Krutzo 1
Krutzo
shrpnl 1
shrpnl
Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Pablo Picasso ve Kübizm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 7K

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 8 Ay 4 Gün
Başarım Puanı
400
MmoLira
183
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Çoğunlukla geometrik şekiller kullanan artistik stile verilen. Bütün şeklin dağıtılması, parçalanması.
1907-1914 yılları arasında Fransa'da İspanyol asıllı sanatçı Pablo Picasso (1881-1973) ile Fransız George Brague'in (1882-1963) önderliğinde gelişen sanat akımıdır. Resimlerde geometrik şekiller esas alındığı için kübik-izm diye anılmıştır.
Kübizme yön veren ilke, üçüncü boyutun tuvalin üstüne perspektifin göz yanıltıcı etkisine başvurmadan yalnız resim öğeleriyle getirebilmesidir. Öyleyse perspektif her zaman bir mekan yanıltması getirdiğinden, bundan böyle resimde ele alınmamalıdır. O nedenle resimler parçalanır, dışa katlanıp açılır, önden ve arkadan gösterilir. Biçim ise tümüyle ressamın egemenliğindedir. Artık yalnız görüldüğü ya da algılandığı gibi değil, düşünüldüğü gibi resme geçilir.

Kübizmin üzerindeki etkili olan unsurlar şu şekilde belirtilebilir.
a.Cezanne’in resimde kullanılan nesnelerin geometrik asıllarıyla ortaya konulaşabileceği hakkındaki uyarı ve uygulamaları
b. Geleneksel Afrika sanatı
c. Pozitif bilimlerdeki başarı ve sonuçlar
Kübizmin amacı, nesneleri “İzleyicinin bulunduğu yerden görebileceği biçimde” değil, değişik şartlardan ve başka açılardan görülebilecek özellikleriyle de olduğunu ortaya koymaktadır.Bir anlamda resme dördüncü boyutu (zamanı) katmanın çabası vardır.
Kübizmin babası ve yaratıcısı Cezanne dir. Kübist gelişmenin başlangıç noktasını Picasso’nun 1907’de tamamladığı Avignon lu Kızlar adlı tablosu temsil eder.
20. yüzyılın en önemli sanat akımlarından olan Kübizmde yansıtmacılığın Rönesans tan itibaren süre gelen kurallarını kökten sarsmış ve bütünüyle farklı bir biçimsel kurgu yaratmıştır. Picasso, Avignonlu Kızlarla insan figürünün klasik formu ve tek nokta perspektifi ile sağlanan derinlik temsilciliği prensibini tümden yıkmıştır. Üstelik bu yeni yaklaşım insan anatomisinin geometrik parçalara ve üçgene indirgenişinde ve normal anatomik oranların göz ardı edilişinde gözlemlenebilir. En önemli eseri Avignon lu Kızlar ve bu olayla kübizm başlamaktadır. 1911’den sonra doğada bir modelden çalışmayı artık tamamen bırakan kübistler temsiliyetçi uzaydan tamamen uzaklaştılar. Bunun yerine dış dünyayı tanımlayan işaretler ve biçimsel anahtarlar kullanmaya başladılar. Cezanne stili çakıştırmalı görüntüler yerine, her figürü en iyi tanımlayan görüntüleri işaret haline getirip kullandılar. 1912’den itibaren kübizmin ulaştığı çok noktalı perspektif ve birbirinin içine giren pekçok düzlem dış dünyanın tamamıyla temsiliyetçiliğinden uzak bir ifadesini vermiştir. 1925’e gelindiğinde kübizm artık stil olarak pek çok olasılığı gerçekleştirmiş bulunuyorlardı. Kübizmin ilerleyen yıllarında Picasso ve Brague’da kendilerinden önce gelen sanatçıların dış dünyanın gerçek görüntüleri üstünde yoğunlaşmış olan, daima gerçek hayatta da birbirleriyle ilgili objeleri (Örneğin bir gazete, hasır, koltuk ve bardak gibi) çizdikleri halde kübistler gitgide dış dünyadan kopuk görülen resimler yaptılar. Bu sonuçta resimlerin çok fazla düzleştiğini düşünen Georges Brague derinlik kavramı yaratabilmek için önce resme harf katmayı, sonrada (Collage)’ı keşfetti. Bu yeni üsluplarla kübizm daha çok derinlik hissi verebiliyor hale geldiği halde aynı zamanda dış dünyanın gerçekçiliğinden bir adım uzaklaşmış oluyordu.
Collage ise resme, resmin üst düzeyinin önünde yapılanan, somut bir derinlik öğesi kazandırmaktadır. Ayrıca, Collage, neyin sanat, neyin gerçek olduğu gibi modern sanatta çok önemli bir kavramlada ilgilidir. Özellikle kübistler modern insanların çevrelerine bakışına çok önemli yeni, parlak ışıklar tutmuşlardır. Onların getirdikleri yeni biçimsel akılcı formlar, yeni bir yüzyılın görsel ve estetik gelişimlerine de yeni kapılar, yeni ufuklar açmıştır.
Kübist gelişmenin başlangıç noktasını Picasso’nun 1907 de tamamladığı Avignonlu Kızlar adlı tablosu temsil eder.

KÜBİZM İKİ ÇEŞİTTİR



1: Analitik Kübizm: 1910-1912 yılları arasındaki kübizm nesneleri binlerce parçalara ayrıştıran çözümlemeci bir yolda gelişir. Soyut bir sanat değildir, sanatçı izleyenlere parçalamış olduğu nesneyi birleştirip bir bütün olarak algılayıp bir şeye benzetmelerini ve ortaya çıkartmalarını istiyor. Tabloya bakan insanlar parçaları birleştirerek bir bütün haline getirip bu eser şudur,şuna benziyor diyebilmelidir ve yorumları yani resimleri sadece ressam bilmeyecek,karşısındaki insanlarda bilecek.

2: Sentetik Kübizm: 1912 den sonra ise resme gazete kupürleri, kutu ve bezler yapıştırılır.
Çeşitli insan figürleri ve portreler yapan kübistler natürmortlarında ise en çok müzik aletleri, resim paleti ve sürahi gibi nesnelere yer vermişlerdir.
Birinci Dünya savaşı sıralarında uluslar arası bir sanat akımı olarak ilgi duyulan kübizm heykel, mimari grafik ve dekoratif sanatlarda da etkili olmuştur.
Pablo Picasso 1904’te Paris’e yerleşir. Burada göçebe yaşayanların, palyaçolarla ip cambazlarının dünyasına hayran kalır. Etkileyici çarpıtmalarla neredeyse tek renkli denebilecek mavi bir ton kullanarak onların resimlerini yapar. Onun bu dönemine “Mavi Dönem” denir. Pembe Dönemi’nde de yine aynı konular vardır. Ama renkler daha yalınlaşmıştır. 1907’de Avigno’lu Kızları (Modern Sanat Müzesi – New York) yapar. Bu resimde kısa süre önce tanımış olduğu zenci yontularının etkileri izlenir. Buradaki figürlerin yalın ve köşeli düzenlenişi Kübizm’in doğuşunun habercisidir. Kompozisyondan insanı kavrayan renk, lekelerinden ve biçim çarpılmalarında tedirgin edici, etkiyi, kuşkusuz resimde canlandırılan “Salon”da uygun düşmektedir. Ondan önce hiç kimse bu biçimde resim yapmış değildir. Aynı sıralarda Brague’da Fovizmden ayrılmakta, hiçbir havası olmayan, Streometrik çizimlerle oluşturduğu “Estague de evler” (Sanat müzesi, Bern) manzaralar yapmaktadır.
Matisse bu ismi görünce “Şuraya bakın küp" diye bağırır. Picasso kübizme gittikçe daha çok yönelir. Başka insanlar, başka ressamlarla birlikte Mont Martre da “Bateau ‘Lavoir” yeni çamaşır teknesi adını verdikleri bir atölyede çalışmaktadır. Burada onu aralarında Leo Stein’da bulunduğu eleştirmenler, ünlü yazarlar, sanatçılar ziyarete gelir. Juan Griss kübizmin biçimlerin çözülüp dağıtıldığı bu çalışmasını “Çözümleme dönemi” (Analitik) olarak nitelendirilir. Resim konuları oldukça sınırlıdır. Ev eşyaları ve müzik araçları ile yapılmış natürmortlar arada bir figür (Mandolinli Kız) ya da bir portre herhangi bir mekansal çevre yaratılmadan üçüncü boyut renk tonlarıyla yakalanır.
1912’ye doğru kübizmin “bireşimci” (sentetik) aşaması başlar. Artık biçimler parçalanmakta gazete kesikleri, cam, sigara yardımıyla yepyeni biçimler oluşturulmaktadır. Bu tür çalışmaya Collage adı verilir. Bu yeni yöntem cisimlerin resminin yapılması ile son bağları da koparır. Artık resmin bağımsızlığına erişilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nda Brague askere gider ve Picasso’yla ilişkisi kopar. Savaştan sonra kendi kübist üslubunu olgunlaştırır. Üstün bir renk inceliğine ulaşır.
Brague ve Picasso’nun resimleri birbirlerine benzemektedir. Çünkü aynı akımı gerçekleştirmişlerdir. Aynı zamanda aynı atölyede çalışmışlardır. Birbirlerinden etkilenmeleri söz konusudur.


Joan Gris bireşimci kübizmi geliştirir. Collage (Kolaj) tekniğini boyalarıyla uygular. Leger kübizmden edindiği deneyimler üstüne kurduğu çok büyük boyutlu resimlerinde makinaları ve işçilerin dünyasını canlandırır.
27 Nisan 1937 yılında Almanlar’ın saldırısıyla Guernica kasabası bombalandı. Picasso bu olaydan çok etkilendi ve bunun üzerine Guernica adlı bir eser yaptı. Guernicada ağlayan insanlar felaket ve benzeri resmediliyordu. Bir gün Picasso atölyesinde resmi tamamlamak üzere olduğundan Alman komutan içeri girer ve resme uzun bir süre baktıktan sonra bu resmi sen mi yaptın diye sorar. Picasso’da hayır siz yaptınız cevabını verir.


1937 yılının Ekim ayında anne – çocuk çizimlerinden yola çıkarak, Guernica’nın bir tür dipnotu sayılabilecek ağlayan kadını yaptı. Çağın yaygın konusu olan çekilen acılar burada çok yakından bakılan bir kadın başına sığdırılıyordu. İlk bakışta resim salt sanatsal öğeleriyle dikkat çeker. Oysa bu resme nereden ve nasıl bakarsak bakalım orta yerinde genellikle bir acı olarak kullanılan mendilin çok köşeli biçimi gözümüzü alıyor. Kadın umutsuzlukla mendili ısırmış gözyaşları mendile doğru akıyor. Mendil kadının ağzını bir peçe gibi örterek acısının şiddetini vurguluyor ve renklerindeki mavi beyaz karşıtlığı Guernica’ıyı akla getiriyor. Picasso 92 yaşına kadar yaşadı ve bu süre zarfında birçok ödüller aldı ve birçok sanatsal eserler meydana getirdi. Bunların birkaçı aşağıdadır.
Picasso’dan Bir Yaşam Hatırası:
Bir ülkenin hükümdarı dönemin en ünlü ressamını huzuruna ister ve ondan bir horoz resmi çizmesini isteyecektir. Ve ülkenin en iyi ressamı Picasso gelir. Picasso hükümdardan bu resim için üç ay süre ister. Üç ay sonra Picasso elinde boş bir kağıt ve kalemle gelir hemen bir horoz resmi yapar. Hükümdar çok şaşırır. Madem bu resmi on saniyede bitirecektin benden niye 3 ay zaman istedin diye kızar. Picasso’da hükümdarı atölyesine gelmesini ister. Bunun üzerine hükümdar atölyeye gider ve Picasso dolabı açar, dolabın içinden en az üç yüz tane eskiz dökülür. Hükümdara dönerek bu resim 3 aylık çalışmamın ürünüdür der.

Kübizmin bir başka sanatçılarından biri de Salvador Dali dir.


Salvador Dali 6 yaşında aşçı olmak istiyordu 7 sine geldiğinde aklını Napolyon'la bozmuştu. Napolyon gibi olmak istiyordu. Gitgide daha hırslı oldu hırsı arttıkça kendine beğenmişliği de arttı. Şimdi artık sadece Salvador Dali olmak istiyordu. İlk resmini de bu erken yıllarda yapmıştı. 10 yaşında iken izlenimcileri, 14 yaşındayken 19.yy akademik ressamlarını keşfetti. 1927 yılında 24 yaşında geldiğinde artık Dali olmuştu.


Ona İspanyolca El Salvador : kurtarıcı adını takmışlardı.
Çünkü Dali ye göre resim sanatını “soyut resim, akademik,gerçek üstücülük, dadıcılık ve bütün öteki karmaşacı-lıkların yarattığı ölüm tehlikesinden –kurtarması alnında yazılıydı-
Salvador Dali gerçekten de zamanın tüm moda akımları çocuk oyuncağı gibi geliyordu. İzlenimciliği, noktacılığı, kübizmi, yeni kübizmi, gelecekçiliği incelemiş, resimlerinde kimi zaman Picasso ya kimi zaman Matisse’e şaşırtıcı bir ustalıkla göndermelerde bulunarak onlara saygısını göstermişti. Etkilendiği kaynakları saklama gereği duymuyordu. Hevesi ise pek çabuk geçiyor, birkaç hafta sonra yeni arayışlara giriyordu.
Salvador Dali çalışmalarını Paris'te sürdürmek yolundaki isteğini Babasına benimsetmesi zor olmamıştır. 1927 başlarında Halası ve kız kardeşiyle birlikte Paris'te bir hafta kaldı.Daliye göre bu sürede üç önemli iş yaptı. Versaillesi Gevin müzesini gezdi ve Picassoyla tanıştı. Picasso'nun çalışmalarını milimi milimine inceleyen kübist ressam Manuel Angeles Ortiz onu Picassoy’la tanıştırdı. Ortiz’i Lorca kanalıyla tanıyordu.

Bir sözünde “Picasso nun atölyesine girer girmez derinden etkilendim sanki onları huzurundaymışım gibi, saygı doluydum. Louru’e görmeden sizi görmeye geldim.” Dedi. Oda doğru olanı yapmışsın diye yanıtladı.

1910 dan sonra Picasso ve Brauque’a yaklaşan sanatçılar Gleizzez (1881-1953), Jean Metzinger (1883-1956), Fernand Leger (1881-1951) Delaunay (1885-1941), Villon (1875-1963), İspanyol Juan Gris (1887-1927), Hollandlı Piet Mondrian (1872-1944), Polonyalı Marcoussis (1883-1941), İsviçreli Jeanneret (Ünlü mimar Le Corbusier 1887-1969) dır.
Kübizm, birinci dünya savaşı sıralarında uluslararası bir akım olacak ilgiyi de kazanmıştı.


Tarihçe ve Özellikleri
XX. yy. başlarında ortaya çıkmıştır. Kübizm terimi 1914 Savaşı'ndan önceki yıllarda Paris'te gelişen bir resim akımını belirtir. O dönemde Avrupa'da biçimlenmekte olan modern sanatın temel halkalarından biri kübizmdir. Genellikle kübizmin başlangıç noktasını, 1907 yılında Pablo Picasso'nun yaptığı ve o güne kadar resim alanında benzeri görülmemiş Avignonlu Genç Kızlar tablosunun oluşturduğu konusunda görüş birliği vardır. Burada, çıplak vücutları baltayla yontulmuşa benzeyen beş kadın görülür; basitleştirilmiş biçimler, geometrik biçimler haline dönüşmüştür.
O sıralarda doğadaki biçimleri basit hacimlere indirgeyen tabloları yapan yalnız Picasso değildi. Paris'te, o dönemde, izlenimcilikten ve başlıca kaygıları ışığın geçici etkilerini resmetmek olan izlenimcilerden hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı yetişiyordu; bunlar, Matisse'in çevresinde toplanmış olan fovların çok renkli resim sanatından da hoşlanmıyorlardı. Tablolarını sağlam temellere oturtmak istiyor ve bu konuda ressam Paul Cezanne'ın izinden gidiyorlardı. Nitekim bu ressamlar, Cezanne'dan, onun son Provence manzaralarından ve natürmortlarından esinlenecekler, bundan da kübizm doğacaktı.
[değiştir]
İç İçe Geçmiş Hacimler
Kübizm adı, Georges Braque'ın bir tablosunu gören Matisse'in bu tablo için «küçük küpler» sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bir yanılgı sonucu yeni resme uygulanan bu deyim, Picasso ve Georges Braque'ın o tarihlerde birbirine pek benzeyen ilk kübist eserleri konusunda bir fikir verebilir. Her ikisi de hacimlerin iç içe geçtiği portreler, manzaralar, natürmortlar çizmekteydi. Onlar iki boyutlu (en ve boy) olan tuvalin yüzüne doğada üç boyutlu (en, boy, derinlik) olan nesneleri çizebilmenin çarelerini araştırıyorlardı. Bu, yeni bir sorun değildi; bütün resim sanatının sorunuydu; ama o zamana kadar, derinlik izlenimi perspektif aracılığıyla verilebiliyordu.
Picasso ile Braque, her şeyden önce bir tablonun ne olduğunu unutturan bu çözüm yolunu bir yana bıraktılar: tablo, aslında dümdüz bir yüzeydir. Braque ile Picasso, biçimleri tuvalin üzerine kademeli sıralayarak üst üste yerleştirdiler. Zaten onların niyeti, gerçeği gördüğümüz gibi değil, olduğu gibi göstermekti: yerimizi değiştirmeden bir nesneye baktığımız zaman onun sadece bir kısmını, bir köşesini veya bir yüzünü görürüz.
Kübistler ise nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir. Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.
1911'e doğru Braque ve Picasso için, nesneleri kat kat açıp saydam küçük yüzeylere bölmek, kenar çizgilerini kırmak, gerçek bir oyun haline geldi; o kadar ki, neyin resmini yaptıklarını anlamak giderek zorlaştı. İki ressam o sıralarda Avrupa'nın başka merkezlerinde doğmakta olan soyut sanata çok yaklaşmış bulunuyordu.
Resme Gerçeği Sokmak
Kübistler, sanatlarını geliştirirken gerçeği tamamen özgün bir biçimde resim sanatına sokmak amacını güttüler: resme tamamen yabancı öğeleri (kâğıt, gazete parçalan, kibrit çöpleri) tablolarına yapıştırdılar. Üstelik boyalarına kum karıştırdıkları da oluyordu. Bütün bunlar günümüz resim sanatında sık sık rastlanan şeylerdir, ama o dönemde hiç görülmemişti. Kübistler bunu hem gerçek ile ilişkilerini yitirmediklerini göstermek, hem de resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun herhangi bir şeyle yapılabileceğini göstermek için yaptılar. Yeter ki, tablo, biçimlerin tutarlı bir kompozisyonunu oluştursun.
Açıklık kaygısıyla, yapısal çizgileri iyice azalttılar ve kompozisyonlarına, hemen belirli bir nesneyi akla getiren resmedilmiş biçimleri eklediler: sözgelimi, bir gitarı belirtmek için teller ve bir eğri, keman için üzerindeki delikleri, şişe için ise şişenin boynunu çizmekle yetindiler Sanat felsefesi olarak, ayrı ayrı yerlerde geçen şeylerin birlikte ve ayni zamanda cereyan ettiğini tasavvur ve tasvir etmek düşüncesi ile, karışıklıktan hoşlanma zevkinin birleştirilerek ifade edilmesi esasına dayanır. Nitekim kübistlerin eserlerinde karmakarışık imajlara ve dağınık kelimelere rastlanır.
Kübistler, herhangi bir şeyde gözün türlü yönlerden görebildiği özellikleri, bir arada geometrik şekillerle göstermeye çalışır. Bu tarz resimlere kübik resim adı verilir. Kübizm, eşyanın uzaklık ve yer içinde kapladığı hacim kanununu temel hareket noktası olarak alır. Bu akıma mensup sanatçılar, resimde özün, değişmeyenin peşinde koştuklarını savunurlar. Onlara göre, konunun sadece görünen yönünü değil, görünmeyen tarafını da göstermek gerekir.
Bu akıma mensup olan edebiyatçıların gayesi ise, duygularla olayları birbirine karıştırmak, ayrı ayrı yerlerde geçen olayların birlikte, ayni anda olduğunu kabul etmek ve bu anlayışta eser vermektir. Bu yüzden kübistlerin eserleri oldukça karmaşıktır.
Kübistler, resimde renk oyunlarının yankılarını, güneş ışınlarının tabiat içinde uyandırdığı parıltıları bir yana bırakarak, eşyanın geometrik yapısına önem vermişlerdir. Bu bakımdan Kübizm, tabiatın yepyeni bir anlayışla değerlendirilmesidir denilebilir. Onlar sanatlarının kaynağını duygudan çok, düşüncede aramışlar, empresyonistlerin aksine, ilim yoluyla değil sanat yoluyla sanata varmak prensibini seçmişlerdir.
Resimde en büyük temsilcileri: Picasso, Paul Cezanne, Georges Seurat, vb..
Edebiyatta temsilcileri: Guillaume Apollinaire, Max Jacob, Blaise Cendrars, vb..

Pablo Picasso


Pablo Picasso (25 Ekim, 1881 – 8 Nisan, 1973) 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen ustalarından biridir. Georges Braque ile birlikte Kübizm akımının mimarıdır.
Tam ismi Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Crispin Crispiniano de la Sentissima Trinidad Ruiz Blasco Picasso y Lopez'dir. Picasso 25 Ekim 1881' de Malaga, İspanya’da doğar. Resim yapmaya sekiz yaşında başlar. 1895' te Barselona Güzel Sanatlar Okulu'na girer. 1901' den itibaren anne soyadı olan Picasso'yu kullanmaya başlar.

1900'de ilk kez Paris'e gitti. Dönemim yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Monmartre semtinde bir süre yoksulluk içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi 'Mavi Dönem' olarak tanımlanır.



Mavi Dönem

1901-1903 yılları Picasso'nun mavi dönemi olarak adlandırılır. Arkadaşı Carlos Casagemas intiharıyla başlayan bu dönemde, Picasso, tablolarında mavi rengi egemen olarak kullanmıştır. Bu dönem tablolarında yaşlılık, fakirlik ve ölüm temaları işlenmiştir. Daha çok Fakirler, dilenciler ve körler tasvir edilmiştir.Pablo, Fransız Komünist Partisi Üyesiydi.

Pembe Dönem

Picasso, 1904'te Paris'e yerleşir. Burada ilk eşi Fernande Olivier'yle tanışır. Dönem adını tıpkı mavi dönemde olduğu gibi, pembe ve tonlarının yoğun kullanımından alır. İşlenen temalar daha çok melankolik ve duygu yüklüdür; bu dönem tablolarında sirk dünyasına da rastlanır. Picasso, bu dönemde renkten çok çizgi ve desen kullanımına önem verir.

Kübizm


Türkiye'deki Prado Müzesi'nde bulunan Guernica tablosu Picasso'nun savaşa karşı duyduğu güçlü nefreti yansıtır.


1907'den 1914'e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki(83 boyutlu) bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma'da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova'yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)
2000'li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris).
Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı'na göre, 1 resim, 10 baskı, 34 kitap resmi, ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir. 1973'de eserlerinin toplam değerinin 750 milyon dolar olabileceği tahmin edilmiştir.
Bir genelevdeki beş F*****yi gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Les Demoiselles d'Avignon, Fransa'da 1907 yazında çizilmiştir.
En tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937'de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid'de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "bu resmi siz mi yaptınız" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir.

Picasso'nun yaşam öyküsü aslında o doğmadan çok önce başlar. Picasso'nun babası Don Jose Ruiz Blasco orta karar bir ressamdı. Blasco ailesinin geçmişi 1541 e dek uzanıyor. Picasso'nun ataları kuşaklar boyunca sanata düşkün, sanat konularından ciddi, yürekli ve açık görüşlü, din konularında ise son derece dürüst kişiler olmuşlardır. Annesi Dona Maria Picasso, Lopez den, fiziksel özelliklerini almıştır. Üstelik ailenin bu kanadında en az iki ressam vardır. Picasso doğduğu gün ölümle ilk kez burun buruna gelmiştir. Ebesi çocuğun öldüğü kanısına varıp tüm özenini annesine yöneltmiştir. Yetkin bir doktor olan amcası Don Salvador'un soğukkanlılığı Picasso'yu soluk alamayıp ölmekten son anda kurtardı. Don Salvador'un uyguladığı etkili yöntemle geleceğin dahi sanatçısı küçük Pablo'yu yaşama döndürdü
Yüzüne biraz puro dumanı üflenen bebek hemen ağlamaya başladı. Tarih, 25 Ekim 1881. Saat, 11.15.Picasso yaşamının ilk on yılını doğduğu kasabada Malaga'da geçirdi. Ailesine zengin denemezdi. Babası kasaba müzesinin müdürüydü. Ayrıca resim öğretmenliği yapıyordu. İki yakalarının bir araya gelmesi çoğu zaman çok güç oluyordu. İspanya'nın kuzeyinden daha iyi ücretle yeni bir iş önerisi aldığında sevinerek kabul etti. Picasso'lar dört yıl geçirecekleri Atlantik kıyısındaki eyalet merkezine taşındılar.
Picasso okulda sayıların biçimleriyle ilgilenir, onları defterine geçirir, ama onlarla oluşturulan aritmetik problemlerle hiç mi hiç ilgilenmezdi. Okulda defterlerini çizimlerle doldururdu.
Başlangıçta babasını örnek alıyordu ama 13 yaşına geldiğinde ona çoktan yetişmişti. Picasso babasının isteği üzerine bir resimdeki güvercinin ayaklarını tamamlamıştı. Bunu o denli başarıyla yapmıştı, güvercinler o denli gerçekçi olmuştu ki babası gereçlerini oğluna vererek onun artık olgun bir sanatçı olduğunu kabul etmişti. Babası fırçasıyla boyalarını eline tutuşturdu ve bir daha hiç resim yapmadı. Picasso, Barselona'daki sanat okulunun giriş sınavlarında da benzer bir başarı gösterdi. Ayrıca bir aylık bir ödevi bir günde tamamladı. O bir harika çocuktu. Doğru dürüst eğitim görmemişti ama, daha 14 yaşında tanınmış bir sanat okuluna kabul edilmeyi başarmıştı.
Picasso çıraklık döneminin sona ermesinden çok önce Barselona'nın en tanınmış ressamları arasına girmişti. Barselona'da o güne dek gerçekleştirilen en önemli sergide ilk büyük boyutlu yağlı boya tablosu sergilendi. 1897'de Malaga'da geçirilen kısa bir yaz tatilinin ardından Picasso, Madrid'deki yeni atölyesine taşındı ve İspanya'nın en tanınmış sanat okullarından birine girdi. Önceleri geçmişin usta ressamlarını kopya edip onların biçemlerini yansıladı. Daha sonra bu resimler onun özgün resimleri için birer kaynak oldular. Bu konuları değişik düzenlemeler ile tekrar tekrar işledi.Haziran başında kızıla yakalandı. İyileşmek için Barselona'ya döndü. 1899 İlkbaharında Barselona'ya yepyeni tasarılarla döndü. İspanyol resmindeki yeni gelişmelere daha açık bir görüşle bakmaya başlamış, öncüleri ile tanışmayı aklına koymuştu. Çok geçmeden buradaki yaşlı başlı ressamların saygısını kazandı. 1900'de ilk kişisel sergisini açtı. Picasso'nun resimlerine büyük ilgi gösteren genç galeri yöneticisi ressama hemen bir anlaşma önerdi. Picasso öneriyi hemen kabul etti. Düzenli aralıklarla galeriye vereceği resimler karşılığında ayda 150 frank alacaktı. Böylece, parası sorunlarını şimdilik çözmüş bulunuyordu. Öylesine coşkuyla doluydu ki ilk galericisinin birkaç portresini yaptı.
Anavatanı İspanya'ya döndü ve pek kısa bir süre kaldı. Ailesine yabancılaşmıştı. Onların taşralı zihniyeti karşısında duyduğu düş kırıklığı içinde Paris'e geri döndü. Picasso olgunluk aşamasını akademik bir eğitimden geçerek erişmişti. Ama daha on altı yaşına geldiğinde öğrenilecek ne varsa hepsini öğrenmişti. Picasso henüz kendi özgün biçimini yaratmamıştı. Öte yandan diğer ressamlarla dirsek dirseğe sürdüğü alışveriş yavaş yavaş sona eriyordu. Özgün bir sanatçı olarak kimliğini ilk kez vurgulayan Mavi ve Pembe Dönemlerinin eşiğindeydi. Eğitim süreci sona ermişti artık Picasso, Picasso olmuştu.Pablo Picasso 1904'te Paris'e yerleşir. Burada göçebe yaşayanların, palyaçolarla ip cambazlarının dünyasına hayran kalır. Etkileyici çarpıtmalarla neredeyse tek renkli denebilecek mavi bir ton kullanarak onların resimlerini yapar. Onun bu dönemine "Mavi Dönem" denir. Pembe Dönemi'nde de yine aynı konular vardır. Ama renkler daha yalınlaşmıştır. 1907'de Avigno'lu Kızları yapar. Kübist gelişmenin başlangıç noktasını Picasso'nun Avignonlu Kızlar adlı tablosu temsil eder. Bu resimde kısa süre önce tanımış olduğu zenci yontularının etkileri izlenir. Buradaki figürlerin yalın ve köşeli düzenlenişi Kübizm'in doğuşunun habercisidir.Kompozisyondan insanı kavrayan renk, lekelerinden ve biçim çarpılmalarında tedirgin edici, etkiyi, kuşkusuz resimde canlandırılan "Salon"da uygun düşmektedir. Ondan önce hiç kimse bu biçimde resim yapmış değildir. Aynı sıralarda Brague'da Fovizmden ayrılmakta, hiçbir havası olmayan, Streometrik çizimlerle oluşturduğu "Estague de evler" manzaralar yapmaktadır.Picasso kübizme gittikçe daha çok yönelir. Başka insanlar, başka ressamlarla birlikte Mont Martre da "Bateau 'Lavoir" yeni çamaşır teknesi adını verdikleri bir atölyede çalışmaktadır. Burada onu aralarında Leo Stein'da bulunduğu eleştirmenler, ünlü yazarlar, sanatçılar ziyarete gelir. Juan Griss kübizmin biçimlerin çözülüp dağıtıldığı bu çalışmasını "Çözümleme dönemi" (Analitik) olarak nitelendirilir. Resim konuları oldukça sınırlıdır. Ev eşyaları ve müzik araçları ile yapılmış natürmortlar arada bir figür (Mandolinli Kız) yada bir portre herhangi bir mekansal çevre yaratılmadan üçüncü boyut renk tonlarıyla yakalanır.1912'ye doğru kübizmin "bireşimci" (sentetik) aşaması başlar. Artık biçimler parçalanmakta gazete kesikleri, cam, sigara yardımıyla yepyeni biçimler oluşturulmaktadır. Bu tür çalışmaya Collage adı verilir. Bu yeni yöntem cisimlerin resminin yapılması ile son bağları da koparır. Artık resmin bağımsızlığına erişilmiştir.
27 Nisan 1937 yılında Almanların saldırısıyla Guernica kasabası bombalandı. Picasso bu olaydan çok etkilendi ve bunun üzerine Guernica adlı bir eser yaptı. Guernicada ağlayan insanlar felaket ve benzeri resmediliyordu. Bir gün Picasso atölyesinde resmi tamamlamak üzere olduğundan Alman komutan içeri girer ve resme uzun bir süre baktıktan sonra bu resmi sen mi yaptın diye sorar. Picasso'da hayır siz yaptınız cevabını verir.
1937 yılının Ekim ayında anne çocuk çizimlerinden yola çıkarak, Guernica'nın bir tür dipnotu sayılabilecek Ağlayan kadını yaptı. Çağın yaygın konusu olan çekilen acılar burada çok yakından bakılan bir kadın başına sığdırılıyordu. İlk bakışta resim salt sanatsal öğeleriyle dikkat çeker. Oysa bu resme nereden ve nasıl bakarsak bakalım orta yerinde genellikle bir acı olarak kullanılan mendilin çok köşeli biçimi gözümüzü alıyor. Kadın umutsuzlukla mendili ısırmış gözyaşları mendile doğru akıyor. Mendil kadının ağzını bir peçe gibi örterek acısının şiddetini vurguluyor ve renklerindeki mavi beyaz karşıtlığı Guernica'ıyı akla getiriyor. Picasso 92 yaşına kadar yaşadı ve bu süre zarfında birçok ödüller aldı ve birçok sanatsal eserler meydana getirdi.

.Picasso'dan Bir Yaşam Hatırası.Bir ülkenin hükümdarı dönemin en ünlü ressamını huzuruna ister ve ondan bir horoz resmi çizmesini isteyecektir. Ve ülkenin en iyi ressamı Picasso gelir. Picasso hükümdardan bu resim için üç ay süre ister. Üç ay sonra Picasso elinde boş bir kağıt ve kalemle gelir hemen bir horoz resmi yapar. Hükümdar çok şaşırır. Madem bu resmi on saniyede bitirecektin benden niye 3 ay zaman istedin diye kızar. Picasso'da hükümdarı atölyesine gelmesini ister. Bunun üzerine hükümdar atölyeye gider ve Picasso dolabı açar, dolabın içinden en az üç yüz tane eskiz dökülür. Hükümdara dönerek bu resim 3 aylık çalışmamın ürünüdür der.

Picasso'dan Sözler"Benim arayışlarımdan söz ediyorlar, ben aramam ki... Bulurum.""Ne yapacağını iyi biliyorsan, gidip de onu yapmanın ne anlamı var? Nasılsa, biliyorsan böyle bir deneye girişmenin bir anlamı yok. Başka bir şey yap, daha iyi""Anlaşılmaktan daha tehlikeli bir durum var mı? Üstelik bu zaten olası değildir ki hep yanlış anlaşılırsın. Yalnız olmadığını sanırsın, oysa her zaman8kinden daha yalnızsın.""İnsan hiçbir zaman iyi iş becerdim, üstelik yarında Pazar dememeli durduğun anda yeniden başlamalısın bir daha hiç dokunmayacağım diyerek deyip tuvali köşeye atabilirsin. Oysa son hiçbir zaman gelmez"Herşeyi söylemem ama, her şeyin resmini yaparım"

picasso1wm5.jpg


picasso34rn8.jpg


HAYATI

Pablo Picasso, 25 Ekim 1881 tarihinde, İspanya' nın güneyinde, Malaga' da büyük beyaz bir evde, saat 23.15' te dünyaya geldi. Doğumu oldukça zor olmuş, dünyaya geldikten sonra uzunca bir süre nefes alamayınca amcası Dr. Don Salvador burnundan hava üfleyip soluk alıp verme refleksinin başlamasını sağlamıştır .

Endülüslü tanınmış bir aileden gelen babası Don Jose Ruiz zeki, kültürlü, güzel konuşan, ancak biraz üşengeç bir ressamdı. Sanat enstitülerinde resim öğretmenliği yapıyordu. Yemek odası dekorasyonunda uzmanlaşmıştı. En sevdiği motifler kuş tüyleri, yapraklar, papağanlar, leylaklar ve özellikle de güvercinlerdi. Pablo, babasının model olarak kullanmak için beslediği güvercinler arasında büyüdü. Dokuz yaşında iken Don Jose, kendisinin başladığı bir resmi Pablo' nun mükemmel bir şekilde tamamladığını görünce paletini ve fırçasını oğluna armağan ederek onu ressam olarak yetiştirmeye karar verdi. Çocukluk döneminde güvercinler kadar babası ile birlikte her yıl gittiği corridaya (boğa güreşi) karşı hayatı boyunca büyük bir tutku besledi .

Don Jose' nin 1891' de İspanya' nın kuzeyinde La Corugna' da sanat okulunda resim öğretmenliğine başlamasından sonra Pablo burada tüm resim tekniklerini öğrenmiş, ancak 11 yaşına gelmesine rağmen okuma, yazma ve hesaplamada en temel bilgileri kavramada güçlük çekmişti. Diploma sınavını öğretmenlerin yardımı ile geçti. Bu tarihlerden itibaren yaptığı yakın akrabalarının portreleri sanatsal yaşamında büyük bir sıçrama noktasına ulaşmış, kendi deyimi ile Rafael kadar güzel resimler yapmıştır. Bundan sonra resim yapmak onun için bir yaşam biçimine dönüşmüştür.

1895 yazı başında tatil için ailece Malaga' ya dönerlerken Madrid' de mola verirler. Don Jose oğlunu Prado Müzesi' ne götürür. Pablo, Velasquez, Zurbaran, Goya, El Greco gibi büyük ressamların eserlerini derin bir şaşkınlık ile izler. Müzede gördükleri Pablo' nun resim yeteneğini geliştirmesinde çok önemli rol oynayacaktır.

Okul mevsimi gelince bu kez yine kuzeyde kalan Barselona' ya yönelirler: Babası Güzel Sanatlar Okulu' na atanmıştır. Katalanca konuşulan bu şehirde Fransız etkisi hakim olup kültür-sanat çok gelişmiştir. Pablo, zengin, verimli, canlı bir şehir olan Barselona' yı çok sever .

On dört yaşında iken yetenekleri ve babasının israrı sayesinde katı gelenekleri olan, esas olarak antik sanat eğitimi veren La Lonja' ya kabul edilir. Akademide Manuel Pallares adındaki bir ressamla dost olur. Bu dostluk ona okulun zahmetli derslerinden çok daha fazlasını kazan-dıracaktır .

1897 sonbaharında tek başına (biraz da üstüne fazlaca düşen babasından uzaklaşmak için) Madrid' e gider. Krallık Akademisi' nin yarışmasına katılır. En az Barselona' daki kadar şaşkınlık uyandıran bir başarı kazanır. Bir gün içerisinde derslerin hepsini olağanüstü başarı ile tamamlamıştır. Kışı Madrid' de yalnız, beş parasız ve aç geçirir. Kendini tümüyle resme verir, burada hemen tüm sanat akımlarını tanıyarak kendine özgün bir biçem bulmaya çalışır.

1898 baharında hastalanınca Barselona' ya geri döner. Ressam dostu Manuel Pallares onu kendi köyüne (Horta de San Juan) davet eder. Bu gerçekten Pablo' nun kır hayatı ile ilk karşılaşmasıdır. Yıllar sonra bile: “Bildiğim ne varsa, hepsini Pallares' in köyünde öğrendim”, diyecektir .

1899 baharında Barselona' da genç şair Jaime Sabartes ile tanışır, yıllar içerisinde Sabartes onun en sadık dostu, hayat arkadaşı ve yardımcısı olacaktır. Bir süre Els Quatre Gats (sahibi tarafından Montmartre' nin ünlü kabaresi Le Chat Noir' ın anısına bu ad verilmiş) kahvesine devam eden Pablo, burada genç müzisyenler, şairler ve isyancı siyasetçiler ile tanışır ve 1 Şubat 1900 günü ilk sergisini açar: İnce uzun salonun sigara dumanı ile kararmış duvarlarına 150 kadar desen iğne ile tutturulmuştur (4).

1900 yılı Ekim ayında Pablo bu çevreden yakasını kurtarmak için, yeni dostu Carlos Casagemas ile Paris' in yolunu tutar. O yıllarda Paris resmin başkenti olarak ün salmıştır. Picasso tek kelime Fransızca bilmediği halde, diğer bir sürü ressam gibi ucuz yemek, eğlence ile canlı tartışmaların merkezi Montmartre' a yerleşir. Birkaç ay içerisinde başta Louvre olmak üzere müzelerin tümünü gezer. İzlenimcileri, Degas, Toulouse Lautrec, Van Gogh ve Gauguin' i inceler. Fenike ve Mısır sanatına hayran kalır. Kış ortasında dostu Casagemas çektiği aşk acısı yüzünden kafasına tek bir kurşun sıkarak intihar eder. Derin bir keder içerisinde, arkadaşının naaşını Barselona' ya bırakıp 1901 ilkbaharında Paris' e geri döner. Bu kez Clichy bulvarı 130 numarada küçük bir oda tutar. Burada yaptığı resimlerinde “Mavi Dönem” başlamıştır. El Greco' nun etkisinin görüldüğü bu dönem resimlerinde konuların basit duygusallığına rağmen biçimsel yönden değişim dikkati çekmektedir: İnsan figürlerinde vücut, eller, ayaklar ve parmaklar uzamış, mavinin tüm tonları ağırlıklı olarak çalışılmıştır. İskelet kemikleri çok belirgindir. Bu dönemde imza annesinin adı olan Picasso'yu kullanmaya başlar (2) (8) (10).

Bu arada çağın en büyük yontucusu Rodin' in yapıtlarını görmesi onun yaşamına yeni bir boyut kazandırmış ve ilk kez plastik çalışmalara başlamıştır (10).

Haziran ayında resim tüccarı Ambroise Vollard' ın galerisinde Picasso' nun tuvalleri sergilenir. Bu sıralarda genç şair ve sanat eleştirmeni Max Jacob' la tanışır. Onun doğruluğuna, yargılarının özgünlüğüne, parlak coşkusuna hayran kalır. İspanyol ressam arkadaşları ile birlikte gündüzleri Max' ın küçük, soğuk otel odasında şiir dinler, akşamları Montmartre' ın kabarelerine takılır, arada -bilet bulabilirse- Moulin Rouge' a gider (2) (4) (10).

1904 yılına kadar Barselona ile Paris arasında bir çok kez mekik dokur. İki şehri de büyük bir aşkla sevmekte, birini ötekine tercih edememektedir. Parasızlıktan arkadaşı Max Jacob' un odasına taşınır. Tek yatakları ve tek bir silindir şapkaları vardır. Bunları ortaklaşa kullanırlar. Max geceleri -Picasso çalışırken- uyur, gündüzleri işe gittiğinde yatak Picasso' ya kalır. Açlık ve sefalete rağmen arkadaşlarından memnundur (10).

1904 yılında fırtınalı ve yağmurlu bir akşamda yeni taşındığı atölyenin (Bateau-Lavoir) girişinde Fernande Olivier ile tanışır, ona aşık olur. Kısa bir sonra kız atölyeye yerleşir. Picasso onun binlerce resmini yapar. Ancak parasızlık yüzünden zor günler geçirirler. Isınmak için kömür bile alamazlar. Picasso, geceleri kafasının üzerinde sallanan bir gaz lambası ışığında, gaz satın alamadıysa sol elinde tuttuğu mum ışığında resim yapar (10).

Picasso çalışabilmek için her zaman yalnızlığa gereksinim duymuş, ama arkadaşsız yaşamayı da becerememiştir. Şiirden çok hoşlandığı için dostlarının çoğu şairdir. 1905 yılının sonbaharında yarı İtalyan yarı Polonyalı, coşkulu şair Guillaume Apollinaire ile tanışır. Bu yıllarda Picasso' nun resimlerinde muhtemelen Fernande' nin etkisi ile “Pembe Dönem” başlamıştır. Ayrıca haftada bir arkadaşları ile sahne arkasında buluştuğu Medrano sirki ile ilgili resimler yapar. Bu dönemde daha önce hiç olmadığı kadar “nü” ile ilgilenir. Artık resimlerinde pembe renk ağırlıklıdır. Figürler daha güzelleşmiş ve bakımlı bir hal almıştır (4) (8) (10).

Heykeltraş Paco Durio ve Manolo Hugue, ressam Canals ve şair Max Jacob Picasso' nun resimlerini koltuklayıp satmak üzere yollara düşerler. Çünkü Picasso resimlerini halka göstermeyi reddetmekte, yapıtlarını anlayabilmek için kendisine aptalca sorular yönelten insanlardan sıkılmaktadır. Öte yandan tabloları satın alabilecek güçteki amatör koleksiyon-cular Picasso' ya ilgi duymaya başlamıştır. Bunlar arasında Leo ve Gertrud Stein resimlerinden o kadar etkilenirler ki bir çırpıda sekiz yüz franklık tablo satın alıverirler. 1906' da beklenmedik bir olay gerçekleşir: Galerici Ambroise Vollard pembe dönem tuvallerinin bir kısmı için iki bin frankı gözden çıkarır. Haziran başında Yunanlı politikacı Venizelos' un oğlunun tavsiyesi üzerine Fernande ile birlikte Barselona yakınında İspanya Pireneleri' nin eteklerindeki Gosol kasabasına tatile giderler. Gosol Picasso için yeni bir dönemin başlangıç yeri olur. Her zamankinden daha güçlü bir istekle resim yapmaya koyulur. Konu olarak yine insanları, manzaraları ve evleri seçer. Ve Fernande' nin dingin güzelliğini. Yaz sonunda birlikte Paris' e dönerler (8) (10).

1906 yılı sonlarında Picasso artık yalnızca resim ve desen alanında değil, heykel ve gravürde de tanınmaya başlamıştır (4).

1907 Temmuz' unda Trocadero' daki Antropoloji Müzesi' nde gördüğü Afrika maskeleri ve heykelleri onu derinden etkiler. İnsanoğlu ile doğa arasındaki ilişkinin apaçıklığı, korku, şiddet, sevinç gibi duyguların dolaysız anlatımı onu allak bullak eder. Biçimler son derece basit ve geometriktir. Bundan böyle yaşayacağı dönüşümün ilham kaynağı belli olmuştur. Bu dönemde ürettiği ilk resim Gertrude Stein' ın portresidir (4) (10).

1907 sonunda, Picasso birkaç ay önce başladığı dev tabloyu bitirmek için atölyesine kapanır. Sonunda kapıyı açınca resmi gören dostları şaşkınlık içerisinde kalırlar. Resim rönesanstan bu yana süregelen tüm kurallara karşıdır. Matisse, büyük ressam kızgındır! Pablo' nun yakın dostu Braque: “Bu bize üstüpü yedirmek ya da gazyağı içirmek istemen gibi bir şey!” der. Picasso' ya her zaman körükörüne bağlı olan Apollinaire bile dostunu eleştirir. Dahası atölyeye onunla birlikte gelen tanınmış bir sanat eleştirmeni, kibarca kendisini karikatüre vermesini öğütler. Onu sadece bir kişi destekler: İleride 20. yüzyılın en büyük modern resim taciri olacak olan Alman koleksiyoncu Kahnweiler. Skandal yaratan tablonun başlangıçta ismi “Le Bordel” “Genelev” dir. 20. Yüzyılın en büyük sanat akımlarından biri olan “Kübizm” in başlangıç noktası olacaktır. Birkaç yıl sonra resme “Avignonlu Kızlar” ismi verilir (8) (9) (10).

Resmin yarattığı skandal ve eleştiriler Picasso' nun dostluklarını etkilemez. Daha düzenli çalışmaya başlamıştır. Bütün gününü resme ayırmakta, geceleri eğlenebilmektedir. Artık Montmartre yerine, Montparnasse' da “La Closerie” adlı birahaneye takılmaktadır. Çünkü burada yeni bir edebiyat topluluğu yanısıra ressam, heykeltraş ve müzisyenler haftalık ateşli toplantılar yapmaktadır (4).

1908 sonbaharında arkadaşı Braque' ın ilk kübist resimleri sergilenir. Aynı zamanda Picasso' da onun gibi donuklaştırılmış yeşil-kahverengi tonlarla basit geometrik şekillerden oluşan figürler ve manzaralar resmetmeye koyulmuştur. Bu iki dost uzun yıllar “kübizm” akı-mının baş oyuncuları olurlar. Bu yıllar Picasso' nun en yaratıcı dönemi olarak kabul edilir (3).

1909 Temmuz' unda Fernande ile birlikte arkadaşı Pallares' in köyü olan Horta de San Juan' a giderler. Geçen on yıl içerisinde köyde hiçbir değişiklik olmamıştır, ancak bu kez yaptığı peyzajlar tamamen farklıdır. Var olan manzarayı olduğu gibi tuval üzerine geçirmek yani kopyalamak yerine yalın geometrik şekiller ile özgürce yorumlamaktadır. Cezanne' ın deyimi ile doğayı silindir, küre ve koniler ile işlemektedir (10).

Horta' dan çok sayıda tuvalle dönerler. Tacir Vollard hemen bunları galerisinde sergiler. Halk genel olarak bu yeni kübist eğilimden pek hoşlanmasa da tabloların çoğu satılır. Picasso hayranlarının sayısı artmış, bu gruba Ruslar, Almanlar ve Amerikalılar da eklenmiştir. Picasso daha üç yıl öncesine kadar içerisinde bulunduğu sefaletten kurtulmuştur (10).

1909 Eylül' ünde Fernande ile birlikte Clichy Bulvarı 11 numaradaki büyük, aydınlık atölye-eve taşınırlar. Evin pencereleri okyanus kadar büyük bir çayırlığa bakmaktadır. Yaşam biçimleri ve çevreleri kökten değişmiştir. Ama buna rağmen Picasso evi ıvır zıvırlarla doldurmaktadır. Gitarlar, acaip şekilli şişeler, değişik renkli bardaklar, duvar halıları, Afrika maskeleri ile hayranlık duyduğu ressamların (Matisse, Rousseau, Cezanne) tabloları evin içerisinde darmadağın durmaktadır. Picasso kendisinin de her zaman söylediği gibi ince beğeniden ve uyumdan hiç hoşlanmamaktadır (9) (10).

1910 yazında Picasso ve Fernande İspanya-Fransa sınırında Pireneler'in eteklerinde son derece sevimli bir kent olan Ceret' de şair ve sanatçı arkadaşları ile birlikte konaklarlar. Daha sonra buraya üst üste üç yıl gelirler. Son gelişlerinde Pablo ve Fernande ayrılır (2) (4) (8) (11).

Picasso Fernande' den sonra onun arkadaşlarından Eva (asıl adı Marcelle Humbert) ile flört etmeye başlar. Onunla Güney Fransa' ya giderler. Dönüşte Avignon' a yakın bir villa kiralarlar. Braque ve eşi de onlara yakın bir yere yerleşir. İki ressam burada kübizmin en zengin ürünlerini verirler. Picasso olağanüstü çalışma isteğine yeniden kavuşmuştur. Yaptığı tablolarda aşkını ifade eden (“ Ma Jolie” “Güzelim”) gibi (o sıralarda çok sevilen bir şarkı ismi) sözcükler de kullanır. Bu arada yine Braque ile birlikte ilk kez “kolaj” tekniğini geliştirirler; buldukları gazete ve duvar kağıtlarını resimlerine derinlik boyutu oluşturacak şekilde yapıştırırlar (8) (9) (10).

1912 Sonbaharında Picasso ve Eva Montparnasse'a taşınırlar. Le Dome, La Closerie des Lilas ve La Couple gibi meşhur kahvelerde dünyanın her yerinden gelen sanatçılar ile arkadaşlık ederler (4).

1 Ağustos 1914' te Fransa ile Almanya arasında savaş başlayınca arkadaşları Braque, Apollinaire, Leger ile Derain askere alınırlar. Pablo İspanyol olduğu için silah altına alınmamıştır. Savaş tam da kübizm büyük bir ivme kazanmışken patlak vermiştir. Geride onunla kalan tek arkadaşı Max Jacob manastıra kapanır. Eva ise hastadır, giderek zayıflar, korkunç acılar çektikten sonra 14 Şubat 1915' te hayata gözlerini yumar (4) (8) (10).

Paris' te yapayalnız kalan Picasso, kübizme ve resimlerine hayranlık duyan Jean Cocteau ile tanışır. Onunla birlikte ünlü Rus koreograf Sergei Diaghilev' in dünyaca ünlü bale grubunun yeni oyununda dekor ve kostüm çizmek üzere Roma' ya gider. Diaghilev yeni projesinde modern sanat ustalarının dansa katılımını arzu etmektedir (2) (4) (8) (11).
17 Mayıs 1917 tarihinde, Paris' te sahnelenen “Sürrealist” Parade balesi hiç de coşkulu karşılanmaz. Birkaç ay sonra Diaghilev, grubu Barselona' ya götürür. Picasso da onlara eşlik eder. Dansçılardan bir Rus generalinin kızı olan Olga Kokhlova' ya aşık olmuştur. Onun olağanüstü güzel bir resmini yapar. 12 Temmuz 1918' de evlenirler, Paris' in lüks bir semtinde ev tutarak, yeni dostlarını ağırlarlar. Picasso artık eski dostları ile pek az görüşebilmektedir. Apollinaire ağır bir gribe yakalanır, hayata veda eder. Picasso bu sıralarda belki de karısı Olga' nın etkisi ile resim biçemini de değiştirir. Tam bir geri dönüş yaparak klasik resme başlar. Eleştirmenler onu kübizme ihanet etmekle suçlarlar (2) (4) (8) (10).

Şubat 1921' de ilk çocukları Paulo doğar. Picasso oğluna hayrandır. Karısını da çok sevmektedir. Ancak bu yeni kentsoylu hayattan memnun değildir. 1925 yılına kadar klasik resim yapmaya devam eder, ancak bu resimler kübizmin kazanımlarını da kullanan başka bir figüratif içeriğe sahiptir. Bu tarihte Picasso herkesi şaşkına çeviren bir resim ile klasik dönemine son verir: “Dans”. Yeni tabloda şimdiye kadar görülmemiş bir şiddet hakimdir. Dansçıların kolları, bacakları çekiştirilmiş, yüzlerindeki çizgiler dört bir yana savrulmuş gibidir. Ürkünç yüzler, yele gibi saçlar, çivi gibi parmaklar. Muhtemelen artık iyi gitmeyen evliliği yüzünden patlama noktasına gelmiştir. Öte yandan 1924' ten bu yana giderek yaygınlaşan “Gerçeküstücülük” akımının çekim gücüne girmiştir: Bilinç altındaki tüm düşler kargaşa yaratacak bir güzellikte resmedilmektedir (2) (8) (10).

1927 Ocağında soğuk bir kış günü metro çıkışında galeri “Lafayette” e alışveriş için giden Marie-Therese' yi görür. Hemen yanına giderek: “Ben Picasso, birlikte çok büyük işler yapacağız”, der. Onun dingin güzelliğine çılgınca aşık olur. O tarihe kadar adını dahi bilmediği bu ressam Marie-Therese' nin güzel yüzünün binlerce resmini yapar. Bu resimlerde çıplaklık ön plandadır Ancak bu tutkulu ilişki yıllarca gizli kalacaktır (3) (8) (10).
1931 yılında Paris yakınlarında güzel bir konak satın alır. Mutluluğu yeniden yakalamanın heyecanı ve arkadaşları Louis Fort ve Gonzales' in teşviki ile gravür ve heykel atölyesi kurar (4).
Olga ile geçimsizlikleri artık dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştır, 1935 yılı Haziran' ında ilk kez karısı ve oğluna yaz tatili için eşlik etmeyerek Paris' te kalır. Marie-Therese ise hamiledir. Picasso kendini çalışmaya verir. Destek olması için çağırdığı arkadaşı Sabartes de yanına gelir, Picasso' nun ölümüne kadar onun en yakın dostu ve sırdaşı olur (4).
Birkaç ay sonra Marie-Therese ona bir kız çocuğu doğurur: Maya. Ancak ondan bir türlü ayrılmak istemeyen Olga yüzünden sinirleri bozuktur. Kolay kolay işe yoğunlaşamaz. Bir mektubunda: “Bu hayatımın en kötü dönemi.” der. Herkesten uzaklaşarak şiir yazmaya başlar (8).
1936 yılında İspanya' da General Franco ile cumhuriyetçiler arasında iç savaş çıkar. Falanjistlerin zulmüne karşı Avrupa' nın her yerinden aydınlar destek vermektedir. Ancak haberler kötüdür. 1 Mayıs 1937' de kuzeydeki küçük Bask şehri Guernica' ya Franco' nun hizmetindeki Alman bombardıman uçakları insanlık dışı bir saldırı yaparak bin kadar masum insanı katleder. Picasso' dan Paris' te yapılacak sergide Cumhuriyetçileri temsilen bir resim yapması istenir. O da Guernica vahşetini resmetmeye karar verir. İki ay içerisinde 20. yüzyılın en güzel resmini tamamlar. Bu arada çalışmasını fotoğraflarla belgeleyen Dora Maar' a kapılır. Uzun bir süre Marie-Therese ile onun arasında gidip gelir (5).
İkinci dünya savaşının başlamasından bir süre sonra Paris işgal edilir. Picasso, Guernica yüzünden Nazi' ler tarafından pek sevilmemektedir. Bir gün evine arama yapmak üzere Gestapo gelir. Bir Nazi subayı masanın üzerinde Guernica' nın fotoğrafını görünce sorar: “Bunu siz mi yaptınız?”. Picasso yanıtlar: “Hayır, siz yaptınız!” (1) (4) .
1944 ilkbaharında dostu Max Jacob Almanlar tarafından götürüldüğü yahudi toplama kampında öldürülür (10).
24 Ağustos 1944 sabahı, Paris özgürlüğüne kavuşur. Savaştan sonra Fransa, İngiltere ve Amerika' dan binlerce hayranı Picasso' yu görmek üzere ziyaret eder. Ziyaretçiler küçük gruplar halinde atölyeye alınabilmektedir (4) (10).
1945 sonbaharında iki yıldır tanıdığı ressam Françoise Gilot ile yaşamaya başlar. Birlikte Güney Fransa' ya kendi deyişi ile “manzarası” na giderler. Picasso yeniden mutluluğu yakalamıştır. Françoise' nın sayısız portresini yapar. Ayrıca geçmiş ustaların (Rembrandt, David, Velasquez, Delacroix, El Greco, Poussin, Courbet, Manet) ünlü resimlerinin tekrar yorumu gibi konulara dönmüştür (8).

1949 yılında Picasso' dan üyesi olduğu Komünist Parti tarafından Paris' te düzenlenen Barış Kongresi için bir afiş yapması istenir. Yaptığı güvercin resmi Avrupa' nın bütün kentlerinde duvarları kaplar ve barışın simgesi olur. Françoise' dan doğan ikinci çocuğunun ismini de Paloma (İspanyolcada güvercin demek) koyar. 1956 yılında Macaristan' ın Sovyetler tarafından işgaline kadar politik faaliyetlerine devam eder (8)

1948' den beri yaşadığı Vallauris' te seramik ve çömlekçiliğe merak sarar ve bu konularda da herkesi şaşkınlıklar içerisinde bırakacak şeyler üretir. İki çocuğunun resimlerini yapar. 70 yaşına ulaşmasına rağmen her hareketi enerji ve canlılık doludur. Çocukları ile oynar, denize girer. Hayatının en mutlu günlerini geçirmektedir. Ancak bir süre sonra Françoise Picasso' dan ayrılır. İki çocuğunu da yanında götürür. Bütün bu üzüntü yetmiyormuş gibi kendisini bir sinema yıldızı gibi izleyen gazetecilerden bunalmıştır (4) (8).

Yeni sevgilisi Jacqueline Roque' la Cannes sırtlarında denize bakan “La Californie” adlı villasında gözlerden uzak bir yaşam sürmeye başlar. Sadece yakın arkadaşları ile görüşür (8).

1958 yılında bir gün Picasso dostu Kahnweiler' e telefon eder: “Saint Victoire' yi satın aldım!”. Cezanne' ın dağı betimleyen tablolarından birisinin söz konusu olduğunu düşünen Kahnweiler: “Hangisini?” diye sorar. Oysa Picasso Vauvenargues şatosu ile Saint Victoire dağının Cezanne' nin resmettiği 800 hektarlık kuzey yamacını satın almıştır. Artık yerini soranlara: “ Cezanne' da oturuyorum”, demektedir (4) (8).

14 Mart 1961 tarihinde Jacquelin Roque ile evlenir. Cannes' e sekiz kilometre uzaklıkta küçük bir kasaba olan Mougins yakınlarındaki bir tepedeki çiftliğe yerleşir (4).

1 Mayıs 1970' de son yıllarda yapmış olduğu resimleri Avignon' daki Papalar Sarayı' nda sergilenir (4).

Fedakar dostu Jaime Sabarte' nin yardımları ile Barselona' da açılan Picasso Müzesi' ne neredeyse tüm gençlik yapıtlarını hediye eder (4) (10).

8 Nisan 1973' te ölüm haberi gelir. Daha yaşarken ölümsüzlük mertebesine ulaşan Picasso herkesi bir kez daha şaşkınlık içerisinde bırakıp gitmiştir (4) (8) (10).

PİCASSO KONUŞUYOR
Picasso, yapıtları ve yaşamı üzerine çok az yazmış ve konuşmuştur. Söyleyeceği her şeyi resimlerinde söylemiştir. Kendisi ile röportaj yapmaya gelenleri atlatmanın yollarını aramış ve sesinin kaydedilmesinden nefret etmiştir. Fotoğrafının çekilmesini de istemezdi. Aşağıdaki sözlerin Picasso' ya ait olabileceği düşünülüyor (DA, MLB):
“Sürrealizm bir rüyalar iklimi olup asıl önemli yönü psikolojik yönüdür” (hk).
“Eşyayı gördüğüm gibi değil, düşündüğüm gibi çizerim” (hk).
Son yıllarda ünlü ressamların eserlerini kendince yorumlayan resimler yaptığı için hırsızlık ve kopyacılıkla suçlanınca: “Eğer çalacak bir şey varsa çalarım. Ben bizzat kendimi kopya etmekten korkarım”, der (hk) (art) (da).
Gosol dönüşü Gertrude Stein' ın portresini kısa sürede ve modelsiz bitirir. Mask yüzlü portresini görünce bayan Stein: “Bu bana mı benziyor”, diye sorar. Picasso: “Hayır, madam, ileride siz ona benzeyeceksiniz”, yanıtını verir (da).
“Çalışmalarımın amacı, insanların yüreğine su serpmek değil, onları uyandırmak ve huzursuz kılmaktır” (da).
“Siz hiç doğanın aynısı olan bir yapıt gördünüz mü? Her çalışma, şu ya da bu biçimde nesnel doğanın değiştirilmiş bir betimlemesi, kendine özgü bir anlatımıdır” (da).
Bir sergisinde: “Bu ne biçim balık?”, diye soran birine: “Bu balık değil, bir resim!” ce-vabını verir (da).
“Aslında hiçbir biçemi olmayan bir sanatçıyım. Biçem, bir ressamı aynı bakışa, aynı tekniğe, aynı formüle hapseder” (da).
“Anlamamız için bize dayatılan doğruyu fark etmemizi sağlayan bir yalandır sanat. Sanatçı yalanlarının doğruluğuna başkalarını ikna etmenin yolunu bulmalıdır” (da).
“Kübizim diğer resim anlayışlarından daha farklı değildir; çünkü aynı ilke ve eleman- lar hepsi için geçerlidir. Kübizmin uzun bir süre anlaşılamaması hiç bir şey ifade etmez. Ben İngilizce bilmiyorum ve anlamıyorum; bu İngilizce dilinin var olmadığı anlamına gelmez. O halde bilmediğim bir şeyi anlamıyorsam suçu başkalarına atmak neden?” (hk) (da)
“Resimlerimde kullandığım tarzlar içindeki elemanların kökten farklı olduklarına inanmıyorum” (da).
“Aslında biçimlerle ilgilenen bir sanattır kübizm” (da).
“Bir insanın düşüncelerinin değiştiği gibi bir resim de yapılırken sürekli değişir. Ve bittiğinde bile ona bakanların bilinç durumları ile bağlantılı olarak değişmeyi sürdürür” (da).
“Resmin de kendine özgü bir yaşamı vardır. Aslında bu çok doğal; resim ona bakan insan aracılığı ile yaşar” (da).
“Soyut sanat yoktur. Her zaman birşeyden başlamak zorundasınız. Sonra gerçekliğe ait olan izleri söküp atabilirsiniz” (da).
“Figüratif ve non-figüratif sanat diye bir şey yoktur. Herşey bize figür kılığında gözükür. ****fizikte bile düşünceler sembolik figürler aracılığıyla anlatılır. Figürlerin bazıları duygularımıza daha yakındır. Bir kısmı ise doğrudan zekamızla ilişkiye geçer” (da).
“Herkes sanatı anlamak istiyor. Neden kuşların ötüşünü anlamak istemiyorlar? İnsanlar anlamaya çalışmadan geceyi, çiçekleri sevebiliyorlar. Ama sıra resme gelince ille de anlamaları gerekiyor. Resimleri açıklamaya çalışanlar yanlış yoldalar. Resimlerimden birine bakan bir seyirciden nasıl olur da benim yaşadığım şeyleri yaşamasını bekleyebilirsiniz?” (da)
“Müzeler bir sürü uyduruk şeyle dolu ve onlarla iş yapan insanların büyük çoğunluğu da sahtekar” (da).
“Sanat asla edepli olmamıştır” (da).
“Sanat bir zeka işidir” (da).
“Bir sanatçı bir başkasını örnek aldığında kaybolur gider” (da).
“Halk modern sanatı anlamıyor. Bunun nedeni resim hakkında halka hiçbir şey öğretilmemesidir” (da).
“Resimler hiçbir zaman tamamlanamazlar. Zamanı geldiğinde dururlar. İşlerin yarıda kalmasına neden olacak bir şey olmuştur” (da).
“Bugün iyi çalıştım ve yarın bir tatili hakkettim, diye bir şey yoktur. Durur durmaz yeniden başlamışsındır işe” (da).
“Bütün resimleri severim. İyi olsun olmasın her zaman bakarım resimlere. Şarap isteyen ayyaş gibiyim. Şarap olsun da, ne olursa olsun” (da).
“Güzel sanatlar okulunda öğretilenlerin resimle hiçbir ilişkisi yok. Sadece zanaat öğretiliyor” (da).
“Görüp hissetmediğim bir şeyi asla resmetmedim” (da).
“Resim yaparken amacım bulduğumu göstermektir, aradığımı değil” (da).
“Kaçınılmaz olarak özgürlük bir şeyi yaparken başka bir şeyi yapmamanızı ister” (da).
“Tek başına kalmadan çalışamam” (da) (mlb).
“Eğer zekiysen ve başarılı olamamışsan ailen ve çevrendekiler sana zekiymişsin gibi davranırlar. Ama başarıya ulaşmışsan ve para kazanıyorsan bu kez zeki oluşunu bir kenara bırakır, başarılı bir adam gibi davranırlar” (da).
“Başarı tehlikelidir. Böyle bir durumda kişi kendini tekrarlamaya başlar” (da).
“Kaç kez mavi kullanmak istemişimdir de bulamadığımdan kırmızı kullanmışımdır” (da).
“Hangi rengi kullanacağına karar veremiyorsan, siyahı dene” (da).
Picasso çocuk resimlerinden oluşan bir sergiyi gezerken şöyle der:
“Ben bu çocukların yaşındayken Rafael gibi çizim yapabiliyordum, ama bu keratalar gibi çizebilmek için bir ömür harcadım” (da) (mlb).
“Fotoğrafın son derece açık bir şekilde görüntülediği nesneleri ressam niçin kopya etsin ki?” (da)
“Ben bir sürrealist değilim. Asla gerçekliğin dışında olmadım”

SÖZLÜK
Analitik (Çözümsel) Kübizm: Obje ve subjeleri temel geometrik biçimlere indirgeyen ça ğdaş sanat akımı (öe).
Betimleme: Do ğadaki gerçekliğin sanatsal alana aktarılması olayı (öe)
Biçem: Resim eserinde özel sanatsal bir tarz anlam ında kullanılı r (öe).
Çerçeve: Bir resmin en d ışarıda kalan sınırlarıdır. Kimi resimler çerçevenin dışına taşma eğilimi de gösterirler. Her ne kadar bir resmin tamamlanmışlığını çerçeve belirler gibi görünse de bunun böyle olmadığını resimden biraz anlayan kişiler bi lirler (öe)
Deformasyon: Sanat eserindeki biçimleri çarp ıtma. Tarihin ilk zamanlarından itibaren var olan deformasyon çağdaş sanatta vazgeçilmez bir öge haline gelmiştir (öe).
Empati: Bir sanat eseri ile onu alg ılayıp izleyen kişinin duyumsal bütünleşme si (öe)
Empresyonizm: 19. Yüzy ılın ortalarında Paris' te ortaya çıkmıştır. Sanatta nesnelerin durağan yanından çok, geçici izlenimleri, olayların değişkenliğini yakalamaya yönelik genel eğilimdir. Virgül biçiminde kalın fırça darbeleri ile açık ve ayrışık renkleri sistemli bir şekilde kullanarak, güneş ışığı, gölge, sis, kar gibi geçici olayları konu edinmiş ve resim anlayışına köklü bir değişiklik getirmiştir. Bu sanat akımının öncu ressamları Manet, Monet, Sisley, Renoir, Degas, Pissaro' dur.
Figür: Resimde canl ı ve cansız varlıklar için kullanılır.
Galeri: Resim sergilerinin düzenlendi ği mekanlara verilen isim (öe)
Kolaj: Elde bulunan her türlü, bas ılı, çizili ya da fotografik malzemeyi bir yüzey üzerine yeni bir kompozisyon oluşturacak şekilde yapıştırmak.
Koleksiyonculuk: Sanat yap ıtlarını bir ilgi, sanat ve biriktirme ideolojisini de katarak toplama işi (öe)
Kübizm: Geleneksel resim sanat ına indirilen en büyük darbedir. Adı, Kahnweiler galerisinde sergilenen Braque' ın resimleri üzerine Matisse' in yaptığı bir espriden gelir. Kısa bir süre sonra eleştirmen Vauxcelles “Bil Glas” dergisinde “Kübik Resim” sözünü kullanır (mlb) (art).
Bir nesneyi farkl ı ve çok yönlü bakış noktalarından resmetmektir. Doğadaki her şeyi küre, koni, silindir ve küp gibi geometrik biçimlerle yorumlama sorunu ön plandadır, renk ise arka plana atılmıştır (hk) (sezer).
Louvre: Fransa' n ın en tanınmış ulusal müzesi ve sanat galerisi. 1546 yılında kraliyet sarayı olarak inşa edilmiştir. 1793' ten beri müze olarak kullanılmaktadır.
Mask: Yüze tak ılan, herhangi bir imgenin suratı şeklindeki nesne (öe)
Model: Resim için soyunuk veya giyinik olarak poz veren kad ın ya da erkek (öe)
Motif: Bir resmin konu, tema ya da figürleri d ışında kullanılan süsleyici veya dramatik öğelerinden her biri. Bir ressamın, bir desinatörün, gözle görülen gerçeklik içerisinden kendine model olarak seçtiği öğe. Örneğin Cezanne' ın motifi yaşamı boyunca defalarca resimlediği Sainte-Victoria Dağı idi (öe).
Müze: Kültürel ve sanatsal de ğer taşıyan eserleri koruma, inceleme ve insanlık için sergileme amacı ile kullanılan yer (öe)
Nü: Ç ıplak insanı konu alan resim (hk). Rönesans ile birlikte başlamıştır. Çünkü ortaçağda buna izin verilmezdi. Çıplaklık çağdaş sanatta *****grafik bir eksen kazanmıştır (öe).
Perspektif: Üç boyutlu gerçeklikleri iki boyutlu resim düzleminde betimleyerek, üçüncü boyut yan ılsaması yaratmaya çalışan çizim tekniği (öe).
Peyzaj: Manzara resmi (hk)
Plastik Sanatlar: Daha çok heykel kelimesi ile e ş anlamlı kullanılır. Üç boyut lu eserleri konu edinir (öe)
Portre: Bir ki şinin desen, resim, fotoğraf gibi yollarla yapılan tasviri (öe)
Prado: İspanya' nın başkenti Madrid' de bulunan, dünyanın en büyük müzelerinden biri (öe)
Sentezci Kübizm: 1912 y ılından sonra Picasso ve Braque kübik resme gazete küpürleri, kutular, bezler yapıştırınca birleştirici (sentezci) dönemi başlattılar (sezer).
Sürrealizm (Gerçeküstücülük): Bu ak ım kesin bir estetik ortaya koyamamıştır. Sürrealistler resim sanatını düşüncenin işleyişini anlatmanın aracı olarak gördüler. En önemli temsilcileri Salvador Dali, Max Ernst ve Man Ray' dir (öe).
Tuval: Çerçeveye gerilen ve üzerine resim yap ılan pamuk ya da keten cinsinden bez (öe)
Motif: Bir resmin konu, tema ya da figürleri dışında kullanılan süsleyici veya dramatik öğelerinden her biri. Bir ressamın, bir desinatörün, gözle görülen gerçeklik içerisinden kendine model olarak seçtiği öğe. Örneğin Cezanne' ın motifi yaşamı boyunca defalarca resimlediği Sainte-Victoria Dağı idi.
 
Paylaşım İçin Teşekkürler
 
Teşekkürler. :)
 
тєşєккüяℓєя...
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst