan metindeki karapara tanımı arasında büyük fark vardır. Kanun tasarısının 1994âde hükümet tarafından ilk teklif edilen metninde karaparanın tanımı âKarapara : Kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetleri, mal veya gelirleri ve bir para biriminden diğerine çevrilmesi de dahil olmak üzere bunların birinden diğerine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değerâ şeklinde yapılmıştır.
TBMM İçişleri Komisyonu tarafından kabul edilen metindeki karapara tanımı ise şu şekildedir : â Karapara : Uyuşturucu ve psikotrop maddeler ile silah kaçakçılığı, , patlayıcı maddeler, stratejik maddeler, çocuk ve kadın ticareti, adam kaçırma, şantaj ve terör suçlarının işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetleri , mal ve gelirleri ve bir para biriminden diğerine çevrilmesi de dahil olmak üzere bunların birinden diğerine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değeri ifade eder.â
Karaparanın tanımı, bugünkü şeklini Plan ve Bütçe Komisyonuândaki görüşmeler sonucunda almıştır. Ancak görüldüğü gibi tanım mevcut halini alıncaya kadar birkaç kere değişikliğe uğramıştır.
Ülkemizde karapara aklama fiilinin suç haline getiren bir yasa çıkarılmasının altında yatan belki de en önemli neden iç hukukumuzu Viyana Konvansiyonuâna uyumlaştırma amacıdır. Nitekim FATFâın kırk tavsiye kararından dördüncü tavsiye kararı bunu öngörmektedir. Viyana Konvansiyonuânun, tam adıyla 1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesiânin, 3. Maddesinin (a) ve (b) bentleri şöyledir :
â1- Her bir taraf, aşağıda sayılan fiilleri, kasti olarak işlendiği zaman. kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır:
(a) (i) 1961 Sözleşmesi, Değiştirilmiş 1961 Sözleşmesi veya 1971 Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak herhangi bir uyuşturucu veya psikotrop maddenin üretimi, imalatı, çıkarılması, hazırlanması, arzı satışa çıkarılması, dağıtımı, satışı, hangi koşulda olursa olsun teslimi, simsarlığı, sevki, transit sevki, nakli, ithali veya ihracı ;
(ii) 1961 Sözleşmesi ve Değiştirilmiş 1961 Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak uyuşturucu madde üretmek amacıyla, Afyon haşhaşı, Koka ağacı veya Hint keneviri bitkisi yetiştirilmesi;
(iii) Yukarıda (i) bendinde sayılı olan herhangi bir amaç için herhangi bir uyuşturucu veya psikotrop maddenin bulundurulması veya satın alınması
(iv) Uyuşturucu veya psikotrop maddelerin kaçak ekimi, üretimi veya imalatı için kullanılacağını bilerek teçhizat, malzeme veya I ve II numaralı tablolarda kayıtlı maddelerinin imalatı, nakli veya dağıtımı;
(v) Yukarıdaki (i), (ii), (iii) veya (iv) bentlerde yer alan suçların düzenlenmesi, yönetimi veya bunlar için mali kaynak sağlanması;
(b) (i) bir mamelekin bu fıkranın (a) bendindeki suç veya suçlardan birinden veya suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin gayri meşru kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla, bu mamelekin bir başka mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi;
(ii) 1. Fıkranın (a) bendinde belirtilen suçlardan birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek mal varlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, bulunduğu yerin ,yaralanma hakkının ,hareketlerinin , üzerindeki yararlanma hakkının. hareketlerinin, üzerindeki hakların ve kime ait olduğunun gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi ...â
1994 yılında, zamanın hükümeti tarafından hazırlanan ilk kanun tasarısındaki karapara tanımı oldukça geniş kapsamlıdır. Ancak , kanunun tasarısının 1996âda yenilenerek T.B.M.M.âne sunulmasından sonra İçişleri Komisyonu âKanunların suç saydığı fiillerin işlenmesinden elde edilenâ tüm para ve para yerine geçen evrak ve senetlerin karapara sayılmasının uygulamada büyük sorunlara yol açacağı ve kanunun uygulanabilirliğini azaltacağı gerekçesi ile tanımı değiştirmiş ve Uyuşturucu ve psikotrop maddeler ile silah kaçakçılığı, , patlayıcı maddeler, stratejik maddeler, çocuk ve kadın ticareti, adam kaçırma, şantaj ve terör suçları sonucunda elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değeri karapara olarak tanımlamıştır. Bu tanım hukuk diline ve tekniğine uygun olmadığı gerekçesi ile eleştirilmiştir. Plan Bütçe Komisyonu ise hukuk diline daha uygun olan bugünkü tanımı yapmıştır.
4208 Sayılı Kanunun taslağının T.B.M.M. Genel Kuruluânda görüşülmesi sırasında da kanunda karapara aklama suçunun tanımlanmasında hangi yolun izleneceği tartışılmıştır. Bazı milletvekilleri tarafından daha kapsamlı olacağı gerekçesi ile bütün suçlardan elde edilen kazançların karapara olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda ısrar edilmiştir. Bu görüşü savunanlar müsnet suçların kanun maddeleri zikredilerek teker teker sayılması suretiyle karaparanın tanımlanmasının kodifikasyon ilkeleri bakımından sakıncalı olduğunu, örneğin bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra 1918 Sayılı yasada meydana gelecek bir değişikliğin bu yasayı nasıl etkileyeceği konusunda karışıkların ve belirsizliklerin yaşanacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak bu görüş, uygulamada büyük sorunlara yol açacağı, adli sisteme gereksiz ve ağır bir yük getireceği ve karapara aklama ile mücadelede etkinliği azaltacağı gerekçeleri ile destek görmemiştir. Genel Kurul görüşmeleri sırasında müsnet suçları madde madde değil de isim isim (İçişleri Komisyonu tarafından teklif edilen metindeki gibi) sayılmasının hukuk diline uygun olmadığı görüşü de dile getirilmiştir.
Tek cümlede özetleyecek olursak ; ülkemizde kanun koyucu karaparayı ve karapara aklama suçunu tanımlarken kazuistik bir yol izlemiştir. 4208 Sayılı Kanunâun, tanımları içeren 2. Maddesinin (a) bendinde, belli kanunlar ve kanun maddeleri sayılarak, bu kanunların ve kanun maddelerinin suç saydığı fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen ;
- para
- para yerine geçen her türlü kıymetli evrak
- mal
- gelirler
- bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değer
kanun tarafından âkaraparaâ olarak tanımlanmıştır.
Birey ile devlet ve ceza hukuku ilişkileri yönünden iki temel ilke tarih boyunca ceza hukukunu etkilemiştir. Bunlardan birisi âbiçimsel kanunilikâ ilkesi diğeri ise âöze ilişkin kanunilikâ ilkesidir. Biçimsel kanunilik ilkesi, işlendiği zamanın kanunu tarafından açıkça suç sayılmayan bir fiili cezalandırma ve kanun tarafından açıkça tespit edilmeyen bir ceza ile cezalandırma yasağını yani Latince ifadesi ile â nullum crimen, nulla poena sine legeâ ilkesini ifade eder. Bu ilkeye göre antisosyal olsalar bile kanun tarafından açıkça suç sayılmayan haller cezalandırılamaz .âÖze ilişkin kanunilikâ ilkesi ise , biçimsel kanuniliğin aksine kanunda açıkça suç olarak öngörülmüş olmasalar bile antisosyal fiillerin suç sayılmaları ve bu fillere amaca uygun cezaların uygulanması gerektiği anlamına gelir. Öze ilişkin kanunilik ilkesi Anglo Sakson hukuk kültürüne sahip ülkelerde benimsenmiştir. Ülkemizin de içinde bulunduğu demokrasi kültürü daha yeni olan ülkeler açısından biçimsel kanunilik ilkesi, çeşitli sakıncalarına rağmen önemini korumaktadır. Ülkemizde Türk Ceza Kanununun 1. Maddesinde yer alan âkanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz.â hükmü biçimsel kanuniliğin benimsenmiş olduğunun ifadesidir.
Ülkemizde benimsenmiş olan biçimsel kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak karapara aklama suçunda da karapara ve karapara aklama deyimlerinin kapsamı yorumlanırken ölçü, bu kavramların sosyal içeriği değil , kanun koyucunun bu kavramlara yüklediği anlamdır. Dolayısı ile antisosyal niteliğinden dolayı karapara olarak adlandırılacak her kıymet hukuken karapara tanımı içine girmeyecektir.
2.4. ÖNCÜL SUÇLAR
Bazı suçlarda, ceza kuralı tarafından öngörülen fiilin suç teşkil etmesi için fiilden önce bazı unsurların gerçekleşmiş olması gerekir. Fiilin suç teşkil etmesi için fiilden önce varlığı gerekli olan bu hukuki ya da tabii unsurlar ön şart olarak adlandırılmaktadır. Her suçta değil sadece belli bazı suçlarda bulunan bu şartlar suçun özel kurucu unsurlarındandır. Örneğin çocuk düşürme suçlarında hamilelik durumu (m. 468), hırsızlıkta çalınan şeyin başkasına ait olması (m.491), çifte evlilikte önceki bir evliliğin varlığı ( m.237) gibi bazı şartlar bulunmadığı takdirde bu suçların işlenmesi mümkün olmayacaktır. Karapara aklama suçunun da esas olarak iki ön şartı vardır. Birincisi, 4208 Sayılı Kanunun 2. Maddesinin (a) bendinde sayılan kanun ve kanun maddelerinde yer alan suçlardan birinin işlenmiş olması , ikincisi bu suçlar sonucu bazı menfaatlerin elde edilmiş olmasıdır. Diğer bir deyişle eğer bu suçlardan biri işlenmemişse veya bu suçlardan birisi işlenmiş olmakla beraber suçun sonucunda herhangi bir kazanç sağlanmamışsa karapara aklama suçunun oluşması hukuken mümkün değildir.
Bir suçun oluşması için başka bir suçun işlenmiş olmasını ön şart olarak kabul eden tek yasa 4208 sayılı yasa değildir. Türk Ceza Kanunuânun bazı maddelerinde de aynı sistematiğe rastlanmaktadır. T.C.K.ânın 512.maddesinde düzenlenen âEşyayı Cürmiyeyi Satın Almak ve Saklamakâ suçunda ve 296. Maddede düzenlenen â Cürüm işleyenleri saklamak ve cürümün delillerini yok etmekâ suçunda da bir suçun işlenmiş olması diğer suçun ön şartını teşkil etmektedir . Bir suçun işlenebilmesi için, önceden işlenmiş olması ön şart olan bu tür suçlara öğretide âöncül suçâ veya âmüsnet suçâ denmektedir. ( İngilizce metinlerde öncül suçun karşılığı olarak âpredicate offenceâ veya âunderlying offenceâ sözcükleri kullanılmaktadır.)
4208 Sayılı Kanunun 2.maddesinin (a) bendinde şu kanunlar ve kanun maddeleri kapsamındaki suçlar öncül suç sayılmıştır :
I- 1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunâdaki,
II- 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanunâdaki,
III- 2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunâdaki,
IV- 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanunâdaki,
V- 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (b) bendindeki,
VI- 765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki
125 . madde ( Vatan Hainliği- Devletin Ülkesine ve Egemenliğine Karşı Suçlar )
126 . madde ( Vatandaşın Devlete Karşı Silah Kullanması Veya Harbe Katılması )
127 . madde ( Devlete Karşı Harbe veya Düşmanca hareketlere tahrik,Yabancı Devlet Müdahalesine Çalışma, Milli Menfaatlere Karşı Hareketler, Propoganda Suçu )
128 . madde ( Asker Toplama , Yabancı Devlete Düşmanca Hareketler, Türkiyeâyi Harp Tehlikesine Koymak )
129 . madde ( Düşman Askeri Hareketlerine Yardım, Düşmanla Ticaret )
130 . madde (Harp Zamanında Taahhüdü Yerine Getirmemek , Taahhüde Hile Karıştırmak)
131 . madde (Askeri Tesisleri Tahrip )
132 . madde ( Devletin Güvenliğine, Siyasi Menfaatlerine İlişkin Belgeleri Yok Etme Veya Bozma, Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Elde Etme )
133 . madde ( Askeri Veya Sivil Casusluk )
134 . madde (Taksirle İşlenen Casusluk )
135 . madde (Gizli Askeri Bölgelere Girme, Devlet Güvenliği İle İlgili Belgeleri Bulundurma)
136 . madde (Devlet Sırlarını İfşa )
137 . madde (Yayılması Yasaklanan Haberleri İfşa)
138 . madde (Devlet Sırlarından Yararlanma , Devlet Hizmetlerinde Sadakatsizlik)
139 . madde (Harp Zamanında Devlet Buyruklarına Uymama)
143 . madde (Milletlerarası Dernekleri İzinsiz Kurma , Böyle Bir Derneğe İzinsiz Girme )
144 . madde (Vatana Manevi Hıyanet, Düşman Devletten Nişan Ve Aylık Alma )
145 . madde (Milli Bayrağa Veya Milli Alametlere Saldırı)
179 . madde ( Kişi Hürriyetinden Mahrumiyet)
192 . madde (Tehdit İle Menfaat Temini)
264 . madde (Yıkıcı, Öldürücü Aletler veya Ateşli Ecza Kaçakçılığı ve Ticareti)
316. madde ( Paralarda Kalpazanlık)
317. madde ( Para Değerini İndirerek Tağyir)
318. madde ( Taklit Parayı Tedavüle Çıkartma)
319. madde ( Cezayı Arttıran Haller)
322. madde ( Kıymetli Damgalar)
325. madde (Kamu Taşıma Biletlerinde Kalpazanlık)
332. madde ( Devlet Mühürünü Taklit ve Kullanma)
333. madde ( Resmi Mühür ve Aletleri Taklit veya Kullanma)
335. madde ( Taklit İleri Taşıyan Şeyin Satılması)
339. madde ( Resmi Belgede Sahtecilik)
341. madde ( Resmi Belgenin Suretiyle Sahtecilik)
342. madde ( Memur Olmayan Kimsenin Resmi Belgede Sahteciliği)
345. madde ( Hususi Belgede Sahtecilik)
350. madde ( Meşruiyet Belgelerinde Sahtecilik)
403. madde ( Uyuşturucu Madde Ticareti)
404. madde ( Uyuşturucu Madde Kullanma, Kullanılmasını Kolaylaştırma)
406. madde ( Cezayı Arttıran Özel Haller)
435. madde ( Fuhşa Teşvik)
436. madde ( Kadın Ticareti Erkeğe Kadın Tedariki)
495. madde ( Yağma)
496. madde ( Senedin Yağması)
497. madde ( Cezayı Arttıran Haller)
498. madde ( Korkutarak Faydalanma)
499. madde ( Adam Kaldırma)
500. madde ( Adam Kaldırmada Haberleşme Nakli)
504. madde ( Mevsuf Dolandırıcılık)
506. madde ( Hileli İflas)
Çeşitli kanun maddelerinde benzer yapıya sahip suçlar var olmakla birlikte mevzuatımızda, karapara aklama suçu ile tamamen veya büyük ölçüde aynı yapıya sahip bir suç bulunmamaktadır. Dolayısıyla karapara aklama suçunun hukukumuzda ânevâi şahsına münhasırâ (kendine özgü) bir suç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Karapara aklama suçunun kendine özgü bir suç olması doğal olarak yanında bazı sorunları da getirmektedir . Öncül suça ilişkin mahkumiyet şartının gerekip gerekmediği, öncül suçun dava zamanaşımına uğraması durumu, 4208 Sayılı Kanunun zaman bakımından uygulanması, 4208 sayılı yasa tarafından atıfta bulunulan yasalardan birinde yapılacak değişikliğin bu yasayı nasıl etkileyeceği gibi sorunlar doktrinde tartışılmaktadır.
Sonuç olarak, 4208 Sayılı Kanun tarafından karapara tanımlanırken atıfta bulunulan yasa ve yasa maddeleri tarafından suç sayılan fiilleri karapara yönünden üç kategoride incelemek mümkündür :
1- Yapısı itibariyle, sonucunda karapara elde etme imkanı olmayan fiiller : Karaparanın ortaya çıkması için bir suç sonucunda para, para yerine geçen her türlü kıymetli evrak, mal, gelir vb. bir değerin elde edilmesi gerekir . Formül son derece nettir: Karapara olması için önce para (veya herhangi bir kazanç) olmalıdır. Ancak bazı fiiller sonucunda böyle bir kazanç sağlamak pratik olarak imkansızdır. Örneğin ruhsatsız silah taşımak 4208 Sayılı Kanuna göre öncül suçtur ancak, bir kişinin silah taşıyarak bir gelir elde etmesi pratikte imkansızdır. Veya uyuşturucu kullanmak... Hiç kimse para kazanmak için uyuşturucu kullanmaz. Uyuşturucu madde ticareti yapmak, bu maddeleri satmak, aracılık etmek gibi fiiller karşılığında bir gelir elde edilebilir ancak, bu maddeleri kullanmak fiili sonucunda bir kazanç sağlamak pratik olarak imkansızdır. Satın alma fiillerini de bu kategoride değerlendirebiliriz, çünkü satın alan kişi gelir elde etmemekte tam tersine para vermektedir. Örneğin, teorik olarak 4208 Sayılı Kanun açısından öncül suç teşkil eden âorgan nakli yapacak olan doktorun , naklin faydası ve zararı konusunda hastayı bilgilendirmemesiâ veya âaskeri bölgeye izinsiz girmeâ fiilleri sonucunda ortaya bir kazanç çıkmamaktadır. Dolayısıyla bir suçu karapara yönünden incelerken bakılacak ilk şey ortaya bir kazanç çıkıp çıkmadığıdır. 4208 Sayılı Kanunda müsnet suçlar sayılırken bir teknik hata yapılmış ve T.C.K.ânın 319., 406. ve 497. Maddelerinde sayılan cezayı arttıran haller öncül suçlar arasında sayılmıştır .
2- Doğrudan karapara doğuran fiiller : Esas olarak, karaparaya kaynaklık eden ve en yüksek tutarlarda karaparanın elde edildiği fiiller bu kategoriye giren fiillerdir. Toplum için büyük tehlike oluşturan ve organize suç örgütlerinin gıdası olan karapara bu kategoriye giren karaparadır. Bu suçları işleyenler , suçları işlerken başka kişileri kullanarak dolaylı olarak bu kişilerin de karapara elde etmelerini sağlarlar.
3- Dolaylı karapara doğuran fiiller : Bu fiiller sonucu elde edilen karapara genelde konusu suç teşkil eden bir hizmetin karşılığında alınan pay, ücret veya komisyon niteliğindedir. Bu kategoride yer alan suçlar sonucunda elde edilen karapara genelde asıl karaparadan pay veya komisyon niteliğinde olduğundan dolayı çoğu zaman yüksek meblağlara ulaşmaz. Bir silah kaçakçısına ait silahları kamyonuyla taşıyan kamyon şoförünün bu hizmeti karşılığı aldığı para da 4208 Sayılı Kanunya göre karaparadır. Ancak şoförün elde ettiği karapara ile silah kaçakçısının kaçakçılıktan elde ettiği karaparanın mahiyetlerinin aynı olmadığı açıktır. Kanunsuz organ nakli yapan doktorun ameliyat karşılığında aldığı para, tarihi eser kaçakçılığı yapan bir antikacıya yurtdışından müşteri bulan, aracılık hizmetinin karşılığı olarak komisyon alan kişinin aldığı para da karaparadır. Ancak bu paralar dolaylı karaparadır.
3. KARAPARA AKLAMA SUÇU
3.1. TANIMI
Karapara aklama kavramının ne zaman ortaya çıktığı ve kullanılmaya başlandığı tam olarak bilinememekle birlikte bu kavramın dünya gündemi ile birlikte ülkemizin gündemine girmesi ve yaygın olarak kullanılması son yirmi yıl içinde olmuştur. Bu nedenle hem dünyada, hem de ülkemizde önde gelen birçok sözlükte ve kaynakta bile karapara ve karapara aklama tanımlarını bulmak mümkün olmamaktadır. Türk Dil Kurumuânun en son basılmış olan sözlüğünde dahi karapara aklamanın tanımı yer almamaktadır.
Karapara aklamayı kısaca; yasalarca tespit edilmiş belli suçlar sonucunda elde edilen para, mal, kıymetli evrak veya diğer ekonomik değerlerin, yasadışı nitelikten çıkarılarak yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olan tüm işlemler olarak tanımlayabiliriz. Karapara aklama olgusunun varlığı için gerekli unsurları şu şekilde sıralayabiliriz:
- Bir suç* işlenmiş olmalıdır.
- Bu suç sonucunda herhangi bir ekonomik değer elde edilmiş olmalıdır.
- Bu ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak bir fiil işlenmiş olmalıdır.
Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi karapara aklama suçunun ön şartlarıdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde ortada karapara olmayacağından dolayı karapara aklama da sözkonusu olmayacaktır. Ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak ortaya çıkan hareket , karaparanın, iktisap edilmesi, bulundurulması, transfer edilmesi, nakledilmesi, gizlenmesi, sınır ötesi işleme tabi tutulması, kullanılması, işletilmesi, yatırılması (yatırım yapılması), bir ekonomik değerden diğerine çevrilmesi, kaynağının, niteliğinin, sahibinin, zilyedinin farklı gösterilmesi gibi şekillerde ortaya çıkabilir.
3.2. VİYANA VE STRASBOURG SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN TANIMLAR
Karapara aklama üzerinde duran ilk uluslararası belge Viyana Konvansiyonuâdur. Karapara aklama deyimi kullanılmamakla birlikte bu sözleşme, sözleşmenin 3. Maddesinin (a) bendinde sayılan uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen gelirlerin aklanmasının taraf ülkelerin iç mevzuatlarında gerekli düzenlemeler yapılarak suç haline getirilmesini öngörmektedir. Viyana Konvansiyonu ile suç sayılması öngörülen fiiller (uyuşturucu gelirlerinin aklanması ile ilgili fiiller) sözleşmenin 3. Maddesinin (b) bendinde düzenlenmiştir:
(b) (i) bir mamelekin bu fıkranın (a) bendindeki suç veya suçlardan birinden veya suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin gayri meşru kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla, bu mamelekin bir başka mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi;
(ii) 1. Fıkranın (a) bendinde belirtilen suçlardan birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek mal varlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, bulunduğu yerin ,yaralanma hakkının ,hareketlerinin , üzerindeki yararlanma hakkının. hareketlerinin, üzerindeki hakların ve kime ait olduğunun gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi ...â
Türkiyeânin henüz imzalamadığı Strasbourg Konvansiyonuânun ( Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Sözleşme) vurgusu ise suç gelirleri üzerindedir. Strasbourg Sözleşmesi karapara aklamanın çerçevesini daha kapsamlı ve ayrıntılı biçimde çizmiştir. Karaparaânın aklanması kapsamına giren fiiller sözleşmenin 6. Maddesinde belirtilmiştir :
l. Her bir Taraf, kasıtlı olarak işlenen aşağıdaki fiillerin kendi iç mevzuatına göre suç sayılması için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri alacaktır :
a. Bir malvarlığının suçtan doğan gelir olduğunu bilerek, bunun yasadışı kaynağını gizlemek veya tebdil etmek veya müsnet suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eylemlerinin hukuki sonuçlarından kurtulmasına yardım etmek maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi veya nakledilmesi;
b. Herhangi bir "malvarlığıânın, suçtan kaynaklandığını bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek veya tebdil etmek;
ve her Taraf Devletin kendi anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel esaslarına bağlı olmak kaydıyla:
c. Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan hasıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının iktisabı, bulundurulması veya kullanılması;
d. Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak ve tavsiyede bulunmak,
Bu sözleşmelerin yanında OECD bünyesinde kurulmuş olan Mali Eylem Görev Grubu (FATF) de OECD ülkelerinde karapara aklamanın suç haline getirilmesi ve karapara aklama ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi yönünde etkinlik göstermektedir. FATF, bu etkinliklerini 1990âda yayınladığı ve 1996âda revize ettiği kırk tavsiye kararları temeline dayalı olarak yürütmektedir.
Gerek FATF üyesi ülkeler gerekse Viyana ve Strasbourg Sözleşmelerine taraf olan ülkeler mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yaparak karapara aklamayı suç olarak kabul etmişlerdir. Bazı ülkelerde ise bu yöndeki çalışmalar halen devam etmektedir.
3.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA AKLAMA TANIMI
Hangi suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasının karapara aklama olduğu âkaraparaâ kavramının incelendiği bölümde de değinildiği üzere ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiyeânin de aralarında bulunduğu bazı ülkeler, mevzuatlarında belli suçları teker teker saymış ve sayılan suçlardan elde edilen kazançları karapara kabul etmişlerdir. Çoğu ülke ise bütün suçlardan elde edilen veya ciddi suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasını karapara aklama olarak değerlendirmektedir. Hangi suçların âCiddi suçâ kapsamına girdiği konusunda genelde kullanılan ortak ölçü suç için öngörülen cezanın ağırlığıdır. Ancak kaç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçların ciddi suç kapsamına girdiği ülkeden ülkeye değişmektedir. Bazı ülkelerde mevcut karapara aklama suçu ve öngörülen ceza ile ilgili düzenlemeler çalışmamızın ayrı bir bölümünde özet olarak ele alınmıştır.
âAklamaâ kavramı kapsamına ise karaparaya yasal bir nitelik kazandırmak amacıyla iktisap edilmesi, bulundurulması, transfer edilmesi, nakledilmesi, gizlenmesi, sınır ötesi işleme tabi tutulması, kullanılması, işletilmesi, yatırılması (yatırım yapılması), bir ekonomik değerden diğerine çevrilmesi; kaynağının, niteliğinin, sahibinin, zilyedinin farklı gösterilmesi gibi fiiller girmektedir. Bu fiiller doğrudan karaparayı elde eden kişi veya kişiler tarafından işlenebileceği gibi, başka kişiler tarafından da işlenebilir.
Ancak âkaraparaâ tanımının incelenmesi sırasında da değinildiği gibi, kanun uygulayıcı birimler için ölçü olan ve değer ifade eden tanım karapara aklamanın, karaparanın aklanmasının önlenmesi hakkındaki kanunda yer alan kanuni tanımıdır.
2.b) Karapara Aklama Suçu : Türk Ceza Kanununun 296 ıncı maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiilleri, (ifade eder).
T.C.K.ânın 296. Maddesi şu şekildedir :
âCürüm işleyenleri saklamak ve cürümün delillerini yok etmek cürümleriâ
Madde 296: (Değişik: 28/9/1971 - 1490/9 md.)
âHer kim hapis cezasından aşağı olmayan cezayı müstelzim bir cürüm işledikten sonra bu cürmün icrasında faillerle evvelce ittifak etmiş ve cürümü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızın, bir kimsenin o cürümden istifadesini temine veya Hükümetçe icra olunacak tahkikatı yanlış yola sevk etmeye yahut Hükümetin araştırmalarına veya hükmün icrasına karşı faili gizlemeye yardım eder yahut hakkında yakalama veya tevkif müzekkeresi çıkarılmış olan bir kimsenin saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere derhal haber vermezse veya her kim bu cezaları istilzam eden bir cürümün eser ve delillerini yok eder yahut bunları bir suretle değiştirir veya bozarsa, hapis cezasını gerektiren suçlarda altı aydan iki yıla kadar,ağır hapis cezasını gerektiren suçlarda iki seneden dört seneye,ölüm cezasını gerektiren suçlarda da üç seneden beş seneye kadar hapis cezasına mahkum olur. Şu kadar ki, bu ceza müddeti asıl cürüm için kanunda tayin edilen cezanın üçte birini geçemez. Sair fiillerden dolayı tertip olunacak ceza beş yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasıdır. Bu fiili usul veya füruunun, karı veya kocasının yahut kardeşinin lehine olarak işleyen kimseye ceza verilmez.â
Bu madde, suçu işleyen faile yardım etme ile ilgili düzenlemeler yapmıştır. Bu kapsama giren fiiller :
Hapis cezasından aşağı olmayan cezayı müstelzim bir cürüm işledikten sonra bu cürümün icrasında faillerle evvelce ittifak etmiş ve cürümü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızın;
ï§ bir kimsenin o cürümden istifadesini temine veya Hükümetçe icra olunacak tahkikatı yanlış yola sevk etmeye yahut Hükümetin araştırmalarına veya hükmün icrasına karşı faili gizlemeye yardım etmek.
ï§ hakkında yakalama veya tevkif müzekkeresi çıkarılmış olan bir kimsenin saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere derhal haber vermemek.
ï§ bu cezaları istilzam eden bir cürümün eser ve delillerini yok etmek yahut bunları bir suretle değiştirmek veya bozmak.
Maddenin başındaki âfaillerle evvelce ittifak etmiş ve cürümü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızınâ ibaresi önemlidir. Bu özelliği ile madde, iştiraki düzenleyen 64. ve 65. maddelerden ayrılır. 296. Maddede, önceki suçtan yararlanmayı sağlamak, soruşturmayı yanlış yöne sevk etmek veya faili gizlemek amaçları vardır. Bunun hangi araçlarla yapıldığı önemli değildir. Burada fail, asıl suç sahibinin yararına hareket etmektedir. Karapara aklama suçunun maddi unsurunu teşkil eden fiillerden birisi yukarıda belirtilen amaçlarla yani kısaca asıl failleri korumak amacıyla işlendiği takdirde fiil, T.C.K. 296. madde kapsamında değerlendirilir, hapis cezasını gerektiren suçlarda altı aydan iki yıla kadar,ağır hapis cezasını gerektiren suçlarda iki seneden dört seneye,ölüm cezasını gerektiren suçlarda da üç seneden beş seneye kadar hapis cezasına mahkum olur. Bu ceza müddeti asıl cürüm için kanunda tayin edilen cezanın üçte birini geçemez. Bu fiili usul veya füruunun, karı veya kocasının yahut kardeşinin lehine olarak işleyen kimseye ceza verilmez. Ancak amaç karaparanın aklanmasına yardım etmek veya karapara aklayanın fiilin hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etmek ise, fiil karapara aklama suçu kapsamında değerlendirilir. 4208 Sayılı Yasanın 2(b) bendinde geçen âT.C.K. 296. Maddede sayılan haller haricindeâ ibaresinin konulmasının amacı bu ayrımı göstermektir.
4208 Sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanunâda karapara aklama suçu kapsamında yer alan fiiller aşağıdaki tabloda şematik olarak gösterilmiştir.
4208 SAYILI YASA TARAFINDAN KARAPARA AKLAMA SAYILAN FİİLLER
2. maddenin (a) bendinde sayılan fillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi,
elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi,
bulundurulması,
elde edilen veya elde edildiği bilinen karaparanın, elde edenlerce veya başkaları tarafından, kullanılması,
kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi,
zilyet ya da malikinin değiştirilmesi,
gizlenmesi
veya sınır ötesi harekete tabi tutulması
veya bu hareketin gizlenmesi,
elde edildiği bilinen karaparanın, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla başkaları tarafından, kaynağının veya yerinin değiştirilmesi
transfer yoluyla aklanması
tespitini engellemeye yönelik fiiller
Tabloda gösterilen fiiller aynı zamanda karapara aklama suçunun maddi unsurudur. Karapara aklama suçunun manevi unsuru ise kasıttır. Mevzuatımıza göre karapara aklama suçu ancak kasıtla işlenebilecek nitelikte bir suçtur. Karapara aklama suçu genel olarak icrai bir suçtur. İhmal suretiyle icra biçiminde işlenmesi de mümkündür. Örneğin, karapara aklama suçunun işlendiğini tesbit eden bir görevlinin, görevini ihmal ederek, karaparanın aklanmasına yardım etmek amacıyla, suçun ortaya çıkarılması ve kovuşturulması için üzerine düşen işlemleri yapmaması ihmal suretiyle icra kapsamında değerlendirilebilir.
3.4. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA FAİL
Karapara aklama suçunun faili karaparayı elde edenler veya başkaları olabilir. âKaraparayı elde edenâ karaparanın doğumuna neden olan, 2 nci maddenin (a) bendinde sayılan öncül suçlardan birisini işleyen ve bu suçun sonucunda bir kazanç elde eden kişi veya kişilerdir. Kanunda âBaşkalarıâ diye ifade edilen kimseler ise karaparayı elde edenler dışında kalan herkestir.
âBaşkalarıâ tabirinin kapsamında ele alınabilecek bazı kimseler şunlardır:
1- Karaparayı elde edenlerin yakınları : Karaparayı elde edenlerle akrabalık bağı olan kimselerin, aralarındaki insani ve psikolojik bağ nedeniyle karapara aklama suçuna katılmaları veya karapara aklama suçunun sonuçlarından kaçmasında faile yardım etmeleri mümkündür. Özellikle yardım niteliğindeki karapara aklama suçlarının, karaparayı elde eden kişinin akrabaları tarafından işlenmesi olasıdır. 4208 Sayılı Yasanın, karapara aklama suçunun cezasını düzenleyen 7 nci maddesinin son fıkrasında âKarapara aklama suçunun, usul veya furuu veya karı-koca veya kardeşlerden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi halinde bu ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.â hükmü getirilmiştir.
2- Karaparayı elde edenin arkadaşları, iş ortakları, iş ilişkisi içerisinde olduğu kimseler: Karapara elde eden kişi ile kan bağı olmamakla birlikte yakın ilişki içerisinde bulunan bu kişilerin de karapara aklama suçunu işlemeleri veya suça iştirak etmeleri işlemeleri mümkündür.
3- Banka ve diğer mali kuruluşların çalışanları: Kanunun 7 nci maddesinde, â....3182 Sayılı Bankalar Kanununa, 7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanununa, 3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanununa,1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanuna, 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa, Ödünç Para Verme İşleri ile Özel Finans Kurumlarının Kurulması, Faaliyetleri ve Tasfiyelerine ilişkin Esas ve Usulleri düzenleyen mevzuata göre faaliyet gösteren kurumlarda çalışanlar tarafından...â görevleri nedeniyle işlenmesi ağırlaştırıcı neden sayılmıştır ve karapara aklama suçunun bu kişilerce işlenmesi durumunda cezanın bir misli arttırılması öngörülmüştür. Bu kuruluşlarda çalışan kişilerin özel konumları sayesinde bu suçları icra veya ihmal suretiyle icra suretinde işlemeleri mümkündür. Karapara aklama suçunun belli kişiler tarafından işlenmesi halinde öngörülen ceza artırımı, 7 nci maddenin yorumunda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
4- Kolluk kuvvetleri, karapara aklama ile mücadele sürecinde yer alan görevliler, kovuşturma sürecinde yer alan görevliler,diğer memur ve kamu görevlileri ile bu kimseler üzerinde doğrudan veya dolaylı şekilde etkili olabilen bürokrat ve siyasiler: Karapara aklama ve karaparaya kaynaklık eden diğer suçları işleyenlerin, özellikle de sürekli olarak bu suçları işleyen suç örgütlerinin en önemli gayretlerinden bir tanesi de devlet içinden yardımcılar edinmek, rüşvet, şantaj, tehdit gibi yollarla suç ile mücadele eden birimler ve kişiler üzerinde doğrudan veya dolaylı bir biçimde etki alanı oluşturmaktır. Bundan dolayı, sözkonusu görevlilerin veya yetkililerin gerek bir tehditten kaynaklanan zorunluluk sonucunda veya bir menfaat karşılığında karapara aklama suçunu işlemeleri mümkündür. Bu görevli veya yetkililerin işleyebileceği suçlar, doğrudan karaparanın aklanmasına yönelik fiillerden ziyade karapara aklamanın veya karaparaya kaynaklık eden suçların ortaya çıkarılmasını, bu suçlardan sağlanan kazançlar el konmasını veya müsadere edilmesini, bu suçların faillerinin tespit edilmesini, bulunmasını, göz altına alınmasını veya tutuklanmasını önlemeye yönelik fiillerdir. Kanunun 7 nci maddesinde suçun memur veya kamu görevlileri tarafından görevleri nedeniyle işlenmesi halinde verilecek cezanın bir misli arttırılması öngörülmüştür. Ancak bu ceza artırımının söz konusu olabilmesi için memur veya kamu görevlisinin bu suçu işlerken, bu niteliklerinden kaynaklanan özel konumunu kullanarak işlemiş olmaları gerekir.
5- Avukat, muhasebeci, mali müşavir gibi belli alanlarda uzmanlaşmış kişiler: Bu kişilerin uzmanlaştıkları alanlar ve bilgi birikimleri, suç işleyerek sonucunda karapara elde etmiş olan kimseler açısından son derece önemlidir. Karaparanın finansal sisteme sokulması, hukuki boşluklardan yararlanılması, yetkililerin dikkatinden kaçırılması, avam deyimiyle işlerin kitabına uydurulması için bu kimselerin yardımı gereklidir. Ülkemizde henüz yaygın olmamakla birlikte bazı ülkelerde, bazı avukat, muhasebesi, mali müşavirlerin karapara aklama konusunda uzmanlaşmaya gittikleri ve profesyonel olarak karapara akladıkları bilinmektedir.
6- Diğerleri: Karapara aklama suçu yukarıdaki sınıflardan hiçbirine girmeyen kimseler tarafından da işlenebilir. Bu kimseler, bir tehdit sonucunda veya pay, komisyon veya herhangi bir menfaat karşılığında veya karşılıksız olarak karapara aklama suçu kapsamındaki fiillerden birisini işleyebilirler.
Kanunda yer alan âBu suçların, tüzel kişilik bünyesinde işlenmesi halinde, üçüncü fıkranın (a) bendi hükmünün uygulanamadığı durumlarda, fiili gerçekleştiren yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmolunmakla birlikte, tüzel kişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılır.â hükmünden suçun failinin tüzel kişi de olabileceği düşüncesi doğabilir, ancak T.C.K.ânın genel hükümlerine göre tüzel kişiler fail olamaz. Fail, fiili gerçekleştiren yöneticiler veya yetkililerdir.
Fail ve fiil incelenirken dikkat edilmesi gereken bir nokta, işlenen fiilin âiştirakâ mı yoksa âyardımâ mı olduğunun ayrımıdır. Yukarıda fail olarak sayılan kişilerin işledikleri fiiller amaç birliği içerisinde ve önceden anlaşarak, karapara aklama amacıyla veya karapara aklayanın fiilin hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etmek amacıyla işlenmişse karapara aklama suçu söz konusudur. Ancak fiil asıl faili korumak amacıyla işlenmişse T.C.K. 296. madde kapsamındaki yardım suçu söz konusudur. 3.5. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA SUÇ UNSURLARI
3.5.1. KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN MADDİ UNSURU
Kanun karapara aklama suçunun tanımını yaparken, hangi fiillerin elde edenlerce, hangilerinin başkalarınca işlendiği zaman karapara aklama suçu oluşturacağını göstermiştir.
KARAPARA AKLAMA SUÇU
KARAPARAYI ELDE EDENLERCE İŞLENEBİLECEK FİİLLER BAŞKALARINCA İŞLENEBİLECEK FİİLLER
ï§ meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, ï§ iktisap edilmesi,
ï§ kullanılması, ï§ bulundurulması,
ï§ kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi, ï§ kullanılması,
ï§ zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, ï§ kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi,
ï§ gizlenmesi, ï§ zilyet ya da malikinin değiştirilmesi,
ï§ veya sınır ötesi harekete tabi tutulması, ï§ gizlenmesi
ï§ veya bu hareketin gizlenmesi, ï§ veya sınır ötesi harekete tabi tutulması
ï§ veya bu hareketin gizlenmesi,
ï§ elde edildiği bilinen karaparanın, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla başkaları tarafından,
- kaynağının veya yerinin değiştirilmesi
- transfer yoluyla aklanması
- tespitini engellemeye yönelik fiiller
Karaparanın meşruiyet kazandırma amacıyla değerlendirilmesi :
Bu fiilin amacı karaparanın mali sisteme sokulması ve yasadışı yollardan elde edilen bu kazanca yasal bir görünüm kazandırılmasıdır. Kanun metninde kullanılan meşruiyet kazandırma ile kastedilen anlam budur. Meşru kelimesinden türemiş olan âMeşruiyetâ meşruluk, kanuna uygunluk anlamına gelir.
Aslında âmeşruiyet kazandırmaâ amacı, karapara aklama suçunun manevi unsuru olan âkasıtâın ifadesidir. Meşruiyet kazandırma amacı, karapara aklama suçunun özünde vardır. Zaten âkarapara aklamaâ tabiri içindeki âaklamaâ kelimesi de yasallık kazandırma anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla meşruiyet kazandırma amacı sadece âdeğerlendirmeâ fiiline has değildir ve karapara aklama suçu kapsamına giren diğer fiillerde de bulunması gerekir. Bu, karapara aklama suçunun yalnızca kasıtla işlenebilmesinin doğal sonucudur.
Bu bağlamda değinilmesi gereken bir nokta ise karapara aklama suçunun oluşabilmesi için karaparanın mutlaka aklanmış olmasının gerekmediğidir. Karaparayı aklamak amacıyla, diğer deyimle meşruiyet kazandırmak amacıyla, yasada sayılmış olan fiillerden birisi (değerlendirmek, kullanmak, kaynak ve niteliğini değiştirmek vs.) işlendiği zaman karapara aklama suçu oluşur. Karaparanın başarıyla aklanmış olması şart değildir, bu fiillerin karaparanın aklanması amacıyla işlenmesi yeterlidir. Zaten mantıken, kovuşturmaya konu olan karapara aklama olayları başarısız karapara aklama operasyonları olacaktır. Başarılı ( yani suçlu tarafından başarı ile tamamlanmış ve işlendiği tespit edilememiş) karapara aklama olayları devlet yetkilileri tarafından fark edilmeyecek, herhangi bir kovuşturmaya konu olmayacak, bu olaylarda karapara devlet tarafından meşru para olarak kabul edilecek ve mali sisteme girecektir.
âDeğerlendirmeâ kelimesinin anlamı değer kazandırma değil, karaparanın ekonomik değerini kaybetmesini ve yok olmasını önleyecek şekilde kullanılmasıdır. Kullanmayı, ( kullanma= değerlendirme+ tüketme) şeklinde formüle edebiliriz. Özellikle kayıtdışı ekonominin büyük olduğu, karapara aklama ile mücadele prosedürlerinin bulunmadığı veya zayıf olduğu bir ülkede karaparanın sadece değerlendirme yoluyla bir adımda, mali sisteme sokulması ve aklanması mümkündür.
Karaparanın değerlendirilmesi birçok şekilde olabilir. Örneği uyuşturucu madde kaçakçılığında elde edilen karaparanın, bankada açtırılan bir hesaba yatırılması, bu para ile döviz alınması, bir işletme veya turistik tesis satın alınması, bir aracı kurum vasıtasıyla hisse senedi satın alınması, devlet tahvili veya hazine bonosu alınması, gayrimenkul veya menkul mallar (tüketmek değil, parayı değerlendirmek amacıyla) satın alınması. Karaparanın ticarette kullanılması, işletilmesi, karapara ile yatırım ve plasman yapılması da âdeğerlendirmeâ kapsamındadır.
âDeğerlendirmeâ fiilinin yalnızca elde edenlerce işlendiği zaman karapara aklama suçunu oluşturması, başkaları tarafından işlenebilecek fiiller arasında sayılmaması eleştirilebilir. Bir kişiye ait paranın veya mal varlığının başkası tarafından değerlendirilmesi mümkündür.
Karaparanın kullanılması :
Kullanmak kelimesinin sözlük anlamı,bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak, bir şeyi yararlı olduğu işe sürmek, işlemektir.
Değerlendirme kavramını incelerken kullanmayı, (kullanma= değerlendirme + tüketme ) şeklinde formüle etmiştik. Değerlendirme ayrı bir kavramla ifade edildiği için, âkullanmaâ kavramını, tüketime yönelik olarak kullanma şeklinde algılamak daha doğru olacaktır.
Bu çerçevede, karaparanın elde edenlerce veya başkaları tarafından ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüketilmesini ve karşılığında tatmin elde edilmesi bu fiil kapsamında değerlendirilmelidir. Bu kapsama gerek zorunlu, gerek faydalı gerekse lüks harcamalar girmektedir. Yiyecek, giyecek, beyaz eşya, takı, ev eşyaları gibi malların ve çeşitli hizmetlerin satın alınmasını örnek olarak verebiliriz. Kullanmak üzere otomobil alınması, oturmak üzere villa alınması gibi harcamalar da kullanma kavramı kapsamında ele alınmalıdır.
Karaparanın kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi:
Karaparanın kaynak ve niteliğinin değiştirilmesi de karapara aklama suçunu oluşturur.
Karaparanın kaynağının değiştirilmesi, karaparanın oluşumuna neden olan ve kanunun 2 nci maddesinin (b) bendinde sayılan ve suç teşkil eden fiiller ile karapara arasındaki illiyet bağının koparılmasını amaçlayan yöntemlerdir. Karaparanın kaynağı, öncül suç niteliğindeki fiillerdir. Bu fiiller yerine başka fiillerin (yasalara uygun fiillerin) karaparanın kaynağı olarak gösterilmesi karaparanın kaynağının değiştirilmesi demektir.
Karapara niteliğinin değiştirilmesi ise, karapara olma özelliğinin ortadan kaldırılmasıdır.
Karaparanın aklanması için kullanılan en temel ve en yaygın yöntemler kaynağını ve niteliğini değiştirmeye yönelik yöntemlerdir. Karaparanın kaynağının ve niteliğinin başarılı bir şekilde değiştirilmesi, ve bu işlemin yetkililer tarafından fark edilmemesi zaten karaparanın başarıyla aklandığı anlamına gelir. Karaparanın kaynak ve niteliğinin değiştirilmesi fiiline örnek olarak aşağıdaki işlemler gösterilebilir:
1. Uyuşturucu ticaretinden elde edilen karaparanın, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanılarak, mal ihracatı karşılığı sağlanmış gelir gibi gösterilmesi ve bu kazancın beyan edilmesi.
2. Karaparanın, komisyon ödenerek, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanılarak kumarhane işletmelerinden kazanılmış gibi gösterilmesi.
3. Gerçekte ticari faaliyeti bulunmayan bir kollektif şirketin, sahte ve muhteviyatı itibarı ile yanıltıcı belgeler kullanılarak karaparanın elde edenlerce şirkete aktarılması ve şirket kârı gibi gösterilmesi ve bu kazancın ortaklar tarafından beyan edilmesi.
4. Şirketler arasında, fatura bedellerinin emsallerine göre düşük veya yüksek gösterilmesi suretiyle, karaparanın bir şirketten başka bir şirkete aktarılması suretiyle ticari kazanç gibi gösterilmesi ve bu kazancın beyan edilmesi.
5. Gerçekte miras kalmadığı halde, karaparayı elde edenin, karaparasını, ölen babasından kalmış gibi göstererek beyanname vermesi, v.b.
Karaparanın zilyet ya da malikinin değiştirilmesi:
Zilyet, bir şeyi (sahibi kendi olsun veya olmasın) elinde bulunduran, kullanan veya onun üzerinde tasarruf sahibi olan kişi demektir. Yani zilyetlik bir şey üzerinde fiili hakimiyettir. Malik ise, bir şeyin mülkiyetini elinde tutan kişi, yani o şeyin sahibi demektir.
4208 Sayılı Kanunâun 2 nci maddesinin (b) bendindeki tanımlamaya göre , karaparanın , zilyet veya malikinin elde edenlerce değiştirilmesi de karapara aklama suçunu oluşturur. Karapara aklayıcılar açısından zilyedin ve malikin değiştirilmesi, resmi otoritelerin gözünden kaçmak için son derece fonksiyonel bir yöntemdir. Karapara aklayanların, karaparayı yakın akrabalarına, arkadaşlarına, iş ortaklarına vermeleri, bu kişilere ait banka hesaplarına yatırmaları veya muvazaalı işlemlerle bu kişilere devretmeleri kuvvetle muhtemeldir ve uygulamada da sıkça rastlanan bir durumdur. â Şirinlemeâ veya âmantarlamaâ ismiyle karapara literatürüne girmiş olan karapara aklama tekniği karaparanın zilyedinin değiştirilmesi esasına dayanmaktadır. Bu yöntemde karapara aklayan kişi karaparayı birçok farklı kişi adına açılan hesaplara yatırarak yetkililerin gözünden kaçırmaya çalışmaktadır. Farklı kişiler adına açılan hesaplarda yer alan düşük miktardaki paranın pek kimsenin dikkatini çekmeyeceği bir gerçektir. Farklı kişilerin hesaplarına yatırılan bu paralar daha sonra tedricen (dikkat çekmeyecek biçimde zamana yayılarak) ve kitabına uydurularak mali sisteme sokulmakta, sonuçta karaparanın asıl sahibinin cebine aklanmış bir biçimde geri dönmektedir.
Bundan dolayı karapara aklama olaylarının araştırılmasında ve kovuşturulmasında veya karapara aklamaya bağlı olarak müsadere ve tedbir kararlarının uygulanması sırasında sadece failin değil, failin ailesinin, yakınlarının, samimi olduğu kişilerin, şirketinin, iş ortaklarının da banka hesaplarının ve mal varlıklarının incelenmesi, karapara ile mücadelenin etkinliği açısından bir gerekliliktir.
Karapara, elde eden kişi tarafından başka şahıslar adına açılmış banka hesaplarına yatırıldığı zaman karaparanın hem zilyedi hem maliki değiştirilmiş olur. Zilyet değişmekte, malik ise görünürde değişmektedir. Karapara, elde eden tarafından başka bir kişiye geri almak üzere veya paranın sahibi nam ve hesabına bir işlem yapılmak üzere teslim edildiği zaman zilyedi değişmiş olur. Karapara üçüncü kişilere, hediye, bağış, hibe gibi isimler altında da devredilerek maliki değiştirilebilir. Karapara başkasına borç olarak verildiğinde zilyedi değişmiş olur, borçların ödenmesinde kullanıldığında ise maliki değişmiş olur.
Karaparanın gizlenmesi:
Karaparayı elde eden tarafından veya başkası tarafından işlenebilir.
Gizleme deyince akla ilk gelen, paranın veya suçtan elde edilen diğer bir ekonomik değerin, karaparayı elde eden kişi veya bunu bilen üçüncü kişiler tarafından gizli bir yere, bölmeye konularak, belli bir yere gömülerek, veya suçtan haberi olmayan bir kişiye teslim edilerek veya bunlara benzer yollarla saklanmasıdır. Bu yolla güdülen amaç, karaparanın, yetkililerin dikkatinden kaçırılması ve olası bir arama durumunda karaparanın kolluk güçleri tarafından ele geçirilmesinin önlenmesidir.
Ancak paranın, gerek ülke içinde gerekse ülke dışında bir banka hesabında veya kiralık kasada gizlenmesi de mümkündür. Banka yetkililerinin karapara akladığını bildikleri bir kişiye ait işlemleri yetkililere bildirmemeleri, inceleme yapan yetkililerden gizlemeleri de bu fiil kapsamında değerlendirilebilir.
Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi:
Karaparanın, sınır ötesi harekete tabi tutulması, karaparanın bir ülkenin sınırlarını aşırtarak diğer bir ülkeye geçirmek demektir. Yani bir ülkenin egemenlik alanından başka bir ülkenin egemenlik alanına geçirilmesi anlamına gelir. Bu fiil karaparayı elde edenlerce işlenebileceği gibi, bunu bilen başkaları tarafından da işlenebilir. Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulmasında başkalarının (kuryelerin) kullanılması sıkça rastlanan bir durumdur.
Bu geçiş, geçiş için ayrılmış sınır kapılarından olabileceği gibi bu kapılar dışında herhangi bir yerden de olabilir. Komşu ülkeler arasında veya komşu olmayan ülkeler arasında karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması deniz yoluyla veya hava yoluyla da gerçekleştirilebilir.
Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulmasının yalnızca fiilen bir ülke topraklarından diğer ülke topraklarına geçirme olarak anlaşılmaması gerekir. Karaparanın sınır ötesi işleme tabi tutulması elektronik ağlar, bilgisayar sistemleri, bankacılık teknikleri kullanılarak havale veya transfer yoluyla da mümkündür.
Görüldüğü gibi, bir işlem ile karapara aklama suçu kapsamında yer alan birkaç fiilin aynı anda işlenmesi mümkündür. Örneğin, yurtdışındaki bir bankaya yapılan bir havale ile, hem karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması, hem transferi, hem zilyet ve malikinin değiştirilmesi fiilleri işlenebilir.
Daha önce de belirtildiği gibi karapara ile mücadelenin etkinliği ülkeden ülkeye değişmektedir. Karapara aklama ile etkin bir mücadele yürütülen, ülke mevzuatının karapara aklamaya imkan sağlamayacak şekilde düzenlemeler içerdiği, bu konudaki cezaların ve uygulamaların caydırıcı olduğu ülkelerde karapara aklama işlemleri, aklayıcılar için yüksek risk taşır. Bir ülkenin karapara aklayıcıların gözündeki risk puanını etkileyen diğer önemli bir unsur da ülkenin teknolojik ve sosyal gelişmişliğidir. Bankacılık işlemlerinin tamamen kontrol altında olduğu, kayıtdışı ekonominin asgari düzeye indirildiği, kolluk güçlerinin kararlı ve disiplinli olduğu, kovuşturma ve yargılama prosedürlerinin hızlı etkin işlediği bir ülke karapara aklayıcılar tarafından sevilmeyen bir ülke olacaktır. Ayrıca toplumdaki bilinç düzeyinin yüksek olması da karapara aklayıcılarının işini zorlaştıracaktır. Tüm bu nedenlerden dolayı karapara aklama ile mücadelenin etkin olduğu ülkelerden, etkin olmadığı ülkelere doğru bir karapara akışı olacaktır. Dünya üzerindeki bazı ülkelerin neredeyse tüm gelirleri, karapara aklamaya yönelik olarak sağladıkları hizmetlerden elde edilen kazançlardan oluşmaktadır. Bu ülkelerde karaparanın aklanması için her türlü imkan hazırlanmıştır. Karapara gelişmiş ülkelerden bu ülkelere kirli olarak gelmekte, daha bu ülkelerden aklanmış şekilde çıkmaktadır.
Karaparanın ülkeler arasında nakli, elektronik işlemlerle olabileceği gibi, fiilen de olabilir. Karaparanın kuryeler aracılığı ile bavulla nakli kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu ülkelerde sıkça rastlanan bir durumdur. Ayrıca karaparanın sınırdan geçen çeşitli araçların gizli bölmelerinde, kişilerin üzerinde veya çeşitli eşyaların içine saklanarak nakledilmesi de mümkündür.
Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması gibi bu hareketin gerek elde edenlerce, gerek bunu bilen başkalarınca gizlenmesi de karapara aklama suçu kapsamındadır.
Karaparanın iktisap edilmesi:
İktisap, bir şeyin mülkiyetini elde etmek demektir. Bu şey, menkul veya gayrimenkul olabileceği gibi bir hak da olabilir. Karaparanın tanımı içerisine, her türlü menkul ve gayrimenkul mal, hak, menfaat ve değer girmektedir. Dolayısıyla , karapara aklama suçunu oluşması için iktisap fiilinin menkul, gayrimenkul mal için veya hak için gerçekleşmesi gerekir. Karaparanın iktisap edilmesi, ancak âbaşkalarıâ tarafından işlendiği zaman karapara aklama suçunu oluşturan fiiller arasında yer almaktadır.
İktisap şekilleri kısaca şöyle özetlenebilir.
1- Menkul Mal İktisabı:
Asli veya ferâi olmak üzere iki şekilde olabilir. Asli iktisap, bir şahsın delaletine ihtiyaç olmaksızın bir malın mülkiyetini elde etmektir. Bunlar; ihraz (sahipsiz bir malı alma), lukata (kaybolan bir malı bulan kimse, ilandan veya zabıtaya verdikten sonra beş sene içinde sahibi çıkmaz ise sahibi olur), define, enkaz, hukuki tağyir (bir kimsenin malik olmadığı bir şeyi işlemesi veya değiştirmesi), iki malın birbiriyle karışma veya birleşmesi, iktisadi müruru zamandan oluşan iktisap şekilleridir. Asli iktisap karapara aklamada suç oluşturmaz. Ferâi iktisap, başkasının iktisap etmiş olduğu bir şeyi ondan iktisaptır. Bu suretle mülkiyetin intikali için malın hakikaten veya hükmen teslim edilmesi gerekir (hibe, satış gibi).
Menkul mal niteliğindeki karaparanın iktisap edilmesi , ferâi iktisap şekilleriyle mümkündür. Karaparanın önceden iktisap edilmesi zaten işin oluşu nedeniyle zorunludur. Yani kanunda suç sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle karaparanın elde edilmesi, daha açık bir ifade ile failin karaparayı elde etmesi gerekir.
2- Gayrimenkul Mal İktisabı:
Burada da iktisap asli ve ferâi olmak üzere ikiye ayrılır. Asli iktisap; a) İşgal (Tapu siciline göre sahipsiz bir şey haline geldiği anlaşılan gayri menkuller işgal suretiyle iktisap edilebilir). b) Yeni arazi teşekkülü, c) Arazinin kayması, d) Adi ve olağanüstü zamanaşımı, şekilleriyle olabilir. Bunlar karapara aklamada iktisap şekli olamaz.
Ferâi iktisap yolları: Ferâi iktisapta tapu siciline kayıt şarttır. Buna tescil denir. Kural olarak mülkiyet tescil ile intikal eder. Fakat gayrimenkul mülkiyetini nakleden akitlerin resmi şekilde yapılmaları gerekir. Menkul mallarda olduğu gibi, gayrimenkul mallarda (karaparada) da ferâi iktisap yollarıyla mülkiyetinin iktisap edilmesi gerekir. Çünkü, bilinen (gayrimenkul şeklindeki) bir karapara söz konusudur. Gayrimenkul niteliğinde olan , bilinen karaparanın birisi adına tescil edilmiş olması gereklidir. Karapara olan bu gayrimenkulun iktisabı suçun teşekkülü için gereklidir.
3- Hakların iktisabı:
Alacağın bir diğer kişiye temliki için yazılı şekle uymak şarttır. Gayrimenkul üzerindeki haklara gelince (rehin, intifak hakları gibi) bunların iktisabı tescil ile mümkündür.
Bunlar haricinde , mameleke ait bütün haklar ve mallar miras yolu ile de iktisap olunabilir. Şahsa bağlı olan haklar mirasçılara intikal edemez, esasen bunların temliki de caiz değildir.
Sonuç olarak, karaparanın özelliğine göre yukarıdaki iktisap şekillerinden biriyle başkaları tarafından iktisap edilmesi suçun maddi unsurunu oluşturur.
Karaparanın bulundurulması:
Bulundurmak, bir eylemdir. Sözlük anlamı, var olmasını sağlamak, eksik etmemektir. Karaparanın bulundurulması ise karaparanın muhafaza edilmesini sağlamak, değerlendirilebilecek, kullanılabilecek, transfer edilebilecek, kısaca aklanmasını sağlayacak bir şekilde tutmak anlamına gelmektedir. Bu eylem çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilir. Bir bankanın kiralık kasasına koymak, evde dolaba koymak, işyerinde kasaya kilitlemek gibi.
Yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla karaparanın kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller:
Yardım suçlarını içeren bu fiilin konusu bundan önceki fiillerden farklı olarak âkaraparaâ değil, failin suçun hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etmektir. Kanun metninde âyukarıda belirtilen suçlarâ ifadesinin kullanılmasından, sayılan yardım fiillerinin bütün karapara aklama suçları için mümkün olabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, bu kısımda düzenlenen yardım, genel anlamda yardımdan farklıdır. Kanun ile karapara aklama suçunda âyardımâ la ilgili olarak özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu özel düzenleme ile, 2(a) bendinde sayılan suçlardan birisi sonucunda elde edildiği bilinen karaparanın (yukarıda sayılan karapara aklama suçlarından birini işlemiş olan faile yardım etmek amacıyla) 1-kaynağının veya yerinin değiştirilmesi, 2-transfer yoluyla aklanması, 3-tespitini engellemeye yönelik fiiller de karapara aklama suçu sayılmıştır.4208 Sayılı Kanunâda yer alan yardım fiilleri dışında kalan yardım fiilleri hakkında genel düzenleme olan T.C.K.ânın 296 uncu maddesi uygulanır. Zaten Karapara aklama suçunun tanımında yer alan, âT.C.K.ânın 296 uncu maddesinde belirtilen haller haricindeâ ifadesi ile belirtilmek istenen budur.
Bu suçun maddi unsuru yukarıda da geçen şu fiillerdir:
1-Kaynağının veya yerinin değiştirilmesi, : Kaynağın değiştirilmesi fiili önceden de ele alınmıştı. Buradaki fark, fiilin, karapara aklama suçu failine yardım etmek amacıyla işlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, karapara ile öncül suç arasındaki illiyet bağını koparmak ve yasadışı niteliğini gizlemek veya yasal görünüm kazandırmak üzere kaynağının ve yerinin değiştirilmesi bu fiil kapsamına girmektedir. Maddi unsur kaynağın ve yerin değiştirilmesidir.
2-Transfer yoluyla aklanması, : Transfer Fransızca kökenli bir kelime olup,â bir hakkın veya şeyin bir yerden diğer bir yere veya bir kişiden diğer bir kişiye aktarılmasıâ anlamına gelmektedir. Yani transferde, bir hakkın veya mal varlığının ya yeri, ya zilyedi ya da maliki değişmektedir. Burada sözkonusu olan transfer yurtiçi veya sınır ötesi bir işlem olabilir. Banka veya finansal kuruluşlar vasıtasıyla veya yurtiçindeki veya yurtdışındaki posta işletmeleri vasıtasıyla yapılabilir. Metinde âtransfer yoluyla aklanmasıâ denilmesi hatalıdır. Zira, suçun oluşması için mutlaka karaparanın aklanmış olmasına gerek yoktur. Aklamak üzere bir işlemin yapılması yeterlidir. Aklama işleminin başarıyla tamamlanmış olması gerekmez. Bu ifadenin de içinde yere aldığı 2 nci maddenin (b) bendi karapara aklamanın tanımını yapmaktadır. Karapara aklamanın tanımı yapılırken âaklamaâ kelimesinin kullanılması teknik açısından eleştirilebilir.
3-Tespitini engellemeye yönelik fiiller: Bu fiiller çok çeşitli olabilir. Paranın fiili olarak saklanması, taşınması, kolluk güçlerinin şaşırtılması ve yanıltılması, faile, karaparanın tespit edilmesini engelleme konusunda yol göstermek, danışmanlık yapmak, teknik öğretmek gibi filler bu ifadenin kapsamında değerlendirilebilir.
Yardım fiilleri olmaları nedeniyle bu fiillerin failleri, karapara aklama suçu kapsamındaki diğer fiillerin failleri dışındaki kişiler yani kanundaki ifade ile âbaşkalarıâ dır. Bu çerçevede yardım kapsamı içerisinde ilk akla gelen zümre, failin yakınlarıdır(akrabaları). Bu suçun failin usulü, füruu, karı veya kocası, kardeşi tarafından işlenmesi durumunda cezanın yarısından üçte ikisine kadar indirileceği öngörülmüştür. Failin yakınları ile arasındaki insani ve psikolojik bağ nedeniyle, failin yakınlarının suçun sonuçlarından kaçma konusunda faile yardım etmeleri olasılığı yüksektir. Bu yardım yakınlık derecesine göre karşılıksız olabileceği gibi karşılıklı da olabilir. Faile, iş ortakları veya yakın arkadaşları tarafından da yardım edilebilir. Ayrıca failin avukat, muhasebeci, mali müşavir, banka veya finansal kuruluş yetkilileri gibi belli dallarda uzmanlaşmış kişilerden yardım görmesi de mümkündür. Failin suçun sonuçlarından kaçması konusunda yardım görebileceği diğer bir sınıflar ise kolluk güçleri, görevi gereği karapara aklama ile mücadele süreci içerisinde yer alan diğer kamu görevlileri veya bu görevliler üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak etkili olabilen bürokratlar veya siyasilerdir. Bunlar dışında kalan kişilerin de genelde bir menfaat karşılığında burada sözkonusu olan yardım fiillerini işlemeleri mümkündür. Bu konu âKarapara Aklama Suçunun Failiâ başlığı altında ayrıntılı olarak işlenmiştir.
3.5.2. SUÇUN MANEVİ UNSURU
Gerek Viyana Konvansiyonunda gerekse Strasbourg Konvansiyonunda karapara aklamadan bahsedilirken âHer bir taraf , aşağıda sayılan fiilleri, kastî olarak işlendiği zaman , kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır....â denerek bu fiillerin kasten işlendiği zaman suç teşkil edeceğini vurgulamıştır.
Karapara aklama suçunun manevi unsuru âgenel kasıtâtır. Karapara aklama suçu öncül suçu işleyenler tarafından veya başkaları tarafından işlenebilir. Öncül suçu işleyen tarafından karapara aklanması nitelik itibariyle ancak kasıtla işlenebilecek bir fiildir. Bir kişinin işlediği suç sonucunda elde ettiği kazancın başka bir kimse tarafından aklanması da mümkündür. Bu kazancı aklayan üçüncü kişi, bilerek (kasten) aklamışsa suçtur, ancak bilmeyerek aklamışsa suç teşkil etmez. Hatta bilmesi gerektiği halde bilmeyerek (taksirle) aklamışsa yine suç teşkil etmez. Zira T.C.K. cürümlerin ancak kasıtla işlenebilmesini öngörmüştür.
Şüpheli işlem bildirimi, kimlik tespiti gibi yükümlülüklerin ihmal edilmesinin karaparanın aklanmasına imkan sağlaması mümkündür. Ancak kasıt olmadan bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi karapara aklama suçuna dahil olmayacaktır. Bu yükümlülüklerin ihmali ile ilgili cezai düzenleme 4208 Sayılı Kanunun 12. Maddesinde yapılmıştır. Ancak bu yükümlülüklerin karapara aklanmasına imkan sağlamak amacıyla bilerek ve kasten ihmal edilmesi karapara aklama suçuna dahil olacaktır. Çünkü bu son halde ihmali bir durum değil, ihmal suretiyle icra suçu söz konusudur.
Viyana Konvansiyonuna paralel olarak ülkemizde Karapara aklanması ancak kasten işlendiği zaman suç teşkil etmektedir. 1994âde, zamanın hükümeti tarafından hazırlanan ilk kanun tasarısında â...kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesi suretiyle elde edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği karaparayı.....â denerek karapara aklama suçunun taksirli olarak işlenebileceği öngörülmüştü. Ancak Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarında âbilmesi gerektiğiâ tabiri tasarıdan çıkarılarak, karapara aklama suçunun yalnız bilerek (kasıtla) işlenebilmesi öngörülmüştür.
Karapara aklama suçunun oluşma veya ortaya çıkış zamanının tespiti son derece güç ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Karapara genelde bir hareket sonucunda değil, birçok hareketten oluşan bir süreç sonucunda aklanır. Bundan dolayı karaparanın hangi noktada aklanmış paraya dönüştüğünün tespiti son derece zor ve ihtilafa açıktır. Ama bir genelleme yapacak olursak, karaparanın aklanması, resmi kayıtlara ya da hukuken değer ifade eden kayıtlara girmesi ile mümkün olacaktır. Ancak bu yeterli değildir. Karaparanın kaynağının resmi makamlara açıklanabildiği, resmi makamların gösterilen kaynağın doğruluğu konusunda ikna olduğu (karaparayı yasal yollardan kazanılmış para olarak kabul ettiği) an karapara aklanmış sayılır.
3.6. KARAPARA AKLAMA SUÇU İÇİN GETİRİLEN CEZA
Karapara aklama suçu fiillerini işleyenler;
ï§ iki seneden beş seneye kadar hapis,
ï§ aklanan karaparanın bir katı ağır para cezasıyla cezalandırılır ,
ï§ nemaları da dahil olmak üzere karapara kapsamındaki mal ve değerler ile bunların ele geçirilememesi halinde bunlara tekabül eden mal varlığının müsaderesine de hükmolunur. (Görüldüğü gibi 4208 Sayılı Yasada müsadere ayrıca düzenlenmiştir. Müsadere konusundaki genel hükümler T.C.K. 36. Maddesinde yer almaktadır. Ancak 4208 Sayılı Yasada yer alan müsadere T.C.K. 36.maddedeki müsadereden farklıdır. Bu fark, 4208 Sayılı Yasanın, sadece karapara kapsamındaki mal varlığının değil, bunların ele geçirilememesi halinde yasal yollardan elde edilmiş olsa dahi aklanan karapara tutarına tekabül eden mal varlığının müsaderesini de öngörmüş olmasıdır.)
Karapara,
ï§ terör suçlarından veya
ï§ Türkiye'ye ithali veya Türkiye'den ihracı kanunla yasaklanmış herhangi bir madde ve eşya kaçakçılığından elde edilmiş veya
ï§ suç yukarıda belirtilen terör suçlarına kaynak sağlamak amacıyla işlenmiş ise
birinci fıkra hükmüne göre faile verilecek hapis cezası dört seneden az olamaz.
Suçun;
a) Karaparanın aklanması maksadıyla teşekkül vücuda getirenler ile idare edenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından,
b) Görevi sebebiyle memur ve kamu görevlileri ile
ï§ 3182 Sayılı Bankalar Kanununa,
ï§ 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanununa,
ï§ 3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanununa,
ï§ 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna,
ï§ 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa,
ï§ Ödünç Para Verme İşleri ile Özel Finans Kurumlarının Kurulması, Faaliyetleri ve Tasfiyelerine İlişkin Esas ve Usulleri düzenleyen mevzuata göre faaliyet gösteren kurumlarda çalışanlar tarafından,
c) Şiddet veya tehditle veya silah kullanarak,
İşlenmesi halinde hükmolunacak cezalar, ayrıca bir misli artırılır.
Bu suçların tüzel kişilik bünyesinde işlenmesi halinde, üçüncü fıkranın (a) bendi hükmünün uygulanamadığı durumlarda, fiili gerçekleştiren yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmolunmakla birlikte, tüzel kişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılır.
Karapara aklama suçunun, usul veya füruu veya karı-koca veya kardeşlerden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi halinde bu ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.
4. FATF ÜLKELERİNDE KARAPARA AKLAMA SUÇU İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
A.B.D.
A.B.D.âde karapara aklamaya karşı ilk önlemler 1986 yılında çıkarılan Karapara Aklama Kontrol yasası ile alınmıştır. Karapara aklama suçları, esas olarak, A.B.D. ceza yasasının 18. babının 1956 ve 1957. bölümlerinde düzenlenmiştir. Bölüm 1956, belli yasadışı eylemlerden elde edilen kazançların aklanmasına yönelik çok sayıda fiili kapsayan karapara aklama suçlarını düzenlemiştir. â Belli Yasadışı Faaliyetler â , A.B.D. yasaları kapsamındaki yaklaşık olarak 130 öncül suçu kapsamaktadır., rapor etme yükümlülüklerinden kaçınmaya yönelik işlemlerde dahil olmak üzere , ve yasadışı yollardan elde edilmiş veya karapara aklamaya konu diğer faaliyetlerden elde edilmiş mal varlığını da kapsar.
1996 yılında yapılan değişiklikle öncül suçların kapsamı terörizm suçları, kamu sağlığı ile ilgili suçlar ve yasadışı göçmenlik suçlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
1957. bölüm ise mali kuruluşların 10.000 $ ve üzerinde , suç kazançları ile ilgili işlemlerle ilişkili bulunmaları ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu suç 1956. Bölümde aranan kasıt şartını gerektirmemesi nedeniyle daha geniş kapsamlı bir suçtur . Ancak cezası daha hafiftir. A.B.D.â deki karapara aklama olaylarının % 60-80 âinin uyuşturucu kazançlarıyla ilgili olduğu tahmin edilmektedir. Yasadışı kazançlara kaynaklık eden suçlar arasında uyuşturucu suçlarından sonra başta gelenler organize suçlar ve beyaz yaka suçlarıdır.
1956. bölüm kapsamına giren suçlar için öngörülen ceza 20 yıla kadar hapis cezası ve 500.000$ veya işlem tutarının iki katı para cezasıdır. 1957. Bölüme giren suçlar 10 yıla kadar hapis cezası ve para cezası öngörülmüştür.
ALMANYA
Karapara Aklama suçu Ceza Yasasının 261. Maddesinde düzenlenmiştir, Yasadışı kazançların, semerelerinin veya zilyetlerinin hem gizlenmesini hem değiştirilmesini suç saymıştır.
Bu bölüm, tüm ciddi suçlardan ( 1 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlardan) ve bunların dışındaki diğer öncül suçlar sonucunda elde edilen kazançların kastî olarak veya ihmalle aklanmasını kapsamaktadır.
Bu âDiğer Suçlarâ listesi, 1 Aralık 1994âde organize ve kar amaçlı işlendiği takdirde ;zimmet, dolandırıcılık, teşvik dolandırıcılığı, kalpazanlık, aktif ve pasif rüşvet suçlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Karapara aklama suçuna yardım ve iştirak da suçtur. Suç gelirlerini bilerek aklama suçu için öngörülen ceza suçun ağırlığına göre 5-10 yıl hapis cezası, ihmalle işlenen aklama suçunun cezası ise 2 yıla kadar hapis cezası veya para cezasıdır.
AVUSTRALYA
1987 tarihli âSuç Kazançlarıâ yasasının 5. bölümünün 1. kısmında tüm suçlardan elde edilen kazançların aklanması suç sayılmıştır.
Bir kazancın suç kazancı olduğunu bilerek veya bilmesi gerekirken , zilyetliğinde bulundurmak, kabul etmek (almak), gizlemek, mahiyetini ( meşruiyet kazanmak amacıyla) değiştirmek, ülkeye sokmak da suç kapsamındadır.
Gerçek kişiler için karapara aklama suçunun cezası 20 yıla kadar hapis, ve 200.000$âa kadar para cezasıdır. Karapara aklama suçunun tüzel kişiler tarafından işlenmesi durumunda ise 600.000$â a kadar para cezası öngörülmektedir.
AVUSTURYA
100.000 Şilini geçmek kaydıyla tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançların (başkasının işlediği suçtan doğmuş olsa bile) , kaynağını gizlemek , ( meşruiyet kazandırma amacıyla) değiştirmek, özellikle resmi makamlara mal varlığının kaynağı, menşei, sahibi, mal varlığına ait haklar ve mal varlığı ile ilgili işlemler hakkında yanlış bilgi vermek kanunlarca suç sayılmıştır.
Bu varlıkları veya parayı bilerek kabul etmek, muhafaza etmek, yönetmek, işletmek, dönüştürmek, transfer etmek, yatırımda kullanmak da suçtur.
Avusturyaâda Karapara aklama suçunda ceza 2 yıla kadar hapis cezasıdır. Şayet ciddi bir suç söz konusu ise ( 500.000 ATS - $40.000- ve yukarısı) veya sanık karapara aklayan bir organizasyona mensup ise 6 ay ile 5 yıl arasında hapis cezası söz konusudur.
BELÇİKA
Belçikaâda karapara aklama suçu sadece ciddi suçlarla sınırlı değil, yasadışı tüm faaliyetler sonucunda elde edilen kazançları kapsayacak şekilde geniştir.
11.Ocak.1993 tarihinde çıkarılan yasaya göre şu fiiller karapara aklama kapsamına girmektedir :
- Kaynağının yasadışı olduğu bilinen veya bilinmesi gereken mal varlığını satın almak, (karşılıklı veya karşılıksız) kabul etmek , muhafaza etmek, yönetmek (işletmek),
- Suçtan elde edilmiş para veya malvarlığını, yasadışı menşeini gizlemek veya değiştirmek amacıyla veya bu para veya varlıkları ortaya çıkaran suçu işleyen ve suçun sonuçlarından kaçmak isteyen kişilere yardım etmek amacıyla dönüştürmek ve transfer etmek,
- Yasadışı şekilde elde edildiği bilinen veya bilinmesi gereken paranın menşeini, kaynağını, konumunu, mahiyetini, kullanımını, hareketini, zilyetliğini gizlemek veya değiştirmek,
- Bu suçlardan birini işlemeye teşebbüs etmek.
Karapara aklama için öngörülen ceza beş yıla kadar hapis cezası ve 100000 Belçika Frangına kadar para cezasıdır.
DANİMARKA
Danimarkaâda henüz karapara aklama ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Ceza yasasının 191. ve 284. bölümlerinde başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere belli suçlardan elde edilen gelirleri kabul etmek (almak) suçtur .
Sözkonusu suç için öngörülen ceza altı yıla kadar hapis cezasıdır. Bu ceza ağırlaştırıcı sebeplerin varlığı halinde %50 oranında arttırılabilir.
FİNLANDİYA
Karapara aklama suçu, Finlandiya Ceza Yasasıânın 1 Ocak 1994â de yürürlüğe giren ve kabul etme (alma) suçlarını düzenleyen 32. babının 1.bölümü kapsamında değerlendirilmektedir. Bölüm 1 deki kabul etme suçuna bir paragraf eklenerek oluşturulan karapara aklama suçu , yasada âkarapara aklamaâ deyimi kullanılmamakla birlikte ayrı bir suçtur.
Yasaya göre tüm suçlardan elde edilen kazançların aklanması karapara aklanması suçu kapsamına girmektedir.
Esas (temel) kara para aklama suçuna verilen ceza ,18 aylık hapis cezasıdır. Bu suça ek olarak iki çeşit kara para aklama suçu daha vardır: Ağır karapara aklama suçu ve profesyonel karapara aklama suçu. Bu iki suça verilen ceza maksimum 4 ile 6 yıllık mahkumiyettir.
FRANSA
Karapara aklama ile ilgili düzenlemeler 13 Mayıs 1996 tarih ve 96-392 Sayılı Kanun ile yapılmıştır. Karapara aklama suçu Ceza Yasasıânın 3. Kitabının üç fasıldan ibaret olan 2.bölümüne âkarapara aklama adındaki 4.fasıl ( dokuz bentten oluşan 324. madde ) eklenerek oluşturulmuş.
Yasanın 324. Maddesinde karapara aklamanın tanımı şu şekilde yapılmıştır :
âCürüm işleyerek doğrudan veya dolaylı olarak kazanç sağlayan faile ait mal varlığının veya paranın kaynağının herhangi bir şekilde saptırılarak farklı gösterilmesi.â
Cürümden elde edilen kazançların parasal sisteme yerleştirilmesi (plasmanı), dönüştürülmesi veya gizlenmesi olduğu gibi bu fiillere yardım etmek de karapara aklama suçu kapsamına girmektedir. Karapara aklama suçunun profesyonel olarak işlenmesi ve organize suç örgütleri tarafından işlenmesi ağırlaştırıcı sebeptir.
Uyuşturucu suçlarından elde edilen kazançların aklanması suçu ayrıca düzenlenmiştir. Ayrıca gümrük Yasasında da karapara aklama ile ilgili çeşitli hükümler mevcuttur.
Fransız Ceza Yasasına göre suç veya cürüm olduğunu bilerek bir şeyi gizlemeyi, bulundurmayı, transfer etmeyi veya transferine aracılık etmeyi veyahut ta suç veya cürümlerden kaynaklanan gelirden her ne suretle olursa olsun kasten fayda sağlamayı yasadışı sayar. Bu fiiller, daimi suretle profesyonel eylemler olarak yapılırsa veya organize örgütlerce işlendiğinde daha da ağırlaştırılmak üzere 5 yıl hapis ve 2.5 milyon Fransız Frankı para cezası ile cezalandırılır.
Fransız Ceza Yasasına göre, narkotikle ilgili yasa maddelerini ihlal eden failin malvarlığının kaynağını hileli olarak yanlış göstermeyi veya ceza yasası maddelerinin ihlaliyle elde edilen gelirin yerleştirilmesi, gizlenmesi veya dönüştürülmesine kasten yardımcı olmayı suç sayar. Bu çeşit fiillere 10 yıl hapis, 1 milyon Fransız Frankı para cezasının yanı sıra müsadere de dahil diğer önlemler ile cezalandırılır.
Gümrük yasalarında da karapara aklanmasıyla ilgili hükümler bulunmaktadır. Buna göre fonların uyuşturucu madde olarak sınıflandırılmış bulunan zararlı madde ve bitkilerle ilgili yasa hükümlerini doğrudan yada dolaylı olarak ihlali sonucunda elde edildiğini bilen bir kişice, Fransa ve yabancı ülkeler arasında ihracat, transfer ve tazmini gibi finansal işlemlerini yapmak veya yapmaya kalkışmak bir aklama suçudur. Bu suç, 2 yıldan 10 yıla kadar hapis, yasadışı fonların müsaderesi ve bunun eşiti veya beş katı değerinde para cezasıyla cezalandırılır.
HOLLANDA
Hollandaâda karapara aklama suçu ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Karapara aklama suçu Ceza Yasasının 416., 417. Ve 417 Bis maddelerinde düzenlenmiş olan kabul etme, alma (receiving offence) suçu kapsamında değerlendirilmektedir. Bu hükümler kapsamına, herhangi bir suç sonucunda elde edilen tüm kazançlar girmektedir.
416. madde (kastî âreceiving offenceâ), 417. madde (daimi âreceiving offenceâ) ve mükerrer 417. madde (ihmal âreceiving offenceâ) uyarınca âreceiving offenceâ olarak tanımlanmıştır. Para aklama önlemleri tüm suçlardan kaynaklanan gelirlerin aklanmasını kapsamakta ve Hollanda Yasasına göre şirketlerin de para aklama (receiving) suçu için cezai sorumluluğu bulunmaktadır. Azami ceza 416. maddeye göre 4 yıl, sırasıyla 417. maddeye göre 6 yıl ve mükerrer 417. maddeye göre 1 yıl hapis cezasıdır.
Hollandaâda karapara aklamanın ayrı bir suç haline getirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda hazırlanan 420-bis maddesiyle ilgili öneride öngörülen düzenleme şu şekildedir : â Para aklama suçundan dolayı, muhtemelen doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir cürüm yoluyla elde edilen bir nesnenin nereden olduğunu veya nerede bulunduğunu ya da kimin hak talep ettiğini ya da iyeliğinde bulundurduğunu gizleyen veya örtbas eden her kimse, en fazla dört yıl hapis cezasına ve beşinci kategoriden (100.000 Gulden) para cezasına çarptırılabilir.
HONG KONG
Hong Kongâda ilk olarak, 1989 yılında, Uyuşturucu Kaçakçılığı Yasası ile uyuşturucu kazançlarının aklanması suç haline getirilmiş.
1994âde ise Organize ve Ciddi Suçlar Yasası ile kovuşturulabilir tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançların aklanması, karapara aklama suçuna dahil edilmiştir.
FATFâın Hong Kong hakkında hazırladığı değerlendirme raporunda hapis cezasının varlığından söz edilmemektedir. Şu anda karapara aklama suçları için öngörülen ceza müsaderedir.
İNGİLTERE
Ceza Yargı Yasası (1993) ve Uyuşturucu Kaçakçılığı (1994) yasaları başta terörizm ve uyuşturucu suçlarından elde edilen kazançlarla ilgili olmak üzere çeşitli karapara aklama suçlarını yürürlüğe koymuştur. Kraliyet mahkemelerinin yargı alanına giren tüm suçlar ve Sulh mahkemelerinin yargı alanına giren bazı kazanç sağlayıcı suçlar karapara aklama suçunun öncül suçlarını oluşturmaktadır.
Başlangıçta sadece uyuşturucu ve terörizm gelirlerinin aklanması suç iken bugün İngiltereâde bütün ciddi suçlar sonucunda elde edilen kazançlar karapara aklama suçu kapsamına girmektedir.
İngiltere'de karapara aklama suçunun cezası;14 yıl hapis ve para cezasıdır.
İRLANDA
1994âde yürürlüğe giren Cezai Yargı Yasası, karapara aklamayı suç haline getirmiş ve karapara aklama ile ilgili olarak müsadere, tedbir ve diğer yükümlülükleri düzenlemiş.
İrlandaâda başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere, vergi ile ilgili suçlar da dahil olmak üzere yasadışı tüm faaliyetler sonucu elde edilen kazançlar karapara kapsamına dahildir.
Karapara aklama suçu için 14 yıla kadar hapis ya da para cezası, veyahut her ikisi birden verilebilir.
İSPANYA
25 Mayıs 1996âda yürürlüğe giren Yeni Ceza Yasasıânın 301 ve 302. Bölümleri karapara aklamayı ayrı bir suç olarak düzenlemiştir. Yeni Ceza Yasası, önceden sadece uyuşturucu kazançlarını kapsayan karapara aklama suçunu bütün ciddi suçları kapsayacak şekilde genişletmiştir.
Ciddi Suç kavramı kapsamına , üç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlar girmektedir. Vergi suçlarından elde edilen kazançlar da karapara kapsamına girmektedir. Yeni Ceza Yasasıâna göre şu fiiller karapara aklama kapsamına girmektedir :
- Ciddi bir suç sonucunda ( üç yıldan fazla hapis ile cezalandırılabilen bir suç sonucunda ) elde edildiği bilinen mal varlığının (kazancın) , dönüştürülmesi, transfer edilmesi, edinilmesi,
- Bu kazançların yasadışı menşeini gizlemeye veya değiştirmeye yönelik herhangi diğer fiil ,
- Bu suçların Fiillerin faillerinin kovuşturulmaktan kurtulmalarına yardımcı olmaya yönelik fiiller.
6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ve söz konusu malların bir katı ile üç katı arasında para cezası verilebilmektedir. Şayet kazançlar zehirli madde, uyuşturucu ticareti, narkotik veya psikotrop maddelerden elde edilmişse cezalar 1,5 katına çıkmaktadır.
İSVEÇ
Karapara aklama suçu ayrı bir suç değildir. İsveç Ceza Yasasıânın 9. Babının 6. Ve 7. Bölümlerinde düzenlenmiş olan çalıntı malları alma (kabul etme) kapsamında kovuşturulmaktadır.
Ceza yasasının çalıntı mal kabul etme ile ilgili 9.faslının 6.ve7. bölümlerindeki hükümlere dayanarak uygulanan ceza : 6 ay â2 yıl hapis cezası dır. Bu ceza ağır durumlarda 6 yıla kadar çıkarılabilir.
İSVİÇRE
Ceza Yasasıânın 1 Ağustos 1999 da yürürlüğe giren 305. ve 305 ter maddelerinde düzenlenen karapara aklama suçu, tüm ciddi suçlar sonucunda elde edilen kazançların aklanmasını suç saymıştır. Bu kapsama İsviçre kanunlarında düzenlenen 80 kadar suç girmektedir. Sözkonusu suçlardan elde edilen para, döviz, kıymetli evrak, kıymetli maden ve taşlar ve ekonomik değere haiz her türlü varlık karapara kapsamındadır.
Tüm ciddi suçlar kavramı, 1 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçları kapsamaktadır.
Karapara aklama suçu için öngörülen ceza, suçun ağırlığına göre beş yıla kadar hapis cezasıdır.
İTALYA
İtalyaâda 1978âde çıkarılan bir yasa ile karapara aklama suç olarak kabul edilmiştir. Ancak bu karapara aklama suçu sadece uyuştururcu kaçakçılığı, gasp, adam kaçırma suçlarından elde edilen kazançları kapsıyordu. Ağustos 1993âde yürürlüğe konulan , 328 Sayılı Kanun ile karapara aklama suçunu düzenleyen 648 bis ve 648 ter maddeleri yeniden düzenlenerek karaparanın kapsamı, tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançları kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Karapara aklama suçunda ceza 4yıl ile 12 yıl arasında değişmektedir. Para cezası ise 30 milyon lirete kadardır.(Yaklaşık 18.000 $ ) Eğer para aklama suçu, profesyonel olarak işlenirse, cezalar 1/3âü kadar artırılır.
İZLANDA
Ceza Yasasıânın 264. Bölümü karapara aklamayı ayrı bir suç olarak düzenlemiştir . Bu maddeye göre Genel Ceza Yasası kapsamındaki tüm suçlardan elde edilen her tür kazancın aklanması, karapara aklama suçu kapsamına girmektedir. Ayrıca başta Uyuşturucu Maddeler Yasası ve Gümrük Yasası olmak üzere çeşitli yasalarda da karapara aklama ile ilgili hükümler vardır. Vergi kaçakçılığı yoluyla elde edilen kazançlar da karapara kapsamına girmektedir.
Karapara aklama suçunun cezası konusunda birkaç düzey söz konusudur. Minimum ceza 2 yıla kadar hapis olabilir. Ancak suç tekrarlanırsa ya da ciddi bir suç söz konusuysa ceza 4 yıla kadar hapis olabilir ve uyuşturucu geliri aklanmışsa ceza 10 yıla kadar arttırılabilir. Eğer ihmal söz konusuysa para cezası yada 6 aya kadar hapis cezası verilir.
JAPONYA
Özel Anti Uyuşturucu Yasası, yalnızca uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen değerlerin aklanmasını karapara aklama suçu olarak kabul etmiştir. Diğer suçlardan elde edilen kazançlar karapara aklama kapsamına girmemektedir.
Karapara aklama suçu için yalnız tedbir ve müsadere yaptırımları öngörülmüştür.
KANADA
Kanadaâda temel olarak iki formda düzenlenmiş olmak üzere çok sayıda karapara aklama suçu vardır. Bu suçlar Ceza yasasında , Uyuşturucu maddeleri düzenleyen yasada ve Gümrükleri düzenleyen yasada yer almaktadır.
Birinci formdaki suç, belli ciddi suçlar sonucunda elde edilen gelirlerin transferini, naklini, kullanılmasını , gizleme ve dönüştürme amacıyla işlenen diğer fiilleri karapara aklama suçu olarak düzenliyor. Bu forma iki gurup suç dahildir. âKar amacıyla işlenen suçlarâ ve âBelirli uyuşturucu Suçlarıâ . Bu formdaki karapara aklama suçu bizim mevzuatımıza benzer şekilde , Kanada mevzuatındaki çeşitli kanun maddelerine atıfta bulunmaktadır.
İkinci form dahilindeki suçlar ise belli suçlar (Uyuşturucu suçları, kaçakçılık suçları, aklama suçları) sonucu elde edildiği bilinen kazançların alınmasını, kabul edilmesini , zilyetliğini kapsamaktadır.
Karapara aklama suçu için 10 yıla kadar hapis cezası ve para cezası öngörülmüştür.
LÜKSEMBURG
Karapara aklanması ilk olarak 7 Temmuz 1989âda yürürlüğe giren yasayla suç haline getirilmiştir. Yakın zaman kadar Lüksemburgâda yalnızca uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen kazançların aklanması karapara aklama suçu sayılmakta idi. 11 Ağustos 1998âde kabul edilen yasa ile karapara aklama suçunun kapsamı genişletildi .
Teşekkül halinde işlenen suçlardan (hem cürüm hem kabahatlerden) elde edilen kazançları ve en az 4 yıl cezayı gerektiren suçları işleyerek kar elde etme amacı güden suç örgütlerinin bu suçlar sonucu elde edilen kazançları karapara kapsamına dahil edilmiştir.
Karapara aklama için öngörülen ceza 15yıldan 20 yıla kadar hapis cezası ve para cezasıdır.
NORVEÇ
Norveç Ceza Yasası, tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançların kabul edilmesini, alınmasını yahut bu kazançların saklanmasına yardım ve iştirak etmeyi suç saymıştır. Yardım ve iştirak (aiding and abeting) kavramları kapsamına sözkonusu kazançların nakli, transferi, gizlenmesi dönüştürülmesi , yatırım yapılması, (meşruiyet kazandırma amacıyla) mahiyetinin değiştirilmesi de girmektedir.
Ayrıca mahkemelerin içtihatlarıyla, bilgi verme, yol gösterme , yardım etme gibi fiiller de karapara aklama kapsamında değerlendirilmektedir.
Karapara aklama suçu için ön görülen temel ceza para cezası ve üç yıla kadar hapis cezasıdır, ağır suçlarda bu ceza altı yıla kadar çıkarılabilir. Özellikle uyuşturucudan kaynaklanan ağır karapara aklama suçlarında ceza yirmi bir yıla kadar arttırılabilmektedir. Bu ceza karapara aklama suçuna verilebilecek cezanın üst sınırıdır. İhmalle işlenen aklama suçları için öngörülen ceza en fazla iki yıl hapis cezasıdır.
PORTEKİZ
22 Ocak 1993 tarih ve 15/93 Sayılı Kanunda, uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen gelirlerin gizlenmesi, transferi, dönüştürülmesi ve bu fiillere yardım edilmesi suç haline getirilmiştir.
2 Aralık 1995âde çıkan, 325/95 Sayılı Kanun ile; terörizm, silah kaçakçılığı, gasp, adam kaçırma,kadın ticareti, çocuk istismarı, insan kaçakçılığı, yolsuzluk ve ciddi ekonomik suçlar da öncül suç kapsamına alınmış bunlardan elde edilen kazançların aklanması da suç sayılmıştır.
Gelir veya malvarlığının; tamamen, kısmen, doğrudan veya dolaylı olarak, yasadışı kaynağını saklama ya da gizleme veya kendi hareketinin yasal sonuçlarından kaçmak için daha önceden işlenen (öncül) suçları işleyen herhangi birine yardım etme amacıyla dönüştürülmesini, transferini yapan veya dönüştürme veya transferi kolaylaştıran herhangi bir hareket 4-12 yıl hapis cezası ile cezalandırılır.
Asıl (Gerçek) kaynağını, kaynağını, bulunduğu yeri, kullanımını, hareketini, malvarlığının mülkiyetini veya gelirleri veya buna ait iddiaları saklayan veya gizleyenler 2-10 yıl hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Bunların herhangi bir şekilde kazanılması veya alınması (kabul edilmesi), kullanılması veya saklanması 1-5 yıl hapis cezası ile cezalandırılır.â
SİNGAPUR
1994âde yürürlüğe giren Uyuşturucu Kaçakçılığı Yasasının 41. Bölümüyle uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen kazançların aklanması karapara aklama suçu olarak düzenlenmiştir. Yasa'da bugüne kadar herhangi bir değişiklik olmamıştır. Singapurâda sadece uyuşturucu kazançlarının aklanması suçtur. Diğer suçlardan elde edilen kazançların aklanması ile ilgili bir düzenleme mevcut değildir.
Karapara Aklama ile ilgili suçlar için 7 yıla kadar hapis veya 100.000 Singapur doları (60.000 A.B.D. doları ) para cezası öngörülmüş.
YENİ ZELANDA
Yeni Zelanda yasalarına göre ciddi bir suçla ilgili olan varlıkların (mal varlığının) dönüştürülmesi, gizlenmesi, transfer edilmesi, mahiyetinin değiştirilmesi suç olarak kabul edilmiştir. Ciddi suç kavramı kapsamına beş yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiren suçlar girmektedir.
Aklama suçu için öngörülen ceza yedi yıla kadar hapis cezasıdır. Suç gelirlerini bilerek alma, iktisap etme için öngörülen ceza ise beş yıla kadar hapis cezasıdır.
YUNANİSTAN
2331 sayılı yasanın 2. Maddesinin 1. Bendi, bir cürüm sonucunda elde edilen kazançların (mal varlığının), dönüştürülmesini, transfer edilmesini, alınmasını kullanılmasını, sahipliğini suç saymıştır.
Bu bentte geçen cürüm (criminal activity) kavramı kapsamına 20 kadar öncül suç girmektedir. Bu suçların başlıcaları : Uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, soygun, şantaj, adam kaçırma, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, hırsızlık, yasadışı tarihi eser ticareti, organ ticareti, beyaz kadın ticareti, kaçakçılık, kumar, tefecilik, yasadışı göçmenlik, nükleer madde kaçakçılığı, vergi kaçakçılığı.
2.maddenin 2. bendinde karapara aklama suçu ile ilgili olarak yalancı şahitlik yapma suçu, 3. bendinde ise karapara aklama amacıyla teşekkül oluşturma suçu düzenlenmiştir.
Karapara Aklama suçu için 5-10 yıl hapis cezası öngörülmüş (1. Bentteki suçlar için). Ceza, profesyonel olarak işleyenler için ve tekrar işleyenler için bu ceza 10-20 yıl olarak belirlenmiş (2. bentteki suçlar için) . Yardım Suçları için 6 ay â 5 yıl hapis, teşekkül oluşturma , oluşturmaya teşebbüs suçları için ise 2 â 5 yıl hapis cezası öngörülmüştür. (3. Bentteki suçlar için).
II. KARAPARA AKLAMANIN AŞAMALARI
Karaparanın aklanması genelde 3 aşamadan oluşan bir süreç içinde gerçekleştirilmektedir. Bu aşamalar kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Birinci aşamada çamaşır makineye atılmakta â (Yerleştirme (Placement) aşaması),
İkinci aşamada çamaşır makinede yıkanmakta â (Ayrıştırma (Layering) aşaması),
Üçüncü ve son aşamada çamaşır temizlenmiş halde makineden çıkarılmaktadır (Bütünleştirme (Integration) aşaması).
Her karapara aklama olayında bu aşamaların üçünün de ayrı ayrı gerçekleşmesi zorunlu değildir. Bazen bu aşamaların ikisi veya üçü tek işlemde gerçekleştirilebilir veya bazı aşamalar gerçekleştirilmeden karaparanın aklanması tamamlanabilir. Bu durum para aklanacak ülkeye, finansal olanaklara, aklayıcıların diğer faaliyetlerine kadar pek çok şeye bağlı olabilir.
1. YERLEŞTİRME (PLACEMENT) AŞAMASI
Bu aşama suçtan elde edilen gelirin nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulması aşamasıdır. Başta uyuşturucu ticareti olmak üzere karaparayı doğuran suçlarda para, genelde nakit olarak el değiştirmektedir. Nakit formundaki paradan neden kurtulmak ve bu para finansal sisteme sokulmak istenmektedir?
- Kredi kartının, çek uygulamasının ve diğer nakit olmayan araçların sıklıkla kullanıldığı günümüzde nakit formundaki para dikkat çekicidir. Bu sebeple bu tür uygulamaların yaygınlaşmadığı, kayıtdışı ekonominin ve nakit kullanımının yaygın olduğu ve denetimin olmadığı ya da az olduğu ülkelerde bu aşama daha kolay tamamlanabilir. Bu gibi ülkeler karapara aklayıcılarının gözdesidir.
- Nakit paranın aktarılması, taşınması, kullanılması veya benzer işlemlere tabi tutulması zordur. Örneğin 100 dolar karşılığında satın alınabilecek kokainin ağırlığı, 100 dolarlık banknotun ağırlığından daha azdır. Yani 100 kilo kokain satan bir uyuşturucu kaçakçısının bunun karşılığında alacağı 100 dolarlık banknotlar 100 kilodan fazla olacaktır. Nakit formundan kurtulduğunda, özellikle bankacılık sistemine sokulduğunda, paranın hareketliliği kolaylaşacak ve artacaktır.
- Nakit paranın güvenlik güçleri tarafından bulunması, yakalanması ve el konulması riski fazladır.
Aklayıcılar için en zor, yetkililer için en kolay aşama
Yerleştirme aşaması aklayıcılar için en zor aşamadır. Karapara aklama ile mücadele eden birimler açısından ise karaparanın tespit edilmesinin, yakalanmasının ve el konulmasının en kolay olduğu aşamadır. Çünkü bu aşamada karapara ile illegal kaynağı arasındaki bağ henüz kesilmemiştir. Başka bir ifade ile karapara aklayıcının henüz paranın kaynağına ilişkin yasal bir gerekçesi yoktur. Dolayısıyla paranın kaynağının karapara olduğunu ispat etmek diğer aşamalara oranla daha kolaydır.
Aklayıcılar için neden en zor aşama ?
Gelir genellikle finansal sisteme nakit halinde girdiği ilk durumda nakit bildirimi veya şüpheli işlem bildirimine konu olmaktadır. Bir kez finansal sisteme girince de her gün sayısız fon transferinin, finansal işlemin yapıldığı piyasalarda bir finansal kuruluştan gelen fon; ilk finansal kuruluş tarafından sorgulandığı varsayımıyla, ikinci finansal kuruluşça çok özel emareler olmadıkça sorgulanmaz.
Ülkemizde de 4208 Sayılı Yasanın Uygulanmasına Dair Yönetmelikâin 8.maddesinin değişmeden önceki esaslarına göre; yükümlüler taraf oldukları ve aracılık ettikleri tutarı 5 milyar lira veya muadili dövizi aşan, maddede yazılı her türlü işlemi MASAKâa bildirmek zorunda idi. Aynı yönetmeliğin 10.maddesine göre ise bankalar ve özel finans kurumlarının yine bankalar ve özel finans kurumları ile yapacakları işlemler devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamından istisna tutulmuştur. Ancak 8. madde 31.12.1997 tarih ve 97/10419 sayılı BKK ile değiştirilerek 5 milyar liralık sınır kaldırılmış ve bu konuda düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığıâna verilmiştir.
Dolayısıyla ülkemizde de yönetmelik değişmeden önce nakit fon bir bankaya yatırıldıktan sonra buradan bir başka banka veya finansal kuruma transfer edildiğinde transfer edilen kurum devamlı bilgi verme yükümlülüğü bulunmamakta idi. Örneğin A, B, C bankalarına 4 er milyar para yatıran bir kişi bunları daha sonra D bankasında bir hesaba transfer ettiğinde D bankasında biriken 12 milyar TL için bu bankanın devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamında bir zorunluluğu bulunmamakta idi. Ancak bu durumun şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı tabiidir.
Yerleştirme aşamasında ne tür yöntemler kullanılır?
Yerleştirme aşamasında nakit para;
- fiziki olarak yurtdışına çıkarılarak denetimin az olduğu ülkelerde bankaya yatırılabilir,
- küçük tutarlara bölünerek (bildirim tutarlarının altındaki tutarlara) ülke içindeki çeşitli bankalara, farklı kişiler adına açılmış hesaplara yatırılabilir,
- gayrimenkul, lüks araba, mücevher, antika veya sanat eserleri alımında kullanılabilir, hisse senedi, tahvil, bono, çek, poliçe gibi mali araçlara dönüştürülebilir,
- Banka hesaplarına yatırılmadan önce kumarhane geliri, turizm geliri veya ihracat geliri gibi gösterilebilecek ve bir açıklama yapılmasına olanak sağlayabilecek işlemlere konu yapılabilir,
- Finansal kuruluşlar veya bunların çalışanları ile işbirliği yapılarak sisteme sokulabilir veya iş biraz daha abartılarak suç örgütleri tarafından finansal kuruluşlara sahip olmak suretiyle bu vasıtayla nakit formundan kurtulabilir.
Yerleştirme, aklama işleminde mutlaka yer alması gereken bir aşama mıdır?
Yukarıda da belirtildiği gibi yerleştirme aşamasının amacı paranın nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulmasıdır. Ancak kaynağındaki suç nedeniyle gelir nakit halinde değilse bu aşamaya gerek yoktur. Ayrıca bazı aklama yöntemlerinde de yerleştirme aşamasına gerek duyulmaksızın aklama işlemi gerçekleştirilebilmektedir.
SONUÇ OLARAK;
BU AŞAMADAN SONRA PARA NAKİT HALİNDE OLMAYACAKTIR. GEREK MÜCADELE EDEN BİRİMLERCE ARAŞTIRMA VE İNCELEME SIRASINDA PARANIN FİZİKEN TESPİTİNİN, ELE GEÇİRİLMESİNİN VE EL KONULMASININ, GEREKSE NAKTİN FİNANSAL SİSTEME GİRİŞİ SIRASINDA FİNANSAL KURULUŞLAR TARAFINDAN NAKİT İŞLEM BİLDİRİMLERİ VE ŞÜPHELİ İŞLEM BİLDİRİMLERİ YOLUYLA TESPİTİNİN EN KOLAY OLDUĞU BU AŞAMADA, SÖZÜ EDİLEN KİŞİ VE KURULUŞLAR DİKKATLERİNİ YOĞUNLAŞTIRMALIDIRLAR. ÇÜNKÜ BU AŞAMADAN SONRA SUÇUN ORTAYA ÇIKARILMASI ÇOK DAHA ZORLAŞACAKTIR.
2. AYRIŞTIRMA (LAYERING) AŞAMASI
Bu aşamada amaç, nakit formundan kurtarılan paranın yasadışı kaynağından mümkün olduğunca uzaklaştırmak, böylece paranın izinin sürülmesini, bulunmasını ve yakalanmasını imkansız hale getirmektir. Yerleştirme aşamasında karapara özellikle bankacılık sistemine sokulmuşsa sistemin olanaklarından yararlanmak suretiyle transfer etmek ve kaynağından uzaklaştırmak son derece hızlı ve kolay olacaktır. Bu aşamada paranın yasadışı kaynağından uzaklaştırmak için sıklık, karmaşıklık ve hacim açısından yasal işlemlere benzeyen bir dizi mali işlem yapılmaktadır. Böylece denetim mekanizması aşılmaya çalışılmaktadır.
Bu aşamada karapara nasıl bir seyir izlemektedir?
Bu aşama karışık bir bankacılık bürokrasisi gerektirmektedir. Küçük tutarlara bölünen para bankacılık sistemine girdikten sonra bankadan bankaya, ülkeden ülkeye aktarılmaya başlar. Kuşku uyandırmamak için her birinde kısa sürelerle tutulur ve bazen de bu süreç diğer miktarlarla birleşerek katlanır.
Bu aşama bazen ilk aşama ile eş zamanlı olarak gerçekleşebilir. Örneğin finansal kuruluşların aklayıcılarla işbirliği yapmaları halinde gelir hem yerleştirilip hem de transfer edilebilir.
Ayrıştırma Aşamasında Suçun Araştırılması, İncelenmesi
Ayrıştırma aşamasında gelirlerin izini sürmeyi zorlaştırmak için yapılan kesintisiz, karmaşık mali işlemler sistemi sayesinde bu yasadışı gelirlerin kaynağına inmek hemen hemen imkansız hale gelmektedir. Her hesap çok sayıda alt hesaplara bölünebilmekte, hesaptan hesaba veya bir bankadan bir diğerine aktarmalar sözkonusu olabilmektedir. Bir başka ifade ile araştırma ve inceleme yapan elemanları bıktırıcı sayıda işlem içerebilmektedir. İncelemeyi sürdürmek için her işleme ilişkin bilgiye eksiksiz olarak ulaşılması ve her bir işlem için sürecin tekrarlanması, işlemin çeşitliliğine göre de farklı alanlarda uzmanlarla çalışılması gerekebilmektedir. Yani bir olay üzerinde bankacılık, muhasebe, borsa, sigorta alanlarındaki uzmanların birlikte çalışmaları gerekebilir. Tüm bunlar hem önemli bir işgücü hem de zaman gerektirir. Ülkemizde karapara aklama incelemeleri için yapılacak görevlendirmeler 4208 sayılı Yasa ile düzenlenmiştir; buna göre işlemin niteliğine göre maliye müfettişleri, hesap uzmanları, gelirler kontrolörleri, hazine kontrolörleri, SPK uzmanları ve bankalar yeminli murakıpları incelemelerde görev alabilmektedirler.
Yukarıda belirtildiği gibi bu aşamada para çok sayıda işlemle süratle hareket edebilmektedir; bilgisayar başında birkaç tuşa basmakla hesaptan hesaba, bankalardan aracı kuruluşlara hatta ülkeden ülkeye transfer yapılabilmektedir. Bu işlemlerin izini sürmek için günlerce uğraşmak gerekebilir, dolayısıyla mücadele açısından zaman alıcı ve yüksek maliyetli bir aşamadır. Suçlu polis ile arasındaki mesafeyi süratle açmaktadır.
Bilgisayar ve iletişim alanındaki ilerlemeler ve sermaye hareketlerinin serbestisine yönelik düzenlemeler sayesinde fonların ülkelerarasındaki hareketi oldukça yoğun olduğundan suçla mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini de bu aşamada vurgulamak gerekir.
3. BÜTÜNLEŞTİRME (INTEGRATION) AŞAMASI
Bu aşama için karaparanın yuvaya dönme aşamasıdır denilebilir. Ayrıştırma aşamasında yasadışı kaynağı ile bağlantısı koparılan karapara bütünleştirme aşamasında yasal işlemlerle ülkenin mali sistemine aklanmış bir şekilde sokulur. Artık daha önce iki aşama geçirildiği için paranın kaynağına ilişkin sorulabilecek bir soruya yasal bir açıklama yapılabilecek veya böyle bir sorunun sorulmasını gerektirmeyecek normal bir işlem görüntüsü elde edilmiş olacaktır.
Aklayıcı bu aşamada ne yapar?
Karapara aklayıcı bu aşamada parayı normal ticari para olarak ekonomiye sokar. Bu parayla menkul veya gayrimenkul, hisse senedi, tahvil, bono satın alabilir; bir finans kuruluşundan kredi almak için teminat gösterebilir, borç verebilir, borçlarını ödeyebilir ve buna benzer her türlü yasal işlemi yapabilir. Böylece para sistemle bütünleşmekte ve yasal fonlardan farklı olan yönlerinden arındırılmaktadır.
Soru : Yapılan açıklamalara dikkat edilirse karapara hem yerleştirme hem de ayrıştırma aşamalarında mali sisteme girmektedir. Örneğin hem yerleştirme, hem de bütünleştirme aşamalarında para ile hisse senedi, tahvil, menkul veya gayrimenkul diğer değerler alınmaktadır. Bu aşamalarda yapılan bu alımlar arasında nitelik olarak ne fark vardır? Yani bu alımlar sırasında hangi aşamada bulunulduğu anlaşılabilir mi?
Cevap : Yerleştirme aşamasında amaç paranın nakit formundan kurtarılması ve sisteme entegre edilmesi, ayrıştırma aşamasında ise yapılan çok sayıda işlemle paranın yasadışı kaynağından uzaklaştırılmasını sağlamaktır. Yani bu aşamalarda para henüz yasal bir görünüme kavuşmamıştır. Oysa bütünleştirme aşamasında mali sistemde boy gösteren para kullanıma hazır paradır. Artık dolaştırılmasına ve şekil değiştirmesine gerek kalmamıştır. Herkesin yaptığı yasal işlemler yapılarak tüketim, yatırım veya bir başka şekilde değerlendirilebilir. Kısaca; sorulabilecek muhtemel bir soruya verilecek bir cevabınız hazırdır artık.
III. KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ
1. KARAPARA AKLAMAYA NEDEN İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR?
Karapara aklamanın genel amacı; yasal olmayan faaliyetlerden elde edilen gelirlerin yasal olarak elde edilmiş gibi mali sisteme sokulması, bir başka deyişle bu gelirlerin yasadışı faaliyetlerden elde edildiğinin gizlenmesidir. Bu şekilde; yapılacak muhtemel denetimlerde gerekli açıklamalar yapılabilecek veya bu denetimlerin yapılmasını gerektirmeyecek şekilde bu gelirler, şüpheden uzak bir niteliğe kavuşturulacaktır.
Karaparaya kaynaklık eden en önemli suçun uyuşturucu ticareti, ve bu suçtan elde edilen gelirlerin çok büyük bir bölümünün nakit kullanımının düşük olduğu ve alınan önlemler nedeniyle büyük miktarlı nakit işlemlerin dikkat çektiği ülkelerde oluştuğu dikkate alındığında, bu gelirlerin nakit sisteme sokulması, aklayıcılar açısından daha büyük önem kazanmaktadır. Çünkü nakit halindeki gelir, günlük kullanımlar için harcanabilecek çok küçük bir kısmı hariç kullanılmaya uygun değildir. Dolayısıyla nakit halindeki bu gelirin kullanılabilir hale getirilmesi yani aklanması gerekir.
2. KAÇ ÇEŞİT KARAPARA AKLAMA YÖNTEMİ BULUNMAKTADIR?
Belirli bir sayı vermek mümkün değildir. Pek çok kişinin aklına gelmeyecek yöntemler kullanılabilir. Bu açıdan sınırsız sayıda aklama yöntemi vardır demek yanlış olmaz. Aklama yöntemleri ülkeden ülkeye, finansal sistemlerde kullanılan araçların çeşitliliğine bağlı olarak değişir. Ayrıca günümüzde yasadışı gelir elde edenler artık kendi paralarını kendileri aklamamakta, bu işte profesyonelleşen aklayıcıları kullanmaktadırlar. Aklama işiyle uğraşanlar işlerini çok iyi bilen muhasebeciler, bankerler, hukukçular, mali danışmanlar vs. olabilir. Bunların sağlam bir mesleki geçmişi vardır, çoğu sabıkasızdır, öncül suçla hiçbir alakaları yoktur. Hizmetlerine karşılık olarak komisyon, prim adı altında gelir elde ederler.
Sınırsız sayıda yöntemle aklama yapmak mümkün olmakla birlikte en çok kullanılan ve mücadele eden birimler açısından öğretici olabilecek nitelikte olan yöntemleri şu şekilde sıralayabiliriz.
- Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması,
- Şirinler (smurfing) yöntemi,
- Parçalama (structering) yöntemi,
- Vergi cennetleri (off-shore),
- Paravan (Kağıt üstündeki) ya da hayali şirketler,
- Oto-finans borç yöntemi (Loan-back),
- Döviz büroları,
- Kumarhane ve gazinolar,
- Nakit para kullanılan işyerlerinin işletilmesi (Göstermelik şirketler),
- Sahte fatura (hayali ihracat),
- Alternatif Havale Sistemleri (Hawala-Hundi Sistemi, Uzak Asya Chit Sistemi),
- İnternet Bankacılığı,
- .........
Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Ancak en fazla kullanılan yöntemler olarak bu sıralananlar hakkında yapılacak açıklamalar konu hakkında bilgi sahibi olunması için yeterli olacaktır.
Karapara aklamada kullanılan bu yöntemlerin aşağıda açıklamaları yapılırken fazla detaya girilmeden kullanılan yöntemin belirleyici, diğer yöntemlerden farkını ortaya koyan noktaları vurgulanmaya çalışılacaktır. Elbette ki bu yöntemler açıklanacağı şekilde saf olarak kullanılmamaktadır. Birden fazla yöntem aynı aklamada aynı anda kullanılabileceği gibi (Örneğin şirinler (smurfing) yöntemi ile parçalama (structuring) yöntemi aynı anda kullanılmaya çok uygun yöntemlerdir), bir yöntemde belirtilen aşamalardan bazıları uygulanmayabilecektir.
2.1 ŞİRİNLER (SMURFİNG) YÖNTEMİ
Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte konuyla ilgili düzenlemelerin yapıldığı ülkelerde belirli tutarların üzerindeki nakit işlemlerin bildirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu limit ABD için 10.000 dolardır. (Ülkemizde de 4208 Sayılı Yasanın Uygulanmasına Dair Yönetmelikâin 8.maddesinin değişmeden önceki esaslarına göre; yükümlüler taraf oldukları ve aracılık ettikleri tutarı 5 milyar lira veya muadili dövizi aşan maddede yazılı her türlü işlemi MASAKâa bildirmek zorunda idi. Bu tutar, tespit edildiği tarihte yaklaşık 20.000 ABD dolarına tekabül etmekte idi.) Bildirim yükümlülüğünden kurtulmak için eldeki fon bu limite yakın tutarlara bölünür ve çok sayıda kişi (smurf) tarafından çok sayıda bankaya veya aynı bankanın farklı şubelerine yatırılır.
Kabaca bir hesapla örneğin 20 kişi bir banka veya farklı şubelerine 9.000âer dolar yatırsa, günde 180.000 dolar, 10 günde 1.800.000 dolar yatırılmış olur. Aynı işlem aynı kişiler tarafından bir başka bankaya da yapılsa bunun anlamı 10 günde 3.600.000 dolarlık bir tutarın nakit bildirim zorunluluğu olmadan bankaya yatırılmış olması demektir.(Bu durum sadece nakit işlem bildiriminden kurtulmayı sağlar, yoksa şüpheli işlem bildirimi şüphelenilen her durumda yapılabilir) Para bu şekilde sisteme girmiş olur (Yerleştirme aşaması). Bu şekilde sisteme giren para kasa çekleri, havale veya fiziki olarak ülke dışına çıkarılabilir.
2.2 PARÇALAMA (STRUCTURİNG) YÖNTEMİ
Eldeki fonu küçük miktarlara bölüp bunları bankaya yatıracak çok sayıda kişiyi (smurfleri) her zaman bulmak mümkün olmayabilir. Bu durumda insan sayısı yerine işlem sayısını artırmak suretiyle bildirimden kaçınmak mümkün olabilir.
Bu yöntemde de yine yapılan işlemleri bildirimden kaçınmak veya iz bırakmamak amacıyla bölme tekniği kullanılmaktadır. Çok yüksek tutara dayalı bir işlem küçük tutarlara dayanan çok sayıdaki işlemlere bölünmektedir. Örneğin 29 milyon dolarlık bir tutar ortalama 600âer dolarlık 40.000âden fazla işlem yapılmak suretiyle Ekvatorâa transfer edilerek aklanmıştır.
Parçalama yöntemini şirinler yöntemine benzetmek mümkün, çünkü her ikisinde de yüksek tutarlar düşük miktarlara bölünmek suretiyle işleme tabi tutuluyor. Her ikisinde de amaç nakit işlem bildirimlerinden kurtulmak ve dikkat çekmemektir.
2.3 VERGİ CENNETLERİ
Vergi cennetleri, özellikle kıyı bankacılığı ve paravan şirketler vasıtasıyla karapara aklamanın kolay olduğu ve kullanıldığı yerlerdir.
Kıyı bankacılığı (Off-shore) Tanımı
Yaptıkları işlemler ve kurulu oldukları yerler baz alınarak çeşitli tanımlar yapılmaktadır. Bunlar özetle;
- Ülke dışından sağlanan fonların yine ülke dışında kullandırılmasını amaçlayan ve ülkede bankacılık sektörü için düzenlenmiş her türlü yasa ve yönetmeliklerin dışında kalan bir tür bankacılık,
- Dıştan dışa bankacılık,
- Bir tür serbest bölge bankacılığı
olarak belirtilebilir.
Kapsamlı bir tanım yapmak gerekirse Kıyı bankacılığı âÜlke dışından sağlanan fonların ülke dışında veya koşullara göre ülke içinde kullandırılması, uluslararası devletsiz paraların fon fazlası bulunan merkezlerden fon açığı bulunan merkezlere transfer edilmesi gibi finansal hizmetler yürüten genellikle serbest bölgelerde kurulan merkezlerde faaliyet gösteren ve ülke içindeki bankacılık sisteminin tabi olduğu yasal düzenlemelerin kapsamı dışında tutularak, getirilen mali ve hukuksal avantajlar sayesinde cazip çalışma koşullarının sağlandığı bankacılık türüdür.â
Kıyı bankaları özel bir banka olmayıp, temel olarak diğer bankalar gibi mevduat toplamakta, kredi vermekte ve güvene dayalı işlemler yapmaktadır.
Diğer bankalardan ayıran özellikleri
Kıyı bankaları bulundukları ülkede geçerli olan para birimi dışındaki bir para birimi ile işlem yapmaktadır.
- Şart olmamakla birlikte esasen yerleşik olmayan kişiler ve kurumlarla işlem yapmaktadır.
- Genellikle yurtiçi finans piyasasının tabi olduğu yasaların, sınırlamaların ve kontrollerin çoğundan muaftır.
- Çok sıkı biçimde sır saklama ilkesi uygulanmaktadır.
- Faiz oranlarının belirlenmesinde serbesti vardır.
- Belli bir likidite, disponibilite oranı uygulanmaması, munzam karşılık yatırılmaması söz konusudur.
- Dolaysız vergi olarak alınan gelir ve kurumlar vergisinin kaldırılması veya çok düşük seviyelere çekilmesi söz konusudur.
Bankaların müşterilerine ödeyecekleri faizden veya interbank işlemlerinden doğacak faizlerden stopaj kesilmemesi, yurtiçi bankaların tabi olduğu kambiyo sınırlamalarına tabi tutulmaması diğer bankalardan ayıran bir başka özelliktir.
Vergi cennetleri müşteri çekmek için neler sunuyorlar?
- Gizlilik,
- Politik istikrar,
- Vergilendirme olmaması (sıfır yada sıfıra yakın),
- Sermaye hareketlerinde tam serbesti,
- Coğrafi konum olarak gelişmiş ülkelere yakınlık,
- Gerekli altyapı (telekomünikasyon, ulaşım, konaklama),
- Uzman personel veya kurum (vergi danışmanları, avukatlar vs).
Belli başlı vergi cennetleri
Aruba
Bahama Adaları
Bahreyn
İngiliz Virjin Adaları
Cayman Adaları
Dublin
Jersey
Liechtenstein
Lüksemburg
Malta
Hollanda Antilleri Belize
Bermuda
Kosta Rika
Dominik Cumhuriyeti
Granada
Panama
Kıbrıs
Monako
İsviçre
Birleşik Arap Emirlikleri
Uruguay Liberya
Cebelitarık
Anglo Norman Adaları
Hong Kong
Filipinler
Vanatu
Batı Samua
Cook Adaları
Marshall Adaları
Barbados
Singapur
Karapara nasıl aklanıyor?
Para aklama bu ülkelerde mevcut finansal kuruluşlar (özellikle bankalar) veya paravan şirketler (shell companies) aracılığı ile olabilmektedir. Bankalar suçlular tarafından kurulabileceği gibi işbirlikçileri tarafından da kurulabilir. Merkezlerde kurulan bankalar ve paravan şirketler ile bunların ortaklık yapıları hakkında bilgi edinilememektedir, dolayısıyla bunlar gerçek sahiplerinin bilinmediği şirketlerdir. Çünkü bu ülkelerde sıkı bir sır saklama yükümlülüğü olup mahkeme kararı veya hükümet izni olmadan, bilgi verenlere ağır cezalar verilebilmektedir.
Bir sınır ötesi banka, içinde bulunduğu ülkeden bankacılık işlemlerinin tümünü sürdürebilir ve bütün dünyaya karapara transfer edebilir. Ancak bu tür merkezler için ciddi sorumluluklar getiren düzenlemeler üzerinde çalışılmaktadır. Böylece bu merkezlerin karapara aklamaya karşı mücadelede diğer ülkelerle işbirliği içinde olmasına çalışılacaktır. Bu yöndeki çalışmalar FATF içerisinde oluşturulan çalışma grubu ile işbirliği içinde olmayan ülkelere (Non-cooperative countries and territories) uygulanacak direktifler tespit edilmek suretiyle yürütülmektedir. Bu sayede bu ülkeler için de işbirliği yapmamaları halinde yaptırım uygulamasına gidilebilecektir.
Bu merkezler kullanılmak suretiyle loan-back, fonların bu ülkelere fiziki transferi gibi yöntemlerle karapara aklanabilmektedir. Bu yöntemlere ileride değinilecektir.
2.4 NAKİT PARA KULLANILAN İŞYERLERİ (GÖSTERMELİK ŞİRKETLER)
Bu yöntemde hamburgerci, benzin istasyonu gibi nakit para akışının yoğun olduğu işyerleri kurulur. Bu işyerleri gerçekten çalışan yerler olabileceği gibi fiktif yani bürosu olan ama iş yapmayan bir şirket de olabilir. Bu tür işyerlerinin seçilmesinin nedeni bunların muhasebe denetimlerinin yapılmasının oldukça zor olmasıdır. Yani ne kadar benzin, kaç hamburger satıldığını tespit etmek hemen hemen mümkün değildir. Böylece yasa dışı kaynaklardan gelen fonlar bu işyerlerinden elde edilen gelirlerle karıştırılabilir.
ABDâde bu yöntem kullanılarak uyuşturucu kaçakçısına ait bir pizza dükkanları ağı vasıtasıyla uyuşturucudan elde edilen gelirlerin aklandığı belirlenmiştir.
2.5 PARAVAN-HAYALİ ŞİRKETLERİN KULLANILMASI
Bu şirketler herhangi bir ticaret veya imalat faaliyetinde bulunmayan ve genellikle sınır-ötesi merkezlerde kurulan şirketlerdir. Yukarıda belirtilen göstermelik şirketlerden farklıdırlar; göstermelik şirketlerde de aklama amacı olmakla birlikte yasal bir faaliyet ve bir işyeri söz konusudur. Oysa bu şirketler sadece kağıt üzerinde vardır (masa, kasa, adres kısa şirketler) ve bunların kurulmasındaki amaç, ayrıştırma aşamasında fon transferlerinin bu şirketler üzerinden geçirilmesi suretiyle inceleme anında iz sürmeyi zorlaştırmaktır. Sır saklama yükümlülükleri dolayısıyla ortaklarının dahi öğrenilmesinin mümkün olmadığı bu şirketleri diğerlerinden ayırmak güçtür. Birçok sınır-ötesi merkezde paravan şirket kurmak için birkaç yüz dolar yeterli olmaktadır.
Aklama nasıl yapılıyor?
Karapara aklama işi yapanlar bu tipten birçok şirkete sahip olabilirler ve izleri daha fazla karışık hale getirmek için fonları bir şirketten diğerine aktarırlar. Bir paravan şirket maskelemeyi artırmak için gerçekten yasal işlemlere de girişebilir. Şirketler arasında yapılan transferler sonucu:
1. Paravan şirket çok kârlı bir işletme gibi gösterilebilir. Böyle bir durumda kağıt üzerinde görülen kârın yerine kasaya karapara konur. Bu paranın vergisi ödenir ve yasallaştırılmış olur.
2. Paravan şirket kâr oranı yüksek yada düşük bir çok şirketi, gayrimenkulu veya değerli kağıdı satın alabilir. Bilinçli spekülasyonlarla, kağıt üzerinde yapılan alım satımlarla bu yatırımlar değerlenmiş gözükür ve yine vergisi de ödenmek suretiyle karapara aklanır. Karapara aklayan kişi aklanan ve yasallaşan paranın vergisini ödemeye her zaman hazırdır.
2.6 OTO FİNANS BORÇ YÖNTEMİ (LOAN-BACK)
Bu yöntemde off-shore merkezlerde mevcut finans kurumları vasıtasıyla, buralara ulaştırılan karapara sahibine kredi olarak geri dönmektedir. İşlem sırasını şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Karapara aklayacak kişi off-shore merkezine gider ve kara parayı burada faaliyet gösteren A bankasına yatırır (daha sonra bu parayı bir başka ülkedeki B bankasına da aktarabilir).
2. Daha sonra kendi ülkesindeki C bankasına başvurarak A (veya B) bankasındaki hesabını teminat göstermek suretiyle kredi talebinde bulunur. C bankası da bu krediyi kendisine verir.
3. Aldığı kredi ile istediği yatırımı yapar (Otel alabilir vs).
4. Kredisini C bankasına geri ödemez. C bankası da bu kişinin teminat gösterdiği A (veya B) bankasındaki parasını haciz eder.
Böylece bu kişinin kara parası otel veya bir başka yatırım şeklinde aklanmış olarak ortaya çıkmaktadır.
2.7 DÖVİZ BÜROLARI
Birçok ülkede bulunan ve nakit ağırlıklı çalışan bu kurumlarda para değiştirilir. Bunun suiistimale açık yönleri bulunmaktadır:
1. Suç geliri ile eldeki paranın değiştirilmesi nedeniyle gelirin kaynağından bir ölçüde uzaklaştırılması sağlanabilir.
2. Küçük banknotlar büyüklere veya eldeki para birimleri diğer para birimlerine çevrilebilir. Böylece finansal sisteme entegre edilmesi kolaylaşabilir.
3. Nakit karşılığında bazı parasal araçlar (seyahat çekleri, euro çek, kişisel çek gibi) verebilmektedirler.
4. Ülkemizde söz konusu olmamakla birlikte kimi ülkelerde döviz büroları fon transfer edebilmektedirler. Ciddi denetime de tabi olmadıklarından bu durum önemli avantajlar sağlayabilir.
5. Döviz bürolarına sahip olmak bankaya sahip olmaktan çok daha kolaydır. Örneğin İngiltereâde bunun hemen hemen hiçbir prosedürü yoktur.
Döviz büroları suçlularla işbirliği yapabilir. Suçludan aldığı karaparayı kendi adına açtırdığı banka hesabına yatırmak ve buradan transfer etmek suretiyle aklama sürecine katkıda bulunabilir.
2.8 ALTERNATİF HAVALE SİSTEMLERİ
Alternatif havale sistemleri (yer altı havale sistemleri olarak da bilinmektedir) yaygın olarak kullanılan sistemlerdir. Bu sistemler parayı nakit hareketi olmaksızın transfer etmekte ve çoğunlukla belirli etnik gruplar tarafından kullanılmaktadırlar. Bu etnik grupların tamamı aynı tarihi ve kültürel kökten gelmekte ve bunların tamamı kendi ülkelerindeki sınırlayıcı nakit yasaları delmek için istekli olmaktadırlar. Uluslararası göç hareketlerinin artmasıyla bu sistemlerin kullanılma oranı da artmaktadır. Alternatif havale sistemleri uluslararası trading sistemlerini kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmektedirler. Sonuç olarak bu sistemler ABD ve diğer devletler tarafından yürürlüğe konulan nakit denetimlerinden de kaçınmayı sağlamaktadır. Alternatif havale sistemleri güvenlidirler ve bu sistemler kimlik tespiti ve gizlilik konusunda kolaylık göstermekte; bu durum ise geleneksel yasa uygulayıcı teknikler için bunların tespitini oldukça zorlaştırmaktadır.
Alternatif havale sistemleri yasal amaçlar için kullanılabildikleri gibi yasadışı amaçlara da hizmet edebilmektedirler. Kaçakçılık, sermaye akışı, vergi kaçakçılığı, karapara aklama ve sahtekarlık bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bugün gelinen noktada:
- Bu sistemler hakkında hala yeterli bilgi bulunmamaktadır
- Bu sebeple bu sistemlere nüfuz etmek, çözmek oldukça zor olmaktadır
- Nakit yasaları ve şüpheli işlem bildirimine yönelik düzenlemeler tarafından yeterli şekilde kavranamamakta, bunların kapsamı içine alınamamaktadır
- Bu sistemler yüzünden kamu gelirlerinde büyük miktarlarda kayıplar oluşmaktadır
Hawala Sistemi
Hawala Nedir?
Ülkelerin karapara aklama konusundaki duyarlılığının artmasına paralel olarak, bankacılık sisteminin karapara aklayıcılar ve suçlular tarafından kullanılmasını önlemek amacı ile bir çok ülkede çeşitli önlemler alınmıştır ve hem önlemlerin hem de bu konuda önlem alan ülkelerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bankacılık sistemi üzerindeki denetimin artması doğal olarak, bankaları kullanan suçlular açısından riski arttırmış ve bu kimseleri alternatif sistemler kullanmaya itmiştir. Hawala sistemi bu alternatif bankacılık sistemlerinden birisidir. Bu alternatif bankacılık sistemlerine yeraltı bankacılığı adı da verilmektedir.
Bu alternatif bankacılık sistemlerinin ortaya çıkışını bire bir suçlulara bağlamak yanlıştır. Çünkü bu sistemler aslında bir ihtiyacın sonucunda ortaya çıkmışlardır. Maliyeti daha düşük, daha hızlı, bürokrasisi az ve gizlilik güvencesine sahiptir. Asıl amacı suç gelirlerinin transferi olmamakla birlikte doğası gereği bu alternatif sistemler suç gelirlerinin transferinde kullanılmak için adeta biçilmiş kaftandır.
Hawala öncelikle, güvene dayalı bir alternatif havale sistemidir, Güney Asya ve Körfez Ülkeleri ile ilişkilidir ve diğer alternatif havale sistemleri gibi karapara aklayıcılarının istismarına açıktır. ( Havala, Hawallah, Hawalah) diye de yazılan Hawala terimi, hindu dilinde , arapçada ve urducada âgüvenâ veya âreferansâ anlamına gelmekte, Hawala terimi yerine, çek veya makbuz anlamına gelen âHundiâ kelimesi de kullanılmakta, her ikisi de güven veya referans esasına dayalı olarak para transferini ifade etmektedir. Esas olarak, bu sistemin temel direği güvendir ve sistemin altında âHawala sistemini kullanan kaybetmez.â prensibi yatmaktadır.
Hawala sistemi esas olarak Hindistan kaynaklı bir sistemdir. Dünya üzerinde Hindistan, Pakistan veya Bangladeşlilerin bulunduğu hemen her yere yayılmıştır. Adeta, Hindistan, Bangladeş veya Pakistanlı üç kişinin bir araya geldiği yerde sistem işlemeye başlamaktadır.
Sistem Nasıl İşlemektedir?
Sistemin temelinde güven yatmaktadır. Bankere parayı teslim edenler sisteme son derece güvenmekte, sistem içerisinde yer alanlar da bu güveni devam ettirmek için işlerini etkin bir şekilde yapmaktadırlar. Hiçbir kayıt yoktur veya kayıt varsa bile bunlar yetkilileri yanıltmaya yönelik çarpıtılmış kayıtlardır. Dolayısıyla bir uyuşmazlık halinde hukuka başvurma imkanı da mevcut değildir. Ama bu olumsuzluklara rağmen sistemin etkin bir şekilde işlemesi, kökleşmiş olan bu güven anlayışına dayanmaktadır. Zaten sistemi kullananların aynı dili konuşan, aynı ırktan gelen insanlar olmaları bu güven ortamının oluşmasını kolaylaştırmaktadır. Bu etnik bağlılık sistemi ayakta tutmaktadır.
Sistem, kullananlar açısından son derece hızlı ve güvenli işlemektedir. Çeşitli ülkelere yayılmış olan Hawala bankerleri birbirlerinin muhabirleri gibi çalışmaktadır. Havale işlemi geleneksel bankacılık metotları ile yapılmamaktadır. Para havale edecek olan kişi, parasını bankere teslim etmekte, parayı teslim alan banker paranın gideceği ülkedeki Hawala bankerini iletişim cihazları ile arayarak parayı alacak olan kişiye ödeme yapılması talimatını vermektedir. Böylece bankacılık işlemlerine göre çok daha hızlı bir biçimde, bürokratik formalitelere gerek kalmadan ve resmi yetkililerin dikkatini çekmeden havale işlemi gerçekleştirilmektedir.
Bu havale emri genellikle telefon aracılığı ile verilmektedir. Hawala bankerlerinin telefon konuşmalarında konuşmaların başkaları tarafından anlaşılmasını önleyecek biçimde şifreli bir dil kullandıkları belirlenmiştir. Örneğin telefonda kullanılan lakh (peti) sözcüğü 100.000 anlamında, crore (khokha) sözcüğü ise 10.000.000 anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda şimdiye kadar hiçbir ülkede bir düzenleme yapılmamıştır. Bundan dolayı Hawala bankerleri rahatça işlerini yürütebilmektedir. Hatta bazı ülkelerde Hawala bankerlerinin gazetelere reklam verdikleri görülmektedir.
Hawala bankerleri genelde köklü ailelerin veya klanların üyeleridirler, birçok ülkelerdeki benzer topluluklara (aynı ırktan gelen) yayılmışlardır. Aynı zamanda işyeri sahibi, tüccar, seyahat acentası altın dağıtıcısı veya aslında saygı değer bir görünüşe sahip olan ve birçok müşteriyle veya yüksek tutarlarda para ile ilginin normal karşılanacağı (dikkat çekmeyeceği) her iş veya meslekten olabilirler. Bunlar komisyondan ziyade ülkeler arasındaki kur farklılıklarından yararlanarak para kazanırlar. Ayrıca Hawala bankerleri, havale maliyetlerinin düşmesinden dolayı da gelir elde etmektedirler. Çoğu zaman Hawala bankerinin bankerlik yanında başka bir işi daha vardır. Hawala işi, çoğu zaman bir işletmenin bir parçası şeklinde yürütülür. Bu şekilde hem Hawala sisteminin işlemesi için gerekli olan para stoku, hem de bankacılık işlemleri yapılması gerektiğinde yüksek meblağlara ulaşabilen bu işlemlerin dikkat çekmemesi sağlanır.
Hawala sistemi, yüksek tutarlarda paranın sınır ötesi hareketini iz bırakmadan ve yasal bankacılık kanallarından kaçarak sağlamak için kullanılır. Müşteriler çok çeşitlidir ve Hawala sistemini çok çeşitli amaçlarla kullanırlar. Bu amaçlardan bazıları iyi niyetli ve yasaldır ama Hawalaânın kullanılma nedenlerinden birçoğu da masum olmayan amaçlardır. Bu nedenler, memleketindeki fakir akrabalarına yardım etmek amacıyla küçük miktarlarda para yollamaktan, vergi kaçakçılığına, paranın sıkı kambiyo rejimi olan ülkelerden kaçırılmasına, karapara aklanmasına, uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı ve terörizm gibi ciddi suçların finansmanına kadar değişir. Bir taraftan kabul görmüş bir toplumsal hizmet olan Hawalaânın diğer tarafta tamamen suç için kullanılma olasılığı vardır.
Sistem çok hızlı işlemekte, ardında çok sınırlı ve çarpıtıcı izler (kayıtlar) bırakmakta ve geleneksel bankacılık sistemine göre çok yüksek bir kazanç sağlamaktadır. Sistem gelişmiş ülkelerin kambiyo kontrolüne tabi olmayan konvertibl paraları ile, gelişmekte olan ülkelerin sıkı kambiyo kontrolüne tabi paraları ile ve gelişmemiş ülkelerin paraları ile aynı derecede iyi şekilde işlemektedir.
Kısa ve öz olarak söylenecek olursa; Hawala, esas olarak karaparanın dünya çevresinde hareketini sağlayan sıra dışı bir uluslararası havale sistemidir. Hiçbir dış denetime, kontrole veya teftişe tabi değildir. Şüphe götürmeyecek şekilde yaygındır ve suçluluğun büyümesi ve ulusal hükümetlerin ekonomik istikrarının bozulmasına yol açar. Yasal bankacılığı baltalayabilecek kadar köklü bir sistemdir. Müşterilerine kimliklerinin gizliliği konusunda garanti veren bu sistemin yasa uygulayıcı birimler tarafından kontrol ve teftişi hemen hemen imkansızdır.
Hawala Sisteminin Özellikleri
1- Güven esasına dayanır,
2- Sistem etnik bir yapıya sahiptir. Yani belirli etnik gruplara dahil kişiler tarafından kullanılır,
3- Kayıt kullanılmaz veya yanıltıcı kayıtlar kullanılır,
4- Sistem dünya üzerinde yaygındır,
5- Maliyetler bankacılık sistemine göre daha düşüktür,
6- Bankacılık sistemine göre daha hızlıdır,
7- Havale işlemi genelde telefonla ve şifreli olarak yapılır,
8- Gizlilik garantisi vardır,
9- Tespit edilmesi zordur,
10- Bankacılık sistemine göre formaliteleri daha azdır.
Sistemi Besleyen Para Kaynakları
Sistemin işlemesi için her bankerin elinin altında yüksek tutarlarda para bulunması gerekmektedir. Bu bankerler gerekli parayı nasıl sağlamakta ve nasıl gizlemektedirler ? Sistemi yürütenler bu konuda şu kaynaklardan yararlanmaktadırlar :
1- İthalat faturalarının yüksek gösterilmesi,
2- İhracat faturalarının düşük gösterilmesi,
3- Hayali ihracat,
4- Suçlardan komisyon alınması,
5- Rüşvet ve komisyonlar.
Sistemin Varlığını Sürdürmesini Sağlayan Nedenler
1- Sosyal ekonomik ve politik nedenler,
2- Yüksek kazanç (düşük maliyet),
3- Banka kanalının kullanılmaması,
4- Yerel vergilerden kaçma çabası,
5- Sistemin sağladığı gizlilik,
6- Formalitenin azlığı,
7- Etnik bağlılık,
Karapara Aklama İle Mücadele Açısından Hawala Sistemi
Suçla mücadele kapsamında , Hawala bankerinin ilişkilerinin incelenmesi, sözkonusu şahıs karanlık işlerle (suç teşkil eden işlerle) uğraşmasa bile son derece zordur. Hawala sistemi karapara aklama amacıyla kullanılabilir, ama karapara aklama amacı ile kullanılmıyor olsa dahi ortaya çıkarılması zordur. Çünkü bu sistemde dolaşan para karapara olmasa bile, kayıtdışı ekonomiden kaynaklanan vergilendirilmemiş gelirleri içerir. Dolayısıyla ne olursa olsun sistem içinde yer alan hiç kimse sistemi deşifre etmeye yanaşmayacaktır. Zaten sistemi işleten ve kullanan kişilerin etnik yapısı da bunu engellemektedir.
Hawala sistemi anlaşılmaz, içinden çıkılmaz ve kontrol edilemez görünse bile, zayıf bir yönü vardır. Bu zayıf yön , işlemin gün ışığına çıktığı nokta yani geleneksel bankacılık sistemine girdiği noktadır. Tıpkı balinanın nefes almak için su üstüne çıkması gibi Hawala bankeri de eninde sonunda bankacılık sistemini kullanmak zorunda kalır. Bunun başlıca iki sebebi vardır ; diğer bankerlerle arasındaki hesapları kapatmak ve farklı para birimlerinin farklı ülkelerdeki kur farklılıklarından yararlanarak arbitraj geliri elde etmek (ki önceden de belirtildiği gibi bankerin asıl gelir kaynağı arbitrajdır) . Hawala sistemi ve bu sistemin karapara aklamada kullanılması ile mücadele etmek için yasa uygulayıcı birimlerin tek şansı Hawala sisteminin bu zayıf anının yakalanmasıdır.
Hawalanın karapara aklamada kullanılmasının önlenmesi konusunda en önemli rolü oynayacak olan birimler bankalardır. Banka personeli bu konuda eğitilmeli ve bu sistemi tanıyacak hale getirilmelidir. Böylece Hawala sistemi bankayı kullanmaya başladığı an tespit edilebilir ve durum şüpheli işlem bildirim raporları ile yasa uygulayıcı birimlere bildirilerek gerekli inceleme ve kovuşturma başlatılabilir. Bankalar bu sistem konusunda eğitilebilirse su yüzüne çıktığı zaman bunu fark etme, bünyesinde suç için uçsuz bucaksız bir potansiyel barındıran sinsi organizmanın büyümesini önlemede etkin bir rol alma şansına sahip olacaklardır. Buna ek olarak döviz transferlerinin bildirimini düzenleyen sistem kapsamında verilen bildirimlerde, Hawala sistemini de tanımlayan bir hane bulunabilir.
2.9 DİĞER AKLAMA YÖNTEMLERİ
Kumarhaneler (Casinolar)
Casinolar kredi açılması, vadesinin uzatılması, kiralık kasa hizmeti, çeklerin ciro edilmesi hatta fonların havale edilmesi gibi birçok finansal işlemi yapabilmektedirler. Aklayıcılar çok büyük miktarlı nakit parayı casinoya yerleştirebilir ve herhangi bir bildirim yapılmamasını isteyebilirler. Bundan sonra artık para casino çekleri ile istenildiği zaman çekilebilir veya transfer edilebilir. Casinolar için de bildirim yükümlülüğünün bulunabilmesi nedeniyle kimi durumda karapara bildirim tutarının altında, dikkat çekmeden fişlere çevrilebilir. Ayrıca casino sahipleri ile işbirliği yapılmak suretiyle karaparanın kumar kazancı olarak gösterilmesi veya bildirim limitinin üstündeki nakdin bir kerede yatırılması mümkün olabilir.
Sahte veya yanıltıcı fatura - Hayali ithalat, ihracat
Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanılarak gerçekleştirilen hayali ihracat işlemleri yoluyla da karapara aklanabilmektedir. Buna göre değeri çok düşük veya hiç olmayan bir mal ihraç edilmiş gibi gösterilir ve buna uygun olarak fatura düzenlenir. (Bu faturalar ya malın değerini oldukça yüksek gösteren yanıltıcı fatura veya tamamen aklanan tutara denk gelecek şekilde sahte fatura olabilir, ancak ikinci durumda tespit daha kolay olabileceğinden riski fazladır) Örneğin gerçek değeri 50 bin dolar olan mal için 500 bin dolar karşılığı fatura düzenlenmek suretiyle 450 bin dolar ihracat geliriymiş gibi gösterilebilir ve aklanabilir. İhracın yapıldığı belirtilen ülkedeki firma, faaliyeti olan yasal bir firma, göstermelik bir firma veya paravan bir firma olabilir.
Benzer durum ithalat için de yapılabilir. Bu durumda da yurtdışından 10 bin dolara alınan bir mal yurtiçinde aklamada kullanılan şirkete 300 bin dolara satılabilir. Aradaki fark böylece aklanmış olur. Bu işlem yurtiçinde de yapılabilir.
Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması (Currency Smuggling)
Bu yöntem karaparanın kazanıldığı ülkeden, bu ülkedeki sıkı düzenlemeler nedeniyle, fonların denetim eksikliği veya işbirliğine müsait kuruluşların olduğu kısaca kolaylıkla plase edilebileceği bir başka ülkeye fiziki olarak çıkarılması işlemidir. Off-shore merkezler bu tür paranın bu şekilde gidebileceği uygun yerlerdir.
Fiziken ülke dışına çıkarılan para halen nakit halindedir, ancak kaynağından bir ölçüde de olsa uzaklaşmıştır. Daha sonra gittiği ülkede yapılan bir dizi işlemle birkaç ülkeyi de dolaşarak ve aklanmış olarak ilk çıktığı ülkeye getirilebilir. Karapara fiziki olarak yurtdışına uçak, kargo, kara veya deniz yoluyla çıkarılabilir.
Ülkemize de sınırdan nakit geçişi yoluyla para transferi yapılmaktadır. Ancak bu durum ihracat yapılan kimi ülkelerdeki (Eski Doğu Avrupa ülkeleri, ve yeni bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri gibi) bankacılık sistemlerinin yetersiz ve/veya çok fazla komisyonla çalışmalarının bir sonucudur. Gerçekten de bu ülkelerde bulunan bankalarca yüzde 30'lara varan komisyon alındığı belirlenmiştir. Bu nedenle bir zorunluluk sonucu bu şekilde fiziki olarak getirilen ve ihracat geliri olarak beyan edilen tutarlara ait incelemelerde etkinliğin sağlanması ve beyanların doğruluğunun araştırılması gereklidir.
IV. MASAKâIN İLGİLİ OLDUĞU ULUSLARARASI ÖRGÜTLER VE SÖZLEŞMELER
1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin âSuç Kaynaklı Paranın Saklanması ve Transferlerine İlişkin Tedbirler Hakkındaki R (80) 10 Sayılı Tavsiye Kararıâ
2. Avrupa Topluluğu 91/308/EEC Sayılı âMali Sistemin Karaparanın Aklanması Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesi Hakkındakiâ Konsey Direktifi
3. Mali Eylem Görev Grubu (FATF - Financial Action Task Force)
4. Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı BM Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu)
5. Suç Kaynaklı Gelirlerin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Strasbourg Konvansiyonu)
6. BASLE Komitesi İlkeler Bildirisi
7. Güneydoğu Avrupa İşbirliği İnisiyatifi (Southeast European Cooperative Initiative - SECI) ve Sınıraşan Suçların Önlenmesi ve Bu Suçlarla Mücadele Konusunda İşbirliği Anlaşması
8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu (SÖCAK - Commission on Crime Prevention and Criminal Justice - CCPC )
9. Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi-SASMUS (United Nations Convention Against Transnational Organized Crime)
10. Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvet İle Mücadele Sözleşmesi (Convention On Combating Bribery Of Foreign Public Officials In International Business Transactions)
11. EGMONT Grubu
12. Uluslararası Şeffaflık Hareketi (TI - Transparency International)
13. Yolsuzluk Karşıtı Ağ (Anti Corruption Network)
14. İNTERPOL (The International Criminal Police Organization)
15. Karayipler Mali Eylem Görev Grubu (CFATF - Carribean Financial Action Task Force)
1. AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ`NİN âSUÇ KAYNAKLI PARANIN SAKLANMASI VE TRANSFERLERİNE İLİŞKİN TEDBİRLER HAKKINDAKİ R (80) 10 SAYILI TAVSİYE KARARIâ
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Uzmanlar Komitesi`nin 27 Haziran 1980 Tarihli toplantısında kabul edilmiştir. Bu kararda üye ülkelerin bankacılık sistemlerinin almaları gereken tedbirler sıralanarak bankaların karaparanın aklanmasında kullanılmasını önlemek için gerekli düzenlemelerin yapılması tavsiye edilmiştir. Bu kararda bankacılık sisteminin karaparanın aklanmasında önleyici bir rol oynayabileceği üzerinde durulmuştur.
Kararın bağlayıcı bir yanı yoktur ama karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda yapılan ilk uluslararası girişimdir. Tavsiye kararında yer alan âsuç kaynaklı fonların bir ülkeden diğerine transferi ve ekonomik sisteme girerek aklanması süreci, ciddi problemlere neden olmakta, başka suçların işlenmesini teşvik etmekte ve olayın ulusal ve uluslararası düzeyde yayılmasına sebep olmaktadır.â şeklindeki ifade ile karaparanın uluslararası boyutu üzerinde durulmaktadır. Karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda gerçekleştirilen ilk uluslararası girişimlerden biri olması nedeniyle önemli olmakla birlikte kapsam sadece bankalarla sınırlı kalmıştır.
2. AVRUPA BİRLİĞİ 91/308/EEC SAYILI âMALİ SİSTEMİN KARAPARANIN AKLANMASI AMACIYLA KULLANILMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDAKİâ KONSEY DİREKTİFİ
Avrupa Birliği, 10 Haziran 1991 tarihinde âMali Sistemin Karaparanın Aklanması Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesi Hakkındakiâ Avrupa Birliği Konsey Direktifi`ni kabul etmiştir. Direktif`te, karaparanın aklanması fiilinin öncül suçu olarak uyuşturucu suçları kapsama almış; ayrıca, aşağıdaki konularda düzenlemeler öngörülmüştür:
ï® üye ülkelerin karaparanın aklanmasının yasaklanması yönünde gerekli düzenlemeleri yapması,
ï® ülkelerarası işbirliği,
ï® âmüşterini tanıâ ilkesi çerçevesinde kimlik tespiti, risk taşıyan müşterilerin belirlenmesi,
ï® 15.000 ECU ve bu tutarın üstündeki bir işlem veya bununla bağlantılı görülen işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu,
ï® kredi ve finans kuruluşlarının şüpheli işlem bildirimine özel önem göstermeleri ve gerektiğinde talep edilen işlemi gerçekleştirmemeleri, haklarında yetkili makamlara bilgi verilen müşterilerini bu konuda haberdar etmemeleri,
ï® denetimler sırasında karapara aklamaya dair herhangi bir delil elde edilmesi durumunda bunun yetkili makamlara bildirilmesi,
ï® finansal kurumların gerekli iç kontrol sistemlerini ve eğitim programlarını oluşturmaları,
ï® kredi ve finans kurumlarının yönetici ve çalışanlarının yetkililere konu ile ilgili olarak iyi niyetle bilgi vermelerinin, sır saklama yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmeyeceği.
Avrupa Birliği üyesi ülkeleri için bağlayıcı olan Direktife göre karaparanın tanımı şu şekildedir:
Kasıtlı Olarak,
⺠Bir kıymetin, suç oluşturan eylem (yasadışı eylem- criminal activity) veya böyle bir eyleme iştirak edilmesinden kazanıldığının bilinmesine rağmen, yasadışı kökenini gizleme veya görünümünü değiştirme ya da böyle bir eylemin gerçekleştirilmesine katılmış olan kişilere yasal sonuçlardan kurtulmaları için yardım etme amacıyla, başka şekle dönüştürülmesi veya transferi,
⺠Bir kıymetin, suç oluşturan eylem veya böyle bir eyleme iştirak edilmesinden kazanıldığının bilinmesine rağmen, gerçek niteliğinin, kaynağının, yerinin, bileşiminin, yer değiştirmesinin, mülkiyetinin ya da üzerindeki diğer hakların gizlenmesi ve görünümlerinin değiştirilmesi,
⺠Bir kıymetin, suç oluşturan eylem veya böyle bir eyleme iştirak edilmesinden kazanıldığının bilinmesine rağmen; iktisap edilmesi, zilyetliğinin kazanılması veya kullanılması,
⺠Bu eylemlerden herhangi birinin yapılması, yapılmasına asli veya yardımcı fail olarak iştirak edilmesi, teşebbüs edilmesi, yardımcı olunması, azmettirilmesi, kolaylık sağlanması, yol gösterilmesi.
Direktif`te geçen âsuç oluşturan eylemâ yani karaparanın öncül suçunu oluşturan eylem ise, âuyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili olarak Viyana Sözleşmesi`nde sayılan suçlar ve Direktif`in amaçları doğrultusunda üye devletlerce belirlenecek diğer suçlarâ olarak tanımlanmıştır. Viyana Konvansiyonu`nun (Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi) 3.1(a) maddesi şu şekildedir:
â1961 Sözleşmesi, Değiştirilmiş 1961 Sözleşmesi veya 1971 Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak herhangi bir uyuşturucu veya psikotrop maddenin üretimi, imalatı, çıkarılması, hazırlanması, arzı, satışa çıkarılması, dağıtımı, satışı, hangi koşulda olursa olsun teslimi, simsarlığı, sevki, transit sevki, nakli, ithali veya ihracıâ
Direktif, uyuşturucu ticaretinden kaynaklanan karaparanın aklanmasını yasaklamakla birlikte ayrıca üye ülkelerin, yüksek cezalara tabi başka suçların işlenmesi suretiyle ortaya çıkan karapara aklanması suçunu da mevzuatlarına eklemelerinin yerinde olacağını belirtmektedir. âBu tür faaliyetlerin sadece uyuşturucu kaçakçılığıyla değil, diğer suçlarla da (suç örgütleri, terörizm gibi) bağlantılı olabilecekleri cihetle, Üye Ülkelerin Direktif hükümlerini bu sonunculara da teşmil etmeleri yerinde olacaktır.â
Direktif, cezai alanda Viyana ve Strasbourg Konvansiyonu`na, mali alanda ise Basle Komitesi İlkelerine ve FATF tarafından yayımlanan 40 Tavsiyeye atıfta bulunmaktadır.
Avrupa Topluluğu Konseyi Direktifi ile karapara aklama literatürüne dört önemli ilke kazandırılmıştır:
ï¢MÜŞTERİNİ TANI İLKESİ
ï¢KİMLİK TESPİTİ
ï¢KAYITLARIN SAKLANMASI
ï¢ŞÜPHELİ İŞLEMLER
MÜŞTERİNİ TANI İLKESİ, diğer ilkelerin de temelini oluşturmaktadır. Finansal kuruluşların müşteri profilini çizebilmeleri için müşterilerini tanımaları gerekmektedir. Bu ilke şu hususları içermektedir:
â Müşterinin kimliğinin ve yapacağı işin baştan belirlenmesi
â Risk taşıyan müşterilerin tespit edilmesi
â Şüpheli işlemlerin tespit edilmesi ve bildirilmesi
â Çalışanlara hizmet içi eğitim programları uygulanması
â Etkin bir iç denetim sisteminin kurulması
â Konusuna vakıf elemanların çalıştırılması
KİMLİK TESPİTİ ilkesine göre kredi/finans kuruluşları; müşteri ile ticari ilişkiye girildiği aşamada ve belirli bir miktarı aşan bütün işlemlerde, ayrıca müşterinin kendi adına hareket ettiğinden şüphe edildiği veya bunun böyle olmadığının bilindiği hallerde adına hareket edilen kişinin, genel bir uygulama olarak da işlemlerin lehdarının kimliğinin tespitine makul ölçülerde gayret sarf etmelidirler. Direktife göre kimlik belirlenmesi şartı, bir işlemin veya bağlantılı görülen işlemler toplamının 15.000 ECU taban miktarını aşmasıyla geçerli olacaktır. Ancak karapara aklandığı şüphesi mevcut ise, kredi/finans kuruluşları, anılan tabanın altındaki meblağlar için de kimlik talep edebileceklerdir. Yine Direktif hükümleri uyarınca, müşterinin karapara aklanmasıyla mücadeleye ilişkin olarak Direktifâe tabi bir kredi/finans kuruluşu olması halinde kimlik tespiti yükümlülüğü bulunmamaktadır.
KAYITLARIN SAKLANMASI ilkesi ile, kredi ve finans kuruluşlarının kimliklerin örneklerini veya referanslarını, işlemlere ilişkin kayıt, belge ve delilleri beş yıl boyunca saklamaları benimsenmiştir. Saklanacak bu bilgilerin;
â Karapara aklanmasına yönelik bir soruşturmada kullanılabilecek ve
â Ulusal mevzuat çerçevesinde mahkemelerce de kabul görebilecek mahiyette olması gerekmektedir.
ŞÜPHELİ İŞLEMLER ilkesi ile şu dört husus öngörülmüştür:
â Kredi ve finans kuruluşları karapara aklanması ile ilişkili olduğu şüphesi uyandıran para hareketlerine dikkat ve özenle eğileceklerdir.
â Kredi ve finans kuruluşları personelin bilgi ve bilinç düzeyini artırıcı eğitim programları başlatmalıdırlar.
â Kredi ve finans kuruluşları dahili denetim mekanizmalarını oluşturmaya özen göstermelidirler.
â Yetkili makamlar da uygulamalara dönük hassasiyeti kurallara bağlamalı ve denetlemelidirler.
Üye ülkeler yasal düzenlemelerinde özel dikkat gösterilmesi gereken durumları örneklemişlerdir. Örneğin; Fransa, Belçika ve Portekizâde YÜKSEK MİKTARLI, OLAĞANDIŞI KARMAŞIK, EKONOMİK SEBEBİ VEYA MEŞRU AMACI BELİRSİZ İŞLEMLERDE dikkatli kavranılması kuraldır. Sayılan bu üç özellik şüpheli işlemlerle ilgili olarak öngörülen 19 adet kriterin temel taşlarını oluşturmaktadır.
Söz konusu ülkelerde şüpheli işlemlerde müşteriye söz konusu paranın kaynağını, varış noktasını, işlemin amacını sorma ve müşterinin beyanatını yazılı olarak saklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Aynı şekilde İspanya ve Lüksemburgâta da, bilgilerin yazıya dökülmesi gerekmeksizin, benzer soruların yöneltilmesi gerekmektedir. Kimi ülkelerde bankacının YÜKSEK DÜZEYDE ÖZEN (ENHANCED DILIGENCE) görevini yerine getirmemesi, karapara aklamaya eşdeğer bir suç sayılmaktadır.
Şüpheli işlemlerin bildirilmesi konusunda Direktif`te yer alan birkaç önemli nokta şudur:
â Yüksek Düzeyde Özen sayesinde belirlenen şüpheli işlemlerin yetkili makamlara bildirilmesi gerekmektedir. Zira, kredi ve finans kuruluşlarının işbirliği olmaksızın resmi mercilerin mücadeleyi etkin bir şekilde yürütmesi olanaksızdır. Dolayısıyla karaparanın aklanmasıyla mücadele konusunda yükümlülere büyük görev düşmektedir.
â Bunun dışında, Yüksek Düzeyde Özen esasından hareketle, kredi ve finans kuruluşları, yetkili makamların istedikleri bilgilerin ötesinde de karapara aklamayla bağlantılı olabilecek şüpheli işlemlere ilişkin tüm bilgileri aktarmalıdırlar. Sadece âbelirlenenâ değil âolabilecekâ şüpheli işlemler de bildirilmelidir.
â Bilgilerin olabildiğince şüphe altındaki müşteri farkına varmaksızın duyurulması yeğlenmelidir.
â Bildirilen şüpheli işlemlere, yetkili makamların onayı alınmaksızın devam edilmemesi esas olmakla birlikte, Direktif, uygulamada kredi ve finans kuruluşlarının işlemleri durdurmasının, hatta işleme başlamadan önce şüphenin kanuni yetkililere duyurulmasının imkansız olabileceği haller bulunabileceğini kabul etmektedir.
Tamamen pratik unsurlara dönük bu alanda, üye ülkelerin uygun gördükleri düzenlemeleri belirleyebilecekleri kaydedilmektedir.
Ayrıca, şüpheli işlemleri duyurma yükümlülüğü finans sektörü denetim kurumları için de geçerlidir. Bildirilen bilgilerin, sadece karapara aklamayla mücadeleye dönük olarak mı yoksa diğer suçları da kapsayacak şekilde mi kullanılacağına ilişkin karar, üye ülkeler yetkisindedir. Üye ülkeler ayrıca Direktif`te yer alanlardan daha katı hükümler ve uygulamalar benimseme yetkisine sahiptirler. Direktif`te, karapara aklamanın sadece kredi ve finans sektörüyle sınırlı kalmadığının altı çizilmekte; üye ülkelerin Direktif hükümlerini, aklamada aracılığa başvurulması muhtemel diğer sektörlere de uyarlamaları gerektiğine dikkat çekilmektedir.
91/308/EEC sayılı Konsey Direktifi`nin değiştirilmesini öngören âDirektif Önerisiâ ile söz konusu Direktifin güncelleştirilerek uygulama alanının genişletilmesi düşünülmektedir. Değiştirilmesi düşünülen unsurlar üç temel başlık altında incelenebilir:
1. Mevcut Direktif sadece uyuşturucu ticaretine dayanan karapara aklama işlemlerini kapsamaktadır. Direktif Önerisi ile, üye devletlerin her türlü organize suçtan kaynaklanan karapara ile mücadelesi öngörülmekte olup bu ülkelerin konuya ilişkin mevzuatlarının uygulama alanını mali sektörün dışına çıkarmaları da önerilmektedir. Bu önerinin gerekçesi, hemen hemen tüm üye ülkelerin terörizm, silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi organize suçları kapsayan bir dizi geniş suçtan elde edilen gelirlerden elde edilen karaparayla mücadele edilmesi için mevzuatlarını bu konuları içerecek şekilde zaten genişlettikleridir.
2. Önerilen başka bir konu da Direktif hükümlerine uymakla yükümlü olan ve Direktif`in 1.maddesinde tanımlanan kredi ve yine aynı şekilde Direktif`e uymakla yükümlü olup aynı maddede tanımlanan finans kuruluşlarının kapsamının genişletilmesidir. Noterler, emlakçılar, mali müşavirler, avukatlar, kuyumcu ve mücevherciler, kumarhane işletmeleri gibi kurumların da karaparanın aklanmasının önlenmesinde daha etkin bir şekilde rol alması için yükümlü grubuna dahil edilmesi düşünülmektedir. Mali kurumların etkinliğini arttırmasıyla ilgili olarak önerilen önemli bir konu da şüpheli işlemin varlığı halinde, miktarına bakılmaksızın bankacılık sırrının askıya alınmasıdır.
3. Mevcut Direktif`le kredi ve finans kuruluşlarına, 15.000 ECU ve bu tutarın üstündeki bir işlem veya bununla bağlantılı görülen işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu yüklenmiştir; öneri ile bu zorunluluk kapsamındaki âkredi ve finans kuruluşlarıâ ibaresi âbu Direktif`e tabi kuruluşlar ve kişilerâ olarak değiştirilerek kimlik tespiti zorunluluğuna tabi kuruluşların kapsamı genişletilmiştir.
Komisyon, Üye Devletlerin bu öneriye uyumunun sağlanması için gereken kanun, yönetmelik ve idari hükümlerin, 31 Aralık 2002 tarihine kadar yürürlüğe girmesinin zorunlu kılınmasını önermektedir.
3. MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (FATF- FINANCIAL ACTION TASK FORCE)
G-7 ülkeleri tarafından 1989 yılında OECD bünyesinde kurulan FATF şu anda 26 ülke ve 2 uluslararası örgütten oluşmaktadır. FATFâın amacı, karapara aklanmasıyla - suçtan elde edilen gelirin yasadışı kaynağını saklamak için işleme tabi tutulması - mücadele ile ilgili politikaların geliştirilmesi ve özendirilmesidir. Söz konusu politikalar, bu tür gelirlerin gelecekteki suç faaliyetleri için kullanılmasını ve meşru ekonomik faaliyetleri etkilemesini önlemeyi amaçlamaktadır.
FATFâa üye ülkeler şunlardır:
Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Hong Kong, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Portekiz, Singapur, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere ve A.B.D.
FATFâa üye olan uluslararası örgütler şunlardır:
Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi.
FAFTâın gözlemci üyeleri ise şunlardır:
Arjantin, Brezilya ve Meksika. (Eylül 1999âda katılmışlardır.)
OECDâye (İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) üye 29 ülkeden Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Kore, Meksika ve Polonya FATFâa üye değildir. FATFâın üyelerinden Hong Kong, Singapur, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi de OECD üyesi değildir. Türkiye 24.9.1991 tarihinde FATFâa üye olmuştur.
FATF ÜYELERİ İLE OECDâYE ÜYE ÜLKELERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Tablo I
Ü L K E L E R FATF ÜYELERİ Ü L K E L E R OECD ÜYELERİ
1 AVUSTRALYA 1 AVUSTRALYA
2 AVUSTURYA 2 AVUSTURYA
3 BELÇİKA 3 BELÇİKA
4 KANADA 4 KANADA
5 DANİMARKA 5 DANİMARKA
6 FİNLANDİYA 6 FİNLANDİYA
7 FRANSA 7 FRANSA
8 ALMANYA 8 ALMANYA
9 YUNANİSTAN 9 YUNANİSTAN
10 İZLANDA 10 İZLANDA
11 İRLANDA 11 İRLANDA
12 İTALYA 12 İTALYA
13 JAPONYA 13 JAPONYA
14 LÜKSEMBURG 14 LÜKSEMBURG
15 HOLLANDA (The Kingdom of the Netherlands) 15 HOLLANDA (The Netherlands)
16 YENİ ZELANDA 16 YENİ ZELANDA
17 NORVEÇ 17 NORVEÇ
18 PORTEKİZ 18 PORTEKİZ
19 İSPANYA 19 İSPANYA
20 İSVEÇ 20 İSVEÇ
21 İSVİÇRE 21 İSVİÇRE
22 TÜRKİYE 22 TÜRKİYE
23 İNGİLTERE 23 İNGİLTERE
24 A.B.D. 24 A.B.D.
25 HONG KONG 25 ÇEK CUMHURİYETİ
26 SİNGAPUR 26 MACARİSTAN
ULUSLAR ARASI ÖRGÜTLER 1 AVRUPA KOMİSYONU (European Commision)
27 KORE
28 MEKSİKA
2 KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ (Gulf Cooperation Council)
29 POLONYA
Tablo II
ÜLKELER FATF ÜYESİ OECD ÜYESİ
AVUSTURALYA X X
AVUSTURYA X X
BELÇİKA X X
KANADA X X
DANİMARKA X X
FİNLANDİYA X X
FRANSA X X
ALMANYA X X
YUNANİSTAN X X
İZLANDA X X
İRLANDA X X
İTALYA X X
JAPONYA X X
LÜKSEMBURG X X
HOLLANDA X X
YENİ ZELANDA X X
NORVEÇ X X
PORTEKİZ X X
İSPANYA X X
İSVEÇ X X
İSVİÇRE X X
TÜRKİYE X X
İNGİLTERE X X
A.B.D X X
HONG KONG X
SİNGAPUR X
AVRUPA KOMİSYONU X
KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ X
ÇEK CUMHURİYETİ X
MACARİSTAN X
KORE X
MEKSİKA X
POLONYA X
1990 yılında FATF tarafından 40 Tavsiye Kararı yayınlanmış ve 1996 yılında, geçen son altı yılda kazanılan deneyimleri dikkate almak ve karapara aklama sorununda meydana gelen değişiklikleri yansıtmak amacıyla gözden geçirilerek yeniden yayımlanmıştır. Üye ülkeler itibariyle bağlayıcı nitelik taşıyan 40 Tavsiye Kararı ana hatlarıyla şu şekilde özetlenebilir:
â Her bir üye ülke kendi mevzuatında, karaparanın aklanmasını suç olarak kabul edecek ve bunu mümkün kılan hukuki düzenlemeleri yapacaktır.
â Her bir üye ülke karaparanın aklanması suçunun öncül suçlarını ve buna ilişkin cezai hükümleri belirleyecektir.
â Her bir üye ülke mevzuatında, aklanan değerler için geçici tedbir ve müsadere hükümleri yer alacaktır.
â Her bir üye ülke mali kurumların; kimlik tespiti, kayıtların tutulması ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi ile ilgili yükümlülüklere uymalarını sağlayacak düzenlemeleri yapacaktır.
â Üye ülkeler arasında uluslararası işbirliği sağlanacaktır.
Üye ülkelerin tümü FATF tarafından, iki açıdan denetime tabi tutulmaktadır:
1. Yılda bir kez yapılan değerlendirme çalışması. (Annual self-assessment exercise)
Her üye, Kırk Tavsiyeânin hukuki ve finansal konulardaki uygulamaları hakkında, standart bir anket formu (standard questionnaire) doldurmak suretiyle bilgi vermektedir. Daha sonra bu bilgiler FATF Sekreteryası tarafından toplanıp analiz edilmekte ve Kırk Tavsiyeânin, hem her bir ülkede hem de genel olarak hangi boyutta uygulandığı konusunda bir değerlendirme yapılmasına esas teşkil etmektedir.
2. Her bir üye ülkenin yerinde denetime tabi olduğu, daha detaylı bir karşılıklı değerlendirme süreci. (Mutual evaluation process)
Her üye sırasıyla FATF adına diğer üye ülkelerden seçilen üç denetçi (examiner) tarafından yerinde denetime (on-site visit) tabi tutulmaktadır. Bu denetimin amacı; değerlendirmeye tabi tutulan ülkenin, karapara ile aklama mücadele sisteminin bütünü hakkında bir kanaate ulaşmak ve FATF Tavsiyelerinin ne derece uygulandığını tespit etmektedir. Yerinde denetimin gerçekleştirilmesinden sonra denetçiler tarafından ülke değerlendirmesine yönelik bir Taslak Rapor (Draft Mutual Evaluation Report) hazırlanmaktadır.
FATF, tavsiyelerine uymayan ülkeler hakkında 21.Tavsiyeâyi uygulayabilir.
Tavsiye 21: Mali kuruluşlar, bu Tavsiyeleri uygulamayan ya da eksik uygulayan ülkelerin vatandaşlarıyla, bu ülkelerin şirketleri ve mali kuruluşları dahil olmak üzere, girecekleri iş ilişkilerine ve işlemlere özel dikkat göstermelidirler. Bu işlemlerin görünürde hukuki ve ekonomik amacı yoksa, işlemlerin esası ve amacı araştırılmalı ve bulgular denetçilere, inceleme elemanlarına ve yasa uygulama birimlerine yardımcı olabilecek şekilde yazılı kayda geçirilmelidir.
Söz konusu ülkenin FATF üyeliğinin askıya alınması da uygulanacak yaptırımlardan biridir.
FATF her sene düzenli olarak aşağıda belirtilen toplantıları yapmaktadır:
a. Genel Kurul Toplantıları (Plenary Meetings): Her yıl üç tane Genel Kurul Toplantısı yapılmaktadır. (FATF yılı Temmuzâda başlamakta ve toplantılar genellikle Eylül/Ekim, Şubat ve Haziranâda olmaktadır.) Karapara aklama eğilimlerinin analizi ve bunlara karşı alınan önlemler, karaparayla mücadeleye ilişkin olarak alınan bu önlemlerin uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi ve karaparayla mücadele ağının dünya çapında oluşturulmasının teşvik edilmesi bu toplantılarda görüşülen konulardan bazılarıdır.
b. Tipoloji Toplantısı (Typology Meeting): Her yıl bir defa düzenlenmektedir. Karapara aklama tekniklerinin incelendiği bu toplantıda FATFâe üye ülkeler, belirli uluslararası örgütler ve organların yanısıra diğer ülkelerden de temsilciler yer almaktadır. Geçerli olan karapara aklama yöntemlerinin tartışılması, ortaya çıkan tehlikeler ve karaparanın aklanmasının önlenmesi için geliştirilen etkin karşı tedbirler bu toplantıda gündeme gelmektedir.
c. Ad Hoc Grubu (Geçici Grup) Toplantıları: Daha detaylı bir analiz gerektiren özel konularla ilgilenen Ad Hoc Grupları her Genel Kurul Toplantısı`nda, ilgilendikleri konuyla ilgili raporu sunmaktadır. Ad Hoc Grupları`nın ilgilendikleri iki önemli konu şunlardır:
- Aklanan karaparanın boyutunun tahmini (Estimating of magnitude of money laundering)
- İşbirliğinde bulunmayan ülkeler (Non - cooperative jurisdictions and territories)
d. Mali Hizmetler Forumu (Financial Services Forum): Her iki yılda bir düzenlenmektedir. Ortak konuların tartışılması amacıyla, mali hizmet sektöründe çalışan ulusal ve uluslararası temsilcilerin ve diğer ilgili kişilerin bu Forumâda bir araya gelmesi söz konusudur.
Toplantılarda geçerli olan iki resmi dil İngilizce ve Fransızcadır.
FATF Başkanlığı`na her yıl, FATFâe üye ülkeler arasından seçilen yüksek düzeyde bir kamu görevlisi atanmaktadır. Kasım 1999 itibariyle başkanlık yapan ülkeler Fransa (ilk iki yıl başkanlık yapmıştır.), İsviçre, Avustralya, İngiltere, Hollanda, ABD, İtalya, Belçika, Japonya ve Portekizâdir. 2000 â 2001 yılı itibariyle başkanlık görevi İspanya tarafından yürütülecektir.
4. UYUŞTURUCU VE PSİKOTROP MADDELER KAÇAKÇILIĞINA KARŞI BM SÖZLEŞMESİ (VİYANA KONVANSİYONU)
19 Aralık 1988 tarihinde Birleşmiş Milletler gözetiminde imzaya açılmış; 20 Kasım 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme şimdiye kadar 89 ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye sözleşmeyi 1989 yılında imzalamış; 22.11.1995 tarih ve 4136 sayılı âUyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi`nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunâla onaylamıştır.
Bu sözleşmeyle, sadece uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili faaliyetler sonucu elde edilen gelirin aklanması suç kabul edilmiş ve bu işlemlerin cezai müeyyidelere bağlanması öngörülmüştür. Karaparanın öncül suçu uyuşturucu ve psikotrop maddelerin kaçakçılığı ile sınırlanmıştır. Sözleşmede aşağıdaki konularla ilgili hükümler yer almaktadır:
ï¡ Her bir Taraf, 3.maddede sayılan fiiller kasdi olarak işlendiği zaman, kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır. Konvansiyonda sayılan suçlar arasında uyuşturucu veya psikotrop maddelerin üretilmesi, üretmek amacıyla yetiştirilmesi, ticareti, nakli veya dağıtımı yer almaktadır.
ï¡ Müsadere, âbir mahkeme veya başka bir yetkili makam kararıyla bir mala sürekli olarak el konulmasıâ olarak tanımlanmış, uyuşturucudan elde edilen gelirle bu gelir ile alınan malların müsaderesi için üye ülkelerin gerekli tedbirleri almaları öngörülmüştür.
ï¡ Müsaderenin uygulanması için taraf ülkeler uluslararası işbirliği içinde bulunacaklardır.
ï¡ Banka ve şirket hesap ve kayıtlarının, adli yardım kapsamında başka ülkelerden istenebilmesi öngörülmüştür. Sözleşmeye taraf olanlar, banka hesaplarının gizliliği gerekçesiyle bu hükmün uygulanmasından kaçınamayacaklardır.
ï¡ Kontrollü Teslimat, sözleşmeye göre, âsuça iştirak edenlerin belirlenmesi amacıyla kaçak veya kaçak olmasından şüphelenilen bir biçimde sevk edilen uyuşturucu maddelerin ilgili ülkeleri yetkili makamlarının bilgisi ve denetimi altında bir veya birçok ülke itibariyle geçişine veya çıkışına olanak veren yönetimiâ ifade etmektedir.
5. SUÇ KAYNAKLI GELİRLERİN AKLANMASI, ARANMASI, ZAPTEDİLMESİ VE MÜSADERE EDİLMESİ HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (STRASBOURG KONVANSİYONU)
Avrupa Konseyi (The Council of Europe), Avrupa ülkeleri arasında daha büyük bir işbirliğinin teşvik edilmesini sağlamak üzere 1949 yılında kurulmuştur. Konsey; insan hakları, yasal işbirliği, çevre, kamu sağlığı ve kültürü gibi konuları içeren faaliyetleri organize etmektedir. İki ana organı aracılığıyla görevlerini yerine getirmektedir:
Bakanlar Konseyi (Council of Ministers): Üye ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşmaktadır.
Parlamento (Parliamentary Assembly): Milli meclisler tarafından atanan üyelerden oluşmaktadır.
Avrupa Konseyiânin Eylül 1987 yılında yaptığı toplantıda suç kaynaklı kazançların aranması, zaptedilmesi, müsadere edilmesi hakkında üye ülkelerin ceza hukuklarının araştırılması, gerekirse yeni düzenlemeler yapılması konusunda bir komite oluşturulmasına karar verilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda hazırlanan Strasbourg Konvansiyonu 8.11.1990 tarihinde imzaya açılmış ve 1.9.1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye de bu sözleşmeyi onaylama çalışmalarını yürütmektedir.
Bu sözleşmenin en önemli özelliği, karaparanın öncül suçunu sadece uyuşturucu madde ile sınırlamayıp her türlü suçtan elde edilen geliri karapara saymasıdır. Dolayısıyla Strasbourg Konvansiyonu ile, karapara için Viyana Sözleşmesi`nde öngörülen öncül suç kapsamı genişletilmiştir.
Konvansiyon`un 6.maddesinin 1.a,b,c ve d paragraflarında belirtilen fiillerin kasıtlı olarak işlenmesi suretiyle elde edilen kazançların aklanması karapara aklama suçu olarak öngörülmektedir.
âa. Bir malvarlığının suçtan doğan gelir olduğunu bilerek, bunun kanunsuz olan kaynağını gizlemek veya değiştirmek veya müsnet suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eyleminin hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etme maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi veya nakledilmesi;
b. Herhangi bir malvarlığının, suçtan doğduğunu bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek veya değiştirmek;
ve her taraf devletin anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel esaslarına bağlı olmak kaydıyla:
c. Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan hasıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının iktisabı, bulundurulması veya kullanılması;
d. Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak ve tavsiyede bulunmak.â
Konvansiyon`un 2.maddesi de bu tür kazançların müsadere edilebilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirtmektedir.
Taraf ülkelerin banka ve mali kurumlarının, karaparanın aklanmasının önlenmesiyle ilgili olarak, işlemlere ilişkin kayıtları vermeleri için gerekli düzenlemeleri yapmaları ve bu hususa ilişkin olarak bankaların sır saklama yükümlülüğüne istisna getirmeleri öngörülmüştür. Ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliğinin sağlanması; kurumların gerekli kontrol yöntemleri, haberleşme sistemleri ve eğitim programlarını yürürlüğe koyması da sözleşmede yer alan diğer hükümlerdir.
Viyana ve Strasbourg sözleşmelerinin benzer ve farklı yönlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
a- Benzer Yönler:
1- Her iki sözleşmede de terminolojik açıdan önemli tanımlara yer verilmiştir.
2- Hangi fiillerin suç olduğu geniş olarak anlatılmıştır.
3- Sözleşmelerin her ikisi de gelirin veya bu gelir başka bir değere dönüşmüşse o değerin müsaderesini öngörmektedir.
4- Her iki sözleşme de yardım talebinin reddi ve red gerekçeleri veya süren soruşturmaya zarar vermesi açısından ertelenmesi ile ilgili hükümleri içermektedir.
5- Uyuşmazlıklar tarafların kendi aralarında veya sözleşmelerde belirtilen birimlerce çözülecektir.
6- Taraflar müsadere veya ilgili kayıtların istenmesi konusunda âbanka gizliliğini (sırrını)â öne süremeyeceklerdir.
b- Farklı Yönler:
1- Viyana Sözleşmesi`nde öncül suç kapsamına yalnızca uyuşturucu ve psikotrop maddeler dahil edilmişken, Strasbourg Sözleşmesi`nde kapsam geniş tutularak tüm suçlar öncül suç kabul edilmiş ve âKarapara Aklama Suçlarıâ başlığı altında tek tek sayılmıştır. Ayrıca Viyana Sözleşmesi`nde yalnızca madde 3âün 1(a) bendinde belirtilen suçlar için âkasıtâ unsuru aranırken, diğer sözleşmede tüm suçlar için bu unsur aranmaktadır.
2- Strasbourg Sözleşmesi`ne göre taraf ülkelerden herbiri, belli bir talep olmadan da suçtan doğan gelirler ve vasıtalar hakkındaki bilgiyi diğer taraf ülkelere gönderebilir.
3- Viyana Sözleşmesi`nde yer alan kontrollü teslimat, davaların nakli, taraf ülkelerin kazai yetkileri, serbest ticari bölgeler ve limanlar, posta hizmetlerinin kullanımı, transit ülkeler için uluslararası işbirliği ve yardım, belli suçların tabi olduğu yaptırımlar, suçluların iadesi konuları Strasbourg Sözleşmesi`nde yer almamaktadır.
4- Strasbourg Sözleşmesi`ne göre her bir taraf müsadere talebine konu olabilecek malvarlığının ticareti, nakli ya da elden çıkarılmasının önlenmesi amacıyla malın dondurulması, mala el konulması gibi gerekli geçici tedbirleri alacaktır.
6. BASLE KOMİTESİ İLKELER BİLDİRİSİ
Basle Komitesi, Belçika, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda, İsveç, İsviçre, İngiltere, ABD ve Lüksemburg Merkez Bankası temsilcileri ve denetim otoritelerinden oluşmaktadır. Bankacılık Düzenlemeleri ve Gözetim Uygulamaları (BASLE) Komitesi İlkeler Bildirisi Aralık 1988âde yayımlanmıştır. Bu bildiri, mali kurumlar aracılığıyla karaparanın aklanmasının önlenmesi için; yasadışı eylemlerden elde edilen gelirin aklanması ve gizlenmesi konusunda kimlik tespitini, caydırıcı önlemlerin alınmasını ve yine işbirliği açısından birtakım düzenlemeleri öngörmektedir.
Bildiride yer alan bazı önemli noktalar şöyle sıralanabilir:
Bankalar;
ï© müşterilerinin gerçek kimliklerini tespit etmeye yönelik olarak gereken tüm tedbirleri alacaklardır.
ï© tüm hesap sahiplerinin ve kiralık kasalardan yararlananların kimliklerini tespit etmeye özel dikkat göstereceklerdir.
ï© kimliklerini kanıtlamada güçlük çeken müşterileri için büyük çaplı işlem yapmaktan kaçınacaklardır.
ï© karaparanın aklanması faaliyetleri ile bağlantısı olduğuna inandıkları işlemlere ilişkin hizmet sunmayacak ve aktif yardımda bulunmayacaklardır.
ï© banka sırlarına ilişkin mevzuatların izin verdiği ölçüde ulusal kanun uygulayıcı otoritelerle işbirliğine gideceklerdir.
ï© suçtan elde edilen kazançların bankalarına yatırıldığına veya yapılan işlemlerin suç niteliği taşıdığına ilişkin bulguların varlığı halinde;
ï müşteriye yardım etmeyi reddetme,
ï ilişkiyi kesme,
ï hesap kapatma ve
ï dondurma başta olmak üzere gerekli tedbirleri alacaklardır.
7. GÜNEYDOĞU AVRUPA İŞBİRLİĞİ İNİSİYATİFİ (SOUTHEAST EUROPEAN COOPERATIVE INITIATIVE- SECI) VE SINIR ÖTESİ SUÇLARIN ÖNLENMESİ VE BU SUÇLARLA MÜCADELE KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI
26 Mayıs 1999 tarihinde âSınır ötesi Suçları Önleme ve Bu Suçlarla Mücadele Konusunda İşbirliği Anlaşmasıâ Bükreşâte imzalanmıştır. Bu anlaşmayı imzalayan ülkeler, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Macaristan, Makedonya Moldova, Romanya, Türkiye ve Yunanistanâdır. Hırvatistan imzalamayı öngördüğünü açıklarken Slovenya da bu yolda niyet beyanında bulunmuştur.
Anlaşma uyarınca, üç imzacı ülkenin onaya ilişkin yasal sürecin tamamlandığının bildirilmesini takip eden ayın ilk gününde anlaşma yürürlüğe girecektir.
Arnavutluk, Moldova ve Romanya anlaşmanın onaylanmasına ilişkin prosedürleri tamamlamıştır. Türkiye de anlaşmayı onaylama çalışmalarını yürütmektedir.
ABD, Fransa, İtalya, Rusya ve Avusturya gibi bölge dışı ülkeler ile AB, Dünya Bankası, Avrupa Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da destekçi konumundadır.
Anlaşmanın amacı; sınır ötesi suçlarla mücadelede etkili olmak, sınır ötesi suçlarla mücadelede ülkeler arası -karşılıklı- işbirliğini sağlamak ve bu konuda alınacak tedbirleri koordine etmektir.
Anlaşmaya göre;
-Her bir taraf devlet, sınıraşan suçlarla ilgili bilgiyi kendi isteğiyle veya karşı tarafın talebi üzerine, diğer taraf devletlere vermek zorundadır.
-Her bir taraf devlet, yetkili kılınan mercilerce, bu anlaşmaya uygun olarak, sınır aşan suçların önlenmesi, meydana çıkarılması, soruşturulması, kovuşturulması ve bastırılması konularında birbirlerine yardım edecektir.
Anlaşmanın kapsamındaki konular arasında, belirli yardım şekilleri, bilginin gizliliği ve kişisel verilerin korunması, yetkilendirilmemiş veya yanlış veri işlemlerinde sorumluluk ve yasal koruma, tanıklar ve uzmanlar, taleplerin bildirimi, taleplerin yerine getirilmesi, muafiyetler yer almaktadır.
Bu anlaşma uyarınca âSınır ötesi Suçlarla Mücadele Bölgesel Merkezi (SECI Merkezi)â Bükreş, Romanyaâda kurulmuştur. Bu merkezde sınır aşan suçlara ilişkin bir veri tabanı oluşturulacaktır. Merkezin faaliyetleri âOrtak İşbirliği Komitesiânce (Joint Cooperation Committee) koordine edilmekte olup taraflar sınır aşan suçlarla mücadelede istihbarat görevlileri aracılığıyla bilgi ve belge alışverişinde bulunmaktadır.
ABDânin öncülüğünde geliştirilen SECIânin bünyesinde ilk toplantı 6 Aralık 1996 tarihinde Cenevreâde yapılmıştır. Girişimin amacı ile kapsamı ve niteliğini belirleyen bir Amaçlar Bildirisi (Statement of Purpose) kabul edilmiştir. Katılımcı ülkelerin belirleyeceği üst düzey görevlilerinden oluşan bir Gündem Komitesi`nin (Agenda Committee) belirli aralıklarla toplanarak ele alınacak işbirliği projelerini saptaması ve uygulamaları izlemesi kararlaştırılmıştır. Gündem Komitesi 29 Ocak 1997 tarihinde Cenevreâde ilk toplantısını yapmıştır.
8. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SUÇUN ÖNLENMESİ VE CEZA ADALETİ KOMİSYONU (SÖCAK- COMMISSION ON CRIME PREVENTION AND CRIMINAL JUSTICE â CCPC )
SÖCAK 1992 yılında Suçların Önlenmesi ve Kontrolü Komitesi dağıtılarak oluşturulmuştur.
Komisyon aşağıda sıralanan fonksiyonları üstlenmiştir:
⢠Birleşmiş Milletler üyelerine suçun önlenmesi ve ceza adaleti alanında politika belirlenmesi konusunda kılavuzluk etmek.
⢠Birleşmiş Milletler suçun önlenmesi programının uygulamasını geliştirmek, gözlemlemek ve (tekrar) gözden geçirmek.
⢠Suçun önlenmesi ve suçluların muamelesi konusunda bölgesel ve bölgeler arası kuruluşların faaliyetlerini koordine etmelerine yardımcı olmak ve bu faaliyetleri kolaylaştırmak.
⢠Üye devletlerin desteğini sağlamak.
⢠Suçun Önlenmesi ve Suçluların Muamelesi ile İlgili Birleşmiş Milletler Kongresi`ni hazırlamak.
Komisyon 40 üye ile çalışmalarını sürdürmektedir. Komisyon üyeleri 12 tanesi Afrika devletleri, 9 tanesi Asya devletleri, 4 tanesi Avrupa devletleri, 8 tanesi Latin Amerika ve Karayipler, 7 tanesi Batı Avrupa devletleri ve diğer devletlerden olmak üzere 3 yıllık süre için seçilir. Türkiye SÖCAK üyesi değildir. Dolayısıyla, SÖCAK toplantılarına gözlemci olarak katılmakta ve Komisyon üyesi ülkeler aracılığıyla ancak karar tasarıları sunabilmekte ya da Komisyon üyesi ülkelerce hazırlanan karar tasarılarına bu sıfatla ortak olabilmektedir.
23 Kasım 1994 tarihinde Napoliâde yapılan Dünya Bakanlar Konferansında, Sınıraşan Örgütsel Suçlarla Mücadele Hakkında Uluslararası Sözleşme (SASMUS)nin yapılması kararlaştırılmış ve konferansta âSınıraşan Örgütsel Suça Karşı Napoli Siyasi Bildirisi ve Küresel Eylem Planıâ kabul edilmiştir. Küresel Eylem Planı`nda, BM Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonuânun (SÖCAK) bu sözleşme ile ilgili hazırlıklara destek olması benimsenmiştir.
9. SINIR AŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARLA MÜCADELE SÖZLEŞMESİ-SASMUS (UNITED NATIONS CONVENTION AGAINST TRANSNATIONAL ORGANIZED CRIME)
Sınır aşan Örgütsel Suça Karşı Napoli Siyasi Bildirisi ve Küresel Eylem Planı`nda, BM Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonuândan (SÖCAK), bu alanda uluslararası bir sözleşme yapılması için hükümetlerin görüşlerini alması istenmiştir. Daha sonra 27-30 Kasım 1995 tarihlerinde Buenos Airesâte, 21-23 Mart 1998 tarihlerinde Manilaâda konuya ilişkin yapılan bölgesel bakanlar toplantılarında sınır aşan suçlarla ilgili uluslararası sözleşme yapılması arzusu tekrarlanmıştır.
Bu gelişmeler çerçevesinde, Polonya 1996 yılında BM Genel Kuruluâna sınıraşan suçlarla ilgili yapılacak uluslararası sözleşme için taslak bir metin sunulmuştur. BM Genel Kurulu 12 Aralık 1996 tarih ve 51/120 sayılı kararıyla Polonya tasarısını not etmiş ve SÖCAKâa bu konuda uluslararası bir sözleşme yapılması için gerekli çalışmalara öncelikli olarak başlanılması çağrısında bulunulmuştur. SÖCAKâın 28 Nisan - 9 Mayıs 1997 tarihleri arasında yapılan toplantısında, (SASMUS) hazırlıkları için çalışma grubu oluşturulması kararlaştırılmıştır. Türkiye bu amaçla oluşturulan Ad-Hoc Komite çalışmalarına katılmaktadır.
Sınır aşan organize suçlarla daha etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve suçların önlenmesi için işbirliğinin teşvik edilmesini amaçlayan sözleşmede her bir taraf devletin sözleşmeyle belirlenen yükümlülükleri yerine getireceği belirtilmiştir.
Sınır aşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesiânin (SASMUS) İçeriği:
Sözleşme, sınır aşan örgütlü suç gruplarının işlediği ciddi suçların soruşturulması, kovuşturulması ve bu suçların önlenmesine dair olarak;
⢠Karapara aklama
⢠Yozlaşma
⢠Tüzel kişi sorumluluğu
⢠Müsadere
⢠Yargılama yetkisi
⢠Suçluların iadesi
⢠Karşılıklı adli yardımlaşma
⢠Özel soruşturma teknikleri
⢠Gelirlerin transferi
⢠Şahitlerin ve mağdurların korunması
⢠Yasal işbirliği
⢠Bilgi alışverişi
⢠Eğitim ve teknik yardım
⢠Uluslararası düzeyde koruma
⢠Anlaşmazlıkların çözümü
konularında düzenlemeler içermektedir.
Sözleşme metninin, BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Muamelesi Kongresi ile yıllık Genel Kurul Oturumu`nun yapılacağı 2000 yılına kadar tamamlanması kararlaştırılmıştır.
10. ULUSLARARASI TİCARİ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU GÖREVLİLERİNE VERİLEN RÜŞVET İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ (CONVENTION ON COMBATING BRIBERY OF FOREIGN PUBLIC OFFICIALS IN INTERNATIONAL BUSINESS TRANSACTIONS)
Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, OECDânin Uluslararası Yatırım ve Çokuluslu Şirketler Komitesi (CIME- Commitee On International Investment and Multinational Enterprises)ânin Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvet Çalışma Grubu tarafından yapılan çalışmalar sonucu tamamlanmış ve 17 Aralık 1997 tarihinde Parisâte yapılan Bakanlar düzeyindeki toplantıda üye ülkeler tarafından imza edilmiştir.
Sözleşmeyi Türkiye adına Adalet Bakanı Oltan SUNGURLU imzalamıştır. Konuya ilişkin olarak hazırlanan â4518 Sayılı Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunâ, 1 Şubat 2000 tarihinde kabul edilmiş; 6.2.2000 tarih ve 23956 Sayılı Resmi Gazeteâde yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Ancak, Türkiyeânin sözleşmeye uyum gösterebilmesi için Türk Ceza Kanununda, Gelir Vergisi Kanunu`nda, Türk Ticaret Kanunu`nda, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun`da değişiklikler yapılması gerekmektedir.
Sözleşme aktif rüşvetle ilgili olup, pasif rüşvetin cezalandırılması her ülkenin kendi mevzuatına bırakılmıştır. (Aktif rüşvet, rüşveti veren ya da rüşvet için söz veren kişi tarafından işlenen suçtur. Pasif rüşvet ise, rüşveti alan devlet memurunca işlenen suçtur.)
Sözleşmede rüşvet; Uluslararası ticaretin yürütülmesinde bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi ve muhafazası gayesiyle resmi görevlerin ifası zımnında hareket etme veya hareket etmekten kaçınması için, yabancı bir kamu görevlisine kasıtlı olarak doğrudan veya aracılar vasıtasıyla hak edilmemiş para veya diğer yararlar önermek, vaat etmek veya vermekâ olarak tanımlanmıştır. Ayrıca rüşvet verme amaçlı teşebbüs veya suç ortaklığının da rüşvet suçunu teşkil ettiği kabul edilmiştir.
Yabancı Devlet Memuru ise âYabancı bir ülkede, seçilmiş ya da atanmış olsun, yasama, idari veya adli bir görevi uhdesinde bulunduran, bir kamu kurum ya da kuruluşu da dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamu görevi ifa eden her şahıs ve uluslararası bir kamu kuruluşunun memur veya görevlisiâ şeklinde tanımlanmıştır
Sözleşme aşağıda belirtilen hususlarda düzenlemeler içermektedir:
ï Yabancı devlet memuruna rüşvet veren kişinin vatandaşı olduğu devlet tarafından kendi memuruna rüşvet veren kişi gibi etkili, orantılı, caydırıcı ve hapis cezasını da içeren cezalarla cezalandırılması.
ï Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi halinde tüzel kişilerin sorumluluğunu sağlayacak önlemlerin alınması.
ï Rüşvet ve rüşvetten elde edilen kazançlar ya da malvarlığına el koyma, bu varlıkların müsaderesi ya da bunlarla mukayese edilebilir parasal müeyyidelerin uygulanması.
ï Ülkelerin kendi vatandaşları için suçun ülke dışında işlendiği durumda yargı yetkisine sahip olmak için gerekli önlemleri alması.
ï Kendi devlet memuruna verilen rüşveti karaparanın aklanması konusunda öncül suç sayan her Akit devletin, suçun işlendiği yer göz önüne alınmaksızın yabancı devlet memuruna verilen rüşveti de karaparanın aklanması konusunda öncül suç sayması,
ï Muhasebe, kayıt ve denetleme standartları konusunda gerekli düzenlemelerin yapılması.
ï Rüşvetin suçluların iadesine esas bir suç olarak kabul edilmesi.
ï Her devletin, OECD Genel Sekreterliğine danışma, karşılıklı adli yardım ve suçluların iadesi konularında yapılacak talepler için sorumlu yetkili bir makam veya makamları bildirmesi.
11. EGMONT GRUBU
Karaparanın aklanması ile mücadelede ülkeler, mali kurumlarına bilgi verme zorunluluğu yüklemiş ve bunun bir sonucu olarak da her bir ülke tarafından, bildirilen mali bilgileri toplamak, analiz etmek (ön incelemeden geçirmek) ve yetkili birimlere iletmekle yükümlü Mali İstihbarat Birimleri (âFIUâs- Financial Intelligence Units) oluşturulmuştur.
Karaparanın aklanmasına karşı yürütülen global savaşın başarısına katkıda bulunmak, âİnternet Güvenlik Ağı (Internet Web-Secure)â ortamında mali istihbarat bilgilerini paylaşmak, Mali İstihbarat Birimleri arasındaki işbirliğini sağlamak ve her bir Mali İstihbarat Birimiânin etkinliğini arttırmak amacıyla 9 Haziran 1995 tarihinde Brükselâde 24 ülke ve 8 uluslararası örgütün bir araya gelmesiyle EGMONT GRUBU oluşturulmuştur.
Türkiye, EGMONT Grubu üyeliği için Şubat 1998âde müracaat etmiş, Haziran 1998 Toplantısında üyeliğe kabul edilmiştir.
EGMONT Grubu Katılımcıları, Mali İstihbarat Birimlerini ve henüz Mali İstihbarat Birimleri olmayan hükümetleri temsil eden diğer birimleri kapsamaktadır. Bu birimler dışında çağırılan tüm kişi, birim veya uluslararası örgütler âGözlemcilerâ (Observers) olarak adlandırılmaktadır.
Mali İstihbarat Birimlerinin oluşturduğu EGMONT Grubuânun 24 Haziran 1997âde yayınladığı âAmaçlar Bildirisiânde; Mali İstihbarat Birimleriâyle ilgili ortak konuların tartışılması, kurulan birimler arasındaki uluslararası işbirliğinin teşviki, gelişmemiş düzeydeki birimlere tavsiyelerde bulunmak ve yardım etmek ve karaparanın aklanması konusunda uluslararası boyutta yapılan mücadeleyle ilgilenen diğer hükümetlerin yetkili birimleri ve uluslararası örgütlerle işbirliği yapmak amacıyla, gayrıresmi olarak, EGMONT Grubu Toplantılarının yapıldığını belirtmiştir. EGMONT Grubuânun 1996 yılında Romaâda yaptığı toplantıda kabul ettiği Mali İstihbarat Birimi tanımı şudur:
âKarapara aklamayla mücadele için;
(i) Suç geliri olduğu şüphelenilen (gelirlerle) ilgili, veya
(ii) Ulusal mevzuatın ya da düzenlemelerin gerektirdiği
kendisine bildirilen mali bilgileri, almak (receiving) (ve, izin verildiği takdirde talep etmek), analiz etmek ve ilgili makamlara tevzi etmekten (disseminating) sorumlu bir merkezi, ulusal birimâ
Kaynak:
Mali bilginin unsurları bu tanımdan hareketle şu şekilde sıralanabilir:
1. Bilginin ilişkili olduğu gelirin, yasa dışı kaynaklardan elde edildiğinden şüphelenilmelidir.
2. Ulusal mevzuat ya da düzenlemeler söz konusu bilginin alınmasına imkan vermelidir.
3. Bilginin, sorumlu merkezi ulusal birime bildirilmesi (disclosures of financial information) gerekmektedir.
Mali İstihbarat Birimi olarak âMali Suçları Araştırma Kuruluâ, 4208 Sayılı Kanunun 3/2.maddesi uyarınca (Madde 3/2. Kara para ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla görüş ve bilgi alışverişinde bulunmak, inceleme ve araştırmalar yapmak) uluslararası kurum ve kuruluşlarla görüş ve bilgi alışverişinde bulunmaktadır.
EGMONT bünyesinde faaliyet gösteren çalışma grupları
- Eğitim Çalışma Grubu (The Training Working Group),
- Outreach Çalışma Grubu (The Outreach Working Group),
- Yasal Çalışma Grubu (The Legal Working Group) ve
- Teknoloji Çalışma Grubu (The Technology Working Group) olarak sıralanabilir.
EGMONT GRUBUNU OLUŞTURAN FAAL MALİ İSTİHBARAT BİRİMLERİNİN BULUNDUĞU ÜLKELER
1 ARUBA 25 İTALYA
2 AVUSTRALYA 26 JERSEY
3 AVUSTURYA 27 LETONYA
4 BELÇİKA 28 LİTVANYA
5 BERMUDA 29 LÜKSEMBURG
6 BOLİVYA 30 MEKSİKA
7 BREZİLYA 31 MONAKO
8 VİRJİN ADASI 32 HOLLANDA
9 BULGARİSTAN 33 HOLLANDA ANTİLLERİ
10 ŞİLİ 34 YENİ ZELANDA
11 KOSTA RİKA 35 NORVEÇ
12 HIRVATİSTAN 36 PANAMA
13 KIBRIS 37 PARAGUAY
14 ÇEK CUMHURİYETİ 38 PORTEKİZ
15 DANİMARKA 39 SLOVAKYA
16 FİNLANDİYA 40 SLOVENYA
17 FRANSA 41 İSPANYA
18 YUNANİSTAN 42 İSVEÇ
19 GUERNSEY 43 İSVİÇRE
20 HONG KONG, ÇİN 44 TAYVAN
21 MACARİSTAN 45 TÜRKİYE
22 İZLANDA 46 İNGİLTERE
23 İRLANDA 47 A.B.D.
24 ISLE OF MAN 48 VENEZUELA
(26 Mayıs 1999âda yapılan tanımı karşılayan birimler)
Şu anda 27 ülkenin Mali İstihbarat Birimi âEGMONT Güvenlik Ağıâna (ESW- EGMONT Secure Web) aktif olarak bağlıdır. ESW, ülkeler arasında güvenli bir e-mail haberleşmesi ve diğer mali istihbarat birimleri tarafından sunulan bilgi ve dökümanlara internet aracılığıyla yine güvenli bir şekilde ulaşmayı sağlamaktadır. Sistem üç dilde işlemektedir: İngilizce, Fransızca ve İspanyolca. Türkiye de bu ağ sistemine bağlanma çalışmalarını yürütmektedir.
EGMONT Güvenlik Ağıâna bağlı 27 Mali İstihbarat Biriminin bulunduğu ülkeler şunlardır: A.B.D., Belçika, Hollanda, İngiltere, Fransa, İspanya, İsveç, Slovenya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Monako, Aruba, Avustralya, İtalya, Danimarka, Panama, Yeni Zelanda, Meksika, Guernsey, Şili, Norveç, Hırvatistan, Hollanda Antilleri, İsviçre, Venezuella ve Letonya.
12. ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK HAREKETİ (TI-TRANSPARENCY INTERNATIONAL)
1993 yılında kurulan âUluslararası Şeffaflık Hareketiâ (TI) çalışmalarını, hem ulusal hem de uluslararası yozlaşmaya karşı açılan savaşa ve bu konuda devletin artan sorumluluğuna adayan ve kamu bünyesinde yer almayan bir örgüttür. Kar amacı gütmeyen, politik anlamda partizanca bir anlayış içermeyen ve tamamen yozlaşmaya odaklanmış bir harekettir.
Tüm dünyada, yozlaşma konusunda önde gelen veri tabanlarından birine sahiptir. Bu hareketin çıkardığı yayınlardan, üç ayda bir çıkarılan TI Gazetesi ve yıllık olarak yayımlanan Yozlaşma Anlayışı Endeksi kamuyu bilgilendirme konusunda önemli bir rol oynamaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Hareketi yozlaşmayı, özel kazançlar elde etmek amacıyla kamu sektörünün kullanılması olarak tanımlamakta ve bunun için Yozlaşma Anlayışı Endeksi (Corruption Perception Index - CPI) adı verilen bir endeks kullanmaktadır. CPI, özel sektörde görülen kaçakçılıkla ilgili bir gösterge değildir; kamunun elindeki güçlerin özel çıkarlar için kötüye kullanımı -örneğin, kamu görevlilerine rüşvet verme, kamu işlemlerinin yürütülmesinde rüşvet alma, kamuya ait fonların zimmete geçirilmesi gibi - konusuna odaklanmıştır. Yozlaşma konusunda uzman olan pek çok kişi bu geniş tanıma başka ayrımlar da katmaktadır: idari kademede yozlaşma ve politik yozlaşma gibi.
Endeksin veri tabanının oluşturulmasında belirli kaynaklar esas alınmaktadır. Örneğin 1998 yılına ait endekste veriler; Ekonomist İstihbarat Birimi (Ülke Riski Hizmeti ve Ülke Öngörüleri), Uluslararası Kamuoyu Araştırmaları (50.Yıldönümü Araştırması), Yönetimin Geliştirilmesi Kuruluşu (the Institute for Management Development), Politik ve Ekonomik Risk Danışmanlığı, Politik Risk Hizmetleri, Dünya Bankası ve Dünya Ekonomik Forumuândan elde edilerek hazırlanmıştır. Örneğin, Uluslararası Kamuoyu Araştırmaları (Gallup International), araştırmasında şunu sorgulamaktadır; politikacılar, kamu görevlileri, polis ve hakimlerden oluşan dört grup için ayrı ayrı olmak üzere, yozlaşmanın derecelendirilmesini istemiştir. Derecelendirme; çok yozlaşmış, çoğu yozlaşmış, birkaçı yozlaşmış ve hiç yozlaşmamış şeklinde yapılacaktır.
CPI ile ilgili bazı özelikler aşağıda belirtilmiştir:
ï´ İşadamları, risk analistleri, araştırmacı gazeteciler ve kamunun bu konuyla ilgili düşünceleri, görüşlerinden oluşmuş olup basın açıklamalarında âaraştırmaların araştırması (polls of poll) â olarak belirtilmiştir. 10 puan, o ülkede yozlaşmanın hiç görülmediğine, 0 puan ise söz konusu ülkenin tamamen yozlaşmış olduğuna işarettir.
ï´Yozlaşmayı değil, yozlaşma anlayışını ölçmektedir.
ï´Dünyadaki tüm ülkeleri kapsamamaktadır; bu nedenle son sırada yer alan bir ülke için âdünyada yozlaşmanın en çok görüldüğü ülkeâ demek yetersiz kalacaktır. Aynı şekilde, listenin başındaki ülkede, geçmişte, yozlaşmayla ilgili hiçbir olayın görülmediğini söylemek yanlış olacaktır.
ï´Derecelendirme, sadece kamu görevlileri ve politikacıların davranışları yani yozlaşma işleminin sonuçları gözlemlenerek yapılmaktadır. Fakat ihracatçı endüstriler yozlaşmanın yurtdışında da yayılmasına katkıda bulunmaktadır ancak bu konu derecelendirilmede dikkate alınmamıştır. Kendi ülkesinde belli bir düzeni sağlamayı başarmış, endüstrileşmiş pekçok ülkede yer alan şirketler, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veriyor olabilir. Bu nedenle bu endeks, uluslararası ticarette görülen yozlaşmayla ilgili sorumluluğun doğru bir değerlendirmesi sayılamaz.
ï´CPI tabanını oluşturan kaynakların herbiri, kamu görevlileri ile politikacılar arasında görülen yozlaşmanın âboyutuânu değerlendirmekle birlikte sadece birkaçı politik-idari yozlaşma ayrımını net olarak yapmıştır. Daha detaylı bir bilginin derin araştırmalarla sağlanabileceği açıktır.
ï´Sonuçları en iyi anlatan sütun standart sapma sütunudur; bu bölüm, araştırmada temel alınan kaynaklar arasındaki farkları anlatır: standart sapma ne kadar büyükse, bir ülkenin, kaynaklar itibariyle algılanma farklılığı da o kadar büyük olur.
ï´Herhangi bir yılın verileri ile bir önceki yılın verilerinin karşılaştırılabilir nitelikte olup olmadığı tartışmalıdır. CPI olabildiğince güvenli ve güncel kaynakları araştırmaya dahil etmektedir, ancak yapılan karşılaştırmanın olumsuz yönlerinden biri yalnızca ülkelerin performanslarının algılanışındaki değişiklik değil aynı zamanda örnek ve metodolojide gerçekleştirilen değişikliktir.
ï´Bazı ülkeler CPI listesinden çıkarılmıştır, çünkü doğru ve makul bir âülke değerlendirmesiâ için gerekli kaynaklar sağlanamamıştır. 1999 yılından itibaren çıkarılan bu ülkeler de eklenecektir.
1995, 1996, 1997, 1998 ve 1999 yılları için hazırlanan CPI Endeksine göre:
1995: Türkiye 41 ülke arasında 29.sırada yer almaktadır.
1996: Türkiye 54 ülke arasında 33.sırada yer almaktadır.
1997: Türkiye 52 ülke arasında 38.sırada yer almaktadır.
1998: Türkiye 85 ülke arasında 54.sırada yer almaktadır.
1999: Türkiye 99 ülke arasında 55.sırada yer almaktadır.
YILLAR İTİBARİYLE CPI ENDEKSİNİN ÜLKELER BAZINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Sıralamada birinci olan ülke (Yozlaşmanın en az görüldüğü ülke) ve Puanı Sıralamada sonuncu olan ülke (Yozlaşmanın en çok görüldüğü ülke) ve Puanı
1995 Yeni Zelanda (9.55) Endonezya (1.94)
1996 Yeni Zelanda (9.43) Nijerya (0.69)
1997 Danimarka (9.94) Nijerya (1.76)
1998 Danimarka (10.0) Kamerun (1.40)
1999 Danimarka (10.0) Kamerun (1.50)
Kaynak: http:/www.transparency.de/documents/cpi/index.html
Uluslararası Şeffaflık Hareketinin Sekretaryası Berlinâdedir. Sekreterya, bu uluslararası hareketi koordine etmekle ve desteklemekle görevlidir.
Uluslararası alanda 70âten fazla ülke ile aktif durumdadır. Ulusal Bölümler (National Chapters) ulusal çerçevede anti-yozlaşma stratejileri planlamak suretiyle global anti-yozlaşma hareketinin kalbi konumundadır. Ulusal Bölümler mali ve kurumsal açıdan bağımsızdır ancak, araştırmaksızın yapılan çalışma ve kamusal, ticari ve partizan politik ilişkilerden bağımsız olma konusundaki temel ilkelere riayet ederler. Kendilerine ait fonları vardır. Ulusal Bölümlerden seçilen temsilciler, Uluslararası Şeffaflık Hareketi`nin idari organı olarak hizmet veren âYönetim Kuruluânun seçilmesinde kilit bir rol oynamaktadır.
Ulusal Bölümler dört ana bölge olarak şu şekildedir:
AMERİKA: Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Jamaika, Meksika, Panama, Paraguay, Peru, Trinidad ve Tobago, Uruguay, A.B.D., Venezuela
AFRİKA: Cezayir, Benin, Botswana, Burkina Faso, Mısır, Etiyopya, Gambiya, Gana, Kenya, Madagaskar, Malavi, Mali, Mauritius, Fas, Mozambik, Namibya, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Güney Afrika, Tanzanya, Togo,Uganda, Zambia, Zimbabwe.
ASYA VE PASİFİK: Avustralya, Bangladeş, Kamboçya, Fiji, Hindistan, Endonezya, İsrail, Japonya, Ürdün, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti, Lübnan, Malezya, Moğolistan, Nepal, Yeni Zelanda, Pakistan, Papua Yeni Gine, Filipinler, Rusya, Singapur, Güney Kore, Sri Lanka, Tayland, Türkiye.
AVRUPA: Arnavutluk, Belçika, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, Ukrayna, İngiltere, Yugoslavya.
Uluslararası Şeffaflık hareketinin Türkiye temsilcisi, Toplumsal Saydamlık Hareket Derneği (TSHD) dir. Merkezi İstanbulâdadır. Derneğin Tüzüğünün 3.maddesinde Derneğin amacı şu şekilde yer almaktadır:
âDerneğin amacı, toplumun saydam bir yaşama kavuşturulmasıdır. Bunun için, öncelikle (merkezi ve mahalli) her tür kamu gücünün kişisel çıkarlar için kötüye kullanılmasını önlemek, siyasal, sosyal ve ekonomik olayların her an yurttaşlarca izlenip değerlendirilmesi ile her tür yolsuzluktan arındırılmasını sağlamaktır.â
13. YOLSUZLUK KARŞITI AĞ (ANTI CORRUPTION NETWORK)
Yolsuzluk Karşıtı Ağ, kamu sektöründeki yozlaşmanın azaltılması ile ilgilenen tarafların yolsuzlukla mücadele programları hakkında bilgi değişiminde bulunabileceği ve bunun yanısıra bölgesel, ulusal ve yarı ulusal girişimlerin işbirliği içerisine girebileceği bir forumdur. Tüm seçmenlerin etkin yolsuzluk karşıtı faaliyetlerin tasarlanması, uygulanması ve izlenmesi konularında söz sahibi olmaları için, fikirler ve bilgiler konusunda Ağ aracılığıyla, bilgi alışverişinde bulunulmaktadır.
Yolsuzluk Karşıtı Ağ, Ekim 1998âde kurulmuştur. Söz konusu Ağ Doğu Avrupa ve Eski Sovyetler Birliği ülkeleri üzerine odaklanmıştır. Ağ bölgesi ülkeleri Arnavutluk, Bulgaristan, Estonya, Macaristan, Letonya, Polonya, Rusya Federasyonu ve Ukraynadır. Ağın faaliyetlerinin koordinasyonu ve izlenmesinden sorumlu olan âYönetici Grubuâ (Steering Group); OECD, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, EBRD, ICC, IMF, Soros Vakfı, Uluslararası Şeffaflık, UN, USAID ve Dünya Bankası`ndan oluşmakta olup Ocak 1999âda kurulmuştur. Yönetici Grubu`nun görevleri:
1. Kilit ülkeleri, çalışma düzeyini ve Ağ için karar alıcı üyeleri belirlemek,
2. Ağ üyeleri arasında, faaliyetlerin koordinasyonunu ve bilginin dağılımını sağlamak,
3. Gündem toplantıları ve tartışma programlarının düzenlenmesine yardım etmektir.
Ağın faaliyetleri şöyle sıralanabilir:
(a) Ulusal ve yarı ulusal yozlaşmayla mücadele programlarıyla ile ilgili olarak kaydedilen gelişmelerin gözden geçirilmesi,
(b) İlgili uluslararası araçların, özellikle OECD Konvansiyonu ve Tavsiyeleri ile Avrupa Konseyinin uygulanması için destek sağlanması,
(c) Yolsuzluk karşıtı programlar için yardım sağlayan ulusal ve uluslararası örgütler arasında işbirliği ve sinerjinin teşvik edilmesi ve
(d) İzleyen faaliyetler için önerilerde bulunulması; kamunun dikkatini bu konulara çekmek için gazeteler ve elektronik ağ aracılığıyla bilgi değişiminde bulunulması. Bu tür bilgi değişik seviyelerdeki (kamu, özel, sektör bazında, bölgesel ve bölge-dışı) faaliyetleri kapsayacaktır. Ayrıca, kamu üretimi, kamu denetimi, adli sistemin güçlendirilmesi, sivil toplum ve kamu sektörü mali sistemi reformu, faaliyetlerin ve uluslararası araçların artırılmasına yönelik bilincin uyandırılması; yolsuzluk karşıtı programların geliştirilmesi, uygulanması ve gözden geçirilmesi ile ilgili olarak hükümetlere önerilerde bulunulması gibi özel faaliyetler de bilgi kapsamında olabilir.
Yolsuzluk Karşıtı Ağâın, âGeçiş Ekonomilerinde Yolsuzluk Karşıtı Ağâın, Geçiş Ekonomilerinde Yozlaşmaya Karşı Özel Sektörden Yararlanılmasıâ konulu 2. Yıllık Toplantısı 2-3 Kasım 1999 tarihleri arasında İstanbulâda gerçekleştirilmiştir. Mali Suçları Araştırma Kuruluândan da katılımın sağlandığı toplantı; Ağ ülkelerinde yapılan çalışmaları değerlendirmek ve kamu-özel sektör ortaklığının özel sektörün gelişmesi için iş çevresi yaratabilme yollarını tartışmak üzere uluslararası örgütleri, kamu ve özel sektör temsilcilerini, iş ahlakı derneklerini ve diğer sivil toplum örgütlerini (non-governmental organizations âNGOs) bir araya getirmiştir. Toplantıda görüşülen konular ana başlıklarla şu şekilde sıralanabilir:
ï± Yolsuzluk; kamunun veya başkalarının haklarını özel çıkarlar için gaspetmek anlamına gelmektedir. Demokrasiyi ve insan haklarını engellemekte ve dürüst insanların ekonomik faaliyetlerini etkilemektedir. Globalleşmenin en büyük özelliği olan teknoloji, yolsuzluklarda araç olarak kullanılmaktadır (elektronik fon transferinin izlenmesinin zorluğu örneğindeki gibi). Ancak, teknoloji yolsuzlukla mücadelede bir araç olarak kullanılmalıdır. Uluslararası dayanışma ve bilgi değişimi olduğu takdirde yolsuzluklar önlenebilir. Karaparanın aklanmasının önlenmesi için ulusal düzenlemelerin uluslararası araçları desteklemesi gerekmektedir. Bunun için de fon transferinin kaynağını soran, transfer ülkeden kaynak ülkeye aktarılan fonların belli tutarlarını aşanları için kimlik tespiti yapılmasını öngören bir sistem kurulmalıdır.
ï± OECDânin Özel Sektörün Geliştirilmesi Birimiânin faaliyetleri Yozlaşma Karşıtı Ağ, yatırım kurumları ile işbirliği, teşvik ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin geliştirilmesi alanlarında yoğunlaşmış olup bu tür alanlar yolsuzluğun görülebileceği alanlardır: İhaleler, ruhsat alımları, idari engelleri aşmak gibi.
ï± Yolsuzluk; özel sektörü, sivil toplumu, sivil toplum örgütlerini ve adli makamları ve aynı zamanda ekonomik ve siyasi gelişmeleri ilgilendiren bir konudur. Yolsuzlukla mücadelede en önemli noktalar;
⺠Hükümetlerin kredi yardım programlarında şeffaflığı öngörmesi,
⺠Bireylerin, sivil toplum örgütlerinin bilgilendirilmesi gerekliliği,
⺠Bankacılık, vergi, özelleştirme süreçlerinde gerçek bir siyasi iradenin varlığı,
⺠Gelişmenin yüzeysel olmaması konusunda temkinli olma ve
⺠Kamu sektörüyle özel sektör arasında işbirliğinin olmasıdır.
Yolsuzlukların mali ya da ekonomik olmasından ziyade politik olması, ilginin yetersiz oluşu, partilerin seçim sistemlerine ilişkin olarak iş çevrelerinin politik çevreleri desteklemesi ise karşılaşılan sorunlardan bazılarıdır.
ï± Yolsuzluk sadece âpara almakâ veya ârüşvetâ olarak düşünülmemelidir; daha iyi bir tedavi için doktorun ekstra para alması da yolsuzluktur. Ayrıca sadece özel sektörde yozlaşmanın görüldüğü düşünülemez; politik faaliyetlerde de yozlaşma görülebilir.
ï± Yerel yönetimler etkin bir yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca yerel yönetimlerce açılan ihalelerde şirket seçimi önemlidir. Bu konudaki şikayetlere yanıt verilebilmesi amacıyla Ombudsman Sistemi oluşturulmalıdır. Devlet yerel yönetimleri sübvanse etmekte, bu da kontrol ve belgelemeyi zorlaştırmaktadır. Yerel hükümetin kendi çıkarlarını gözetmesi söz konusudur. Bu nedenle denetim artırılmalıdır. Tüm işlemlerin tek bir birimden yönetilmesi de yolsuzluğu azaltacaktır.
ï± Her ülke kendi yozlaşma savaşını yürütebilir ama medya, gümrük, yerel yönetim ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği şarttır. Yozlaşmayı hazırlayan nedenler, iş ahlakı ve memurlara ilişkin yönetim kurallarıdır. Zayıf kamu kuruluşlarının güçlendirilmesi, iç ve dış denetimin artırılması, liyakata dayalı bir sistemin yerleşmesi, kamu bilgisine erişim sistemlerinin kurulması ve kamu ve özel sektör arasında sinerjinin oluşturulması gerekmektedir. Yozlaşma sadece iç sorun olarak düşünülmemelidir.
ï± Geçiş ekonomilerinde görülen yolsuzlukla ilgili yapılan bir araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır:
ï© Araştırmada, rüşvetin ne kadar sık görüldüğüne ilişkin olarak rüşvetin gelire oranı ve şirketlerin ölçeği baz alınarak (küçük-orta-büyük) herbirinin ne kadar rüşvet verdiği göz önünde bulundurulmuştur. 3000âe yakın şirketin temsilcileri araştırmaya konu olmuştur. Firmalar işe yeni girenler, özelleştirilenler ve devlete ait olanlar olarak ayrıca sınıflandırılmış; devlet-firma ilişkilerinde kar-zarar, rüşvet ve Devlet müdahalesi, rüşvetle ve hükümetle ekonomik reform arasındaki ilişki baz alınmıştır.
ï© Araştırma, son zamanlarda, küçük ölçekli şirketlerin daha çok rüşvet verdiğini ortaya koymuştur. Çıkan başka bir sonuç da küçük-orta ölçekli şirketlerin verdikleri rüşvet karşılığında sübvansiyon almadıklarıdır. Asıl problem özel sektörün zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Küçük ve orta ölçekli şirketlerin teşvik edilmesi gerekmektedir. Yapısal reformlar, şirketlerin rüşvet vermesini önleme konusunda olumlu etki yaratmaktadır.
ï± Firmaların yolsuzluk karşısında korunması konusunda, rüşvetin de firma için bir risk unsuru olduğu belirtilmiştir. Firmanın kötü ün yapması, rüşvet verse bile bunun karşılığını alamaması, kara listeye alınması, daha sıkı bir yasal yaptırımla karşılaşması, politik uyuşmazlık ve sosyal etki gibi faktörler firma için risk kaynağıdır. Yapılan araştırmaya göre, rüşveti vermeye en çok eğilimi olan gruplar sırasıyla şu şekildedir: kıdemliler (üstler), ülke yöneticileri, orta düzeydeki yöneticiler, alt kademedekiler (astlar). Şirketin, yozlaşmanın kendisi için bir risk faktörü oluşturmaması için yapması gerekenler temiz bir politika uygulamak, pazarı tanımak, dost bulmak ve zamana yatırım yapmak olarak sıralanabilir.
ï± Kamu basını çoğu ülkede ticari bir sektör durumundadır. Pek çok sektör gibi o da yozlaşmayla yüzyüzedir. Bilgi paylaşımında basının rolü şu şekilde belirtilmektedir: yolsuzluk, yolsuzluğun sonuçları ve muhtemel çözümler ile ilgili bilincin uyandırılması ve yolsuzluk oranları üzerine araştırmalar ve raporlar hazırlanması.
14. İNTERPOL (THE INTERNATIONAL CRIMINAL POLICE ORGANIZATION)
Bütün kanun uygulama yetkilileri arasında, üye ülkelerin kanunlarının sınırları çerçevesinde ve mümkün olan en geniş şekilde karşılıklı yardımın teşvik edilmesi amacıyla kurulmuştur. 176 üyesi bulunmaktadır. Her bir üye, ülkeler arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanmasında merkez nokta olarak görev görmek üzere İnterpol Ulusal Merkezi Bürosu (Interpol National Central Bureau â NCB) kurmuştur. Bürolar, üye ülkeler arasında ve İnterpolâün Fransa, Lyonâda bulunan Genel Sekreterliği arasında irtibat görevi görmektedir.
Karaparanın aklanması konularıyla İnterpolâün Genel Sekreterliği (Polis Bölümü) bünyesinde yer alan FOPAC Grubu ilgilenmektedir. Adını âSuçtan Elde Edilen Gelirlerâ sözcüklerinin Fransızcalarının başharflerinden almaktadır. Grubun kökeni 1983âe dayanmakla birlikte 1990 yılında bağımsız bir grup haline gelmiştir. FOPAC Grubu`nun personeli şu anda ABD, Fransa, Hong Kong ve İtalyaânın görevlilerinden oluşmaktadır.
FOPAC`ın görevleri arasında; karaparanın aklanmasıyla ilgili uzmanlaşmış ulusal ve uluslararası örgütlerle bağlantının sağlanması, ülkeler arasında işbirliği bilincinin sağlanması amacıyla uluslararası hukuk konferanslarının koordine edilmesi ve ortak şüpheleri tespit etmek ve soruşturmaları desteklemek amacıyla soruşturma raporlarının alınması ve analiz edilmesi sayılabilir.
15. KARAYİPLER MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (CFATF - CARIBBEAN FINANCIAL ACTION TASK FORCE
CFATF, karaparanın aklanmasıyla mücadele konusunda bölgesel faaliyet gösteren bir organdır. 21 üyesi vardır.
CFATFâe üye ülkeler şunlardır: Anguilla, Antigua ve Barbuda, Aruba, Bahama, Barbados, Belize, Bermuda, İngiliz Virijin Adaları, Cayman Adaları, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Grenada, Guatemala, Montserrat, Hollanda Antilleri, Nikaragua, Panama, St.Lucia, St.Vincent, Trinidad ve Tobago, Turks and Caicos Islands.
CFATFâle işbirliği yapan ve onu destekleyen ülkeler ise Kanada, Fransa, Hollanda, İngiltere ve ABDâdir.
CFATF, karaparanın aklanması sorununa kapsamlı bölgesel bir yaklaşımın teşvik edilmesini amaçlamaktadır. Bunu başarmak için karaparanın aklanmasına karşı açılan savaşta sorunların tanımlanması ve ilerlemenin güvence altına alınması için kendi üyelerinin değerlendirme çalışması (self-assessments) ve karşılıklı değerlendirme sürecine (mutual evaluations) dahil olduğu bir dizi girişimlerde bulunmaktadır. Ayrıca, teknik ve eğitim değerlendirmeleri ve üyelerine yardım çalışmalarını yürütmektedir.
ARUBA 19 TAVSİYESİ
1990 yılında Arubaâda düzenlenen âKarayipler Uyuşturucudan Elde Edilen Karaparanın Aklanması Konferansıâ Karayipler Mali Eylem Görev Grubuâ nun (CFATF) kurulmasına öncülük etmiştir. Bu konferansa Karayipler dışında Orta ve Güney Amerika, Kuzey Amerika ve Avrupaâdan da temsilciler katılmıştır.
Bu konferans 40 Tavsiyeyi kendisine temel almaktadır.
KINGSTON BİLDİRİSİ
CFATF Kingston Karaparanın Aklanmasına İlişkin Bakanlar Konferansı 1992 yılında yapılmıştır. Kingston toplantısında Bakanlar, FATFâin 40 Tavsiyesini, Aruba 19 Tavsiyesini ve 1988 Viyana Konvansiyonu`nu âKingston Bildirisiâ olarak onaylamıştır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
AKAR, Yıldırım : Karaparanın Aklanması, SPK Yayınları, Yayın No:90
ALTUĞ, Osman : Kayıtdışı Ekonomi, Türkmen Kitabevi, İstanbul 1999
TOROSLU, Nevzat : Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 1998
ERSOY, Yüksel : Ceza Hukuku Genel Hükümler, AÜ SBF Yayınları, Ankara 1994
ÖNGELOĞLU, Abdurrahman : âKarapara Aklama Suçuâ, Vergi Sorunları Dergisi, Ağustos 1998
UYGUR, Ercan : âKarapara Aklama ve Önlemlerâ konulu panel, TC. Merkez Bankası 10 Haziran 1999
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 20, Yasama Yılı 2, Cilt 130
- Compendium of International Anti-Money Laundering Conventions&Agreements, United States Department Of Treasury, FinCEN, Third Edition-November 1996
- Commission of The European Communities, European Parliament and Council Directive, Brussels 14.7.1999, COM(1999) 352 Final, 99/0152 (COD)
- The Financial Action Task Force on Money Laundering (FATF), The Forty Recommendations
ÖNSÖZ 5
GİRİŞ 6
I. KARAPARA VE KARAPARA AKLAMA SUÇU 8
1. KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN GELİŞİMİ 8
1.1. TARİH BOYUNCA SUÇ GELİRLERİ. 8
1.2. KARAPARA AKLAMA KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI 9
1.3. KARAPARA AKLAMA İLE İLGİLİ ULUSLARARASI GELİŞMELER. 9
1.4. ÜLKEMİZDE KARAPARA AKLAMA İLE MÜCADELENİN YASAL GELİŞİMİ 11
2. KARAPARA 12
2.1. TANIMI ( EKONOMİK, SOSYAL, HUKUKİ) 12
2.2. EKONOMİ İÇİNDEKİ YERİ 14
2.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA TANIMI 16
2.4. ÖNCÜL SUÇLAR 20
3. KARAPARA AKLAMA SUÇU 26
3.1. TANIMI 26
3.2. VİYANA VE STRASBOURG SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN TANIMLAR 26
3.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA AKLAMA TANIMI 28
3.4. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA FAİL 33
3.5. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA SUÇ UNSURLARI 36
3.6. KARAPARA AKLAMA SUÇU İÇİN GETİRİLEN CEZA 47
4. FATF ÜLKELERİNDE KARAPARA AKLAMA SUÇU İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER 49
A.B.D. 49
ALMANYA 49
AVUSTRALYA 50
AVUSTURYA 50
BELÇİKA 51
DANİMARKA 51
FİNLANDİYA 51
FRANSA 52
HOLLANDA 53
HONG KONG 54
İNGİLTERE 54
İRLANDA 54
İSPANYA 55
İSVEÇ 55
İSVİÇRE 55
İTALYA 56
İZLANDA 56
JAPONYA 57
KANADA 57
LÜKSEMBURG 57
NORVEÇ 58
PORTEKİZ 58
SİNGAPUR 59
YENİ ZELANDA 59
YUNANİSTAN 59
II. KARAPARA AKLAMANIN AŞAMALARI 61
1. YERLEŞTİRME (PLACEMENT) AŞAMASI 61
2. AYRIŞTIRMA (LAYERING) AŞAMASI 64
3. BÜTÜNLEŞTİRME (INTEGRATION) AŞAMASI 65
III. KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ 68
1. KARAPARA AKLAMAYA NEDEN İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR? 68
2. KAÇ ÇEŞİT KARAPARA AKLAMA YÖNTEMİ BULUNMAKTADIR? 68
2.1 ŞİRİNLER (SMURFİNG) YÖNTEMİ 69
2.2 PARÇALAMA (STRUCTURİNG) YÖNTEMİ 70
2.3 VERGİ CENNETLERİ 71
2.4 NAKİT PARA KULLANILAN İŞYERLERİ (GÖSTERMELİK ŞİRKETLER) 73
2.5 PARAVAN-HAYALİ ŞİRKETLERİN KULLANILMASI 73
2.6 OTO FİNANS BORÇ YÖNTEMİ (LOAN-BACK) 74
2.7 DÖVİZ BÜROLARI 75
2.8 ALTERNATİF HAVALE SİSTEMLERİ 76
Hawala Sistemi 77
2.9 DİĞER AKLAMA YÖNTEMLERİ 81
Kumarhaneler (Casinolar) 82
Sahte veya yanıltıcı fatura - Hayali ithalat, ihracat 82
Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması (Currency Smuggling) 82
IV. MASAKâIN İLGİLİ OLDUĞU ULUSLARARASI ÖRGÜTLER VE SÖZLEŞMELER 83
1. AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ`NİN âSUÇ KAYNAKLI PARANIN SAKLANMASI VE TRANSFERLERİNE İLİŞKİN TEDBİRLER HAKKINDAKİ R (80) 10 SAYILI TAVSİYE KARARIâ 85
2. AVRUPA BİRLİĞİ 91/308/EEC SAYILI âMALİ SİSTEMİN KARAPARANIN AKLANMASI AMACIYLA KULLANILMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDAKİâ KONSEY DİREKTİFİ 85
3. MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (FATF- FINANCIAL ACTION TASK FORCE) 91
4. UYUŞTURUCU VE PSİKOTROP MADDELER KAÇAKÇILIĞINA KARŞI BM SÖZLEŞMESİ (VİYANA KONVANSİYONU) 96
5. SUÇ KAYNAKLI GELİRLERİN AKLANMASI, ARANMASI, ZAPTEDİLMESİ VE MÜSADERE EDİLMESİ HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (STRASBOURG KONVANSİYONU) 97
6. BASLE KOMİTESİ İLKELER BİLDİRİSİ 99
7. GÜNEYDOĞU AVRUPA İŞBİRLİĞİ İNİSİYATİFİ (SOUTHEAST EUROPEAN COOPERATIVE INITIATIVE- SECI) VE SINIR ÖTESİ SUÇLARIN ÖNLENMESİ VE BU SUÇLARLA MÜCADELE KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI 100
8. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SUÇUN ÖNLENMESİ VE CEZA ADALETİ KOMİSYONU (SÖCAK- COMMISSION ON CRIME PREVENTION AND CRIMINAL JUSTICE â CCPC ) 101
9. SINIR AŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARLA MÜCADELE SÖZLEŞMESİ-SASMUS (UNITED NATIONS CONVENTION AGAINST TRANSNATIONAL ORGANIZED CRIME) 102
10. ULUSLARARASI TİCARİ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU GÖREVLİLERİNE VERİLEN RÜŞVET İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ (CONVENTION ON COMBATING BRIBERY OF FOREIGN PUBLIC OFFICIALS IN INTERNATIONAL BUSINESS TRANSACTIONS) 104
11. EGMONT GRUBU 105
12. ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK HAREKETİ (TI-TRANSPARENCY INTERNATIONAL) 108
13. YOLSUZLUK KARŞITI AĞ (ANTI CORRUPTION NETWORK) 111
14. İNTERPOL (THE INTERNATIONAL CRIMINAL POLICE ORGANIZATION) 115
15. KARAYİPLER MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (CFATF - CARIBBEAN FINANCIAL ACTION TASK FORCE 115
YARARLANILAN KAYNAKLAR 117
Karapara ve karapara aklama suçu kavramlarının Türk hukuk literatürüne girmesi oldukça yenidir ve kapsamı itibariyle başta bankalar, özel finans kurumları ve sermaye piyasası aracı kurumları olmak üzere geniş bir yükümlü grubunu, inceleme elemanlarını, savcı ve hakimleri çok yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle bu konunun bütün boyutları ile bilinmesi, gerek suçun önlenmesi ve gerekse işlenen suçların araştırılarak ortaya çıkarılması amaçlarına ulaşılmasında büyük önem arz etmektedir.
Bu suçla mücadeledeki başarı, sonuçlarını sadece ülke içinde göstermemekte, aynı zamanda ülkemizin uluslararası platformlardaki konumunu da tayin etmektedir. OECD bünyesinde oluşturulan Mali Eylem Görev Gücü (FATF)âin ülkemiz için yaptığı değerlendirmeler ilerisi için umut vericidir.
Konu hakkında henüz yeteri kadar çalışma yapılmamış olması ve uygulamaya yön verecek çoğunlukta içtihadın oluşmaması, bu tür bilimsel çalışmaların önemini ortaya koymaktadır. MASAK tarafından hazırlanan, oldukça yararlı olacağına inandığım ve bir başlangıç olarak gördüğüm bu çalışmayı, diğerlerinin de takip etmesini temenni ediyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
İlgilenenlere yararlı olması dileklerimle...
Dr. Erdoğan ÖNER
Maliye Bakanlığı
Müsteşarı
ÖNSÖZ
Karapara aklama konusunda giderek artan toplumsal bir bilincin oluşması tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu suçla mücadeleye ön ayak olmuş; gerek yasal düzenlemeler, gerekse uygulama yönünde önemli adımlar atılmaya başlanmıştır. 4208 sayılı âKaraparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanunâun 19.11.1996 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesini, uygulamaya yön vermek üzere yayımlanan yönetmelik ve genel tebliğler takip etmiştir. Bununla birlikte henüz oldukça yeni sayılabilecek bu konunun uygulamada etkinliğinin artırılması, uygulayıcılar tarafından en iyi şekilde anlaşılmış olmasına bağlıdır.
Bu amaçla bilindiği üzere MASAK tarafından çeşitli tarihlerde ABD, İngiltere ve Hollandaâdan uzmanların katılımıyla bir dizi seminer gerçekleştirmiştir. Ülkemizden de inceleme elemanları, savcı ve hakimler, banka yetkilileri başta olmak üzere, geniş bir katılımla gerçekleştirilen bu seminerlerde, karapara aklama ana hatlarıyla, kavramlar, uygulama ve karşılaşılan sorunlar çerçevesinde incelenmiştir. Ancak gittikçe önem kazanan bu konuda ülkemizde yayınlanmış fazlaca bir çalışmanın olmayışı, daha geniş kesimlere ulaşmada bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.
Karapara aklama tanımı, aşama ve yöntemleri ile, ilgili uluslararası çalışmaların yer aldığı bu kitabın önemli bir eksikliği gidereceğine inanıyorum. MASAK hizmet içi eğitim faaliyetleri kapsamında hazırlanan ve oldukça önemli hususları içeren bu çalışma aynı zamanda, Kurulumuzun ilk yayını olma özelliğini de taşımaktadır. Bu çalışmayı, karapara aklamanın farklı boyutları ile ele alınacağı diğer çalışmalar takip edecektir. Yaptıkları çalışmadan dolayı uzman yardımcıları Kuntay ÇELİK, Selen Işıl KOÇAĞRA ve Kadir GÜLERâi şahsım ve Kurulum adına tebrik ederim.
A. Nejat COŞKUN
Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanı
GİRİŞ
En geniş anlamıyla âyasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelir ve menfaatlerin, yasalmış gibi gösterilerek ekonomik sisteme sokulmasıâ olarak tanımlanabilecek olan karapara aklama olgusunun tam olarak ne zaman ortaya çıktığını tespit etmek olanaksızdır. Ancak, birçok suçun kaynağında yatan temel saikin para ve menfaat elde etme arzusu olduğu göz önüne alınırsa karapara aklamanın tarih boyunca var olageldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Oldukça uzun bir geçmişe sahip olmakla birlikte, karapara aklamanın suç sayılması ve karapara aklama ile mücadele edilmeye başlanması sadece 20 yıl önceye uzanmaktadır. Karapara aklanmasının, karaparaya kaynaklık eden suçtan (öncül suçtan) ayrı olarak suç sayılmasındaki amaç; suç gelirlerinden yararlanan kişileri bu gelirlerden mahrum etmek suretiyle, kazanç elde etmek amacıyla işlenen suçların işlenmesini engellemektir. Özellikle organize suç örgütleriyle mücadelede, bu örgütlerin gelir kaynaklarının kurutulması olmazsa olmaz şarttır.
Günümüzde karapara aklama, finans sistemlerinin geliştiği, mali enstrümanların yaygın olarak kullanıldığı, daha da önemlisi denetimin az olduğu ülkelerde rahatlıkla yapılabilmektedir. Toplumda bu suça karşı bilincin artmasıyla birlikte yasa yapıcılar ve uygulayıcılar tarafından bu suçla mücadelede gerek düzenlemeler ve gerekse kapsamlı araştırma ve soruşturmalar vasıtasıyla önemli aşamalar kaydedilmiştir. Bununla birlikte suçlular da getirilen tedbirlere karşı kendi aklama tekniklerini geliştirmekte gecikmemişlerdir. Aklama tekniklerindeki karmaşıklığa paralel olarak bu işte uzmanlaşan profesyoneller ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu kişiler, içinde bulundukları ülkenin mali, ekonomik şartlarına ve denetim gücüne bağlı olarak yeni teknikler geliştirebilmekte, özellikle denetimin zayıf olduğu ülke ve sektörleri rahatlıkla suiistimal edebilmektedirler.
Yapılan araştırmalar, karapara aklamada çok sayıda yöntemin kullanılabileceğini göstermekle birlikte, bu yöntemlerin bazı ortak noktalarının olduğunu göstermiştir. Yani hemen hemen bütün yöntemlerde karapara, belirli benzer aşamalardan geçirilmek suretiyle ekonomiye aklanmış olarak sokulmaktadır. Kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilen bu süreç; yerleştirme (placement), ayrıştırma (layering) ve bütünleştirme (integration) olmak üzere üç aşamada ele alınmaktadır.
Karaparanın aklanması sadece bir ülke sınırları içinde yapılmamaktadır. İletişim teknolojisindeki ve bankacılık alanındaki baş döndürücü ilerleme, ülkeler arasındaki para akışının önündeki engellerin kaldırılması, karaparanın ülkeler arasında transferi yoluyla aklanmasını oldukça kolaylaştırmıştır. Bu durum aynı zamanda bu suçla mücadelede ortak hareket etmenin gerekliliğini de ortaya koymuştur. Ülkeler arasında yapılan ikili, bölgesel ve küresel çapta anlaşmalarla suçlular engellenmeye çalışılmaktadır. Ülkemiz de gerek üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlar, gerekse taraf olduğu anlaşmalar yoluyla, karapara aklama ile uluslararası mücadeledeki yerini almıştır.
MASAK, hizmet içi eğitimi kapsamında düzenlenen seminerler için hazırlanan bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde karapara ve karapara aklama suçu, tanım ve unsurları ülkemiz mevzuatı açısından ayrıntılı olarak incelenmiş, bununla birlikte FATF (Mali Eylem Görev Grubu) ülkelerindeki karapara aklama suçu ile ilgili düzenlemeler de ana hatlarıyla çalışma kapsamına dahil edilmiştir.
Karapara aklamanın aşamaları ve yöntemlerinin konu edildiği ikinci bölümde; suçla mücadelede dikkatlerin nerelere yoğunlaştırılması gerektiği; özellikle yöntemlerin açıklandığı bölümde çok kullanılan yöntemlerin belirgin özellikleri vurgulanmak suretiyle adım adım nasıl gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Böylece herhangi bir finansal işlemde karapara aklama amacının olup olmadığı hususunda ipuçları verilmeye çalışılmıştır.
Üçüncü ve son bölümde ise MASAKâın ilgili olduğu uluslararası örgütler ve sözleşmeler ana hatları itibariyle açıklanmıştır. Bu çalışmada ikili anlaşmalara kısaca yer verilmiş olup, içeriği itibariyle MASAKâı ve örneğin 91/308/EEC sayılı Avrupa Birliği Konsey Direktifiânde olduğu gibi mali sektörü de yakından ilgilendiren uluslararası mevzuatın üstünde durulmaya çalışılmıştır. Karapara aklamayla dolaylı olarak ilgili olması nedeniyle âyolsuzlukâ ve âşeffaflıkâ konularıyla ilgili uluslararası gelişmelere de yer verilmiştir.
Karapara aklama olgusunun ülkemiz açısından son derece yeni olması nedeni ile bu konuda şimdiye kadar yayımlanan ve kaynak eser olarak başvurulabilecek Türkçe çalışmaların sayısı sınırlıdır. Başta seminer notu olarak tasarlanmış olan bu çalışmamızın bu boşluğun doldurulmasına katkıda bulunmasını ve konuyla ilgilenenlere yararlı olmasını diliyoruz.
I. KARAPARA VE KARAPARA AKLAMA SUÇU
1. KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN GELİŞİMİ
1.1. TARİH BOYUNCA SUÇ GELİRLERİ.
Suç ile menfaat arasındaki ilişki belki de insanlığın tarihi kadar eskidir. Tüm menfaatleri temsil edebilecek ortak bir standardın, yani paranın bulunmasıyla bu ilişki daha da somutlaşmıştır. Asurlularâdan kalan ticari yazışmaları çözen bilim adamları, Anadoluâya ihraç edilecek malların devlete ödenecek vergilerinden kurtulmak isteyen iş adamlarının sahte beyan yoluna giderek devleti aldattıklarını görmüşlerdir. Para, tarih boyunca suçun en önde gelen motivlerinden biri olma özelliğini korumuştur. Suçlular yakalansa ve cezalandırılsa bile genelde suç kazançları suçu işleyenin yanına kar kalmıştır. Oysa suçtan elde edilen kazançların araştırılması, bulunması ve bu kazançlara el konulması, suçun tekrar işlenmesini önleme adına en az suçlunun cezalandırılması kadar önemlidir.
Suç gelirlerinin takibinin yapılmaması, suçluya göre geri planda kalması özellikle organize ve örgütlü suçların gelişmesinde ve yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Çünkü suçu işleyen hapse girse bile, suçtan elde edilen gelir sayesinde suç örgütü varlığını korumakta; suçu işleyen, hapisten çıktıktan sonra hatta hapisteyken suç örgütündeki rolünü sürdürebilmektedir.
18.yy. sonlarından itibaren bu konudaki duyarlılık artmaya başlamıştır. İlk olarak Alman polisi ve adli makamları, bu tarihlerde sadece suçları geleneksel yollarla soruşturmakla kalmayıp suçlulara ait mal varlığına el koyma yoluyla suçlularla mücadeleye başlamışlardır.
1.2. KARAPARA AKLAMA KAVRAMININ ORTAYA ÇIKIŞI
Suç gelirlerine karşı duyarlılığın artması; suç gelirlerine ve suçluların malvarlığına el konulması, suçluları , suç gelirlerini yetkili mercilerin denetiminden kaçırmak ve gizlemek için yeni teknikler geliştirmeye itmiştir. Böylece karapara aklama kavramı ortaya çıkmıştır.
Kısaca, âYasadışı yollardan elde edilen kazançların kaynağının gizlenmesi ve kimliğinin değiştirilmesi suretiyle yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesiâ olarak tanımlayabileceğimiz karapara aklamanın geçmişinin 1920 âlere kadar uzandığı ileri sürülmektedir. Lâexpresse gazetesinde yayımlanan bir habere göre 1920 âli yıllarda Şikagoâda mafya üyesi bir şahıs o yıllarda popüler olan ve ödemelerin ancak nakit olarak yapılabildiği bir çamaşırhaneler zinciri satın almıştı. Mafyanın suçlardan elde ettiği gelirleri, çamaşırhanelerden elde edilen yasal gelirle karıştırarak muhasebe kayıtlarına geçirmek sureti ile yasal bir gelir haline getiriyordu. İngilizceâde karapara aklama anlamında kullanılan âlaunderingâ (çamaşır yıkama) tabirinin buradan geldiği söylenmektedir. Karapara aklama deyimi dünya basınında ilk defa 1973-1974 Watergate skandalı sırasında kullanılmaya başlanmıştır. 19 Nisan 1973 tarihli The Guardian gazetesi, Meksikaâda aklanan ve Cumhuriyetçi Parti kampanyasında kullanılan 200.000 $âdan bahsetmektedir. Fransızcaâda aklama teriminin karşılığı olarak âblanchimentâ veya âblanchissageâ terimleri kullanılmaktadır.
Uyuşturucu şebekeleri 1960âlarda uluslararası bir boyut kazanmış ve uyuşturucu ticaretine paralel olarak karapara aklama bu yıllarda yayılmaya başlamıştır. Ancak, karapara aklamanın ciddi bir tehdit olarak dünya gündemine girmesi özellikle uluslararası uyuşturucu ticaretinin patladığı 1980 li yıllarda olmuştur. Tehdidin büyümesine paralel olarak, uluslararası platformda bu konudaki hassasiyet de artmıştır. Bu sürecin sonunda, 19 Aralık 1988âde imzalanan ve Türkiyeânin 22 Kasım 1995 yılında taraf olduğu Viyana Konvansiyonu ( Uyuşturucu Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ) ve daha sonra 8 Kasım 1990 tarihinde imzalanan ve Türkiyeânin henüz taraf olmadığı Strasbourg Konvansiyonu ( Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ile bu konuda somut adımlar atılmıştır.
1.3. KARAPARA AKLAMA İLE İLGİLİ ULUSLARARASI GELİŞMELER.
Karaparanın aklanmasının önlenmesine yönelik ilk uluslararası adım Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesiânin 1980 âde aldığı R(80)10 sayılı tavsiye kararıdır . Bu kararla suçtan elde edilen gelirlerin ülkelerarası transferi, ülkeler arası işbirliği ve özellikle bankacılık sisteminde kimlik tespiti, dolaşımdaki banknotlar gibi konularda bazı düzenlemeler öngörülmektedir.
Uyuşturucu ve Psikotrop Madde Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu) 1988âde imzalanmıştır. Bu sözleşmede karapara aklama deyimi geçmemekle birlikte, anlaşma uyuşturucu ve psikotrop maddelerin kaçakçılığından elde edilen kazançların aklanmasının, anlaşmayı onaylayan ülkeler tarafından suç olarak kabul edilmesini öngörmektedir. Türkiye bu sözleşmeyi 22.11. 1995 tarihinde onaylamıştır.
Karapara aklama ile mücadele konusundaki en kapsamlı ve somut uluslararası girişim ise 1990âda imzalanan Suç Kaynaklı Gelirlerin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesiâdir (Strasbourg Konvansiyonu). Strasbourg Konvansiyonuânun 6. maddesinde Viyana Konvansiyonuândan farklı olarak sadece uyuşturucu kazançlarının değil, herhangi bir suç sonucunda elde edilen tüm kazançların suç olarak kabul edilmesi öngörmektedir. Türkiye henüz Strasbourg Sözleşmesini imzalamamıştır.
Karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda atılan en önemli adımlardan bir tanesi de Mali Eylem Görev Grubuânun ( FATF- Financial Action Task Force on Money Laundering) kurulmasıdır. Karaparanın, mali sistem aracılığıyla giderek ekonomileri esir alma noktasına yaklaştığını gören G-7 ülkeleri (ABD, Japonya, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya ve Kanada) Temmuz 1989âda Parisâteki zirvede karapara aklanması, karapara aklamanın mali sistemde yol açtığı sorunlarla mücadele ve bu mücadelenin yürütülmesi için ülke mevzuatlarının standardizasyonu ile sürekli bir bilgi değişiminin tesis edilmesi için Mali Eylem Görev Grubunun oluşturulmasına karar vermişlerdir. Çoğunluğu OECD ülkesi olan 26 ülkenin üye olduğu FATF üye ülkelerin mevzuatlarını karapara aklama ile mücadeleye uyumlaştırmak amacı ile 40 adet tavsiye kararı almıştır. Türkiye FATFâa 1991âde üye olmuştur.
Karapara aklama ile mücadele global bir strateji gerektirmektedir. Çünkü, bazı ülkelerin karapara aklamaya karşı önlem alması, karapara aklayıcılarını ortadan kaldırmamakta, sadece karapara aklamanın kolay olduğu diğer ülkelere yönelmelerine sebep olmaktadır. Karaparanın aklanmasına göz yuman, hatta karapara aklamayı teşvik eden ülkelerin bulunması, karapara aklamanın önlenmesi konusunda gösterilen gayretleri sonuçsuz bırakacaktır. Bundan dolayı karapara aklama suçu ile mücadelenin Birleşmiş Milletler nezdinde yapılacak bir anlaşma ile tüm ülkeleri içine alacak şekilde yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalar devam etmektedir.
1.4. ÜLKEMİZDE KARAPARA AKLAMA İLE MÜCADELENİN YASAL GELİŞİMİ
Ülkemizde karapara aklama ile mücadelenin başlangıç tarihini Türkiyeânin FATFâa üye olduğu 25 Eylül 1991 olarak kabul etmek yanlış olmayacaktır. Bu tarihten sonra FATFâın Kırk Tavsiye Kararlarının gereğini yerine getirmek amacıyla karapara aklamayı suç haline getirecek bir yasa çıkarılması çalışmalarına başlanmıştır. Bu konuda 1994 âde bir yasa taslağı hazırlanmış ve 9 Ekim 1994âde TBMMâye sunulmuştur. Ancak, yasanın TBMMâye sunulduğu yasama yılı içerisinde TBMM tarafından onaylanmayan yasa , erken seçim nedeniyle kadük olmuştur.
2-4 Kasım 1994 tarihinde ilk defa FATF Türkiyeâde incelemelerde bulunmuştur. Türkiyeânin kırk tavsiye karaları ile uyum konusunda gerekli adımları atmadığı gerekçesiyle FATF tarafından 19 Eylül 1996 tarihinde 21. Tavsiye kapsamında yaptırım uygulama kararı alınmıştır.
Bu gelişmeler üzerine, önceden hazırlanıp kadük olan yasa tasarısı yeniden TBMMâne sunulmuştur. TBMM İçişleri ve Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sırasında yasa tasarısı çeşitli değişikliklere uğramıştır. 13 Kasım 1996âda TBMMâde görüşülen â Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi ile 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkındaki Kanuna, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa ve 178 Sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararnameye Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanunâ aynı gün yapılan oylamada kabul edilmiş 19 Kasım 1996 tarihli Resmi Gazeteâde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Karapara Aklamanın Önlenmesi Hakkındaki Kanunun çıkarılmasından sonra FATF önceden almış olduğu yaptırım kararını 12 Aralık 1996 tarihinde kaldırmıştır.
2. KARAPARA
2.1. TANIMI ( EKONOMİK, SOSYAL, HUKUKİ)
Karaparanın tanımı yapılırken dikkat edilmesi gereken noktalardan biri karaparanın ekonomik, ahlaki, sosyal ve hukuki tanımlarının birbirinden ayrılması gereğidir. Karaparanın bu dört ayrı perspektiften yapılması gereken tanımını ekonomi, ahlak, sosyoloji ve hukuk için yapılmaya çalışılan tek ortak tanıma indirgemek karapara sorununun incelenmesi , analiz edilmesi ve önlenmesi açısından yanılgılara yol açabilir. Ekonomik anlamda karapara, sosyal anlamda karapara ve hukuki anlamda karapara birbirinden farklı kavramlardır ve bu farklı kavramların ait oldukları çerçeve içinde değerlendirilmeleri gerekir.
Örneğin geniş anlamda vergi kaçakçılığı ekonomik açıdan karapara kabul edilmesine karşılık bazı ülkelerde hukuki olarak karapara olarak kabul edilmemiştir. Ancak hukuken adının karapara olmaması devletin bu fiile göz yumması veya bununla mücadele etmemesi anlamına gelmez. Kamyon şoförünün trafik polisine verdiği rüşvet sosyal ve ahlaki açıdan karapara olmasına rağmen ülkemizde hukuki anlamda karapara olarak kabul edilmemiştir. Adının karapara olmaması rüşvetin hem toplum hem de devlet nazarında masum bir fiil olduğu anlamına gelmez. Sosyal hayatı düzenleyen diğer yasalar zaten bu fiili cezalandırmakta ve sözkonusu paranın müsaderesini öngörmektedir. Karaparanın aklanmasının önlenmesine dair yasanın vurgusu âkaraparaâ üzerinde değil âkarapara aklanmasıâ üzerindedir. Yasadaki âkaraparaâ tanımının amacı sosyal, ahlaki veya ekonomik anlamda karaparayı tanımlamak değil , bağımsız bir suç olan âKarapara aklamaâ suçuna konu olabilecek değerleri belirlemektir.
Sosyal anlamda karapara, dolaylı olarak da olsa toplumsal hayata zarar veren her türlü faaliyetten elde edilen her türlü kazançtır. Ahlaki anlamda karapara ise, yasalarla yasaklanmış olsun veya olmasın toplum nazarında suç sayılan hareketler sonucunda elde edilen tüm kazançlar olarak tanımlanabilir. Bu itibarla karaparanın en geniş tanımının ahlaki anlamda karapara olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü yasalar tarafından karapara olarak adlandırılsın veya adlandırılmasın, cezalandırılsın veya cezalandırılmasın, ispat edilsin veya edilmesin toplum tarafından erdemsiz bir yolla kazanıldığına inanılan her para ahlaki açıdan karapara kapsamına girecektir. Toplum nazarında karapara olarak değerlendirilen her kazancın hukuken de karapara olarak nitelendirilmesi ve kovuşturulması düşünülemez. Ahlaki anlamda karapara ile mücadele ise toplumsal mekanizmalarla sağlanacaktır. Ancak, toplumun karapara konusundaki tavrının ve bilincinin bir ülkenin karapara ile mücadelesinde sonuç üzerinde birebir etkili olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir.
Ekonomik anlamda karapara ise kanunlar tarafından suç sayılan fiillerin yanı sıra, ekonomik hayatı düzenleyen kural ve usuller ihlal edilerek elde edilen kazanç olarak nitelendirilebilir. Bu çerçevede ekonomi açısından, vergi kaçakçılığı amacıyla bazı ekonomik faaliyetlerin usulsüz, gizli yapılması yoluyla elde edilen kazançları karapara kapsamında değerlendirmek mümkündür. Nitekim Amerika Birleşik Devletleriânde vergi kaçakçılığı da karapara aklamanın öncül suçları arasında yer almaktadır. Yani A.B.D.âde hukuki anlamda karapara , ekonomik anlamda karapara olan vergi kaçakçılığı gelirini de kapsamaktadır. Ülkemizde yalnızca belli vergi kaçakçılığı suçları sonucunda elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmiştir, geniş anlamda vergi kaçakçılığından elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmemiştir.
Karapara aklama suçunun tanımlanmasında farklı ülkelerde farklı uygulamalar bulunmaktadır. Bu uygulamaları başlıca iki gurupta toplayabiliriz. Bazı ülkeler, mevzuatlarında belli suçları teker teker saymış ve sayılan suçlardan elde edilen kazançları karapara kabul etmiştir. Bazı ülkeler ise bütün suçlardan elde edilen veya ciddi suçlar sonucu elde edilen kazançları karapara olarak adlandırmışlardır. Hangi suçların âCiddi suçâ kapsamına girdiği konusunda genelde kullanılan ortak ölçü suç için öngörülen cezanın ağırlığıdır. Ancak kaç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçların ciddi suç kapsamına gireceği ülkeden ülkeye değişmektedir. Diğer FATF ülkelerdeki karapara aklama suçunun tanımları ileride âFATF Ülkelerinde Karapara Aklama Suçuyla İlgili Düzenlemelerâ başlıklı bölümde ayrıntılı olarak incelenecektir.
2.2. EKONOMİ İÇİNDEKİ YERİ
TOPLAM EKONOMİK FAALİYET
Yukarıdaki tabloda Karaparanın toplam ekonomi içerisindeki yeri görülmektedir. Kayıtdışı ve yasadışı faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkan karapara, aklanma sürecinden sonra kayıtlı ekonominin bir parçası haline gelmektedir. Hatta karapara aklayıcılar yasadışı kazanılan parayı meşrulaştırmak için çoğu zaman vergisini bile son kuruşuna kadar ödemektedirler. Amaç devletin bu parayı yasal para olarak tanımasını sağlamaktır.
Bu çerçevede karapara ile kayıtdışı ekonomi ilişkisine de değinmekte yarar vardır. Halk arasında genelde kayıtdışı ekonomi ve karaparayı aynı kavramlarmış gibi algılama yönünde bir eğilim olduğu gözlenmektedir. Hatta zaman zaman aynı yanılgıya bazı politikacıların bile düşmesi, bu yanılgının ne derece yaygın olduğunu göstermektedir. Karpara ile kayıtdışı ekonomi arasındaki paralellik kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçektir. Ancak bu tespitten yola çıkarak iki kavramın aynı anlama geldiğini söylemek de yanlıştır.
Prof. Dr. Osman Altuğ kayıtdışı ekonomiyi âHiçbir belgeye dayanmayarak ya da içeriği gerçeği yansıtmayan belgelerle , gerçekleştirilen ekonomik olayın devletten ve işletme ile ilgili diğer kişilerden tamamen ya da kısmen gizlenerek , kayıtlı ekonominin dışına taşınmasıdır.â şeklinde tanımlamaktadır. Prof. Altuğ âKayıtdışı Ekonomiâ adlı kitabında kayıtdışı ekonomi ile cezai ekonomi (suç kaynaklı ekonomi- karapara ekonomisi) nin birbirinden farklı olduğunu ancak bu iki ekonomi arasındaki ayırıcı çizginin nerede oluştuğunun belirlenmesinin çok zor olduğu tespitinde bulunmaktadır.
Ülkemizde , ekonomide gerçekleştirilen yasal faaliyetler sonucu elde edilen ancak, gerek hukuktaki boşluklardan yararlanılarak , gerekse denetim mekanizmaları ve idari kurumların gözünden kaçarak diğer faktörlerin de etkisiyle kayıt düzeni ve beyan dışında tutulan vergilendirilmemiş kazançlar ile bu kazançların tekrar ekonomik faaliyetlerde kullanılmaları sonucunda elde edilen kayıtdışı gelirler 4208 sayılı yasa tarafından karapara olarak kabul edilmemiştir.
Kayıtdışı ekonomi, genelde âgri paraâ olarak adlandırılan , kayda tabi tutulmamış ancak çoğunlukla yasal faaliyetlerden elde edilen kazançların genel adı olarak kabul edilebilir. Kayıtdışı ekonomi kapsamında yer alanların asıl amacı vergi, sosyal güvenlik ödemeleri ve benzeri yasal yükümlülüklerden kaçmaktır. Karapara aklayıcılar ise çoğu zaman vergi dostu kesilirler. Yani karaparasını vadeli mevduat hesabına yatıran veya bu parayla fabrika, turistik tesis alan karapara aklayıcı büyük bir olasılıkla vergisini son kuruşuna kadar ödeyecektir. Çünkü vergiyi almakla devlet o gelirin meşruluğunu tanımakta böylece karapara mali sisteme sızmaktadır. Görüldüğü gibi kayıtdışı ekonomi kapsamına giren faaliyetlerde bulunanlar kayıt altına girmekten kaçarken, karapara aklayıcıları tam tersine kayıt altına girmeye çalışmaktadırlar. Kayıtdışı ekonomi ve karapara arasındaki ilişki aşağıdaki şekilde gösterilmiştir:
Kayıtdışı ekonomi ve karaparanın farklı kavramlar olduğu açıkça görülmektedir. Ancak başta da belirtildiği gibi karapara ile kayıtdışı ekonomi arasındaki paralellik de inkar edilemez bir gerçektir. Yani kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu bir ülkede karapara miktarının da yüksek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Karapara aklayıcılar, aklama için kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu ülkeleri tercih etmektedirler. Bu ülkelerdeki kayıtdışı ekonominin bir kısmının karaparadan ( aklanarak kayıtlı ekonomiye katılan kısım dışındaki karapara ) oluştuğu kesindir. Ekonomi kayıtdışı olduğu için karaparanın hacmini tahmin etmek bile imkansız hale gelmektedir. Çünkü kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu ülkelerde karaparanın ortaya çıkarılması samanlıkta iğne aramak kadar zorlaşmaktadır. Bu gerçeklerin ışığında, karapara aklanmasının önlenmesi için kayıtdışı ekonominin de mutlaka kayıt altına alınması gerektiği görülmektedir.
Karapara ve kayıtdışı ekonomi farklı kavramlar olduğu gibi ikisine karşı yürütülen mücadelede amaçlar da farklıdır. Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede amaç kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almaktır, karapara ile mücadelede amaç ise karaparayı ortadan kaldırmaktır.
2.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA TANIMI
4208 sayılı yasanın yasalaşma süreci boyunca karaparanın tanımı birkaç kez değişmiştir. İlk teklif edilen yasa metnindeki ve yasalaşan metindeki karapara tanımı arasında büyük fark vardır. Kanun tasarısının 1994âde hükümet tarafından ilk teklif edilen metninde karaparanın tanımı âKarapara : Kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetleri, mal veya gelirleri ve bir para biriminden diğerine çevrilmesi de dahil olmak üzere bunların birinden diğerine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değerâ şeklinde yapılmıştır.
TBMM İçişleri Komisyonu tarafından kabul edilen metindeki karapara tanımı ise şu şekildedir : â Karapara : Uyuşturucu ve psikotrop maddeler ile silah kaçakçılığı, , patlayıcı maddeler, stratejik maddeler, çocuk ve kadın ticareti, adam kaçırma, şantaj ve terör suçlarının işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetleri , mal ve gelirleri ve bir para biriminden diğerine çevrilmesi de dahil olmak üzere bunların birinden diğerine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değeri ifade eder.â
Karaparanın tanımı, bugünkü şeklini Plan ve Bütçe Komisyonuândaki görüşmeler sonucunda almıştır. Ancak görüldüğü gibi tanım mevcut halini alıncaya kadar birkaç kere değişikliğe uğramıştır.
Ülkemizde karapara aklama fiilinin suç haline getiren bir yasa çıkarılmasının altında yatan belki de en önemli neden iç hukukumuzu Viyana Konvansiyonuâna uyumlaştırma amacıdır. Nitekim FATFâın kırk tavsiye kararından dördüncü tavsiye kararı bunu öngörmektedir. Viyana Konvansiyonuânun, tam adıyla 1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesiânin, 3. Maddesinin (a) ve (b) bentleri şöyledir :
â1- Her bir taraf, aşağıda sayılan fiilleri, kasti olarak işlendiği zaman. kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır:
(a) (i) 1961 Sözleşmesi, Değiştirilmiş 1961 Sözleşmesi veya 1971 Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak herhangi bir uyuşturucu veya psikotrop maddenin üretimi, imalatı, çıkarılması, hazırlanması, arzı satışa çıkarılması, dağıtımı, satışı, hangi koşulda olursa olsun teslimi, simsarlığı, sevki, transit sevki, nakli, ithali veya ihracı ;
(ii) 1961 Sözleşmesi ve Değiştirilmiş 1961 Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak uyuşturucu madde üretmek amacıyla, Afyon haşhaşı, Koka ağacı veya Hint keneviri bitkisi yetiştirilmesi;
(iii) Yukarıda (i) bendinde sayılı olan herhangi bir amaç için herhangi bir uyuşturucu veya psikotrop maddenin bulundurulması veya satın alınması
(iv) Uyuşturucu veya psikotrop maddelerin kaçak ekimi, üretimi veya imalatı için kullanılacağını bilerek teçhizat, malzeme veya I ve II numaralı tablolarda kayıtlı maddelerinin imalatı, nakli veya dağıtımı;
(v) Yukarıdaki (i), (ii), (iii) veya (iv) bentlerde yer alan suçların düzenlenmesi, yönetimi veya bunlar için mali kaynak sağlanması;
(b) (i) bir mamelekin bu fıkranın (a) bendindeki suç veya suçlardan birinden veya suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin gayri meşru kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla, bu mamelekin bir başka mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi;
(ii) 1. Fıkranın (a) bendinde belirtilen suçlardan birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek mal varlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, bulunduğu yerin ,yaralanma hakkının ,hareketlerinin , üzerindeki yararlanma hakkının. hareketlerinin, üzerindeki hakların ve kime ait olduğunun gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi ...â
1994 yılında, zamanın hükümeti tarafından hazırlanan ilk kanun tasarısındaki karapara tanımı oldukça geniş kapsamlıdır. Ancak , kanunun tasarısının 1996âda yenilenerek T.B.M.M.âne sunulmasından sonra İçişleri Komisyonu âKanunların suç saydığı fiillerin işlenmesinden elde edilenâ tüm para ve para yerine geçen evrak ve senetlerin karapara sayılmasının uygulamada büyük sorunlara yol açacağı ve kanunun uygulanabilirliğini azaltacağı gerekçesi ile tanımı değiştirmiş ve Uyuşturucu ve psikotrop maddeler ile silah kaçakçılığı, , patlayıcı maddeler, stratejik maddeler, çocuk ve kadın ticareti, adam kaçırma, şantaj ve terör suçları sonucunda elde edilen her türlü ekonomik menfaat ve değeri karapara olarak tanımlamıştır. Bu tanım hukuk diline ve tekniğine uygun olmadığı gerekçesi ile eleştirilmiştir. Plan Bütçe Komisyonu ise hukuk diline daha uygun olan bugünkü tanımı yapmıştır.
4208 Sayılı Kanunun taslağının T.B.M.M. Genel Kuruluânda görüşülmesi sırasında da kanunda karapara aklama suçunun tanımlanmasında hangi yolun izleneceği tartışılmıştır. Bazı milletvekilleri tarafından daha kapsamlı olacağı gerekçesi ile bütün suçlardan elde edilen kazançların karapara olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda ısrar edilmiştir. Bu görüşü savunanlar müsnet suçların kanun maddeleri zikredilerek teker teker sayılması suretiyle karaparanın tanımlanmasının kodifikasyon ilkeleri bakımından sakıncalı olduğunu, örneğin bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra 1918 Sayılı yasada meydana gelecek bir değişikliğin bu yasayı nasıl etkileyeceği konusunda karışıkların ve belirsizliklerin yaşanacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak bu görüş, uygulamada büyük sorunlara yol açacağı, adli sisteme gereksiz ve ağır bir yük getireceği ve karapara aklama ile mücadelede etkinliği azaltacağı gerekçeleri ile destek görmemiştir. Genel Kurul görüşmeleri sırasında müsnet suçları madde madde değil de isim isim (İçişleri Komisyonu tarafından teklif edilen metindeki gibi) sayılmasının hukuk diline uygun olmadığı görüşü de dile getirilmiştir.
Tek cümlede özetleyecek olursak ; ülkemizde kanun koyucu karaparayı ve karapara aklama suçunu tanımlarken kazuistik bir yol izlemiştir. 4208 Sayılı Kanunâun, tanımları içeren 2. Maddesinin (a) bendinde, belli kanunlar ve kanun maddeleri sayılarak, bu kanunların ve kanun maddelerinin suç saydığı fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen ;
- para
- para yerine geçen her türlü kıymetli evrak
- mal
- gelirler
- bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değer
kanun tarafından âkaraparaâ olarak tanımlanmıştır.
Birey ile devlet ve ceza hukuku ilişkileri yönünden iki temel ilke tarih boyunca ceza hukukunu etkilemiştir. Bunlardan birisi âbiçimsel kanunilikâ ilkesi diğeri ise âöze ilişkin kanunilikâ ilkesidir. Biçimsel kanunilik ilkesi, işlendiği zamanın kanunu tarafından açıkça suç sayılmayan bir fiili cezalandırma ve kanun tarafından açıkça tespit edilmeyen bir ceza ile cezalandırma yasağını yani Latince ifadesi ile â nullum crimen, nulla poena sine legeâ ilkesini ifade eder. Bu ilkeye göre antisosyal olsalar bile kanun tarafından açıkça suç sayılmayan haller cezalandırılamaz .âÖze ilişkin kanunilikâ ilkesi ise , biçimsel kanuniliğin aksine kanunda açıkça suç olarak öngörülmüş olmasalar bile antisosyal fiillerin suç sayılmaları ve bu fillere amaca uygun cezaların uygulanması gerektiği anlamına gelir. Öze ilişkin kanunilik ilkesi Anglo Sakson hukuk kültürüne sahip ülkelerde benimsenmiştir. Ülkemizin de içinde bulunduğu demokrasi kültürü daha yeni olan ülkeler açısından biçimsel kanunilik ilkesi, çeşitli sakıncalarına rağmen önemini korumaktadır. Ülkemizde Türk Ceza Kanununun 1. Maddesinde yer alan âkanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz.â hükmü biçimsel kanuniliğin benimsenmiş olduğunun ifadesidir.
Ülkemizde benimsenmiş olan biçimsel kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak karapara aklama suçunda da karapara ve karapara aklama deyimlerinin kapsamı yorumlanırken ölçü, bu kavramların sosyal içeriği değil , kanun koyucunun bu kavramlara yüklediği anlamdır. Dolayısı ile antisosyal niteliğinden dolayı karapara olarak adlandırılacak her kıymet hukuken karapara tanımı içine girmeyecektir.
2.4. ÖNCÜL SUÇLAR
Bazı suçlarda, ceza kuralı tarafından öngörülen fiilin suç teşkil etmesi için fiilden önce bazı unsurların gerçekleşmiş olması gerekir. Fiilin suç teşkil etmesi için fiilden önce varlığı gerekli olan bu hukuki ya da tabii unsurlar ön şart olarak adlandırılmaktadır. Her suçta değil sadece belli bazı suçlarda bulunan bu şartlar suçun özel kurucu unsurlarındandır. Örneğin çocuk düşürme suçlarında hamilelik durumu (m. 468), hırsızlıkta çalınan şeyin başkasına ait olması (m.491), çifte evlilikte önceki bir evliliğin varlığı ( m.237) gibi bazı şartlar bulunmadığı takdirde bu suçların işlenmesi mümkün olmayacaktır. Karapara aklama suçunun da esas olarak iki ön şartı vardır. Birincisi, 4208 Sayılı Kanunun 2. Maddesinin (a) bendinde sayılan kanun ve kanun maddelerinde yer alan suçlardan birinin işlenmiş olması , ikincisi bu suçlar sonucu bazı menfaatlerin elde edilmiş olmasıdır. Diğer bir deyişle eğer bu suçlardan biri işlenmemişse veya bu suçlardan birisi işlenmiş olmakla beraber suçun sonucunda herhangi bir kazanç sağlanmamışsa karapara aklama suçunun oluşması hukuken mümkün değildir.
Bir suçun oluşması için başka bir suçun işlenmiş olmasını ön şart olarak kabul eden tek yasa 4208 sayılı yasa değildir. Türk Ceza Kanunuânun bazı maddelerinde de aynı sistematiğe rastlanmaktadır. T.C.K.ânın 512.maddesinde düzenlenen âEşyayı Cürmiyeyi Satın Almak ve Saklamakâ suçunda ve 296. Maddede düzenlenen â Cürüm işleyenleri saklamak ve cürümün delillerini yok etmekâ suçunda da bir suçun işlenmiş olması diğer suçun ön şartını teşkil etmektedir . Bir suçun işlenebilmesi için, önceden işlenmiş olması ön şart olan bu tür suçlara öğretide âöncül suçâ veya âmüsnet suçâ denmektedir. ( İngilizce metinlerde öncül suçun karşılığı olarak âpredicate offenceâ veya âunderlying offenceâ sözcükleri kullanılmaktadır.)
4208 Sayılı Kanunun 2.maddesinin (a) bendinde şu kanunlar ve kanun maddeleri kapsamındaki suçlar öncül suç sayılmıştır :
I- 1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunâdaki,
II- 6136 Sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanunâdaki,
III- 2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunâdaki,
IV- 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanunâdaki,
V- 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (b) bendindeki,
VI- 765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki
125 . madde ( Vatan Hainliği- Devletin Ülkesine ve Egemenliğine Karşı Suçlar )
126 . madde ( Vatandaşın Devlete Karşı Silah Kullanması Veya Harbe Katılması )
127 . madde ( Devlete Karşı Harbe veya Düşmanca hareketlere tahrik,Yabancı Devlet Müdahalesine Çalışma, Milli Menfaatlere Karşı Hareketler, Propoganda Suçu )
128 . madde ( Asker Toplama , Yabancı Devlete Düşmanca Hareketler, Türkiyeâyi Harp Tehlikesine Koymak )
129 . madde ( Düşman Askeri Hareketlerine Yardım, Düşmanla Ticaret )
130 . madde (Harp Zamanında Taahhüdü Yerine Getirmemek , Taahhüde Hile Karıştırmak)
131 . madde (Askeri Tesisleri Tahrip )
132 . madde ( Devletin Güvenliğine, Siyasi Menfaatlerine İlişkin Belgeleri Yok Etme Veya Bozma, Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Elde Etme )
133 . madde ( Askeri Veya Sivil Casusluk )
134 . madde (Taksirle İşlenen Casusluk )
135 . madde (Gizli Askeri Bölgelere Girme, Devlet Güvenliği İle İlgili Belgeleri Bulundurma)
136 . madde (Devlet Sırlarını İfşa )
137 . madde (Yayılması Yasaklanan Haberleri İfşa)
138 . madde (Devlet Sırlarından Yararlanma , Devlet Hizmetlerinde Sadakatsizlik)
139 . madde (Harp Zamanında Devlet Buyruklarına Uymama)
143 . madde (Milletlerarası Dernekleri İzinsiz Kurma , Böyle Bir Derneğe İzinsiz Girme )
144 . madde (Vatana Manevi Hıyanet, Düşman Devletten Nişan Ve Aylık Alma )
145 . madde (Milli Bayrağa Veya Milli Alametlere Saldırı)
179 . madde ( Kişi Hürriyetinden Mahrumiyet)
192 . madde (Tehdit İle Menfaat Temini)
264 . madde (Yıkıcı, Öldürücü Aletler veya Ateşli Ecza Kaçakçılığı ve Ticareti)
316. madde ( Paralarda Kalpazanlık)
317. madde ( Para Değerini İndirerek Tağyir)
318. madde ( Taklit Parayı Tedavüle Çıkartma)
319. madde ( Cezayı Arttıran Haller)
322. madde ( Kıymetli Damgalar)
325. madde (Kamu Taşıma Biletlerinde Kalpazanlık)
332. madde ( Devlet Mühürünü Taklit ve Kullanma)
333. madde ( Resmi Mühür ve Aletleri Taklit veya Kullanma)
335. madde ( Taklit İleri Taşıyan Şeyin Satılması)
339. madde ( Resmi Belgede Sahtecilik)
341. madde ( Resmi Belgenin Suretiyle Sahtecilik)
342. madde ( Memur Olmayan Kimsenin Resmi Belgede Sahteciliği)
345. madde ( Hususi Belgede Sahtecilik)
350. madde ( Meşruiyet Belgelerinde Sahtecilik)
403. madde ( Uyuşturucu Madde Ticareti)
404. madde ( Uyuşturucu Madde Kullanma, Kullanılmasını Kolaylaştırma)
406. madde ( Cezayı Arttıran Özel Haller)
435. madde ( Fuhşa Teşvik)
436. madde ( Kadın Ticareti Erkeğe Kadın Tedariki)
495. madde ( Yağma)
496. madde ( Senedin Yağması)
497. madde ( Cezayı Arttıran Haller)
498. madde ( Korkutarak Faydalanma)
499. madde ( Adam Kaldırma)
500. madde ( Adam Kaldırmada Haberleşme Nakli)
504. madde ( Mevsuf Dolandırıcılık)
506. madde ( Hileli İflas)
Çeşitli kanun maddelerinde benzer yapıya sahip suçlar var olmakla birlikte mevzuatımızda, karapara aklama suçu ile tamamen veya büyük ölçüde aynı yapıya sahip bir suç bulunmamaktadır. Dolayısıyla karapara aklama suçunun hukukumuzda ânevâi şahsına münhasırâ (kendine özgü) bir suç olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Karapara aklama suçunun kendine özgü bir suç olması doğal olarak yanında bazı sorunları da getirmektedir . Öncül suça ilişkin mahkumiyet şartının gerekip gerekmediği, öncül suçun dava zamanaşımına uğraması durumu, 4208 Sayılı Kanunun zaman bakımından uygulanması, 4208 sayılı yasa tarafından atıfta bulunulan yasalardan birinde yapılacak değişikliğin bu yasayı nasıl etkileyeceği gibi sorunlar doktrinde tartışılmaktadır.
Sonuç olarak, 4208 Sayılı Kanun tarafından karapara tanımlanırken atıfta bulunulan yasa ve yasa maddeleri tarafından suç sayılan fiilleri karapara yönünden üç kategoride incelemek mümkündür :
1- Yapısı itibariyle, sonucunda karapara elde etme imkanı olmayan fiiller : Karaparanın ortaya çıkması için bir suç sonucunda para, para yerine geçen her türlü kıymetli evrak, mal, gelir vb. bir değerin elde edilmesi gerekir . Formül son derece nettir: Karapara olması için önce para (veya herhangi bir kazanç) olmalıdır. Ancak bazı fiiller sonucunda böyle bir kazanç sağlamak pratik olarak imkansızdır. Örneğin ruhsatsız silah taşımak 4208 Sayılı Kanuna göre öncül suçtur ancak, bir kişinin silah taşıyarak bir gelir elde etmesi pratikte imkansızdır. Veya uyuşturucu kullanmak... Hiç kimse para kazanmak için uyuşturucu kullanmaz. Uyuşturucu madde ticareti yapmak, bu maddeleri satmak, aracılık etmek gibi fiiller karşılığında bir gelir elde edilebilir ancak, bu maddeleri kullanmak fiili sonucunda bir kazanç sağlamak pratik olarak imkansızdır. Satın alma fiillerini de bu kategoride değerlendirebiliriz, çünkü satın alan kişi gelir elde etmemekte tam tersine para vermektedir. Örneğin, teorik olarak 4208 Sayılı Kanun açısından öncül suç teşkil eden âorgan nakli yapacak olan doktorun , naklin faydası ve zararı konusunda hastayı bilgilendirmemesiâ veya âaskeri bölgeye izinsiz girmeâ fiilleri sonucunda ortaya bir kazanç çıkmamaktadır. Dolayısıyla bir suçu karapara yönünden incelerken bakılacak ilk şey ortaya bir kazanç çıkıp çıkmadığıdır. 4208 Sayılı Kanunda müsnet suçlar sayılırken bir teknik hata yapılmış ve T.C.K.ânın 319., 406. ve 497. Maddelerinde sayılan cezayı arttıran haller öncül suçlar arasında sayılmıştır .
2- Doğrudan karapara doğuran fiiller : Esas olarak, karaparaya kaynaklık eden ve en yüksek tutarlarda karaparanın elde edildiği fiiller bu kategoriye giren fiillerdir. Toplum için büyük tehlike oluşturan ve organize suç örgütlerinin gıdası olan karapara bu kategoriye giren karaparadır. Bu suçları işleyenler , suçları işlerken başka kişileri kullanarak dolaylı olarak bu kişilerin de karapara elde etmelerini sağlarlar.
3- Dolaylı karapara doğuran fiiller : Bu fiiller sonucu elde edilen karapara genelde konusu suç teşkil eden bir hizmetin karşılığında alınan pay, ücret veya komisyon niteliğindedir. Bu kategoride yer alan suçlar sonucunda elde edilen karapara genelde asıl karaparadan pay veya komisyon niteliğinde olduğundan dolayı çoğu zaman yüksek meblağlara ulaşmaz. Bir silah kaçakçısına ait silahları kamyonuyla taşıyan kamyon şoförünün bu hizmeti karşılığı aldığı para da 4208 Sayılı Kanunya göre karaparadır. Ancak şoförün elde ettiği karapara ile silah kaçakçısının kaçakçılıktan elde ettiği karaparanın mahiyetlerinin aynı olmadığı açıktır. Kanunsuz organ nakli yapan doktorun ameliyat karşılığında aldığı para, tarihi eser kaçakçılığı yapan bir antikacıya yurtdışından müşteri bulan, aracılık hizmetinin karşılığı olarak komisyon alan kişinin aldığı para da karaparadır. Ancak bu paralar dolaylı karaparadır.
3. KARAPARA AKLAMA SUÇU
3.1. TANIMI
Karapara aklama kavramının ne zaman ortaya çıktığı ve kullanılmaya başlandığı tam olarak bilinememekle birlikte bu kavramın dünya gündemi ile birlikte ülkemizin gündemine girmesi ve yaygın olarak kullanılması son yirmi yıl içinde olmuştur. Bu nedenle hem dünyada, hem de ülkemizde önde gelen birçok sözlükte ve kaynakta bile karapara ve karapara aklama tanımlarını bulmak mümkün olmamaktadır. Türk Dil Kurumuânun en son basılmış olan sözlüğünde dahi karapara aklamanın tanımı yer almamaktadır.
Karapara aklamayı kısaca; yasalarca tespit edilmiş belli suçlar sonucunda elde edilen para, mal, kıymetli evrak veya diğer ekonomik değerlerin, yasadışı nitelikten çıkarılarak yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olan tüm işlemler olarak tanımlayabiliriz. Karapara aklama olgusunun varlığı için gerekli unsurları şu şekilde sıralayabiliriz:
- Bir suç* işlenmiş olmalıdır.
- Bu suç sonucunda herhangi bir ekonomik değer elde edilmiş olmalıdır.
- Bu ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak bir fiil işlenmiş olmalıdır.
Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi karapara aklama suçunun ön şartlarıdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde ortada karapara olmayacağından dolayı karapara aklama da sözkonusu olmayacaktır. Ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak ortaya çıkan hareket , karaparanın, iktisap edilmesi, bulundurulması, transfer edilmesi, nakledilmesi, gizlenmesi, sınır ötesi işleme tabi tutulması, kullanılması, işletilmesi, yatırılması (yatırım yapılması), bir ekonomik değerden diğerine çevrilmesi, kaynağının, niteliğinin, sahibinin, zilyedinin farklı gösterilmesi gibi şekillerde ortaya çıkabilir.
3.2. VİYANA VE STRASBOURG SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN TANIMLAR
Karapara aklama üzerinde duran ilk uluslararası belge Viyana Konvansiyonuâdur. Karapara aklama deyimi kullanılmamakla birlikte bu sözleşme, sözleşmenin 3. Maddesinin (a) bendinde sayılan uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen gelirlerin aklanmasının taraf ülkelerin iç mevzuatlarında gerekli düzenlemeler yapılarak suç haline getirilmesini öngörmektedir. Viyana Konvansiyonu ile suç sayılması öngörülen fiiller (uyuşturucu gelirlerinin aklanması ile ilgili fiiller) sözleşmenin 3. Maddesinin (b) bendinde düzenlenmiştir:
(b) (i) bir mamelekin bu fıkranın (a) bendindeki suç veya suçlardan birinden veya suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin gayri meşru kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla, bu mamelekin bir başka mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi;
(ii) 1. Fıkranın (a) bendinde belirtilen suçlardan birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek mal varlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, bulunduğu yerin ,yaralanma hakkının ,hareketlerinin , üzerindeki yararlanma hakkının. hareketlerinin, üzerindeki hakların ve kime ait olduğunun gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi ...â
Türkiyeânin henüz imzalamadığı Strasbourg Konvansiyonuânun ( Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Sözleşme) vurgusu ise suç gelirleri üzerindedir. Strasbourg Sözleşmesi karapara aklamanın çerçevesini daha kapsamlı ve ayrıntılı biçimde çizmiştir. Karaparaânın aklanması kapsamına giren fiiller sözleşmenin 6. Maddesinde belirtilmiştir :
l. Her bir Taraf, kasıtlı olarak işlenen aşağıdaki fiillerin kendi iç mevzuatına göre suç sayılması için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri alacaktır :
a. Bir malvarlığının suçtan doğan gelir olduğunu bilerek, bunun yasadışı kaynağını gizlemek veya tebdil etmek veya müsnet suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eylemlerinin hukuki sonuçlarından kurtulmasına yardım etmek maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi veya nakledilmesi;
b. Herhangi bir "malvarlığıânın, suçtan kaynaklandığını bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek veya tebdil etmek;
ve her Taraf Devletin kendi anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel esaslarına bağlı olmak kaydıyla:
c. Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan hasıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının iktisabı, bulundurulması veya kullanılması;
d. Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak ve tavsiyede bulunmak,
Bu sözleşmelerin yanında OECD bünyesinde kurulmuş olan Mali Eylem Görev Grubu (FATF) de OECD ülkelerinde karapara aklamanın suç haline getirilmesi ve karapara aklama ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi yönünde etkinlik göstermektedir. FATF, bu etkinliklerini 1990âda yayınladığı ve 1996âda revize ettiği kırk tavsiye kararları temeline dayalı olarak yürütmektedir.
Gerek FATF üyesi ülkeler gerekse Viyana ve Strasbourg Sözleşmelerine taraf olan ülkeler mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yaparak karapara aklamayı suç olarak kabul etmişlerdir. Bazı ülkelerde ise bu yöndeki çalışmalar halen devam etmektedir.
3.3. 4208 SAYILI YASAâDA KARAPARA AKLAMA TANIMI
Hangi suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasının karapara aklama olduğu âkaraparaâ kavramının incelendiği bölümde de değinildiği üzere ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiyeânin de aralarında bulunduğu bazı ülkeler, mevzuatlarında belli suçları teker teker saymış ve sayılan suçlardan elde edilen kazançları karapara kabul etmişlerdir. Çoğu ülke ise bütün suçlardan elde edilen veya ciddi suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasını karapara aklama olarak değerlendirmektedir. Hangi suçların âCiddi suçâ kapsamına girdiği konusunda genelde kullanılan ortak ölçü suç için öngörülen cezanın ağırlığıdır. Ancak kaç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçların ciddi suç kapsamına girdiği ülkeden ülkeye değişmektedir. Bazı ülkelerde mevcut karapara aklama suçu ve öngörülen ceza ile ilgili düzenlemeler çalışmamızın ayrı bir bölümünde özet olarak ele alınmıştır.
âAklamaâ kavramı kapsamına ise karaparaya yasal bir nitelik kazandırmak amacıyla iktisap edilmesi, bulundurulması, transfer edilmesi, nakledilmesi, gizlenmesi, sınır ötesi işleme tabi tutulması, kullanılması, işletilmesi, yatırılması (yatırım yapılması), bir ekonomik değerden diğerine çevrilmesi; kaynağının, niteliğinin, sahibinin, zilyedinin farklı gösterilmesi gibi fiiller girmektedir. Bu fiiller doğrudan karaparayı elde eden kişi veya kişiler tarafından işlenebileceği gibi, başka kişiler tarafından da işlenebilir.
Ancak âkaraparaâ tanımının incelenmesi sırasında da değinildiği gibi, kanun uygulayıcı birimler için ölçü olan ve değer ifade eden tanım karapara aklamanın, karaparanın aklanmasının önlenmesi hakkındaki kanunda yer alan kanuni tanımıdır.
2.b) Karapara Aklama Suçu : Türk Ceza Kanununun 296 ıncı maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiilleri, (ifade eder).
T.C.K.ânın 296. Maddesi şu şekildedir :
âCürüm işleyenleri saklamak ve cürümün delillerini yok etmek cürümleriâ
Madde 296: (Değişik: 28/9/1971 - 1490/9 md.)
âHer kim hapis cezasından aşağı olmayan cezayı müstelzim bir cürüm işledikten sonra bu cürmün icrasında faillerle evvelce ittifak etmiş ve cürümü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızın, bir kimsenin o cürümden istifadesini temine veya Hükümetçe icra olunacak tahkikatı yanlış yola sevk etmeye yahut Hükümetin araştırmalarına veya hükmün icrasına karşı faili gizlemeye yardım eder yahut hakkında yakalama veya tevkif müzekkeresi çıkarılmış olan bir kimsenin saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere derhal haber vermezse veya her kim bu cezaları istilzam eden bir cürümün eser ve delillerini yok eder yahut bunları bir suretle değiştirir veya bozarsa, hapis cezasını gerektiren suçlarda altı aydan iki yıla kadar,ağır hapis cezasını gerektiren suçlarda iki seneden dört seneye,ölüm cezasını gerektiren suçlarda da üç seneden beş seneye kadar hapis cezasına mahkum olur. Şu kadar ki, bu ceza müddeti asıl cürüm için kanunda tayin edilen cezanın üçte birini geçemez. Sair fiillerden dolayı tertip olunacak ceza beş yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasıdır. Bu fiili usul veya füruunun, karı veya kocasının yahut kardeşinin lehine olarak işleyen kimseye ceza verilmez.â
Bu madde, suçu işleyen faile yardım etme ile ilgili düzenlemeler yapmıştır. Bu kapsama giren fiiller :
Hapis cezasından aşağı olmayan cezayı müstelzim bir cürüm işledikten sonra bu cürümün icrasında faillerle evvelce ittifak etmiş ve cürümü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızın;
ï§ bir kimsenin o cürümden istifadesini temine veya Hükümetçe icra olunacak tahkikatı yanlış yola sevk etmeye yahut Hükümetin araştırmalarına veya hükmün icrasına karşı faili gizlemeye yardım etmek.
ï§ hakkında yakalama veya tevkif müzekkeresi çıkarılmış olan bir kimsenin saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere derhal haber vermemek.
ï§ bu cezaları istilzam eden bir cürümün eser ve delillerini yok etmek yahut bunları bir suretle değiştirmek veya bozmak.
Maddenin başındaki âfaillerle evvelce ittifak etmiş ve cürümü neticelendirmekte yardımı dokunmuş olmaksızınâ ibaresi önemlidir. Bu özelliği ile madde, iştiraki düzenleyen 64. ve 65. maddelerden ayrılır. 296. Maddede, önceki suçtan yararlanmayı sağlamak, soruşturmayı yanlış yöne sevk etmek veya faili gizlemek amaçları vardır. Bunun hangi araçlarla yapıldığı önemli değildir. Burada fail, asıl suç sahibinin yararına hareket etmektedir. Karapara aklama suçunun maddi unsurunu teşkil eden fiillerden birisi yukarıda belirtilen amaçlarla yani kısaca asıl failleri korumak amacıyla işlendiği takdirde fiil, T.C.K. 296. madde kapsamında değerlendirilir, hapis cezasını gerektiren suçlarda altı aydan iki yıla kadar,ağır hapis cezasını gerektiren suçlarda iki seneden dört seneye,ölüm cezasını gerektiren suçlarda da üç seneden beş seneye kadar hapis cezasına mahkum olur. Bu ceza müddeti asıl cürüm için kanunda tayin edilen cezanın üçte birini geçemez. Bu fiili usul veya füruunun, karı veya kocasının yahut kardeşinin lehine olarak işleyen kimseye ceza verilmez. Ancak amaç karaparanın aklanmasına yardım etmek veya karapara aklayanın fiilin hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etmek ise, fiil karapara aklama suçu kapsamında değerlendirilir. 4208 Sayılı Yasanın 2(b) bendinde geçen âT.C.K. 296. Maddede sayılan haller haricindeâ ibaresinin konulmasının amacı bu ayrımı göstermektir.
4208 Sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanunâda karapara aklama suçu kapsamında yer alan fiiller aşağıdaki tabloda şematik olarak gösterilmiştir.
4208 SAYILI YASA TARAFINDAN KARAPARA AKLAMA SAYILAN FİİLLER
2. maddenin (a) bendinde sayılan fillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi,
elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi,
bulundurulması,
elde edilen veya elde edildiği bilinen karaparanın, elde edenlerce veya başkaları tarafından, kullanılması,
kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi,
zilyet ya da malikinin değiştirilmesi,
gizlenmesi
veya sınır ötesi harekete tabi tutulması
veya bu hareketin gizlenmesi,
elde edildiği bilinen karaparanın, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla başkaları tarafından, kaynağının veya yerinin değiştirilmesi
transfer yoluyla aklanması
tespitini engellemeye yönelik fiiller
Tabloda gösterilen fiiller aynı zamanda karapara aklama suçunun maddi unsurudur. Karapara aklama suçunun manevi unsuru ise kasıttır. Mevzuatımıza göre karapara aklama suçu ancak kasıtla işlenebilecek nitelikte bir suçtur. Karapara aklama suçu genel olarak icrai bir suçtur. İhmal suretiyle icra biçiminde işlenmesi de mümkündür. Örneğin, karapara aklama suçunun işlendiğini tesbit eden bir görevlinin, görevini ihmal ederek, karaparanın aklanmasına yardım etmek amacıyla, suçun ortaya çıkarılması ve kovuşturulması için üzerine düşen işlemleri yapmaması ihmal suretiyle icra kapsamında değerlendirilebilir.
3.4. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA FAİL
Karapara aklama suçunun faili karaparayı elde edenler veya başkaları olabilir. âKaraparayı elde edenâ karaparanın doğumuna neden olan, 2 nci maddenin (a) bendinde sayılan öncül suçlardan birisini işleyen ve bu suçun sonucunda bir kazanç elde eden kişi veya kişilerdir. Kanunda âBaşkalarıâ diye ifade edilen kimseler ise karaparayı elde edenler dışında kalan herkestir.
âBaşkalarıâ tabirinin kapsamında ele alınabilecek bazı kimseler şunlardır:
1- Karaparayı elde edenlerin yakınları : Karaparayı elde edenlerle akrabalık bağı olan kimselerin, aralarındaki insani ve psikolojik bağ nedeniyle karapara aklama suçuna katılmaları veya karapara aklama suçunun sonuçlarından kaçmasında faile yardım etmeleri mümkündür. Özellikle yardım niteliğindeki karapara aklama suçlarının, karaparayı elde eden kişinin akrabaları tarafından işlenmesi olasıdır. 4208 Sayılı Yasanın, karapara aklama suçunun cezasını düzenleyen 7 nci maddesinin son fıkrasında âKarapara aklama suçunun, usul veya furuu veya karı-koca veya kardeşlerden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi halinde bu ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.â hükmü getirilmiştir.
2- Karaparayı elde edenin arkadaşları, iş ortakları, iş ilişkisi içerisinde olduğu kimseler: Karapara elde eden kişi ile kan bağı olmamakla birlikte yakın ilişki içerisinde bulunan bu kişilerin de karapara aklama suçunu işlemeleri veya suça iştirak etmeleri işlemeleri mümkündür.
3- Banka ve diğer mali kuruluşların çalışanları: Kanunun 7 nci maddesinde, â....3182 Sayılı Bankalar Kanununa, 7397 Sayılı Sigorta Murakebe Kanununa, 3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanununa,1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkındaki Kanuna, 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa, Ödünç Para Verme İşleri ile Özel Finans Kurumlarının Kurulması, Faaliyetleri ve Tasfiyelerine ilişkin Esas ve Usulleri düzenleyen mevzuata göre faaliyet gösteren kurumlarda çalışanlar tarafından...â görevleri nedeniyle işlenmesi ağırlaştırıcı neden sayılmıştır ve karapara aklama suçunun bu kişilerce işlenmesi durumunda cezanın bir misli arttırılması öngörülmüştür. Bu kuruluşlarda çalışan kişilerin özel konumları sayesinde bu suçları icra veya ihmal suretiyle icra suretinde işlemeleri mümkündür. Karapara aklama suçunun belli kişiler tarafından işlenmesi halinde öngörülen ceza artırımı, 7 nci maddenin yorumunda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
4- Kolluk kuvvetleri, karapara aklama ile mücadele sürecinde yer alan görevliler, kovuşturma sürecinde yer alan görevliler,diğer memur ve kamu görevlileri ile bu kimseler üzerinde doğrudan veya dolaylı şekilde etkili olabilen bürokrat ve siyasiler: Karapara aklama ve karaparaya kaynaklık eden diğer suçları işleyenlerin, özellikle de sürekli olarak bu suçları işleyen suç örgütlerinin en önemli gayretlerinden bir tanesi de devlet içinden yardımcılar edinmek, rüşvet, şantaj, tehdit gibi yollarla suç ile mücadele eden birimler ve kişiler üzerinde doğrudan veya dolaylı bir biçimde etki alanı oluşturmaktır. Bundan dolayı, sözkonusu görevlilerin veya yetkililerin gerek bir tehditten kaynaklanan zorunluluk sonucunda veya bir menfaat karşılığında karapara aklama suçunu işlemeleri mümkündür. Bu görevli veya yetkililerin işleyebileceği suçlar, doğrudan karaparanın aklanmasına yönelik fiillerden ziyade karapara aklamanın veya karaparaya kaynaklık eden suçların ortaya çıkarılmasını, bu suçlardan sağlanan kazançlar el konmasını veya müsadere edilmesini, bu suçların faillerinin tespit edilmesini, bulunmasını, göz altına alınmasını veya tutuklanmasını önlemeye yönelik fiillerdir. Kanunun 7 nci maddesinde suçun memur veya kamu görevlileri tarafından görevleri nedeniyle işlenmesi halinde verilecek cezanın bir misli arttırılması öngörülmüştür. Ancak bu ceza artırımının söz konusu olabilmesi için memur veya kamu görevlisinin bu suçu işlerken, bu niteliklerinden kaynaklanan özel konumunu kullanarak işlemiş olmaları gerekir.
5- Avukat, muhasebeci, mali müşavir gibi belli alanlarda uzmanlaşmış kişiler: Bu kişilerin uzmanlaştıkları alanlar ve bilgi birikimleri, suç işleyerek sonucunda karapara elde etmiş olan kimseler açısından son derece önemlidir. Karaparanın finansal sisteme sokulması, hukuki boşluklardan yararlanılması, yetkililerin dikkatinden kaçırılması, avam deyimiyle işlerin kitabına uydurulması için bu kimselerin yardımı gereklidir. Ülkemizde henüz yaygın olmamakla birlikte bazı ülkelerde, bazı avukat, muhasebesi, mali müşavirlerin karapara aklama konusunda uzmanlaşmaya gittikleri ve profesyonel olarak karapara akladıkları bilinmektedir.
6- Diğerleri: Karapara aklama suçu yukarıdaki sınıflardan hiçbirine girmeyen kimseler tarafından da işlenebilir. Bu kimseler, bir tehdit sonucunda veya pay, komisyon veya herhangi bir menfaat karşılığında veya karşılıksız olarak karapara aklama suçu kapsamındaki fiillerden birisini işleyebilirler.
Kanunda yer alan âBu suçların, tüzel kişilik bünyesinde işlenmesi halinde, üçüncü fıkranın (a) bendi hükmünün uygulanamadığı durumlarda, fiili gerçekleştiren yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmolunmakla birlikte, tüzel kişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılır.â hükmünden suçun failinin tüzel kişi de olabileceği düşüncesi doğabilir, ancak T.C.K.ânın genel hükümlerine göre tüzel kişiler fail olamaz. Fail, fiili gerçekleştiren yöneticiler veya yetkililerdir.
Fail ve fiil incelenirken dikkat edilmesi gereken bir nokta, işlenen fiilin âiştirakâ mı yoksa âyardımâ mı olduğunun ayrımıdır. Yukarıda fail olarak sayılan kişilerin işledikleri fiiller amaç birliği içerisinde ve önceden anlaşarak, karapara aklama amacıyla veya karapara aklayanın fiilin hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etmek amacıyla işlenmişse karapara aklama suçu söz konusudur. Ancak fiil asıl faili korumak amacıyla işlenmişse T.C.K. 296. madde kapsamındaki yardım suçu söz konusudur. 3.5. KARAPARA AKLAMA SUÇUNDA SUÇ UNSURLARI
3.5.1. KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN MADDİ UNSURU
Kanun karapara aklama suçunun tanımını yaparken, hangi fiillerin elde edenlerce, hangilerinin başkalarınca işlendiği zaman karapara aklama suçu oluşturacağını göstermiştir.
KARAPARA AKLAMA SUÇU
KARAPARAYI ELDE EDENLERCE İŞLENEBİLECEK FİİLLER BAŞKALARINCA İŞLENEBİLECEK FİİLLER
ï§ meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, ï§ iktisap edilmesi,
ï§ kullanılması, ï§ bulundurulması,
ï§ kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi, ï§ kullanılması,
ï§ zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, ï§ kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi,
ï§ gizlenmesi, ï§ zilyet ya da malikinin değiştirilmesi,
ï§ veya sınır ötesi harekete tabi tutulması, ï§ gizlenmesi
ï§ veya bu hareketin gizlenmesi, ï§ veya sınır ötesi harekete tabi tutulması
ï§ veya bu hareketin gizlenmesi,
ï§ elde edildiği bilinen karaparanın, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla başkaları tarafından,
- kaynağının veya yerinin değiştirilmesi
- transfer yoluyla aklanması
- tespitini engellemeye yönelik fiiller
Karaparanın meşruiyet kazandırma amacıyla değerlendirilmesi :
Bu fiilin amacı karaparanın mali sisteme sokulması ve yasadışı yollardan elde edilen bu kazanca yasal bir görünüm kazandırılmasıdır. Kanun metninde kullanılan meşruiyet kazandırma ile kastedilen anlam budur. Meşru kelimesinden türemiş olan âMeşruiyetâ meşruluk, kanuna uygunluk anlamına gelir.
Aslında âmeşruiyet kazandırmaâ amacı, karapara aklama suçunun manevi unsuru olan âkasıtâın ifadesidir. Meşruiyet kazandırma amacı, karapara aklama suçunun özünde vardır. Zaten âkarapara aklamaâ tabiri içindeki âaklamaâ kelimesi de yasallık kazandırma anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla meşruiyet kazandırma amacı sadece âdeğerlendirmeâ fiiline has değildir ve karapara aklama suçu kapsamına giren diğer fiillerde de bulunması gerekir. Bu, karapara aklama suçunun yalnızca kasıtla işlenebilmesinin doğal sonucudur.
Bu bağlamda değinilmesi gereken bir nokta ise karapara aklama suçunun oluşabilmesi için karaparanın mutlaka aklanmış olmasının gerekmediğidir. Karaparayı aklamak amacıyla, diğer deyimle meşruiyet kazandırmak amacıyla, yasada sayılmış olan fiillerden birisi (değerlendirmek, kullanmak, kaynak ve niteliğini değiştirmek vs.) işlendiği zaman karapara aklama suçu oluşur. Karaparanın başarıyla aklanmış olması şart değildir, bu fiillerin karaparanın aklanması amacıyla işlenmesi yeterlidir. Zaten mantıken, kovuşturmaya konu olan karapara aklama olayları başarısız karapara aklama operasyonları olacaktır. Başarılı ( yani suçlu tarafından başarı ile tamamlanmış ve işlendiği tespit edilememiş) karapara aklama olayları devlet yetkilileri tarafından fark edilmeyecek, herhangi bir kovuşturmaya konu olmayacak, bu olaylarda karapara devlet tarafından meşru para olarak kabul edilecek ve mali sisteme girecektir.
âDeğerlendirmeâ kelimesinin anlamı değer kazandırma değil, karaparanın ekonomik değerini kaybetmesini ve yok olmasını önleyecek şekilde kullanılmasıdır. Kullanmayı, ( kullanma= değerlendirme+ tüketme) şeklinde formüle edebiliriz. Özellikle kayıtdışı ekonominin büyük olduğu, karapara aklama ile mücadele prosedürlerinin bulunmadığı veya zayıf olduğu bir ülkede karaparanın sadece değerlendirme yoluyla bir adımda, mali sisteme sokulması ve aklanması mümkündür.
Karaparanın değerlendirilmesi birçok şekilde olabilir. Örneği uyuşturucu madde kaçakçılığında elde edilen karaparanın, bankada açtırılan bir hesaba yatırılması, bu para ile döviz alınması, bir işletme veya turistik tesis satın alınması, bir aracı kurum vasıtasıyla hisse senedi satın alınması, devlet tahvili veya hazine bonosu alınması, gayrimenkul veya menkul mallar (tüketmek değil, parayı değerlendirmek amacıyla) satın alınması. Karaparanın ticarette kullanılması, işletilmesi, karapara ile yatırım ve plasman yapılması da âdeğerlendirmeâ kapsamındadır.
âDeğerlendirmeâ fiilinin yalnızca elde edenlerce işlendiği zaman karapara aklama suçunu oluşturması, başkaları tarafından işlenebilecek fiiller arasında sayılmaması eleştirilebilir. Bir kişiye ait paranın veya mal varlığının başkası tarafından değerlendirilmesi mümkündür.
Karaparanın kullanılması :
Kullanmak kelimesinin sözlük anlamı,bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak, bir şeyi yararlı olduğu işe sürmek, işlemektir.
Değerlendirme kavramını incelerken kullanmayı, (kullanma= değerlendirme + tüketme ) şeklinde formüle etmiştik. Değerlendirme ayrı bir kavramla ifade edildiği için, âkullanmaâ kavramını, tüketime yönelik olarak kullanma şeklinde algılamak daha doğru olacaktır.
Bu çerçevede, karaparanın elde edenlerce veya başkaları tarafından ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüketilmesini ve karşılığında tatmin elde edilmesi bu fiil kapsamında değerlendirilmelidir. Bu kapsama gerek zorunlu, gerek faydalı gerekse lüks harcamalar girmektedir. Yiyecek, giyecek, beyaz eşya, takı, ev eşyaları gibi malların ve çeşitli hizmetlerin satın alınmasını örnek olarak verebiliriz. Kullanmak üzere otomobil alınması, oturmak üzere villa alınması gibi harcamalar da kullanma kavramı kapsamında ele alınmalıdır.
Karaparanın kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi:
Karaparanın kaynak ve niteliğinin değiştirilmesi de karapara aklama suçunu oluşturur.
Karaparanın kaynağının değiştirilmesi, karaparanın oluşumuna neden olan ve kanunun 2 nci maddesinin (b) bendinde sayılan ve suç teşkil eden fiiller ile karapara arasındaki illiyet bağının koparılmasını amaçlayan yöntemlerdir. Karaparanın kaynağı, öncül suç niteliğindeki fiillerdir. Bu fiiller yerine başka fiillerin (yasalara uygun fiillerin) karaparanın kaynağı olarak gösterilmesi karaparanın kaynağının değiştirilmesi demektir.
Karapara niteliğinin değiştirilmesi ise, karapara olma özelliğinin ortadan kaldırılmasıdır.
Karaparanın aklanması için kullanılan en temel ve en yaygın yöntemler kaynağını ve niteliğini değiştirmeye yönelik yöntemlerdir. Karaparanın kaynağının ve niteliğinin başarılı bir şekilde değiştirilmesi, ve bu işlemin yetkililer tarafından fark edilmemesi zaten karaparanın başarıyla aklandığı anlamına gelir. Karaparanın kaynak ve niteliğinin değiştirilmesi fiiline örnek olarak aşağıdaki işlemler gösterilebilir:
1. Uyuşturucu ticaretinden elde edilen karaparanın, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanılarak, mal ihracatı karşılığı sağlanmış gelir gibi gösterilmesi ve bu kazancın beyan edilmesi.
2. Karaparanın, komisyon ödenerek, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanılarak kumarhane işletmelerinden kazanılmış gibi gösterilmesi.
3. Gerçekte ticari faaliyeti bulunmayan bir kollektif şirketin, sahte ve muhteviyatı itibarı ile yanıltıcı belgeler kullanılarak karaparanın elde edenlerce şirkete aktarılması ve şirket kârı gibi gösterilmesi ve bu kazancın ortaklar tarafından beyan edilmesi.
4. Şirketler arasında, fatura bedellerinin emsallerine göre düşük veya yüksek gösterilmesi suretiyle, karaparanın bir şirketten başka bir şirkete aktarılması suretiyle ticari kazanç gibi gösterilmesi ve bu kazancın beyan edilmesi.
5. Gerçekte miras kalmadığı halde, karaparayı elde edenin, karaparasını, ölen babasından kalmış gibi göstererek beyanname vermesi, v.b.
Karaparanın zilyet ya da malikinin değiştirilmesi:
Zilyet, bir şeyi (sahibi kendi olsun veya olmasın) elinde bulunduran, kullanan veya onun üzerinde tasarruf sahibi olan kişi demektir. Yani zilyetlik bir şey üzerinde fiili hakimiyettir. Malik ise, bir şeyin mülkiyetini elinde tutan kişi, yani o şeyin sahibi demektir.
4208 Sayılı Kanunâun 2 nci maddesinin (b) bendindeki tanımlamaya göre , karaparanın , zilyet veya malikinin elde edenlerce değiştirilmesi de karapara aklama suçunu oluşturur. Karapara aklayıcılar açısından zilyedin ve malikin değiştirilmesi, resmi otoritelerin gözünden kaçmak için son derece fonksiyonel bir yöntemdir. Karapara aklayanların, karaparayı yakın akrabalarına, arkadaşlarına, iş ortaklarına vermeleri, bu kişilere ait banka hesaplarına yatırmaları veya muvazaalı işlemlerle bu kişilere devretmeleri kuvvetle muhtemeldir ve uygulamada da sıkça rastlanan bir durumdur. â Şirinlemeâ veya âmantarlamaâ ismiyle karapara literatürüne girmiş olan karapara aklama tekniği karaparanın zilyedinin değiştirilmesi esasına dayanmaktadır. Bu yöntemde karapara aklayan kişi karaparayı birçok farklı kişi adına açılan hesaplara yatırarak yetkililerin gözünden kaçırmaya çalışmaktadır. Farklı kişiler adına açılan hesaplarda yer alan düşük miktardaki paranın pek kimsenin dikkatini çekmeyeceği bir gerçektir. Farklı kişilerin hesaplarına yatırılan bu paralar daha sonra tedricen (dikkat çekmeyecek biçimde zamana yayılarak) ve kitabına uydurularak mali sisteme sokulmakta, sonuçta karaparanın asıl sahibinin cebine aklanmış bir biçimde geri dönmektedir.
Bundan dolayı karapara aklama olaylarının araştırılmasında ve kovuşturulmasında veya karapara aklamaya bağlı olarak müsadere ve tedbir kararlarının uygulanması sırasında sadece failin değil, failin ailesinin, yakınlarının, samimi olduğu kişilerin, şirketinin, iş ortaklarının da banka hesaplarının ve mal varlıklarının incelenmesi, karapara ile mücadelenin etkinliği açısından bir gerekliliktir.
Karapara, elde eden kişi tarafından başka şahıslar adına açılmış banka hesaplarına yatırıldığı zaman karaparanın hem zilyedi hem maliki değiştirilmiş olur. Zilyet değişmekte, malik ise görünürde değişmektedir. Karapara, elde eden tarafından başka bir kişiye geri almak üzere veya paranın sahibi nam ve hesabına bir işlem yapılmak üzere teslim edildiği zaman zilyedi değişmiş olur. Karapara üçüncü kişilere, hediye, bağış, hibe gibi isimler altında da devredilerek maliki değiştirilebilir. Karapara başkasına borç olarak verildiğinde zilyedi değişmiş olur, borçların ödenmesinde kullanıldığında ise maliki değişmiş olur.
Karaparanın gizlenmesi:
Karaparayı elde eden tarafından veya başkası tarafından işlenebilir.
Gizleme deyince akla ilk gelen, paranın veya suçtan elde edilen diğer bir ekonomik değerin, karaparayı elde eden kişi veya bunu bilen üçüncü kişiler tarafından gizli bir yere, bölmeye konularak, belli bir yere gömülerek, veya suçtan haberi olmayan bir kişiye teslim edilerek veya bunlara benzer yollarla saklanmasıdır. Bu yolla güdülen amaç, karaparanın, yetkililerin dikkatinden kaçırılması ve olası bir arama durumunda karaparanın kolluk güçleri tarafından ele geçirilmesinin önlenmesidir.
Ancak paranın, gerek ülke içinde gerekse ülke dışında bir banka hesabında veya kiralık kasada gizlenmesi de mümkündür. Banka yetkililerinin karapara akladığını bildikleri bir kişiye ait işlemleri yetkililere bildirmemeleri, inceleme yapan yetkililerden gizlemeleri de bu fiil kapsamında değerlendirilebilir.
Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi:
Karaparanın, sınır ötesi harekete tabi tutulması, karaparanın bir ülkenin sınırlarını aşırtarak diğer bir ülkeye geçirmek demektir. Yani bir ülkenin egemenlik alanından başka bir ülkenin egemenlik alanına geçirilmesi anlamına gelir. Bu fiil karaparayı elde edenlerce işlenebileceği gibi, bunu bilen başkaları tarafından da işlenebilir. Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulmasında başkalarının (kuryelerin) kullanılması sıkça rastlanan bir durumdur.
Bu geçiş, geçiş için ayrılmış sınır kapılarından olabileceği gibi bu kapılar dışında herhangi bir yerden de olabilir. Komşu ülkeler arasında veya komşu olmayan ülkeler arasında karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması deniz yoluyla veya hava yoluyla da gerçekleştirilebilir.
Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulmasının yalnızca fiilen bir ülke topraklarından diğer ülke topraklarına geçirme olarak anlaşılmaması gerekir. Karaparanın sınır ötesi işleme tabi tutulması elektronik ağlar, bilgisayar sistemleri, bankacılık teknikleri kullanılarak havale veya transfer yoluyla da mümkündür.
Görüldüğü gibi, bir işlem ile karapara aklama suçu kapsamında yer alan birkaç fiilin aynı anda işlenmesi mümkündür. Örneğin, yurtdışındaki bir bankaya yapılan bir havale ile, hem karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması, hem transferi, hem zilyet ve malikinin değiştirilmesi fiilleri işlenebilir.
Daha önce de belirtildiği gibi karapara ile mücadelenin etkinliği ülkeden ülkeye değişmektedir. Karapara aklama ile etkin bir mücadele yürütülen, ülke mevzuatının karapara aklamaya imkan sağlamayacak şekilde düzenlemeler içerdiği, bu konudaki cezaların ve uygulamaların caydırıcı olduğu ülkelerde karapara aklama işlemleri, aklayıcılar için yüksek risk taşır. Bir ülkenin karapara aklayıcıların gözündeki risk puanını etkileyen diğer önemli bir unsur da ülkenin teknolojik ve sosyal gelişmişliğidir. Bankacılık işlemlerinin tamamen kontrol altında olduğu, kayıtdışı ekonominin asgari düzeye indirildiği, kolluk güçlerinin kararlı ve disiplinli olduğu, kovuşturma ve yargılama prosedürlerinin hızlı etkin işlediği bir ülke karapara aklayıcılar tarafından sevilmeyen bir ülke olacaktır. Ayrıca toplumdaki bilinç düzeyinin yüksek olması da karapara aklayıcılarının işini zorlaştıracaktır. Tüm bu nedenlerden dolayı karapara aklama ile mücadelenin etkin olduğu ülkelerden, etkin olmadığı ülkelere doğru bir karapara akışı olacaktır. Dünya üzerindeki bazı ülkelerin neredeyse tüm gelirleri, karapara aklamaya yönelik olarak sağladıkları hizmetlerden elde edilen kazançlardan oluşmaktadır. Bu ülkelerde karaparanın aklanması için her türlü imkan hazırlanmıştır. Karapara gelişmiş ülkelerden bu ülkelere kirli olarak gelmekte, daha bu ülkelerden aklanmış şekilde çıkmaktadır.
Karaparanın ülkeler arasında nakli, elektronik işlemlerle olabileceği gibi, fiilen de olabilir. Karaparanın kuryeler aracılığı ile bavulla nakli kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu ülkelerde sıkça rastlanan bir durumdur. Ayrıca karaparanın sınırdan geçen çeşitli araçların gizli bölmelerinde, kişilerin üzerinde veya çeşitli eşyaların içine saklanarak nakledilmesi de mümkündür.
Karaparanın sınır ötesi harekete tabi tutulması gibi bu hareketin gerek elde edenlerce, gerek bunu bilen başkalarınca gizlenmesi de karapara aklama suçu kapsamındadır.
Karaparanın iktisap edilmesi:
İktisap, bir şeyin mülkiyetini elde etmek demektir. Bu şey, menkul veya gayrimenkul olabileceği gibi bir hak da olabilir. Karaparanın tanımı içerisine, her türlü menkul ve gayrimenkul mal, hak, menfaat ve değer girmektedir. Dolayısıyla , karapara aklama suçunu oluşması için iktisap fiilinin menkul, gayrimenkul mal için veya hak için gerçekleşmesi gerekir. Karaparanın iktisap edilmesi, ancak âbaşkalarıâ tarafından işlendiği zaman karapara aklama suçunu oluşturan fiiller arasında yer almaktadır.
İktisap şekilleri kısaca şöyle özetlenebilir.
1- Menkul Mal İktisabı:
Asli veya ferâi olmak üzere iki şekilde olabilir. Asli iktisap, bir şahsın delaletine ihtiyaç olmaksızın bir malın mülkiyetini elde etmektir. Bunlar; ihraz (sahipsiz bir malı alma), lukata (kaybolan bir malı bulan kimse, ilandan veya zabıtaya verdikten sonra beş sene içinde sahibi çıkmaz ise sahibi olur), define, enkaz, hukuki tağyir (bir kimsenin malik olmadığı bir şeyi işlemesi veya değiştirmesi), iki malın birbiriyle karışma veya birleşmesi, iktisadi müruru zamandan oluşan iktisap şekilleridir. Asli iktisap karapara aklamada suç oluşturmaz. Ferâi iktisap, başkasının iktisap etmiş olduğu bir şeyi ondan iktisaptır. Bu suretle mülkiyetin intikali için malın hakikaten veya hükmen teslim edilmesi gerekir (hibe, satış gibi).
Menkul mal niteliğindeki karaparanın iktisap edilmesi , ferâi iktisap şekilleriyle mümkündür. Karaparanın önceden iktisap edilmesi zaten işin oluşu nedeniyle zorunludur. Yani kanunda suç sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle karaparanın elde edilmesi, daha açık bir ifade ile failin karaparayı elde etmesi gerekir.
2- Gayrimenkul Mal İktisabı:
Burada da iktisap asli ve ferâi olmak üzere ikiye ayrılır. Asli iktisap; a) İşgal (Tapu siciline göre sahipsiz bir şey haline geldiği anlaşılan gayri menkuller işgal suretiyle iktisap edilebilir). b) Yeni arazi teşekkülü, c) Arazinin kayması, d) Adi ve olağanüstü zamanaşımı, şekilleriyle olabilir. Bunlar karapara aklamada iktisap şekli olamaz.
Ferâi iktisap yolları: Ferâi iktisapta tapu siciline kayıt şarttır. Buna tescil denir. Kural olarak mülkiyet tescil ile intikal eder. Fakat gayrimenkul mülkiyetini nakleden akitlerin resmi şekilde yapılmaları gerekir. Menkul mallarda olduğu gibi, gayrimenkul mallarda (karaparada) da ferâi iktisap yollarıyla mülkiyetinin iktisap edilmesi gerekir. Çünkü, bilinen (gayrimenkul şeklindeki) bir karapara söz konusudur. Gayrimenkul niteliğinde olan , bilinen karaparanın birisi adına tescil edilmiş olması gereklidir. Karapara olan bu gayrimenkulun iktisabı suçun teşekkülü için gereklidir.
3- Hakların iktisabı:
Alacağın bir diğer kişiye temliki için yazılı şekle uymak şarttır. Gayrimenkul üzerindeki haklara gelince (rehin, intifak hakları gibi) bunların iktisabı tescil ile mümkündür.
Bunlar haricinde , mameleke ait bütün haklar ve mallar miras yolu ile de iktisap olunabilir. Şahsa bağlı olan haklar mirasçılara intikal edemez, esasen bunların temliki de caiz değildir.
Sonuç olarak, karaparanın özelliğine göre yukarıdaki iktisap şekillerinden biriyle başkaları tarafından iktisap edilmesi suçun maddi unsurunu oluşturur.
Karaparanın bulundurulması:
Bulundurmak, bir eylemdir. Sözlük anlamı, var olmasını sağlamak, eksik etmemektir. Karaparanın bulundurulması ise karaparanın muhafaza edilmesini sağlamak, değerlendirilebilecek, kullanılabilecek, transfer edilebilecek, kısaca aklanmasını sağlayacak bir şekilde tutmak anlamına gelmektedir. Bu eylem çeşitli şekillerde gerçekleştirilebilir. Bir bankanın kiralık kasasına koymak, evde dolaba koymak, işyerinde kasaya kilitlemek gibi.
Yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla karaparanın kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller:
Yardım suçlarını içeren bu fiilin konusu bundan önceki fiillerden farklı olarak âkaraparaâ değil, failin suçun hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etmektir. Kanun metninde âyukarıda belirtilen suçlarâ ifadesinin kullanılmasından, sayılan yardım fiillerinin bütün karapara aklama suçları için mümkün olabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, bu kısımda düzenlenen yardım, genel anlamda yardımdan farklıdır. Kanun ile karapara aklama suçunda âyardımâ la ilgili olarak özel bir düzenleme yapılmıştır. Bu özel düzenleme ile, 2(a) bendinde sayılan suçlardan birisi sonucunda elde edildiği bilinen karaparanın (yukarıda sayılan karapara aklama suçlarından birini işlemiş olan faile yardım etmek amacıyla) 1-kaynağının veya yerinin değiştirilmesi, 2-transfer yoluyla aklanması, 3-tespitini engellemeye yönelik fiiller de karapara aklama suçu sayılmıştır.4208 Sayılı Kanunâda yer alan yardım fiilleri dışında kalan yardım fiilleri hakkında genel düzenleme olan T.C.K.ânın 296 uncu maddesi uygulanır. Zaten Karapara aklama suçunun tanımında yer alan, âT.C.K.ânın 296 uncu maddesinde belirtilen haller haricindeâ ifadesi ile belirtilmek istenen budur.
Bu suçun maddi unsuru yukarıda da geçen şu fiillerdir:
1-Kaynağının veya yerinin değiştirilmesi, : Kaynağın değiştirilmesi fiili önceden de ele alınmıştı. Buradaki fark, fiilin, karapara aklama suçu failine yardım etmek amacıyla işlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, karapara ile öncül suç arasındaki illiyet bağını koparmak ve yasadışı niteliğini gizlemek veya yasal görünüm kazandırmak üzere kaynağının ve yerinin değiştirilmesi bu fiil kapsamına girmektedir. Maddi unsur kaynağın ve yerin değiştirilmesidir.
2-Transfer yoluyla aklanması, : Transfer Fransızca kökenli bir kelime olup,â bir hakkın veya şeyin bir yerden diğer bir yere veya bir kişiden diğer bir kişiye aktarılmasıâ anlamına gelmektedir. Yani transferde, bir hakkın veya mal varlığının ya yeri, ya zilyedi ya da maliki değişmektedir. Burada sözkonusu olan transfer yurtiçi veya sınır ötesi bir işlem olabilir. Banka veya finansal kuruluşlar vasıtasıyla veya yurtiçindeki veya yurtdışındaki posta işletmeleri vasıtasıyla yapılabilir. Metinde âtransfer yoluyla aklanmasıâ denilmesi hatalıdır. Zira, suçun oluşması için mutlaka karaparanın aklanmış olmasına gerek yoktur. Aklamak üzere bir işlemin yapılması yeterlidir. Aklama işleminin başarıyla tamamlanmış olması gerekmez. Bu ifadenin de içinde yere aldığı 2 nci maddenin (b) bendi karapara aklamanın tanımını yapmaktadır. Karapara aklamanın tanımı yapılırken âaklamaâ kelimesinin kullanılması teknik açısından eleştirilebilir.
3-Tespitini engellemeye yönelik fiiller: Bu fiiller çok çeşitli olabilir. Paranın fiili olarak saklanması, taşınması, kolluk güçlerinin şaşırtılması ve yanıltılması, faile, karaparanın tespit edilmesini engelleme konusunda yol göstermek, danışmanlık yapmak, teknik öğretmek gibi filler bu ifadenin kapsamında değerlendirilebilir.
Yardım fiilleri olmaları nedeniyle bu fiillerin failleri, karapara aklama suçu kapsamındaki diğer fiillerin failleri dışındaki kişiler yani kanundaki ifade ile âbaşkalarıâ dır. Bu çerçevede yardım kapsamı içerisinde ilk akla gelen zümre, failin yakınlarıdır(akrabaları). Bu suçun failin usulü, füruu, karı veya kocası, kardeşi tarafından işlenmesi durumunda cezanın yarısından üçte ikisine kadar indirileceği öngörülmüştür. Failin yakınları ile arasındaki insani ve psikolojik bağ nedeniyle, failin yakınlarının suçun sonuçlarından kaçma konusunda faile yardım etmeleri olasılığı yüksektir. Bu yardım yakınlık derecesine göre karşılıksız olabileceği gibi karşılıklı da olabilir. Faile, iş ortakları veya yakın arkadaşları tarafından da yardım edilebilir. Ayrıca failin avukat, muhasebeci, mali müşavir, banka veya finansal kuruluş yetkilileri gibi belli dallarda uzmanlaşmış kişilerden yardım görmesi de mümkündür. Failin suçun sonuçlarından kaçması konusunda yardım görebileceği diğer bir sınıflar ise kolluk güçleri, görevi gereği karapara aklama ile mücadele süreci içerisinde yer alan diğer kamu görevlileri veya bu görevliler üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak etkili olabilen bürokratlar veya siyasilerdir. Bunlar dışında kalan kişilerin de genelde bir menfaat karşılığında burada sözkonusu olan yardım fiillerini işlemeleri mümkündür. Bu konu âKarapara Aklama Suçunun Failiâ başlığı altında ayrıntılı olarak işlenmiştir.
3.5.2. SUÇUN MANEVİ UNSURU
Gerek Viyana Konvansiyonunda gerekse Strasbourg Konvansiyonunda karapara aklamadan bahsedilirken âHer bir taraf , aşağıda sayılan fiilleri, kastî olarak işlendiği zaman , kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır....â denerek bu fiillerin kasten işlendiği zaman suç teşkil edeceğini vurgulamıştır.
Karapara aklama suçunun manevi unsuru âgenel kasıtâtır. Karapara aklama suçu öncül suçu işleyenler tarafından veya başkaları tarafından işlenebilir. Öncül suçu işleyen tarafından karapara aklanması nitelik itibariyle ancak kasıtla işlenebilecek bir fiildir. Bir kişinin işlediği suç sonucunda elde ettiği kazancın başka bir kimse tarafından aklanması da mümkündür. Bu kazancı aklayan üçüncü kişi, bilerek (kasten) aklamışsa suçtur, ancak bilmeyerek aklamışsa suç teşkil etmez. Hatta bilmesi gerektiği halde bilmeyerek (taksirle) aklamışsa yine suç teşkil etmez. Zira T.C.K. cürümlerin ancak kasıtla işlenebilmesini öngörmüştür.
Şüpheli işlem bildirimi, kimlik tespiti gibi yükümlülüklerin ihmal edilmesinin karaparanın aklanmasına imkan sağlaması mümkündür. Ancak kasıt olmadan bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi karapara aklama suçuna dahil olmayacaktır. Bu yükümlülüklerin ihmali ile ilgili cezai düzenleme 4208 Sayılı Kanunun 12. Maddesinde yapılmıştır. Ancak bu yükümlülüklerin karapara aklanmasına imkan sağlamak amacıyla bilerek ve kasten ihmal edilmesi karapara aklama suçuna dahil olacaktır. Çünkü bu son halde ihmali bir durum değil, ihmal suretiyle icra suçu söz konusudur.
Viyana Konvansiyonuna paralel olarak ülkemizde Karapara aklanması ancak kasten işlendiği zaman suç teşkil etmektedir. 1994âde, zamanın hükümeti tarafından hazırlanan ilk kanun tasarısında â...kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesi suretiyle elde edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği karaparayı.....â denerek karapara aklama suçunun taksirli olarak işlenebileceği öngörülmüştü. Ancak Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarında âbilmesi gerektiğiâ tabiri tasarıdan çıkarılarak, karapara aklama suçunun yalnız bilerek (kasıtla) işlenebilmesi öngörülmüştür.
Karapara aklama suçunun oluşma veya ortaya çıkış zamanının tespiti son derece güç ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Karapara genelde bir hareket sonucunda değil, birçok hareketten oluşan bir süreç sonucunda aklanır. Bundan dolayı karaparanın hangi noktada aklanmış paraya dönüştüğünün tespiti son derece zor ve ihtilafa açıktır. Ama bir genelleme yapacak olursak, karaparanın aklanması, resmi kayıtlara ya da hukuken değer ifade eden kayıtlara girmesi ile mümkün olacaktır. Ancak bu yeterli değildir. Karaparanın kaynağının resmi makamlara açıklanabildiği, resmi makamların gösterilen kaynağın doğruluğu konusunda ikna olduğu (karaparayı yasal yollardan kazanılmış para olarak kabul ettiği) an karapara aklanmış sayılır.
3.6. KARAPARA AKLAMA SUÇU İÇİN GETİRİLEN CEZA
Karapara aklama suçu fiillerini işleyenler;
ï§ iki seneden beş seneye kadar hapis,
ï§ aklanan karaparanın bir katı ağır para cezasıyla cezalandırılır ,
ï§ nemaları da dahil olmak üzere karapara kapsamındaki mal ve değerler ile bunların ele geçirilememesi halinde bunlara tekabül eden mal varlığının müsaderesine de hükmolunur. (Görüldüğü gibi 4208 Sayılı Yasada müsadere ayrıca düzenlenmiştir. Müsadere konusundaki genel hükümler T.C.K. 36. Maddesinde yer almaktadır. Ancak 4208 Sayılı Yasada yer alan müsadere T.C.K. 36.maddedeki müsadereden farklıdır. Bu fark, 4208 Sayılı Yasanın, sadece karapara kapsamındaki mal varlığının değil, bunların ele geçirilememesi halinde yasal yollardan elde edilmiş olsa dahi aklanan karapara tutarına tekabül eden mal varlığının müsaderesini de öngörmüş olmasıdır.)
Karapara,
ï§ terör suçlarından veya
ï§ Türkiye'ye ithali veya Türkiye'den ihracı kanunla yasaklanmış herhangi bir madde ve eşya kaçakçılığından elde edilmiş veya
ï§ suç yukarıda belirtilen terör suçlarına kaynak sağlamak amacıyla işlenmiş ise
birinci fıkra hükmüne göre faile verilecek hapis cezası dört seneden az olamaz.
Suçun;
a) Karaparanın aklanması maksadıyla teşekkül vücuda getirenler ile idare edenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından,
b) Görevi sebebiyle memur ve kamu görevlileri ile
ï§ 3182 Sayılı Bankalar Kanununa,
ï§ 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanununa,
ï§ 3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanununa,
ï§ 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanuna,
ï§ 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa,
ï§ Ödünç Para Verme İşleri ile Özel Finans Kurumlarının Kurulması, Faaliyetleri ve Tasfiyelerine İlişkin Esas ve Usulleri düzenleyen mevzuata göre faaliyet gösteren kurumlarda çalışanlar tarafından,
c) Şiddet veya tehditle veya silah kullanarak,
İşlenmesi halinde hükmolunacak cezalar, ayrıca bir misli artırılır.
Bu suçların tüzel kişilik bünyesinde işlenmesi halinde, üçüncü fıkranın (a) bendi hükmünün uygulanamadığı durumlarda, fiili gerçekleştiren yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmolunmakla birlikte, tüzel kişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılır.
Karapara aklama suçunun, usul veya füruu veya karı-koca veya kardeşlerden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi halinde bu ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.
4. FATF ÜLKELERİNDE KARAPARA AKLAMA SUÇU İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER
A.B.D.
A.B.D.âde karapara aklamaya karşı ilk önlemler 1986 yılında çıkarılan Karapara Aklama Kontrol yasası ile alınmıştır. Karapara aklama suçları, esas olarak, A.B.D. ceza yasasının 18. babının 1956 ve 1957. bölümlerinde düzenlenmiştir. Bölüm 1956, belli yasadışı eylemlerden elde edilen kazançların aklanmasına yönelik çok sayıda fiili kapsayan karapara aklama suçlarını düzenlemiştir. â Belli Yasadışı Faaliyetler â , A.B.D. yasaları kapsamındaki yaklaşık olarak 130 öncül suçu kapsamaktadır., rapor etme yükümlülüklerinden kaçınmaya yönelik işlemlerde dahil olmak üzere , ve yasadışı yollardan elde edilmiş veya karapara aklamaya konu diğer faaliyetlerden elde edilmiş mal varlığını da kapsar.
1996 yılında yapılan değişiklikle öncül suçların kapsamı terörizm suçları, kamu sağlığı ile ilgili suçlar ve yasadışı göçmenlik suçlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
1957. bölüm ise mali kuruluşların 10.000 $ ve üzerinde , suç kazançları ile ilgili işlemlerle ilişkili bulunmaları ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu suç 1956. Bölümde aranan kasıt şartını gerektirmemesi nedeniyle daha geniş kapsamlı bir suçtur . Ancak cezası daha hafiftir. A.B.D.â deki karapara aklama olaylarının % 60-80 âinin uyuşturucu kazançlarıyla ilgili olduğu tahmin edilmektedir. Yasadışı kazançlara kaynaklık eden suçlar arasında uyuşturucu suçlarından sonra başta gelenler organize suçlar ve beyaz yaka suçlarıdır.
1956. bölüm kapsamına giren suçlar için öngörülen ceza 20 yıla kadar hapis cezası ve 500.000$ veya işlem tutarının iki katı para cezasıdır. 1957. Bölüme giren suçlar 10 yıla kadar hapis cezası ve para cezası öngörülmüştür.
ALMANYA
Karapara Aklama suçu Ceza Yasasının 261. Maddesinde düzenlenmiştir, Yasadışı kazançların, semerelerinin veya zilyetlerinin hem gizlenmesini hem değiştirilmesini suç saymıştır.
Bu bölüm, tüm ciddi suçlardan ( 1 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlardan) ve bunların dışındaki diğer öncül suçlar sonucunda elde edilen kazançların kastî olarak veya ihmalle aklanmasını kapsamaktadır.
Bu âDiğer Suçlarâ listesi, 1 Aralık 1994âde organize ve kar amaçlı işlendiği takdirde ;zimmet, dolandırıcılık, teşvik dolandırıcılığı, kalpazanlık, aktif ve pasif rüşvet suçlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Karapara aklama suçuna yardım ve iştirak da suçtur. Suç gelirlerini bilerek aklama suçu için öngörülen ceza suçun ağırlığına göre 5-10 yıl hapis cezası, ihmalle işlenen aklama suçunun cezası ise 2 yıla kadar hapis cezası veya para cezasıdır.
AVUSTRALYA
1987 tarihli âSuç Kazançlarıâ yasasının 5. bölümünün 1. kısmında tüm suçlardan elde edilen kazançların aklanması suç sayılmıştır.
Bir kazancın suç kazancı olduğunu bilerek veya bilmesi gerekirken , zilyetliğinde bulundurmak, kabul etmek (almak), gizlemek, mahiyetini ( meşruiyet kazanmak amacıyla) değiştirmek, ülkeye sokmak da suç kapsamındadır.
Gerçek kişiler için karapara aklama suçunun cezası 20 yıla kadar hapis, ve 200.000$âa kadar para cezasıdır. Karapara aklama suçunun tüzel kişiler tarafından işlenmesi durumunda ise 600.000$â a kadar para cezası öngörülmektedir.
AVUSTURYA
100.000 Şilini geçmek kaydıyla tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançların (başkasının işlediği suçtan doğmuş olsa bile) , kaynağını gizlemek , ( meşruiyet kazandırma amacıyla) değiştirmek, özellikle resmi makamlara mal varlığının kaynağı, menşei, sahibi, mal varlığına ait haklar ve mal varlığı ile ilgili işlemler hakkında yanlış bilgi vermek kanunlarca suç sayılmıştır.
Bu varlıkları veya parayı bilerek kabul etmek, muhafaza etmek, yönetmek, işletmek, dönüştürmek, transfer etmek, yatırımda kullanmak da suçtur.
Avusturyaâda Karapara aklama suçunda ceza 2 yıla kadar hapis cezasıdır. Şayet ciddi bir suç söz konusu ise ( 500.000 ATS - $40.000- ve yukarısı) veya sanık karapara aklayan bir organizasyona mensup ise 6 ay ile 5 yıl arasında hapis cezası söz konusudur.
BELÇİKA
Belçikaâda karapara aklama suçu sadece ciddi suçlarla sınırlı değil, yasadışı tüm faaliyetler sonucunda elde edilen kazançları kapsayacak şekilde geniştir.
11.Ocak.1993 tarihinde çıkarılan yasaya göre şu fiiller karapara aklama kapsamına girmektedir :
- Kaynağının yasadışı olduğu bilinen veya bilinmesi gereken mal varlığını satın almak, (karşılıklı veya karşılıksız) kabul etmek , muhafaza etmek, yönetmek (işletmek),
- Suçtan elde edilmiş para veya malvarlığını, yasadışı menşeini gizlemek veya değiştirmek amacıyla veya bu para veya varlıkları ortaya çıkaran suçu işleyen ve suçun sonuçlarından kaçmak isteyen kişilere yardım etmek amacıyla dönüştürmek ve transfer etmek,
- Yasadışı şekilde elde edildiği bilinen veya bilinmesi gereken paranın menşeini, kaynağını, konumunu, mahiyetini, kullanımını, hareketini, zilyetliğini gizlemek veya değiştirmek,
- Bu suçlardan birini işlemeye teşebbüs etmek.
Karapara aklama için öngörülen ceza beş yıla kadar hapis cezası ve 100000 Belçika Frangına kadar para cezasıdır.
DANİMARKA
Danimarkaâda henüz karapara aklama ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Ceza yasasının 191. ve 284. bölümlerinde başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere belli suçlardan elde edilen gelirleri kabul etmek (almak) suçtur .
Sözkonusu suç için öngörülen ceza altı yıla kadar hapis cezasıdır. Bu ceza ağırlaştırıcı sebeplerin varlığı halinde %50 oranında arttırılabilir.
FİNLANDİYA
Karapara aklama suçu, Finlandiya Ceza Yasasıânın 1 Ocak 1994â de yürürlüğe giren ve kabul etme (alma) suçlarını düzenleyen 32. babının 1.bölümü kapsamında değerlendirilmektedir. Bölüm 1 deki kabul etme suçuna bir paragraf eklenerek oluşturulan karapara aklama suçu , yasada âkarapara aklamaâ deyimi kullanılmamakla birlikte ayrı bir suçtur.
Yasaya göre tüm suçlardan elde edilen kazançların aklanması karapara aklanması suçu kapsamına girmektedir.
Esas (temel) kara para aklama suçuna verilen ceza ,18 aylık hapis cezasıdır. Bu suça ek olarak iki çeşit kara para aklama suçu daha vardır: Ağır karapara aklama suçu ve profesyonel karapara aklama suçu. Bu iki suça verilen ceza maksimum 4 ile 6 yıllık mahkumiyettir.
FRANSA
Karapara aklama ile ilgili düzenlemeler 13 Mayıs 1996 tarih ve 96-392 Sayılı Kanun ile yapılmıştır. Karapara aklama suçu Ceza Yasasıânın 3. Kitabının üç fasıldan ibaret olan 2.bölümüne âkarapara aklama adındaki 4.fasıl ( dokuz bentten oluşan 324. madde ) eklenerek oluşturulmuş.
Yasanın 324. Maddesinde karapara aklamanın tanımı şu şekilde yapılmıştır :
âCürüm işleyerek doğrudan veya dolaylı olarak kazanç sağlayan faile ait mal varlığının veya paranın kaynağının herhangi bir şekilde saptırılarak farklı gösterilmesi.â
Cürümden elde edilen kazançların parasal sisteme yerleştirilmesi (plasmanı), dönüştürülmesi veya gizlenmesi olduğu gibi bu fiillere yardım etmek de karapara aklama suçu kapsamına girmektedir. Karapara aklama suçunun profesyonel olarak işlenmesi ve organize suç örgütleri tarafından işlenmesi ağırlaştırıcı sebeptir.
Uyuşturucu suçlarından elde edilen kazançların aklanması suçu ayrıca düzenlenmiştir. Ayrıca gümrük Yasasında da karapara aklama ile ilgili çeşitli hükümler mevcuttur.
Fransız Ceza Yasasına göre suç veya cürüm olduğunu bilerek bir şeyi gizlemeyi, bulundurmayı, transfer etmeyi veya transferine aracılık etmeyi veyahut ta suç veya cürümlerden kaynaklanan gelirden her ne suretle olursa olsun kasten fayda sağlamayı yasadışı sayar. Bu fiiller, daimi suretle profesyonel eylemler olarak yapılırsa veya organize örgütlerce işlendiğinde daha da ağırlaştırılmak üzere 5 yıl hapis ve 2.5 milyon Fransız Frankı para cezası ile cezalandırılır.
Fransız Ceza Yasasına göre, narkotikle ilgili yasa maddelerini ihlal eden failin malvarlığının kaynağını hileli olarak yanlış göstermeyi veya ceza yasası maddelerinin ihlaliyle elde edilen gelirin yerleştirilmesi, gizlenmesi veya dönüştürülmesine kasten yardımcı olmayı suç sayar. Bu çeşit fiillere 10 yıl hapis, 1 milyon Fransız Frankı para cezasının yanı sıra müsadere de dahil diğer önlemler ile cezalandırılır.
Gümrük yasalarında da karapara aklanmasıyla ilgili hükümler bulunmaktadır. Buna göre fonların uyuşturucu madde olarak sınıflandırılmış bulunan zararlı madde ve bitkilerle ilgili yasa hükümlerini doğrudan yada dolaylı olarak ihlali sonucunda elde edildiğini bilen bir kişice, Fransa ve yabancı ülkeler arasında ihracat, transfer ve tazmini gibi finansal işlemlerini yapmak veya yapmaya kalkışmak bir aklama suçudur. Bu suç, 2 yıldan 10 yıla kadar hapis, yasadışı fonların müsaderesi ve bunun eşiti veya beş katı değerinde para cezasıyla cezalandırılır.
HOLLANDA
Hollandaâda karapara aklama suçu ayrı bir suç olarak düzenlenmemiştir. Karapara aklama suçu Ceza Yasasının 416., 417. Ve 417 Bis maddelerinde düzenlenmiş olan kabul etme, alma (receiving offence) suçu kapsamında değerlendirilmektedir. Bu hükümler kapsamına, herhangi bir suç sonucunda elde edilen tüm kazançlar girmektedir.
416. madde (kastî âreceiving offenceâ), 417. madde (daimi âreceiving offenceâ) ve mükerrer 417. madde (ihmal âreceiving offenceâ) uyarınca âreceiving offenceâ olarak tanımlanmıştır. Para aklama önlemleri tüm suçlardan kaynaklanan gelirlerin aklanmasını kapsamakta ve Hollanda Yasasına göre şirketlerin de para aklama (receiving) suçu için cezai sorumluluğu bulunmaktadır. Azami ceza 416. maddeye göre 4 yıl, sırasıyla 417. maddeye göre 6 yıl ve mükerrer 417. maddeye göre 1 yıl hapis cezasıdır.
Hollandaâda karapara aklamanın ayrı bir suç haline getirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda hazırlanan 420-bis maddesiyle ilgili öneride öngörülen düzenleme şu şekildedir : â Para aklama suçundan dolayı, muhtemelen doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir cürüm yoluyla elde edilen bir nesnenin nereden olduğunu veya nerede bulunduğunu ya da kimin hak talep ettiğini ya da iyeliğinde bulundurduğunu gizleyen veya örtbas eden her kimse, en fazla dört yıl hapis cezasına ve beşinci kategoriden (100.000 Gulden) para cezasına çarptırılabilir.
HONG KONG
Hong Kongâda ilk olarak, 1989 yılında, Uyuşturucu Kaçakçılığı Yasası ile uyuşturucu kazançlarının aklanması suç haline getirilmiş.
1994âde ise Organize ve Ciddi Suçlar Yasası ile kovuşturulabilir tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançların aklanması, karapara aklama suçuna dahil edilmiştir.
FATFâın Hong Kong hakkında hazırladığı değerlendirme raporunda hapis cezasının varlığından söz edilmemektedir. Şu anda karapara aklama suçları için öngörülen ceza müsaderedir.
İNGİLTERE
Ceza Yargı Yasası (1993) ve Uyuşturucu Kaçakçılığı (1994) yasaları başta terörizm ve uyuşturucu suçlarından elde edilen kazançlarla ilgili olmak üzere çeşitli karapara aklama suçlarını yürürlüğe koymuştur. Kraliyet mahkemelerinin yargı alanına giren tüm suçlar ve Sulh mahkemelerinin yargı alanına giren bazı kazanç sağlayıcı suçlar karapara aklama suçunun öncül suçlarını oluşturmaktadır.
Başlangıçta sadece uyuşturucu ve terörizm gelirlerinin aklanması suç iken bugün İngiltereâde bütün ciddi suçlar sonucunda elde edilen kazançlar karapara aklama suçu kapsamına girmektedir.
İngiltere'de karapara aklama suçunun cezası;14 yıl hapis ve para cezasıdır.
İRLANDA
1994âde yürürlüğe giren Cezai Yargı Yasası, karapara aklamayı suç haline getirmiş ve karapara aklama ile ilgili olarak müsadere, tedbir ve diğer yükümlülükleri düzenlemiş.
İrlandaâda başta uyuşturucu kaçakçılığı olmak üzere, vergi ile ilgili suçlar da dahil olmak üzere yasadışı tüm faaliyetler sonucu elde edilen kazançlar karapara kapsamına dahildir.
Karapara aklama suçu için 14 yıla kadar hapis ya da para cezası, veyahut her ikisi birden verilebilir.
İSPANYA
25 Mayıs 1996âda yürürlüğe giren Yeni Ceza Yasasıânın 301 ve 302. Bölümleri karapara aklamayı ayrı bir suç olarak düzenlemiştir. Yeni Ceza Yasası, önceden sadece uyuşturucu kazançlarını kapsayan karapara aklama suçunu bütün ciddi suçları kapsayacak şekilde genişletmiştir.
Ciddi Suç kavramı kapsamına , üç yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlar girmektedir. Vergi suçlarından elde edilen kazançlar da karapara kapsamına girmektedir. Yeni Ceza Yasasıâna göre şu fiiller karapara aklama kapsamına girmektedir :
- Ciddi bir suç sonucunda ( üç yıldan fazla hapis ile cezalandırılabilen bir suç sonucunda ) elde edildiği bilinen mal varlığının (kazancın) , dönüştürülmesi, transfer edilmesi, edinilmesi,
- Bu kazançların yasadışı menşeini gizlemeye veya değiştirmeye yönelik herhangi diğer fiil ,
- Bu suçların Fiillerin faillerinin kovuşturulmaktan kurtulmalarına yardımcı olmaya yönelik fiiller.
6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ve söz konusu malların bir katı ile üç katı arasında para cezası verilebilmektedir. Şayet kazançlar zehirli madde, uyuşturucu ticareti, narkotik veya psikotrop maddelerden elde edilmişse cezalar 1,5 katına çıkmaktadır.
İSVEÇ
Karapara aklama suçu ayrı bir suç değildir. İsveç Ceza Yasasıânın 9. Babının 6. Ve 7. Bölümlerinde düzenlenmiş olan çalıntı malları alma (kabul etme) kapsamında kovuşturulmaktadır.
Ceza yasasının çalıntı mal kabul etme ile ilgili 9.faslının 6.ve7. bölümlerindeki hükümlere dayanarak uygulanan ceza : 6 ay â2 yıl hapis cezası dır. Bu ceza ağır durumlarda 6 yıla kadar çıkarılabilir.
İSVİÇRE
Ceza Yasasıânın 1 Ağustos 1999 da yürürlüğe giren 305. ve 305 ter maddelerinde düzenlenen karapara aklama suçu, tüm ciddi suçlar sonucunda elde edilen kazançların aklanmasını suç saymıştır. Bu kapsama İsviçre kanunlarında düzenlenen 80 kadar suç girmektedir. Sözkonusu suçlardan elde edilen para, döviz, kıymetli evrak, kıymetli maden ve taşlar ve ekonomik değere haiz her türlü varlık karapara kapsamındadır.
Tüm ciddi suçlar kavramı, 1 yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçları kapsamaktadır.
Karapara aklama suçu için öngörülen ceza, suçun ağırlığına göre beş yıla kadar hapis cezasıdır.
İTALYA
İtalyaâda 1978âde çıkarılan bir yasa ile karapara aklama suç olarak kabul edilmiştir. Ancak bu karapara aklama suçu sadece uyuştururcu kaçakçılığı, gasp, adam kaçırma suçlarından elde edilen kazançları kapsıyordu. Ağustos 1993âde yürürlüğe konulan , 328 Sayılı Kanun ile karapara aklama suçunu düzenleyen 648 bis ve 648 ter maddeleri yeniden düzenlenerek karaparanın kapsamı, tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançları kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Karapara aklama suçunda ceza 4yıl ile 12 yıl arasında değişmektedir. Para cezası ise 30 milyon lirete kadardır.(Yaklaşık 18.000 $ ) Eğer para aklama suçu, profesyonel olarak işlenirse, cezalar 1/3âü kadar artırılır.
İZLANDA
Ceza Yasasıânın 264. Bölümü karapara aklamayı ayrı bir suç olarak düzenlemiştir . Bu maddeye göre Genel Ceza Yasası kapsamındaki tüm suçlardan elde edilen her tür kazancın aklanması, karapara aklama suçu kapsamına girmektedir. Ayrıca başta Uyuşturucu Maddeler Yasası ve Gümrük Yasası olmak üzere çeşitli yasalarda da karapara aklama ile ilgili hükümler vardır. Vergi kaçakçılığı yoluyla elde edilen kazançlar da karapara kapsamına girmektedir.
Karapara aklama suçunun cezası konusunda birkaç düzey söz konusudur. Minimum ceza 2 yıla kadar hapis olabilir. Ancak suç tekrarlanırsa ya da ciddi bir suç söz konusuysa ceza 4 yıla kadar hapis olabilir ve uyuşturucu geliri aklanmışsa ceza 10 yıla kadar arttırılabilir. Eğer ihmal söz konusuysa para cezası yada 6 aya kadar hapis cezası verilir.
JAPONYA
Özel Anti Uyuşturucu Yasası, yalnızca uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen değerlerin aklanmasını karapara aklama suçu olarak kabul etmiştir. Diğer suçlardan elde edilen kazançlar karapara aklama kapsamına girmemektedir.
Karapara aklama suçu için yalnız tedbir ve müsadere yaptırımları öngörülmüştür.
KANADA
Kanadaâda temel olarak iki formda düzenlenmiş olmak üzere çok sayıda karapara aklama suçu vardır. Bu suçlar Ceza yasasında , Uyuşturucu maddeleri düzenleyen yasada ve Gümrükleri düzenleyen yasada yer almaktadır.
Birinci formdaki suç, belli ciddi suçlar sonucunda elde edilen gelirlerin transferini, naklini, kullanılmasını , gizleme ve dönüştürme amacıyla işlenen diğer fiilleri karapara aklama suçu olarak düzenliyor. Bu forma iki gurup suç dahildir. âKar amacıyla işlenen suçlarâ ve âBelirli uyuşturucu Suçlarıâ . Bu formdaki karapara aklama suçu bizim mevzuatımıza benzer şekilde , Kanada mevzuatındaki çeşitli kanun maddelerine atıfta bulunmaktadır.
İkinci form dahilindeki suçlar ise belli suçlar (Uyuşturucu suçları, kaçakçılık suçları, aklama suçları) sonucu elde edildiği bilinen kazançların alınmasını, kabul edilmesini , zilyetliğini kapsamaktadır.
Karapara aklama suçu için 10 yıla kadar hapis cezası ve para cezası öngörülmüştür.
LÜKSEMBURG
Karapara aklanması ilk olarak 7 Temmuz 1989âda yürürlüğe giren yasayla suç haline getirilmiştir. Yakın zaman kadar Lüksemburgâda yalnızca uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen kazançların aklanması karapara aklama suçu sayılmakta idi. 11 Ağustos 1998âde kabul edilen yasa ile karapara aklama suçunun kapsamı genişletildi .
Teşekkül halinde işlenen suçlardan (hem cürüm hem kabahatlerden) elde edilen kazançları ve en az 4 yıl cezayı gerektiren suçları işleyerek kar elde etme amacı güden suç örgütlerinin bu suçlar sonucu elde edilen kazançları karapara kapsamına dahil edilmiştir.
Karapara aklama için öngörülen ceza 15yıldan 20 yıla kadar hapis cezası ve para cezasıdır.
NORVEÇ
Norveç Ceza Yasası, tüm suçlar sonucunda elde edilen kazançların kabul edilmesini, alınmasını yahut bu kazançların saklanmasına yardım ve iştirak etmeyi suç saymıştır. Yardım ve iştirak (aiding and abeting) kavramları kapsamına sözkonusu kazançların nakli, transferi, gizlenmesi dönüştürülmesi , yatırım yapılması, (meşruiyet kazandırma amacıyla) mahiyetinin değiştirilmesi de girmektedir.
Ayrıca mahkemelerin içtihatlarıyla, bilgi verme, yol gösterme , yardım etme gibi fiiller de karapara aklama kapsamında değerlendirilmektedir.
Karapara aklama suçu için ön görülen temel ceza para cezası ve üç yıla kadar hapis cezasıdır, ağır suçlarda bu ceza altı yıla kadar çıkarılabilir. Özellikle uyuşturucudan kaynaklanan ağır karapara aklama suçlarında ceza yirmi bir yıla kadar arttırılabilmektedir. Bu ceza karapara aklama suçuna verilebilecek cezanın üst sınırıdır. İhmalle işlenen aklama suçları için öngörülen ceza en fazla iki yıl hapis cezasıdır.
PORTEKİZ
22 Ocak 1993 tarih ve 15/93 Sayılı Kanunda, uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen gelirlerin gizlenmesi, transferi, dönüştürülmesi ve bu fiillere yardım edilmesi suç haline getirilmiştir.
2 Aralık 1995âde çıkan, 325/95 Sayılı Kanun ile; terörizm, silah kaçakçılığı, gasp, adam kaçırma,kadın ticareti, çocuk istismarı, insan kaçakçılığı, yolsuzluk ve ciddi ekonomik suçlar da öncül suç kapsamına alınmış bunlardan elde edilen kazançların aklanması da suç sayılmıştır.
Gelir veya malvarlığının; tamamen, kısmen, doğrudan veya dolaylı olarak, yasadışı kaynağını saklama ya da gizleme veya kendi hareketinin yasal sonuçlarından kaçmak için daha önceden işlenen (öncül) suçları işleyen herhangi birine yardım etme amacıyla dönüştürülmesini, transferini yapan veya dönüştürme veya transferi kolaylaştıran herhangi bir hareket 4-12 yıl hapis cezası ile cezalandırılır.
Asıl (Gerçek) kaynağını, kaynağını, bulunduğu yeri, kullanımını, hareketini, malvarlığının mülkiyetini veya gelirleri veya buna ait iddiaları saklayan veya gizleyenler 2-10 yıl hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Bunların herhangi bir şekilde kazanılması veya alınması (kabul edilmesi), kullanılması veya saklanması 1-5 yıl hapis cezası ile cezalandırılır.â
SİNGAPUR
1994âde yürürlüğe giren Uyuşturucu Kaçakçılığı Yasasının 41. Bölümüyle uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen kazançların aklanması karapara aklama suçu olarak düzenlenmiştir. Yasa'da bugüne kadar herhangi bir değişiklik olmamıştır. Singapurâda sadece uyuşturucu kazançlarının aklanması suçtur. Diğer suçlardan elde edilen kazançların aklanması ile ilgili bir düzenleme mevcut değildir.
Karapara Aklama ile ilgili suçlar için 7 yıla kadar hapis veya 100.000 Singapur doları (60.000 A.B.D. doları ) para cezası öngörülmüş.
YENİ ZELANDA
Yeni Zelanda yasalarına göre ciddi bir suçla ilgili olan varlıkların (mal varlığının) dönüştürülmesi, gizlenmesi, transfer edilmesi, mahiyetinin değiştirilmesi suç olarak kabul edilmiştir. Ciddi suç kavramı kapsamına beş yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiren suçlar girmektedir.
Aklama suçu için öngörülen ceza yedi yıla kadar hapis cezasıdır. Suç gelirlerini bilerek alma, iktisap etme için öngörülen ceza ise beş yıla kadar hapis cezasıdır.
YUNANİSTAN
2331 sayılı yasanın 2. Maddesinin 1. Bendi, bir cürüm sonucunda elde edilen kazançların (mal varlığının), dönüştürülmesini, transfer edilmesini, alınmasını kullanılmasını, sahipliğini suç saymıştır.
Bu bentte geçen cürüm (criminal activity) kavramı kapsamına 20 kadar öncül suç girmektedir. Bu suçların başlıcaları : Uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, soygun, şantaj, adam kaçırma, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, hırsızlık, yasadışı tarihi eser ticareti, organ ticareti, beyaz kadın ticareti, kaçakçılık, kumar, tefecilik, yasadışı göçmenlik, nükleer madde kaçakçılığı, vergi kaçakçılığı.
2.maddenin 2. bendinde karapara aklama suçu ile ilgili olarak yalancı şahitlik yapma suçu, 3. bendinde ise karapara aklama amacıyla teşekkül oluşturma suçu düzenlenmiştir.
Karapara Aklama suçu için 5-10 yıl hapis cezası öngörülmüş (1. Bentteki suçlar için). Ceza, profesyonel olarak işleyenler için ve tekrar işleyenler için bu ceza 10-20 yıl olarak belirlenmiş (2. bentteki suçlar için) . Yardım Suçları için 6 ay â 5 yıl hapis, teşekkül oluşturma , oluşturmaya teşebbüs suçları için ise 2 â 5 yıl hapis cezası öngörülmüştür. (3. Bentteki suçlar için).
II. KARAPARA AKLAMANIN AŞAMALARI
Karaparanın aklanması genelde 3 aşamadan oluşan bir süreç içinde gerçekleştirilmektedir. Bu aşamalar kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Birinci aşamada çamaşır makineye atılmakta â (Yerleştirme (Placement) aşaması),
İkinci aşamada çamaşır makinede yıkanmakta â (Ayrıştırma (Layering) aşaması),
Üçüncü ve son aşamada çamaşır temizlenmiş halde makineden çıkarılmaktadır (Bütünleştirme (Integration) aşaması).
Her karapara aklama olayında bu aşamaların üçünün de ayrı ayrı gerçekleşmesi zorunlu değildir. Bazen bu aşamaların ikisi veya üçü tek işlemde gerçekleştirilebilir veya bazı aşamalar gerçekleştirilmeden karaparanın aklanması tamamlanabilir. Bu durum para aklanacak ülkeye, finansal olanaklara, aklayıcıların diğer faaliyetlerine kadar pek çok şeye bağlı olabilir.
1. YERLEŞTİRME (PLACEMENT) AŞAMASI
Bu aşama suçtan elde edilen gelirin nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulması aşamasıdır. Başta uyuşturucu ticareti olmak üzere karaparayı doğuran suçlarda para, genelde nakit olarak el değiştirmektedir. Nakit formundaki paradan neden kurtulmak ve bu para finansal sisteme sokulmak istenmektedir?
- Kredi kartının, çek uygulamasının ve diğer nakit olmayan araçların sıklıkla kullanıldığı günümüzde nakit formundaki para dikkat çekicidir. Bu sebeple bu tür uygulamaların yaygınlaşmadığı, kayıtdışı ekonominin ve nakit kullanımının yaygın olduğu ve denetimin olmadığı ya da az olduğu ülkelerde bu aşama daha kolay tamamlanabilir. Bu gibi ülkeler karapara aklayıcılarının gözdesidir.
- Nakit paranın aktarılması, taşınması, kullanılması veya benzer işlemlere tabi tutulması zordur. Örneğin 100 dolar karşılığında satın alınabilecek kokainin ağırlığı, 100 dolarlık banknotun ağırlığından daha azdır. Yani 100 kilo kokain satan bir uyuşturucu kaçakçısının bunun karşılığında alacağı 100 dolarlık banknotlar 100 kilodan fazla olacaktır. Nakit formundan kurtulduğunda, özellikle bankacılık sistemine sokulduğunda, paranın hareketliliği kolaylaşacak ve artacaktır.
- Nakit paranın güvenlik güçleri tarafından bulunması, yakalanması ve el konulması riski fazladır.
Aklayıcılar için en zor, yetkililer için en kolay aşama
Yerleştirme aşaması aklayıcılar için en zor aşamadır. Karapara aklama ile mücadele eden birimler açısından ise karaparanın tespit edilmesinin, yakalanmasının ve el konulmasının en kolay olduğu aşamadır. Çünkü bu aşamada karapara ile illegal kaynağı arasındaki bağ henüz kesilmemiştir. Başka bir ifade ile karapara aklayıcının henüz paranın kaynağına ilişkin yasal bir gerekçesi yoktur. Dolayısıyla paranın kaynağının karapara olduğunu ispat etmek diğer aşamalara oranla daha kolaydır.
Aklayıcılar için neden en zor aşama ?
Gelir genellikle finansal sisteme nakit halinde girdiği ilk durumda nakit bildirimi veya şüpheli işlem bildirimine konu olmaktadır. Bir kez finansal sisteme girince de her gün sayısız fon transferinin, finansal işlemin yapıldığı piyasalarda bir finansal kuruluştan gelen fon; ilk finansal kuruluş tarafından sorgulandığı varsayımıyla, ikinci finansal kuruluşça çok özel emareler olmadıkça sorgulanmaz.
Ülkemizde de 4208 Sayılı Yasanın Uygulanmasına Dair Yönetmelikâin 8.maddesinin değişmeden önceki esaslarına göre; yükümlüler taraf oldukları ve aracılık ettikleri tutarı 5 milyar lira veya muadili dövizi aşan, maddede yazılı her türlü işlemi MASAKâa bildirmek zorunda idi. Aynı yönetmeliğin 10.maddesine göre ise bankalar ve özel finans kurumlarının yine bankalar ve özel finans kurumları ile yapacakları işlemler devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamından istisna tutulmuştur. Ancak 8. madde 31.12.1997 tarih ve 97/10419 sayılı BKK ile değiştirilerek 5 milyar liralık sınır kaldırılmış ve bu konuda düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığıâna verilmiştir.
Dolayısıyla ülkemizde de yönetmelik değişmeden önce nakit fon bir bankaya yatırıldıktan sonra buradan bir başka banka veya finansal kuruma transfer edildiğinde transfer edilen kurum devamlı bilgi verme yükümlülüğü bulunmamakta idi. Örneğin A, B, C bankalarına 4 er milyar para yatıran bir kişi bunları daha sonra D bankasında bir hesaba transfer ettiğinde D bankasında biriken 12 milyar TL için bu bankanın devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamında bir zorunluluğu bulunmamakta idi. Ancak bu durumun şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı tabiidir.
Yerleştirme aşamasında ne tür yöntemler kullanılır?
Yerleştirme aşamasında nakit para;
- fiziki olarak yurtdışına çıkarılarak denetimin az olduğu ülkelerde bankaya yatırılabilir,
- küçük tutarlara bölünerek (bildirim tutarlarının altındaki tutarlara) ülke içindeki çeşitli bankalara, farklı kişiler adına açılmış hesaplara yatırılabilir,
- gayrimenkul, lüks araba, mücevher, antika veya sanat eserleri alımında kullanılabilir, hisse senedi, tahvil, bono, çek, poliçe gibi mali araçlara dönüştürülebilir,
- Banka hesaplarına yatırılmadan önce kumarhane geliri, turizm geliri veya ihracat geliri gibi gösterilebilecek ve bir açıklama yapılmasına olanak sağlayabilecek işlemlere konu yapılabilir,
- Finansal kuruluşlar veya bunların çalışanları ile işbirliği yapılarak sisteme sokulabilir veya iş biraz daha abartılarak suç örgütleri tarafından finansal kuruluşlara sahip olmak suretiyle bu vasıtayla nakit formundan kurtulabilir.
Yerleştirme, aklama işleminde mutlaka yer alması gereken bir aşama mıdır?
Yukarıda da belirtildiği gibi yerleştirme aşamasının amacı paranın nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulmasıdır. Ancak kaynağındaki suç nedeniyle gelir nakit halinde değilse bu aşamaya gerek yoktur. Ayrıca bazı aklama yöntemlerinde de yerleştirme aşamasına gerek duyulmaksızın aklama işlemi gerçekleştirilebilmektedir.
SONUÇ OLARAK;
BU AŞAMADAN SONRA PARA NAKİT HALİNDE OLMAYACAKTIR. GEREK MÜCADELE EDEN BİRİMLERCE ARAŞTIRMA VE İNCELEME SIRASINDA PARANIN FİZİKEN TESPİTİNİN, ELE GEÇİRİLMESİNİN VE EL KONULMASININ, GEREKSE NAKTİN FİNANSAL SİSTEME GİRİŞİ SIRASINDA FİNANSAL KURULUŞLAR TARAFINDAN NAKİT İŞLEM BİLDİRİMLERİ VE ŞÜPHELİ İŞLEM BİLDİRİMLERİ YOLUYLA TESPİTİNİN EN KOLAY OLDUĞU BU AŞAMADA, SÖZÜ EDİLEN KİŞİ VE KURULUŞLAR DİKKATLERİNİ YOĞUNLAŞTIRMALIDIRLAR. ÇÜNKÜ BU AŞAMADAN SONRA SUÇUN ORTAYA ÇIKARILMASI ÇOK DAHA ZORLAŞACAKTIR.
2. AYRIŞTIRMA (LAYERING) AŞAMASI
Bu aşamada amaç, nakit formundan kurtarılan paranın yasadışı kaynağından mümkün olduğunca uzaklaştırmak, böylece paranın izinin sürülmesini, bulunmasını ve yakalanmasını imkansız hale getirmektir. Yerleştirme aşamasında karapara özellikle bankacılık sistemine sokulmuşsa sistemin olanaklarından yararlanmak suretiyle transfer etmek ve kaynağından uzaklaştırmak son derece hızlı ve kolay olacaktır. Bu aşamada paranın yasadışı kaynağından uzaklaştırmak için sıklık, karmaşıklık ve hacim açısından yasal işlemlere benzeyen bir dizi mali işlem yapılmaktadır. Böylece denetim mekanizması aşılmaya çalışılmaktadır.
Bu aşamada karapara nasıl bir seyir izlemektedir?
Bu aşama karışık bir bankacılık bürokrasisi gerektirmektedir. Küçük tutarlara bölünen para bankacılık sistemine girdikten sonra bankadan bankaya, ülkeden ülkeye aktarılmaya başlar. Kuşku uyandırmamak için her birinde kısa sürelerle tutulur ve bazen de bu süreç diğer miktarlarla birleşerek katlanır.
Bu aşama bazen ilk aşama ile eş zamanlı olarak gerçekleşebilir. Örneğin finansal kuruluşların aklayıcılarla işbirliği yapmaları halinde gelir hem yerleştirilip hem de transfer edilebilir.
Ayrıştırma Aşamasında Suçun Araştırılması, İncelenmesi
Ayrıştırma aşamasında gelirlerin izini sürmeyi zorlaştırmak için yapılan kesintisiz, karmaşık mali işlemler sistemi sayesinde bu yasadışı gelirlerin kaynağına inmek hemen hemen imkansız hale gelmektedir. Her hesap çok sayıda alt hesaplara bölünebilmekte, hesaptan hesaba veya bir bankadan bir diğerine aktarmalar sözkonusu olabilmektedir. Bir başka ifade ile araştırma ve inceleme yapan elemanları bıktırıcı sayıda işlem içerebilmektedir. İncelemeyi sürdürmek için her işleme ilişkin bilgiye eksiksiz olarak ulaşılması ve her bir işlem için sürecin tekrarlanması, işlemin çeşitliliğine göre de farklı alanlarda uzmanlarla çalışılması gerekebilmektedir. Yani bir olay üzerinde bankacılık, muhasebe, borsa, sigorta alanlarındaki uzmanların birlikte çalışmaları gerekebilir. Tüm bunlar hem önemli bir işgücü hem de zaman gerektirir. Ülkemizde karapara aklama incelemeleri için yapılacak görevlendirmeler 4208 sayılı Yasa ile düzenlenmiştir; buna göre işlemin niteliğine göre maliye müfettişleri, hesap uzmanları, gelirler kontrolörleri, hazine kontrolörleri, SPK uzmanları ve bankalar yeminli murakıpları incelemelerde görev alabilmektedirler.
Yukarıda belirtildiği gibi bu aşamada para çok sayıda işlemle süratle hareket edebilmektedir; bilgisayar başında birkaç tuşa basmakla hesaptan hesaba, bankalardan aracı kuruluşlara hatta ülkeden ülkeye transfer yapılabilmektedir. Bu işlemlerin izini sürmek için günlerce uğraşmak gerekebilir, dolayısıyla mücadele açısından zaman alıcı ve yüksek maliyetli bir aşamadır. Suçlu polis ile arasındaki mesafeyi süratle açmaktadır.
Bilgisayar ve iletişim alanındaki ilerlemeler ve sermaye hareketlerinin serbestisine yönelik düzenlemeler sayesinde fonların ülkelerarasındaki hareketi oldukça yoğun olduğundan suçla mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini de bu aşamada vurgulamak gerekir.
3. BÜTÜNLEŞTİRME (INTEGRATION) AŞAMASI
Bu aşama için karaparanın yuvaya dönme aşamasıdır denilebilir. Ayrıştırma aşamasında yasadışı kaynağı ile bağlantısı koparılan karapara bütünleştirme aşamasında yasal işlemlerle ülkenin mali sistemine aklanmış bir şekilde sokulur. Artık daha önce iki aşama geçirildiği için paranın kaynağına ilişkin sorulabilecek bir soruya yasal bir açıklama yapılabilecek veya böyle bir sorunun sorulmasını gerektirmeyecek normal bir işlem görüntüsü elde edilmiş olacaktır.
Aklayıcı bu aşamada ne yapar?
Karapara aklayıcı bu aşamada parayı normal ticari para olarak ekonomiye sokar. Bu parayla menkul veya gayrimenkul, hisse senedi, tahvil, bono satın alabilir; bir finans kuruluşundan kredi almak için teminat gösterebilir, borç verebilir, borçlarını ödeyebilir ve buna benzer her türlü yasal işlemi yapabilir. Böylece para sistemle bütünleşmekte ve yasal fonlardan farklı olan yönlerinden arındırılmaktadır.
Soru : Yapılan açıklamalara dikkat edilirse karapara hem yerleştirme hem de ayrıştırma aşamalarında mali sisteme girmektedir. Örneğin hem yerleştirme, hem de bütünleştirme aşamalarında para ile hisse senedi, tahvil, menkul veya gayrimenkul diğer değerler alınmaktadır. Bu aşamalarda yapılan bu alımlar arasında nitelik olarak ne fark vardır? Yani bu alımlar sırasında hangi aşamada bulunulduğu anlaşılabilir mi?
Cevap : Yerleştirme aşamasında amaç paranın nakit formundan kurtarılması ve sisteme entegre edilmesi, ayrıştırma aşamasında ise yapılan çok sayıda işlemle paranın yasadışı kaynağından uzaklaştırılmasını sağlamaktır. Yani bu aşamalarda para henüz yasal bir görünüme kavuşmamıştır. Oysa bütünleştirme aşamasında mali sistemde boy gösteren para kullanıma hazır paradır. Artık dolaştırılmasına ve şekil değiştirmesine gerek kalmamıştır. Herkesin yaptığı yasal işlemler yapılarak tüketim, yatırım veya bir başka şekilde değerlendirilebilir. Kısaca; sorulabilecek muhtemel bir soruya verilecek bir cevabınız hazırdır artık.
III. KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ
1. KARAPARA AKLAMAYA NEDEN İHTİYAÇ DUYULMAKTADIR?
Karapara aklamanın genel amacı; yasal olmayan faaliyetlerden elde edilen gelirlerin yasal olarak elde edilmiş gibi mali sisteme sokulması, bir başka deyişle bu gelirlerin yasadışı faaliyetlerden elde edildiğinin gizlenmesidir. Bu şekilde; yapılacak muhtemel denetimlerde gerekli açıklamalar yapılabilecek veya bu denetimlerin yapılmasını gerektirmeyecek şekilde bu gelirler, şüpheden uzak bir niteliğe kavuşturulacaktır.
Karaparaya kaynaklık eden en önemli suçun uyuşturucu ticareti, ve bu suçtan elde edilen gelirlerin çok büyük bir bölümünün nakit kullanımının düşük olduğu ve alınan önlemler nedeniyle büyük miktarlı nakit işlemlerin dikkat çektiği ülkelerde oluştuğu dikkate alındığında, bu gelirlerin nakit sisteme sokulması, aklayıcılar açısından daha büyük önem kazanmaktadır. Çünkü nakit halindeki gelir, günlük kullanımlar için harcanabilecek çok küçük bir kısmı hariç kullanılmaya uygun değildir. Dolayısıyla nakit halindeki bu gelirin kullanılabilir hale getirilmesi yani aklanması gerekir.
2. KAÇ ÇEŞİT KARAPARA AKLAMA YÖNTEMİ BULUNMAKTADIR?
Belirli bir sayı vermek mümkün değildir. Pek çok kişinin aklına gelmeyecek yöntemler kullanılabilir. Bu açıdan sınırsız sayıda aklama yöntemi vardır demek yanlış olmaz. Aklama yöntemleri ülkeden ülkeye, finansal sistemlerde kullanılan araçların çeşitliliğine bağlı olarak değişir. Ayrıca günümüzde yasadışı gelir elde edenler artık kendi paralarını kendileri aklamamakta, bu işte profesyonelleşen aklayıcıları kullanmaktadırlar. Aklama işiyle uğraşanlar işlerini çok iyi bilen muhasebeciler, bankerler, hukukçular, mali danışmanlar vs. olabilir. Bunların sağlam bir mesleki geçmişi vardır, çoğu sabıkasızdır, öncül suçla hiçbir alakaları yoktur. Hizmetlerine karşılık olarak komisyon, prim adı altında gelir elde ederler.
Sınırsız sayıda yöntemle aklama yapmak mümkün olmakla birlikte en çok kullanılan ve mücadele eden birimler açısından öğretici olabilecek nitelikte olan yöntemleri şu şekilde sıralayabiliriz.
- Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması,
- Şirinler (smurfing) yöntemi,
- Parçalama (structering) yöntemi,
- Vergi cennetleri (off-shore),
- Paravan (Kağıt üstündeki) ya da hayali şirketler,
- Oto-finans borç yöntemi (Loan-back),
- Döviz büroları,
- Kumarhane ve gazinolar,
- Nakit para kullanılan işyerlerinin işletilmesi (Göstermelik şirketler),
- Sahte fatura (hayali ihracat),
- Alternatif Havale Sistemleri (Hawala-Hundi Sistemi, Uzak Asya Chit Sistemi),
- İnternet Bankacılığı,
- .........
Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Ancak en fazla kullanılan yöntemler olarak bu sıralananlar hakkında yapılacak açıklamalar konu hakkında bilgi sahibi olunması için yeterli olacaktır.
Karapara aklamada kullanılan bu yöntemlerin aşağıda açıklamaları yapılırken fazla detaya girilmeden kullanılan yöntemin belirleyici, diğer yöntemlerden farkını ortaya koyan noktaları vurgulanmaya çalışılacaktır. Elbette ki bu yöntemler açıklanacağı şekilde saf olarak kullanılmamaktadır. Birden fazla yöntem aynı aklamada aynı anda kullanılabileceği gibi (Örneğin şirinler (smurfing) yöntemi ile parçalama (structuring) yöntemi aynı anda kullanılmaya çok uygun yöntemlerdir), bir yöntemde belirtilen aşamalardan bazıları uygulanmayabilecektir.
2.1 ŞİRİNLER (SMURFİNG) YÖNTEMİ
Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte konuyla ilgili düzenlemelerin yapıldığı ülkelerde belirli tutarların üzerindeki nakit işlemlerin bildirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu limit ABD için 10.000 dolardır. (Ülkemizde de 4208 Sayılı Yasanın Uygulanmasına Dair Yönetmelikâin 8.maddesinin değişmeden önceki esaslarına göre; yükümlüler taraf oldukları ve aracılık ettikleri tutarı 5 milyar lira veya muadili dövizi aşan maddede yazılı her türlü işlemi MASAKâa bildirmek zorunda idi. Bu tutar, tespit edildiği tarihte yaklaşık 20.000 ABD dolarına tekabül etmekte idi.) Bildirim yükümlülüğünden kurtulmak için eldeki fon bu limite yakın tutarlara bölünür ve çok sayıda kişi (smurf) tarafından çok sayıda bankaya veya aynı bankanın farklı şubelerine yatırılır.
Kabaca bir hesapla örneğin 20 kişi bir banka veya farklı şubelerine 9.000âer dolar yatırsa, günde 180.000 dolar, 10 günde 1.800.000 dolar yatırılmış olur. Aynı işlem aynı kişiler tarafından bir başka bankaya da yapılsa bunun anlamı 10 günde 3.600.000 dolarlık bir tutarın nakit bildirim zorunluluğu olmadan bankaya yatırılmış olması demektir.(Bu durum sadece nakit işlem bildiriminden kurtulmayı sağlar, yoksa şüpheli işlem bildirimi şüphelenilen her durumda yapılabilir) Para bu şekilde sisteme girmiş olur (Yerleştirme aşaması). Bu şekilde sisteme giren para kasa çekleri, havale veya fiziki olarak ülke dışına çıkarılabilir.
2.2 PARÇALAMA (STRUCTURİNG) YÖNTEMİ
Eldeki fonu küçük miktarlara bölüp bunları bankaya yatıracak çok sayıda kişiyi (smurfleri) her zaman bulmak mümkün olmayabilir. Bu durumda insan sayısı yerine işlem sayısını artırmak suretiyle bildirimden kaçınmak mümkün olabilir.
Bu yöntemde de yine yapılan işlemleri bildirimden kaçınmak veya iz bırakmamak amacıyla bölme tekniği kullanılmaktadır. Çok yüksek tutara dayalı bir işlem küçük tutarlara dayanan çok sayıdaki işlemlere bölünmektedir. Örneğin 29 milyon dolarlık bir tutar ortalama 600âer dolarlık 40.000âden fazla işlem yapılmak suretiyle Ekvatorâa transfer edilerek aklanmıştır.
Parçalama yöntemini şirinler yöntemine benzetmek mümkün, çünkü her ikisinde de yüksek tutarlar düşük miktarlara bölünmek suretiyle işleme tabi tutuluyor. Her ikisinde de amaç nakit işlem bildirimlerinden kurtulmak ve dikkat çekmemektir.
2.3 VERGİ CENNETLERİ
Vergi cennetleri, özellikle kıyı bankacılığı ve paravan şirketler vasıtasıyla karapara aklamanın kolay olduğu ve kullanıldığı yerlerdir.
Kıyı bankacılığı (Off-shore) Tanımı
Yaptıkları işlemler ve kurulu oldukları yerler baz alınarak çeşitli tanımlar yapılmaktadır. Bunlar özetle;
- Ülke dışından sağlanan fonların yine ülke dışında kullandırılmasını amaçlayan ve ülkede bankacılık sektörü için düzenlenmiş her türlü yasa ve yönetmeliklerin dışında kalan bir tür bankacılık,
- Dıştan dışa bankacılık,
- Bir tür serbest bölge bankacılığı
olarak belirtilebilir.
Kapsamlı bir tanım yapmak gerekirse Kıyı bankacılığı âÜlke dışından sağlanan fonların ülke dışında veya koşullara göre ülke içinde kullandırılması, uluslararası devletsiz paraların fon fazlası bulunan merkezlerden fon açığı bulunan merkezlere transfer edilmesi gibi finansal hizmetler yürüten genellikle serbest bölgelerde kurulan merkezlerde faaliyet gösteren ve ülke içindeki bankacılık sisteminin tabi olduğu yasal düzenlemelerin kapsamı dışında tutularak, getirilen mali ve hukuksal avantajlar sayesinde cazip çalışma koşullarının sağlandığı bankacılık türüdür.â
Kıyı bankaları özel bir banka olmayıp, temel olarak diğer bankalar gibi mevduat toplamakta, kredi vermekte ve güvene dayalı işlemler yapmaktadır.
Diğer bankalardan ayıran özellikleri
Kıyı bankaları bulundukları ülkede geçerli olan para birimi dışındaki bir para birimi ile işlem yapmaktadır.
- Şart olmamakla birlikte esasen yerleşik olmayan kişiler ve kurumlarla işlem yapmaktadır.
- Genellikle yurtiçi finans piyasasının tabi olduğu yasaların, sınırlamaların ve kontrollerin çoğundan muaftır.
- Çok sıkı biçimde sır saklama ilkesi uygulanmaktadır.
- Faiz oranlarının belirlenmesinde serbesti vardır.
- Belli bir likidite, disponibilite oranı uygulanmaması, munzam karşılık yatırılmaması söz konusudur.
- Dolaysız vergi olarak alınan gelir ve kurumlar vergisinin kaldırılması veya çok düşük seviyelere çekilmesi söz konusudur.
Bankaların müşterilerine ödeyecekleri faizden veya interbank işlemlerinden doğacak faizlerden stopaj kesilmemesi, yurtiçi bankaların tabi olduğu kambiyo sınırlamalarına tabi tutulmaması diğer bankalardan ayıran bir başka özelliktir.
Vergi cennetleri müşteri çekmek için neler sunuyorlar?
- Gizlilik,
- Politik istikrar,
- Vergilendirme olmaması (sıfır yada sıfıra yakın),
- Sermaye hareketlerinde tam serbesti,
- Coğrafi konum olarak gelişmiş ülkelere yakınlık,
- Gerekli altyapı (telekomünikasyon, ulaşım, konaklama),
- Uzman personel veya kurum (vergi danışmanları, avukatlar vs).
Belli başlı vergi cennetleri
Aruba
Bahama Adaları
Bahreyn
İngiliz Virjin Adaları
Cayman Adaları
Dublin
Jersey
Liechtenstein
Lüksemburg
Malta
Hollanda Antilleri Belize
Bermuda
Kosta Rika
Dominik Cumhuriyeti
Granada
Panama
Kıbrıs
Monako
İsviçre
Birleşik Arap Emirlikleri
Uruguay Liberya
Cebelitarık
Anglo Norman Adaları
Hong Kong
Filipinler
Vanatu
Batı Samua
Cook Adaları
Marshall Adaları
Barbados
Singapur
Karapara nasıl aklanıyor?
Para aklama bu ülkelerde mevcut finansal kuruluşlar (özellikle bankalar) veya paravan şirketler (shell companies) aracılığı ile olabilmektedir. Bankalar suçlular tarafından kurulabileceği gibi işbirlikçileri tarafından da kurulabilir. Merkezlerde kurulan bankalar ve paravan şirketler ile bunların ortaklık yapıları hakkında bilgi edinilememektedir, dolayısıyla bunlar gerçek sahiplerinin bilinmediği şirketlerdir. Çünkü bu ülkelerde sıkı bir sır saklama yükümlülüğü olup mahkeme kararı veya hükümet izni olmadan, bilgi verenlere ağır cezalar verilebilmektedir.
Bir sınır ötesi banka, içinde bulunduğu ülkeden bankacılık işlemlerinin tümünü sürdürebilir ve bütün dünyaya karapara transfer edebilir. Ancak bu tür merkezler için ciddi sorumluluklar getiren düzenlemeler üzerinde çalışılmaktadır. Böylece bu merkezlerin karapara aklamaya karşı mücadelede diğer ülkelerle işbirliği içinde olmasına çalışılacaktır. Bu yöndeki çalışmalar FATF içerisinde oluşturulan çalışma grubu ile işbirliği içinde olmayan ülkelere (Non-cooperative countries and territories) uygulanacak direktifler tespit edilmek suretiyle yürütülmektedir. Bu sayede bu ülkeler için de işbirliği yapmamaları halinde yaptırım uygulamasına gidilebilecektir.
Bu merkezler kullanılmak suretiyle loan-back, fonların bu ülkelere fiziki transferi gibi yöntemlerle karapara aklanabilmektedir. Bu yöntemlere ileride değinilecektir.
2.4 NAKİT PARA KULLANILAN İŞYERLERİ (GÖSTERMELİK ŞİRKETLER)
Bu yöntemde hamburgerci, benzin istasyonu gibi nakit para akışının yoğun olduğu işyerleri kurulur. Bu işyerleri gerçekten çalışan yerler olabileceği gibi fiktif yani bürosu olan ama iş yapmayan bir şirket de olabilir. Bu tür işyerlerinin seçilmesinin nedeni bunların muhasebe denetimlerinin yapılmasının oldukça zor olmasıdır. Yani ne kadar benzin, kaç hamburger satıldığını tespit etmek hemen hemen mümkün değildir. Böylece yasa dışı kaynaklardan gelen fonlar bu işyerlerinden elde edilen gelirlerle karıştırılabilir.
ABDâde bu yöntem kullanılarak uyuşturucu kaçakçısına ait bir pizza dükkanları ağı vasıtasıyla uyuşturucudan elde edilen gelirlerin aklandığı belirlenmiştir.
2.5 PARAVAN-HAYALİ ŞİRKETLERİN KULLANILMASI
Bu şirketler herhangi bir ticaret veya imalat faaliyetinde bulunmayan ve genellikle sınır-ötesi merkezlerde kurulan şirketlerdir. Yukarıda belirtilen göstermelik şirketlerden farklıdırlar; göstermelik şirketlerde de aklama amacı olmakla birlikte yasal bir faaliyet ve bir işyeri söz konusudur. Oysa bu şirketler sadece kağıt üzerinde vardır (masa, kasa, adres kısa şirketler) ve bunların kurulmasındaki amaç, ayrıştırma aşamasında fon transferlerinin bu şirketler üzerinden geçirilmesi suretiyle inceleme anında iz sürmeyi zorlaştırmaktır. Sır saklama yükümlülükleri dolayısıyla ortaklarının dahi öğrenilmesinin mümkün olmadığı bu şirketleri diğerlerinden ayırmak güçtür. Birçok sınır-ötesi merkezde paravan şirket kurmak için birkaç yüz dolar yeterli olmaktadır.
Aklama nasıl yapılıyor?
Karapara aklama işi yapanlar bu tipten birçok şirkete sahip olabilirler ve izleri daha fazla karışık hale getirmek için fonları bir şirketten diğerine aktarırlar. Bir paravan şirket maskelemeyi artırmak için gerçekten yasal işlemlere de girişebilir. Şirketler arasında yapılan transferler sonucu:
1. Paravan şirket çok kârlı bir işletme gibi gösterilebilir. Böyle bir durumda kağıt üzerinde görülen kârın yerine kasaya karapara konur. Bu paranın vergisi ödenir ve yasallaştırılmış olur.
2. Paravan şirket kâr oranı yüksek yada düşük bir çok şirketi, gayrimenkulu veya değerli kağıdı satın alabilir. Bilinçli spekülasyonlarla, kağıt üzerinde yapılan alım satımlarla bu yatırımlar değerlenmiş gözükür ve yine vergisi de ödenmek suretiyle karapara aklanır. Karapara aklayan kişi aklanan ve yasallaşan paranın vergisini ödemeye her zaman hazırdır.
2.6 OTO FİNANS BORÇ YÖNTEMİ (LOAN-BACK)
Bu yöntemde off-shore merkezlerde mevcut finans kurumları vasıtasıyla, buralara ulaştırılan karapara sahibine kredi olarak geri dönmektedir. İşlem sırasını şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Karapara aklayacak kişi off-shore merkezine gider ve kara parayı burada faaliyet gösteren A bankasına yatırır (daha sonra bu parayı bir başka ülkedeki B bankasına da aktarabilir).
2. Daha sonra kendi ülkesindeki C bankasına başvurarak A (veya B) bankasındaki hesabını teminat göstermek suretiyle kredi talebinde bulunur. C bankası da bu krediyi kendisine verir.
3. Aldığı kredi ile istediği yatırımı yapar (Otel alabilir vs).
4. Kredisini C bankasına geri ödemez. C bankası da bu kişinin teminat gösterdiği A (veya B) bankasındaki parasını haciz eder.
Böylece bu kişinin kara parası otel veya bir başka yatırım şeklinde aklanmış olarak ortaya çıkmaktadır.
2.7 DÖVİZ BÜROLARI
Birçok ülkede bulunan ve nakit ağırlıklı çalışan bu kurumlarda para değiştirilir. Bunun suiistimale açık yönleri bulunmaktadır:
1. Suç geliri ile eldeki paranın değiştirilmesi nedeniyle gelirin kaynağından bir ölçüde uzaklaştırılması sağlanabilir.
2. Küçük banknotlar büyüklere veya eldeki para birimleri diğer para birimlerine çevrilebilir. Böylece finansal sisteme entegre edilmesi kolaylaşabilir.
3. Nakit karşılığında bazı parasal araçlar (seyahat çekleri, euro çek, kişisel çek gibi) verebilmektedirler.
4. Ülkemizde söz konusu olmamakla birlikte kimi ülkelerde döviz büroları fon transfer edebilmektedirler. Ciddi denetime de tabi olmadıklarından bu durum önemli avantajlar sağlayabilir.
5. Döviz bürolarına sahip olmak bankaya sahip olmaktan çok daha kolaydır. Örneğin İngiltereâde bunun hemen hemen hiçbir prosedürü yoktur.
Döviz büroları suçlularla işbirliği yapabilir. Suçludan aldığı karaparayı kendi adına açtırdığı banka hesabına yatırmak ve buradan transfer etmek suretiyle aklama sürecine katkıda bulunabilir.
2.8 ALTERNATİF HAVALE SİSTEMLERİ
Alternatif havale sistemleri (yer altı havale sistemleri olarak da bilinmektedir) yaygın olarak kullanılan sistemlerdir. Bu sistemler parayı nakit hareketi olmaksızın transfer etmekte ve çoğunlukla belirli etnik gruplar tarafından kullanılmaktadırlar. Bu etnik grupların tamamı aynı tarihi ve kültürel kökten gelmekte ve bunların tamamı kendi ülkelerindeki sınırlayıcı nakit yasaları delmek için istekli olmaktadırlar. Uluslararası göç hareketlerinin artmasıyla bu sistemlerin kullanılma oranı da artmaktadır. Alternatif havale sistemleri uluslararası trading sistemlerini kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmektedirler. Sonuç olarak bu sistemler ABD ve diğer devletler tarafından yürürlüğe konulan nakit denetimlerinden de kaçınmayı sağlamaktadır. Alternatif havale sistemleri güvenlidirler ve bu sistemler kimlik tespiti ve gizlilik konusunda kolaylık göstermekte; bu durum ise geleneksel yasa uygulayıcı teknikler için bunların tespitini oldukça zorlaştırmaktadır.
Alternatif havale sistemleri yasal amaçlar için kullanılabildikleri gibi yasadışı amaçlara da hizmet edebilmektedirler. Kaçakçılık, sermaye akışı, vergi kaçakçılığı, karapara aklama ve sahtekarlık bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bugün gelinen noktada:
- Bu sistemler hakkında hala yeterli bilgi bulunmamaktadır
- Bu sebeple bu sistemlere nüfuz etmek, çözmek oldukça zor olmaktadır
- Nakit yasaları ve şüpheli işlem bildirimine yönelik düzenlemeler tarafından yeterli şekilde kavranamamakta, bunların kapsamı içine alınamamaktadır
- Bu sistemler yüzünden kamu gelirlerinde büyük miktarlarda kayıplar oluşmaktadır
Hawala Sistemi
Hawala Nedir?
Ülkelerin karapara aklama konusundaki duyarlılığının artmasına paralel olarak, bankacılık sisteminin karapara aklayıcılar ve suçlular tarafından kullanılmasını önlemek amacı ile bir çok ülkede çeşitli önlemler alınmıştır ve hem önlemlerin hem de bu konuda önlem alan ülkelerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bankacılık sistemi üzerindeki denetimin artması doğal olarak, bankaları kullanan suçlular açısından riski arttırmış ve bu kimseleri alternatif sistemler kullanmaya itmiştir. Hawala sistemi bu alternatif bankacılık sistemlerinden birisidir. Bu alternatif bankacılık sistemlerine yeraltı bankacılığı adı da verilmektedir.
Bu alternatif bankacılık sistemlerinin ortaya çıkışını bire bir suçlulara bağlamak yanlıştır. Çünkü bu sistemler aslında bir ihtiyacın sonucunda ortaya çıkmışlardır. Maliyeti daha düşük, daha hızlı, bürokrasisi az ve gizlilik güvencesine sahiptir. Asıl amacı suç gelirlerinin transferi olmamakla birlikte doğası gereği bu alternatif sistemler suç gelirlerinin transferinde kullanılmak için adeta biçilmiş kaftandır.
Hawala öncelikle, güvene dayalı bir alternatif havale sistemidir, Güney Asya ve Körfez Ülkeleri ile ilişkilidir ve diğer alternatif havale sistemleri gibi karapara aklayıcılarının istismarına açıktır. ( Havala, Hawallah, Hawalah) diye de yazılan Hawala terimi, hindu dilinde , arapçada ve urducada âgüvenâ veya âreferansâ anlamına gelmekte, Hawala terimi yerine, çek veya makbuz anlamına gelen âHundiâ kelimesi de kullanılmakta, her ikisi de güven veya referans esasına dayalı olarak para transferini ifade etmektedir. Esas olarak, bu sistemin temel direği güvendir ve sistemin altında âHawala sistemini kullanan kaybetmez.â prensibi yatmaktadır.
Hawala sistemi esas olarak Hindistan kaynaklı bir sistemdir. Dünya üzerinde Hindistan, Pakistan veya Bangladeşlilerin bulunduğu hemen her yere yayılmıştır. Adeta, Hindistan, Bangladeş veya Pakistanlı üç kişinin bir araya geldiği yerde sistem işlemeye başlamaktadır.
Sistem Nasıl İşlemektedir?
Sistemin temelinde güven yatmaktadır. Bankere parayı teslim edenler sisteme son derece güvenmekte, sistem içerisinde yer alanlar da bu güveni devam ettirmek için işlerini etkin bir şekilde yapmaktadırlar. Hiçbir kayıt yoktur veya kayıt varsa bile bunlar yetkilileri yanıltmaya yönelik çarpıtılmış kayıtlardır. Dolayısıyla bir uyuşmazlık halinde hukuka başvurma imkanı da mevcut değildir. Ama bu olumsuzluklara rağmen sistemin etkin bir şekilde işlemesi, kökleşmiş olan bu güven anlayışına dayanmaktadır. Zaten sistemi kullananların aynı dili konuşan, aynı ırktan gelen insanlar olmaları bu güven ortamının oluşmasını kolaylaştırmaktadır. Bu etnik bağlılık sistemi ayakta tutmaktadır.
Sistem, kullananlar açısından son derece hızlı ve güvenli işlemektedir. Çeşitli ülkelere yayılmış olan Hawala bankerleri birbirlerinin muhabirleri gibi çalışmaktadır. Havale işlemi geleneksel bankacılık metotları ile yapılmamaktadır. Para havale edecek olan kişi, parasını bankere teslim etmekte, parayı teslim alan banker paranın gideceği ülkedeki Hawala bankerini iletişim cihazları ile arayarak parayı alacak olan kişiye ödeme yapılması talimatını vermektedir. Böylece bankacılık işlemlerine göre çok daha hızlı bir biçimde, bürokratik formalitelere gerek kalmadan ve resmi yetkililerin dikkatini çekmeden havale işlemi gerçekleştirilmektedir.
Bu havale emri genellikle telefon aracılığı ile verilmektedir. Hawala bankerlerinin telefon konuşmalarında konuşmaların başkaları tarafından anlaşılmasını önleyecek biçimde şifreli bir dil kullandıkları belirlenmiştir. Örneğin telefonda kullanılan lakh (peti) sözcüğü 100.000 anlamında, crore (khokha) sözcüğü ise 10.000.000 anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda şimdiye kadar hiçbir ülkede bir düzenleme yapılmamıştır. Bundan dolayı Hawala bankerleri rahatça işlerini yürütebilmektedir. Hatta bazı ülkelerde Hawala bankerlerinin gazetelere reklam verdikleri görülmektedir.
Hawala bankerleri genelde köklü ailelerin veya klanların üyeleridirler, birçok ülkelerdeki benzer topluluklara (aynı ırktan gelen) yayılmışlardır. Aynı zamanda işyeri sahibi, tüccar, seyahat acentası altın dağıtıcısı veya aslında saygı değer bir görünüşe sahip olan ve birçok müşteriyle veya yüksek tutarlarda para ile ilginin normal karşılanacağı (dikkat çekmeyeceği) her iş veya meslekten olabilirler. Bunlar komisyondan ziyade ülkeler arasındaki kur farklılıklarından yararlanarak para kazanırlar. Ayrıca Hawala bankerleri, havale maliyetlerinin düşmesinden dolayı da gelir elde etmektedirler. Çoğu zaman Hawala bankerinin bankerlik yanında başka bir işi daha vardır. Hawala işi, çoğu zaman bir işletmenin bir parçası şeklinde yürütülür. Bu şekilde hem Hawala sisteminin işlemesi için gerekli olan para stoku, hem de bankacılık işlemleri yapılması gerektiğinde yüksek meblağlara ulaşabilen bu işlemlerin dikkat çekmemesi sağlanır.
Hawala sistemi, yüksek tutarlarda paranın sınır ötesi hareketini iz bırakmadan ve yasal bankacılık kanallarından kaçarak sağlamak için kullanılır. Müşteriler çok çeşitlidir ve Hawala sistemini çok çeşitli amaçlarla kullanırlar. Bu amaçlardan bazıları iyi niyetli ve yasaldır ama Hawalaânın kullanılma nedenlerinden birçoğu da masum olmayan amaçlardır. Bu nedenler, memleketindeki fakir akrabalarına yardım etmek amacıyla küçük miktarlarda para yollamaktan, vergi kaçakçılığına, paranın sıkı kambiyo rejimi olan ülkelerden kaçırılmasına, karapara aklanmasına, uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı ve terörizm gibi ciddi suçların finansmanına kadar değişir. Bir taraftan kabul görmüş bir toplumsal hizmet olan Hawalaânın diğer tarafta tamamen suç için kullanılma olasılığı vardır.
Sistem çok hızlı işlemekte, ardında çok sınırlı ve çarpıtıcı izler (kayıtlar) bırakmakta ve geleneksel bankacılık sistemine göre çok yüksek bir kazanç sağlamaktadır. Sistem gelişmiş ülkelerin kambiyo kontrolüne tabi olmayan konvertibl paraları ile, gelişmekte olan ülkelerin sıkı kambiyo kontrolüne tabi paraları ile ve gelişmemiş ülkelerin paraları ile aynı derecede iyi şekilde işlemektedir.
Kısa ve öz olarak söylenecek olursa; Hawala, esas olarak karaparanın dünya çevresinde hareketini sağlayan sıra dışı bir uluslararası havale sistemidir. Hiçbir dış denetime, kontrole veya teftişe tabi değildir. Şüphe götürmeyecek şekilde yaygındır ve suçluluğun büyümesi ve ulusal hükümetlerin ekonomik istikrarının bozulmasına yol açar. Yasal bankacılığı baltalayabilecek kadar köklü bir sistemdir. Müşterilerine kimliklerinin gizliliği konusunda garanti veren bu sistemin yasa uygulayıcı birimler tarafından kontrol ve teftişi hemen hemen imkansızdır.
Hawala Sisteminin Özellikleri
1- Güven esasına dayanır,
2- Sistem etnik bir yapıya sahiptir. Yani belirli etnik gruplara dahil kişiler tarafından kullanılır,
3- Kayıt kullanılmaz veya yanıltıcı kayıtlar kullanılır,
4- Sistem dünya üzerinde yaygındır,
5- Maliyetler bankacılık sistemine göre daha düşüktür,
6- Bankacılık sistemine göre daha hızlıdır,
7- Havale işlemi genelde telefonla ve şifreli olarak yapılır,
8- Gizlilik garantisi vardır,
9- Tespit edilmesi zordur,
10- Bankacılık sistemine göre formaliteleri daha azdır.
Sistemi Besleyen Para Kaynakları
Sistemin işlemesi için her bankerin elinin altında yüksek tutarlarda para bulunması gerekmektedir. Bu bankerler gerekli parayı nasıl sağlamakta ve nasıl gizlemektedirler ? Sistemi yürütenler bu konuda şu kaynaklardan yararlanmaktadırlar :
1- İthalat faturalarının yüksek gösterilmesi,
2- İhracat faturalarının düşük gösterilmesi,
3- Hayali ihracat,
4- Suçlardan komisyon alınması,
5- Rüşvet ve komisyonlar.
Sistemin Varlığını Sürdürmesini Sağlayan Nedenler
1- Sosyal ekonomik ve politik nedenler,
2- Yüksek kazanç (düşük maliyet),
3- Banka kanalının kullanılmaması,
4- Yerel vergilerden kaçma çabası,
5- Sistemin sağladığı gizlilik,
6- Formalitenin azlığı,
7- Etnik bağlılık,
Karapara Aklama İle Mücadele Açısından Hawala Sistemi
Suçla mücadele kapsamında , Hawala bankerinin ilişkilerinin incelenmesi, sözkonusu şahıs karanlık işlerle (suç teşkil eden işlerle) uğraşmasa bile son derece zordur. Hawala sistemi karapara aklama amacıyla kullanılabilir, ama karapara aklama amacı ile kullanılmıyor olsa dahi ortaya çıkarılması zordur. Çünkü bu sistemde dolaşan para karapara olmasa bile, kayıtdışı ekonomiden kaynaklanan vergilendirilmemiş gelirleri içerir. Dolayısıyla ne olursa olsun sistem içinde yer alan hiç kimse sistemi deşifre etmeye yanaşmayacaktır. Zaten sistemi işleten ve kullanan kişilerin etnik yapısı da bunu engellemektedir.
Hawala sistemi anlaşılmaz, içinden çıkılmaz ve kontrol edilemez görünse bile, zayıf bir yönü vardır. Bu zayıf yön , işlemin gün ışığına çıktığı nokta yani geleneksel bankacılık sistemine girdiği noktadır. Tıpkı balinanın nefes almak için su üstüne çıkması gibi Hawala bankeri de eninde sonunda bankacılık sistemini kullanmak zorunda kalır. Bunun başlıca iki sebebi vardır ; diğer bankerlerle arasındaki hesapları kapatmak ve farklı para birimlerinin farklı ülkelerdeki kur farklılıklarından yararlanarak arbitraj geliri elde etmek (ki önceden de belirtildiği gibi bankerin asıl gelir kaynağı arbitrajdır) . Hawala sistemi ve bu sistemin karapara aklamada kullanılması ile mücadele etmek için yasa uygulayıcı birimlerin tek şansı Hawala sisteminin bu zayıf anının yakalanmasıdır.
Hawalanın karapara aklamada kullanılmasının önlenmesi konusunda en önemli rolü oynayacak olan birimler bankalardır. Banka personeli bu konuda eğitilmeli ve bu sistemi tanıyacak hale getirilmelidir. Böylece Hawala sistemi bankayı kullanmaya başladığı an tespit edilebilir ve durum şüpheli işlem bildirim raporları ile yasa uygulayıcı birimlere bildirilerek gerekli inceleme ve kovuşturma başlatılabilir. Bankalar bu sistem konusunda eğitilebilirse su yüzüne çıktığı zaman bunu fark etme, bünyesinde suç için uçsuz bucaksız bir potansiyel barındıran sinsi organizmanın büyümesini önlemede etkin bir rol alma şansına sahip olacaklardır. Buna ek olarak döviz transferlerinin bildirimini düzenleyen sistem kapsamında verilen bildirimlerde, Hawala sistemini de tanımlayan bir hane bulunabilir.
2.9 DİĞER AKLAMA YÖNTEMLERİ
Kumarhaneler (Casinolar)
Casinolar kredi açılması, vadesinin uzatılması, kiralık kasa hizmeti, çeklerin ciro edilmesi hatta fonların havale edilmesi gibi birçok finansal işlemi yapabilmektedirler. Aklayıcılar çok büyük miktarlı nakit parayı casinoya yerleştirebilir ve herhangi bir bildirim yapılmamasını isteyebilirler. Bundan sonra artık para casino çekleri ile istenildiği zaman çekilebilir veya transfer edilebilir. Casinolar için de bildirim yükümlülüğünün bulunabilmesi nedeniyle kimi durumda karapara bildirim tutarının altında, dikkat çekmeden fişlere çevrilebilir. Ayrıca casino sahipleri ile işbirliği yapılmak suretiyle karaparanın kumar kazancı olarak gösterilmesi veya bildirim limitinin üstündeki nakdin bir kerede yatırılması mümkün olabilir.
Sahte veya yanıltıcı fatura - Hayali ithalat, ihracat
Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler kullanılarak gerçekleştirilen hayali ihracat işlemleri yoluyla da karapara aklanabilmektedir. Buna göre değeri çok düşük veya hiç olmayan bir mal ihraç edilmiş gibi gösterilir ve buna uygun olarak fatura düzenlenir. (Bu faturalar ya malın değerini oldukça yüksek gösteren yanıltıcı fatura veya tamamen aklanan tutara denk gelecek şekilde sahte fatura olabilir, ancak ikinci durumda tespit daha kolay olabileceğinden riski fazladır) Örneğin gerçek değeri 50 bin dolar olan mal için 500 bin dolar karşılığı fatura düzenlenmek suretiyle 450 bin dolar ihracat geliriymiş gibi gösterilebilir ve aklanabilir. İhracın yapıldığı belirtilen ülkedeki firma, faaliyeti olan yasal bir firma, göstermelik bir firma veya paravan bir firma olabilir.
Benzer durum ithalat için de yapılabilir. Bu durumda da yurtdışından 10 bin dolara alınan bir mal yurtiçinde aklamada kullanılan şirkete 300 bin dolara satılabilir. Aradaki fark böylece aklanmış olur. Bu işlem yurtiçinde de yapılabilir.
Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması (Currency Smuggling)
Bu yöntem karaparanın kazanıldığı ülkeden, bu ülkedeki sıkı düzenlemeler nedeniyle, fonların denetim eksikliği veya işbirliğine müsait kuruluşların olduğu kısaca kolaylıkla plase edilebileceği bir başka ülkeye fiziki olarak çıkarılması işlemidir. Off-shore merkezler bu tür paranın bu şekilde gidebileceği uygun yerlerdir.
Fiziken ülke dışına çıkarılan para halen nakit halindedir, ancak kaynağından bir ölçüde de olsa uzaklaşmıştır. Daha sonra gittiği ülkede yapılan bir dizi işlemle birkaç ülkeyi de dolaşarak ve aklanmış olarak ilk çıktığı ülkeye getirilebilir. Karapara fiziki olarak yurtdışına uçak, kargo, kara veya deniz yoluyla çıkarılabilir.
Ülkemize de sınırdan nakit geçişi yoluyla para transferi yapılmaktadır. Ancak bu durum ihracat yapılan kimi ülkelerdeki (Eski Doğu Avrupa ülkeleri, ve yeni bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri gibi) bankacılık sistemlerinin yetersiz ve/veya çok fazla komisyonla çalışmalarının bir sonucudur. Gerçekten de bu ülkelerde bulunan bankalarca yüzde 30'lara varan komisyon alındığı belirlenmiştir. Bu nedenle bir zorunluluk sonucu bu şekilde fiziki olarak getirilen ve ihracat geliri olarak beyan edilen tutarlara ait incelemelerde etkinliğin sağlanması ve beyanların doğruluğunun araştırılması gereklidir.
IV. MASAKâIN İLGİLİ OLDUĞU ULUSLARARASI ÖRGÜTLER VE SÖZLEŞMELER
1. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin âSuç Kaynaklı Paranın Saklanması ve Transferlerine İlişkin Tedbirler Hakkındaki R (80) 10 Sayılı Tavsiye Kararıâ
2. Avrupa Topluluğu 91/308/EEC Sayılı âMali Sistemin Karaparanın Aklanması Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesi Hakkındakiâ Konsey Direktifi
3. Mali Eylem Görev Grubu (FATF - Financial Action Task Force)
4. Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı BM Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu)
5. Suç Kaynaklı Gelirlerin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Strasbourg Konvansiyonu)
6. BASLE Komitesi İlkeler Bildirisi
7. Güneydoğu Avrupa İşbirliği İnisiyatifi (Southeast European Cooperative Initiative - SECI) ve Sınıraşan Suçların Önlenmesi ve Bu Suçlarla Mücadele Konusunda İşbirliği Anlaşması
8. Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu (SÖCAK - Commission on Crime Prevention and Criminal Justice - CCPC )
9. Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi-SASMUS (United Nations Convention Against Transnational Organized Crime)
10. Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvet İle Mücadele Sözleşmesi (Convention On Combating Bribery Of Foreign Public Officials In International Business Transactions)
11. EGMONT Grubu
12. Uluslararası Şeffaflık Hareketi (TI - Transparency International)
13. Yolsuzluk Karşıtı Ağ (Anti Corruption Network)
14. İNTERPOL (The International Criminal Police Organization)
15. Karayipler Mali Eylem Görev Grubu (CFATF - Carribean Financial Action Task Force)
1. AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ`NİN âSUÇ KAYNAKLI PARANIN SAKLANMASI VE TRANSFERLERİNE İLİŞKİN TEDBİRLER HAKKINDAKİ R (80) 10 SAYILI TAVSİYE KARARIâ
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Tavsiye Kararı, Avrupa Konseyi Uzmanlar Komitesi`nin 27 Haziran 1980 Tarihli toplantısında kabul edilmiştir. Bu kararda üye ülkelerin bankacılık sistemlerinin almaları gereken tedbirler sıralanarak bankaların karaparanın aklanmasında kullanılmasını önlemek için gerekli düzenlemelerin yapılması tavsiye edilmiştir. Bu kararda bankacılık sisteminin karaparanın aklanmasında önleyici bir rol oynayabileceği üzerinde durulmuştur.
Kararın bağlayıcı bir yanı yoktur ama karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda yapılan ilk uluslararası girişimdir. Tavsiye kararında yer alan âsuç kaynaklı fonların bir ülkeden diğerine transferi ve ekonomik sisteme girerek aklanması süreci, ciddi problemlere neden olmakta, başka suçların işlenmesini teşvik etmekte ve olayın ulusal ve uluslararası düzeyde yayılmasına sebep olmaktadır.â şeklindeki ifade ile karaparanın uluslararası boyutu üzerinde durulmaktadır. Karaparanın aklanmasının önlenmesi konusunda gerçekleştirilen ilk uluslararası girişimlerden biri olması nedeniyle önemli olmakla birlikte kapsam sadece bankalarla sınırlı kalmıştır.
2. AVRUPA BİRLİĞİ 91/308/EEC SAYILI âMALİ SİSTEMİN KARAPARANIN AKLANMASI AMACIYLA KULLANILMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDAKİâ KONSEY DİREKTİFİ
Avrupa Birliği, 10 Haziran 1991 tarihinde âMali Sistemin Karaparanın Aklanması Amacıyla Kullanılmasının Önlenmesi Hakkındakiâ Avrupa Birliği Konsey Direktifi`ni kabul etmiştir. Direktif`te, karaparanın aklanması fiilinin öncül suçu olarak uyuşturucu suçları kapsama almış; ayrıca, aşağıdaki konularda düzenlemeler öngörülmüştür:
ï® üye ülkelerin karaparanın aklanmasının yasaklanması yönünde gerekli düzenlemeleri yapması,
ï® ülkelerarası işbirliği,
ï® âmüşterini tanıâ ilkesi çerçevesinde kimlik tespiti, risk taşıyan müşterilerin belirlenmesi,
ï® 15.000 ECU ve bu tutarın üstündeki bir işlem veya bununla bağlantılı görülen işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu,
ï® kredi ve finans kuruluşlarının şüpheli işlem bildirimine özel önem göstermeleri ve gerektiğinde talep edilen işlemi gerçekleştirmemeleri, haklarında yetkili makamlara bilgi verilen müşterilerini bu konuda haberdar etmemeleri,
ï® denetimler sırasında karapara aklamaya dair herhangi bir delil elde edilmesi durumunda bunun yetkili makamlara bildirilmesi,
ï® finansal kurumların gerekli iç kontrol sistemlerini ve eğitim programlarını oluşturmaları,
ï® kredi ve finans kurumlarının yönetici ve çalışanlarının yetkililere konu ile ilgili olarak iyi niyetle bilgi vermelerinin, sır saklama yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmeyeceği.
Avrupa Birliği üyesi ülkeleri için bağlayıcı olan Direktife göre karaparanın tanımı şu şekildedir:
Kasıtlı Olarak,
⺠Bir kıymetin, suç oluşturan eylem (yasadışı eylem- criminal activity) veya böyle bir eyleme iştirak edilmesinden kazanıldığının bilinmesine rağmen, yasadışı kökenini gizleme veya görünümünü değiştirme ya da böyle bir eylemin gerçekleştirilmesine katılmış olan kişilere yasal sonuçlardan kurtulmaları için yardım etme amacıyla, başka şekle dönüştürülmesi veya transferi,
⺠Bir kıymetin, suç oluşturan eylem veya böyle bir eyleme iştirak edilmesinden kazanıldığının bilinmesine rağmen, gerçek niteliğinin, kaynağının, yerinin, bileşiminin, yer değiştirmesinin, mülkiyetinin ya da üzerindeki diğer hakların gizlenmesi ve görünümlerinin değiştirilmesi,
⺠Bir kıymetin, suç oluşturan eylem veya böyle bir eyleme iştirak edilmesinden kazanıldığının bilinmesine rağmen; iktisap edilmesi, zilyetliğinin kazanılması veya kullanılması,
⺠Bu eylemlerden herhangi birinin yapılması, yapılmasına asli veya yardımcı fail olarak iştirak edilmesi, teşebbüs edilmesi, yardımcı olunması, azmettirilmesi, kolaylık sağlanması, yol gösterilmesi.
Direktif`te geçen âsuç oluşturan eylemâ yani karaparanın öncül suçunu oluşturan eylem ise, âuyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili olarak Viyana Sözleşmesi`nde sayılan suçlar ve Direktif`in amaçları doğrultusunda üye devletlerce belirlenecek diğer suçlarâ olarak tanımlanmıştır. Viyana Konvansiyonu`nun (Uyuşturucu ve Psikotrop Maddeler Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi) 3.1(a) maddesi şu şekildedir:
â1961 Sözleşmesi, Değiştirilmiş 1961 Sözleşmesi veya 1971 Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak herhangi bir uyuşturucu veya psikotrop maddenin üretimi, imalatı, çıkarılması, hazırlanması, arzı, satışa çıkarılması, dağıtımı, satışı, hangi koşulda olursa olsun teslimi, simsarlığı, sevki, transit sevki, nakli, ithali veya ihracıâ
Direktif, uyuşturucu ticaretinden kaynaklanan karaparanın aklanmasını yasaklamakla birlikte ayrıca üye ülkelerin, yüksek cezalara tabi başka suçların işlenmesi suretiyle ortaya çıkan karapara aklanması suçunu da mevzuatlarına eklemelerinin yerinde olacağını belirtmektedir. âBu tür faaliyetlerin sadece uyuşturucu kaçakçılığıyla değil, diğer suçlarla da (suç örgütleri, terörizm gibi) bağlantılı olabilecekleri cihetle, Üye Ülkelerin Direktif hükümlerini bu sonunculara da teşmil etmeleri yerinde olacaktır.â
Direktif, cezai alanda Viyana ve Strasbourg Konvansiyonu`na, mali alanda ise Basle Komitesi İlkelerine ve FATF tarafından yayımlanan 40 Tavsiyeye atıfta bulunmaktadır.
Avrupa Topluluğu Konseyi Direktifi ile karapara aklama literatürüne dört önemli ilke kazandırılmıştır:
ï¢MÜŞTERİNİ TANI İLKESİ
ï¢KİMLİK TESPİTİ
ï¢KAYITLARIN SAKLANMASI
ï¢ŞÜPHELİ İŞLEMLER
MÜŞTERİNİ TANI İLKESİ, diğer ilkelerin de temelini oluşturmaktadır. Finansal kuruluşların müşteri profilini çizebilmeleri için müşterilerini tanımaları gerekmektedir. Bu ilke şu hususları içermektedir:
â Müşterinin kimliğinin ve yapacağı işin baştan belirlenmesi
â Risk taşıyan müşterilerin tespit edilmesi
â Şüpheli işlemlerin tespit edilmesi ve bildirilmesi
â Çalışanlara hizmet içi eğitim programları uygulanması
â Etkin bir iç denetim sisteminin kurulması
â Konusuna vakıf elemanların çalıştırılması
KİMLİK TESPİTİ ilkesine göre kredi/finans kuruluşları; müşteri ile ticari ilişkiye girildiği aşamada ve belirli bir miktarı aşan bütün işlemlerde, ayrıca müşterinin kendi adına hareket ettiğinden şüphe edildiği veya bunun böyle olmadığının bilindiği hallerde adına hareket edilen kişinin, genel bir uygulama olarak da işlemlerin lehdarının kimliğinin tespitine makul ölçülerde gayret sarf etmelidirler. Direktife göre kimlik belirlenmesi şartı, bir işlemin veya bağlantılı görülen işlemler toplamının 15.000 ECU taban miktarını aşmasıyla geçerli olacaktır. Ancak karapara aklandığı şüphesi mevcut ise, kredi/finans kuruluşları, anılan tabanın altındaki meblağlar için de kimlik talep edebileceklerdir. Yine Direktif hükümleri uyarınca, müşterinin karapara aklanmasıyla mücadeleye ilişkin olarak Direktifâe tabi bir kredi/finans kuruluşu olması halinde kimlik tespiti yükümlülüğü bulunmamaktadır.
KAYITLARIN SAKLANMASI ilkesi ile, kredi ve finans kuruluşlarının kimliklerin örneklerini veya referanslarını, işlemlere ilişkin kayıt, belge ve delilleri beş yıl boyunca saklamaları benimsenmiştir. Saklanacak bu bilgilerin;
â Karapara aklanmasına yönelik bir soruşturmada kullanılabilecek ve
â Ulusal mevzuat çerçevesinde mahkemelerce de kabul görebilecek mahiyette olması gerekmektedir.
ŞÜPHELİ İŞLEMLER ilkesi ile şu dört husus öngörülmüştür:
â Kredi ve finans kuruluşları karapara aklanması ile ilişkili olduğu şüphesi uyandıran para hareketlerine dikkat ve özenle eğileceklerdir.
â Kredi ve finans kuruluşları personelin bilgi ve bilinç düzeyini artırıcı eğitim programları başlatmalıdırlar.
â Kredi ve finans kuruluşları dahili denetim mekanizmalarını oluşturmaya özen göstermelidirler.
â Yetkili makamlar da uygulamalara dönük hassasiyeti kurallara bağlamalı ve denetlemelidirler.
Üye ülkeler yasal düzenlemelerinde özel dikkat gösterilmesi gereken durumları örneklemişlerdir. Örneğin; Fransa, Belçika ve Portekizâde YÜKSEK MİKTARLI, OLAĞANDIŞI KARMAŞIK, EKONOMİK SEBEBİ VEYA MEŞRU AMACI BELİRSİZ İŞLEMLERDE dikkatli kavranılması kuraldır. Sayılan bu üç özellik şüpheli işlemlerle ilgili olarak öngörülen 19 adet kriterin temel taşlarını oluşturmaktadır.
Söz konusu ülkelerde şüpheli işlemlerde müşteriye söz konusu paranın kaynağını, varış noktasını, işlemin amacını sorma ve müşterinin beyanatını yazılı olarak saklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Aynı şekilde İspanya ve Lüksemburgâta da, bilgilerin yazıya dökülmesi gerekmeksizin, benzer soruların yöneltilmesi gerekmektedir. Kimi ülkelerde bankacının YÜKSEK DÜZEYDE ÖZEN (ENHANCED DILIGENCE) görevini yerine getirmemesi, karapara aklamaya eşdeğer bir suç sayılmaktadır.
Şüpheli işlemlerin bildirilmesi konusunda Direktif`te yer alan birkaç önemli nokta şudur:
â Yüksek Düzeyde Özen sayesinde belirlenen şüpheli işlemlerin yetkili makamlara bildirilmesi gerekmektedir. Zira, kredi ve finans kuruluşlarının işbirliği olmaksızın resmi mercilerin mücadeleyi etkin bir şekilde yürütmesi olanaksızdır. Dolayısıyla karaparanın aklanmasıyla mücadele konusunda yükümlülere büyük görev düşmektedir.
â Bunun dışında, Yüksek Düzeyde Özen esasından hareketle, kredi ve finans kuruluşları, yetkili makamların istedikleri bilgilerin ötesinde de karapara aklamayla bağlantılı olabilecek şüpheli işlemlere ilişkin tüm bilgileri aktarmalıdırlar. Sadece âbelirlenenâ değil âolabilecekâ şüpheli işlemler de bildirilmelidir.
â Bilgilerin olabildiğince şüphe altındaki müşteri farkına varmaksızın duyurulması yeğlenmelidir.
â Bildirilen şüpheli işlemlere, yetkili makamların onayı alınmaksızın devam edilmemesi esas olmakla birlikte, Direktif, uygulamada kredi ve finans kuruluşlarının işlemleri durdurmasının, hatta işleme başlamadan önce şüphenin kanuni yetkililere duyurulmasının imkansız olabileceği haller bulunabileceğini kabul etmektedir.
Tamamen pratik unsurlara dönük bu alanda, üye ülkelerin uygun gördükleri düzenlemeleri belirleyebilecekleri kaydedilmektedir.
Ayrıca, şüpheli işlemleri duyurma yükümlülüğü finans sektörü denetim kurumları için de geçerlidir. Bildirilen bilgilerin, sadece karapara aklamayla mücadeleye dönük olarak mı yoksa diğer suçları da kapsayacak şekilde mi kullanılacağına ilişkin karar, üye ülkeler yetkisindedir. Üye ülkeler ayrıca Direktif`te yer alanlardan daha katı hükümler ve uygulamalar benimseme yetkisine sahiptirler. Direktif`te, karapara aklamanın sadece kredi ve finans sektörüyle sınırlı kalmadığının altı çizilmekte; üye ülkelerin Direktif hükümlerini, aklamada aracılığa başvurulması muhtemel diğer sektörlere de uyarlamaları gerektiğine dikkat çekilmektedir.
91/308/EEC sayılı Konsey Direktifi`nin değiştirilmesini öngören âDirektif Önerisiâ ile söz konusu Direktifin güncelleştirilerek uygulama alanının genişletilmesi düşünülmektedir. Değiştirilmesi düşünülen unsurlar üç temel başlık altında incelenebilir:
1. Mevcut Direktif sadece uyuşturucu ticaretine dayanan karapara aklama işlemlerini kapsamaktadır. Direktif Önerisi ile, üye devletlerin her türlü organize suçtan kaynaklanan karapara ile mücadelesi öngörülmekte olup bu ülkelerin konuya ilişkin mevzuatlarının uygulama alanını mali sektörün dışına çıkarmaları da önerilmektedir. Bu önerinin gerekçesi, hemen hemen tüm üye ülkelerin terörizm, silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi organize suçları kapsayan bir dizi geniş suçtan elde edilen gelirlerden elde edilen karaparayla mücadele edilmesi için mevzuatlarını bu konuları içerecek şekilde zaten genişlettikleridir.
2. Önerilen başka bir konu da Direktif hükümlerine uymakla yükümlü olan ve Direktif`in 1.maddesinde tanımlanan kredi ve yine aynı şekilde Direktif`e uymakla yükümlü olup aynı maddede tanımlanan finans kuruluşlarının kapsamının genişletilmesidir. Noterler, emlakçılar, mali müşavirler, avukatlar, kuyumcu ve mücevherciler, kumarhane işletmeleri gibi kurumların da karaparanın aklanmasının önlenmesinde daha etkin bir şekilde rol alması için yükümlü grubuna dahil edilmesi düşünülmektedir. Mali kurumların etkinliğini arttırmasıyla ilgili olarak önerilen önemli bir konu da şüpheli işlemin varlığı halinde, miktarına bakılmaksızın bankacılık sırrının askıya alınmasıdır.
3. Mevcut Direktif`le kredi ve finans kuruluşlarına, 15.000 ECU ve bu tutarın üstündeki bir işlem veya bununla bağlantılı görülen işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu yüklenmiştir; öneri ile bu zorunluluk kapsamındaki âkredi ve finans kuruluşlarıâ ibaresi âbu Direktif`e tabi kuruluşlar ve kişilerâ olarak değiştirilerek kimlik tespiti zorunluluğuna tabi kuruluşların kapsamı genişletilmiştir.
Komisyon, Üye Devletlerin bu öneriye uyumunun sağlanması için gereken kanun, yönetmelik ve idari hükümlerin, 31 Aralık 2002 tarihine kadar yürürlüğe girmesinin zorunlu kılınmasını önermektedir.
3. MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (FATF- FINANCIAL ACTION TASK FORCE)
G-7 ülkeleri tarafından 1989 yılında OECD bünyesinde kurulan FATF şu anda 26 ülke ve 2 uluslararası örgütten oluşmaktadır. FATFâın amacı, karapara aklanmasıyla - suçtan elde edilen gelirin yasadışı kaynağını saklamak için işleme tabi tutulması - mücadele ile ilgili politikaların geliştirilmesi ve özendirilmesidir. Söz konusu politikalar, bu tür gelirlerin gelecekteki suç faaliyetleri için kullanılmasını ve meşru ekonomik faaliyetleri etkilemesini önlemeyi amaçlamaktadır.
FATFâa üye ülkeler şunlardır:
Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Hong Kong, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Portekiz, Singapur, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere ve A.B.D.
FATFâa üye olan uluslararası örgütler şunlardır:
Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi.
FAFTâın gözlemci üyeleri ise şunlardır:
Arjantin, Brezilya ve Meksika. (Eylül 1999âda katılmışlardır.)
OECDâye (İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) üye 29 ülkeden Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Kore, Meksika ve Polonya FATFâa üye değildir. FATFâın üyelerinden Hong Kong, Singapur, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi de OECD üyesi değildir. Türkiye 24.9.1991 tarihinde FATFâa üye olmuştur.
FATF ÜYELERİ İLE OECDâYE ÜYE ÜLKELERİN KARŞILAŞTIRILMASI
Tablo I
Ü L K E L E R FATF ÜYELERİ Ü L K E L E R OECD ÜYELERİ
1 AVUSTRALYA 1 AVUSTRALYA
2 AVUSTURYA 2 AVUSTURYA
3 BELÇİKA 3 BELÇİKA
4 KANADA 4 KANADA
5 DANİMARKA 5 DANİMARKA
6 FİNLANDİYA 6 FİNLANDİYA
7 FRANSA 7 FRANSA
8 ALMANYA 8 ALMANYA
9 YUNANİSTAN 9 YUNANİSTAN
10 İZLANDA 10 İZLANDA
11 İRLANDA 11 İRLANDA
12 İTALYA 12 İTALYA
13 JAPONYA 13 JAPONYA
14 LÜKSEMBURG 14 LÜKSEMBURG
15 HOLLANDA (The Kingdom of the Netherlands) 15 HOLLANDA (The Netherlands)
16 YENİ ZELANDA 16 YENİ ZELANDA
17 NORVEÇ 17 NORVEÇ
18 PORTEKİZ 18 PORTEKİZ
19 İSPANYA 19 İSPANYA
20 İSVEÇ 20 İSVEÇ
21 İSVİÇRE 21 İSVİÇRE
22 TÜRKİYE 22 TÜRKİYE
23 İNGİLTERE 23 İNGİLTERE
24 A.B.D. 24 A.B.D.
25 HONG KONG 25 ÇEK CUMHURİYETİ
26 SİNGAPUR 26 MACARİSTAN
ULUSLAR ARASI ÖRGÜTLER 1 AVRUPA KOMİSYONU (European Commision)
27 KORE
28 MEKSİKA
2 KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ (Gulf Cooperation Council)
29 POLONYA
Tablo II
ÜLKELER FATF ÜYESİ OECD ÜYESİ
AVUSTURALYA X X
AVUSTURYA X X
BELÇİKA X X
KANADA X X
DANİMARKA X X
FİNLANDİYA X X
FRANSA X X
ALMANYA X X
YUNANİSTAN X X
İZLANDA X X
İRLANDA X X
İTALYA X X
JAPONYA X X
LÜKSEMBURG X X
HOLLANDA X X
YENİ ZELANDA X X
NORVEÇ X X
PORTEKİZ X X
İSPANYA X X
İSVEÇ X X
İSVİÇRE X X
TÜRKİYE X X
İNGİLTERE X X
A.B.D X X
HONG KONG X
SİNGAPUR X
AVRUPA KOMİSYONU X
KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ X
ÇEK CUMHURİYETİ X
MACARİSTAN X
KORE X
MEKSİKA X
POLONYA X
1990 yılında FATF tarafından 40 Tavsiye Kararı yayınlanmış ve 1996 yılında, geçen son altı yılda kazanılan deneyimleri dikkate almak ve karapara aklama sorununda meydana gelen değişiklikleri yansıtmak amacıyla gözden geçirilerek yeniden yayımlanmıştır. Üye ülkeler itibariyle bağlayıcı nitelik taşıyan 40 Tavsiye Kararı ana hatlarıyla şu şekilde özetlenebilir:
â Her bir üye ülke kendi mevzuatında, karaparanın aklanmasını suç olarak kabul edecek ve bunu mümkün kılan hukuki düzenlemeleri yapacaktır.
â Her bir üye ülke karaparanın aklanması suçunun öncül suçlarını ve buna ilişkin cezai hükümleri belirleyecektir.
â Her bir üye ülke mevzuatında, aklanan değerler için geçici tedbir ve müsadere hükümleri yer alacaktır.
â Her bir üye ülke mali kurumların; kimlik tespiti, kayıtların tutulması ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi ile ilgili yükümlülüklere uymalarını sağlayacak düzenlemeleri yapacaktır.
â Üye ülkeler arasında uluslararası işbirliği sağlanacaktır.
Üye ülkelerin tümü FATF tarafından, iki açıdan denetime tabi tutulmaktadır:
1. Yılda bir kez yapılan değerlendirme çalışması. (Annual self-assessment exercise)
Her üye, Kırk Tavsiyeânin hukuki ve finansal konulardaki uygulamaları hakkında, standart bir anket formu (standard questionnaire) doldurmak suretiyle bilgi vermektedir. Daha sonra bu bilgiler FATF Sekreteryası tarafından toplanıp analiz edilmekte ve Kırk Tavsiyeânin, hem her bir ülkede hem de genel olarak hangi boyutta uygulandığı konusunda bir değerlendirme yapılmasına esas teşkil etmektedir.
2. Her bir üye ülkenin yerinde denetime tabi olduğu, daha detaylı bir karşılıklı değerlendirme süreci. (Mutual evaluation process)
Her üye sırasıyla FATF adına diğer üye ülkelerden seçilen üç denetçi (examiner) tarafından yerinde denetime (on-site visit) tabi tutulmaktadır. Bu denetimin amacı; değerlendirmeye tabi tutulan ülkenin, karapara ile aklama mücadele sisteminin bütünü hakkında bir kanaate ulaşmak ve FATF Tavsiyelerinin ne derece uygulandığını tespit etmektedir. Yerinde denetimin gerçekleştirilmesinden sonra denetçiler tarafından ülke değerlendirmesine yönelik bir Taslak Rapor (Draft Mutual Evaluation Report) hazırlanmaktadır.
FATF, tavsiyelerine uymayan ülkeler hakkında 21.Tavsiyeâyi uygulayabilir.
Tavsiye 21: Mali kuruluşlar, bu Tavsiyeleri uygulamayan ya da eksik uygulayan ülkelerin vatandaşlarıyla, bu ülkelerin şirketleri ve mali kuruluşları dahil olmak üzere, girecekleri iş ilişkilerine ve işlemlere özel dikkat göstermelidirler. Bu işlemlerin görünürde hukuki ve ekonomik amacı yoksa, işlemlerin esası ve amacı araştırılmalı ve bulgular denetçilere, inceleme elemanlarına ve yasa uygulama birimlerine yardımcı olabilecek şekilde yazılı kayda geçirilmelidir.
Söz konusu ülkenin FATF üyeliğinin askıya alınması da uygulanacak yaptırımlardan biridir.
FATF her sene düzenli olarak aşağıda belirtilen toplantıları yapmaktadır:
a. Genel Kurul Toplantıları (Plenary Meetings): Her yıl üç tane Genel Kurul Toplantısı yapılmaktadır. (FATF yılı Temmuzâda başlamakta ve toplantılar genellikle Eylül/Ekim, Şubat ve Haziranâda olmaktadır.) Karapara aklama eğilimlerinin analizi ve bunlara karşı alınan önlemler, karaparayla mücadeleye ilişkin olarak alınan bu önlemlerin uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi ve karaparayla mücadele ağının dünya çapında oluşturulmasının teşvik edilmesi bu toplantılarda görüşülen konulardan bazılarıdır.
b. Tipoloji Toplantısı (Typology Meeting): Her yıl bir defa düzenlenmektedir. Karapara aklama tekniklerinin incelendiği bu toplantıda FATFâe üye ülkeler, belirli uluslararası örgütler ve organların yanısıra diğer ülkelerden de temsilciler yer almaktadır. Geçerli olan karapara aklama yöntemlerinin tartışılması, ortaya çıkan tehlikeler ve karaparanın aklanmasının önlenmesi için geliştirilen etkin karşı tedbirler bu toplantıda gündeme gelmektedir.
c. Ad Hoc Grubu (Geçici Grup) Toplantıları: Daha detaylı bir analiz gerektiren özel konularla ilgilenen Ad Hoc Grupları her Genel Kurul Toplantısı`nda, ilgilendikleri konuyla ilgili raporu sunmaktadır. Ad Hoc Grupları`nın ilgilendikleri iki önemli konu şunlardır:
- Aklanan karaparanın boyutunun tahmini (Estimating of magnitude of money laundering)
- İşbirliğinde bulunmayan ülkeler (Non - cooperative jurisdictions and territories)
d. Mali Hizmetler Forumu (Financial Services Forum): Her iki yılda bir düzenlenmektedir. Ortak konuların tartışılması amacıyla, mali hizmet sektöründe çalışan ulusal ve uluslararası temsilcilerin ve diğer ilgili kişilerin bu Forumâda bir araya gelmesi söz konusudur.
Toplantılarda geçerli olan iki resmi dil İngilizce ve Fransızcadır.
FATF Başkanlığı`na her yıl, FATFâe üye ülkeler arasından seçilen yüksek düzeyde bir kamu görevlisi atanmaktadır. Kasım 1999 itibariyle başkanlık yapan ülkeler Fransa (ilk iki yıl başkanlık yapmıştır.), İsviçre, Avustralya, İngiltere, Hollanda, ABD, İtalya, Belçika, Japonya ve Portekizâdir. 2000 â 2001 yılı itibariyle başkanlık görevi İspanya tarafından yürütülecektir.
4. UYUŞTURUCU VE PSİKOTROP MADDELER KAÇAKÇILIĞINA KARŞI BM SÖZLEŞMESİ (VİYANA KONVANSİYONU)
19 Aralık 1988 tarihinde Birleşmiş Milletler gözetiminde imzaya açılmış; 20 Kasım 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme şimdiye kadar 89 ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye sözleşmeyi 1989 yılında imzalamış; 22.11.1995 tarih ve 4136 sayılı âUyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi`nin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunâla onaylamıştır.
Bu sözleşmeyle, sadece uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ilgili faaliyetler sonucu elde edilen gelirin aklanması suç kabul edilmiş ve bu işlemlerin cezai müeyyidelere bağlanması öngörülmüştür. Karaparanın öncül suçu uyuşturucu ve psikotrop maddelerin kaçakçılığı ile sınırlanmıştır. Sözleşmede aşağıdaki konularla ilgili hükümler yer almaktadır:
ï¡ Her bir Taraf, 3.maddede sayılan fiiller kasdi olarak işlendiği zaman, kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır. Konvansiyonda sayılan suçlar arasında uyuşturucu veya psikotrop maddelerin üretilmesi, üretmek amacıyla yetiştirilmesi, ticareti, nakli veya dağıtımı yer almaktadır.
ï¡ Müsadere, âbir mahkeme veya başka bir yetkili makam kararıyla bir mala sürekli olarak el konulmasıâ olarak tanımlanmış, uyuşturucudan elde edilen gelirle bu gelir ile alınan malların müsaderesi için üye ülkelerin gerekli tedbirleri almaları öngörülmüştür.
ï¡ Müsaderenin uygulanması için taraf ülkeler uluslararası işbirliği içinde bulunacaklardır.
ï¡ Banka ve şirket hesap ve kayıtlarının, adli yardım kapsamında başka ülkelerden istenebilmesi öngörülmüştür. Sözleşmeye taraf olanlar, banka hesaplarının gizliliği gerekçesiyle bu hükmün uygulanmasından kaçınamayacaklardır.
ï¡ Kontrollü Teslimat, sözleşmeye göre, âsuça iştirak edenlerin belirlenmesi amacıyla kaçak veya kaçak olmasından şüphelenilen bir biçimde sevk edilen uyuşturucu maddelerin ilgili ülkeleri yetkili makamlarının bilgisi ve denetimi altında bir veya birçok ülke itibariyle geçişine veya çıkışına olanak veren yönetimiâ ifade etmektedir.
5. SUÇ KAYNAKLI GELİRLERİN AKLANMASI, ARANMASI, ZAPTEDİLMESİ VE MÜSADERE EDİLMESİ HAKKINDA AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ (STRASBOURG KONVANSİYONU)
Avrupa Konseyi (The Council of Europe), Avrupa ülkeleri arasında daha büyük bir işbirliğinin teşvik edilmesini sağlamak üzere 1949 yılında kurulmuştur. Konsey; insan hakları, yasal işbirliği, çevre, kamu sağlığı ve kültürü gibi konuları içeren faaliyetleri organize etmektedir. İki ana organı aracılığıyla görevlerini yerine getirmektedir:
Bakanlar Konseyi (Council of Ministers): Üye ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşmaktadır.
Parlamento (Parliamentary Assembly): Milli meclisler tarafından atanan üyelerden oluşmaktadır.
Avrupa Konseyiânin Eylül 1987 yılında yaptığı toplantıda suç kaynaklı kazançların aranması, zaptedilmesi, müsadere edilmesi hakkında üye ülkelerin ceza hukuklarının araştırılması, gerekirse yeni düzenlemeler yapılması konusunda bir komite oluşturulmasına karar verilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda hazırlanan Strasbourg Konvansiyonu 8.11.1990 tarihinde imzaya açılmış ve 1.9.1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye de bu sözleşmeyi onaylama çalışmalarını yürütmektedir.
Bu sözleşmenin en önemli özelliği, karaparanın öncül suçunu sadece uyuşturucu madde ile sınırlamayıp her türlü suçtan elde edilen geliri karapara saymasıdır. Dolayısıyla Strasbourg Konvansiyonu ile, karapara için Viyana Sözleşmesi`nde öngörülen öncül suç kapsamı genişletilmiştir.
Konvansiyon`un 6.maddesinin 1.a,b,c ve d paragraflarında belirtilen fiillerin kasıtlı olarak işlenmesi suretiyle elde edilen kazançların aklanması karapara aklama suçu olarak öngörülmektedir.
âa. Bir malvarlığının suçtan doğan gelir olduğunu bilerek, bunun kanunsuz olan kaynağını gizlemek veya değiştirmek veya müsnet suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eyleminin hukuki sonuçlarından kaçmasına yardım etme maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi veya nakledilmesi;
b. Herhangi bir malvarlığının, suçtan doğduğunu bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek veya değiştirmek;
ve her taraf devletin anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel esaslarına bağlı olmak kaydıyla:
c. Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan hasıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının iktisabı, bulundurulması veya kullanılması;
d. Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak ve tavsiyede bulunmak.â
Konvansiyon`un 2.maddesi de bu tür kazançların müsadere edilebilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiğini belirtmektedir.
Taraf ülkelerin banka ve mali kurumlarının, karaparanın aklanmasının önlenmesiyle ilgili olarak, işlemlere ilişkin kayıtları vermeleri için gerekli düzenlemeleri yapmaları ve bu hususa ilişkin olarak bankaların sır saklama yükümlülüğüne istisna getirmeleri öngörülmüştür. Ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliğinin sağlanması; kurumların gerekli kontrol yöntemleri, haberleşme sistemleri ve eğitim programlarını yürürlüğe koyması da sözleşmede yer alan diğer hükümlerdir.
Viyana ve Strasbourg sözleşmelerinin benzer ve farklı yönlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
a- Benzer Yönler:
1- Her iki sözleşmede de terminolojik açıdan önemli tanımlara yer verilmiştir.
2- Hangi fiillerin suç olduğu geniş olarak anlatılmıştır.
3- Sözleşmelerin her ikisi de gelirin veya bu gelir başka bir değere dönüşmüşse o değerin müsaderesini öngörmektedir.
4- Her iki sözleşme de yardım talebinin reddi ve red gerekçeleri veya süren soruşturmaya zarar vermesi açısından ertelenmesi ile ilgili hükümleri içermektedir.
5- Uyuşmazlıklar tarafların kendi aralarında veya sözleşmelerde belirtilen birimlerce çözülecektir.
6- Taraflar müsadere veya ilgili kayıtların istenmesi konusunda âbanka gizliliğini (sırrını)â öne süremeyeceklerdir.
b- Farklı Yönler:
1- Viyana Sözleşmesi`nde öncül suç kapsamına yalnızca uyuşturucu ve psikotrop maddeler dahil edilmişken, Strasbourg Sözleşmesi`nde kapsam geniş tutularak tüm suçlar öncül suç kabul edilmiş ve âKarapara Aklama Suçlarıâ başlığı altında tek tek sayılmıştır. Ayrıca Viyana Sözleşmesi`nde yalnızca madde 3âün 1(a) bendinde belirtilen suçlar için âkasıtâ unsuru aranırken, diğer sözleşmede tüm suçlar için bu unsur aranmaktadır.
2- Strasbourg Sözleşmesi`ne göre taraf ülkelerden herbiri, belli bir talep olmadan da suçtan doğan gelirler ve vasıtalar hakkındaki bilgiyi diğer taraf ülkelere gönderebilir.
3- Viyana Sözleşmesi`nde yer alan kontrollü teslimat, davaların nakli, taraf ülkelerin kazai yetkileri, serbest ticari bölgeler ve limanlar, posta hizmetlerinin kullanımı, transit ülkeler için uluslararası işbirliği ve yardım, belli suçların tabi olduğu yaptırımlar, suçluların iadesi konuları Strasbourg Sözleşmesi`nde yer almamaktadır.
4- Strasbourg Sözleşmesi`ne göre her bir taraf müsadere talebine konu olabilecek malvarlığının ticareti, nakli ya da elden çıkarılmasının önlenmesi amacıyla malın dondurulması, mala el konulması gibi gerekli geçici tedbirleri alacaktır.
6. BASLE KOMİTESİ İLKELER BİLDİRİSİ
Basle Komitesi, Belçika, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Hollanda, İsveç, İsviçre, İngiltere, ABD ve Lüksemburg Merkez Bankası temsilcileri ve denetim otoritelerinden oluşmaktadır. Bankacılık Düzenlemeleri ve Gözetim Uygulamaları (BASLE) Komitesi İlkeler Bildirisi Aralık 1988âde yayımlanmıştır. Bu bildiri, mali kurumlar aracılığıyla karaparanın aklanmasının önlenmesi için; yasadışı eylemlerden elde edilen gelirin aklanması ve gizlenmesi konusunda kimlik tespitini, caydırıcı önlemlerin alınmasını ve yine işbirliği açısından birtakım düzenlemeleri öngörmektedir.
Bildiride yer alan bazı önemli noktalar şöyle sıralanabilir:
Bankalar;
ï© müşterilerinin gerçek kimliklerini tespit etmeye yönelik olarak gereken tüm tedbirleri alacaklardır.
ï© tüm hesap sahiplerinin ve kiralık kasalardan yararlananların kimliklerini tespit etmeye özel dikkat göstereceklerdir.
ï© kimliklerini kanıtlamada güçlük çeken müşterileri için büyük çaplı işlem yapmaktan kaçınacaklardır.
ï© karaparanın aklanması faaliyetleri ile bağlantısı olduğuna inandıkları işlemlere ilişkin hizmet sunmayacak ve aktif yardımda bulunmayacaklardır.
ï© banka sırlarına ilişkin mevzuatların izin verdiği ölçüde ulusal kanun uygulayıcı otoritelerle işbirliğine gideceklerdir.
ï© suçtan elde edilen kazançların bankalarına yatırıldığına veya yapılan işlemlerin suç niteliği taşıdığına ilişkin bulguların varlığı halinde;
ï müşteriye yardım etmeyi reddetme,
ï ilişkiyi kesme,
ï hesap kapatma ve
ï dondurma başta olmak üzere gerekli tedbirleri alacaklardır.
7. GÜNEYDOĞU AVRUPA İŞBİRLİĞİ İNİSİYATİFİ (SOUTHEAST EUROPEAN COOPERATIVE INITIATIVE- SECI) VE SINIR ÖTESİ SUÇLARIN ÖNLENMESİ VE BU SUÇLARLA MÜCADELE KONUSUNDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI
26 Mayıs 1999 tarihinde âSınır ötesi Suçları Önleme ve Bu Suçlarla Mücadele Konusunda İşbirliği Anlaşmasıâ Bükreşâte imzalanmıştır. Bu anlaşmayı imzalayan ülkeler, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Macaristan, Makedonya Moldova, Romanya, Türkiye ve Yunanistanâdır. Hırvatistan imzalamayı öngördüğünü açıklarken Slovenya da bu yolda niyet beyanında bulunmuştur.
Anlaşma uyarınca, üç imzacı ülkenin onaya ilişkin yasal sürecin tamamlandığının bildirilmesini takip eden ayın ilk gününde anlaşma yürürlüğe girecektir.
Arnavutluk, Moldova ve Romanya anlaşmanın onaylanmasına ilişkin prosedürleri tamamlamıştır. Türkiye de anlaşmayı onaylama çalışmalarını yürütmektedir.
ABD, Fransa, İtalya, Rusya ve Avusturya gibi bölge dışı ülkeler ile AB, Dünya Bankası, Avrupa Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da destekçi konumundadır.
Anlaşmanın amacı; sınır ötesi suçlarla mücadelede etkili olmak, sınır ötesi suçlarla mücadelede ülkeler arası -karşılıklı- işbirliğini sağlamak ve bu konuda alınacak tedbirleri koordine etmektir.
Anlaşmaya göre;
-Her bir taraf devlet, sınıraşan suçlarla ilgili bilgiyi kendi isteğiyle veya karşı tarafın talebi üzerine, diğer taraf devletlere vermek zorundadır.
-Her bir taraf devlet, yetkili kılınan mercilerce, bu anlaşmaya uygun olarak, sınır aşan suçların önlenmesi, meydana çıkarılması, soruşturulması, kovuşturulması ve bastırılması konularında birbirlerine yardım edecektir.
Anlaşmanın kapsamındaki konular arasında, belirli yardım şekilleri, bilginin gizliliği ve kişisel verilerin korunması, yetkilendirilmemiş veya yanlış veri işlemlerinde sorumluluk ve yasal koruma, tanıklar ve uzmanlar, taleplerin bildirimi, taleplerin yerine getirilmesi, muafiyetler yer almaktadır.
Bu anlaşma uyarınca âSınır ötesi Suçlarla Mücadele Bölgesel Merkezi (SECI Merkezi)â Bükreş, Romanyaâda kurulmuştur. Bu merkezde sınır aşan suçlara ilişkin bir veri tabanı oluşturulacaktır. Merkezin faaliyetleri âOrtak İşbirliği Komitesiânce (Joint Cooperation Committee) koordine edilmekte olup taraflar sınır aşan suçlarla mücadelede istihbarat görevlileri aracılığıyla bilgi ve belge alışverişinde bulunmaktadır.
ABDânin öncülüğünde geliştirilen SECIânin bünyesinde ilk toplantı 6 Aralık 1996 tarihinde Cenevreâde yapılmıştır. Girişimin amacı ile kapsamı ve niteliğini belirleyen bir Amaçlar Bildirisi (Statement of Purpose) kabul edilmiştir. Katılımcı ülkelerin belirleyeceği üst düzey görevlilerinden oluşan bir Gündem Komitesi`nin (Agenda Committee) belirli aralıklarla toplanarak ele alınacak işbirliği projelerini saptaması ve uygulamaları izlemesi kararlaştırılmıştır. Gündem Komitesi 29 Ocak 1997 tarihinde Cenevreâde ilk toplantısını yapmıştır.
8. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SUÇUN ÖNLENMESİ VE CEZA ADALETİ KOMİSYONU (SÖCAK- COMMISSION ON CRIME PREVENTION AND CRIMINAL JUSTICE â CCPC )
SÖCAK 1992 yılında Suçların Önlenmesi ve Kontrolü Komitesi dağıtılarak oluşturulmuştur.
Komisyon aşağıda sıralanan fonksiyonları üstlenmiştir:
⢠Birleşmiş Milletler üyelerine suçun önlenmesi ve ceza adaleti alanında politika belirlenmesi konusunda kılavuzluk etmek.
⢠Birleşmiş Milletler suçun önlenmesi programının uygulamasını geliştirmek, gözlemlemek ve (tekrar) gözden geçirmek.
⢠Suçun önlenmesi ve suçluların muamelesi konusunda bölgesel ve bölgeler arası kuruluşların faaliyetlerini koordine etmelerine yardımcı olmak ve bu faaliyetleri kolaylaştırmak.
⢠Üye devletlerin desteğini sağlamak.
⢠Suçun Önlenmesi ve Suçluların Muamelesi ile İlgili Birleşmiş Milletler Kongresi`ni hazırlamak.
Komisyon 40 üye ile çalışmalarını sürdürmektedir. Komisyon üyeleri 12 tanesi Afrika devletleri, 9 tanesi Asya devletleri, 4 tanesi Avrupa devletleri, 8 tanesi Latin Amerika ve Karayipler, 7 tanesi Batı Avrupa devletleri ve diğer devletlerden olmak üzere 3 yıllık süre için seçilir. Türkiye SÖCAK üyesi değildir. Dolayısıyla, SÖCAK toplantılarına gözlemci olarak katılmakta ve Komisyon üyesi ülkeler aracılığıyla ancak karar tasarıları sunabilmekte ya da Komisyon üyesi ülkelerce hazırlanan karar tasarılarına bu sıfatla ortak olabilmektedir.
23 Kasım 1994 tarihinde Napoliâde yapılan Dünya Bakanlar Konferansında, Sınıraşan Örgütsel Suçlarla Mücadele Hakkında Uluslararası Sözleşme (SASMUS)nin yapılması kararlaştırılmış ve konferansta âSınıraşan Örgütsel Suça Karşı Napoli Siyasi Bildirisi ve Küresel Eylem Planıâ kabul edilmiştir. Küresel Eylem Planı`nda, BM Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonuânun (SÖCAK) bu sözleşme ile ilgili hazırlıklara destek olması benimsenmiştir.
9. SINIR AŞAN ÖRGÜTLÜ SUÇLARLA MÜCADELE SÖZLEŞMESİ-SASMUS (UNITED NATIONS CONVENTION AGAINST TRANSNATIONAL ORGANIZED CRIME)
Sınır aşan Örgütsel Suça Karşı Napoli Siyasi Bildirisi ve Küresel Eylem Planı`nda, BM Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonuândan (SÖCAK), bu alanda uluslararası bir sözleşme yapılması için hükümetlerin görüşlerini alması istenmiştir. Daha sonra 27-30 Kasım 1995 tarihlerinde Buenos Airesâte, 21-23 Mart 1998 tarihlerinde Manilaâda konuya ilişkin yapılan bölgesel bakanlar toplantılarında sınır aşan suçlarla ilgili uluslararası sözleşme yapılması arzusu tekrarlanmıştır.
Bu gelişmeler çerçevesinde, Polonya 1996 yılında BM Genel Kuruluâna sınıraşan suçlarla ilgili yapılacak uluslararası sözleşme için taslak bir metin sunulmuştur. BM Genel Kurulu 12 Aralık 1996 tarih ve 51/120 sayılı kararıyla Polonya tasarısını not etmiş ve SÖCAKâa bu konuda uluslararası bir sözleşme yapılması için gerekli çalışmalara öncelikli olarak başlanılması çağrısında bulunulmuştur. SÖCAKâın 28 Nisan - 9 Mayıs 1997 tarihleri arasında yapılan toplantısında, (SASMUS) hazırlıkları için çalışma grubu oluşturulması kararlaştırılmıştır. Türkiye bu amaçla oluşturulan Ad-Hoc Komite çalışmalarına katılmaktadır.
Sınır aşan organize suçlarla daha etkin bir şekilde mücadele edilmesi ve suçların önlenmesi için işbirliğinin teşvik edilmesini amaçlayan sözleşmede her bir taraf devletin sözleşmeyle belirlenen yükümlülükleri yerine getireceği belirtilmiştir.
Sınır aşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesiânin (SASMUS) İçeriği:
Sözleşme, sınır aşan örgütlü suç gruplarının işlediği ciddi suçların soruşturulması, kovuşturulması ve bu suçların önlenmesine dair olarak;
⢠Karapara aklama
⢠Yozlaşma
⢠Tüzel kişi sorumluluğu
⢠Müsadere
⢠Yargılama yetkisi
⢠Suçluların iadesi
⢠Karşılıklı adli yardımlaşma
⢠Özel soruşturma teknikleri
⢠Gelirlerin transferi
⢠Şahitlerin ve mağdurların korunması
⢠Yasal işbirliği
⢠Bilgi alışverişi
⢠Eğitim ve teknik yardım
⢠Uluslararası düzeyde koruma
⢠Anlaşmazlıkların çözümü
konularında düzenlemeler içermektedir.
Sözleşme metninin, BM Suçun Önlenmesi ve Suçluların Muamelesi Kongresi ile yıllık Genel Kurul Oturumu`nun yapılacağı 2000 yılına kadar tamamlanması kararlaştırılmıştır.
10. ULUSLARARASI TİCARİ İŞLEMLERDE YABANCI KAMU GÖREVLİLERİNE VERİLEN RÜŞVET İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ (CONVENTION ON COMBATING BRIBERY OF FOREIGN PUBLIC OFFICIALS IN INTERNATIONAL BUSINESS TRANSACTIONS)
Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesi, OECDânin Uluslararası Yatırım ve Çokuluslu Şirketler Komitesi (CIME- Commitee On International Investment and Multinational Enterprises)ânin Uluslararası Ticari İşlemlerde Rüşvet Çalışma Grubu tarafından yapılan çalışmalar sonucu tamamlanmış ve 17 Aralık 1997 tarihinde Parisâte yapılan Bakanlar düzeyindeki toplantıda üye ülkeler tarafından imza edilmiştir.
Sözleşmeyi Türkiye adına Adalet Bakanı Oltan SUNGURLU imzalamıştır. Konuya ilişkin olarak hazırlanan â4518 Sayılı Uluslararası Ticari İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Verilen Rüşvetin Önlenmesi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunâ, 1 Şubat 2000 tarihinde kabul edilmiş; 6.2.2000 tarih ve 23956 Sayılı Resmi Gazeteâde yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Ancak, Türkiyeânin sözleşmeye uyum gösterebilmesi için Türk Ceza Kanununda, Gelir Vergisi Kanunu`nda, Türk Ticaret Kanunu`nda, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun`da değişiklikler yapılması gerekmektedir.
Sözleşme aktif rüşvetle ilgili olup, pasif rüşvetin cezalandırılması her ülkenin kendi mevzuatına bırakılmıştır. (Aktif rüşvet, rüşveti veren ya da rüşvet için söz veren kişi tarafından işlenen suçtur. Pasif rüşvet ise, rüşveti alan devlet memurunca işlenen suçtur.)
Sözleşmede rüşvet; Uluslararası ticaretin yürütülmesinde bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi ve muhafazası gayesiyle resmi görevlerin ifası zımnında hareket etme veya hareket etmekten kaçınması için, yabancı bir kamu görevlisine kasıtlı olarak doğrudan veya aracılar vasıtasıyla hak edilmemiş para veya diğer yararlar önermek, vaat etmek veya vermekâ olarak tanımlanmıştır. Ayrıca rüşvet verme amaçlı teşebbüs veya suç ortaklığının da rüşvet suçunu teşkil ettiği kabul edilmiştir.
Yabancı Devlet Memuru ise âYabancı bir ülkede, seçilmiş ya da atanmış olsun, yasama, idari veya adli bir görevi uhdesinde bulunduran, bir kamu kurum ya da kuruluşu da dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamu görevi ifa eden her şahıs ve uluslararası bir kamu kuruluşunun memur veya görevlisiâ şeklinde tanımlanmıştır
Sözleşme aşağıda belirtilen hususlarda düzenlemeler içermektedir:
ï Yabancı devlet memuruna rüşvet veren kişinin vatandaşı olduğu devlet tarafından kendi memuruna rüşvet veren kişi gibi etkili, orantılı, caydırıcı ve hapis cezasını da içeren cezalarla cezalandırılması.
ï Yabancı bir kamu görevlisine rüşvet verilmesi halinde tüzel kişilerin sorumluluğunu sağlayacak önlemlerin alınması.
ï Rüşvet ve rüşvetten elde edilen kazançlar ya da malvarlığına el koyma, bu varlıkların müsaderesi ya da bunlarla mukayese edilebilir parasal müeyyidelerin uygulanması.
ï Ülkelerin kendi vatandaşları için suçun ülke dışında işlendiği durumda yargı yetkisine sahip olmak için gerekli önlemleri alması.
ï Kendi devlet memuruna verilen rüşveti karaparanın aklanması konusunda öncül suç sayan her Akit devletin, suçun işlendiği yer göz önüne alınmaksızın yabancı devlet memuruna verilen rüşveti de karaparanın aklanması konusunda öncül suç sayması,
ï Muhasebe, kayıt ve denetleme standartları konusunda gerekli düzenlemelerin yapılması.
ï Rüşvetin suçluların iadesine esas bir suç olarak kabul edilmesi.
ï Her devletin, OECD Genel Sekreterliğine danışma, karşılıklı adli yardım ve suçluların iadesi konularında yapılacak talepler için sorumlu yetkili bir makam veya makamları bildirmesi.
11. EGMONT GRUBU
Karaparanın aklanması ile mücadelede ülkeler, mali kurumlarına bilgi verme zorunluluğu yüklemiş ve bunun bir sonucu olarak da her bir ülke tarafından, bildirilen mali bilgileri toplamak, analiz etmek (ön incelemeden geçirmek) ve yetkili birimlere iletmekle yükümlü Mali İstihbarat Birimleri (âFIUâs- Financial Intelligence Units) oluşturulmuştur.
Karaparanın aklanmasına karşı yürütülen global savaşın başarısına katkıda bulunmak, âİnternet Güvenlik Ağı (Internet Web-Secure)â ortamında mali istihbarat bilgilerini paylaşmak, Mali İstihbarat Birimleri arasındaki işbirliğini sağlamak ve her bir Mali İstihbarat Birimiânin etkinliğini arttırmak amacıyla 9 Haziran 1995 tarihinde Brükselâde 24 ülke ve 8 uluslararası örgütün bir araya gelmesiyle EGMONT GRUBU oluşturulmuştur.
Türkiye, EGMONT Grubu üyeliği için Şubat 1998âde müracaat etmiş, Haziran 1998 Toplantısında üyeliğe kabul edilmiştir.
EGMONT Grubu Katılımcıları, Mali İstihbarat Birimlerini ve henüz Mali İstihbarat Birimleri olmayan hükümetleri temsil eden diğer birimleri kapsamaktadır. Bu birimler dışında çağırılan tüm kişi, birim veya uluslararası örgütler âGözlemcilerâ (Observers) olarak adlandırılmaktadır.
Mali İstihbarat Birimlerinin oluşturduğu EGMONT Grubuânun 24 Haziran 1997âde yayınladığı âAmaçlar Bildirisiânde; Mali İstihbarat Birimleriâyle ilgili ortak konuların tartışılması, kurulan birimler arasındaki uluslararası işbirliğinin teşviki, gelişmemiş düzeydeki birimlere tavsiyelerde bulunmak ve yardım etmek ve karaparanın aklanması konusunda uluslararası boyutta yapılan mücadeleyle ilgilenen diğer hükümetlerin yetkili birimleri ve uluslararası örgütlerle işbirliği yapmak amacıyla, gayrıresmi olarak, EGMONT Grubu Toplantılarının yapıldığını belirtmiştir. EGMONT Grubuânun 1996 yılında Romaâda yaptığı toplantıda kabul ettiği Mali İstihbarat Birimi tanımı şudur:
âKarapara aklamayla mücadele için;
(i) Suç geliri olduğu şüphelenilen (gelirlerle) ilgili, veya
(ii) Ulusal mevzuatın ya da düzenlemelerin gerektirdiği
kendisine bildirilen mali bilgileri, almak (receiving) (ve, izin verildiği takdirde talep etmek), analiz etmek ve ilgili makamlara tevzi etmekten (disseminating) sorumlu bir merkezi, ulusal birimâ
Kaynak:
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
Mali bilginin unsurları bu tanımdan hareketle şu şekilde sıralanabilir:
1. Bilginin ilişkili olduğu gelirin, yasa dışı kaynaklardan elde edildiğinden şüphelenilmelidir.
2. Ulusal mevzuat ya da düzenlemeler söz konusu bilginin alınmasına imkan vermelidir.
3. Bilginin, sorumlu merkezi ulusal birime bildirilmesi (disclosures of financial information) gerekmektedir.
Mali İstihbarat Birimi olarak âMali Suçları Araştırma Kuruluâ, 4208 Sayılı Kanunun 3/2.maddesi uyarınca (Madde 3/2. Kara para ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla görüş ve bilgi alışverişinde bulunmak, inceleme ve araştırmalar yapmak) uluslararası kurum ve kuruluşlarla görüş ve bilgi alışverişinde bulunmaktadır.
EGMONT bünyesinde faaliyet gösteren çalışma grupları
- Eğitim Çalışma Grubu (The Training Working Group),
- Outreach Çalışma Grubu (The Outreach Working Group),
- Yasal Çalışma Grubu (The Legal Working Group) ve
- Teknoloji Çalışma Grubu (The Technology Working Group) olarak sıralanabilir.
EGMONT GRUBUNU OLUŞTURAN FAAL MALİ İSTİHBARAT BİRİMLERİNİN BULUNDUĞU ÜLKELER
1 ARUBA 25 İTALYA
2 AVUSTRALYA 26 JERSEY
3 AVUSTURYA 27 LETONYA
4 BELÇİKA 28 LİTVANYA
5 BERMUDA 29 LÜKSEMBURG
6 BOLİVYA 30 MEKSİKA
7 BREZİLYA 31 MONAKO
8 VİRJİN ADASI 32 HOLLANDA
9 BULGARİSTAN 33 HOLLANDA ANTİLLERİ
10 ŞİLİ 34 YENİ ZELANDA
11 KOSTA RİKA 35 NORVEÇ
12 HIRVATİSTAN 36 PANAMA
13 KIBRIS 37 PARAGUAY
14 ÇEK CUMHURİYETİ 38 PORTEKİZ
15 DANİMARKA 39 SLOVAKYA
16 FİNLANDİYA 40 SLOVENYA
17 FRANSA 41 İSPANYA
18 YUNANİSTAN 42 İSVEÇ
19 GUERNSEY 43 İSVİÇRE
20 HONG KONG, ÇİN 44 TAYVAN
21 MACARİSTAN 45 TÜRKİYE
22 İZLANDA 46 İNGİLTERE
23 İRLANDA 47 A.B.D.
24 ISLE OF MAN 48 VENEZUELA
(26 Mayıs 1999âda yapılan tanımı karşılayan birimler)
Şu anda 27 ülkenin Mali İstihbarat Birimi âEGMONT Güvenlik Ağıâna (ESW- EGMONT Secure Web) aktif olarak bağlıdır. ESW, ülkeler arasında güvenli bir e-mail haberleşmesi ve diğer mali istihbarat birimleri tarafından sunulan bilgi ve dökümanlara internet aracılığıyla yine güvenli bir şekilde ulaşmayı sağlamaktadır. Sistem üç dilde işlemektedir: İngilizce, Fransızca ve İspanyolca. Türkiye de bu ağ sistemine bağlanma çalışmalarını yürütmektedir.
EGMONT Güvenlik Ağıâna bağlı 27 Mali İstihbarat Biriminin bulunduğu ülkeler şunlardır: A.B.D., Belçika, Hollanda, İngiltere, Fransa, İspanya, İsveç, Slovenya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Monako, Aruba, Avustralya, İtalya, Danimarka, Panama, Yeni Zelanda, Meksika, Guernsey, Şili, Norveç, Hırvatistan, Hollanda Antilleri, İsviçre, Venezuella ve Letonya.
12. ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK HAREKETİ (TI-TRANSPARENCY INTERNATIONAL)
1993 yılında kurulan âUluslararası Şeffaflık Hareketiâ (TI) çalışmalarını, hem ulusal hem de uluslararası yozlaşmaya karşı açılan savaşa ve bu konuda devletin artan sorumluluğuna adayan ve kamu bünyesinde yer almayan bir örgüttür. Kar amacı gütmeyen, politik anlamda partizanca bir anlayış içermeyen ve tamamen yozlaşmaya odaklanmış bir harekettir.
Tüm dünyada, yozlaşma konusunda önde gelen veri tabanlarından birine sahiptir. Bu hareketin çıkardığı yayınlardan, üç ayda bir çıkarılan TI Gazetesi ve yıllık olarak yayımlanan Yozlaşma Anlayışı Endeksi kamuyu bilgilendirme konusunda önemli bir rol oynamaktadır.
Uluslararası Şeffaflık Hareketi yozlaşmayı, özel kazançlar elde etmek amacıyla kamu sektörünün kullanılması olarak tanımlamakta ve bunun için Yozlaşma Anlayışı Endeksi (Corruption Perception Index - CPI) adı verilen bir endeks kullanmaktadır. CPI, özel sektörde görülen kaçakçılıkla ilgili bir gösterge değildir; kamunun elindeki güçlerin özel çıkarlar için kötüye kullanımı -örneğin, kamu görevlilerine rüşvet verme, kamu işlemlerinin yürütülmesinde rüşvet alma, kamuya ait fonların zimmete geçirilmesi gibi - konusuna odaklanmıştır. Yozlaşma konusunda uzman olan pek çok kişi bu geniş tanıma başka ayrımlar da katmaktadır: idari kademede yozlaşma ve politik yozlaşma gibi.
Endeksin veri tabanının oluşturulmasında belirli kaynaklar esas alınmaktadır. Örneğin 1998 yılına ait endekste veriler; Ekonomist İstihbarat Birimi (Ülke Riski Hizmeti ve Ülke Öngörüleri), Uluslararası Kamuoyu Araştırmaları (50.Yıldönümü Araştırması), Yönetimin Geliştirilmesi Kuruluşu (the Institute for Management Development), Politik ve Ekonomik Risk Danışmanlığı, Politik Risk Hizmetleri, Dünya Bankası ve Dünya Ekonomik Forumuândan elde edilerek hazırlanmıştır. Örneğin, Uluslararası Kamuoyu Araştırmaları (Gallup International), araştırmasında şunu sorgulamaktadır; politikacılar, kamu görevlileri, polis ve hakimlerden oluşan dört grup için ayrı ayrı olmak üzere, yozlaşmanın derecelendirilmesini istemiştir. Derecelendirme; çok yozlaşmış, çoğu yozlaşmış, birkaçı yozlaşmış ve hiç yozlaşmamış şeklinde yapılacaktır.
CPI ile ilgili bazı özelikler aşağıda belirtilmiştir:
ï´ İşadamları, risk analistleri, araştırmacı gazeteciler ve kamunun bu konuyla ilgili düşünceleri, görüşlerinden oluşmuş olup basın açıklamalarında âaraştırmaların araştırması (polls of poll) â olarak belirtilmiştir. 10 puan, o ülkede yozlaşmanın hiç görülmediğine, 0 puan ise söz konusu ülkenin tamamen yozlaşmış olduğuna işarettir.
ï´Yozlaşmayı değil, yozlaşma anlayışını ölçmektedir.
ï´Dünyadaki tüm ülkeleri kapsamamaktadır; bu nedenle son sırada yer alan bir ülke için âdünyada yozlaşmanın en çok görüldüğü ülkeâ demek yetersiz kalacaktır. Aynı şekilde, listenin başındaki ülkede, geçmişte, yozlaşmayla ilgili hiçbir olayın görülmediğini söylemek yanlış olacaktır.
ï´Derecelendirme, sadece kamu görevlileri ve politikacıların davranışları yani yozlaşma işleminin sonuçları gözlemlenerek yapılmaktadır. Fakat ihracatçı endüstriler yozlaşmanın yurtdışında da yayılmasına katkıda bulunmaktadır ancak bu konu derecelendirilmede dikkate alınmamıştır. Kendi ülkesinde belli bir düzeni sağlamayı başarmış, endüstrileşmiş pekçok ülkede yer alan şirketler, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veriyor olabilir. Bu nedenle bu endeks, uluslararası ticarette görülen yozlaşmayla ilgili sorumluluğun doğru bir değerlendirmesi sayılamaz.
ï´CPI tabanını oluşturan kaynakların herbiri, kamu görevlileri ile politikacılar arasında görülen yozlaşmanın âboyutuânu değerlendirmekle birlikte sadece birkaçı politik-idari yozlaşma ayrımını net olarak yapmıştır. Daha detaylı bir bilginin derin araştırmalarla sağlanabileceği açıktır.
ï´Sonuçları en iyi anlatan sütun standart sapma sütunudur; bu bölüm, araştırmada temel alınan kaynaklar arasındaki farkları anlatır: standart sapma ne kadar büyükse, bir ülkenin, kaynaklar itibariyle algılanma farklılığı da o kadar büyük olur.
ï´Herhangi bir yılın verileri ile bir önceki yılın verilerinin karşılaştırılabilir nitelikte olup olmadığı tartışmalıdır. CPI olabildiğince güvenli ve güncel kaynakları araştırmaya dahil etmektedir, ancak yapılan karşılaştırmanın olumsuz yönlerinden biri yalnızca ülkelerin performanslarının algılanışındaki değişiklik değil aynı zamanda örnek ve metodolojide gerçekleştirilen değişikliktir.
ï´Bazı ülkeler CPI listesinden çıkarılmıştır, çünkü doğru ve makul bir âülke değerlendirmesiâ için gerekli kaynaklar sağlanamamıştır. 1999 yılından itibaren çıkarılan bu ülkeler de eklenecektir.
1995, 1996, 1997, 1998 ve 1999 yılları için hazırlanan CPI Endeksine göre:
1995: Türkiye 41 ülke arasında 29.sırada yer almaktadır.
1996: Türkiye 54 ülke arasında 33.sırada yer almaktadır.
1997: Türkiye 52 ülke arasında 38.sırada yer almaktadır.
1998: Türkiye 85 ülke arasında 54.sırada yer almaktadır.
1999: Türkiye 99 ülke arasında 55.sırada yer almaktadır.
YILLAR İTİBARİYLE CPI ENDEKSİNİN ÜLKELER BAZINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Sıralamada birinci olan ülke (Yozlaşmanın en az görüldüğü ülke) ve Puanı Sıralamada sonuncu olan ülke (Yozlaşmanın en çok görüldüğü ülke) ve Puanı
1995 Yeni Zelanda (9.55) Endonezya (1.94)
1996 Yeni Zelanda (9.43) Nijerya (0.69)
1997 Danimarka (9.94) Nijerya (1.76)
1998 Danimarka (10.0) Kamerun (1.40)
1999 Danimarka (10.0) Kamerun (1.50)
Kaynak: http:/www.transparency.de/documents/cpi/index.html
Uluslararası Şeffaflık Hareketinin Sekretaryası Berlinâdedir. Sekreterya, bu uluslararası hareketi koordine etmekle ve desteklemekle görevlidir.
Uluslararası alanda 70âten fazla ülke ile aktif durumdadır. Ulusal Bölümler (National Chapters) ulusal çerçevede anti-yozlaşma stratejileri planlamak suretiyle global anti-yozlaşma hareketinin kalbi konumundadır. Ulusal Bölümler mali ve kurumsal açıdan bağımsızdır ancak, araştırmaksızın yapılan çalışma ve kamusal, ticari ve partizan politik ilişkilerden bağımsız olma konusundaki temel ilkelere riayet ederler. Kendilerine ait fonları vardır. Ulusal Bölümlerden seçilen temsilciler, Uluslararası Şeffaflık Hareketi`nin idari organı olarak hizmet veren âYönetim Kuruluânun seçilmesinde kilit bir rol oynamaktadır.
Ulusal Bölümler dört ana bölge olarak şu şekildedir:
AMERİKA: Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Haiti, Honduras, Jamaika, Meksika, Panama, Paraguay, Peru, Trinidad ve Tobago, Uruguay, A.B.D., Venezuela
AFRİKA: Cezayir, Benin, Botswana, Burkina Faso, Mısır, Etiyopya, Gambiya, Gana, Kenya, Madagaskar, Malavi, Mali, Mauritius, Fas, Mozambik, Namibya, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Güney Afrika, Tanzanya, Togo,Uganda, Zambia, Zimbabwe.
ASYA VE PASİFİK: Avustralya, Bangladeş, Kamboçya, Fiji, Hindistan, Endonezya, İsrail, Japonya, Ürdün, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti, Lübnan, Malezya, Moğolistan, Nepal, Yeni Zelanda, Pakistan, Papua Yeni Gine, Filipinler, Rusya, Singapur, Güney Kore, Sri Lanka, Tayland, Türkiye.
AVRUPA: Arnavutluk, Belçika, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, Ukrayna, İngiltere, Yugoslavya.
Uluslararası Şeffaflık hareketinin Türkiye temsilcisi, Toplumsal Saydamlık Hareket Derneği (TSHD) dir. Merkezi İstanbulâdadır. Derneğin Tüzüğünün 3.maddesinde Derneğin amacı şu şekilde yer almaktadır:
âDerneğin amacı, toplumun saydam bir yaşama kavuşturulmasıdır. Bunun için, öncelikle (merkezi ve mahalli) her tür kamu gücünün kişisel çıkarlar için kötüye kullanılmasını önlemek, siyasal, sosyal ve ekonomik olayların her an yurttaşlarca izlenip değerlendirilmesi ile her tür yolsuzluktan arındırılmasını sağlamaktır.â
13. YOLSUZLUK KARŞITI AĞ (ANTI CORRUPTION NETWORK)
Yolsuzluk Karşıtı Ağ, kamu sektöründeki yozlaşmanın azaltılması ile ilgilenen tarafların yolsuzlukla mücadele programları hakkında bilgi değişiminde bulunabileceği ve bunun yanısıra bölgesel, ulusal ve yarı ulusal girişimlerin işbirliği içerisine girebileceği bir forumdur. Tüm seçmenlerin etkin yolsuzluk karşıtı faaliyetlerin tasarlanması, uygulanması ve izlenmesi konularında söz sahibi olmaları için, fikirler ve bilgiler konusunda Ağ aracılığıyla, bilgi alışverişinde bulunulmaktadır.
Yolsuzluk Karşıtı Ağ, Ekim 1998âde kurulmuştur. Söz konusu Ağ Doğu Avrupa ve Eski Sovyetler Birliği ülkeleri üzerine odaklanmıştır. Ağ bölgesi ülkeleri Arnavutluk, Bulgaristan, Estonya, Macaristan, Letonya, Polonya, Rusya Federasyonu ve Ukraynadır. Ağın faaliyetlerinin koordinasyonu ve izlenmesinden sorumlu olan âYönetici Grubuâ (Steering Group); OECD, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, EBRD, ICC, IMF, Soros Vakfı, Uluslararası Şeffaflık, UN, USAID ve Dünya Bankası`ndan oluşmakta olup Ocak 1999âda kurulmuştur. Yönetici Grubu`nun görevleri:
1. Kilit ülkeleri, çalışma düzeyini ve Ağ için karar alıcı üyeleri belirlemek,
2. Ağ üyeleri arasında, faaliyetlerin koordinasyonunu ve bilginin dağılımını sağlamak,
3. Gündem toplantıları ve tartışma programlarının düzenlenmesine yardım etmektir.
Ağın faaliyetleri şöyle sıralanabilir:
(a) Ulusal ve yarı ulusal yozlaşmayla mücadele programlarıyla ile ilgili olarak kaydedilen gelişmelerin gözden geçirilmesi,
(b) İlgili uluslararası araçların, özellikle OECD Konvansiyonu ve Tavsiyeleri ile Avrupa Konseyinin uygulanması için destek sağlanması,
(c) Yolsuzluk karşıtı programlar için yardım sağlayan ulusal ve uluslararası örgütler arasında işbirliği ve sinerjinin teşvik edilmesi ve
(d) İzleyen faaliyetler için önerilerde bulunulması; kamunun dikkatini bu konulara çekmek için gazeteler ve elektronik ağ aracılığıyla bilgi değişiminde bulunulması. Bu tür bilgi değişik seviyelerdeki (kamu, özel, sektör bazında, bölgesel ve bölge-dışı) faaliyetleri kapsayacaktır. Ayrıca, kamu üretimi, kamu denetimi, adli sistemin güçlendirilmesi, sivil toplum ve kamu sektörü mali sistemi reformu, faaliyetlerin ve uluslararası araçların artırılmasına yönelik bilincin uyandırılması; yolsuzluk karşıtı programların geliştirilmesi, uygulanması ve gözden geçirilmesi ile ilgili olarak hükümetlere önerilerde bulunulması gibi özel faaliyetler de bilgi kapsamında olabilir.
Yolsuzluk Karşıtı Ağâın, âGeçiş Ekonomilerinde Yolsuzluk Karşıtı Ağâın, Geçiş Ekonomilerinde Yozlaşmaya Karşı Özel Sektörden Yararlanılmasıâ konulu 2. Yıllık Toplantısı 2-3 Kasım 1999 tarihleri arasında İstanbulâda gerçekleştirilmiştir. Mali Suçları Araştırma Kuruluândan da katılımın sağlandığı toplantı; Ağ ülkelerinde yapılan çalışmaları değerlendirmek ve kamu-özel sektör ortaklığının özel sektörün gelişmesi için iş çevresi yaratabilme yollarını tartışmak üzere uluslararası örgütleri, kamu ve özel sektör temsilcilerini, iş ahlakı derneklerini ve diğer sivil toplum örgütlerini (non-governmental organizations âNGOs) bir araya getirmiştir. Toplantıda görüşülen konular ana başlıklarla şu şekilde sıralanabilir:
ï± Yolsuzluk; kamunun veya başkalarının haklarını özel çıkarlar için gaspetmek anlamına gelmektedir. Demokrasiyi ve insan haklarını engellemekte ve dürüst insanların ekonomik faaliyetlerini etkilemektedir. Globalleşmenin en büyük özelliği olan teknoloji, yolsuzluklarda araç olarak kullanılmaktadır (elektronik fon transferinin izlenmesinin zorluğu örneğindeki gibi). Ancak, teknoloji yolsuzlukla mücadelede bir araç olarak kullanılmalıdır. Uluslararası dayanışma ve bilgi değişimi olduğu takdirde yolsuzluklar önlenebilir. Karaparanın aklanmasının önlenmesi için ulusal düzenlemelerin uluslararası araçları desteklemesi gerekmektedir. Bunun için de fon transferinin kaynağını soran, transfer ülkeden kaynak ülkeye aktarılan fonların belli tutarlarını aşanları için kimlik tespiti yapılmasını öngören bir sistem kurulmalıdır.
ï± OECDânin Özel Sektörün Geliştirilmesi Birimiânin faaliyetleri Yozlaşma Karşıtı Ağ, yatırım kurumları ile işbirliği, teşvik ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin geliştirilmesi alanlarında yoğunlaşmış olup bu tür alanlar yolsuzluğun görülebileceği alanlardır: İhaleler, ruhsat alımları, idari engelleri aşmak gibi.
ï± Yolsuzluk; özel sektörü, sivil toplumu, sivil toplum örgütlerini ve adli makamları ve aynı zamanda ekonomik ve siyasi gelişmeleri ilgilendiren bir konudur. Yolsuzlukla mücadelede en önemli noktalar;
⺠Hükümetlerin kredi yardım programlarında şeffaflığı öngörmesi,
⺠Bireylerin, sivil toplum örgütlerinin bilgilendirilmesi gerekliliği,
⺠Bankacılık, vergi, özelleştirme süreçlerinde gerçek bir siyasi iradenin varlığı,
⺠Gelişmenin yüzeysel olmaması konusunda temkinli olma ve
⺠Kamu sektörüyle özel sektör arasında işbirliğinin olmasıdır.
Yolsuzlukların mali ya da ekonomik olmasından ziyade politik olması, ilginin yetersiz oluşu, partilerin seçim sistemlerine ilişkin olarak iş çevrelerinin politik çevreleri desteklemesi ise karşılaşılan sorunlardan bazılarıdır.
ï± Yolsuzluk sadece âpara almakâ veya ârüşvetâ olarak düşünülmemelidir; daha iyi bir tedavi için doktorun ekstra para alması da yolsuzluktur. Ayrıca sadece özel sektörde yozlaşmanın görüldüğü düşünülemez; politik faaliyetlerde de yozlaşma görülebilir.
ï± Yerel yönetimler etkin bir yapıya sahip olmalıdır. Ayrıca yerel yönetimlerce açılan ihalelerde şirket seçimi önemlidir. Bu konudaki şikayetlere yanıt verilebilmesi amacıyla Ombudsman Sistemi oluşturulmalıdır. Devlet yerel yönetimleri sübvanse etmekte, bu da kontrol ve belgelemeyi zorlaştırmaktadır. Yerel hükümetin kendi çıkarlarını gözetmesi söz konusudur. Bu nedenle denetim artırılmalıdır. Tüm işlemlerin tek bir birimden yönetilmesi de yolsuzluğu azaltacaktır.
ï± Her ülke kendi yozlaşma savaşını yürütebilir ama medya, gümrük, yerel yönetim ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği şarttır. Yozlaşmayı hazırlayan nedenler, iş ahlakı ve memurlara ilişkin yönetim kurallarıdır. Zayıf kamu kuruluşlarının güçlendirilmesi, iç ve dış denetimin artırılması, liyakata dayalı bir sistemin yerleşmesi, kamu bilgisine erişim sistemlerinin kurulması ve kamu ve özel sektör arasında sinerjinin oluşturulması gerekmektedir. Yozlaşma sadece iç sorun olarak düşünülmemelidir.
ï± Geçiş ekonomilerinde görülen yolsuzlukla ilgili yapılan bir araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır:
ï© Araştırmada, rüşvetin ne kadar sık görüldüğüne ilişkin olarak rüşvetin gelire oranı ve şirketlerin ölçeği baz alınarak (küçük-orta-büyük) herbirinin ne kadar rüşvet verdiği göz önünde bulundurulmuştur. 3000âe yakın şirketin temsilcileri araştırmaya konu olmuştur. Firmalar işe yeni girenler, özelleştirilenler ve devlete ait olanlar olarak ayrıca sınıflandırılmış; devlet-firma ilişkilerinde kar-zarar, rüşvet ve Devlet müdahalesi, rüşvetle ve hükümetle ekonomik reform arasındaki ilişki baz alınmıştır.
ï© Araştırma, son zamanlarda, küçük ölçekli şirketlerin daha çok rüşvet verdiğini ortaya koymuştur. Çıkan başka bir sonuç da küçük-orta ölçekli şirketlerin verdikleri rüşvet karşılığında sübvansiyon almadıklarıdır. Asıl problem özel sektörün zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Küçük ve orta ölçekli şirketlerin teşvik edilmesi gerekmektedir. Yapısal reformlar, şirketlerin rüşvet vermesini önleme konusunda olumlu etki yaratmaktadır.
ï± Firmaların yolsuzluk karşısında korunması konusunda, rüşvetin de firma için bir risk unsuru olduğu belirtilmiştir. Firmanın kötü ün yapması, rüşvet verse bile bunun karşılığını alamaması, kara listeye alınması, daha sıkı bir yasal yaptırımla karşılaşması, politik uyuşmazlık ve sosyal etki gibi faktörler firma için risk kaynağıdır. Yapılan araştırmaya göre, rüşveti vermeye en çok eğilimi olan gruplar sırasıyla şu şekildedir: kıdemliler (üstler), ülke yöneticileri, orta düzeydeki yöneticiler, alt kademedekiler (astlar). Şirketin, yozlaşmanın kendisi için bir risk faktörü oluşturmaması için yapması gerekenler temiz bir politika uygulamak, pazarı tanımak, dost bulmak ve zamana yatırım yapmak olarak sıralanabilir.
ï± Kamu basını çoğu ülkede ticari bir sektör durumundadır. Pek çok sektör gibi o da yozlaşmayla yüzyüzedir. Bilgi paylaşımında basının rolü şu şekilde belirtilmektedir: yolsuzluk, yolsuzluğun sonuçları ve muhtemel çözümler ile ilgili bilincin uyandırılması ve yolsuzluk oranları üzerine araştırmalar ve raporlar hazırlanması.
14. İNTERPOL (THE INTERNATIONAL CRIMINAL POLICE ORGANIZATION)
Bütün kanun uygulama yetkilileri arasında, üye ülkelerin kanunlarının sınırları çerçevesinde ve mümkün olan en geniş şekilde karşılıklı yardımın teşvik edilmesi amacıyla kurulmuştur. 176 üyesi bulunmaktadır. Her bir üye, ülkeler arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanmasında merkez nokta olarak görev görmek üzere İnterpol Ulusal Merkezi Bürosu (Interpol National Central Bureau â NCB) kurmuştur. Bürolar, üye ülkeler arasında ve İnterpolâün Fransa, Lyonâda bulunan Genel Sekreterliği arasında irtibat görevi görmektedir.
Karaparanın aklanması konularıyla İnterpolâün Genel Sekreterliği (Polis Bölümü) bünyesinde yer alan FOPAC Grubu ilgilenmektedir. Adını âSuçtan Elde Edilen Gelirlerâ sözcüklerinin Fransızcalarının başharflerinden almaktadır. Grubun kökeni 1983âe dayanmakla birlikte 1990 yılında bağımsız bir grup haline gelmiştir. FOPAC Grubu`nun personeli şu anda ABD, Fransa, Hong Kong ve İtalyaânın görevlilerinden oluşmaktadır.
FOPAC`ın görevleri arasında; karaparanın aklanmasıyla ilgili uzmanlaşmış ulusal ve uluslararası örgütlerle bağlantının sağlanması, ülkeler arasında işbirliği bilincinin sağlanması amacıyla uluslararası hukuk konferanslarının koordine edilmesi ve ortak şüpheleri tespit etmek ve soruşturmaları desteklemek amacıyla soruşturma raporlarının alınması ve analiz edilmesi sayılabilir.
15. KARAYİPLER MALİ EYLEM GÖREV GRUBU (CFATF - CARIBBEAN FINANCIAL ACTION TASK FORCE
CFATF, karaparanın aklanmasıyla mücadele konusunda bölgesel faaliyet gösteren bir organdır. 21 üyesi vardır.
CFATFâe üye ülkeler şunlardır: Anguilla, Antigua ve Barbuda, Aruba, Bahama, Barbados, Belize, Bermuda, İngiliz Virijin Adaları, Cayman Adaları, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Grenada, Guatemala, Montserrat, Hollanda Antilleri, Nikaragua, Panama, St.Lucia, St.Vincent, Trinidad ve Tobago, Turks and Caicos Islands.
CFATFâle işbirliği yapan ve onu destekleyen ülkeler ise Kanada, Fransa, Hollanda, İngiltere ve ABDâdir.
CFATF, karaparanın aklanması sorununa kapsamlı bölgesel bir yaklaşımın teşvik edilmesini amaçlamaktadır. Bunu başarmak için karaparanın aklanmasına karşı açılan savaşta sorunların tanımlanması ve ilerlemenin güvence altına alınması için kendi üyelerinin değerlendirme çalışması (self-assessments) ve karşılıklı değerlendirme sürecine (mutual evaluations) dahil olduğu bir dizi girişimlerde bulunmaktadır. Ayrıca, teknik ve eğitim değerlendirmeleri ve üyelerine yardım çalışmalarını yürütmektedir.
ARUBA 19 TAVSİYESİ
1990 yılında Arubaâda düzenlenen âKarayipler Uyuşturucudan Elde Edilen Karaparanın Aklanması Konferansıâ Karayipler Mali Eylem Görev Grubuâ nun (CFATF) kurulmasına öncülük etmiştir. Bu konferansa Karayipler dışında Orta ve Güney Amerika, Kuzey Amerika ve Avrupaâdan da temsilciler katılmıştır.
Bu konferans 40 Tavsiyeyi kendisine temel almaktadır.
KINGSTON BİLDİRİSİ
CFATF Kingston Karaparanın Aklanmasına İlişkin Bakanlar Konferansı 1992 yılında yapılmıştır. Kingston toplantısında Bakanlar, FATFâin 40 Tavsiyesini, Aruba 19 Tavsiyesini ve 1988 Viyana Konvansiyonu`nu âKingston Bildirisiâ olarak onaylamıştır.
YARARLANILAN KAYNAKLAR
AKAR, Yıldırım : Karaparanın Aklanması, SPK Yayınları, Yayın No:90
ALTUĞ, Osman : Kayıtdışı Ekonomi, Türkmen Kitabevi, İstanbul 1999
TOROSLU, Nevzat : Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 1998
ERSOY, Yüksel : Ceza Hukuku Genel Hükümler, AÜ SBF Yayınları, Ankara 1994
ÖNGELOĞLU, Abdurrahman : âKarapara Aklama Suçuâ, Vergi Sorunları Dergisi, Ağustos 1998
UYGUR, Ercan : âKarapara Aklama ve Önlemlerâ konulu panel, TC. Merkez Bankası 10 Haziran 1999
TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 20, Yasama Yılı 2, Cilt 130
- Compendium of International Anti-Money Laundering Conventions&Agreements, United States Department Of Treasury, FinCEN, Third Edition-November 1996
- Commission of The European Communities, European Parliament and Council Directive, Brussels 14.7.1999, COM(1999) 352 Final, 99/0152 (COD)
- The Financial Action Task Force on Money Laundering (FATF), The Forty Recommendations
