- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 17 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Tarihi neredeyse insanlık kadar eskidir Kuklaların...
Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz
Ömer Hayyam
İnsanoğlunun kontrol arzusu kimi zaman ortaya hoş sonuçlar çıkarabiliyor. Kuklacılık sanatı da bunlardan biri. Kuklalar dünyasına sizin için giriş yapalım dedik ve bir sürü şey öğrendik...
Kukla; iple, ele geçirilerek, mekanik bir aracıyla ya da elektronik olarak yönlendirilebilen, dışarıdan kontrol edilebilen oyuncaklara denir. Karagöz gibi gölge tiplemeler de doğal olarak kukla kapsamına girerken, son dönemde iyice gelişen dijital animasyonlar da kukla sayılıyor. Bununla birlikte, çizgi film kahramanları kukla olarak kabul edilmiyor.
Sadece eğlence olarak değil, eğitimde, psikolojik tedavilerde, edebiyatta kendine geniş yer bulan bir kavram kukla. Ama son zamanlarda kukla sanatı eskisi kadar popüler değil. Özellikle ülkemizde dekorasyon amaçlı olarak daha çok kullanılıyor kuklalar, desek yeri var.
Gerçek bir geleneksel kukla sanatçısı, kuklasını kendisi yapan, senaryosunu yazan, sahneyi tasarlayan, oyunu yöneten kişidir. Kuklacı, gösterilerini kukla tiyatrosunda sunar.
Kısa kukla tarihi
Kuklacılık tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor ama kesin başlangıç tarihini bilen yok. İlk gölge kuklalarının Yunan felsefesinde yeri var. Yunanlılar, teatral sunumlara çok meraklıymış; ama büyük organizasyonların çok pahalıya mal olması da tiyatro oyunlarının az sergilenmesine neden oluyormuş. Üstelik her şehirde büyük tiyatro salonları yokmuş. Bu da sanatsever Yunanlıları başka arayışlara itmiş ve hikâye anlatıcıları, tek kişilik performans sanatçıları ve kuklacılar, köyden köye dolaşıp gösteriler yapmaya başlamış. Aristo ve Platonun eserlerinde kukla tiyatrolarından bahsedilir.
Başka bir görüşe göre de kuklacılık ve gölge oyunu ilk defa Çinde ortaya çıkmış. Çinli kukla sanatçıları, çeşitli hayvan derilerinden yapılan kuklalar kullanmışlar. Dünyanın çeşitli yerlerinde yerleşmiş olan kabilelerin dini seremonilerinde de kuklaların kullanıldığı biliniyor. Ortaçağda da Hristiyan kilisesi öğretilerini halka aktarmak için kuklalardan faydalanılmış. Mısırlıların kilden ve topraktan kuklalar yaptıkları da kanıtlanmış durumda.
14. ve 15. yüzyıllarda kukla gösterilerine mizah unsuru eklenmiş. Sokaklar ve fuarlarda oynatılan kuklalar halkın en büyük eğlencelerinden biri olmuş. 16. yüzyılda kuklacılık Avrupanın her yerine yayılmış. İpli kukla operaları çok popüler olmuş.
17. yüzyılda el kuklaları yaygınlaşmaya başlamış. Kullanması ipli olanlardan daha kolay olan bu kuklalar taşınabilir küçük sahnelerde sergilenirmiş. Bazı kukla karakterleri halk arasında çok ünlü olmuş. Bu dönemde kukla sahnelerinde politik konulara sıkça yer verilmiş.
Kuklacılık geçmişi çok eskilere dayanan ülkemizde pek çok kukla geleneği yaşanmış olmasına rağmen, bugün bunlardan sadece geleneksel gölge oyunu hayatta kalmayı başarmış durumdadır. Osmanlı döneminden kalan belgelerde, kuklacılık sanatının gölge oyunundan daha da eskiye dayandığı anlatılır. O zamanlardan beri kukla perdesine çadır dendiği anlaşılıyor. Orta Asyadan Anadoluya geldiği düşünülen ipli kukla gösterisine de çadır hayal denir. İpli kukla bizim topraklarımızda çok gelişememiş olsa da, bu gösterilerde ağırlığı müzik eşliğinde yapılan yöresel danslar ve oyunların aldığı bilinmektedir. Tarihimizde profesyonel bir kukla tiyatrosu olduğuna dair bir bilgiye rastlanmasa da, bağımsız kukla oyunlarına çeşitli eğlencelerde çokça yer verildiği anlaşılıyor. Gölge oyunu ve ipli kukladan ayrı olarak el kuklasının da tarihimizde yeri vardır ki en bilinen karakter de İbiştir.
Ülkemiz, son senelerde büyük kukla organizasyonuna ev sahipliği yapıyor. En son 2006ın Mayıs ayında dokuzuncusu gerçekleştirilen Uluslararası İstanbul Kukla Festivalinde, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen değişik kukla gösterileri kuklaseverlerin beğenisine sunuldu.
Kukla çeşitleri
El kuklası: Çoraptan yapılan en basit versiyonlarından tutun da, vantrilokların kucaklarına oturtup ağız ve çene bölgelerini tek elleriyle oynattıkları tiplere kadar pek çok çeşidi var el kuklalarının. Büyük tipte olanların göz kapakları bile kuklacı tarafından içeriden bir mekanizma ile idare ediliyor. Küçük el kuklalarının bu kadar komplike parçaları yok, ağız ve gözleri açılıp kapanmıyor. Sadece el parmaklarının yardımıyla başı ve kolları hareket ettirilebiliyor.
Kol kuklası: Oynatmak için iki kişi gerektiren kol kuklası da benzer bir mekanizmaya sahiptir. Daha komplike bir şekilde hareket eden kolları da olduğu için bir oynatıcıya daha gerek vardır.
Parmak kuklası: Daha basit bir mekanizma olamaz herhalde. Parmağa takılan minicik bir kuklacık.
Çubuklu kukla: Yine aşağıdan idare edilen ama ayakları da olan kuklalardır. Arka taraftan vücudun çeşitli kısımlarına bağlı olan bir değnek mekanizmasıyla idare edilirler. Endonezya adalarında yaygın olarak oynatılan geleneksel wayang golek kuklaları bunlara örnektir.
İpli kukla: İple kontrol edilen kuklalara aynı zamanda Fransızca bir kelime olan marionette de deniyor. Bu romantik isim, Fransızcada Hz. İsanın annesi Meryemin Orta Çağ zamanına ait figüründen gelen bir isim. İpli kuklaların vücutları tamdır. Genel olarak ellerden, ayaktan ve baştan bağlı olan iplerin uçları, artı ya da H şeklindeki çıtaların uçlarına ve ortalarına bağlıdır. İki eline bu çıtaları alan oynatıcı, bunları ustaca hareket ettirerek kuklalarını her şekle sokabilir.
Düz kuklalar: Kuklalar genellikle üç boyutlu olurlar. Ama düz figürler, birbirine bağlı çeşitli vücut parçalarından oluşur ve aradaki eklem parçalarının aşağı yukarı oynayıp alçalıp yükselmesine bağlı olarak hareket eder. İpli kuklalar gibi yukarıdan oynatılırlar.
Gölge oyunu kuklaları: Deri ya da başka bir mat malzemeden yapılan iki boyutlu kuklalar, arkalarına sabitlenen çubuklarla, yarı geçirgen bir ekranın arkasında hareket ettirilirler. Mantık olarak oldukça basit görünse de, ortaya çıkan sonuç oldukça renkli ve keyiflidir. Elbette Karagöz ve Hacivat aklımıza ilk gelecek örnek olsa da, Çin gölge oyunu kuklaları da meşhurdur.
Siyah ışık kuklası: Sadece asıl oynatıcının göründüğü, diğer kişilerin ise siyah giysileri nedeniyle izleyicilerin fark edemediği, karartılmış sahnede oynatılan, yarım insan vücudu büyüklüğündeki kuklalardır. En ünlüsü, Japon bunraku kuklalarıdır.
Su kuklası: Kökenleri Vietnama dayanan su kuklaları, haliyle tahtadan mamul ve sahne olarak da havuz kullanılan kuklalardır. Su altında gizlenen uzun çubuklarla idare edilirler.
Zıplayan Jack, Humanette, kablo kontrollü kukla, uzaktan kumandalı kukla gibi pek çok kukla türü daha sayabilir, yine de eksik bırakmış oluruz ama dünyadaki bütün kuklalara yer vermemiz olanaksız. Yine de bir fikriniz oldu diye düşünüyoruz.
Kuklalı notlar
- Dünyanın en ünlü kuklası belki de yaramaz tahta çocuk Pinokyo.
- Dünyanın en acımasız kuklası meşhur cani oyuncak Chucky olabilir.
- Modern zamanların en ünlü kukla gösterisi pek tabii ki Muppet Show!
- Susam Sokağı nı, Kurabiye Canavarı başta olmak üzere tüm komik kahramanlarını da anmadan geçecek değiliz ya...
- Kuklaların başrole soyunduğu filmlere iki iyi örnek: Being John Malkovich ve Dummy.
Kukla oyununa bir örnek:
REFİK B.- (Ses) Evlâdım neredesin. İbiişş?.. (Girip dolaşarak) Perdeler açılıp
gösterimiz başlayacak halâ görünürde yok? «Bir yere gitme!» diye de tem-
bih ettim. Biz başlasak bile İbişsiz tadıtuzu olmaz ki... Aaaa, aman, perdeler
açıkmış!... (Seyircilere) Merhaba efendim, hoşgeldiniz, safalar getirdiniz!
Şey, siz de İbiş'i bekliyorsunuz değil mi? Hemen gidip bir daha arayayım!
(Çıkar) İbiişşş!...
YAŞAR B. - (Girip seyircileri selamlar. Mahçuptur. Önce saatine bakınır.
Sonra kukla sahnesine giderek içine bakınır. Seyircilere) Efendim,
ben bu kukla tiyatrosunun sahibiyim de... Şey... Şimdi başlayacak!.. Allah
Allah sanki sözleşmiş gibi evin beyi de, uşak İbiş de yok oldular? (İbiş
görünüp yanaşır) Çok ayıp ettiler! (İbişbaşınısallar) Herhalde oyunla-
rı olduğunu unuttular? (İbiş başını salladıktan sonra nişanlayıp
şakşağı ile onun kafasına birden vurunca) Aaaahh, bu da nesi?.. (O
tarafa) İbiş sen misin?.. (İbiş diğer yandan vurur) Ooofff!..
İBİŞ- İbiş ben miyim? (Seyircilere) Hani alkış?.. (Yaşar Beye) gördün mü
İbiş benmişim!..
YAŞAR B. - Utanmadan vuracağına hesap ver?
İBİŞ- İki kere iki, eder üç tane tilki... Al sana hesap!.. (Şakşakla vurur)
YAŞAR B. - Yine yüzüne gözüne bulaştırdın, öyle hesap değil! Neredeydin?
İBİŞ- Ben sahnenin altındaydım, sen neredeydin. (Vurur)
YAŞAR B. - Seyircilerin önünde şımararak vurup durma, kuklasın demem... (Seyirci-
leri hatırlayarak) şey, neyse, geç kaldım diye zâten nefesim kesildi.
............
YAŞAR B. - (Saate bakarak) Neyse, vakit geçiyor. Bey nerede, oyunu başlatalım?
İBİŞ- Sen işine git, biz hem haşlarız hem başlarız! Kızdırma yoksa senden baş-
larız! (Vurur ve gider)
YAŞAR B. - Tamam gidiyorum! Haydi Beyefendini bul da hemen başlayın! (Seyircile-
ri selamlayarak, kuklaların alkışlanmasını işaret ederek çekilir)
İBİŞ -- (Sallanarak dolaşır. Sonra sahne gazelini okur)
Of aman aman!
Merhaba pek sevgili, kıymetli büyüklerim!
Merhaba hem kıymetli, sevgili küçüklerim!
Adıma İbiş derler, her işime gülerler,
Her yerde dost bilirler, sevgi ne güzel derim.
Boyalı, tahta başım; kapkara gözüm kaşım,
Ağlasam akmaz yaşım, böyle ömür sürerim.
Bakmayın hiç boyuma, gülüp geçin huyuma,
Kuklalar gitsin suyuma şaka deyip döverim.
Okuma yazma bilmem ama yalancı olmam,
Kötü söze de gelmem, neşeyi çok severim.
Sıra sıra oldunuz karşıma oturdunuz,
Bir güzel kuruldunuz! Görün neler eylerim!
Yaaa, işte böyle! Ben bu evin uşağıyım. Oooo, gençliğimden beri... Ney-
se gidip Beyefendiyi arayayım (Çıkar)
REFİK B. - (Girer) İbiişşş!.. (Çıkar)
İBİŞ- (Girer) Bulamıyorum... Beyefendi kaybolursa ne yaparım? Birbirimizi
çok severiz. Aramaktan başka çâre yok.. (Çıkar) Beyefendiii!..
ÇİÇEK- (Girer, aranır) Bugün bu evde bir tuhaflık var? Beni bulup soruyorlar
da birbirlerini bulamıyorlar. (Seslenerek çıkar) Beyefendiiii, İbiişş, nere-
desiniz?..
REFİK B.- (Girer) Misafirler gelecek, İbiş halâ yok?.. Sağ bulursam mahallenin ortasında görürsün sen
İBİŞ- (Girer) Herhalde Beyefendi benimle saklambaç oynuyor? Bir de şuralara
bakayım. (İki yandaki sahne perdelerine bakar) Yokk!.. Onu sağbulursam bizim Aşçı Tosun'un kepçe kulaklarını mahallenin kedilerine atacağım. (Çıkar)
REFİK B.- (Girer) Acaba sahneden aşağı falan mı düştü? (Eğilip sahnenin diple-
rine bakınır) Yokkk!..
İBİŞ - (Ses) Kekik Beeyyy!..
REFİK B.- Aman İbiş, neredesin?.. (Çıkar)
İBİŞ- (Girer) Buradayııım Kekik Bey! (Çıkar)
REFİK B.- (Ses) İbişş, salona gel evlâdım!
İBİŞ- (Ses) Balonla mı geleyim?
REFİK B.- (Ses) Çabuk salona gel!
İBİŞ- (Ses) Çabuk salona gel de birbirimizi yine kaybetmeyelim!
REFİK B.- (Hızla girer) İbiişş!..
İBİŞ- (Hızla girer) Kekik Beey!..
REFİK B.- (Çarpışırlar, ses) Aaahh, belim belim!..
İBİŞ- (Ses) Oy anaamm, yüzüm yüzüm!..
(Kalkarlar)
REFİK B.- İbiş, sen misin, aç yüzünü!
İBİŞ- (Yüzü kapalı) Beyefendi burnun gözüme girdi. Kendimi göremiyorum
ki, ben miyim?
REFİK B.- Hemen saçmalama da aç gözünü! Burnum gözünün içinde kalmadı ya...
İBİŞ- (Yüzünü açar, bakınır) Aman, benmişim. Şükür buluştuğumuza Be-
yefendi! (Sarılıp sırtına vurur)
REFİK B.- Şükür ama neredeydin bakayım?..
İBİŞ- Vallahi çok şükür görüştüğümüze Beyefendi! (Sarılıp vurur)
REFİK B.- Aaaa, yeter canım, ne vuruyorsun?
İBİŞ- Sevincimden ne yaptığımı biliyor muyum?
REFİK B.- Sağ sâlim buluştuk diye bu sefer de vura vura öldüreceksin! (Çıkar)
İBİŞ- Nasıl istiyorsan öyle öldüreyim?
Kukla Tiyatrosu
İlgisizlik yüzünden yok olmakta olan bir başka geleneksel Türk tiyatrosu kaynağı da kukla tiyatromuzdur. Başka ülkelerin sahip çıkarak geliştirdiği ve günümüzde daha çok çocuk seyirciler hedeflenerek yapılan kukla tiyatrosu, ülkemizde, geçmişteki geleneği ile yeni kuşak tiyatro sanatçılarının ilgisini beklemektedir.
Ne Osmanlı ne de cumhuriyet tarihinde profesyonel bir kukla tiyatrosuna rastlamamamıza karşılık, eski düğünlerde, eğlencelerde, panayırlarda ve köy seyirlik oyunlarda bir oyunun içerisinde ya da bağımsız olarak kukla oyunlarının oynatıldığına dair pek çok belge ile karşılaşıyoruz. Batı ülkeleri kukla tiyatrosunun önemini erkenden fark ederek kukla tiyatrosu okulları açarken ve buradan mezun olan sanatçılara profesyonel kukla tiyatroları ve grupları kurulmasını sağlarken, biz, kukla tiyatrosu konusunda da kurumlaşamamanın cezasını, eski tiyatro geleneklerimizden mahrum kalarak ödüyoruz.
Halk hikayelerimizde keloğlan, gölge tiyatromuzda karagöz, ortaoyununda Pişekar ın geleneksel kukla tiyatromuzdaki karşılığı ibiştir. El kuklası kategorisine giren ibiş, ortaoyununda olduğu gibi, burada da konağın kahyasıdır. Her önüne gelene eğilmekten sallabaş olur, her eğilişte şapkası başından düşer, ya evin hanımına, ya hanımın kızına, ya da kendisi gibi evin hizmetçisine aşıktır. Sevgilisinin karşısında eğilir, bükülür, utanır, sıkılır ama sonunda bir öpücük almadan bırakmaz onu.
El kuklasının yanı sıra kukla tiyatrosunun, ip kuklası, bez kuklası gibi çeşitleri vardır. Halk oyunlarında kullanılan çatal adam kuklası çok ilginçtir. Oyuncu, arkasına yerleştirilen oyuncu boyutundaki manken kuklayı, oyuncunun elleri ve ayakları ile kuklanın elleri ve ayakları arasında bağlanan iplerin yadımı ile hareket ettirir.
Kuklacı:
Kukla, tek aktörlü, üç boyutlu, taklit ve söze, karşılıklı konuşmaya dayalı geleneksel seyirlik oyundur.
Türkçe bebek anlamına gelen ve bugün Anadoluda yaşayan korçak, kudurcuk, kaburcuk, koğurcak, kaurcak, lubet, vb. gibi isimlerle yaşayan kukla seyirlik oyunların en eskilerindendir. Korkolçak, Çadır hayal (ipli kukla) adı ile yaşayan kukla Orta Asyada da aynı isimle yaşatılmakta ve Orta Asyadan getirildiği sanılmaktadır.
Bir çok Türk boyunda kendine özgü basit teknik içinde görülen ve 17. yydan beri Türkiyede şehirlerde kukla adı ile bilinen oyun Anadoluda köylüler arasında bebek, çömce gelin, karaçör gibi isimlerle yaygındır. Konusu günlük yaşamdan ve edebi hikayelerden alan kukla bir hareket ve hacim oyunudur. 14. yydan bu yana oynatıldığı bilinmektedir. Bu oyunun baş kahramanı ibiş ve ihtiyardır. İbiş kurnaz ve hazır cevaptır. İhtiyar ise varlıklı bir kişidir.
El kuklacısı, küçük bir sahnenin ardından iki eliyle kuklaları karşılıklı konuşturur, oynatır. İpli kuklada ise sahnenin üstünden iplerle kuklaları hareket ettirir.
Ülkemizde ipli kukla, el kuklası, araba kuklası, iskemle kuklası, yer kuklası, ayak kuklası, baş kuklası gibi türlerle bilinen kukla sanatı 19. yy sonlarında önemini kaybetmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminde sınırlı sayıda sanatçı yaşatmaya çalışmıştır. Günümüzde ise İhsan DİZDAR, Selim Başeğmez, M. Tahir İkiler, Haluk Yüce ve Duygu Tansı bu sanatı sürdürmektedirler.
KUKLACILIK SANATIYLA UĞRAŞAN SANATÇILARI
Alpay Ekler (1964 ), Karagöz ve Kukla sanatçısı, Tiyatro dekor, kostüm, mask tasarımcısı, müzisyen, yazar ve yönetmen.
Bülent Aksu
1977 yılında İstanbulda doğdu. Lise öğrenimini bitirdikten sonra Şiirce ve Tiyatro Merdiven adlı amatör tiyatro gruplarında görev aldı. Profesyonelliğe ilk adımını Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosunun Hangi Yüzle adlı oyunuyla attı. Sonraki yıllarda Masal Gerçek Tiyatrosu, Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Kukla Çocuk Tiyatrosu, Üsküdar Çocuk Tiyatrosu gibi tiyatrolarda oyunculuğa devam etti.
İstanbul Kültür A.Ş Gösteri Sanatları Müdürlüğünün 2 yıllık oyunculuk bölümünden mezun oldu. Çeşitli TV dizilerinde ve Reha Erdem in Kaç Para Kaç adlı filminde rol aldı. Halen oyunculuk haricinde kukla-karagöz yapımı ve oynatımı ile ilgili çalışmakta, oyunculuk yaşantısına TİYATRO ALKIŞ grubunda devam etmektedir.
Sergei Obraztsov
(5 Temmuz 1901-1992)
Rus Kukla tiyatrosunun en ünlü isimlerinden biridir. İp ve el kuklasına getirdiği yeni açılımlarla tanınır.
1901′de Moskovada doğdu. 6 yaşında annesinin satın aldığı bir el kuklası ile başlayan çocukluk uğraşı, onun için bir mesleğe dönüştü. Başlangıçta ressam olmayı isteyen Obraztsov, A. Arkhipov ve V. Favorskinin öğrencisi oldu, Stanislavsky Opera Stüdyosunda çalıştı. 1931′de Moskovada yerleşik bir kukla tiyatrosu kurdu. Kendi adını taşıyan bu tiyatro, günümüzde dünyanın en büyük kukla tiyatrosu merkezlerinden biridir. Alaaddin, Çizmeli Kedi gibi tanınmış masal kahramanlarının kuklalarını yaptı. 1970′lerden itibaren ünü dünyaya yayıldı. Sıradışı Bir Gösteri, Alaaddinin Sihirli Lambası, Don Juan, en bilinen oyunlarındandır. Çok sayıda aktör, kukla oyunu yazarı, dekorcu, yönetmen yetiştirerek Rus kukla tiyatrosu geleneğinin devamını sağladı. Gittiği her ülkede o ülkenin dilinde kukla oyunu sergileyen Obraztsov 1992 yılında 91 yaşında öldü.
Şinasi Çelikkol
Hayalî Şinasi Çelikkol, Bursalı Karagöz Ustası, tasvir yapımcısı.
1983-1994 yılları arasında yardaklık yapan Çelikkol, Metin Özlen, Orhan Kurt, Taceddin Diker ve Torun Çelebi gibi ustalarla çalıştı ve onlardan ders aldı. 1994 yılında Hadi Poyrazoğlu tarafından kendisine Hayalî unvanı verildi. 1994ten günümüze hayalîlik yapmaktadır.
Uluslararası Gölge Oyunu Birliği Bursa başkanlığını yürüten Çelikkol, Bursa Belediyesi ile birlikte çalışarak Türkiyenin ilk Karagöz Evi ve Müzesinin açılmasında rol oynamıştır. Kukla ve Gölge Oyunları figürleri koleksiyonunun da sergilendiği Bursa Karagöz Evinde düzenli Karagöz gösterileri yapmaktadır..
Çalışmalarından ötürü 1993 yılında Türkiye Folklor Araştırma Derneği, 1997de Uluslararası Gölge Oyunu Birliği, 1998 yılında İstanbul Çocuk Vakfı tarafından ödüllendirilen Çelikkol, 2001 yılında Uluslararası Kukla Festivali Onur Ödülünü almıştır.
Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz
Ömer Hayyam
İnsanoğlunun kontrol arzusu kimi zaman ortaya hoş sonuçlar çıkarabiliyor. Kuklacılık sanatı da bunlardan biri. Kuklalar dünyasına sizin için giriş yapalım dedik ve bir sürü şey öğrendik...
Kukla; iple, ele geçirilerek, mekanik bir aracıyla ya da elektronik olarak yönlendirilebilen, dışarıdan kontrol edilebilen oyuncaklara denir. Karagöz gibi gölge tiplemeler de doğal olarak kukla kapsamına girerken, son dönemde iyice gelişen dijital animasyonlar da kukla sayılıyor. Bununla birlikte, çizgi film kahramanları kukla olarak kabul edilmiyor.
Sadece eğlence olarak değil, eğitimde, psikolojik tedavilerde, edebiyatta kendine geniş yer bulan bir kavram kukla. Ama son zamanlarda kukla sanatı eskisi kadar popüler değil. Özellikle ülkemizde dekorasyon amaçlı olarak daha çok kullanılıyor kuklalar, desek yeri var.
Gerçek bir geleneksel kukla sanatçısı, kuklasını kendisi yapan, senaryosunu yazan, sahneyi tasarlayan, oyunu yöneten kişidir. Kuklacı, gösterilerini kukla tiyatrosunda sunar.
Kısa kukla tarihi
Kuklacılık tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor ama kesin başlangıç tarihini bilen yok. İlk gölge kuklalarının Yunan felsefesinde yeri var. Yunanlılar, teatral sunumlara çok meraklıymış; ama büyük organizasyonların çok pahalıya mal olması da tiyatro oyunlarının az sergilenmesine neden oluyormuş. Üstelik her şehirde büyük tiyatro salonları yokmuş. Bu da sanatsever Yunanlıları başka arayışlara itmiş ve hikâye anlatıcıları, tek kişilik performans sanatçıları ve kuklacılar, köyden köye dolaşıp gösteriler yapmaya başlamış. Aristo ve Platonun eserlerinde kukla tiyatrolarından bahsedilir.
Başka bir görüşe göre de kuklacılık ve gölge oyunu ilk defa Çinde ortaya çıkmış. Çinli kukla sanatçıları, çeşitli hayvan derilerinden yapılan kuklalar kullanmışlar. Dünyanın çeşitli yerlerinde yerleşmiş olan kabilelerin dini seremonilerinde de kuklaların kullanıldığı biliniyor. Ortaçağda da Hristiyan kilisesi öğretilerini halka aktarmak için kuklalardan faydalanılmış. Mısırlıların kilden ve topraktan kuklalar yaptıkları da kanıtlanmış durumda.
14. ve 15. yüzyıllarda kukla gösterilerine mizah unsuru eklenmiş. Sokaklar ve fuarlarda oynatılan kuklalar halkın en büyük eğlencelerinden biri olmuş. 16. yüzyılda kuklacılık Avrupanın her yerine yayılmış. İpli kukla operaları çok popüler olmuş.
17. yüzyılda el kuklaları yaygınlaşmaya başlamış. Kullanması ipli olanlardan daha kolay olan bu kuklalar taşınabilir küçük sahnelerde sergilenirmiş. Bazı kukla karakterleri halk arasında çok ünlü olmuş. Bu dönemde kukla sahnelerinde politik konulara sıkça yer verilmiş.
Kuklacılık geçmişi çok eskilere dayanan ülkemizde pek çok kukla geleneği yaşanmış olmasına rağmen, bugün bunlardan sadece geleneksel gölge oyunu hayatta kalmayı başarmış durumdadır. Osmanlı döneminden kalan belgelerde, kuklacılık sanatının gölge oyunundan daha da eskiye dayandığı anlatılır. O zamanlardan beri kukla perdesine çadır dendiği anlaşılıyor. Orta Asyadan Anadoluya geldiği düşünülen ipli kukla gösterisine de çadır hayal denir. İpli kukla bizim topraklarımızda çok gelişememiş olsa da, bu gösterilerde ağırlığı müzik eşliğinde yapılan yöresel danslar ve oyunların aldığı bilinmektedir. Tarihimizde profesyonel bir kukla tiyatrosu olduğuna dair bir bilgiye rastlanmasa da, bağımsız kukla oyunlarına çeşitli eğlencelerde çokça yer verildiği anlaşılıyor. Gölge oyunu ve ipli kukladan ayrı olarak el kuklasının da tarihimizde yeri vardır ki en bilinen karakter de İbiştir.
Ülkemiz, son senelerde büyük kukla organizasyonuna ev sahipliği yapıyor. En son 2006ın Mayıs ayında dokuzuncusu gerçekleştirilen Uluslararası İstanbul Kukla Festivalinde, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen değişik kukla gösterileri kuklaseverlerin beğenisine sunuldu.
Kukla çeşitleri
El kuklası: Çoraptan yapılan en basit versiyonlarından tutun da, vantrilokların kucaklarına oturtup ağız ve çene bölgelerini tek elleriyle oynattıkları tiplere kadar pek çok çeşidi var el kuklalarının. Büyük tipte olanların göz kapakları bile kuklacı tarafından içeriden bir mekanizma ile idare ediliyor. Küçük el kuklalarının bu kadar komplike parçaları yok, ağız ve gözleri açılıp kapanmıyor. Sadece el parmaklarının yardımıyla başı ve kolları hareket ettirilebiliyor.
Kol kuklası: Oynatmak için iki kişi gerektiren kol kuklası da benzer bir mekanizmaya sahiptir. Daha komplike bir şekilde hareket eden kolları da olduğu için bir oynatıcıya daha gerek vardır.
Parmak kuklası: Daha basit bir mekanizma olamaz herhalde. Parmağa takılan minicik bir kuklacık.
Çubuklu kukla: Yine aşağıdan idare edilen ama ayakları da olan kuklalardır. Arka taraftan vücudun çeşitli kısımlarına bağlı olan bir değnek mekanizmasıyla idare edilirler. Endonezya adalarında yaygın olarak oynatılan geleneksel wayang golek kuklaları bunlara örnektir.
İpli kukla: İple kontrol edilen kuklalara aynı zamanda Fransızca bir kelime olan marionette de deniyor. Bu romantik isim, Fransızcada Hz. İsanın annesi Meryemin Orta Çağ zamanına ait figüründen gelen bir isim. İpli kuklaların vücutları tamdır. Genel olarak ellerden, ayaktan ve baştan bağlı olan iplerin uçları, artı ya da H şeklindeki çıtaların uçlarına ve ortalarına bağlıdır. İki eline bu çıtaları alan oynatıcı, bunları ustaca hareket ettirerek kuklalarını her şekle sokabilir.
Düz kuklalar: Kuklalar genellikle üç boyutlu olurlar. Ama düz figürler, birbirine bağlı çeşitli vücut parçalarından oluşur ve aradaki eklem parçalarının aşağı yukarı oynayıp alçalıp yükselmesine bağlı olarak hareket eder. İpli kuklalar gibi yukarıdan oynatılırlar.
Gölge oyunu kuklaları: Deri ya da başka bir mat malzemeden yapılan iki boyutlu kuklalar, arkalarına sabitlenen çubuklarla, yarı geçirgen bir ekranın arkasında hareket ettirilirler. Mantık olarak oldukça basit görünse de, ortaya çıkan sonuç oldukça renkli ve keyiflidir. Elbette Karagöz ve Hacivat aklımıza ilk gelecek örnek olsa da, Çin gölge oyunu kuklaları da meşhurdur.
Siyah ışık kuklası: Sadece asıl oynatıcının göründüğü, diğer kişilerin ise siyah giysileri nedeniyle izleyicilerin fark edemediği, karartılmış sahnede oynatılan, yarım insan vücudu büyüklüğündeki kuklalardır. En ünlüsü, Japon bunraku kuklalarıdır.
Su kuklası: Kökenleri Vietnama dayanan su kuklaları, haliyle tahtadan mamul ve sahne olarak da havuz kullanılan kuklalardır. Su altında gizlenen uzun çubuklarla idare edilirler.
Zıplayan Jack, Humanette, kablo kontrollü kukla, uzaktan kumandalı kukla gibi pek çok kukla türü daha sayabilir, yine de eksik bırakmış oluruz ama dünyadaki bütün kuklalara yer vermemiz olanaksız. Yine de bir fikriniz oldu diye düşünüyoruz.
Kuklalı notlar
- Dünyanın en ünlü kuklası belki de yaramaz tahta çocuk Pinokyo.
- Dünyanın en acımasız kuklası meşhur cani oyuncak Chucky olabilir.
- Modern zamanların en ünlü kukla gösterisi pek tabii ki Muppet Show!
- Susam Sokağı nı, Kurabiye Canavarı başta olmak üzere tüm komik kahramanlarını da anmadan geçecek değiliz ya...
- Kuklaların başrole soyunduğu filmlere iki iyi örnek: Being John Malkovich ve Dummy.
Kukla oyununa bir örnek:
REFİK B.- (Ses) Evlâdım neredesin. İbiişş?.. (Girip dolaşarak) Perdeler açılıp
gösterimiz başlayacak halâ görünürde yok? «Bir yere gitme!» diye de tem-
bih ettim. Biz başlasak bile İbişsiz tadıtuzu olmaz ki... Aaaa, aman, perdeler
açıkmış!... (Seyircilere) Merhaba efendim, hoşgeldiniz, safalar getirdiniz!
Şey, siz de İbiş'i bekliyorsunuz değil mi? Hemen gidip bir daha arayayım!
(Çıkar) İbiişşş!...
YAŞAR B. - (Girip seyircileri selamlar. Mahçuptur. Önce saatine bakınır.
Sonra kukla sahnesine giderek içine bakınır. Seyircilere) Efendim,
ben bu kukla tiyatrosunun sahibiyim de... Şey... Şimdi başlayacak!.. Allah
Allah sanki sözleşmiş gibi evin beyi de, uşak İbiş de yok oldular? (İbiş
görünüp yanaşır) Çok ayıp ettiler! (İbişbaşınısallar) Herhalde oyunla-
rı olduğunu unuttular? (İbiş başını salladıktan sonra nişanlayıp
şakşağı ile onun kafasına birden vurunca) Aaaahh, bu da nesi?.. (O
tarafa) İbiş sen misin?.. (İbiş diğer yandan vurur) Ooofff!..
İBİŞ- İbiş ben miyim? (Seyircilere) Hani alkış?.. (Yaşar Beye) gördün mü
İbiş benmişim!..
YAŞAR B. - Utanmadan vuracağına hesap ver?
İBİŞ- İki kere iki, eder üç tane tilki... Al sana hesap!.. (Şakşakla vurur)
YAŞAR B. - Yine yüzüne gözüne bulaştırdın, öyle hesap değil! Neredeydin?
İBİŞ- Ben sahnenin altındaydım, sen neredeydin. (Vurur)
YAŞAR B. - Seyircilerin önünde şımararak vurup durma, kuklasın demem... (Seyirci-
leri hatırlayarak) şey, neyse, geç kaldım diye zâten nefesim kesildi.
............
YAŞAR B. - (Saate bakarak) Neyse, vakit geçiyor. Bey nerede, oyunu başlatalım?
İBİŞ- Sen işine git, biz hem haşlarız hem başlarız! Kızdırma yoksa senden baş-
larız! (Vurur ve gider)
YAŞAR B. - Tamam gidiyorum! Haydi Beyefendini bul da hemen başlayın! (Seyircile-
ri selamlayarak, kuklaların alkışlanmasını işaret ederek çekilir)
İBİŞ -- (Sallanarak dolaşır. Sonra sahne gazelini okur)
Of aman aman!
Merhaba pek sevgili, kıymetli büyüklerim!
Merhaba hem kıymetli, sevgili küçüklerim!
Adıma İbiş derler, her işime gülerler,
Her yerde dost bilirler, sevgi ne güzel derim.
Boyalı, tahta başım; kapkara gözüm kaşım,
Ağlasam akmaz yaşım, böyle ömür sürerim.
Bakmayın hiç boyuma, gülüp geçin huyuma,
Kuklalar gitsin suyuma şaka deyip döverim.
Okuma yazma bilmem ama yalancı olmam,
Kötü söze de gelmem, neşeyi çok severim.
Sıra sıra oldunuz karşıma oturdunuz,
Bir güzel kuruldunuz! Görün neler eylerim!
Yaaa, işte böyle! Ben bu evin uşağıyım. Oooo, gençliğimden beri... Ney-
se gidip Beyefendiyi arayayım (Çıkar)
REFİK B. - (Girer) İbiişşş!.. (Çıkar)
İBİŞ- (Girer) Bulamıyorum... Beyefendi kaybolursa ne yaparım? Birbirimizi
çok severiz. Aramaktan başka çâre yok.. (Çıkar) Beyefendiii!..
ÇİÇEK- (Girer, aranır) Bugün bu evde bir tuhaflık var? Beni bulup soruyorlar
da birbirlerini bulamıyorlar. (Seslenerek çıkar) Beyefendiiii, İbiişş, nere-
desiniz?..
REFİK B.- (Girer) Misafirler gelecek, İbiş halâ yok?.. Sağ bulursam mahallenin ortasında görürsün sen
İBİŞ- (Girer) Herhalde Beyefendi benimle saklambaç oynuyor? Bir de şuralara
bakayım. (İki yandaki sahne perdelerine bakar) Yokk!.. Onu sağbulursam bizim Aşçı Tosun'un kepçe kulaklarını mahallenin kedilerine atacağım. (Çıkar)
REFİK B.- (Girer) Acaba sahneden aşağı falan mı düştü? (Eğilip sahnenin diple-
rine bakınır) Yokkk!..
İBİŞ - (Ses) Kekik Beeyyy!..
REFİK B.- Aman İbiş, neredesin?.. (Çıkar)
İBİŞ- (Girer) Buradayııım Kekik Bey! (Çıkar)
REFİK B.- (Ses) İbişş, salona gel evlâdım!
İBİŞ- (Ses) Balonla mı geleyim?
REFİK B.- (Ses) Çabuk salona gel!
İBİŞ- (Ses) Çabuk salona gel de birbirimizi yine kaybetmeyelim!
REFİK B.- (Hızla girer) İbiişş!..
İBİŞ- (Hızla girer) Kekik Beey!..
REFİK B.- (Çarpışırlar, ses) Aaahh, belim belim!..
İBİŞ- (Ses) Oy anaamm, yüzüm yüzüm!..
(Kalkarlar)
REFİK B.- İbiş, sen misin, aç yüzünü!
İBİŞ- (Yüzü kapalı) Beyefendi burnun gözüme girdi. Kendimi göremiyorum
ki, ben miyim?
REFİK B.- Hemen saçmalama da aç gözünü! Burnum gözünün içinde kalmadı ya...
İBİŞ- (Yüzünü açar, bakınır) Aman, benmişim. Şükür buluştuğumuza Be-
yefendi! (Sarılıp sırtına vurur)
REFİK B.- Şükür ama neredeydin bakayım?..
İBİŞ- Vallahi çok şükür görüştüğümüze Beyefendi! (Sarılıp vurur)
REFİK B.- Aaaa, yeter canım, ne vuruyorsun?
İBİŞ- Sevincimden ne yaptığımı biliyor muyum?
REFİK B.- Sağ sâlim buluştuk diye bu sefer de vura vura öldüreceksin! (Çıkar)
İBİŞ- Nasıl istiyorsan öyle öldüreyim?
Kukla Tiyatrosu
İlgisizlik yüzünden yok olmakta olan bir başka geleneksel Türk tiyatrosu kaynağı da kukla tiyatromuzdur. Başka ülkelerin sahip çıkarak geliştirdiği ve günümüzde daha çok çocuk seyirciler hedeflenerek yapılan kukla tiyatrosu, ülkemizde, geçmişteki geleneği ile yeni kuşak tiyatro sanatçılarının ilgisini beklemektedir.
Ne Osmanlı ne de cumhuriyet tarihinde profesyonel bir kukla tiyatrosuna rastlamamamıza karşılık, eski düğünlerde, eğlencelerde, panayırlarda ve köy seyirlik oyunlarda bir oyunun içerisinde ya da bağımsız olarak kukla oyunlarının oynatıldığına dair pek çok belge ile karşılaşıyoruz. Batı ülkeleri kukla tiyatrosunun önemini erkenden fark ederek kukla tiyatrosu okulları açarken ve buradan mezun olan sanatçılara profesyonel kukla tiyatroları ve grupları kurulmasını sağlarken, biz, kukla tiyatrosu konusunda da kurumlaşamamanın cezasını, eski tiyatro geleneklerimizden mahrum kalarak ödüyoruz.
Halk hikayelerimizde keloğlan, gölge tiyatromuzda karagöz, ortaoyununda Pişekar ın geleneksel kukla tiyatromuzdaki karşılığı ibiştir. El kuklası kategorisine giren ibiş, ortaoyununda olduğu gibi, burada da konağın kahyasıdır. Her önüne gelene eğilmekten sallabaş olur, her eğilişte şapkası başından düşer, ya evin hanımına, ya hanımın kızına, ya da kendisi gibi evin hizmetçisine aşıktır. Sevgilisinin karşısında eğilir, bükülür, utanır, sıkılır ama sonunda bir öpücük almadan bırakmaz onu.
El kuklasının yanı sıra kukla tiyatrosunun, ip kuklası, bez kuklası gibi çeşitleri vardır. Halk oyunlarında kullanılan çatal adam kuklası çok ilginçtir. Oyuncu, arkasına yerleştirilen oyuncu boyutundaki manken kuklayı, oyuncunun elleri ve ayakları ile kuklanın elleri ve ayakları arasında bağlanan iplerin yadımı ile hareket ettirir.
Kuklacı:
Kukla, tek aktörlü, üç boyutlu, taklit ve söze, karşılıklı konuşmaya dayalı geleneksel seyirlik oyundur.
Türkçe bebek anlamına gelen ve bugün Anadoluda yaşayan korçak, kudurcuk, kaburcuk, koğurcak, kaurcak, lubet, vb. gibi isimlerle yaşayan kukla seyirlik oyunların en eskilerindendir. Korkolçak, Çadır hayal (ipli kukla) adı ile yaşayan kukla Orta Asyada da aynı isimle yaşatılmakta ve Orta Asyadan getirildiği sanılmaktadır.
Bir çok Türk boyunda kendine özgü basit teknik içinde görülen ve 17. yydan beri Türkiyede şehirlerde kukla adı ile bilinen oyun Anadoluda köylüler arasında bebek, çömce gelin, karaçör gibi isimlerle yaygındır. Konusu günlük yaşamdan ve edebi hikayelerden alan kukla bir hareket ve hacim oyunudur. 14. yydan bu yana oynatıldığı bilinmektedir. Bu oyunun baş kahramanı ibiş ve ihtiyardır. İbiş kurnaz ve hazır cevaptır. İhtiyar ise varlıklı bir kişidir.
El kuklacısı, küçük bir sahnenin ardından iki eliyle kuklaları karşılıklı konuşturur, oynatır. İpli kuklada ise sahnenin üstünden iplerle kuklaları hareket ettirir.
Ülkemizde ipli kukla, el kuklası, araba kuklası, iskemle kuklası, yer kuklası, ayak kuklası, baş kuklası gibi türlerle bilinen kukla sanatı 19. yy sonlarında önemini kaybetmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminde sınırlı sayıda sanatçı yaşatmaya çalışmıştır. Günümüzde ise İhsan DİZDAR, Selim Başeğmez, M. Tahir İkiler, Haluk Yüce ve Duygu Tansı bu sanatı sürdürmektedirler.
KUKLACILIK SANATIYLA UĞRAŞAN SANATÇILARI
Alpay Ekler (1964 ), Karagöz ve Kukla sanatçısı, Tiyatro dekor, kostüm, mask tasarımcısı, müzisyen, yazar ve yönetmen.
Bülent Aksu
1977 yılında İstanbulda doğdu. Lise öğrenimini bitirdikten sonra Şiirce ve Tiyatro Merdiven adlı amatör tiyatro gruplarında görev aldı. Profesyonelliğe ilk adımını Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosunun Hangi Yüzle adlı oyunuyla attı. Sonraki yıllarda Masal Gerçek Tiyatrosu, Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Kukla Çocuk Tiyatrosu, Üsküdar Çocuk Tiyatrosu gibi tiyatrolarda oyunculuğa devam etti.
İstanbul Kültür A.Ş Gösteri Sanatları Müdürlüğünün 2 yıllık oyunculuk bölümünden mezun oldu. Çeşitli TV dizilerinde ve Reha Erdem in Kaç Para Kaç adlı filminde rol aldı. Halen oyunculuk haricinde kukla-karagöz yapımı ve oynatımı ile ilgili çalışmakta, oyunculuk yaşantısına TİYATRO ALKIŞ grubunda devam etmektedir.
Sergei Obraztsov
(5 Temmuz 1901-1992)
Rus Kukla tiyatrosunun en ünlü isimlerinden biridir. İp ve el kuklasına getirdiği yeni açılımlarla tanınır.
1901′de Moskovada doğdu. 6 yaşında annesinin satın aldığı bir el kuklası ile başlayan çocukluk uğraşı, onun için bir mesleğe dönüştü. Başlangıçta ressam olmayı isteyen Obraztsov, A. Arkhipov ve V. Favorskinin öğrencisi oldu, Stanislavsky Opera Stüdyosunda çalıştı. 1931′de Moskovada yerleşik bir kukla tiyatrosu kurdu. Kendi adını taşıyan bu tiyatro, günümüzde dünyanın en büyük kukla tiyatrosu merkezlerinden biridir. Alaaddin, Çizmeli Kedi gibi tanınmış masal kahramanlarının kuklalarını yaptı. 1970′lerden itibaren ünü dünyaya yayıldı. Sıradışı Bir Gösteri, Alaaddinin Sihirli Lambası, Don Juan, en bilinen oyunlarındandır. Çok sayıda aktör, kukla oyunu yazarı, dekorcu, yönetmen yetiştirerek Rus kukla tiyatrosu geleneğinin devamını sağladı. Gittiği her ülkede o ülkenin dilinde kukla oyunu sergileyen Obraztsov 1992 yılında 91 yaşında öldü.
Şinasi Çelikkol
Hayalî Şinasi Çelikkol, Bursalı Karagöz Ustası, tasvir yapımcısı.
1983-1994 yılları arasında yardaklık yapan Çelikkol, Metin Özlen, Orhan Kurt, Taceddin Diker ve Torun Çelebi gibi ustalarla çalıştı ve onlardan ders aldı. 1994 yılında Hadi Poyrazoğlu tarafından kendisine Hayalî unvanı verildi. 1994ten günümüze hayalîlik yapmaktadır.
Uluslararası Gölge Oyunu Birliği Bursa başkanlığını yürüten Çelikkol, Bursa Belediyesi ile birlikte çalışarak Türkiyenin ilk Karagöz Evi ve Müzesinin açılmasında rol oynamıştır. Kukla ve Gölge Oyunları figürleri koleksiyonunun da sergilendiği Bursa Karagöz Evinde düzenli Karagöz gösterileri yapmaktadır..
Çalışmalarından ötürü 1993 yılında Türkiye Folklor Araştırma Derneği, 1997de Uluslararası Gölge Oyunu Birliği, 1998 yılında İstanbul Çocuk Vakfı tarafından ödüllendirilen Çelikkol, 2001 yılında Uluslararası Kukla Festivali Onur Ödülünü almıştır.
- Katılım
- 14 Eki 2010
- Konular
- 14,630
- Mesajlar
- 71,943
- Online süresi
- 9h 11m
- Reaksiyon Skoru
- 8,946
- Altın Konu
- 3
- Başarım Puanı
- 708
- Yaş
- 33
- MmoLira
- -6,246
- DevLira
- 0
Teşekkür ederim sabit.
- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 17 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
Ben teşekkür ederim.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 16
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 101
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 16




