- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 8 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
KONUSU: Bu kitap, bir duygular manzumesi, bir sevgi yu*mağıdır. Her satınnda buram buram halk, buram buram Anadolu sevgisi vardır. Yazar, usta bir nakkaş gibi, Anadoluya olan sevgi*sini, kelimelerle nakşetmiştir. Ellerine sağlık Ceyhun Atıf Kansu. Nur içinde yat.
YAZAR: Ceyhun Atuf Kansu
Kitap çeşitli bölümlerden oluşmaktadır. Her bir bölümde, Anadolumuzun bir köşesi, tarihimizdeki önemi ile birlikte yer almaktadır. Okuyalım, bakalım.
MUŞ OVASI
Selçuklu Türkleri akın akın geldiler Anadoluya. O zaman Anadolunun ismi Rum Diyarı idi. Bizans imparatorluğu vardı. İmparator Diogenes Bu gelen Selçuk soyu bir taşkın insan selidir vakit şimdidir, önlersek önleriz, önleyemezsek Bizansın direkleri yıkılır diyerek vardı Malazgirte Selçuk Kumandanı Alparslanla hesap görmeye Ve görüldü hesabı Bizansın Açtık kapıyı, girdik içeri. Yıl 1071, gün 26 Ağustos idi.
Aslına bakarsan Alparslanın akıncıları daha Önceden gelmiş, her bir hali öğrenmiş, kumandanlarına bildirmişlerdi. Alparslan, bu yurt bize göredir diye, çoktan kararını vermişti.
İşte böyle Balım Kız, Dalım Oğul! Sorarsanız bu Selçuklular-ne iz kalmış günümüze? Öyle ya aradan geçmiş yüzlerce te. Neler getirmişler Anadoluya?.. Gezdikçe göreceğiz bunları. Yalnız, iki şey var ki Anadoluya kattıkları: Yaşamaya ve olume güneş katmaları. Diri, dövüşçü, güler yüzlü, özgür bir yaşamda*dır onlarınki ve ölümleri de
Selçuklu Türkleri, kervansaray, cami, medrese, sağlık yurdu ji çok güzel yapıtlar bırakmışlardır Anadoluda. Bir de kümbet-ler. Evet onlar bir mezardır. Altlarında savaşçılar, akıncı komu*tanlar, tolgalı Selçuk beyleri yatar. Bu kümbetlerde, ölümü bile güzelleştiren bir sadelik vardır.
Konuksever, insansever, yurt, ocak sever, çimen, çiçek sever oba töresi bir ve kümbet iki. İkisi de, Selçuklu Türklerinin Anado*luya/ bir yeni yurt bulma sevinciyle kattıkları iki güneş gülüdür.
Biz Anadoluyu çok severiz Balım Kız, son yurdumuz oldu*ğundan, Dalım Oğul, uğruna kan çiçek verdiğimizden .
Altımıza alnı akıtmalı, ince bilekli ve çektirme gözlü üç Ho*rasan atı uyduralım da, varalım kapısı 1071′de açılan güzel yur*dumuzu gezmeye. Neler göreceğiz, neler bileceğiz bakalım. Bilgi*nin yarısı söz ise, yansı gözdür Balım Kız, Dalım Oğul!
ERZURUM
Anadolu insanı, İnsanlığın has gülüdür ki, çok çileden, çok töreden geçmiştir, çok şey görmüş, çok şey bilmiştir. İnsanlığın binlerce yıllık İzi vardır Anadoluda Erzurum toprağı da aynı böyledir. İşte bu Erzurum, 1048 yılında bizim yiğit Kutalmış akın*cımız komutanlığındaki akıncılarımız tarafından alınmış. O gün başlamış Selçuklu çağı ki, Türk Oğuz çağı! Yaylalar da bizim olmuş şehir de. Camiler, medreseler yaptırmışız. Medreselerde en yüksek bilimi vermişiz Kerem Ashyı burada sevmiş, burada olmuşlar dillere destan
Ya Nene Hatun? Gül Ahmet Mahallesinde bebesini sallar*ken, balta kapıp yola düşen taze gelin Nene Hatun Aziziye Tabyasında ölenlerin öcünü almak için, halkı ayaklandıran Nene Hatun Düşmanları tepeleyenlerin başında Nene Hatun
1919 Temmuzunda Mustafa Kemal Paşa gelmiştir Erzu*ruma. . .Yapılmıştır Kongre, alınmıştır kararlar
SİVAS
Sivas bir yayladır, çayır çimen kokan . Bura halkı sahiptir, Türk halkının en eski töresine
Erzurumu alan Kutalmış oğlu Süleyman Beyle akmaları, varıp Sivas Kalesini de almışlar, ne de iyi etmişler. Yapmışlar Erzurum gibi çifte minareli medreseler, camiler Horasandan gönül kalıp getirmişler, Anadolu toprağıyla karıştırmışlar, çıkmış ortaya Selçuk çinisi Hey gidi hey
Sivasın dışL serttir de, dondurur ama içi badem yemişidir, yumuşaktır. Türk dilinin ozanları mesken tutmuşlardır, Sivası. Pir Sultan Aşık Veysel, Serdari, Feryadi, Talibi, Ali İzzet, Ruhsatı, Minhaci, Mesleki ve de Ahmet Kutsi Tecer ustamız .;
KONYA
Selçuklular, bozkırları, Orta Asya bozkırlarına benzediği i-Çin, Konyayı başkent seçmişlerdir. Konyanın ortasında bir Ata*türk heykeli vardır, bir elinde saban başak, bir elinde kılıç tutmak*tadır Atamız. KILIÇLA GİRDİK İSE DE BU ANADOLUYA, BİZ SABANLA, BAŞAKLA KALDIK mesajını verir bu dosta da, düş*mana da .
Vur kazmayı Konya toprağına, bak ve gör Osmanlının, Sel-çuklunun, Karamanoğlunun alt katında yatan Bizans, Roma, Bergama, Büyük İskender, Lidya, Frikyanın ayak izlerini insa*noğlu, bizim Anadolu toprağımızda katışmış, karışmış, uygarlığın koç katımı olmuş, bu yüzden uygarlıklar içinde katkılar uygarlı*ğının en güzel örneği, her neresine vurursan insandan ses veren Anadolu uygarlığı çıkmış ortaya
Bu Konya bozkırı bizim töremizin bîr parçasıdır. Bu Anadolu [güneşidir bizi insan eden. Ve de Konyada bir ulu insan, Anadolu ifetıdisi, Mevlana Celaleddini Rumi yatar. Bir gönül kuyusudur , yüzyıllar boyu suyu içilir onun
TÜRKÇENİN BEYLİĞİ
13. yüzyılda bir Moğol kırımı geldi, Sivas yandı, Kayseri yı*kıldı Anadolu yangın yeri oldu..
Horasandan kalkıp gelen gönül erleri, gönül adamları saye*sinde direndi Anadolu, yok olmadı Anadolu Bu Horasan Erlerinin piri Hacı Bektaş Velidir. Ne dedi bilir misin?
Bir de Anadoluda, Hacı Bektaş Erenlerinden Kara Donlu Can Bahanın bir Öyküsü anlatılır:
Can Baba bir keşişi Müslüman olmaya çağırır.
Keşiş, Moğol hanının önünde Bir yazıya odun yığsınlar, içine girsin, yanmayacak olursa dinine girerim der. Moğol Hanı, Kara Donlu Can Babaya: Bu söze ne dersin diye sorar. Kara Donlu keşiş de benimle beraber girsin der. Dervişin yanında keşiş de utanıp din gücünü göstermek için ateşe girer. Girerken de bir eliyle Kara Donlu Can Bahanın eline yapışır. Üç gün üç gece ateş içinde kalırlar. Dördüncü gün, Kara Donlu Can Baba, bir başına ateşin içinden çıkar. Avucunda keşişin sadece parmaklan vardır. Keşiş ne oldu? dîye sorarlar.
Bize parmaklarım verdi, ancak onu getirebildik. Gönlünü verse idi, gövdesini de getirirdik. dedi.
İşte 13. yüzyıl Anadolusunda, Türk halkını eğiten, tüm zu*lümlere, ölümlere karşı tutan gönül eğitimi budur. ..13. yüzyılın o kargaşa geçidinden geçen Türk halkı, gönül ile dil ile obasını, çarşısını, yurdunu, töresini ve ala sancak devletini kurtardı.
SARIKÖY
Balım Kız, Dalım Oğul varalım geçelim Polatlının uçsuz bu*caksız buğday tarlalarından, Porsukun kıyısından geçelim. Sarıköyün kerpiç evlerine selam verelim, Yunus Emre mezarını görelim, toprağına yüz sürelim
Hacı Bektaş Velinin kapısına varıp buğday İsteyen Yunus Sa*na buğday değil, nefes vereyim dendiğinde, hayır buğday isterim deyip, buğdayı yüklenip köyüne yöneldikten sonra, yoldan geri dönerek, tekrar Hacı Bektaş kapısına varıp, Nefes isterim diyen Yunus O günden bu güne, halkının sesi, soluğu olmuş Yunus
SÖĞÜT KIŞLASI
Geçtik İnönü Ovasırun solundan, vardık Söğüf e. Oğuz hal*kının ağacı söğüt, ince söğüt, bacı söğüt, salkımsöğüt Söğütün taş yollarını aşıp, Bilecik yolunda bir tepede duralım. Bu tepe Oğuz boylarının denizi özleyip, yurt kurduğu tepedir. Bu tepede 400 çadır iken, milyonlarca çadır olan bir milletin ayak izleri, ne*fesleri, kokulan var. O kokular ki, kır çiçeklerinin kokuları ile karışmış.
Balım Kız, Dalım Oğul, bu erenler, bu yiğitler, başlamışlar oradan her tarafa nizam vermeye. Almışlar birer birer Yarhisar, Karacahisar, hisar kalelerini. Dağıtmışlar adaleti Yürümüşler Söğütün tepelerinden Bilecik, İnegöl, İznik ve ver elini Bursa
ANKARA TOPRAĞI
Balım Kız, Dalım Oğul, bu Ankara toprağı bir güzel topraktır ki, bahar başı Ankara çiğdemiyle, mayıs ayları doğa ananın do*kuduğu çiçek kilimiyle, o kilime konup göçen arıların doldurdu*ğu türkü ile, Ankara balı ile her bir vakit tüyleri ışıldayan ve de Orta Asyadan Oğuzlu çobanlarla gelme Ankara keçisiyle, yaz aylan da, sıcak toprağın çiçek kokusunu sandığına deren Ankara armuduyla güler ki güler .Burada Orta Anadolu Türk halkını göreceksin. Haydi gezelim Ankarayı Burası Çıkrıkçılar Çarşısı, -ki burada tiftik keçisinin sof ipliği dokunur-, rengârenk ürünler ortaya çıkarmış Ne zaman ki yabancı mallar gelmiş, susmuş güzelim çıkrıklar Koyunpazarı dedikleri yer, Ankara köylüsü*nün alış veriş merkezi Ne ararsan var burada. Ahilik de burada, kardeşlik de burada
Ahilik bir yaşama yoludur ki, işle yaşayıp kardeşlikle ölecek*sin. Bu Ahiliğin doğduğu sıralarda Anadoluda kargaşa, soygun, yağma, kırım. Anadolu Türkü bakmış ki kötü töreye iyi töreyle dayanılır, o zaman sarılmış Ahiliğe dört elle Ahiliğin babası Ahi Evrandır ki, Orta Asya Horasandan gelmiş bir bilge erdir
Mustafa Kemal babamız da, ikinci Anadolu Türk Cumhuri-yetini bu Ahi ağacı Ankaranın gölgesinde kurmuştur. Ankara, bir güzelim halk kenti olup çıkmış kî, kusuru varsa kimseye yük*leme, Balım Kız, Dalım Oğul kendine yükle..
GÜNEŞ TEKERİ
Anadolu güneşinin en gözde ağacı zerdalidir. Zerdali, yok*sul köy bahçesinin ağacıdır. Kökü ta Etilere dayanır.
Sivasın Kızıldağında doğan bir ırmak vardır. Adı Kızılır*maktır. Bu ırmağın çizdiği yay içinde bir halk yaşamıştır ki, adı Etidir
Çorum ilimizin güneyinde Boğazköy diye bir yer vardır ki, adına höyük derler. Kazdıkça tapınaklar, saraylar, yollar çıkar altından. Bir de bakarsın, elinde bir çember, içi güneşin ışınlarıyla işlenmiş. Bu, Etilerİn güneş tekeridir. Anadolu denince akla güneş ve Eti halkı denince de bu güneş tekerinin gelmesi hep bu toprak*ların güneşle dolup taşmasındandır.
Bu güneş Konya bozkırının buğdayını ve Ankara bağlarının üzümünü veren güneştir. Ben de derim ki; Balım Kız, Dalım Oğlan, Tanrı gün ışığını eksiltmesin yurdumuzdan.
BOZKIRDAKİ KAĞNI
Polatlıdan çıkan tren Bayatlı Yaylasını, Sivrihisar Ovasını geçerken bir başka ırmak yayını görürler. Bunun adı Sakarya Irmağıdır. İşte bu yörede de Anadolunun en güzel uygarlıkla-rından birisi, Frigya uygarlığı yer almıştır. Başkenti Gordiyum idi. Efsaneye göre kağnısıyla kente ilk girenin kral olduğu bu köylüler devletinin başkanı, kağnısıyla kente ilk giren Gordus kral oldu-ğunda devlet bizim çiftçüiğimİzedir ve meşe tekeri kağmmtzadır der, kağnısını alıp tapmağa götürüp, boyunduruğun kağnı okuyla birleştiği yere de bir köylü düğümü atıp, Bu bizim köylü gücü-müzdür, hiç eksilmeye ve hiç çözülmeye der. Bu düğümü İskender bile çözememiş; Yunan ordusu Sakarya boylarında dersini almış*tır.
Balım Kız, Dalım Oğul, burayı iyi dinle: Su Sakarya Meydan Savaşında binlerce yılın kağnısı, bozkır kağnısı ve de köylü Gordusun kağnısı yeniden çıkmış ortaya ki, Anadolu askerine mermi tüfek, nohut ile mercimek, gazi asker yaralı yürek taşımıştır Bu kağnıları ise öküzler çekmiştir.
ÜRGÜP ŞENLİĞİ
Anadolunun en ilginç yerlerinden biri Ürgüp ve dolayları*dır. Nevşehir, Ürgüp, Avanos, Gülşehir, Kızılırmak Üzüm ya*tağı, bağlar diyarı Vakti zamanda, kükreyen Erciyes Dağının ateşi, külü soğuyunca buralarda ortaya çıkmış olan bacaları ki nice masallara, efsanelere dayanak olmuştur Periler gezmiştir halkın dilinde Bu yüzden adına Peri Bacaları denmiştir
Ayrıca,, Türkler daha Anadoluya gelmeden Önce, Anadolu Hristiyan ermişleri bu yörede onlarca kiliseler yapmışlardır. Ana*doluyu yurt alan Selçuklular, Osmanlılar ne bu ermişlere, ne de bu kiliselere dokunmuşlardır. Var mı dünyada bundan daha en*gin bir hoşgörü örneği
Kayası peri, damında sevgi güvercini ve kurutulan altın zer*dali serili olan bu toprağın insanı sevilmez mi hey kızım, hey oğlum?
TEBRİZDEN TRABZONA
Balım Kız, Dalım Oğul, çok eski yıllarda Tebriz ipeklilerini ve İsfahan halılarını yüklenip kervanlar, Karadenize, Trabzona doğru yola çıktılar mı, Anadoludan geçip üç güzel dağ aşarlardı ki, bu dağlar Ağrı Dağı, Kop Dağı ve Zigana Dağlarıdır
Ağrı Dağı, eskiden yanar bir dağmış. Gel zaman, git zaman Kerem gibi yanıp kavrulmuş, sessizleşmiş Ha, bizim Kerem Aslıyı ilk defa Doğu Beyazıtın bir bahçesinde görmüştür, bunu da unutmayın. İşte bu Doğu Beyazıtdan kalkılır, Diyadin, Taşlıçay, Karaköse geçilir Eleşkirtten geçilir, Bingöl Dağların*dan Hazar Denİzıne yol alan Araş Suyu aşılır Pasinler Ovasına varılır Yürünür kervanlarla Erzurum, Ilıca, Aşkale geçilir, varılır Kop Dağının eteğine Kop Dağı da geçilir, Bayburt düzüne varılır
Bayburttan Gümüşhaneye geçilir, yolumuza elma ağaçlan açılır Varırsın Ziganaya, geçersin kıvrıla kıvrıla Görürsün Maçka Vadisini Varırsın Trabzon denizine Çalar kemençeler, oynar uşaklar Oy Trabzon, Trabzon diye
BOZKIRDA SULTAN HANI
Balım Kız, Dalım Oğul, biz gene eski bir yolculuğa çıkalım ki, Aksaray üzerinden, çok eski bir kervan yolunu geçip, Gesi bağlarını aşıp, Malatyanın kayısı güzeli topraklarına varalım.
AKŞEHİRDE NASRETTİN HOCA
Akşehir, Nasrettin Hocanın beldesi Aradan neredeyse 700 yıl geçmesine rağmen her köşesinden Nasrettin Hoca çıkacakmış gibi bizi saran Akşehir Hey Hoca Nasrettin, Ey Koca Nasret*tin Anadolu Bilgesi Yoksulluğa gülen gözlerle, haksızlığa gü*len sözlerle direnen halk adamı Fıkraları dilden dile söylenen Nazım Hikmetin dizelerinde belirttiği Anadolu insanının güler*ken ağlayan yüzü Hoca Nasreddin
BURSA YEŞİLİ
Bana, Anadolunun en güzel, en ulu çınarları nerededir diye sorsanız, Bursadadır derim. Bursa, erenler, yiğitler ve çınarlar diyarıdır. 6 Nisan 1326′da Anadolu Türk devletine katılmıştır, başkentlik yapmıştır. Yeşilin anavatanı diye ün yapmıştır. Yeşil Türbesi, Yeşil Camisi vardır.
İZNİK GÖLÜ:
Şimdi bir göl göreceğiz ki dört bir çevresi bağ ile zeytin ağa*cıdır. Türkiyenin en güzel göllerinden biridir.
ÇAMLICA TEPESİNDEN İSTANBUL
Balım Kız, Dalım Oğul, İstanbul kentlerin sultanıdır. İstanbul aşığı Yahya Kemal bakın ne güzel demiş.
Sultan Mehmet ne övülesi, ne anılası bir insandır ki bu güze*lim şehri fethetmiştir. Gösterdiği büyük hoşgörü ile gönülleri de fethetmiştir. Çok değil, bu fetihten 250 yıl önce Hristiyan Haçlılar, Hristiyan İstanbulu ele geçirmiş, taş üstünde taş, baş üstünde baş koymamışlardı. Bir onların yaptıklarına bakın, bir de bizim. Bu vahşi ataların çocukları kalkmışlar şimdi bize uygarlık dersi vermeye çalışıyorlar.
O bağnaz ve vahşi Orta Çağm ortasında açan bir hoşgörü gülü ve iklimi olmuştur, İstanbul Herkes kendisini onda bul*muş, herkes kendisini ondan bilmiştir. Bugün de öyle değil midir? Gezin bakın İstanbul caddelerini, sokaklarını Her köşesinde bir millet, her köşesinde bir ırk görürsünüz
YEŞİLIRMAK
Bir ırmağın yaşantısı, tıpkı bir insanın yaşantısına benzer. Yağmur dölünden dağ ananın bağrına düşer, dağ anadan doğar, ovalarda gençtir koşar, kocahr yaşar ve denize varır, ölür.
Yeşilırmak, Sivas-Zara KÖsedağ eteğinden doğar, nice dere*leri, çayları kendine katarak Tokatın Almusu geçer, Amasyaya varır. Dinler burada Ferhat ile Şirinin öyküsünü ve yoluna de*vam ederek, Samsun Çarşambaya varıp, denize ulaşır.
ANADOLU OZANLARI:
Bu Anadolu toprağı, ozanlara yatağıdır. Homerosdan, Pir Sultan Abdala; Karacaoğlandan, Yunus Emreye; Dadaloğlundan Köroğluna; Aşık Veyselden Ahmet Muhip Dranasa kadar söz ustaları yetiştirmiştir.
ŞEKERE DÖNÜŞEN TOPRAK
Şeker fabrikalarında, yeşil saçlı pancar, temizlenip yıkan*makta, yeşil saçları kesilmekte, kaynar suyu yiyip, şeker kaynağı Özü yumuşamakta, şeker hamuru oluşmakta, bu hamur kazanlar*da döne dolaşa, yana pise akça şekere dönüşmektedir.
Çok eskilerde insanlar, şeker ihtiyaçları için bal ile pekmez kullanırlarmış Nerdennereye..
■ ■
DEMİRYOLU
Genç Türkiye Cumhuriyeti, elinden geldiğince, Anadolunun dört bir yanını demir ağlarla döşemeye çalışmıştır. Ne de güzel olur tren yolculuğu Geçersin uçsuz bucaksız ovalardan, geçit vermez dağların ve ırmakların kenarından Seyredersin uçuşan kuşları, koşan çocukları, meleşen kuzuları
Bu rayların, bu istasyon garlarının dili olsa da konuş*sa Kimbilir ne sevdalara, ne acılara, ne sevinçlere tanıklık etmişlerdir Ya Kurtuluş Savaşımız sırasında gördükleri Kahraman makasçılar, kondüktörler, ateşçiler..Hey gidi hey..Balım Kız, Da*lım Oğul siz siz olun demiryolundan vaz geçmeyin. Bakın bu raylar onlarca yıllık. Az bir masrafla yüzlerce yıl bile kullanılabi*lir
Trenler, üzerlerinde Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryol*ları yazısıyla, Bağımsızlık düdüğünü Öttüre öttüre güzelim yur*dumuzu dolaşır dururlar
GEYVE BOĞAZI:
Söğüt, Bilecik, Sakarya Osmanlının can bulduğu topraklar. Gel 1920′Iere, kurtuluş savaşı başlamış. Ankara yok edilmek iste*niyor. Düşman, gelmiş dayanmış Sakaryadan sonra, Geyve Boğazına. Kuvayı Milliye kumandanlarından Mahmut Bey tutmuş askerleri ile boğazı Dosta açık, düşmana kapalıdır artık bu yol*lar
Gezimiz bitiyor, hey a Balım Kız, hey a Dalım Oğul Kuvayı Milliyedir içtiğimiz, nisan gülüdür açtığımız ve de sorana, durana Geyve dağlarından kekiktir saçtığımız. Koklayana bu yurttur, verilesi değil; insan bir sevdi mi, Anadolu anadır, kardaştır, yârdır hiç aynlası değil
YAZAR: Ceyhun Atuf Kansu
Kitap çeşitli bölümlerden oluşmaktadır. Her bir bölümde, Anadolumuzun bir köşesi, tarihimizdeki önemi ile birlikte yer almaktadır. Okuyalım, bakalım.
MUŞ OVASI
Selçuklu Türkleri akın akın geldiler Anadoluya. O zaman Anadolunun ismi Rum Diyarı idi. Bizans imparatorluğu vardı. İmparator Diogenes Bu gelen Selçuk soyu bir taşkın insan selidir vakit şimdidir, önlersek önleriz, önleyemezsek Bizansın direkleri yıkılır diyerek vardı Malazgirte Selçuk Kumandanı Alparslanla hesap görmeye Ve görüldü hesabı Bizansın Açtık kapıyı, girdik içeri. Yıl 1071, gün 26 Ağustos idi.
Aslına bakarsan Alparslanın akıncıları daha Önceden gelmiş, her bir hali öğrenmiş, kumandanlarına bildirmişlerdi. Alparslan, bu yurt bize göredir diye, çoktan kararını vermişti.
İşte böyle Balım Kız, Dalım Oğul! Sorarsanız bu Selçuklular-ne iz kalmış günümüze? Öyle ya aradan geçmiş yüzlerce te. Neler getirmişler Anadoluya?.. Gezdikçe göreceğiz bunları. Yalnız, iki şey var ki Anadoluya kattıkları: Yaşamaya ve olume güneş katmaları. Diri, dövüşçü, güler yüzlü, özgür bir yaşamda*dır onlarınki ve ölümleri de
Selçuklu Türkleri, kervansaray, cami, medrese, sağlık yurdu ji çok güzel yapıtlar bırakmışlardır Anadoluda. Bir de kümbet-ler. Evet onlar bir mezardır. Altlarında savaşçılar, akıncı komu*tanlar, tolgalı Selçuk beyleri yatar. Bu kümbetlerde, ölümü bile güzelleştiren bir sadelik vardır.
Konuksever, insansever, yurt, ocak sever, çimen, çiçek sever oba töresi bir ve kümbet iki. İkisi de, Selçuklu Türklerinin Anado*luya/ bir yeni yurt bulma sevinciyle kattıkları iki güneş gülüdür.
Biz Anadoluyu çok severiz Balım Kız, son yurdumuz oldu*ğundan, Dalım Oğul, uğruna kan çiçek verdiğimizden .
Altımıza alnı akıtmalı, ince bilekli ve çektirme gözlü üç Ho*rasan atı uyduralım da, varalım kapısı 1071′de açılan güzel yur*dumuzu gezmeye. Neler göreceğiz, neler bileceğiz bakalım. Bilgi*nin yarısı söz ise, yansı gözdür Balım Kız, Dalım Oğul!
ERZURUM
Anadolu insanı, İnsanlığın has gülüdür ki, çok çileden, çok töreden geçmiştir, çok şey görmüş, çok şey bilmiştir. İnsanlığın binlerce yıllık İzi vardır Anadoluda Erzurum toprağı da aynı böyledir. İşte bu Erzurum, 1048 yılında bizim yiğit Kutalmış akın*cımız komutanlığındaki akıncılarımız tarafından alınmış. O gün başlamış Selçuklu çağı ki, Türk Oğuz çağı! Yaylalar da bizim olmuş şehir de. Camiler, medreseler yaptırmışız. Medreselerde en yüksek bilimi vermişiz Kerem Ashyı burada sevmiş, burada olmuşlar dillere destan
Ya Nene Hatun? Gül Ahmet Mahallesinde bebesini sallar*ken, balta kapıp yola düşen taze gelin Nene Hatun Aziziye Tabyasında ölenlerin öcünü almak için, halkı ayaklandıran Nene Hatun Düşmanları tepeleyenlerin başında Nene Hatun
1919 Temmuzunda Mustafa Kemal Paşa gelmiştir Erzu*ruma. . .Yapılmıştır Kongre, alınmıştır kararlar
SİVAS
Sivas bir yayladır, çayır çimen kokan . Bura halkı sahiptir, Türk halkının en eski töresine
Erzurumu alan Kutalmış oğlu Süleyman Beyle akmaları, varıp Sivas Kalesini de almışlar, ne de iyi etmişler. Yapmışlar Erzurum gibi çifte minareli medreseler, camiler Horasandan gönül kalıp getirmişler, Anadolu toprağıyla karıştırmışlar, çıkmış ortaya Selçuk çinisi Hey gidi hey
Sivasın dışL serttir de, dondurur ama içi badem yemişidir, yumuşaktır. Türk dilinin ozanları mesken tutmuşlardır, Sivası. Pir Sultan Aşık Veysel, Serdari, Feryadi, Talibi, Ali İzzet, Ruhsatı, Minhaci, Mesleki ve de Ahmet Kutsi Tecer ustamız .;
KONYA
Selçuklular, bozkırları, Orta Asya bozkırlarına benzediği i-Çin, Konyayı başkent seçmişlerdir. Konyanın ortasında bir Ata*türk heykeli vardır, bir elinde saban başak, bir elinde kılıç tutmak*tadır Atamız. KILIÇLA GİRDİK İSE DE BU ANADOLUYA, BİZ SABANLA, BAŞAKLA KALDIK mesajını verir bu dosta da, düş*mana da .
Vur kazmayı Konya toprağına, bak ve gör Osmanlının, Sel-çuklunun, Karamanoğlunun alt katında yatan Bizans, Roma, Bergama, Büyük İskender, Lidya, Frikyanın ayak izlerini insa*noğlu, bizim Anadolu toprağımızda katışmış, karışmış, uygarlığın koç katımı olmuş, bu yüzden uygarlıklar içinde katkılar uygarlı*ğının en güzel örneği, her neresine vurursan insandan ses veren Anadolu uygarlığı çıkmış ortaya
Bu Konya bozkırı bizim töremizin bîr parçasıdır. Bu Anadolu [güneşidir bizi insan eden. Ve de Konyada bir ulu insan, Anadolu ifetıdisi, Mevlana Celaleddini Rumi yatar. Bir gönül kuyusudur , yüzyıllar boyu suyu içilir onun
TÜRKÇENİN BEYLİĞİ
13. yüzyılda bir Moğol kırımı geldi, Sivas yandı, Kayseri yı*kıldı Anadolu yangın yeri oldu..
Horasandan kalkıp gelen gönül erleri, gönül adamları saye*sinde direndi Anadolu, yok olmadı Anadolu Bu Horasan Erlerinin piri Hacı Bektaş Velidir. Ne dedi bilir misin?
Bir de Anadoluda, Hacı Bektaş Erenlerinden Kara Donlu Can Bahanın bir Öyküsü anlatılır:
Can Baba bir keşişi Müslüman olmaya çağırır.
Keşiş, Moğol hanının önünde Bir yazıya odun yığsınlar, içine girsin, yanmayacak olursa dinine girerim der. Moğol Hanı, Kara Donlu Can Babaya: Bu söze ne dersin diye sorar. Kara Donlu keşiş de benimle beraber girsin der. Dervişin yanında keşiş de utanıp din gücünü göstermek için ateşe girer. Girerken de bir eliyle Kara Donlu Can Bahanın eline yapışır. Üç gün üç gece ateş içinde kalırlar. Dördüncü gün, Kara Donlu Can Baba, bir başına ateşin içinden çıkar. Avucunda keşişin sadece parmaklan vardır. Keşiş ne oldu? dîye sorarlar.
Bize parmaklarım verdi, ancak onu getirebildik. Gönlünü verse idi, gövdesini de getirirdik. dedi.
İşte 13. yüzyıl Anadolusunda, Türk halkını eğiten, tüm zu*lümlere, ölümlere karşı tutan gönül eğitimi budur. ..13. yüzyılın o kargaşa geçidinden geçen Türk halkı, gönül ile dil ile obasını, çarşısını, yurdunu, töresini ve ala sancak devletini kurtardı.
SARIKÖY
Balım Kız, Dalım Oğul varalım geçelim Polatlının uçsuz bu*caksız buğday tarlalarından, Porsukun kıyısından geçelim. Sarıköyün kerpiç evlerine selam verelim, Yunus Emre mezarını görelim, toprağına yüz sürelim
Hacı Bektaş Velinin kapısına varıp buğday İsteyen Yunus Sa*na buğday değil, nefes vereyim dendiğinde, hayır buğday isterim deyip, buğdayı yüklenip köyüne yöneldikten sonra, yoldan geri dönerek, tekrar Hacı Bektaş kapısına varıp, Nefes isterim diyen Yunus O günden bu güne, halkının sesi, soluğu olmuş Yunus
SÖĞÜT KIŞLASI
Geçtik İnönü Ovasırun solundan, vardık Söğüf e. Oğuz hal*kının ağacı söğüt, ince söğüt, bacı söğüt, salkımsöğüt Söğütün taş yollarını aşıp, Bilecik yolunda bir tepede duralım. Bu tepe Oğuz boylarının denizi özleyip, yurt kurduğu tepedir. Bu tepede 400 çadır iken, milyonlarca çadır olan bir milletin ayak izleri, ne*fesleri, kokulan var. O kokular ki, kır çiçeklerinin kokuları ile karışmış.
Balım Kız, Dalım Oğul, bu erenler, bu yiğitler, başlamışlar oradan her tarafa nizam vermeye. Almışlar birer birer Yarhisar, Karacahisar, hisar kalelerini. Dağıtmışlar adaleti Yürümüşler Söğütün tepelerinden Bilecik, İnegöl, İznik ve ver elini Bursa
ANKARA TOPRAĞI
Balım Kız, Dalım Oğul, bu Ankara toprağı bir güzel topraktır ki, bahar başı Ankara çiğdemiyle, mayıs ayları doğa ananın do*kuduğu çiçek kilimiyle, o kilime konup göçen arıların doldurdu*ğu türkü ile, Ankara balı ile her bir vakit tüyleri ışıldayan ve de Orta Asyadan Oğuzlu çobanlarla gelme Ankara keçisiyle, yaz aylan da, sıcak toprağın çiçek kokusunu sandığına deren Ankara armuduyla güler ki güler .Burada Orta Anadolu Türk halkını göreceksin. Haydi gezelim Ankarayı Burası Çıkrıkçılar Çarşısı, -ki burada tiftik keçisinin sof ipliği dokunur-, rengârenk ürünler ortaya çıkarmış Ne zaman ki yabancı mallar gelmiş, susmuş güzelim çıkrıklar Koyunpazarı dedikleri yer, Ankara köylüsü*nün alış veriş merkezi Ne ararsan var burada. Ahilik de burada, kardeşlik de burada
Ahilik bir yaşama yoludur ki, işle yaşayıp kardeşlikle ölecek*sin. Bu Ahiliğin doğduğu sıralarda Anadoluda kargaşa, soygun, yağma, kırım. Anadolu Türkü bakmış ki kötü töreye iyi töreyle dayanılır, o zaman sarılmış Ahiliğe dört elle Ahiliğin babası Ahi Evrandır ki, Orta Asya Horasandan gelmiş bir bilge erdir
Mustafa Kemal babamız da, ikinci Anadolu Türk Cumhuri-yetini bu Ahi ağacı Ankaranın gölgesinde kurmuştur. Ankara, bir güzelim halk kenti olup çıkmış kî, kusuru varsa kimseye yük*leme, Balım Kız, Dalım Oğul kendine yükle..
GÜNEŞ TEKERİ
Anadolu güneşinin en gözde ağacı zerdalidir. Zerdali, yok*sul köy bahçesinin ağacıdır. Kökü ta Etilere dayanır.
Sivasın Kızıldağında doğan bir ırmak vardır. Adı Kızılır*maktır. Bu ırmağın çizdiği yay içinde bir halk yaşamıştır ki, adı Etidir
Çorum ilimizin güneyinde Boğazköy diye bir yer vardır ki, adına höyük derler. Kazdıkça tapınaklar, saraylar, yollar çıkar altından. Bir de bakarsın, elinde bir çember, içi güneşin ışınlarıyla işlenmiş. Bu, Etilerİn güneş tekeridir. Anadolu denince akla güneş ve Eti halkı denince de bu güneş tekerinin gelmesi hep bu toprak*ların güneşle dolup taşmasındandır.
Bu güneş Konya bozkırının buğdayını ve Ankara bağlarının üzümünü veren güneştir. Ben de derim ki; Balım Kız, Dalım Oğlan, Tanrı gün ışığını eksiltmesin yurdumuzdan.
BOZKIRDAKİ KAĞNI
Polatlıdan çıkan tren Bayatlı Yaylasını, Sivrihisar Ovasını geçerken bir başka ırmak yayını görürler. Bunun adı Sakarya Irmağıdır. İşte bu yörede de Anadolunun en güzel uygarlıkla-rından birisi, Frigya uygarlığı yer almıştır. Başkenti Gordiyum idi. Efsaneye göre kağnısıyla kente ilk girenin kral olduğu bu köylüler devletinin başkanı, kağnısıyla kente ilk giren Gordus kral oldu-ğunda devlet bizim çiftçüiğimİzedir ve meşe tekeri kağmmtzadır der, kağnısını alıp tapmağa götürüp, boyunduruğun kağnı okuyla birleştiği yere de bir köylü düğümü atıp, Bu bizim köylü gücü-müzdür, hiç eksilmeye ve hiç çözülmeye der. Bu düğümü İskender bile çözememiş; Yunan ordusu Sakarya boylarında dersini almış*tır.
Balım Kız, Dalım Oğul, burayı iyi dinle: Su Sakarya Meydan Savaşında binlerce yılın kağnısı, bozkır kağnısı ve de köylü Gordusun kağnısı yeniden çıkmış ortaya ki, Anadolu askerine mermi tüfek, nohut ile mercimek, gazi asker yaralı yürek taşımıştır Bu kağnıları ise öküzler çekmiştir.
ÜRGÜP ŞENLİĞİ
Anadolunun en ilginç yerlerinden biri Ürgüp ve dolayları*dır. Nevşehir, Ürgüp, Avanos, Gülşehir, Kızılırmak Üzüm ya*tağı, bağlar diyarı Vakti zamanda, kükreyen Erciyes Dağının ateşi, külü soğuyunca buralarda ortaya çıkmış olan bacaları ki nice masallara, efsanelere dayanak olmuştur Periler gezmiştir halkın dilinde Bu yüzden adına Peri Bacaları denmiştir
Ayrıca,, Türkler daha Anadoluya gelmeden Önce, Anadolu Hristiyan ermişleri bu yörede onlarca kiliseler yapmışlardır. Ana*doluyu yurt alan Selçuklular, Osmanlılar ne bu ermişlere, ne de bu kiliselere dokunmuşlardır. Var mı dünyada bundan daha en*gin bir hoşgörü örneği
Kayası peri, damında sevgi güvercini ve kurutulan altın zer*dali serili olan bu toprağın insanı sevilmez mi hey kızım, hey oğlum?
TEBRİZDEN TRABZONA
Balım Kız, Dalım Oğul, çok eski yıllarda Tebriz ipeklilerini ve İsfahan halılarını yüklenip kervanlar, Karadenize, Trabzona doğru yola çıktılar mı, Anadoludan geçip üç güzel dağ aşarlardı ki, bu dağlar Ağrı Dağı, Kop Dağı ve Zigana Dağlarıdır
Ağrı Dağı, eskiden yanar bir dağmış. Gel zaman, git zaman Kerem gibi yanıp kavrulmuş, sessizleşmiş Ha, bizim Kerem Aslıyı ilk defa Doğu Beyazıtın bir bahçesinde görmüştür, bunu da unutmayın. İşte bu Doğu Beyazıtdan kalkılır, Diyadin, Taşlıçay, Karaköse geçilir Eleşkirtten geçilir, Bingöl Dağların*dan Hazar Denİzıne yol alan Araş Suyu aşılır Pasinler Ovasına varılır Yürünür kervanlarla Erzurum, Ilıca, Aşkale geçilir, varılır Kop Dağının eteğine Kop Dağı da geçilir, Bayburt düzüne varılır
Bayburttan Gümüşhaneye geçilir, yolumuza elma ağaçlan açılır Varırsın Ziganaya, geçersin kıvrıla kıvrıla Görürsün Maçka Vadisini Varırsın Trabzon denizine Çalar kemençeler, oynar uşaklar Oy Trabzon, Trabzon diye
BOZKIRDA SULTAN HANI
Balım Kız, Dalım Oğul, biz gene eski bir yolculuğa çıkalım ki, Aksaray üzerinden, çok eski bir kervan yolunu geçip, Gesi bağlarını aşıp, Malatyanın kayısı güzeli topraklarına varalım.
AKŞEHİRDE NASRETTİN HOCA
Akşehir, Nasrettin Hocanın beldesi Aradan neredeyse 700 yıl geçmesine rağmen her köşesinden Nasrettin Hoca çıkacakmış gibi bizi saran Akşehir Hey Hoca Nasrettin, Ey Koca Nasret*tin Anadolu Bilgesi Yoksulluğa gülen gözlerle, haksızlığa gü*len sözlerle direnen halk adamı Fıkraları dilden dile söylenen Nazım Hikmetin dizelerinde belirttiği Anadolu insanının güler*ken ağlayan yüzü Hoca Nasreddin
BURSA YEŞİLİ
Bana, Anadolunun en güzel, en ulu çınarları nerededir diye sorsanız, Bursadadır derim. Bursa, erenler, yiğitler ve çınarlar diyarıdır. 6 Nisan 1326′da Anadolu Türk devletine katılmıştır, başkentlik yapmıştır. Yeşilin anavatanı diye ün yapmıştır. Yeşil Türbesi, Yeşil Camisi vardır.
İZNİK GÖLÜ:
Şimdi bir göl göreceğiz ki dört bir çevresi bağ ile zeytin ağa*cıdır. Türkiyenin en güzel göllerinden biridir.
ÇAMLICA TEPESİNDEN İSTANBUL
Balım Kız, Dalım Oğul, İstanbul kentlerin sultanıdır. İstanbul aşığı Yahya Kemal bakın ne güzel demiş.
Sultan Mehmet ne övülesi, ne anılası bir insandır ki bu güze*lim şehri fethetmiştir. Gösterdiği büyük hoşgörü ile gönülleri de fethetmiştir. Çok değil, bu fetihten 250 yıl önce Hristiyan Haçlılar, Hristiyan İstanbulu ele geçirmiş, taş üstünde taş, baş üstünde baş koymamışlardı. Bir onların yaptıklarına bakın, bir de bizim. Bu vahşi ataların çocukları kalkmışlar şimdi bize uygarlık dersi vermeye çalışıyorlar.
O bağnaz ve vahşi Orta Çağm ortasında açan bir hoşgörü gülü ve iklimi olmuştur, İstanbul Herkes kendisini onda bul*muş, herkes kendisini ondan bilmiştir. Bugün de öyle değil midir? Gezin bakın İstanbul caddelerini, sokaklarını Her köşesinde bir millet, her köşesinde bir ırk görürsünüz
YEŞİLIRMAK
Bir ırmağın yaşantısı, tıpkı bir insanın yaşantısına benzer. Yağmur dölünden dağ ananın bağrına düşer, dağ anadan doğar, ovalarda gençtir koşar, kocahr yaşar ve denize varır, ölür.
Yeşilırmak, Sivas-Zara KÖsedağ eteğinden doğar, nice dere*leri, çayları kendine katarak Tokatın Almusu geçer, Amasyaya varır. Dinler burada Ferhat ile Şirinin öyküsünü ve yoluna de*vam ederek, Samsun Çarşambaya varıp, denize ulaşır.
ANADOLU OZANLARI:
Bu Anadolu toprağı, ozanlara yatağıdır. Homerosdan, Pir Sultan Abdala; Karacaoğlandan, Yunus Emreye; Dadaloğlundan Köroğluna; Aşık Veyselden Ahmet Muhip Dranasa kadar söz ustaları yetiştirmiştir.
ŞEKERE DÖNÜŞEN TOPRAK
Şeker fabrikalarında, yeşil saçlı pancar, temizlenip yıkan*makta, yeşil saçları kesilmekte, kaynar suyu yiyip, şeker kaynağı Özü yumuşamakta, şeker hamuru oluşmakta, bu hamur kazanlar*da döne dolaşa, yana pise akça şekere dönüşmektedir.
Çok eskilerde insanlar, şeker ihtiyaçları için bal ile pekmez kullanırlarmış Nerdennereye..
■ ■
DEMİRYOLU
Genç Türkiye Cumhuriyeti, elinden geldiğince, Anadolunun dört bir yanını demir ağlarla döşemeye çalışmıştır. Ne de güzel olur tren yolculuğu Geçersin uçsuz bucaksız ovalardan, geçit vermez dağların ve ırmakların kenarından Seyredersin uçuşan kuşları, koşan çocukları, meleşen kuzuları
Bu rayların, bu istasyon garlarının dili olsa da konuş*sa Kimbilir ne sevdalara, ne acılara, ne sevinçlere tanıklık etmişlerdir Ya Kurtuluş Savaşımız sırasında gördükleri Kahraman makasçılar, kondüktörler, ateşçiler..Hey gidi hey..Balım Kız, Da*lım Oğul siz siz olun demiryolundan vaz geçmeyin. Bakın bu raylar onlarca yıllık. Az bir masrafla yüzlerce yıl bile kullanılabi*lir
Trenler, üzerlerinde Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryol*ları yazısıyla, Bağımsızlık düdüğünü Öttüre öttüre güzelim yur*dumuzu dolaşır dururlar
GEYVE BOĞAZI:
Söğüt, Bilecik, Sakarya Osmanlının can bulduğu topraklar. Gel 1920′Iere, kurtuluş savaşı başlamış. Ankara yok edilmek iste*niyor. Düşman, gelmiş dayanmış Sakaryadan sonra, Geyve Boğazına. Kuvayı Milliye kumandanlarından Mahmut Bey tutmuş askerleri ile boğazı Dosta açık, düşmana kapalıdır artık bu yol*lar
Gezimiz bitiyor, hey a Balım Kız, hey a Dalım Oğul Kuvayı Milliyedir içtiğimiz, nisan gülüdür açtığımız ve de sorana, durana Geyve dağlarından kekiktir saçtığımız. Koklayana bu yurttur, verilesi değil; insan bir sevdi mi, Anadolu anadır, kardaştır, yârdır hiç aynlası değil


