Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
YAZAR: Natalie Babbitt
Kasabanın girişinde Fosterlere ait, üzerinde sanki dersin Bana girmeyin diye levha bulunan, kare şeklinde bîr ev ve bir koru vardır. Bu koruya da şimdiye kadar hiç kimse gitmemiştir. Evin tek çocuğu VVinnie de oraya hiç gitmemiştir. Zaten, buraya birileri girmiş olsa idi, ortadaki dişbudak ağacının kökleri arasın*dan çıkan küçük pınarı, çakıl taşlarıyla gizlenmiş olmasına rağ*men bulacaklardı. İşte o zaman öyle büyük bir felâket olurdu ki; bu ihtiyar ve yorgun dünya, ateşten çekirdeğine kadar zangır zangır titrerdi.
Ağustosun ilk günlerinden birinde, bayan Mae Tuc erken uyandı ve yanında uyuyan kocasına bakarak Çocuklar yarın eve gelecekler dedi. Agnus aniden uyandı ve Benİ niye uyandırdın, hepimizin cennete gittiği o rüyayı görüyordum deyince, kadın Sü*rekli o rüyayı görmenin ya yararı var ki? Nasılsa hiçbir şey değişmeye*cek diyerek cevap verdi. Sonra yerinden kalktı ve gelecek oğulla*rını karşılamak için, kasabaya gitmek üzere hazırlık yapmaya başladı. Bu arada, kendisi, kocası ve oğullan Mıles ve Jessenin seksen yedi senedir hayallerini aynı gösteren aynaya bakmayı da ihmal etmedi.
Winnie, demir parmaklıkların arkasındaki sert otların üzeri*ne oturmuş, bir yandan, ilerdeki kurbağaya bir yandan çakıl taşla*rı atıyor, bir yandan da, kendisinden başka bir kardeşi olmadığı için, evde sürekli kendisi ile ilgilenildiğinden şikayette bulunu*yordu. Artık sıkıldım, kendim olmalıyım, dünyayı değiştirecek ilgi çekici bir şeyler yapmalıyım. Bunun için de evden kaçmahyım. Hele bir sabah olsun bakalım. Aynı günün akşamı, ince, zayıf, üzerinde san limon rengi el*bise bulunan bir adam, kapılarının önüne kadar gelerek VVinnie ile konuşmaya başladı. Bu arada, büyük annesi evden gelip bu konuşma ve görüşmeye engel oldu. Aynı anda, korudan bir me*lodi sesi yükselmeye başladı. Yaşlı kadın, çocuğun elinden tutup içeri götürürken, diğer yandan da Allahım, bunca sene sonra geri döndüler! diye, söylendi. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.VVinnie, sabah erkenden uyandı. Dışarı çıkıp, koruya gitme*ye kararlıydı. Nitekim çıktı da. Koruda yürürken, Niye daha önce buraya gelmedim, harika bir yermiş diye kendi kendine konuştu. Her tarafta minik yaratıklar vardı. Kuşlar, böcekler, sincaplar, karıncalar Birden, ilerde ışığın daha parlak olduğu ve dalların azaldığı tarafta bir şeylerin kımıldadığını gördü. Ya bunlar orman perüerİyse diyerek korkuyla çömeldi. Sonra, merakla biraz İlerle*yince, ağacın gövdesine yaslanmış, kahverengi kıvırcık saçlı, fakir giysili, ayağında ayakkabısı olmayan kendisinden büyük bir deli*kanlı gördü. Bu arada, çocuk yere eğildi ve kaldırdığı taşın altın*dan akan suya ağzını dayayarak içti. Kafasını kaldırınca da VVinnie ile göz göze geldi. Çocuğun ismi Jesse Tuck idi ve hem on yedi hem yüz dört yaşında olduğunu söylüyordu. Bu arada, bir ses duyuldu. Gelenler vardı. Bunlar bayan Mae Tuck ve Jessenin ağabeyi Milesdi. Kadın, kızı suyun başında görünce beyazlaşan yüzü ile Evet çocuklar, sonunda olabilecek en kötü şey de başımıza geldi dedi.
Sonra, Winnieyi de alıp oradan, atları ile hızla uzaklaştılar. VVinnie korkmuş, bir an önce evine gitmek istiyordu. Bir yerde durdular. Çocuğa Korkma yavrum, sana her şeyi anlatacağız dese*ler de, çocuk korkuyordu. Kadın cebinden müzik kutusunu çıkar*dı ve kurunca VVİnnienin koruda duyduğu müzik sesinin aynısı çalmaya başladı. Orman perilerinin müziği dedi, VVinnie. Kadın da, Hayır tatlım, sadece benim müzik kutumu. Başkalarının duyabile*ceğini hiç düşünmemiştim diye cevap verdi. Müzik kutusu küçük kızı rahatlatmıştı. Kadın kıza dönerek: Beni dinle, inan bana biz dostuz. Fakat bize yardımcı olmalısın. Gel şöyle otur da sana sebebini anlatayım dedi.
Kız, hiç bu kadar tuhaf bir hikâye duymamıştı. Seksen yedi yıl önce Tucklar oturacak bir yer bulmak için doğudan gelmişlerdi. Gördükleri ormana girmiş, o ağacın dibindeki pınara rastlamış ve suyundan içmişlerdi. Sonra tekrar yollarına devam etmişler, ormanın bittiği sakin bir vadide çiftliklerini kurmuşlardı. Bu ara*da, bazı olaylar yaşamışlardı. Örneğin Jesse tepe üstü ağaçtan düşmüş; avcılar geyik zannederek, atlarını vurmuş; babalarını yılan sokmuş; Mae elini kesmiş, ancak hiç birine en ufak bir şey olmamıştı. Ayrıca, aradan onlarca yıl geçtiği halde, hiçbiri ihtiyarlamıyordu. Miles üzüntüyle: Evlenmiştim, iki çocuğum vardı. Fakat, halen yirmi İki yaşında görünüyordum. Sonunda karım ruhumu şeytana sattığıma karar verdi ve çocuklarımı da alarak beni terk etti dedi. Dostlarımız da aynısını yaptılar, bizden uzaklaşmaya başladılar. Cadı olduğumuzu, büyü ile uğraştığımızı yaydılar. Mecburen, çiftliği*mizi terk ettik. Çingeneler gibi yaşıyorduk. Buraya da geldik. Korunun İçine girdiğimizde, ağacı ve pınarı görünce daha önce geldiğimizi hatır*ladık, bu pınarın yerini başkalarının öğrenmesinin çok kötü olacağını anladık, anlıyor musun kızım? O pınarın suyu hiç değişmemene sebep oluyor. Eğer bugün o sudan İçseydin, sonsuza kadar küçük kız olarak kalacak, hiç büyümeyecektin dedi.
Winnie, çok masal dinlemiş, ancak böylesini duymamıştı. Kadın, Wİnnieye: Annen baban merak eder. Seni evine götüreceğiz. Ancak sen de bu sırrımızı hiç kimseye söylemeyeceksin, anlaştık mı? diye sordu. Kız, anlaştık diye cevapladı. VVinnie, artık bu insan*lardan korkmuyor, onları dostu sayıyordu. Her şey çok güzeldi. Ancak, o sarı elbiseli adamın bütün konuşmaları duyduğunun farkına varmamışlardı . VVİnnieye de yanlarına alıp, kendi çift*liklerine getirdiler ve VVinnie, böylece ailenin diğer fertlerini de tanımış oldu.
Winnieye evlerini gezdirdiler. VVinnie, bir bu evdeki, toza, düzensizliğe, dağınıklığa bakıyor; bir de kendi evlerindeki, hasta*lık derecesindeki temizlik düşkünlüğünü, düzenliliği düşünüyor*du. Ancak, burada özgürlük olduğu kesindi. Öyle ya, burada Şurayı dağıtma, buraya girme diye kimse karışmıyordu. Yemek yerken de, peçete vb. yoktu. Herkes konuşmadan sadece yemeği*ni yiyordu. Winnieyi aramaya çıkacakları kesindi. Bu nedenle bir an ön*ce, evine götürülmesi gerekiyordu. Ama, hiç kimseye bir şey söy*lemeyeceğini garantiye almak gerekiyordu. Bu nedenle baba Agnus, büyük sırrı açıklamak için, VVinnieyi kayıkla gölün orta*sına getirdi ve anlatmaya başladı: Her şey dönen bir çarkın parçası*dır. Ölmek ve doğmak da. Bir parçayı alıp geri kalanım görmezden gele*mezsin. Bütünün bir parçası olmak Tannnın bir lütfudur. Fakat biz Tucklar bundan faydalanamıyoruz. Hayatta kalmak zorlu bir iş, fakat bizim gibi olursan aynı zamanda yararsız da. Hiçbir manası yoktur. Şayet yeniden çarkın bir parçası olmanın yolunu bulsayâım, bir dakika bile beklemezdim. Eğer Ölüm yoksa hayatın ne anlamı var ki? O zaman yaşam olarak adlandıramazsın bile. Biz sadece varız, buradayız, yol kenarındaki taşlar gibi .
Eğer insanlar, pınarın varlığım bilselerdi, sinek gibi koşa koşa gelip başına üşüşür, biraz içebilmek için birbirlerini çiğnerlerdi Ve her şey değişecek, sadece insanlar değişmeyeceklerdi. Anlıyor musun yav*rum? Winnie, donmuş bir şekilde dinliyordu. Bu esnada, kıyıdan, atın çalındığı haberini verdiler ve dönmelerini istediler.
San elbiseli adam, Tuckların yaşlı atını VVinnieIerin evinin kapısının önündeki direğe bağladı ve içeri girdi. Size güzel haber*ler getirdim, kızınızın nerede olduğunu biliyorum dedi. Ancak, çocu*ğun yerini söylemek İçin, ailesinden, sahibi bulundukları koruyu kendisine ücretsiz olarak vermelerini istiyordu. Çocukları için razı oldular. Sonra hep birlikte şerifin ofisine gittiler.
Sonra, şerifle sarı elbiseli adam, birlikte, VVinnienin kaçırıl*dığı Duckların çiftliğine doğru gece yarısı atlarıyla yol almaya başladılar.
VVinnie sabah erkenden uyandı. Sonra ailenin diğer fertleri de uyandılar. Sabah kahvaltıya otururken VVinnie, Duck ailesi için, iyi insanlar diye düşünüyordu. Kahvaltı yaparken kapıçaldı ve açtılar. Sarı elbiseli adam karşılanndaydı. Şerifin atı ya*vaş gittiği için, o Şerifi ikna ederek, önden gelmişti. İçeri girdi ve Fazla vaktimiz yok. Bu nedenle çabuk konuşaca*ğım deyip anlatmaya başladı: Çocukluğumda hep masallarla ve efsanelerle büyüdüm. Ancak, bunların doğru olduğuna inanmıyordum. Sevgili büyükannemin arkadaşı ile ilgili anlattığı bir hikâye de bunların arasındaydı. Hiç yaşlanmayan insanları anlatıyordu. Bir gün bana hiç yaşlanmayan ailenin fertlerinden birisinin bir müzik kutusu olduğunu da söyledi. O müzik kutusundaki melodiyi ezberledim ve yıllarca unut*madım. O kutudaki sesi iki gün önce duyduğum vakit kendi kendime işte o ses dedim. Sonra da cebinden, o korunun ve pınarın artık kendisine ait olduğunu gösteren imzalı anlaşmayı gösterdi. Bundan sonra, suyu sayılı sayıdaki kişilere satacağını, isterlerse kendilerinin de onunla çalışabileceklerini söyledi. Aile hep bir ağızdan, Hayır! Bu sırrı hiç kimse oğrenmemeli diye haykırdı. Sarı elbiseli sız bilirsi*niz diyerek, konuşulanları dinledikçe kendisinden nefret eden VVinnieyi kolundan tuttuğu gibi dışarı çıktı. Ancak, Mae tüfekle karşılarına çıkıp engel olmak istedi. Neticede, sarı elbiseli kadın tarafından ensesine vurulan tüfekle ağır bir şekilde yaralanarak yere düştü. Şerif, bulunduğu yerden tüm bu olanları görmüştü. Winnie, şerife ailenin kendisini kaçırmadığını, kendi isteği ile geldiğini söyledi ve ekledi: Onlar benim dostlanmdır. Ancak, şerif de görevini yapmak zorundaydı. Bu nedenle, yaralıyı eve taşıyıp ilgilenmelerini söyledikten sonra, yanına VVinnie ve Maeyi alarak yola çıktı.
Evlerine geldiklerinde, hepsi sevinçle VVinnieyi kucakladı*lar. VVinnie onlara da kaçırılmadığını, kendi isteği ile gittiğini söylemekle kalmayıp, çok güzel günler geçirdiğini de ekledi. Ai*leye göre çocukları kurtulmuştu ya, gerisi pek önemli değildi. Winnie ise bütün gün ve gece yatana kadar hep Ölümsüz aileyi düşündü. Bu sırrın açığa çıkmamasının doğru olacağına karar verdi. Bu arada ne yapıp edip, Maenin de asılmasını da önlemek gerekiyordu.
Ertesi gün sabah, Şerif geldi ve adamın Öldüğü haberini ver*di. Artık, kadının asılacağı kesindi.
Winnie de o sabah kalkmış, kendisini yalnız bırakmayan bü*yük annesi ile birlikte kurbağaları ile konuşmak için koruya doğ*ru yürüyüşe çıkmıştı. Bu arada, Ölümsüz Aileden on yedi(seksen iki) yaşındaki Jesseyi gördü. Jesse ona, bu gece annele*rini tutuklu olduğu yerden kaçıracaklarını, bu nedenle bir daha görüşmelerinin mümkün olmayacağını söylemiş ve onyedi yaşına geldiğinde içmesi için, ona bir şişe de pınarın suyundan getirmiş*ti. Çünkü niyeti, Wİnnie ile evlenmekti. Ona göre, kız kendi yaşı*na (onyedi) geldiği vakit sudan içecek ve hep aynı durumda kala*cak, sonra mutlaka bir araya gelecek ve evleneceklerdi. Winnie kaçırma işinde onlara yardım edebileceğini söyledi. Wİnnie o günü sabırsızlık içinde geçirdi. Yatağa girince de hep aileyi ve Jessemn kendisine söylediklerini düşündü. Gece yarısına beş dakika kala, yatağından kalktı, giyindi ve kimseye fark ettirmeden sessizce evden çıktı. Hızla, şerifin bürosunun olduğu yere doğru yürümeye baş*ladı. Yaklaştığında Agnus, Miles ve Jessenin orada olduklarını gördü. Hepsi, Winnieyi hasretle kucakladıktan sonra, hep birlikte ofisin arkasına gidip, Maeyi kaçırma çalışmalarına giriştiler. Arka pencerenin tahta çivilerini ustalıkla söküp, demir parmaklığı ye*rinden çıkardılar. Sonra, Maeyi pencereden aşağı çektiler. Hepsi, gözyaşları içinde, VVinnieye sarılıp vedalaştılar. Sonra, VVinnieyi yukarı çıkarıp, Maenin yerine gözaltı yerine girmesine yardımcı oldular. Çıkardıkları çerçeveyi tekrar yerine taktıktan sonra uzak*laşıp, gözden kayboldular. Şimdi Maenin yerinde, VVinnie vardı.
Sabah şerif nezarethanenin kapısını açtığında, öfkeden kıp*kırmızı oldu. VVinnieye Suçlu birine yardım ettiğin için, artık sen de suçlusun dedi. Ne var ki, yaşı ceza alamayacağı kadar küçük olduğu için, ailesinin gözetiminde salıverdiler. VVinnie, başını annesinin göğsüne yaslayarak, Onlar benim dostumdu. Bu yüzden yardım ettim dedi
Mae ve Agnus, Treegapa hoş geldiniz levhasının altında şaşkın şaşkın etrafı inceliyorlardı. Her taraf dükkân ve mağaza ile dolmuştu. Koru diye de bir şey kalmamıştı. Çıkan bir yangın neticesinde bütün ağaçların yandığını, sonra dozerlerin, yanan araziyi dümdüz ettiklerini, pınarın da yok olduğunu öğrendiler. Sonra yavaş yavaş mezarlığa doğru yürüdüler. Bir aile mezarlığı*nın önüne gelince durdular. Baktıkları mezar taşında İyi Eş İyi Anne Wnifred Poster jackson, 1870-1948″ yazdığını görünce, VVinienin suyu içmemiş olduğunu anladılar. Yaşlı gözleriyle, Ulu Tanrım dedi Agnus, İki sene önce gitmiş. Sonra da gözlerini silerek, Akıllı Kız dedi.
Sonra yeniden yola koyuldular. Treegap geride kalmıştı. Duyulan sadece, müzik kutusunun melodisi idi.
Kasabanın girişinde Fosterlere ait, üzerinde sanki dersin Bana girmeyin diye levha bulunan, kare şeklinde bîr ev ve bir koru vardır. Bu koruya da şimdiye kadar hiç kimse gitmemiştir. Evin tek çocuğu VVinnie de oraya hiç gitmemiştir. Zaten, buraya birileri girmiş olsa idi, ortadaki dişbudak ağacının kökleri arasın*dan çıkan küçük pınarı, çakıl taşlarıyla gizlenmiş olmasına rağ*men bulacaklardı. İşte o zaman öyle büyük bir felâket olurdu ki; bu ihtiyar ve yorgun dünya, ateşten çekirdeğine kadar zangır zangır titrerdi.
Ağustosun ilk günlerinden birinde, bayan Mae Tuc erken uyandı ve yanında uyuyan kocasına bakarak Çocuklar yarın eve gelecekler dedi. Agnus aniden uyandı ve Benİ niye uyandırdın, hepimizin cennete gittiği o rüyayı görüyordum deyince, kadın Sü*rekli o rüyayı görmenin ya yararı var ki? Nasılsa hiçbir şey değişmeye*cek diyerek cevap verdi. Sonra yerinden kalktı ve gelecek oğulla*rını karşılamak için, kasabaya gitmek üzere hazırlık yapmaya başladı. Bu arada, kendisi, kocası ve oğullan Mıles ve Jessenin seksen yedi senedir hayallerini aynı gösteren aynaya bakmayı da ihmal etmedi.
Winnie, demir parmaklıkların arkasındaki sert otların üzeri*ne oturmuş, bir yandan, ilerdeki kurbağaya bir yandan çakıl taşla*rı atıyor, bir yandan da, kendisinden başka bir kardeşi olmadığı için, evde sürekli kendisi ile ilgilenildiğinden şikayette bulunu*yordu. Artık sıkıldım, kendim olmalıyım, dünyayı değiştirecek ilgi çekici bir şeyler yapmalıyım. Bunun için de evden kaçmahyım. Hele bir sabah olsun bakalım. Aynı günün akşamı, ince, zayıf, üzerinde san limon rengi el*bise bulunan bir adam, kapılarının önüne kadar gelerek VVinnie ile konuşmaya başladı. Bu arada, büyük annesi evden gelip bu konuşma ve görüşmeye engel oldu. Aynı anda, korudan bir me*lodi sesi yükselmeye başladı. Yaşlı kadın, çocuğun elinden tutup içeri götürürken, diğer yandan da Allahım, bunca sene sonra geri döndüler! diye, söylendi. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.VVinnie, sabah erkenden uyandı. Dışarı çıkıp, koruya gitme*ye kararlıydı. Nitekim çıktı da. Koruda yürürken, Niye daha önce buraya gelmedim, harika bir yermiş diye kendi kendine konuştu. Her tarafta minik yaratıklar vardı. Kuşlar, böcekler, sincaplar, karıncalar Birden, ilerde ışığın daha parlak olduğu ve dalların azaldığı tarafta bir şeylerin kımıldadığını gördü. Ya bunlar orman perüerİyse diyerek korkuyla çömeldi. Sonra, merakla biraz İlerle*yince, ağacın gövdesine yaslanmış, kahverengi kıvırcık saçlı, fakir giysili, ayağında ayakkabısı olmayan kendisinden büyük bir deli*kanlı gördü. Bu arada, çocuk yere eğildi ve kaldırdığı taşın altın*dan akan suya ağzını dayayarak içti. Kafasını kaldırınca da VVinnie ile göz göze geldi. Çocuğun ismi Jesse Tuck idi ve hem on yedi hem yüz dört yaşında olduğunu söylüyordu. Bu arada, bir ses duyuldu. Gelenler vardı. Bunlar bayan Mae Tuck ve Jessenin ağabeyi Milesdi. Kadın, kızı suyun başında görünce beyazlaşan yüzü ile Evet çocuklar, sonunda olabilecek en kötü şey de başımıza geldi dedi.
Sonra, Winnieyi de alıp oradan, atları ile hızla uzaklaştılar. VVinnie korkmuş, bir an önce evine gitmek istiyordu. Bir yerde durdular. Çocuğa Korkma yavrum, sana her şeyi anlatacağız dese*ler de, çocuk korkuyordu. Kadın cebinden müzik kutusunu çıkar*dı ve kurunca VVİnnienin koruda duyduğu müzik sesinin aynısı çalmaya başladı. Orman perilerinin müziği dedi, VVinnie. Kadın da, Hayır tatlım, sadece benim müzik kutumu. Başkalarının duyabile*ceğini hiç düşünmemiştim diye cevap verdi. Müzik kutusu küçük kızı rahatlatmıştı. Kadın kıza dönerek: Beni dinle, inan bana biz dostuz. Fakat bize yardımcı olmalısın. Gel şöyle otur da sana sebebini anlatayım dedi.
Kız, hiç bu kadar tuhaf bir hikâye duymamıştı. Seksen yedi yıl önce Tucklar oturacak bir yer bulmak için doğudan gelmişlerdi. Gördükleri ormana girmiş, o ağacın dibindeki pınara rastlamış ve suyundan içmişlerdi. Sonra tekrar yollarına devam etmişler, ormanın bittiği sakin bir vadide çiftliklerini kurmuşlardı. Bu ara*da, bazı olaylar yaşamışlardı. Örneğin Jesse tepe üstü ağaçtan düşmüş; avcılar geyik zannederek, atlarını vurmuş; babalarını yılan sokmuş; Mae elini kesmiş, ancak hiç birine en ufak bir şey olmamıştı. Ayrıca, aradan onlarca yıl geçtiği halde, hiçbiri ihtiyarlamıyordu. Miles üzüntüyle: Evlenmiştim, iki çocuğum vardı. Fakat, halen yirmi İki yaşında görünüyordum. Sonunda karım ruhumu şeytana sattığıma karar verdi ve çocuklarımı da alarak beni terk etti dedi. Dostlarımız da aynısını yaptılar, bizden uzaklaşmaya başladılar. Cadı olduğumuzu, büyü ile uğraştığımızı yaydılar. Mecburen, çiftliği*mizi terk ettik. Çingeneler gibi yaşıyorduk. Buraya da geldik. Korunun İçine girdiğimizde, ağacı ve pınarı görünce daha önce geldiğimizi hatır*ladık, bu pınarın yerini başkalarının öğrenmesinin çok kötü olacağını anladık, anlıyor musun kızım? O pınarın suyu hiç değişmemene sebep oluyor. Eğer bugün o sudan İçseydin, sonsuza kadar küçük kız olarak kalacak, hiç büyümeyecektin dedi.
Winnie, çok masal dinlemiş, ancak böylesini duymamıştı. Kadın, Wİnnieye: Annen baban merak eder. Seni evine götüreceğiz. Ancak sen de bu sırrımızı hiç kimseye söylemeyeceksin, anlaştık mı? diye sordu. Kız, anlaştık diye cevapladı. VVinnie, artık bu insan*lardan korkmuyor, onları dostu sayıyordu. Her şey çok güzeldi. Ancak, o sarı elbiseli adamın bütün konuşmaları duyduğunun farkına varmamışlardı . VVİnnieye de yanlarına alıp, kendi çift*liklerine getirdiler ve VVinnie, böylece ailenin diğer fertlerini de tanımış oldu.
Winnieye evlerini gezdirdiler. VVinnie, bir bu evdeki, toza, düzensizliğe, dağınıklığa bakıyor; bir de kendi evlerindeki, hasta*lık derecesindeki temizlik düşkünlüğünü, düzenliliği düşünüyor*du. Ancak, burada özgürlük olduğu kesindi. Öyle ya, burada Şurayı dağıtma, buraya girme diye kimse karışmıyordu. Yemek yerken de, peçete vb. yoktu. Herkes konuşmadan sadece yemeği*ni yiyordu. Winnieyi aramaya çıkacakları kesindi. Bu nedenle bir an ön*ce, evine götürülmesi gerekiyordu. Ama, hiç kimseye bir şey söy*lemeyeceğini garantiye almak gerekiyordu. Bu nedenle baba Agnus, büyük sırrı açıklamak için, VVinnieyi kayıkla gölün orta*sına getirdi ve anlatmaya başladı: Her şey dönen bir çarkın parçası*dır. Ölmek ve doğmak da. Bir parçayı alıp geri kalanım görmezden gele*mezsin. Bütünün bir parçası olmak Tannnın bir lütfudur. Fakat biz Tucklar bundan faydalanamıyoruz. Hayatta kalmak zorlu bir iş, fakat bizim gibi olursan aynı zamanda yararsız da. Hiçbir manası yoktur. Şayet yeniden çarkın bir parçası olmanın yolunu bulsayâım, bir dakika bile beklemezdim. Eğer Ölüm yoksa hayatın ne anlamı var ki? O zaman yaşam olarak adlandıramazsın bile. Biz sadece varız, buradayız, yol kenarındaki taşlar gibi .
Eğer insanlar, pınarın varlığım bilselerdi, sinek gibi koşa koşa gelip başına üşüşür, biraz içebilmek için birbirlerini çiğnerlerdi Ve her şey değişecek, sadece insanlar değişmeyeceklerdi. Anlıyor musun yav*rum? Winnie, donmuş bir şekilde dinliyordu. Bu esnada, kıyıdan, atın çalındığı haberini verdiler ve dönmelerini istediler.
San elbiseli adam, Tuckların yaşlı atını VVinnieIerin evinin kapısının önündeki direğe bağladı ve içeri girdi. Size güzel haber*ler getirdim, kızınızın nerede olduğunu biliyorum dedi. Ancak, çocu*ğun yerini söylemek İçin, ailesinden, sahibi bulundukları koruyu kendisine ücretsiz olarak vermelerini istiyordu. Çocukları için razı oldular. Sonra hep birlikte şerifin ofisine gittiler.
Sonra, şerifle sarı elbiseli adam, birlikte, VVinnienin kaçırıl*dığı Duckların çiftliğine doğru gece yarısı atlarıyla yol almaya başladılar.
VVinnie sabah erkenden uyandı. Sonra ailenin diğer fertleri de uyandılar. Sabah kahvaltıya otururken VVinnie, Duck ailesi için, iyi insanlar diye düşünüyordu. Kahvaltı yaparken kapıçaldı ve açtılar. Sarı elbiseli adam karşılanndaydı. Şerifin atı ya*vaş gittiği için, o Şerifi ikna ederek, önden gelmişti. İçeri girdi ve Fazla vaktimiz yok. Bu nedenle çabuk konuşaca*ğım deyip anlatmaya başladı: Çocukluğumda hep masallarla ve efsanelerle büyüdüm. Ancak, bunların doğru olduğuna inanmıyordum. Sevgili büyükannemin arkadaşı ile ilgili anlattığı bir hikâye de bunların arasındaydı. Hiç yaşlanmayan insanları anlatıyordu. Bir gün bana hiç yaşlanmayan ailenin fertlerinden birisinin bir müzik kutusu olduğunu da söyledi. O müzik kutusundaki melodiyi ezberledim ve yıllarca unut*madım. O kutudaki sesi iki gün önce duyduğum vakit kendi kendime işte o ses dedim. Sonra da cebinden, o korunun ve pınarın artık kendisine ait olduğunu gösteren imzalı anlaşmayı gösterdi. Bundan sonra, suyu sayılı sayıdaki kişilere satacağını, isterlerse kendilerinin de onunla çalışabileceklerini söyledi. Aile hep bir ağızdan, Hayır! Bu sırrı hiç kimse oğrenmemeli diye haykırdı. Sarı elbiseli sız bilirsi*niz diyerek, konuşulanları dinledikçe kendisinden nefret eden VVinnieyi kolundan tuttuğu gibi dışarı çıktı. Ancak, Mae tüfekle karşılarına çıkıp engel olmak istedi. Neticede, sarı elbiseli kadın tarafından ensesine vurulan tüfekle ağır bir şekilde yaralanarak yere düştü. Şerif, bulunduğu yerden tüm bu olanları görmüştü. Winnie, şerife ailenin kendisini kaçırmadığını, kendi isteği ile geldiğini söyledi ve ekledi: Onlar benim dostlanmdır. Ancak, şerif de görevini yapmak zorundaydı. Bu nedenle, yaralıyı eve taşıyıp ilgilenmelerini söyledikten sonra, yanına VVinnie ve Maeyi alarak yola çıktı.
Evlerine geldiklerinde, hepsi sevinçle VVinnieyi kucakladı*lar. VVinnie onlara da kaçırılmadığını, kendi isteği ile gittiğini söylemekle kalmayıp, çok güzel günler geçirdiğini de ekledi. Ai*leye göre çocukları kurtulmuştu ya, gerisi pek önemli değildi. Winnie ise bütün gün ve gece yatana kadar hep Ölümsüz aileyi düşündü. Bu sırrın açığa çıkmamasının doğru olacağına karar verdi. Bu arada ne yapıp edip, Maenin de asılmasını da önlemek gerekiyordu.
Ertesi gün sabah, Şerif geldi ve adamın Öldüğü haberini ver*di. Artık, kadının asılacağı kesindi.
Winnie de o sabah kalkmış, kendisini yalnız bırakmayan bü*yük annesi ile birlikte kurbağaları ile konuşmak için koruya doğ*ru yürüyüşe çıkmıştı. Bu arada, Ölümsüz Aileden on yedi(seksen iki) yaşındaki Jesseyi gördü. Jesse ona, bu gece annele*rini tutuklu olduğu yerden kaçıracaklarını, bu nedenle bir daha görüşmelerinin mümkün olmayacağını söylemiş ve onyedi yaşına geldiğinde içmesi için, ona bir şişe de pınarın suyundan getirmiş*ti. Çünkü niyeti, Wİnnie ile evlenmekti. Ona göre, kız kendi yaşı*na (onyedi) geldiği vakit sudan içecek ve hep aynı durumda kala*cak, sonra mutlaka bir araya gelecek ve evleneceklerdi. Winnie kaçırma işinde onlara yardım edebileceğini söyledi. Wİnnie o günü sabırsızlık içinde geçirdi. Yatağa girince de hep aileyi ve Jessemn kendisine söylediklerini düşündü. Gece yarısına beş dakika kala, yatağından kalktı, giyindi ve kimseye fark ettirmeden sessizce evden çıktı. Hızla, şerifin bürosunun olduğu yere doğru yürümeye baş*ladı. Yaklaştığında Agnus, Miles ve Jessenin orada olduklarını gördü. Hepsi, Winnieyi hasretle kucakladıktan sonra, hep birlikte ofisin arkasına gidip, Maeyi kaçırma çalışmalarına giriştiler. Arka pencerenin tahta çivilerini ustalıkla söküp, demir parmaklığı ye*rinden çıkardılar. Sonra, Maeyi pencereden aşağı çektiler. Hepsi, gözyaşları içinde, VVinnieye sarılıp vedalaştılar. Sonra, VVinnieyi yukarı çıkarıp, Maenin yerine gözaltı yerine girmesine yardımcı oldular. Çıkardıkları çerçeveyi tekrar yerine taktıktan sonra uzak*laşıp, gözden kayboldular. Şimdi Maenin yerinde, VVinnie vardı.
Sabah şerif nezarethanenin kapısını açtığında, öfkeden kıp*kırmızı oldu. VVinnieye Suçlu birine yardım ettiğin için, artık sen de suçlusun dedi. Ne var ki, yaşı ceza alamayacağı kadar küçük olduğu için, ailesinin gözetiminde salıverdiler. VVinnie, başını annesinin göğsüne yaslayarak, Onlar benim dostumdu. Bu yüzden yardım ettim dedi
Mae ve Agnus, Treegapa hoş geldiniz levhasının altında şaşkın şaşkın etrafı inceliyorlardı. Her taraf dükkân ve mağaza ile dolmuştu. Koru diye de bir şey kalmamıştı. Çıkan bir yangın neticesinde bütün ağaçların yandığını, sonra dozerlerin, yanan araziyi dümdüz ettiklerini, pınarın da yok olduğunu öğrendiler. Sonra yavaş yavaş mezarlığa doğru yürüdüler. Bir aile mezarlığı*nın önüne gelince durdular. Baktıkları mezar taşında İyi Eş İyi Anne Wnifred Poster jackson, 1870-1948″ yazdığını görünce, VVinienin suyu içmemiş olduğunu anladılar. Yaşlı gözleriyle, Ulu Tanrım dedi Agnus, İki sene önce gitmiş. Sonra da gözlerini silerek, Akıllı Kız dedi.
Sonra yeniden yola koyuldular. Treegap geride kalmıştı. Duyulan sadece, müzik kutusunun melodisi idi.
ÖLÜMSÜZ AİLE
Kasabanın girişinde Fosterlere ait üzerinde sanki dersin Bana girmeyin diye levha bulunan kare şeklinde bîr ev ve bir koru vardır. Bu koruya da şimdiye kadar hiç kimse gitmemiştir. Evin tek çocuğu VVinnie de oraya hiç gitmemiştir. Zatenburaya birileri girmiş olsa idi ortadaki dişbudak ağacının kökleri arasın(Sansürlü Kelime)dan çıkan küçük pınarı çakıl taşlarıyla gizlenmiş olmasına rağ(Sansürlü Kelime)men bulacaklardı. İşte o zaman öyle büyük bir felâket olurdu ki; bu ihtiyar ve yorgun dünya ateşten çekirdeğine kadar zangır zangır titrerdi.
Ağustosun ilk günlerinden birinde bayan Mae Tuc erken uyandı ve yanında uyuyan kocasına bakarak Çocuklar yarın eve gelecekler dedi. Agnus aniden uyandı ve Benİ niye uyandırdın hepimizin cennete gittiği o rüyayı görüyordum deyincekadın Sü(Sansürlü Kelime)rekli o rüyayı görmenin ya yararı var ki? Nasılsa hiçbir şey değişmeye(Sansürlü Kelime)cek diyerek cevap verdi. Sonra yerinden kalktı ve gelecek oğulla(Sansürlü Kelime)rını karşılamak için kasabaya gitmek üzere hazırlık yapmaya başladı. Bu arada kendisi kocası ve oğullan Mıles ve Jessenin seksen yedi senedir hayallerini aynı gösteren aynaya bakmayı da ihmal etmedi.
Winnie demir parmaklıkların arkasındaki sert otların üzeri(Sansürlü Kelime)ne oturmuş bir yandan ilerdeki kurbağaya bir yandan çakıl taşla(Sansürlü Kelime)rı atıyor bir yandan da kendisinden başka bir kardeşi olmadığı için evde sürekli kendisi ile ilgilenildiğinden şikayette bulunu(Sansürlü Kelime)yordu. Artık sıkıldım kendim olmalıyım dünyayı değiştirecek ilgi çekici bir şeyler yapmalıyım. Bunun için de evden kaçmahyım. Hele bir sabah olsun bakalım. Aynı günün akşamı ince zayıf üzerinde san limon rengi el(Sansürlü Kelime)bise bulunan bir adam kapılarının önüne kadar gelerek VVinnie ile konuşmaya başladı. Bu arada büyük annesi evden gelip bu konuşma ve görüşmeye engel oldu. Aynı andakorudan bir me(Sansürlü Kelime)lodi sesi yükselmeye başladı. Yaşlı kadın çocuğun elinden tutup içeri götürürken diğer yandan da Allahım bunca sene sonra geri döndüler! diye söylendi. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.VVinnie sabah erkenden uyandı. Dışarı çıkıp koruya gitme(Sansürlü Kelime)ye kararlıydı. Nitekim çıktı da. Koruda yürürken Niye daha önce buraya gelmedim harika bir yermiş diye kendi kendine konuştu. Her tarafta minik yaratıklar vardı. Kuşlarböcekler sincaplar karıncalar Birden ilerde ışığın daha parlak olduğu ve dalların azaldığı tarafta bir şeylerin kımıldadığını gördü. Ya bunlar orman perüerİyse diyerek korkuyla çömeldi. Sonra merakla biraz İlerle(Sansürlü Kelime)yince ağacın gövdesine yaslanmış kahverengi kıvırcık saçlı fakir giysili ayağında ayakkabısı olmayan kendisinden büyük bir deli(Sansürlü Kelime)kanlı gördü. Bu arada çocuk yere eğildi ve kaldırdığı taşın altın(Sansürlü Kelime)dan akan suya ağzını dayayarak içti. Kafasını kaldırınca da VVinnie ile göz göze geldi. Çocuğun ismi Jesse Tuck idi ve hem on yedi hem yüz dört yaşında olduğunu söylüyordu. Bu arada bir ses duyuldu. Gelenler vardı. Bunlar bayan Mae Tuck ve Jessenin ağabeyi Milesdi. Kadın kızı suyun başında görünce beyazlaşan yüzü ile Evet çocuklar sonunda olabilecek en kötü şey de başımıza geldi dedi.
Sonra Winnieyi de alıp oradan atları ile hızla uzaklaştılar. VVinnie korkmuş bir an önce evine gitmek istiyordu. Bir yerde durdular. Çocuğa Korkma yavrum sana her şeyi anlatacağız dese(Sansürlü Kelime)ler de çocuk korkuyordu. Kadın cebinden müzik kutusunu çıkar(Sansürlü Kelime)dı ve kurunca VVİnnienin koruda duyduğu müzik sesinin aynısı çalmaya başladı. Orman perilerinin müziği dedi VVinnie. Kadın da Hayır tatlım sadece benim müzik kutumu. Başkalarının duyabile(Sansürlü Kelime)ceğini hiç düşünmemiştim diye cevap verdi. Müzik kutusu küçük kızı rahatlatmıştı. Kadın kıza dönerek: Beni dinle inan bana biz dostuz. Fakat bize yardımcı olmalısın. Gel şöyle otur da sana sebebini anlatayım dedi.
Kız hiç bu kadar tuhaf bir hikâye duymamıştı. Seksen yedi yıl önce Tucklar oturacak bir yer bulmak için doğudan gelmişlerdi. Gördükleri ormana girmiş o ağacın dibindeki pınara rastlamış ve suyundan içmişlerdi. Sonra tekrar yollarına devam etmişler ormanın bittiği sakin bir vadide çiftliklerini kurmuşlardı. Bu ara(Sansürlü Kelime)da bazı olaylar yaşamışlardı. Örneğin Jesse tepe üstü ağaçtan düşmüş; avcılar geyik zannederek atlarını vurmuş; babalarını yılan sokmuş; Mae elini kesmiş ancak hiç birine en ufak bir şey olmamıştı. Ayrıca aradan onlarca yıl geçtiği halde hiçbiri ihtiyarlamıyordu. Miles üzüntüyle: Evlenmiştim iki çocuğum vardı. Fakat halen yirmi İki yaşında görünüyordum. Sonunda karım ruhumu şeytana sattığıma karar verdi ve çocuklarımı da alarak beni terk etti dedi. Dostlarımız da aynısını yaptılar bizden uzaklaşmaya başladılar. Cadı olduğumuzu büyü ile uğraştığımızı yaydılar. Mecburençiftliği(Sansürlü Kelime)mizi terk ettik. Çingeneler gibi yaşıyorduk. Buraya da geldik. Korunun İçine girdiğimizde ağacı ve pınarı görünce daha önce geldiğimizi hatır(Sansürlü Kelime)ladık bu pınarın yerini başkalarının öğrenmesinin çok kötü olacağını anladık anlıyor musun kızım? O pınarın suyu hiç değişmemene sebep oluyor. Eğer bugün o sudan İçseydinsonsuza kadar küçük kız olarak kalacak hiç büyümeyecektin dedi.
Winnie çok masal dinlemiş ancak böylesini duymamıştı. Kadın Wİnnieye: Annen baban merak eder. Seni evine götüreceğiz. Ancak sen de bu sırrımızı hiç kimseye söylemeyeceksin anlaştık mı? diye sordu. Kız anlaştık diye cevapladı. VVinnie artık bu insan(Sansürlü Kelime)lardan korkmuyor onları dostu sayıyordu. Her şey çok güzeldi. Ancak o sarı elbiseli adamın bütün konuşmaları duyduğunun farkına varmamışlardı . VVİnnieye de yanlarına alıp kendi çift(Sansürlü Kelime)liklerine getirdiler ve VVinnie böylece ailenin diğer fertlerini de tanımış oldu.
Winnieye evlerini gezdirdiler. VVinnie bir bu evdeki toza düzensizliğe dağınıklığa bakıyor; bir de kendi evlerindekihasta(Sansürlü Kelime)lık derecesindeki temizlik düşkünlüğünü düzenliliği düşünüyor(Sansürlü Kelime)du. Ancak burada özgürlük olduğu kesindi. Öyle ya burada Şurayı dağıtma buraya girme diye kimse karışmıyordu. Yemek yerken depeçete vb. yoktu. Herkes konuşmadan sadece yemeği(Sansürlü Kelime)ni yiyordu. Winnieyi aramaya çıkacakları kesindi. Bu nedenle bir an ön(Sansürlü Kelime)ce evine götürülmesi gerekiyordu. Ama hiç kimseye bir şey söy(Sansürlü Kelime)lemeyeceğini garantiye almak gerekiyordu. Bu nedenle baba Agnus büyük sırrı açıklamak için VVinnieyi kayıkla gölün orta(Sansürlü Kelime)sına getirdi ve anlatmaya başladı: Her şey dönen bir çarkın parçası(Sansürlü Kelime)dır. Ölmek ve doğmak da. Bir parçayı alıp geri kalanım görmezden gele(Sansürlü Kelime)mezsin. Bütünün bir parçası olmak Tannnın bir lütfudur. Fakat biz Tucklar bundan faydalanamıyoruz. Hayatta kalmak zorlu bir iş fakat bizim gibi olursan aynı zamanda yararsız da. Hiçbir manası yoktur. Şayet yeniden çarkın bir parçası olmanın yolunu bulsayâım bir dakika bile beklemezdim. Eğer Ölüm yoksa hayatın ne anlamı var ki? O zaman yaşam olarak adlandıramazsın bile. Biz sadece varız buradayız yol kenarındaki taşlar gibi .
Eğer insanlar pınarın varlığım bilselerdi sinek gibi koşa koşa gelip başına üşüşür biraz içebilmek için birbirlerini çiğnerlerdi Ve her şey değişecek sadece insanlar değişmeyeceklerdi. Anlıyor musun yav(Sansürlü Kelime)rum? Winniedonmuş bir şekilde dinliyordu. Bu esnada kıyıdan atın çalındığı haberini verdiler ve dönmelerini istediler.
San elbiseli adam Tuckların yaşlı atını VVinnieIerin evinin kapısının önündeki direğe bağladı ve içeri girdi. Size güzel haber(Sansürlü Kelime)ler getirdim kızınızın nerede olduğunu biliyorum dedi. Ancak çocu(Sansürlü Kelime)ğun yerini söylemek İçin ailesinden sahibi bulundukları koruyu kendisine ücretsiz olarak vermelerini istiyordu. Çocukları için razı oldular. Sonra hep birlikte şerifin ofisine gittiler.
Sonra şerifle sarı elbiseli adam birlikte VVinnienin kaçırıl(Sansürlü Kelime)dığı Duckların çiftliğine doğru gece yarısı atlarıyla yol almaya başladılar.
VVinnie sabah erkenden uyandı. Sonra ailenin diğer fertleri de uyandılar. Sabah kahvaltıya otururken VVinnie Duck ailesi için iyi insanlar diye düşünüyordu. Kahvaltı yaparken kapıçaldı ve açtılar. Sarı elbiseli adam karşılanndaydı. Şerifin atı ya(Sansürlü Kelime)vaş gittiği için o Şerifi ikna ederek önden gelmişti. İçeri girdi ve Fazla vaktimiz yok. Bu nedenle çabuk konuşaca(Sansürlü Kelime)ğım deyip anlatmaya başladı: Çocukluğumda hep masallarla ve efsanelerle büyüdüm. Ancak bunların doğru olduğuna inanmıyordum. Sevgili büyükannemin arkadaşı ile ilgili anlattığı bir hikâye de bunların arasındaydı. Hiç yaşlanmayan insanları anlatıyordu. Bir gün bana hiç yaşlanmayan ailenin fertlerinden birisinin bir müzik kutusu olduğunu da söyledi. O müzik kutusundaki melodiyi ezberledim ve yıllarca unut(Sansürlü Kelime)madım. O kutudaki sesi iki gün önce duyduğum vakit kendi kendime işte o ses dedim. Sonra da cebinden o korunun ve pınarın artık kendisine ait olduğunu gösteren imzalı anlaşmayı gösterdi. Bundan sonra suyu sayılı sayıdaki kişilere satacağınıisterlerse kendilerinin de onunla çalışabileceklerini söyledi. Aile hep bir ağızdan Hayır! Bu sırrı hiç kimse oğrenmemeli diye haykırdı. Sarı elbiseli sız bilirsi(Sansürlü Kelime)niz diyerek konuşulanları dinledikçe kendisinden nefret eden VVinnieyi kolundan tuttuğu gibi dışarı çıktı. Ancak Mae tüfekle karşılarına çıkıp engel olmak istedi. Neticede sarı elbiseli kadın tarafından ensesine vurulan tüfekle ağır bir şekilde yaralanarak yere düştü. Şerif bulunduğu yerden tüm bu olanları görmüştü. Winnie şerife ailenin kendisini kaçırmadığını kendi isteği ile geldiğini söyledi ve ekledi: Onlar benim dostlanmdır. Ancak şerif de görevini yapmak zorundaydı. Bu nedenle yaralıyı eve taşıyıp ilgilenmelerini söyledikten sonra yanına VVinnie ve Maeyi alarak yola çıktı.
Evlerine geldiklerinde hepsi sevinçle VVinnieyi kucakladı(Sansürlü Kelime)lar. VVinnie onlara da kaçırılmadığını kendi isteği ile gittiğini söylemekle kalmayıp çok güzel günler geçirdiğini de ekledi. Ai(Sansürlü Kelime)leye göre çocukları kurtulmuştu ya gerisi pek önemli değildi. Winnie ise bütün gün ve gece yatana kadar hep Ölümsüz aileyi düşündü. Bu sırrın açığa çıkmamasının doğru olacağına karar verdi. Bu arada ne yapıp edip Maenin de asılmasını da önlemek gerekiyordu.
Ertesi gün sabah Şerif geldi ve adamın Öldüğü haberini ver(Sansürlü Kelime)di. Artık kadının asılacağı kesindi.
Winnie de o sabah kalkmış kendisini yalnız bırakmayan bü(Sansürlü Kelime)yük annesi ile birlikte kurbağaları ile konuşmak için koruya doğ(Sansürlü Kelime)ru yürüyüşe çıkmıştı. Bu arada Ölümsüz Aileden on yedi(seksen iki) yaşındaki Jesseyi gördü. Jesse ona bu gece annele(Sansürlü Kelime)rini tutuklu olduğu yerden kaçıracaklarını bu nedenle bir daha görüşmelerinin mümkün olmayacağını söylemiş ve onyedi yaşına geldiğinde içmesi için ona bir şişe de pınarın suyundan getirmiş(Sansürlü Kelime)ti. Çünkü niyeti Wİnnie ile evlenmekti. Ona göre kız kendi yaşı(Sansürlü Kelime)na (onyedi) geldiği vakit sudan içecek ve hep aynı durumda kala(Sansürlü Kelime)cak sonra mutlaka bir araya gelecek ve evleneceklerdi. Winnie kaçırma işinde onlara yardım edebileceğini söyledi. Wİnnie o günü sabırsızlık içinde geçirdi. Yatağa girince de hep aileyi ve Jessemn kendisine söylediklerini düşündü. Gece yarısına beş dakika kala yatağından kalktı giyindi ve kimseye fark ettirmeden sessizce evden çıktı. Hızla şerifin bürosunun olduğu yere doğru yürümeye baş(Sansürlü Kelime)ladı. Yaklaştığında Agnus Miles ve Jessenin orada olduklarını gördü. Hepsi Winnieyi hasretle kucakladıktan sonra hep birlikte ofisin arkasına gidip Maeyi kaçırma çalışmalarına giriştiler. Arka pencerenin tahta çivilerini ustalıkla söküp demir parmaklığı ye(Sansürlü Kelime)rinden çıkardılar. Sonra Maeyi pencereden aşağı çektiler. Hepsi gözyaşları içinde VVinnieye sarılıp vedalaştılar. Sonra VVinnieyi yukarı çıkarıp Maenin yerine gözaltı yerine girmesine yardımcı oldular. Çıkardıkları çerçeveyi tekrar yerine taktıktan sonra uzak(Sansürlü Kelime)laşıp gözden kayboldular. Şimdi Maenin yerinde VVinnie vardı.
Sabah şerif nezarethanenin kapısını açtığında öfkeden kıp(Sansürlü Kelime)kırmızı oldu. VVinnieye Suçlu birine yardım ettiğin için artık sen de suçlusun dedi. Ne var ki yaşı ceza alamayacağı kadar küçük olduğu için ailesinin gözetiminde salıverdiler. VVinnie başını annesinin göğsüne yaslayarak Onlar benim dostumdu. Bu yüzden yardım ettim dedi
Mae ve Agnus Treegapa hoş geldiniz levhasının altında şaşkın şaşkın etrafı inceliyorlardı. Her taraf dükkân ve mağaza ile dolmuştu. Koru diye de bir şey kalmamıştı. Çıkan bir yangın neticesinde bütün ağaçların yandığını sonra dozerlerinyanan araziyi dümdüz ettiklerini pınarın da yok olduğunu öğrendiler. Sonra yavaş yavaş mezarlığa doğru yürüdüler. Bir aile mezarlığı(Sansürlü Kelime)nın önüne gelince durdular. Baktıkları mezar taşında İyi Eş İyi Anne Wnifred Poster jackson 1870-1948″ yazdığını görünce VVinienin suyu içmemiş olduğunu anladılar. Yaşlı gözleriyle Ulu Tanrım dedi Agnus İki sene önce gitmiş. Sonra da gözlerini silerek Akıllı Kız dedi.
Sonra yeniden yola koyuldular. Treegap geride kalmıştı. Duyulan sadece müzik kutusunun melodisi idi...
iyiyse + ( :ka19: )
ortaysa =(
)
kötüyse-( :ka24: )
Kasabanın girişinde Fosterlere ait üzerinde sanki dersin Bana girmeyin diye levha bulunan kare şeklinde bîr ev ve bir koru vardır. Bu koruya da şimdiye kadar hiç kimse gitmemiştir. Evin tek çocuğu VVinnie de oraya hiç gitmemiştir. Zatenburaya birileri girmiş olsa idi ortadaki dişbudak ağacının kökleri arasın(Sansürlü Kelime)dan çıkan küçük pınarı çakıl taşlarıyla gizlenmiş olmasına rağ(Sansürlü Kelime)men bulacaklardı. İşte o zaman öyle büyük bir felâket olurdu ki; bu ihtiyar ve yorgun dünya ateşten çekirdeğine kadar zangır zangır titrerdi.
Ağustosun ilk günlerinden birinde bayan Mae Tuc erken uyandı ve yanında uyuyan kocasına bakarak Çocuklar yarın eve gelecekler dedi. Agnus aniden uyandı ve Benİ niye uyandırdın hepimizin cennete gittiği o rüyayı görüyordum deyincekadın Sü(Sansürlü Kelime)rekli o rüyayı görmenin ya yararı var ki? Nasılsa hiçbir şey değişmeye(Sansürlü Kelime)cek diyerek cevap verdi. Sonra yerinden kalktı ve gelecek oğulla(Sansürlü Kelime)rını karşılamak için kasabaya gitmek üzere hazırlık yapmaya başladı. Bu arada kendisi kocası ve oğullan Mıles ve Jessenin seksen yedi senedir hayallerini aynı gösteren aynaya bakmayı da ihmal etmedi.
Winnie demir parmaklıkların arkasındaki sert otların üzeri(Sansürlü Kelime)ne oturmuş bir yandan ilerdeki kurbağaya bir yandan çakıl taşla(Sansürlü Kelime)rı atıyor bir yandan da kendisinden başka bir kardeşi olmadığı için evde sürekli kendisi ile ilgilenildiğinden şikayette bulunu(Sansürlü Kelime)yordu. Artık sıkıldım kendim olmalıyım dünyayı değiştirecek ilgi çekici bir şeyler yapmalıyım. Bunun için de evden kaçmahyım. Hele bir sabah olsun bakalım. Aynı günün akşamı ince zayıf üzerinde san limon rengi el(Sansürlü Kelime)bise bulunan bir adam kapılarının önüne kadar gelerek VVinnie ile konuşmaya başladı. Bu arada büyük annesi evden gelip bu konuşma ve görüşmeye engel oldu. Aynı andakorudan bir me(Sansürlü Kelime)lodi sesi yükselmeye başladı. Yaşlı kadın çocuğun elinden tutup içeri götürürken diğer yandan da Allahım bunca sene sonra geri döndüler! diye söylendi. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.VVinnie sabah erkenden uyandı. Dışarı çıkıp koruya gitme(Sansürlü Kelime)ye kararlıydı. Nitekim çıktı da. Koruda yürürken Niye daha önce buraya gelmedim harika bir yermiş diye kendi kendine konuştu. Her tarafta minik yaratıklar vardı. Kuşlarböcekler sincaplar karıncalar Birden ilerde ışığın daha parlak olduğu ve dalların azaldığı tarafta bir şeylerin kımıldadığını gördü. Ya bunlar orman perüerİyse diyerek korkuyla çömeldi. Sonra merakla biraz İlerle(Sansürlü Kelime)yince ağacın gövdesine yaslanmış kahverengi kıvırcık saçlı fakir giysili ayağında ayakkabısı olmayan kendisinden büyük bir deli(Sansürlü Kelime)kanlı gördü. Bu arada çocuk yere eğildi ve kaldırdığı taşın altın(Sansürlü Kelime)dan akan suya ağzını dayayarak içti. Kafasını kaldırınca da VVinnie ile göz göze geldi. Çocuğun ismi Jesse Tuck idi ve hem on yedi hem yüz dört yaşında olduğunu söylüyordu. Bu arada bir ses duyuldu. Gelenler vardı. Bunlar bayan Mae Tuck ve Jessenin ağabeyi Milesdi. Kadın kızı suyun başında görünce beyazlaşan yüzü ile Evet çocuklar sonunda olabilecek en kötü şey de başımıza geldi dedi.
Sonra Winnieyi de alıp oradan atları ile hızla uzaklaştılar. VVinnie korkmuş bir an önce evine gitmek istiyordu. Bir yerde durdular. Çocuğa Korkma yavrum sana her şeyi anlatacağız dese(Sansürlü Kelime)ler de çocuk korkuyordu. Kadın cebinden müzik kutusunu çıkar(Sansürlü Kelime)dı ve kurunca VVİnnienin koruda duyduğu müzik sesinin aynısı çalmaya başladı. Orman perilerinin müziği dedi VVinnie. Kadın da Hayır tatlım sadece benim müzik kutumu. Başkalarının duyabile(Sansürlü Kelime)ceğini hiç düşünmemiştim diye cevap verdi. Müzik kutusu küçük kızı rahatlatmıştı. Kadın kıza dönerek: Beni dinle inan bana biz dostuz. Fakat bize yardımcı olmalısın. Gel şöyle otur da sana sebebini anlatayım dedi.
Kız hiç bu kadar tuhaf bir hikâye duymamıştı. Seksen yedi yıl önce Tucklar oturacak bir yer bulmak için doğudan gelmişlerdi. Gördükleri ormana girmiş o ağacın dibindeki pınara rastlamış ve suyundan içmişlerdi. Sonra tekrar yollarına devam etmişler ormanın bittiği sakin bir vadide çiftliklerini kurmuşlardı. Bu ara(Sansürlü Kelime)da bazı olaylar yaşamışlardı. Örneğin Jesse tepe üstü ağaçtan düşmüş; avcılar geyik zannederek atlarını vurmuş; babalarını yılan sokmuş; Mae elini kesmiş ancak hiç birine en ufak bir şey olmamıştı. Ayrıca aradan onlarca yıl geçtiği halde hiçbiri ihtiyarlamıyordu. Miles üzüntüyle: Evlenmiştim iki çocuğum vardı. Fakat halen yirmi İki yaşında görünüyordum. Sonunda karım ruhumu şeytana sattığıma karar verdi ve çocuklarımı da alarak beni terk etti dedi. Dostlarımız da aynısını yaptılar bizden uzaklaşmaya başladılar. Cadı olduğumuzu büyü ile uğraştığımızı yaydılar. Mecburençiftliği(Sansürlü Kelime)mizi terk ettik. Çingeneler gibi yaşıyorduk. Buraya da geldik. Korunun İçine girdiğimizde ağacı ve pınarı görünce daha önce geldiğimizi hatır(Sansürlü Kelime)ladık bu pınarın yerini başkalarının öğrenmesinin çok kötü olacağını anladık anlıyor musun kızım? O pınarın suyu hiç değişmemene sebep oluyor. Eğer bugün o sudan İçseydinsonsuza kadar küçük kız olarak kalacak hiç büyümeyecektin dedi.
Winnie çok masal dinlemiş ancak böylesini duymamıştı. Kadın Wİnnieye: Annen baban merak eder. Seni evine götüreceğiz. Ancak sen de bu sırrımızı hiç kimseye söylemeyeceksin anlaştık mı? diye sordu. Kız anlaştık diye cevapladı. VVinnie artık bu insan(Sansürlü Kelime)lardan korkmuyor onları dostu sayıyordu. Her şey çok güzeldi. Ancak o sarı elbiseli adamın bütün konuşmaları duyduğunun farkına varmamışlardı . VVİnnieye de yanlarına alıp kendi çift(Sansürlü Kelime)liklerine getirdiler ve VVinnie böylece ailenin diğer fertlerini de tanımış oldu.
Winnieye evlerini gezdirdiler. VVinnie bir bu evdeki toza düzensizliğe dağınıklığa bakıyor; bir de kendi evlerindekihasta(Sansürlü Kelime)lık derecesindeki temizlik düşkünlüğünü düzenliliği düşünüyor(Sansürlü Kelime)du. Ancak burada özgürlük olduğu kesindi. Öyle ya burada Şurayı dağıtma buraya girme diye kimse karışmıyordu. Yemek yerken depeçete vb. yoktu. Herkes konuşmadan sadece yemeği(Sansürlü Kelime)ni yiyordu. Winnieyi aramaya çıkacakları kesindi. Bu nedenle bir an ön(Sansürlü Kelime)ce evine götürülmesi gerekiyordu. Ama hiç kimseye bir şey söy(Sansürlü Kelime)lemeyeceğini garantiye almak gerekiyordu. Bu nedenle baba Agnus büyük sırrı açıklamak için VVinnieyi kayıkla gölün orta(Sansürlü Kelime)sına getirdi ve anlatmaya başladı: Her şey dönen bir çarkın parçası(Sansürlü Kelime)dır. Ölmek ve doğmak da. Bir parçayı alıp geri kalanım görmezden gele(Sansürlü Kelime)mezsin. Bütünün bir parçası olmak Tannnın bir lütfudur. Fakat biz Tucklar bundan faydalanamıyoruz. Hayatta kalmak zorlu bir iş fakat bizim gibi olursan aynı zamanda yararsız da. Hiçbir manası yoktur. Şayet yeniden çarkın bir parçası olmanın yolunu bulsayâım bir dakika bile beklemezdim. Eğer Ölüm yoksa hayatın ne anlamı var ki? O zaman yaşam olarak adlandıramazsın bile. Biz sadece varız buradayız yol kenarındaki taşlar gibi .
Eğer insanlar pınarın varlığım bilselerdi sinek gibi koşa koşa gelip başına üşüşür biraz içebilmek için birbirlerini çiğnerlerdi Ve her şey değişecek sadece insanlar değişmeyeceklerdi. Anlıyor musun yav(Sansürlü Kelime)rum? Winniedonmuş bir şekilde dinliyordu. Bu esnada kıyıdan atın çalındığı haberini verdiler ve dönmelerini istediler.
San elbiseli adam Tuckların yaşlı atını VVinnieIerin evinin kapısının önündeki direğe bağladı ve içeri girdi. Size güzel haber(Sansürlü Kelime)ler getirdim kızınızın nerede olduğunu biliyorum dedi. Ancak çocu(Sansürlü Kelime)ğun yerini söylemek İçin ailesinden sahibi bulundukları koruyu kendisine ücretsiz olarak vermelerini istiyordu. Çocukları için razı oldular. Sonra hep birlikte şerifin ofisine gittiler.
Sonra şerifle sarı elbiseli adam birlikte VVinnienin kaçırıl(Sansürlü Kelime)dığı Duckların çiftliğine doğru gece yarısı atlarıyla yol almaya başladılar.
VVinnie sabah erkenden uyandı. Sonra ailenin diğer fertleri de uyandılar. Sabah kahvaltıya otururken VVinnie Duck ailesi için iyi insanlar diye düşünüyordu. Kahvaltı yaparken kapıçaldı ve açtılar. Sarı elbiseli adam karşılanndaydı. Şerifin atı ya(Sansürlü Kelime)vaş gittiği için o Şerifi ikna ederek önden gelmişti. İçeri girdi ve Fazla vaktimiz yok. Bu nedenle çabuk konuşaca(Sansürlü Kelime)ğım deyip anlatmaya başladı: Çocukluğumda hep masallarla ve efsanelerle büyüdüm. Ancak bunların doğru olduğuna inanmıyordum. Sevgili büyükannemin arkadaşı ile ilgili anlattığı bir hikâye de bunların arasındaydı. Hiç yaşlanmayan insanları anlatıyordu. Bir gün bana hiç yaşlanmayan ailenin fertlerinden birisinin bir müzik kutusu olduğunu da söyledi. O müzik kutusundaki melodiyi ezberledim ve yıllarca unut(Sansürlü Kelime)madım. O kutudaki sesi iki gün önce duyduğum vakit kendi kendime işte o ses dedim. Sonra da cebinden o korunun ve pınarın artık kendisine ait olduğunu gösteren imzalı anlaşmayı gösterdi. Bundan sonra suyu sayılı sayıdaki kişilere satacağınıisterlerse kendilerinin de onunla çalışabileceklerini söyledi. Aile hep bir ağızdan Hayır! Bu sırrı hiç kimse oğrenmemeli diye haykırdı. Sarı elbiseli sız bilirsi(Sansürlü Kelime)niz diyerek konuşulanları dinledikçe kendisinden nefret eden VVinnieyi kolundan tuttuğu gibi dışarı çıktı. Ancak Mae tüfekle karşılarına çıkıp engel olmak istedi. Neticede sarı elbiseli kadın tarafından ensesine vurulan tüfekle ağır bir şekilde yaralanarak yere düştü. Şerif bulunduğu yerden tüm bu olanları görmüştü. Winnie şerife ailenin kendisini kaçırmadığını kendi isteği ile geldiğini söyledi ve ekledi: Onlar benim dostlanmdır. Ancak şerif de görevini yapmak zorundaydı. Bu nedenle yaralıyı eve taşıyıp ilgilenmelerini söyledikten sonra yanına VVinnie ve Maeyi alarak yola çıktı.
Evlerine geldiklerinde hepsi sevinçle VVinnieyi kucakladı(Sansürlü Kelime)lar. VVinnie onlara da kaçırılmadığını kendi isteği ile gittiğini söylemekle kalmayıp çok güzel günler geçirdiğini de ekledi. Ai(Sansürlü Kelime)leye göre çocukları kurtulmuştu ya gerisi pek önemli değildi. Winnie ise bütün gün ve gece yatana kadar hep Ölümsüz aileyi düşündü. Bu sırrın açığa çıkmamasının doğru olacağına karar verdi. Bu arada ne yapıp edip Maenin de asılmasını da önlemek gerekiyordu.
Ertesi gün sabah Şerif geldi ve adamın Öldüğü haberini ver(Sansürlü Kelime)di. Artık kadının asılacağı kesindi.
Winnie de o sabah kalkmış kendisini yalnız bırakmayan bü(Sansürlü Kelime)yük annesi ile birlikte kurbağaları ile konuşmak için koruya doğ(Sansürlü Kelime)ru yürüyüşe çıkmıştı. Bu arada Ölümsüz Aileden on yedi(seksen iki) yaşındaki Jesseyi gördü. Jesse ona bu gece annele(Sansürlü Kelime)rini tutuklu olduğu yerden kaçıracaklarını bu nedenle bir daha görüşmelerinin mümkün olmayacağını söylemiş ve onyedi yaşına geldiğinde içmesi için ona bir şişe de pınarın suyundan getirmiş(Sansürlü Kelime)ti. Çünkü niyeti Wİnnie ile evlenmekti. Ona göre kız kendi yaşı(Sansürlü Kelime)na (onyedi) geldiği vakit sudan içecek ve hep aynı durumda kala(Sansürlü Kelime)cak sonra mutlaka bir araya gelecek ve evleneceklerdi. Winnie kaçırma işinde onlara yardım edebileceğini söyledi. Wİnnie o günü sabırsızlık içinde geçirdi. Yatağa girince de hep aileyi ve Jessemn kendisine söylediklerini düşündü. Gece yarısına beş dakika kala yatağından kalktı giyindi ve kimseye fark ettirmeden sessizce evden çıktı. Hızla şerifin bürosunun olduğu yere doğru yürümeye baş(Sansürlü Kelime)ladı. Yaklaştığında Agnus Miles ve Jessenin orada olduklarını gördü. Hepsi Winnieyi hasretle kucakladıktan sonra hep birlikte ofisin arkasına gidip Maeyi kaçırma çalışmalarına giriştiler. Arka pencerenin tahta çivilerini ustalıkla söküp demir parmaklığı ye(Sansürlü Kelime)rinden çıkardılar. Sonra Maeyi pencereden aşağı çektiler. Hepsi gözyaşları içinde VVinnieye sarılıp vedalaştılar. Sonra VVinnieyi yukarı çıkarıp Maenin yerine gözaltı yerine girmesine yardımcı oldular. Çıkardıkları çerçeveyi tekrar yerine taktıktan sonra uzak(Sansürlü Kelime)laşıp gözden kayboldular. Şimdi Maenin yerinde VVinnie vardı.
Sabah şerif nezarethanenin kapısını açtığında öfkeden kıp(Sansürlü Kelime)kırmızı oldu. VVinnieye Suçlu birine yardım ettiğin için artık sen de suçlusun dedi. Ne var ki yaşı ceza alamayacağı kadar küçük olduğu için ailesinin gözetiminde salıverdiler. VVinnie başını annesinin göğsüne yaslayarak Onlar benim dostumdu. Bu yüzden yardım ettim dedi
Mae ve Agnus Treegapa hoş geldiniz levhasının altında şaşkın şaşkın etrafı inceliyorlardı. Her taraf dükkân ve mağaza ile dolmuştu. Koru diye de bir şey kalmamıştı. Çıkan bir yangın neticesinde bütün ağaçların yandığını sonra dozerlerinyanan araziyi dümdüz ettiklerini pınarın da yok olduğunu öğrendiler. Sonra yavaş yavaş mezarlığa doğru yürüdüler. Bir aile mezarlığı(Sansürlü Kelime)nın önüne gelince durdular. Baktıkları mezar taşında İyi Eş İyi Anne Wnifred Poster jackson 1870-1948″ yazdığını görünce VVinienin suyu içmemiş olduğunu anladılar. Yaşlı gözleriyle Ulu Tanrım dedi Agnus İki sene önce gitmiş. Sonra da gözlerini silerek Akıllı Kız dedi.
Sonra yeniden yola koyuldular. Treegap geride kalmıştı. Duyulan sadece müzik kutusunun melodisi idi...
iyiyse + ( :ka19: )
ortaysa =(
)kötüyse-( :ka24: )
Son düzenleme:
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 53
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 47
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 38
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 40