Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Amerikalıların adli eylemcilik(1) diye bir tanımları vardır. Adli iktidarın suiistimali anlamına gelen bu tanım, yargıçların mahkeme kararlarını Amerikan Anayasasının ya da ülkenin yazılı/yazısız kanun veya içtihatlarının değil, kendi siyasi doğrularının üzerine bina ettikleri süreci anlatır. Bu çerçevede, eylemci yargıç(2) Amerikan kamuoyunda hakaretamiz bir tanım sayılır. Yargıcın ideolojik, dini ya da felsefi inançları doğrultusunda yasa ve/veya içtihatları bilerek isteyerek yozlaştırdığını, yanlış kullandığını, galiz bir biçimde yanlış yorumladığını, görmezden geldiğini ya da bir biçimde küçümsediğini (3) söyler.
Adli eylemcilikin belli başlı üç yöntemi olduğundan bahsedilir:
(a)Kongrenin kabul ettiği yasanın/yasaların ABD Anayasasına uygun olmadığı gerekçesiyle doğrudan reddi,
(b)Yasanın temel aldığı içtihadın reddi,
(c)Anayasanın farklı yorumlanması.
Bu pratiğe yasama erkinin gaspı anlamına geldiği gerekçesiyle karşı çıkanlar, hukuk devletinin ve demokrasinin zaafa düşürüldüğünü iddia ederler. Dahası, atanmayla elde edilen yasama erkinin, Amerikan halkının seçilmiş temsilcilerinin siyasi tercihlerini geçersiz kılmalarının(4) Anayasanın ihlâli anlamına geldiğini savunurlar.
Sabih Kanadoğlu: "Adli eylemciler"e bir örnek - mi?
Buna karşın, adli eylemcilik yanlıları, eylemci yargıçların pratiğinin adli revizyon olarak görülmesi gerektiğini savunurlar. Özellikle de azınlık haklarının temsilcileri, anayasal demokrasinin çoğunluğun egemenliğinden ibaret olmadığına işaret ederek, eylemci yargıçların görevinin iktidardaki siyaset ne olursa olsun azınlıkta kalanları korumak olduğu hususunda ısrarcıdırlar. Çoğunlukçulukun (5) ancak böyle dengede tutulabileceğini, çoğunluğun oy sayılarına güvenerek azınlığın haklarını gasp etmelerinin önlenebileceğini iddia ederler.
Ergun Özbudun: Çoğunlukçulardan olabilir mi?
Günümüzde devam eden tartışmanın bir yönü, neyin doğru neyin yanlış olduğu kararının yürürlükteki yasalara değil, yargıçlara bırakılması halinde ne hukuk devleti, ne de demokrasiden bahsedilebileceği şeklindedir. Bu çerçevede, yargıçların takdir alanlarının yasa-koyucularının niyetlerine ters düşmeyecek şekilde sınırlanması gerektiği, aksi takdirde yasalarla korunmuş azınlık gibi imtiyazlı bir zümrenin doğacağı ve hemen her yasanın atanmış yargıçlar tarafından yozlaştırılabileceği konuşulmaktadır.
Adli eylemcilikin bir diğer telmihi, siyasi iktidarların Amerikan Yüksek Mahkemesine kendi ülküdaşlarını atamak suretiyle icraatlarını kolaylaştırmak eğilimleridir
MAHKEME PAKETLEME PLANI
Yüksek Mahkeme, Birleşik Devletler Baş Yargıcı(7) ve sekiz Yardımcı Yargıç(8) olmak üzere dokuz üyeden oluşur. Yüksek Mahkeme üyelerini Amerikan Başkanı aday gösterir, Senatonun onayı ile atar. Meğerki hüküm giysinler ya da istifa etsinler yargıçlar ölünceye kadar kürsülerini korurlar. Diğer bir deyişle, bir kez seçilmeye görsünler, yürütmenin eylemci yargıçlardan kurtulması imkânsız gibidir.
Yeri gelmişken, adli eylemcilik tanımının mucidi Schlesinger, daha 1947 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesini oluşturan dokuz yargıcı incelemiş, mutabık oldukları ve olmadıkları konuları saptamıştı. Buna göre, yargıçlardan dördü(9) eylemci yargıç kümesindendi. Schlesinger üçünü(10) kişisel tercihleriyle kararlarını karıştırmadıkları için Nefs Kontrol Şampiyonları ilân etmişti. Diğer ikisinin(11) de bir öyle bir böyle karar verdiklerini söylüyordu.
Arthur M. Schlesinger Jr. (1917-2007) Adli Eylemcilik kavramının yaratıcısı
ABDde yürütme ile yasamanın karşı karşıya geldikleri olayların sayısı yüzlerle ifade edilir. Buna karşın, en ciddi kavgalarından birisi Yüksek Mahkeme ile Başkan Franklin D. Rooseveltin (18821945) aralarındaki kavgadır. Roosevelt, 1929 Büyük Krizinde perişan olan Amerikan ekonomisini kurtarmak için New Deal (mealen, Yeni Anlaşma) isimli yeni bir ekonomik paketi devreye sokan başkan. 19331938 yılları arasında uygulamaya koyduğu bu program ekonomik reformların yanı sıra işsizlik yardımı gibi sosyal projelerde içeriyordu. Bizim BDDK benzeri Securities and Exchange Commission gibi denetleme organlarının kurulması, o günlerde fevkalâde bozulan gelir dağılımının maden işçileri, köylüler ve tüketiciler lehine düzeltilmesini sağlayacak önlemlerin alınması gibi hususlar içeriyordu. Sermaye, disipline sokulacak, buna karşın sendikalar güçlendirilecek, yaşlılara emekli maaşı bağlanacak, yoksullara Yeşil Kart benzeri imkânlar sağlanacaktı. Bunların bir kısmı yapıldı, ancak 1937de Yüksek Mahkeme, Başkan Roosevelti durdurma kararı aldı. Nitekim 1943 itibariyle reformların çoğu iptal edilmişti. Gerekçe?
Gerekçe, Roosevelt reformlarının Amerikan Anayasasını ihlâl ediyor olmalarıydı; neden, çünkü reformlar Rooseveltin federal iktidarını güçlendiriyorlar, dahası, ekonomiye devlet eliyle müdahale etmek suretiyle Amerikayı Amerika yapan kapitalist ruha ters düşüyorlardı. Hatta özel teşebbüsü kısıtladıkları ve yönlendirdikleri için faşist yöntemler oldukları iddia edildi. Bir önceki Amerikan Başkanı, Herbert Hoover (18741964) Roosevelti diktatörlüğe gitmekle suçlamaktan çekinmedi.
Franklin D. Roosevelt (1882-1945) Mahkeme Paketleme Planının mucidi
Büyük Krizin etkileri bir yandan, İkinci Dünya Savaşı tehdidi diğer yandan, Başkan Roosevelt çareyi Yüksek Mahkemenin bileşkesini değiştirmekte buldu. Amerikan Anayasasında Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısına dair hüküm olmadığından yola çıkarak, yetmiş yaşını geçen her yargıç için Başkanın yeni bir yargıç atamasını teklif etti. Böylece, yargıç sayısı 15e çıkarken, Roosevelt Yüksek Mahkemeyi New Deal reformlarına anayasayı ihlâl ettikleri gerekçesiyle karşı çıkmayacak şekilde düzenlemiş olacaktı.
Ne ki, Amerikalıların Mahkeme Paketleme Plânı diye andıkları bu girişim, Kongreden döndü. Döndü ama Roosevelt, uzun başkanlık döneminde George Washingtondan sonra Yüksek Mahkemeye en çok sayıda yargıç atama rekorunu elinde tutan başkan oldu. Sekiz yargıçtan başka bir de Baş Yargıç Yardımcısı atamayı başardı. Böylece, uzun kısa vadede olmasa da, reform planlarına karşı çıkmayan bir Yüksek Mahkeme oluşturdu
ONLARDA YÜKSEK MAHKEME, BİZDE ANAYASA MAHKEMESİ
Amerikalılarınki 1789 Kurucu Anayasa ile kurulmuş. O zaman altı yargıç görev yaparmış sonradan bu sayı dokuza çıkmış, halen de öyle.
John G. Roberts, Jr. ABD Yüksek Mahkeme Başkanı Başkan George W. Bushun adamı. Adaylığı 2001de Demokratların çoğunlukta olduğu Senato tarafından reddedildi; Cumhuriyetçilerin Senatoda çoğunluğu sağlamaları üzerine 2003de tekrar aday gösterildi, bu defa kazandı.
Bizimki 1961 Anayasası ile kurulmuş olup, yasama işlemlerinin yargısal denetimi için özel bir Mahkeme hüviyetindedir. 1961 Anayasanın en radikal özelliği olarak yorumlamış olduğu söylenen Anayasa Yargısı, bazı değişikliklerle birlikte 1982 Anayasasınca da korunmuştur.
Haşim Kılıç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı; 1999 Aralıkta, 57. Bülent Ecevit DSP, MHP, ANAP Koalisyon Hükümeti döneminde Başkan Vekili, 2003 Aralık AKP hükümeti döneminde tekrar Başkan Vekili, 2007 Aralık AKP hükümeti döneminde ise Başkan seçildi.
İlk başkan, Sünuhi Arsan, (18991970) eşi öğretmen Fikriye Sünuhi Arsan 1953 yılında "Yurttaşlık Bilgisi" kitabını yazıyor. Kitapta yer alan "okulda demokrasi", " ailede demokrasi" gibi başlıklar öğrenciye demokrasi bilincinin verilmeye çalışıldığını gösteriyor. Ayrıca öğrencilerin okul yönetimine katılmaları ve çeşitli kurullarda görev almaları özendirilirken ailede demokrasi bölümünde aile fertlerinin düşünce ve inanç hürriyetinden bahsedilmesi dikkat çekiyor. Ancak Arsan'ın çalışması bu dönemde okutulan Yurttaşlık Bilgisi kitapları arasında bir istisna. Yine 1953 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan "Yurttaşlık Bilgisi Dersleri" kitabında Türk milletinin asker olarak doğduğu ve asker olarak büyüdüğü gibi ifadelere yer veriliyor. 1960'lı yıllarda okutulan kitaplarda anayasanın güvenceye aldığı hakların tamamı devletin istiklalini korumasına endeksleniyor.1980 döneminde ortaokul üçüncü sınıflarda okutulan "Vatandaşlık Bilgileri Ana Ders Kitabı"nda milletin maddi ve manevi unsurlardan oluştuğu, maddi unsurların da dil, din, ırk olduğu ifadeleri yer alıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin Resmi Web Sitesinde (27 Mart 2008) yayınlanan şu satırlar, günümüzdeki kavgaya ışık tuttukları için önemli:
1961 Anayasası, 1924 Anayasasının Ulusal Egemenlik ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir. Bu anlayış, 1982 Anayasasınca da benimsenmiştir: 1961 Anayasasının 4. maddesine göre Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir. Maddenin bu ilk fıkrası, 1924 Anayasasının 3. maddesinden olduğu gibi alınmıştır. Ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarının egemenliğin nasıl kurulacağını gösteren tümceleri, 1924 Anayasasından oldukça değişik bir içeriktedir: Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar tarafından kullanır. Türk Anayasa tarihi yönünden ele alındığında bu kuralın temel amacının, Parlamentonun üstünlüğüne son vermek olduğu söylenebilir. Parlamentonun üstünlüğü 1924 Anayasasının en temel özelliği idi. İlk kez 1961 ve ondan sonra da 1982 Anayasasında benimsenen bu yeni ilkenin, yani egemenliğin Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar tarafından kullanılmasının öngörülmesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır.
1961 ve 1982 Anayasaları, egemenliğin kullanılmasında yargıya önemli yetkiler tanımışlardır. Özellikle, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemesi nedeniyle egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahiptir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların Anayasaya aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir. Anayasa Mahkemesinin, siyasal kurumların, özellikle Parlamentonun yetkilerini kötüye kullanması durumunda bir denge oluşturacağı ve bunu engelleyeceği düşünülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahip olması bize ADLİ EYLEMCİLİKin ülkemizde, meğerki Anayasa değişsin, bugünkü koşullarda Anayasal bir hak olduğunu söyler.
Anayasal demokrasinin çoğunluğun egemenliğinden ibaret olmadığını savunan Adli Eylemcilik yanlıları, azınlık haklarının korunabilmesi için parlamento çoğunluğu dışında bir mekanizma olması gerektiğine işaret ederler. Günümüzdeki kavganın da özü budur: %47 ile gelen AKP çoğunluğuna karşı, azınlıktaki muhaliflerin haklarının egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahip olan Anayasa Mahkemesi tarafından korunması.
Aşağıdaki metin, adli eylemciliği savunan metinlere bir örnek:
Memleketimin Halleri
Artık canımıza tak etti. Ne olacak bu memleketin hali?
Bir iktidar partimiz var, yaklaşık beş yıllık icraattan sonra, %46 oyla yeniden tek başına seçilmiş. Gerek önceki iktidarının son zamanlarında, gerekse yeni dönemde ne yaptığını bilmez bir halde bocalıyor. Bir öyle, bir böyle derken, Türkiye zaman, para ve prestij kaybediyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi kapıya dayanınca, o zamanın tek muhalefet partisi diyor ki, bu seçimi yapmak için 367 mevcut gerekir. Kulak asmıyorlar ama bir yandan da tereddüt var. Seçim sırasında yoklama istemek için TBMM Genel Kurul Salonu'na giren CHP'lileri gören Meclis Başkanı Arınç, "Gördüm sizi, sobe, sayıyorum bak ha... Yazın, Ahmet, Ali, Veli, Aysel salonda. Saydım sizi, canıma değsin!" diyerek 367'yi tamamlamaya çalışıyor. Yok, olmuyor; muhalefetin dediği çıkıyor, cumhurbaşkanı seçimi yapılamıyor, genel seçim kararı alınıyor.
Bu arada öfkeleniyorlar elbette. 340 milletvekiline rağmen dayatma yapamadıkları için. Öfkeyle kalkıp Anayasa değişikliği yapıyorlar; acilen, düşünmeden, hesaplamadan... Referandumun ne zaman olacağına bakmadan, 11'inci Cumhurbaşkanı'nı halkın seçeceği bir Anayasa değişikliği. Hem parlamenter rejime aykırı bir düzenleme ile hem de tarihler açısından kargaşa yaratacak bir takvim ve yazım ile...
Genel seçim yapılıyor, 11'inci Cumhurbaşkanı MHP desteği ile uzlaşmasız, dayatma ile seçiliyor. Üniversiteler, hukukçular, muhalefet partileri uyarıyor: Arkadaşlar, bu referandum işi sakatlık çıkarır, düzenleyin!
Yok, yine yok. Cevap vermiyor, "işlerine bakıyorlar". Nasılsa Başbakan herkes kendi işine baksın istiyor.
Sonuç: Fiyasko, skandal, kaos, kargaşa. Salı günü Başbakan sorulara cevap veriyor: 11'inci Cumhurbaşkanı zaten seçildi, Anayasa değişikliği normal seyrinde devam eder... Perşembe günü AKP harekete geçiyor, 11 Eylül 2007'den beri gümrük kapılarımızda oylanan anayasa değişiklik paketinde değişiklik yapmaya kalkıyor. Ne oldu ki salıdan perşembeye?
Yahu Sayın AKP yetkilileri! Biz sandığa gidelim, oy verelim. Verdiğimiz oyun anlamını sonradan belirleyin! Olacak iş mi? Olur, olur. Burası Türkiye!
Bari şöyle yapalım. Genel seçimlerde halk renksiz, sivil, karşılıkları olmayan kutulara rastgele mühür bassın. Seçimden sonra kutuların hangi partilere karşılık geldiğine karar verilsin. Hatta olmadı, kura çekilsin!
Bir taraftan aynı AKP, anayasayı toptan değiştirmeye hazırlanıyor. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusu orada da var. Yakın zamanda onun için de referandum olacağı söyleniyor. Bir referandum 200 milyon YTL civarı bir masrafla yapılıyor. Şimdi bu parayı neden fazladan harcıyoruz? Şu anda acilen bu değişikliği gerektiren bir durum mu var? Cumhurbaşkanı seçildi. Genel seçim yeni yapıldı (anayasa değişikliği dört yılda bir seçim maddesi de içeriyor). Üstelik istersen istediğin zaman erken seçim yapma yetkin de var. Öyleyse bu 200 milyon YTL neden harcanıyor? Anlamı ne?
Hukukçular uyarıyor, YSK'dan bir ses çıksa diye herkes bekliyor; günler geçiyor, siyasette bocalama, kargaşa, fiyasko devam ediyor. Gümrük kapılarında oy verme işlemi ise sürüyor. İnsanlar neye oy veriyor, belli değil!
Bu arada, AKP'nin bir de evlere şenlik "Sivil AKP-Tayyip Erdoğan Anayasası" planları var, onlar da devam ediyor (mu?). Yöntem, içerik, öyle mi, böyle mi, derken, bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Başbakan ayrı telden, ekibi ayrı telden çalıyor. "Herkes işine baksın, otursun yerine" derken, "katılımcı", "demokratik", "uzlaşmacı" bir süreç ile anayasa hazırlıyor AKP! Aman ne güzel! Referandum ısrarı ile bu konuları bir araya getirince, sanki bu anayasa işinde çuvallama ihtimali AKP çevrelerinde de ağır basıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Yoksa zaten birkaç ay sonra toptan değiştireceğin bir anayasada tam yedi yıl sonrası için neden değişiklik yapsınlar ki?
Gelelim Muhalefete
CHP genel olarak dökülüyor. Koltuğunu bir türlü bırakmayan ve bu tavrı ile seçimlerde adeta AKP'ye fayda sağlayan Deniz Baykal, muhalif sesleri partiden atıyor. Taşra teşkilatlarında görevden almalar birbirini izliyor. Şükürler olsun, AKP o kadar beceriksiz davranıyor ki, CHP'nin siyasi konularda söyleyeceği çok şey var; elleri boş kalmıyor. Yine de bu ortamda CHP'den etkili bir muhalefet beklemek biraz hayal gibi oluyor...
CHP'nin seçimde aldığı sonuç ve Cumhurbaşkanı seçimi sırasındaki "küskün" tavrı nedeniyle işte Ana Muhalefet görevini alacak parti: MHP! şeklinde takdim edilen diğer muhalefet grubu, önce Abdullah Gül'ün seçilmesine destek oluyor, sonra köşesine çekiliyor. Olgun olun, devlet adamı gibi davranın, kriz çıkarmayın, tamam da, seçim meydanlarında AKP'yi Yüce Divan'a göndermek için oy istemiştiniz, bari biraz da muhalefet yapsanız? Neredesiniz Devlet Bey? Anayasa konusundaki tavrınız nedir? Devam eden süreç konusundaki değerlendirmeniz nasıl?
DTP eline geçen tarihi fırsatı "yemişim ben fırsatı, girdik meclise, gelsin tezkere" edasıyla neredeyse kaçırmış durumda. Türkiye'nin Partisi olacağım derken, son katliam üzerine yaptığı yorumlarla artık kendi bölgesinin partisi olmaktan bile çok uzak. Dağdaki kardeşlerine terörist demeyenler, köydeki kardeşlerinin katliamına da tepki veremezse, biz bu DTP'yi nasıl destekleyeceğiz? Nasıl olacak da, baraj sorununu aşıp meclise girmeleri, sorunları bu yüce çatı altına taşımaları iyi oldu diyeceğiz? Hangi söylemine güvenerek DTP ırkçı-ayrımcı parti değildir, PKK'nın uzantısı değildir diye düşüneceğiz?
DSP genel olarak sessiz, sakin, gücü az. Bağımsızların sesini duyurması zaten çok zor.
Bütün bu ortam içinde, zaman akıp gidiyor. Cari açık büyüyor, erik ile hesaplanan enflasyon yüzümüzü güldürüyor. İşsizlik almış yürümüş, kime ne? Biz öğretim üyesi olmayan üniversiteler açalım, gerisi hikâye...
İktidarı, muhalefeti... Bu memlekete zarar veriyor, görevini yapmıyor. Alternatif çıkmıyor, sistem çıkmasına engel oluyor. Liberallerle Cumhuriyetçilerin takımları maç yapıyor, halk kıvranıyor.
Varsın olsun, dolar düşüyor
Adli Eylemcilik muhalifleri, yargıçların koşullar ne olursa olsun, yasanın harfine uygun hareket etmesi gerektiğini savunuyorlar. Onlara göre, aksi, yargıçların kendi yasalarını yazmaları anlamına gelir ki, bu Yasama Erkinin Gaspı demektir. Ayrıca, kanunlara itaati imkânsız kılar. Onlara göre yaşayan anayasa oluşturma düşüncesi de işlevsel değildir, çünkü kimin ne zaman hangi kararı vereceğini kestirmeyi imkânsız kılar, koasa yol açar; gayri ciddi davaların açılmasına neden olur. Dahası, kuvvetler ayırımı ilkesini ihlal eder. Yasamanın amacı yasaları ya da hükümet politikalarını yorumlamak olmamalı, yargıçlar kararlarını yürürlükteki yasaların harfine göre vermelidirler. Buna karşın, yasa yapma yetkisi sadece ve sadece seçilmiş parlamentolara ait olmalıdır. Yasalara müdahale eden yargıçlar, yasa-dışı iş yapmış olurlar. Adli eylemcilik muhaliflerinin bir adı da asılcılar.(12) Dini alandaki köktenciler hatırlatan bu terim, yasanın ilk haline sadık kalınması gereğini savunuyor.
Neticeyi kelâm, memleketimizin halleri öyle bilinmedik haller değil. Dünyada ilk kez biz başımıza da gelmiyor. Felâket tellallığını bırakıp, demokrasinin cilveleri diye bakmak lâzım olan bitene.
(1) judicial activism
(2) activist judge
(3) kullanılan sözcükler: subverts, misuses, grossly misinterprets, ignores, flouts
(4) overrule
(5) majoritarianism
(6) Supreme Court
(7) Chief Justice of the United States
(8) Associate Justices
(9) Black, Douglas, Murphy ve Rutledge
(10) Frankfurter, Jackson, Burton
(11) Reed, Winson
(12) originalists
Adli eylemcilikin belli başlı üç yöntemi olduğundan bahsedilir:
(a)Kongrenin kabul ettiği yasanın/yasaların ABD Anayasasına uygun olmadığı gerekçesiyle doğrudan reddi,
(b)Yasanın temel aldığı içtihadın reddi,
(c)Anayasanın farklı yorumlanması.
Bu pratiğe yasama erkinin gaspı anlamına geldiği gerekçesiyle karşı çıkanlar, hukuk devletinin ve demokrasinin zaafa düşürüldüğünü iddia ederler. Dahası, atanmayla elde edilen yasama erkinin, Amerikan halkının seçilmiş temsilcilerinin siyasi tercihlerini geçersiz kılmalarının(4) Anayasanın ihlâli anlamına geldiğini savunurlar.
Sabih Kanadoğlu: "Adli eylemciler"e bir örnek - mi?
Buna karşın, adli eylemcilik yanlıları, eylemci yargıçların pratiğinin adli revizyon olarak görülmesi gerektiğini savunurlar. Özellikle de azınlık haklarının temsilcileri, anayasal demokrasinin çoğunluğun egemenliğinden ibaret olmadığına işaret ederek, eylemci yargıçların görevinin iktidardaki siyaset ne olursa olsun azınlıkta kalanları korumak olduğu hususunda ısrarcıdırlar. Çoğunlukçulukun (5) ancak böyle dengede tutulabileceğini, çoğunluğun oy sayılarına güvenerek azınlığın haklarını gasp etmelerinin önlenebileceğini iddia ederler.
Ergun Özbudun: Çoğunlukçulardan olabilir mi?
Günümüzde devam eden tartışmanın bir yönü, neyin doğru neyin yanlış olduğu kararının yürürlükteki yasalara değil, yargıçlara bırakılması halinde ne hukuk devleti, ne de demokrasiden bahsedilebileceği şeklindedir. Bu çerçevede, yargıçların takdir alanlarının yasa-koyucularının niyetlerine ters düşmeyecek şekilde sınırlanması gerektiği, aksi takdirde yasalarla korunmuş azınlık gibi imtiyazlı bir zümrenin doğacağı ve hemen her yasanın atanmış yargıçlar tarafından yozlaştırılabileceği konuşulmaktadır.
Adli eylemcilikin bir diğer telmihi, siyasi iktidarların Amerikan Yüksek Mahkemesine kendi ülküdaşlarını atamak suretiyle icraatlarını kolaylaştırmak eğilimleridir
MAHKEME PAKETLEME PLANI
Yüksek Mahkeme, Birleşik Devletler Baş Yargıcı(7) ve sekiz Yardımcı Yargıç(8) olmak üzere dokuz üyeden oluşur. Yüksek Mahkeme üyelerini Amerikan Başkanı aday gösterir, Senatonun onayı ile atar. Meğerki hüküm giysinler ya da istifa etsinler yargıçlar ölünceye kadar kürsülerini korurlar. Diğer bir deyişle, bir kez seçilmeye görsünler, yürütmenin eylemci yargıçlardan kurtulması imkânsız gibidir.
Yeri gelmişken, adli eylemcilik tanımının mucidi Schlesinger, daha 1947 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesini oluşturan dokuz yargıcı incelemiş, mutabık oldukları ve olmadıkları konuları saptamıştı. Buna göre, yargıçlardan dördü(9) eylemci yargıç kümesindendi. Schlesinger üçünü(10) kişisel tercihleriyle kararlarını karıştırmadıkları için Nefs Kontrol Şampiyonları ilân etmişti. Diğer ikisinin(11) de bir öyle bir böyle karar verdiklerini söylüyordu.
Arthur M. Schlesinger Jr. (1917-2007) Adli Eylemcilik kavramının yaratıcısı
ABDde yürütme ile yasamanın karşı karşıya geldikleri olayların sayısı yüzlerle ifade edilir. Buna karşın, en ciddi kavgalarından birisi Yüksek Mahkeme ile Başkan Franklin D. Rooseveltin (18821945) aralarındaki kavgadır. Roosevelt, 1929 Büyük Krizinde perişan olan Amerikan ekonomisini kurtarmak için New Deal (mealen, Yeni Anlaşma) isimli yeni bir ekonomik paketi devreye sokan başkan. 19331938 yılları arasında uygulamaya koyduğu bu program ekonomik reformların yanı sıra işsizlik yardımı gibi sosyal projelerde içeriyordu. Bizim BDDK benzeri Securities and Exchange Commission gibi denetleme organlarının kurulması, o günlerde fevkalâde bozulan gelir dağılımının maden işçileri, köylüler ve tüketiciler lehine düzeltilmesini sağlayacak önlemlerin alınması gibi hususlar içeriyordu. Sermaye, disipline sokulacak, buna karşın sendikalar güçlendirilecek, yaşlılara emekli maaşı bağlanacak, yoksullara Yeşil Kart benzeri imkânlar sağlanacaktı. Bunların bir kısmı yapıldı, ancak 1937de Yüksek Mahkeme, Başkan Roosevelti durdurma kararı aldı. Nitekim 1943 itibariyle reformların çoğu iptal edilmişti. Gerekçe?
Gerekçe, Roosevelt reformlarının Amerikan Anayasasını ihlâl ediyor olmalarıydı; neden, çünkü reformlar Rooseveltin federal iktidarını güçlendiriyorlar, dahası, ekonomiye devlet eliyle müdahale etmek suretiyle Amerikayı Amerika yapan kapitalist ruha ters düşüyorlardı. Hatta özel teşebbüsü kısıtladıkları ve yönlendirdikleri için faşist yöntemler oldukları iddia edildi. Bir önceki Amerikan Başkanı, Herbert Hoover (18741964) Roosevelti diktatörlüğe gitmekle suçlamaktan çekinmedi.
Franklin D. Roosevelt (1882-1945) Mahkeme Paketleme Planının mucidi
Büyük Krizin etkileri bir yandan, İkinci Dünya Savaşı tehdidi diğer yandan, Başkan Roosevelt çareyi Yüksek Mahkemenin bileşkesini değiştirmekte buldu. Amerikan Anayasasında Yüksek Mahkeme yargıçlarının sayısına dair hüküm olmadığından yola çıkarak, yetmiş yaşını geçen her yargıç için Başkanın yeni bir yargıç atamasını teklif etti. Böylece, yargıç sayısı 15e çıkarken, Roosevelt Yüksek Mahkemeyi New Deal reformlarına anayasayı ihlâl ettikleri gerekçesiyle karşı çıkmayacak şekilde düzenlemiş olacaktı.
Ne ki, Amerikalıların Mahkeme Paketleme Plânı diye andıkları bu girişim, Kongreden döndü. Döndü ama Roosevelt, uzun başkanlık döneminde George Washingtondan sonra Yüksek Mahkemeye en çok sayıda yargıç atama rekorunu elinde tutan başkan oldu. Sekiz yargıçtan başka bir de Baş Yargıç Yardımcısı atamayı başardı. Böylece, uzun kısa vadede olmasa da, reform planlarına karşı çıkmayan bir Yüksek Mahkeme oluşturdu
ONLARDA YÜKSEK MAHKEME, BİZDE ANAYASA MAHKEMESİ
Amerikalılarınki 1789 Kurucu Anayasa ile kurulmuş. O zaman altı yargıç görev yaparmış sonradan bu sayı dokuza çıkmış, halen de öyle.
John G. Roberts, Jr. ABD Yüksek Mahkeme Başkanı Başkan George W. Bushun adamı. Adaylığı 2001de Demokratların çoğunlukta olduğu Senato tarafından reddedildi; Cumhuriyetçilerin Senatoda çoğunluğu sağlamaları üzerine 2003de tekrar aday gösterildi, bu defa kazandı.
Bizimki 1961 Anayasası ile kurulmuş olup, yasama işlemlerinin yargısal denetimi için özel bir Mahkeme hüviyetindedir. 1961 Anayasanın en radikal özelliği olarak yorumlamış olduğu söylenen Anayasa Yargısı, bazı değişikliklerle birlikte 1982 Anayasasınca da korunmuştur.
Haşim Kılıç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Başkanı; 1999 Aralıkta, 57. Bülent Ecevit DSP, MHP, ANAP Koalisyon Hükümeti döneminde Başkan Vekili, 2003 Aralık AKP hükümeti döneminde tekrar Başkan Vekili, 2007 Aralık AKP hükümeti döneminde ise Başkan seçildi.
İlk başkan, Sünuhi Arsan, (18991970) eşi öğretmen Fikriye Sünuhi Arsan 1953 yılında "Yurttaşlık Bilgisi" kitabını yazıyor. Kitapta yer alan "okulda demokrasi", " ailede demokrasi" gibi başlıklar öğrenciye demokrasi bilincinin verilmeye çalışıldığını gösteriyor. Ayrıca öğrencilerin okul yönetimine katılmaları ve çeşitli kurullarda görev almaları özendirilirken ailede demokrasi bölümünde aile fertlerinin düşünce ve inanç hürriyetinden bahsedilmesi dikkat çekiyor. Ancak Arsan'ın çalışması bu dönemde okutulan Yurttaşlık Bilgisi kitapları arasında bir istisna. Yine 1953 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan "Yurttaşlık Bilgisi Dersleri" kitabında Türk milletinin asker olarak doğduğu ve asker olarak büyüdüğü gibi ifadelere yer veriliyor. 1960'lı yıllarda okutulan kitaplarda anayasanın güvenceye aldığı hakların tamamı devletin istiklalini korumasına endeksleniyor.1980 döneminde ortaokul üçüncü sınıflarda okutulan "Vatandaşlık Bilgileri Ana Ders Kitabı"nda milletin maddi ve manevi unsurlardan oluştuğu, maddi unsurların da dil, din, ırk olduğu ifadeleri yer alıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin Resmi Web Sitesinde (27 Mart 2008) yayınlanan şu satırlar, günümüzdeki kavgaya ışık tuttukları için önemli:
1961 Anayasası, 1924 Anayasasının Ulusal Egemenlik ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir. Bu anlayış, 1982 Anayasasınca da benimsenmiştir: 1961 Anayasasının 4. maddesine göre Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir. Maddenin bu ilk fıkrası, 1924 Anayasasının 3. maddesinden olduğu gibi alınmıştır. Ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarının egemenliğin nasıl kurulacağını gösteren tümceleri, 1924 Anayasasından oldukça değişik bir içeriktedir: Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar tarafından kullanır. Türk Anayasa tarihi yönünden ele alındığında bu kuralın temel amacının, Parlamentonun üstünlüğüne son vermek olduğu söylenebilir. Parlamentonun üstünlüğü 1924 Anayasasının en temel özelliği idi. İlk kez 1961 ve ondan sonra da 1982 Anayasasında benimsenen bu yeni ilkenin, yani egemenliğin Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar tarafından kullanılmasının öngörülmesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulus adına egemenliği kullanan tek organ olmaktan çıkmıştır.
1961 ve 1982 Anayasaları, egemenliğin kullanılmasında yargıya önemli yetkiler tanımışlardır. Özellikle, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemesi nedeniyle egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahiptir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı yasaların Anayasaya aykırı olup olmadığına karar verebilmektedir. Anayasa Mahkemesinin, siyasal kurumların, özellikle Parlamentonun yetkilerini kötüye kullanması durumunda bir denge oluşturacağı ve bunu engelleyeceği düşünülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahip olması bize ADLİ EYLEMCİLİKin ülkemizde, meğerki Anayasa değişsin, bugünkü koşullarda Anayasal bir hak olduğunu söyler.
Anayasal demokrasinin çoğunluğun egemenliğinden ibaret olmadığını savunan Adli Eylemcilik yanlıları, azınlık haklarının korunabilmesi için parlamento çoğunluğu dışında bir mekanizma olması gerektiğine işaret ederler. Günümüzdeki kavganın da özü budur: %47 ile gelen AKP çoğunluğuna karşı, azınlıktaki muhaliflerin haklarının egemenliğin kullanılmasında önemli bir paya sahip olan Anayasa Mahkemesi tarafından korunması.
Aşağıdaki metin, adli eylemciliği savunan metinlere bir örnek:
Memleketimin Halleri
Artık canımıza tak etti. Ne olacak bu memleketin hali?
Bir iktidar partimiz var, yaklaşık beş yıllık icraattan sonra, %46 oyla yeniden tek başına seçilmiş. Gerek önceki iktidarının son zamanlarında, gerekse yeni dönemde ne yaptığını bilmez bir halde bocalıyor. Bir öyle, bir böyle derken, Türkiye zaman, para ve prestij kaybediyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi kapıya dayanınca, o zamanın tek muhalefet partisi diyor ki, bu seçimi yapmak için 367 mevcut gerekir. Kulak asmıyorlar ama bir yandan da tereddüt var. Seçim sırasında yoklama istemek için TBMM Genel Kurul Salonu'na giren CHP'lileri gören Meclis Başkanı Arınç, "Gördüm sizi, sobe, sayıyorum bak ha... Yazın, Ahmet, Ali, Veli, Aysel salonda. Saydım sizi, canıma değsin!" diyerek 367'yi tamamlamaya çalışıyor. Yok, olmuyor; muhalefetin dediği çıkıyor, cumhurbaşkanı seçimi yapılamıyor, genel seçim kararı alınıyor.
Bu arada öfkeleniyorlar elbette. 340 milletvekiline rağmen dayatma yapamadıkları için. Öfkeyle kalkıp Anayasa değişikliği yapıyorlar; acilen, düşünmeden, hesaplamadan... Referandumun ne zaman olacağına bakmadan, 11'inci Cumhurbaşkanı'nı halkın seçeceği bir Anayasa değişikliği. Hem parlamenter rejime aykırı bir düzenleme ile hem de tarihler açısından kargaşa yaratacak bir takvim ve yazım ile...
Genel seçim yapılıyor, 11'inci Cumhurbaşkanı MHP desteği ile uzlaşmasız, dayatma ile seçiliyor. Üniversiteler, hukukçular, muhalefet partileri uyarıyor: Arkadaşlar, bu referandum işi sakatlık çıkarır, düzenleyin!
Yok, yine yok. Cevap vermiyor, "işlerine bakıyorlar". Nasılsa Başbakan herkes kendi işine baksın istiyor.
Sonuç: Fiyasko, skandal, kaos, kargaşa. Salı günü Başbakan sorulara cevap veriyor: 11'inci Cumhurbaşkanı zaten seçildi, Anayasa değişikliği normal seyrinde devam eder... Perşembe günü AKP harekete geçiyor, 11 Eylül 2007'den beri gümrük kapılarımızda oylanan anayasa değişiklik paketinde değişiklik yapmaya kalkıyor. Ne oldu ki salıdan perşembeye?
Yahu Sayın AKP yetkilileri! Biz sandığa gidelim, oy verelim. Verdiğimiz oyun anlamını sonradan belirleyin! Olacak iş mi? Olur, olur. Burası Türkiye!
Bari şöyle yapalım. Genel seçimlerde halk renksiz, sivil, karşılıkları olmayan kutulara rastgele mühür bassın. Seçimden sonra kutuların hangi partilere karşılık geldiğine karar verilsin. Hatta olmadı, kura çekilsin!
Bir taraftan aynı AKP, anayasayı toptan değiştirmeye hazırlanıyor. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusu orada da var. Yakın zamanda onun için de referandum olacağı söyleniyor. Bir referandum 200 milyon YTL civarı bir masrafla yapılıyor. Şimdi bu parayı neden fazladan harcıyoruz? Şu anda acilen bu değişikliği gerektiren bir durum mu var? Cumhurbaşkanı seçildi. Genel seçim yeni yapıldı (anayasa değişikliği dört yılda bir seçim maddesi de içeriyor). Üstelik istersen istediğin zaman erken seçim yapma yetkin de var. Öyleyse bu 200 milyon YTL neden harcanıyor? Anlamı ne?
Hukukçular uyarıyor, YSK'dan bir ses çıksa diye herkes bekliyor; günler geçiyor, siyasette bocalama, kargaşa, fiyasko devam ediyor. Gümrük kapılarında oy verme işlemi ise sürüyor. İnsanlar neye oy veriyor, belli değil!
Bu arada, AKP'nin bir de evlere şenlik "Sivil AKP-Tayyip Erdoğan Anayasası" planları var, onlar da devam ediyor (mu?). Yöntem, içerik, öyle mi, böyle mi, derken, bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Başbakan ayrı telden, ekibi ayrı telden çalıyor. "Herkes işine baksın, otursun yerine" derken, "katılımcı", "demokratik", "uzlaşmacı" bir süreç ile anayasa hazırlıyor AKP! Aman ne güzel! Referandum ısrarı ile bu konuları bir araya getirince, sanki bu anayasa işinde çuvallama ihtimali AKP çevrelerinde de ağır basıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Yoksa zaten birkaç ay sonra toptan değiştireceğin bir anayasada tam yedi yıl sonrası için neden değişiklik yapsınlar ki?
Gelelim Muhalefete
CHP genel olarak dökülüyor. Koltuğunu bir türlü bırakmayan ve bu tavrı ile seçimlerde adeta AKP'ye fayda sağlayan Deniz Baykal, muhalif sesleri partiden atıyor. Taşra teşkilatlarında görevden almalar birbirini izliyor. Şükürler olsun, AKP o kadar beceriksiz davranıyor ki, CHP'nin siyasi konularda söyleyeceği çok şey var; elleri boş kalmıyor. Yine de bu ortamda CHP'den etkili bir muhalefet beklemek biraz hayal gibi oluyor...
CHP'nin seçimde aldığı sonuç ve Cumhurbaşkanı seçimi sırasındaki "küskün" tavrı nedeniyle işte Ana Muhalefet görevini alacak parti: MHP! şeklinde takdim edilen diğer muhalefet grubu, önce Abdullah Gül'ün seçilmesine destek oluyor, sonra köşesine çekiliyor. Olgun olun, devlet adamı gibi davranın, kriz çıkarmayın, tamam da, seçim meydanlarında AKP'yi Yüce Divan'a göndermek için oy istemiştiniz, bari biraz da muhalefet yapsanız? Neredesiniz Devlet Bey? Anayasa konusundaki tavrınız nedir? Devam eden süreç konusundaki değerlendirmeniz nasıl?
DTP eline geçen tarihi fırsatı "yemişim ben fırsatı, girdik meclise, gelsin tezkere" edasıyla neredeyse kaçırmış durumda. Türkiye'nin Partisi olacağım derken, son katliam üzerine yaptığı yorumlarla artık kendi bölgesinin partisi olmaktan bile çok uzak. Dağdaki kardeşlerine terörist demeyenler, köydeki kardeşlerinin katliamına da tepki veremezse, biz bu DTP'yi nasıl destekleyeceğiz? Nasıl olacak da, baraj sorununu aşıp meclise girmeleri, sorunları bu yüce çatı altına taşımaları iyi oldu diyeceğiz? Hangi söylemine güvenerek DTP ırkçı-ayrımcı parti değildir, PKK'nın uzantısı değildir diye düşüneceğiz?
DSP genel olarak sessiz, sakin, gücü az. Bağımsızların sesini duyurması zaten çok zor.
Bütün bu ortam içinde, zaman akıp gidiyor. Cari açık büyüyor, erik ile hesaplanan enflasyon yüzümüzü güldürüyor. İşsizlik almış yürümüş, kime ne? Biz öğretim üyesi olmayan üniversiteler açalım, gerisi hikâye...
İktidarı, muhalefeti... Bu memlekete zarar veriyor, görevini yapmıyor. Alternatif çıkmıyor, sistem çıkmasına engel oluyor. Liberallerle Cumhuriyetçilerin takımları maç yapıyor, halk kıvranıyor.
Varsın olsun, dolar düşüyor
Adli Eylemcilik muhalifleri, yargıçların koşullar ne olursa olsun, yasanın harfine uygun hareket etmesi gerektiğini savunuyorlar. Onlara göre, aksi, yargıçların kendi yasalarını yazmaları anlamına gelir ki, bu Yasama Erkinin Gaspı demektir. Ayrıca, kanunlara itaati imkânsız kılar. Onlara göre yaşayan anayasa oluşturma düşüncesi de işlevsel değildir, çünkü kimin ne zaman hangi kararı vereceğini kestirmeyi imkânsız kılar, koasa yol açar; gayri ciddi davaların açılmasına neden olur. Dahası, kuvvetler ayırımı ilkesini ihlal eder. Yasamanın amacı yasaları ya da hükümet politikalarını yorumlamak olmamalı, yargıçlar kararlarını yürürlükteki yasaların harfine göre vermelidirler. Buna karşın, yasa yapma yetkisi sadece ve sadece seçilmiş parlamentolara ait olmalıdır. Yasalara müdahale eden yargıçlar, yasa-dışı iş yapmış olurlar. Adli eylemcilik muhaliflerinin bir adı da asılcılar.(12) Dini alandaki köktenciler hatırlatan bu terim, yasanın ilk haline sadık kalınması gereğini savunuyor.
Neticeyi kelâm, memleketimizin halleri öyle bilinmedik haller değil. Dünyada ilk kez biz başımıza da gelmiyor. Felâket tellallığını bırakıp, demokrasinin cilveleri diye bakmak lâzım olan bitene.
(1) judicial activism
(2) activist judge
(3) kullanılan sözcükler: subverts, misuses, grossly misinterprets, ignores, flouts
(4) overrule
(5) majoritarianism
(6) Supreme Court
(7) Chief Justice of the United States
(8) Associate Justices
(9) Black, Douglas, Murphy ve Rutledge
(10) Frankfurter, Jackson, Burton
(11) Reed, Winson
(12) originalists
