Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Assassins Creed IIyi ilk gördüğümde konuşulanları hatırlıyorum; oyunun hastası birisinin Ezionun İstanbula geldiğini düşünsene, Galatadan baktığını! dediğini... O günden sonra bunun hayalini birkaç yıl kurduğumuzu, Da Vinci yerine Hezarfeni koyup güldüğümüzü, Lacosteun çizdiği büyüleyici konsept görsellerinde bir gün İstanbulun da olabilme ihtimalini düşünüp mutlu olduğumuzu... Zaman geçti, Brotherhood geldi, multiplayerı gönülleri fethetti ama hikaye devam etmeliydi, Ezionun görülecek birkaç işi daha vardı. Sonra bir gün beklenen haber öyle güzel geldi ki yavaş yavaş açıkladıkları videolarda bir tuğra gördük ve inanamadık. Evet, bunu istemiştik! İstanbul yeriydi, çamaşır ipleri arasında sallanan bir Ezio hayali vardı. O tuğrayla beraber ortaya çıkan her ufak detayla günler sayılmaya başlandı. Gelecekti işte, bize de beklemek düşüyordu...
Sonra Şefik Lansmana seni yazdım, gidiyorsun! dedi, merakla yola düşen Ayça da o çizimleri yapan Raphael Lacosteu, multiplayer modu oyun yönetmeni Damien Kiekeni karşısında buluverdi. İlk buluşma mekanımız bir Ermeni Kilisesi olan ve artık müzik performanslarına ev sahipliği yapan The Halldu. Kapılardaki Assassins Creed logosunu takip edip içeri daldık, basınla kaynaştık, kocaman tablolarda uzaktan bizi kesen Ezionun bakışları altında Assassins Creed: Embers gösterimine girdik. Ezionun Her şeyi yapabilecek kadar vaktim olmamıştı, biliyorum ama şimdi hiçbir şey yapmaya zamanımın olmamasından endişeleniyorum. dediği Embers, bizi Ezionun Firenzedeki evine götürüyor. Baksanız uzaktan mutlu dersiniz; saçları beyazlamış, karısı ve çocuğu yanında. Bütün gün güneş gören, yemyeşil bahçesinde duruyor ve kendisiyle hesaplaşıyor bir yandan da. Nerelerde neleri bıraktım, gençtim, şimdi vaktim yok dercesine de kabullenmiş gibi her şeyi.
Güzel bir 20 dakikanın sonunda The Halldaki dev figürün, masanın üstündeki ansiklopedilerin arasından geçerek ekiple sohbet etme imkanı yakaladık. Raphael Lacoste bundan önceki gezisinde 8.000 kare çektiği fotoğraflarla İstanbulun bütün hikayesini dinlemeye çalıştığını ve Ayasofyayı gördüğünde çok duygulandığını dile getirdi. Akşam gala yemeği için yolumuz Sultanahmette bulunan Binbirdirek Sarnıcına düştü ve oyun dünyasının her köşesinden bir araya gelen basın mensuplarıyla da sohbet ederek sarnıcın o rutubet ve tarih kokan havasında iyice moda girdik, ertesi gün gerçekleşecek üç saatlik tek kişilik ve yarım saatlik multiplayer deneme sürecine hazırdık.
Önüm, arkam, sağım, solum, Ezio! diyerek The Hall yollarını erkenden arşınladık, Revelations giriş videosunu da izleyip koltukların başına oturduk. Oyunu PlayStation 3te oynadığımızı baştan belirtelim. Toplamda dokuz bölümden oluşan oyunun üç bölümünü oynama hakkımız vardı ve ilk bölümde Ezio, İstanbula gelip baş assassin Yusuf Tazim ile tanışıyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu bölüm yardım menüsü kıvamında. Bazı temel şeyler anlatılıyor. Temel şeylere tam odaklanamadan bulduğum ilk yüksek çatıdan turuncu güneşle beraber seyre daldım. Tamam, biraz bekleyebilir yapmamız gerekenler. Kıyıya yürüdüm, evlere, insanlara, bitki örtüsüne bolca baktım. Yayınlanan ilk görüntülerde ve konsept görsellerinde, bitki örtüsü palmiyeymiş gibi görünen ve İstanbulda bu kadar çok palmiye olmasın ya! diye sızlandığım ilk detay, her çatıya çıkıp aşağılara baktığımda tamamen çürüdü. Bitki örtüsü de gayet İstanbul, neyse ki o kadar palmiye yoktu. İnsanlar dedik, halkın konuşmasını çok merak ediyordum, seslendirmelerin başarısı da oyunu oynayan Türkler için önemli haliyle. Yanından geçtiğimiz insan öbeklerini seslendirmeleri ne kadar başarılıysa Ezionun yanındaki karakterler de bir o kadar Türkçe bilmeyen Türk kıvamında. Biraz, çok az, ufacık kulak tırmaladı, özellikle halkın sesinin gayet tatmin edici olmasından sonra...
Yardım kısımlarından biri Hook Blade denemeleriydi. Kancayı takıp tellerden hooop kayıyoruz, şanslıysak karşı çatıdakinin üzerine bir güzel çıkarma yapıyoruz. Mekanlardan bahsedecek olursak ilk tırmandığım yer, oyunda en çok merak ettiğim yerdi: Galata Kulesi. Gencecik Kanuni ile Topkapı Sarayı avlusunda takılıp çalgılar bile çaldık. Halkın görünüşüne baktığımızda çarşaflısından başı açık Osmanlı kadınlarına kadar çeşit boldu, akşam güneşinde sokakta nargilesini içen amcaya kadar herkesle selamlaştık. Attım mı kendimi Galatadan aşağıya? Attım, rahatladım.
Multiplayera sıra geldiğinde kanlı canlı yeni karakterleri de bir güzel inceleyerek kendimizi meydana attık. Deathmatch yaptığımız iki oyun boyunca Brotherhooddan pek de farklı olmayan oynanış mekanikleriyle oyunu test ettik.
Çok da fazla detaya girip hevesinizi baltalamak istemiyorum ama yeniliklerden de bahsedeyim biraz. Yeni silahlar ve yeni bombalar, daha önce oyunu oynamış olanlara da yeni bir deneyim sunacak. Bombayı nasıl yaptığımıza gelince... Çeşitli maddeler var ve bunlardan gerekenleri toparladığımızda bize vereceği etkiyi de görüyoruz. Örnek: Arabic Gunpowderları toparlayın, bombanızı yapın.
Grafiklere baktığımda birden fazla ekranın yanına yanaşıp her monitörde oyunu farklı gördüğümden kesin bir şey söylemem mümkün değil. Yani birinde renklerin parlaklığı hat safhadayken diğerinde oyun puslu görünüyordu. Dikkatimi çeken bir nokta da Ezioyu kontrol ederken oluşan kamera kayması sorunlarıydı. Açılar aniden değişiyor ve sakin sakin yürürken bir anda Ezionun suratıyla karşılaşıyoruz. Bu sorun bizim oynadığımız versiyondan da kaynaklı olabilir. Çok yenilikçi hareketler belki yok oyunda, mekanikler hala bildiğimiz gibi ama bu, Ezionun finalini basitleştirmiyor.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 4
- Görüntüleme
- 178
- Cevaplar
- 4
- Görüntüleme
- 140
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 25

