- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 8 Ay 28 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Tarihi geriye sararsak, özellikle on beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyılın sonuna kadar, çok az sayıda bilimsel araştırma gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ama, on dokuzuncu yüzyıl, bilim alanında altınçağı açtı. Bu devrede, doğa bilimcilerin çoğu, gezilere dayanarak çalışmalarını sürdürdüler. Genç bir bilim adamı olan Darwin de Evrim Kuramının temel taşlarını bu şekilde yerleştirmeye başladı.
Charles Darwin, 1809 yılında İngiltereâde doğdu. Babası onu on altı yaşında Edinburgh Üniversitesine gönderdi. Burada başladığı tıp ve daha sonra devam ettiği hukuk öğrenimini gereksiz bularak yarıda kesti. Ardından Cambridge Üniversitesine bağlı bir kolejde teoloji (dini bilimler) öğrenimi gördü. Fakat aklı, bilim çevresindeydi. O arada tanıştığı Botanikçi John Henslowâun önerisiyle, İngiliz Deniz Kuvvetleri için, dünya çevresinde harita yapmakla görevlendirilen gemiyle beş sene sürecek bir geziye çıkmaya karar verdi. Gemi,1831 yılında denize açıldı.
Gezi sırasında fosiller topladı, jeolojik katmanları inceledi, sayısız gözlemler yaptı. Arjantinâin Paspas denilen bölgelerinde soyu tükenmiş birçok hayvan nesli buldu. Jeolojik katmanların bünyesindeki fosillerin değişimini dikkatle izledi ve hayvan türlerinin değişik ortamlara yaptıkları uyumları saptadı.
Onun, canlıların yavaş yavaş değişmesine ilişkin düşüncesi, kendisi gibi bir bilim adamı olan ALFRED RUSSEL WALLACEânin teorisine uygun düşmüştü.Ortak görüşleri şöyleydi: âBütün canlılar bulundukları ortamdaki sayılarını muhafaza edecek matematiksel düzeylerin üzerinde üreme eğilimindedir. Doğal koşulların sabit kalabilmesi, yani âdenge unsuruânun oluşturulabilmesi için fazlalık, elimine edilir. Canlı populasyonların(1) hepsi mutasyon gösterir.â
Büyük baskılar sonunda, Wallace ile birlikte görüşlerinin yayımlanmasını kabul etti. Kısaltılmış adıyla âOrigin Of Speciesâ (Türlerin Kökeni) isimli bu kitap, ilk günde tüketildi.
Çalışmalarına aralıksız devam etti. İnsanın evrimi ile ilgili düşünceleri âDescent of man selection in relation sexâ (İnsanın oluşumu ve Eşeye bağlı seçilim) adlı eseriyle yayımlandı. Darwin bu teorisinde, önceki inançlarda, özellikle mistisizm alanında benimsenen kalıpçı ve tamamen hayal mahsulü olan âÖzel yaradılışâdüşüncesini reddediyor, diğer memelilerin fizyolojik yapılarında olduğu gibi varoluşun evrimsel yasalara bağlı olduğunu savunuyordu.
Yerleşik inanış ve önyargıların aksine, Evrim Modeli, maden, nebat, hayvan ve insan dizilimiyle oluşmuştu. Çünkü, gerek jeoloji(2) ve paleontolojide(3) gerek embriyoloji(4) ya da karşılaştırmalı anatomide(5) birçok aşamada görüldüğü gibi, bir anda yaratılmanın olanaksızlığı ortaya konmuştu. Darwin,tepki almamak için âTanrısal yaratılışâile ilgili düşüncelerini kitabının son kısımlarına monte etti.
Zira ; insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri uygulanmakta olan eğitim yöntemleri, katı mistik inançların etkisi, ayrıca insanın kalıtsal yapısı, yeniliklere kapalı ve itirazcı olunmasına yol açmıştır. Günümüzde bile, gelişen bilim ve teknolojinin birtakım varsayımları devre dışı bırakmasına karşın,Evrim Kuramına tepkiler devam etmektedir.
Oysa mistisizm, gerçek yönüyle insan ismiyle işaret edilen âhücresel bedenâ sahibi varlığın, insansı adıyla anıldığını, ona kendinden özellikler yükleyerek bir anlamda mutasyon oluşturduğunu haber veriyordu...
Bize göre Darwinâin tek eksikliği, Lamarckâın âOrganizmanın kendinde ve davranışlarındaki değişimler, çevredeki değişikliklerin sonucudurâ görüşüne karşı, âDış dünyanın işlemekte olan kendi yasaları ve kendi mekanizmaları vardırâ derken, birimlerin hücre genetiğinde oluşan mutasyonda ve çevresel faktörlerin değişiminde Astrolojik tesirlerin varlığını hissetmemiş olmasıdır.
Düşünen beyinler arasında pek az bilim adamı Charles DARWIN kadar tepki çekmiştir. Yaşadığı dönemde, âMaymunla akrabalık bağın annen tarafından mı, baban tarafından mı?â diye alaya alınmıştı.
Ama, Newton yerçekimi ilkesiyle, devinim yasalarında nasıl yerini almışsa, Darwin de, insanın, ottan çiçeğe, amipten maymuna uzanan, organik dünyanın bir parçası olduğunu göstermiştir.
Onun fikirleri âEvrim Teorisiâ adı altında, Tanrıânın varlığına yer vermemekte, bir bakıma Mutlak Yaratıcı Gücün, varlığın özünde olduğunu kanıtlamaktadır.
Bugün insanlık alemi saygıyla önünde eğiliyor.
Aslında hep böyle olmuştur.
Araştırmaları, atılımcı görüşleri, sentezleri ile Darwin mükemmele yaklaşmıştır.
Charles Darwin, 1809 yılında İngiltereâde doğdu. Babası onu on altı yaşında Edinburgh Üniversitesine gönderdi. Burada başladığı tıp ve daha sonra devam ettiği hukuk öğrenimini gereksiz bularak yarıda kesti. Ardından Cambridge Üniversitesine bağlı bir kolejde teoloji (dini bilimler) öğrenimi gördü. Fakat aklı, bilim çevresindeydi. O arada tanıştığı Botanikçi John Henslowâun önerisiyle, İngiliz Deniz Kuvvetleri için, dünya çevresinde harita yapmakla görevlendirilen gemiyle beş sene sürecek bir geziye çıkmaya karar verdi. Gemi,1831 yılında denize açıldı.
Gezi sırasında fosiller topladı, jeolojik katmanları inceledi, sayısız gözlemler yaptı. Arjantinâin Paspas denilen bölgelerinde soyu tükenmiş birçok hayvan nesli buldu. Jeolojik katmanların bünyesindeki fosillerin değişimini dikkatle izledi ve hayvan türlerinin değişik ortamlara yaptıkları uyumları saptadı.
Onun, canlıların yavaş yavaş değişmesine ilişkin düşüncesi, kendisi gibi bir bilim adamı olan ALFRED RUSSEL WALLACEânin teorisine uygun düşmüştü.Ortak görüşleri şöyleydi: âBütün canlılar bulundukları ortamdaki sayılarını muhafaza edecek matematiksel düzeylerin üzerinde üreme eğilimindedir. Doğal koşulların sabit kalabilmesi, yani âdenge unsuruânun oluşturulabilmesi için fazlalık, elimine edilir. Canlı populasyonların(1) hepsi mutasyon gösterir.â
Büyük baskılar sonunda, Wallace ile birlikte görüşlerinin yayımlanmasını kabul etti. Kısaltılmış adıyla âOrigin Of Speciesâ (Türlerin Kökeni) isimli bu kitap, ilk günde tüketildi.
Çalışmalarına aralıksız devam etti. İnsanın evrimi ile ilgili düşünceleri âDescent of man selection in relation sexâ (İnsanın oluşumu ve Eşeye bağlı seçilim) adlı eseriyle yayımlandı. Darwin bu teorisinde, önceki inançlarda, özellikle mistisizm alanında benimsenen kalıpçı ve tamamen hayal mahsulü olan âÖzel yaradılışâdüşüncesini reddediyor, diğer memelilerin fizyolojik yapılarında olduğu gibi varoluşun evrimsel yasalara bağlı olduğunu savunuyordu.
Yerleşik inanış ve önyargıların aksine, Evrim Modeli, maden, nebat, hayvan ve insan dizilimiyle oluşmuştu. Çünkü, gerek jeoloji(2) ve paleontolojide(3) gerek embriyoloji(4) ya da karşılaştırmalı anatomide(5) birçok aşamada görüldüğü gibi, bir anda yaratılmanın olanaksızlığı ortaya konmuştu. Darwin,tepki almamak için âTanrısal yaratılışâile ilgili düşüncelerini kitabının son kısımlarına monte etti.
Zira ; insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri uygulanmakta olan eğitim yöntemleri, katı mistik inançların etkisi, ayrıca insanın kalıtsal yapısı, yeniliklere kapalı ve itirazcı olunmasına yol açmıştır. Günümüzde bile, gelişen bilim ve teknolojinin birtakım varsayımları devre dışı bırakmasına karşın,Evrim Kuramına tepkiler devam etmektedir.
Oysa mistisizm, gerçek yönüyle insan ismiyle işaret edilen âhücresel bedenâ sahibi varlığın, insansı adıyla anıldığını, ona kendinden özellikler yükleyerek bir anlamda mutasyon oluşturduğunu haber veriyordu...
Bize göre Darwinâin tek eksikliği, Lamarckâın âOrganizmanın kendinde ve davranışlarındaki değişimler, çevredeki değişikliklerin sonucudurâ görüşüne karşı, âDış dünyanın işlemekte olan kendi yasaları ve kendi mekanizmaları vardırâ derken, birimlerin hücre genetiğinde oluşan mutasyonda ve çevresel faktörlerin değişiminde Astrolojik tesirlerin varlığını hissetmemiş olmasıdır.
Düşünen beyinler arasında pek az bilim adamı Charles DARWIN kadar tepki çekmiştir. Yaşadığı dönemde, âMaymunla akrabalık bağın annen tarafından mı, baban tarafından mı?â diye alaya alınmıştı.
Ama, Newton yerçekimi ilkesiyle, devinim yasalarında nasıl yerini almışsa, Darwin de, insanın, ottan çiçeğe, amipten maymuna uzanan, organik dünyanın bir parçası olduğunu göstermiştir.
Onun fikirleri âEvrim Teorisiâ adı altında, Tanrıânın varlığına yer vermemekte, bir bakıma Mutlak Yaratıcı Gücün, varlığın özünde olduğunu kanıtlamaktadır.
Bugün insanlık alemi saygıyla önünde eğiliyor.
Aslında hep böyle olmuştur.
Araştırmaları, atılımcı görüşleri, sentezleri ile Darwin mükemmele yaklaşmıştır.

