Fethi Polat 1
Fethi Polat
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Best Studio 1
Best Studio
Agora Metin2 1
Agora Metin2
raderde 1
raderde
Cannn6161 1
Cannn6161
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
melankolıa18 1
melankolıa18
romegames 1
romegames
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Türkiye'deki Höyükler

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 3K

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 8 Ay 5 Gün
Başarım Puanı
400
MmoLira
183
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

AАATEPE HÖYÜАÜ
Barit Maden Türk Stronsiyum Zenginleştirme Tesisi
içinde kalan Ağatepe Höyüğü'nün
hemen önünde Atıksu Barajı yer alıyor.
Baraja ulaşmak için yapılan yol da
höyüğün eteklerinden geçiyor.
Merkez / Sivas / Türkiye

AޞIKLI HÖYÜK
Aksaray’da Ihlara Vadi yerleşiminin bir uzantısı olan Aşıklı Höyük’te yapılan arkeolojik çalışmalar Kapadokya Bölgesi’nin kerpiçten yapılmış ilk mahallerini ortaya çıkarmıştır. Yerleşik yaşamın en güzel ve en karmaşık mimari örnekleri olan bu evlerin duvar ve tabanlarında sarı-pembe kil duvar sıvaları kullanılmıştır.
Ölülerini evlerinin tabanlarına hocker tarzında, yani dizleri karınlarına çekik olarak gömmüşlerdir. Aşıklı Höyük’te araştırma yapan Prof.U.Esin’e göre yerleşim yerindeki mahallelerin sıklığı yapıların çokluğu Akeramik Neolitik evre için sanıldığından daha yoğun bir nüfusun varlığını göstermektedir. Höyük’te ele geçen yüzbine yakın obsidiyenden yapılmış çeşitli aletlerin Anadolu’da benzerleri yoktur. Taştan çok iyi bir şekilde işlenmiş yassı baltalar, kemikten bızlar, keskiler, bakır, akik ve çeşitli taşlardan yapılmış süs eşyalarının yanı sıra az pişmiş kilden figürinler de ele geçmiştir. Aşıklı Höyük araştırmacıları, bu Höyük’te ele geçen bir iskelete dayanarak dünyada bilinen en eski beyin ameliyatının (trepanasyon) 20-25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını belirtmektedirler.


ABDİLİ YAYLA HÖYÜАÜ
Abdili Köyü yaylasındaki 5000 yıllık Abdili Yayla Höyük.
Yine bir "955" operatörü tarafından, höyüğün içi, kuzey güney doğrultusunda
boşaltılarak yok edilmiş.
Mesudiye / Ordu / Türkiye

ALACAHÖYÜK

Alacahöyük (Hatti/Hitit/Frig/vd) Yerleşim… Çorum il merkezinden 50 km. güneybatıda, Alaca ilçesi yakınlarında yer alan bir yerleşmedir. Yaklaşık daire biçiminde olan höyük 250 m. çapında, 6–14 m. yüksekliğindedir. İlk kez 1835'te İngiliz gezgin William G. Hamilton tarafından bulunmuştur. 1907'de İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına Theodore Makridi Sfenksli Kapı'da kazı ve incelemeler yapmıştır. 1935'te Remzi Oğuz Arık başkanlığında Türk Tarih Kurumu adına başlatılan sistemli kazılar 1936'dan bu yana Hamit Zübeyr Koşay ve Mahmut Akok tarafından sürdürülmüş, özellikle son yıllarda onarım çalışmalarına da ağırlık verilmiştir. Kazılar, 6000 yıllık sürekli bir yerleşmenin varlığını belgeleyen dört büyük kültür tabakasını (I-IV) ve bunlara ait 15 yapı katını ortaya çıkarmıştır.
En alttaki IV. tabaka Koşay ve Akok tarafından maden aletlerin taş aletlerle bir arada kullanılmaya başlandığı 'Kalkolitik çağ'ın son evrelerine tarihlendirilir. Son yıllarda bazı araştırıcılar tarafından bu tabakanın İlk Tunç çağı başlarına (Prehistorya) ait olduğu ileri sürülmektedir. Bu döneme ait çeşitli yapım evrelerini temsil eden yedi yapı katı (9–15) yaklaşık M. Ö. 4. binyıla dayanan köy niteliğindeki bir yerleşmeyi yansıtmaktadır. Höyüğün bu en eski yerleşmesi sınırlı bir alanda kazılabilmiştir. Evlerin genellikle taş temel üstüne kerpiçten yapıldıkları izlenir. Odaları birden fazladır. Kerpiç duvarlarda ağaç direk yerleri saptanmıştır. Evlerin düz toprak damlı oldukları sanılır. Pişmiş toprak kapların hepsi elde çömlekçi çarkı kullanılmaksızın biçimlendirilmiştir. Kurşuniden siyaha kadar değişen tonlarda parlak perdahlılar yanı sıra kırmızı astarlı, parlak perdahlı olanlar da vardır. En özgün biçim arkeoloji yazımında "meyvelik" olarak geçen yüksek kaideli kaplardır. Kazma ve çentikli bezeme yaygındır. Ender olmakla birlikte bazı kapların içinin koyu zemin üstüne beyaz boyayla bezendiği de görülür. Çoğunluğu doğal cam (obsidyen) bıçak ve mızrak uçlarının oluşturduğu çeşitli taş aletler, kemik bızlar, bakırdan basit süs eşyası bu yerleşmeden geriye kalan öbür buluntulardır. Mezarlar yerleşme alanı içindedir. Ölüler dizleri karınlarına çekik durumda (hocker), takı ve pişmiş toprak kap gibi çeşitli armağanlarla birlikte gömülmüşlerdir. Bazı mezarlarda birden fazla iskelete rastlanmıştır. Alacahöyük'ün bu en eski yerleşmesiyle Orta Anadolu'nun eşzamanlı Alişar (Alişar O), Büyük Güllücek (Alacahöyük'ün 14. km. kuzeyinde) gibi buluntu yerleri arasında kültür birliği izlenir. Daha sonraki İlk Tunç Çağı yerleşmelerinde de aynı kültürün belirli bir kesintiye uğramaksızın sürdüğü gözlenir.
III. kültür tabakası höyüğün en önemli dönemi olan İlk Tunç Çağı yerleşmesinin kalıntılarını içerir. Koşay ve Akok

tarafından Bakır Çağı olarak tanımlanan bu dönem genellikle İlk Tunç Çağı'nın ikinci ve üçüncü evrelerine, yaklaşık olarak M. Ö. 2600-2000'e tarihlenir. Alacahöyük bu dönemde çok güçlü, nüfuzlu ve zengin bir kent beyliğinin merkezi durumundadır. Dört yapı katının (5– yansıttığı mimarlık önceki dönemden pek farklı değildir. Ayrık düzendeki konutlar çarpık planlı odaların birbirine eklenmesiyle oluşturulmuştur. Planları birbirine benzemez. Temelleri taştan, duvarları kerpiçtendir. İçleri çamurla sıvalıdır. Toprak kaplı düz damların ahşap kirişlerle taşındığı sanılır. Kırmızı astarlı perdahlı ya da siyah astarlı parlak perdahlı olan çanak-çömlek gene elde biçimlendirilmiştir. Kabartma ve oluklu bezemenin görüldüğü bu koyu yüzlü kaplar İlk Tunç Çağında Doğu Anadolu'da yaygın olan Karaz (Khirbet Kerak) türündedir. "Meyvelikler", güzel oranlarıyla dikkati çeken gaga ağızlı testiler, emzikli kaplar bu dönemin en sevilen biçimleridir. Çoğu metal kapların pişmiş topraktan örnekleri olarak dikkati çeker. İlk Tunç yerleşmesine ait en önemli buluntular, göz kamaştırıcı zenginlikte ölü armağanlarıyla yönetici sınıfa ait mezarlardır. Kral Mezarları olarak ün salan 13 mezar çok ender ve değerli ölü armağanlarıyla Orta Anadolu İlk Tunç Çağ kültürünün görkemini sergilediği gibi bölgenin sosyal yaşamını ve dinsel inanışlarını da aydınlatır. Ayrıca oturulan evlerin içinde gösterişsiz ölü armağanlarıyla halka ait mezarlara da rastlanmıştır.

Kral Mezarları kent içinde, bu amaca ayrıldığı anlaşılan belirli bir yerde toplu olarak bulunmuştur. Kentin güneyine rastlayan bu alanda önceleri konutlar yer almaktayken sonradan mezarlar için terk edilmiştir. Mezarlık soylu yönetici sınıf tarafından kuşaklar boyu kullanılmıştır. Bazı mezarların birbiri içine girdiği hatta bir bölümünün alttakinin hemen üstüne açıldığı, bu arada eskilerin harap olduğu gözlenir. En eski mezarlar 7. yapı katına ait olan L, E, F ve K mezarlarıdır. A (/MA), A' (/MA'), C (/MC), T (/TM) mezarları daha üstteki 6. yapı katına bağlanır. En son açılmış olan mezarlarsa İlk Tunç Çağı yerleşmesinin son yapı katına (5. yapı katı) ait olan B (/BM), R (/RM), D, H ve S mezarlarıdır. Farklı evrelere ait olanlar arasında gerek yapım biçimi gerek ölü armağanları açısından hiçbir değişikliğe rastlanmaması kuşaklar boyu süren güçlü bir geleneğin göstergesidir. Mezarlar, çamur harçla örülmüş taş duvarlı dikdörtgen odalar biçimindedir. Genellikle doğu-batı doğrultusunda yapılmışlardır. Boyutları 2,8 x 1,7 m. ile 8 x5 m. arasında değişir, en yaygın boyut yaklaşık 4,5 x 3 m.dir. Tabanlar sıkıştırılmış topraktır ya da taş döşelidir. Üstlerine toprak, kum ve çakıl serilerek düz bir dam oluşturulmuş ahşap kirişlerle örtülen bu mezarlar erişkin erkek ya da kadınlara aittir, hiç çocuk gömülmemiştir ve her mezar tek bir ölüye aittir. Birden fazla iskeletin bulunduğu mezarlarda da farklı zamanlarda gömülmüş ölüler söz konusudur. Ölüler mezar odasının ortasına ya da bir kenarına, dizleri karınlarına çekik olarak sağ yanlarına yatırılmışlardır. Başlar batıya bakar. Mezarlarda elbiseyi çeşitli yerlerinden tutturmaya yarayan iğne ve tokaların yanı sıra doğrudan kumaşa dikilen çeşitli süs eşyasının varlığına dayanılarak ölülerin giyimli olarak gömüldükleri kabul edilir. Ölülere kişisel süs eşyası ve silahlarla birlikte çeşitli takılar, günlük kap kacağın altın, gümüş, elektrum gibi değerli madenlerden en güzel örnekleri armağan olarak sunulmuştur. Takılar olağanüstü çeşit ve zenginliktedir. Düz ya da kafes delikli altın taçlar, kaşbastılar, altın bilezikler, altın ve gümüşten başlı iğneler, küpeler, gerdanlıklar, altın, gümüş, bakır, kehribar, akik, kırmızı kalseduan, cam (frit) ve neceftaşından çeşitli boncuklar ve gerdanlıklar, iğneli altın toka, altın kemer, altın saç halkaları bulunan süs eşyası arasındadır. Altın ve gümüşten çakma oluk bezemeli (repoussé) küçük güğümlerin, emzikli süzgeçli kapların, yüksek kaideli tasların arasında her iki madenin bir arada kullanıldığı örnekler de vardır. Altın saplı gümüş kaşık, altın-gümüş kirmen, tunç ya da gümüş aynalar ve taraklar armağanlar arasındadır. Altın saplı savaş baltası, bakırdan kılıç ve yassı baltalar, altın saplı taş topuzlar, gümüş hançer gibi silahların yanı sıra o dönemlerde altından daha değerli sayılan demirden yapılma hançeri özellikle belirtmek gerekir. Kadın mezarlarına bırakılan silahların erkeklerinkinden hiç de az olmaması dikkati çeker.
Alacahöyük mezarlarında dinsel ya da törensel anlamlı ölü armağanları büyük bir yer tutar. Son derecede etkileyici olan bu mistik sanat ürünleri arasında "güneş kursları" olarak anılanlar özgün bir grup oluşturur. Her mezarda birden fazla bulunmuştur. Bir sap üstüne geçirilerek bir tür alem gibi kullanıldıkları ve genel görünümleriyle evreni simgeledikleri sanılırsa da gerçek anlamları henüz bilinmemektedir. Gümüş ya da tunçtan daire, yarım daire ya da baklava biçimli, çoğu kez kafes delikli basit tipleri görüldüğü gibi içlerinde ve kenarlarında boğa, geyik gibi hayvan heykelciklerinin yer aldığı karmaşık örnekleri de vardır. Bunlardan başka mezarların çoğunda geyik ve boğa heykelleri bulunmuştur. Daha sonraki Hitit döneminde görüldüğü gibi geyik ve boğa gibi tanrıların kutsal hayvanları olarak kabul edilerek betimlerinin törenlerde taşıyıcı üstünde dinsel simge olarak yer almış olabileceği düşünülmektedir. Tunçtan parçalı döküm tekniğiyle olağanüstü ustalıkla yapılmışlardır. Bazıları gümüş kaplamalı ve kakmalıdır. Kimi mezarlarda bulunan bakır ya da gümüş kadın heykelcikleriyle altın ikiz idoller (beş çift) dinsel anlamlı ölü armağanlarıdır. El ele tutuşmuş çok stilize iki kadın betimi şeklindeki ikiz idol ana tanrıçayı simgeler. Göğüsleri ve

kısa çizmeye benzer pabuçları altın kaplı gümüş kadın heykelciği de ana tanrıçanın simgesi olarak mezara bırakılmış olmalıdır. Ellerinde birer kap bulunan öbür heykelciklerinse tanrıçaya ya da ölüye yiyecek içecek sunanları simgelediği ileri sürülür. Törenlerde çalındığı düşünülen dökme tunç ya da bakırdan çalparalar (kastanyetler) da dinsel nitelikli mezar buluntularındandır. Bütün armağanlar belirli bir düzene göre yerleştirildikten ve mezar kapatıldıktan sonra kurban töreni yapılıp ölünün şerefine bir şölen verildiği düşünülür. Mezarların üstünde özenle dizili olarak bulunmuş boğa kafatasları ve ayaklarıyla koyun, keçi ve domuza ait öbür kemik kalıntıları kurban ve şölenle ilgili görülmektedir. Tahsin Özgüç baş ve ayakları, şölende ölünün payına düşen kurban kalıntıları olarak yorumlar. Öbür buluntuların tersine köpek iskeletleri tüm olarak ele geçtiğinden sahibine bekçilik görevini sürdürmek üzere gömüldüğü anlaşılmaktadır. Alacahöyük mezar buluntularının benzerleri Amasya yakınlarındaki Mahmatlar ve Tokat yakınlarındaki Horoztepe'de mezarlarda ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntular da aynı zenginliğe, aynı olgun tekniğe, sanat ustalığına ve aynı dinsel inançlara tanıklık ederler. Bazı buluntuların Mezopotamya kültürleriyle bağlantılarına ve özellikle Kafkasya'nın Kuban bölgesi buluntularıyla (Maikop'ta Kurgan adı verilen mezarlarda ele geçenler) yakın benzerliklerine işaret edilirse de bu konu henüz aydınlığa kavuşmamıştır. Genel olarak yerli Anadolu üslubunun egemen olduğu buluntuların erişilmez nitelikteki bir maden sanatını, Anadolu'ya özgü bir yaratıcılığı örneklediği kabul edilir.
İlk Tunç Çağı'nda Alacahöyük'te yaşayanların yerli Anadolu halklarından Hattiler olduğu düşünülmektedir. Siyasal açıdan bir bey yönetiminde bağımsız bir kent-devleti biçiminde örgütlenmiş olan halkın tarım ve hayvancılık yaptığı, bu arada zengin yeraltı kaynaklarını işleterek madencilikte erişilmez bir ustalığa ulaştığı anlaşılmaktadır. Bıraktıkları maden eşya her türlü dövme, döküm, çevirme, değerli madenlerle kaplama, kakma, çakma (repaussé), kaynak, lehim ve perçinleme tekniklerinin ne denli ileri bir düzeyde olduğunu gözler önüne sermektedir. Madenciliğin gelişmesi sonucu ticari ilişkiler de yoğunlaşmıştır. Tahsin Özgüç, maden işleme sanatını ve özellikle ticaretini doğrudan doğruya başta bulunan beyin yönetmiş olabileceği kanısındadır. Uzman madenciler sınıfının ortaya çıktığı bu dönemde zanaatçıların işliklerinin, bir olasılıkla emirlerinde çalıştıkları beylerin malikânelerinde bulunduğunu ileri süren Kurt Bittel de bu görüşü paylaşır. Soyluların mezarlarındaki buluntular olağanüstü bir zenginliğe tanıklık eder. Bu zenginlik daha çok ticaretten kaynaklanmalıdır. Öte yandan dinsel ve törensel anlamlı mezar buluntularının çok fazla oluşuna dayanılarak bu mezarlarda gömülü Hattili yöneticilerin bir sonraki Hitit döneminde görüldüğü gibi ülkenin en üst düzeyde rahipleri oldukları da ileri sürülmektedir.

M. Ö. 2000'lerde büyük bir yangınla son bulan ilk Tunç Çağı yerleşmesi üstündeki II. kültür tabakası, M. Ö. 2000–1200 arasına tarihlenen Hitit dönemi (Orta ve Son Tunç Çağı) kalıntılarını içerir. Farklı evreleri gösteren dört yapı katı (2, 3a, 3b ve 4) vardır. En eski olan 4. yapı katı ilk Hitit, onu izleyen Hitit imparatorluk Dönemi'ne aittir. Koşay ve Akok'a göre 4. yapı katı kent özellikleri taşıyan küçük çapta bir yerleşmeyi yansıtır. Konutlar gene taş temel üstüne kerpiçten yapılmıştır. İç ve dış duvarları çamur harç sıvalıdır. Oda tabanları sıkıştırılmış topraktandır. Sıkışık bir biçimde yapılmış küçük bölmeli konutların planlarında ve birbirlerine olan konumlarında birlik yoktur. Yuvarlak ya da dört köşe planlı tahıl kuyuları vardır. Bir sonraki yerleşmede çok gelişmiş olarak izlenen pis su kanalları bu evrede de görülür. Bulunan çanak-çömlek önceki tabakalarınkinden farklı olup daha sonraki yerleşmelerin özgün kaplarının öncü tiplerini içerir. Genellikle çömlekçi çarkında biçimlendirilmişlerdir. Kırmızı astarlı parlak perdahlı uzun gaga ağızlı testiler, ucu gaga biçiminde uzun emzikli bir kap keskin hatlarıyla metal kapları andırır. Bu örneklerin dinsel tören kapları olduğu düşünülmektedir. 3 b ve 3 a yapı katlarıyla belirlenen kentsel yerleşme sandık duvar sisteminde kuvvetli bir surla çevrilidir. 2. yapı katına ait ünlü Sfenksli Kapı'nın bulunduğu yerde bu eski dönemde de bir sur kapısı olduğu anlaşılmıştır. Konutların temelleri taştan, duvarları kerpiçtendir. İçleri ve dışlarının çamurla sıvandıkları, düz toprak damlı oldukları kabul edilir. Çoğunun oda sayısı birden fazladır. Oda tabanları sıkıştırılmış topraktır. Sokak kenarlarında yer alanların (özellikle 3 b'de) bitişik düzende yapıldıkları izlenir. Bunların bir bölümünün dükkân ya da işlik olabileceği ileri sürülmektedir. Büyük yapı niteliğinde çok harap olmuş tek bir örnek ortaya çıkarılmıştır. Bir avlu çevresinde yer alan mekânlardan bir bölümü depo odalarıdır. Avlu cephesinde taştan destek ayakları saptanmıştır. Sokaklar sertleştirilmiş toprak, iri çakıllı toprak ya da taş kaplıdır. Her türlü pis sularla yağmur sularını toplayan çok iyi düzenlenmiş bir kanal döşemi vardır.

Alacahöyük'ün en görkemli yapıları Hitit İmparatorluk Dönemi'nin son evrelerine tarihlenen 2. yapı katında ortaya çıkarılmıştır. 40.000 m"lik bir alanı kapladığı sanılan yerleşmenin 19.000 m"lik bölümü açılmıştır. Yerleşmeyi çevreleyen surlar yapay bir toprak set üstünde yükselir. Sandık duvar sisteminde örülmüş taş temel duvarları üstünde kerpiçten kalın bir üst yapı yer alır. Bugüne değin iki sur kapısı bulunmuştur: Güneydoğuda 5fenksli Kapı, batıda Poternli Kapı. Poternli Kapı adını, bindirme tekniğinde yapılmış potern adı verilen gizli yeraltı geçidinden alır. Anıtsal Sfenksli Kapı'nın iki burcu vardır. Kireçtaşından temeller üstünde altları bazalt, üstleri kerpiçten burç ve kapı bedenleri görülür. Kapıyı koruyan iki sfenks cepheden yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kapı söve taşlarından birinin girişe bakan yüzünde pençelerinde iki tavşan tutan çift başlı bir kartal ve ona basan uzun giysili bir insan kabartması yer alır. Öteki sövenin iç yüzündeki kabartmaysa çok bozulmuştur. Kapının kente bakan yüzü de gene sfenksler tarafından korunur. Bunlar kabataslak işlenmişlerdir. Kapının sağ ve solunda burç duvarlarının alt kısımlarında alçak kabartmalı taş bloklar (orthostatlar) yer alır. Bunlar Hitit İmparatorluk Dönemi'nin, mimarlığı bütünleyici biçimde tasarlanmış en eski anıtsal kabartma sanatı örnekleridir. Kabartmalarda konu alınmış dinsel tören sahneleri geleneksel üslupta, av sahneleriyse çok daha canlı ve hareketli bir üslupta işlenmiştir. 2. yapı katı yerleşmesinin belirli bir plana göre kurulmadığı, doğal bir büyüme sonucu gelişigüzel oluştuğu anlaşılmaktadır. Kentin en önemli yapılarından biri doğu kesimde sur yakınında yer alır. Uzunlamasına bir avluyu (18–20 m. X 80. m.) çevreleyen çeşitli oda kümelerinden oluşan bu yapı 5.000 m"lik bir alanı kaplar. Doğudaki odalarından bir bölümünün avluya bakan yüzleri revaklıdır. Bir bölümünün yüzleriyse gömme ayaklarla bölünmüştür. Koşay ve Akok, kuzeybatı uçtaki çok küçük bir odayı en kutsal oda (adyton) olarak nitelendirmekte, buna dayanarak da işlevi kesinlikle saptanamayan tüm yapı topluluğunu tapınak-saray olarak kabul etmektedirler. Avlunun güneyindeki çifte geçitli bir kapı Sfenksli Kapı'ya kadar uzanan ve batısında çoğu ön avlulu konutların yer aldığı bir alana açılmaktadır. Bazılarının iki katlı olduğu sanılan bu konutların bir bölümü bitişik düzende yapılmıştır. Genellikle çok bölmelidirler. Planlarında birlik görülmez. Ortak özellikleri dışa kapalı tipte olmalarıdır. Önceki yerleşmelerde görüldüğü gibi küçük ya da büyük, tüm yapıların temellerinde taş, duvarlarında kerpiç kullanılmıştır. Anıtsal yapıların taş beden duvarlarının dış yüzleri bazalt, iç yüzleri kireçtaşından bloklarla kaplıdır. Oda tabanlarının çoğu sıkıştırılmış topraktır. Yapılar bu yerleşmede de düz toprak damla örtülüdür. Konutlar oldukça düzgün sokaklarla ayrılmıştır. Birbirini dik açıyla kesenler bulunduğu gibi çıkmaz sokak tipinde olanlara da rastlanır. Bu yerleşmede de yağmur sularını ve pis suları toplayan gelişmiş bir kanal düzeni yapılmıştır.

3. ve 2. yapı katı yerleşmelerinin pişmiş toprak kapları, özgün Hitit çanak-çömlekçiliğini tüm sanat gücü, çeşitliliği, zenginliğiyle gözler önüne serer. Çoğu çömlekçi çarkında biçimlendirilmiştir. Kırmızı boya astarlı, parlak perdahlılar yanı sıra astarsız olanlar da vardır. Tek renkliler egemendir. Matara biçimli kaplarda çok ender olarak boya bezeme görülür. Tabaklar, emzikli süzgeçli kaplar, yuvarlak ağızlı, yonca ağızlı ve gaga ağızlı çeşitli testiler yaygın biçimler arasındadır. Boğa başı biçimindeki törensel içki kapları, dinsel işlevli Hitit kaplarının bibru olarak adlandırılan (Gr. rbyton) en ilginç örneklerindendir. Fildişinden yapılan diz çökmüş bir insan heykelciği, tunçtan oturan kadın heykelciği, yere çökmüş durumda tunçtan bir boğa betimi önemli küçük buluntular arasındadır.
Hitit döneminde Alacahöyük bir prenslik halinde başkent Boğazköy'e (Hattuşa) bağlıdır, ancak önemli bir dinsel merkez durumundadır. Ekonomik etkinliklerini çiftçilik ve hayvancılık oluşturur. Arpa ve buğday en çok ekilen tahıllardır. Bağcılık da önem taşır. Üzüm salkımı biçimindeki kaplar gelişkin bir bağcılığa işaret ederler. At, sığır, koyun, keçi yanı sıra eşek ve domuz beslenen başlıca hayvanlardır. Sayısız ağırşak ve tezgâh ağırlıkları dokumacılığın ileri bir düzeyde olduğuna tanıklık eder. Altından çeşitli buluntular, tunç iğneler, ok ucu, mızrak ucu, hançer, kama, bıçak gibi tunçtan silahlar gelişmiş bir madenciliği gösterir.
En üstteki I. kültür tabakası höyükteki en son yerleşme olan Phryg dönemi yerleşmesini yansıtır. Köy niteliğindeki bu yerleşme kurulurken Hitit dönemi yapılarından ve surlarından yararlanıldığı anlaşılmaktadır. Taş temelli konutlar tek katlı, küçük bölmeli, basit özensiz yapılardır. Düz toprak dam yapımı süregelir. Bazı yapılarda kiremit kullanıldığı sanılmaktadır. Bulunan çanak-çömleğin çoğu tek renklidir. Soluk kırmızı üstüne canlı kırmızı ya da kahverengi geometrik bezeklilerin yanı sıra krem zemin üstüne kahverengi ya da kırmızı boya bezemeliler de küçük bir grup oluşturur. Höyükte bulunan Bizans ve Osmanlı dönemleri çanak-çömleği ve benzeri kalıntıları önemli bir yerleşmeyi kanıtlamaktan uzaktır.

ALİŞžAR HÖYÜАÜ
Hikayesi şöyle: 10 yıl kadar önce,
baraj suları yükselmeye başladığı sırada,
su altında kalan arazisinin yerine
5000 yıllık bir höyüğün olduğu araziyi
Köy Hizmetleri'ne düzlettiren tarla sahibi,
şimdi kayısılarını bu oldukça büyük höyükten
boşalan yere seriyor. Höyüğün kuzey-güney etekleri
boydan boya kesik;
batı eteği ev nedeniyle yok edilmiş;
doğusunda da kayısı ağaçları ekilmiş.
Höyüğe orada yaşayanlar -iyi niyetlerinden olacak-
"Yarım Höyük" adını takmışlar.
Battalgazi / Malatya / Türkiye

AŞKALE HÖYÜĞÜ

(ya da Erzurum'da bir Maya tapınağı)
Üzerinde bir İlk Tunç Çağı höyüğü bulunan
ve Yavuz Sultan Selim'in
Mercidabık savaşına giderken
yemek yediği tepenin üzerine,
Aşkale Belediyesi, birkaç sene önce,
123 basamaklı beton bir merdiven yapmış!...
Aşkale / Erzurum / Türkiye

CİNİS HÖYÜĞÜ

5000 yıl öncesinden başlayan ve ardından MÖ 2.bin,
1.bin ve Urartu dönemlerinde yerleşilen höyüğün
tüm toprağı Ortabahçe (Cinis) köyünün evlerini
ve stadyumunu yapmak için kullanılmış.
Yalnızca höyüğün orijinal yukseltisini gösteren temsili bir tepe kalmış. Þimdi höyüğün olduğu yer tezek bahçesi!
Bir yıl önce toprak çekme Jandarma tarafından durdurulmuş.
Þimdi dikkat: Burası SİT alanı...
Aşkale / Erzurum / Türkiye

ÇAMURLUK GÖLÜ MEVKİİ HÖYÜĞÜ
Çamurluk Gölü Mevkii

Küçük bir höyük olan Çamurluk Gölü Mevkii,
Sivas'ta yoğun olarak görülen defineci tahribatının
şimdiye dek tesbit edilen en çarpıcı örneği:
23.50 m uzunluğunda, koridor şeklindeki
defineci yarması,
höyüğü doğu-batı doğrultusunda keserek yok etmiş.
Ölçmekte bile zorlandık...

ޞarkışla / Sivas / Türkiye

ÇAYIR HÖYÜK :
125 x 8 m'lik dev gibi bir höyük.
Çifteler / Eskişehir / Türkiye


ÇENGELTEPE HÖYÜАÜ
5000 yıllık bir İlk Tunç Çağı höyüğünün
tam üzerinde... (Çengeltepe)

"BİR KÜLTÜR VARLIĞI DAHA
BU FABRİKANIN ALTINDADIR"
Merkez / Yozgat / Türkiye

DEĞİRMENTEPE
Muş - Bulanık ilçesine bağlı
Pulur Köyü'nün hemen yakınında, 2002 yılında,
15 gün boyunca, dozerle yapılmış yasal (!) bir defineci kazısı.
Bu dev gibi höyüğün tüm güneybatı yamacı
"V" biçiminde yarılmış.
Bulanık / Muş / Türkiye

DİZİK HÖYÜĞܐ
5000 yıllık bir İlk Tunç Çağı höyüğünün
yarısı dozerle yok edilmiş.
Yine niye yapılmış, kim yapmış bilen yok!
Merkez / Elazığ / Türkiye

FIRIRTLIK HÖYÜĞܐÜ
Doğu Karadeniz'de höyüklerin neredeyse tümü,
"955" adı verilen kepçelerle yok edilmiş.
İlk örnek Ordu'nun güneyindeki Fırışlık Höyük:
Kepçeci 5000 yıllık bir İlk Tunç Çağı köyünü
güneyden kuzeye yarmış ve yok etmiş...

Mesudiye / Ordu / Türkiye

FURUNCU HÖYÜK
Kuzeydoğu eteği
Malatya-Elazığ yolu tarafından kesilmiş;
güneydoğu kısmı ise
tarım arazisi büyütmek için alınmış.
Ayrıca,
büyük olasılıkla
yolu korumak için yapılmış olacak (!)-
höyük ile yol arasına
duvardan bir set yapılmış.
Merkez / Malatya / Türkiye


GİRİKTEPE HÖYÜĞܐ
Patnos (Giriktepe)
5000 yıllık bir İlk Tunç Çağı höyüğü.
1965 yılında K. Balkan tarafından kazısı yapılmış
bölgenin önemli höyüklerinden biri.
Kazıdan sonra höyüğün toprağı alınarak
çevresindeki tarlalara yayılmış.
Patnos / Ağrı / Türkiye

GÖKÇELİ HÖYÜАÜ
Höyüğün tüm toprağı
Gökçeli ve civar köylerin
evlerinin yapımında kullanılmış.
Bu kültür toprağı kullanılarak
höyüğün kenarına sulama kanalları açılmış.
Aynı toprak ile çevresine köy yolları düşenmiş.
Yani kısacası
eski bir kültürün
"hem etinden hem sütünden"
sonuna kadar yararlanılmış.
Merkez / Iğdır / Türkiye

GÜZELOVA HÖYÜАÜ
1960'lı yıllarda kazısı yapılan höyüğün bulunduğu alan
köyün yollarından bile daha aşağı bir seviyede kalmış.
Höyük şu anda çukurluk bir tezek bahçesi.
Merkez / Erzurum / Türkiye

HİNDİKÖY HÖYÜÃĞÜ
1999 yılında, Bayburt-Demirözü yolu tam höyüğün içinden geçecekken,
bir Söğütlü Köyü sakini tarafından durdurulmuş
ama birileri de iş makineleri ile güneybatı-kuzeydoğu yönünde,
dev bir yarma açmış.
Demirözü / Bayburt / Türkiye

HUNAN TİGEM HÖYÜАÜ
ޞu an üzerinde bir kulübe mevcut. 5000 Yıllık tarih harap edilmiş durumda.
Merkez / Muş / Türkiye

İkiztepe Höyüğü
Yeri: Samsun il merkezinin yaklaşık 55 km, Bafra İlçesi'nin 7 km kuzeybatısında, Bafra Ovası'nda, aynı adlı köyde yer alır.
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Günümüzde Kızılırmak Nehri'nin Karadeniz'e döküldüğü yere yakın bir konumda olan höyük, nehrin batı yakasındadır. Uzaktan bakıldığında iki tepe olarak görülen ve bu yüzden İkiztepe olarak adlandırılan höyük, gerçekte ikisi büyük ikisi küçük dört tepeden oluşmaktadır. Kazı başkanları tarafından bu tepeler romen rakkamları ile adlandırılmışlardır. Tepelerden güneyde yer alan en büyüğü Tepe I olarak isimlendirilmiştir. Tepe I, bugünkü ova seviyesinden 29 m yüksektedir. Bu tepenin kuzeyinde yer alan yuvarlak biçimli ikinci tepe (Tepe II) ise yine ova seviyesinden 22.5 m yüksektedir. Dört tepenin en kuzeyindeki III. Tepe hem boyutları hem de yüksekliği açısından ilk iki tepeye nazaran daha küçüktür. Bu tepenin yüksekliği 12.3 m'yi bulmaktadır. II. Tepenin hemen batısında bulunan IV. Tepe ise 16 m yüksekliği kadar ulaşmaktadır. Bu dört tepenin ve aralarındaki yüksek boyunların oluşturduğu yerleşme yerinin kapladığı alanın tüm boyutu 175 x 375 m kadardır. Yapılan jeolojik araştırmalarda, bugün denizden 7 km içeride kalan yerleşme yerinin MÖ 5-3. bin yıllarda deniz kenarına çok yakın olduğu ve o çağda Kızılırmak'ın denize, yerleşmenin yanında kavuştuğu anlaşılmıştır. Burada yaşayan toplulukların denizle ilgili oldukları sonucu çıkartılabilir.
Araştırma ve Kazı: 1941 yılında, K. Kökten, T. ve N. Özgüç'den oluşan ekip tarafından saptanan İkiztepe, C.A. Burney tarafından da ziyaret edilmiştir [Burney 1956:181-183, 189]. Daha sonraları W. Orthmann ve J. A. Dengate tarafından değerlendirilmiştir [Orthmann 1963:64, 173-174, Dengate 1971:199]. B. Alkım tarafından gerçekleştirilen Samsun Bölgesi araştırmasında (1971-74) yüzey bulguları bir kez daha gözden geçirilmiş, tepenin planı çıkarılmış ve özellikle Er-Hitit (MÖ 2. bin yıl başı:Geçiş Evresi) Dönemi bulguları verdiği için, bu dönemin Zalpa kenti olabileceği düşüncesi ile 1974 yılından itibaren kazılmaya başlanmıştır. 1980 yılına kadar B. Alkım tarafından yönetilen kazı, 1981 yılından itibaren günümüze kadar Ö. Bilgi başkanlığında sürdürülmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik SİT alanları listesinde yer almaktadır.
Tabakalanma: Anadolu'da tarihöncesi yerleşmeleri içinde oldukça uzun sayılabilecek bir süredir kazılan İkiztepe'de, aşağıda gösterilen tabakalanması 1999 yılının sonuna kadar tepe ve tepe arasındaki boyun kesiminde gerçekleştirilen kazılara göre sunulmuştur. Tepe I I (1-6. Kat) : Geçiş Evresi Mezarlık : İTÇ III Evresi Ia-b : İTÇ II Evresi II (1-5. Kat) : İTÇ I Evresi Son Kalkolitik : Son Kalkolitik Ana toprak Tepe I-II arasındaki boyun I (1-2. kat) : Geçiş Evresi II (1-2. kat) : İTÇ III Evresi III (1-10. kat) : İTÇ II Evresi IV (1-5. kat) : İTÇ I Evresi Tepe II I (1-2. kat) : İTÇ II Evresi II (3-8. kat) : İTÇ I Evresi III (1-8. kat) : Son Kalkolitik Ana toprak Tepe III I (1-2. kat) : Geçiş Evresi II (1-4. kat) : İTÇ III Evresi III (5-19. kat) : İTÇ II Evresi Tepe IV I : Geçiş Evresi Ana toprak
Buluntular: Mimari (yeniden eskiye doğru): İlk Tunç Çağı III. Evre: III. tepede ortaya çıkarılan kalıntılarla bu dönemin inşaat teknikleri ve yerleşme planı saptanabilmiştir. Ahşap evler gruplar halinde ama ayrık düzende köy içine serpiştirilmiştir [Bilgi 1999a:res.23]. Bu yapıların işlenmemiş kalın tomrukların çantı tekniğinde (birbirinin üstüne bindirerek geçme tekniği) birleştirilmesi ile dörtgen planda, yaklaşık 25 ile 70 metrekare arasında değişen büyüklükte meydana getirildiği, tabanlarının ise sıkıştırılmış killi toprakla kaplandığı anlaşılmıştır. Özene bezene yapılmış bazı yapılarda ise zemin şekillendirilmiş ahşaptandır. Kil tabanların yan kenarlarında görülen kavisli hatıl boşluklarının varlığından bu yapıların kesinlikle taş temel üzerine oturtulmadığı anlaşılmaktadır. Yapının yapılacağı zeminin düz olmadığı durumlarda, ahşap direk pabuçlarla zemindeki kot farkı ortadan kaldırılmıştır [Bilgi 1999a:res.12]. En alt sıra tomrukların kolayca çürümemesi için, İlk Tunç Çağı'nın yapı ustaları en alt tomruğun altına gelişigüzel yassı taşlar koymuşlardır. Çatının ise yine ahşaptan yapıldığı, ters ya da düz çatallı ahşap kafesin üstüne de su geçirmemesi için kurutulmuş saz ve ot döşendiği tahmin edilmektedir [Bilgi 1999c:201]. Tomrukların araları soğuk geçirmemesi için dışardan sıvanmıştır. Yapı planına bakdığımızda tek ya da çok gözlü olduğu görülmektedir. Girişin olduğu duvarın dış önüne, ahşap direklerle taşınan bir sundurma inşa edildiği, direk deliklerinin izlerinden anlaşılmaktadır. Tek gözlü sundurmalı [Bilgi 1999a, res.6b], iki gözlü sundurmalı [Bilgi 1999a:res.8b] örnekler vardır. Yapılarda pencere olup olmadığı sorusu ancak günümüz ahşap yapılarına bakılarak cevaplanmakta ve dama yakın konumda küçük pencelerin var olduğu sanılmaktadır. Ahşap kapıların rahat açılabilmesi girişlere taş ya da kil söveler yerleştirilmiştir. Yapıların içinde fırın ve ocak yerleri bulunmamıştır. Çoğunlukla her yapının çitle sınırlandırılmış bir avlusu vardır. Avlularda anıtsal fırınların ve ocak yerlerinin var olduğu gözlenmiştir. Fırın ve çevresinin üstü hafif malzeme ile (sundurma) kapatılmış olduğu zannedilmektedir. Bu fırınların hemen yanında kilden yapılmış işliklerin var oluşu günlük yaşamın yapı içlerinden çok avlularda geçtiğini işaretlemektedir. Anıtsal fırınların yapımında ilginç bir yapım tekniğinin uygulandığı görülmektedir. Kubbe önce yaşken kıvrılmış ağaç dalları ile kafes şeklinde yapılmış, bu kafesin altı üstü killi çamur ile kalınca sıvanmış ve kubbe oluşturulmuştur. Çok sayıda idolün bulunduğu, 2. yapı katına ait bir fırının ve çevresinin kutsal alan olduğu hafiri tarafından iddia edilmektedir [Bilgi 1999d:202]. Yine fırının önünde ele geçen akıtacaklı potanın, köyde yapılan maden dökümlerinin burada kutsandığını gösterdiği yorumlanmaktadır. Avlularda çanak çömlek yapıldığı ve bu fırınlarda pişirildiği, katkı maddeleri katıldıktan sonra dinlendirilmesi için bırakılmış kil dolu çukurların varlığından söylenmektedir. Bu avlular belki birçok ailenin ortak kullandığı, çömlek, idol ürettiği, maden döktüğü, yemek pişirdiği, dinsel törenlerin yapıldığı alanlardır. Yine bu çitli alanların aynı zamanda ahır olarak kullanıldığı unutulmamalıdır [Bilgi 1999a:65]. 2001 yılı çalışmalarında İTÇ III'ü temsil eden toprak tabanlar saptanmıştır. Yangın geçirmiş bir taban üzerinde iki yapıdan oluşan ahşap yapı kompleksine ait yatay hatıl boşlukları tespit edilmiştir. Kuzey-güney yönünde inşa edilmiş olan ve 6.95x2.50 m boyutlarındaki dikdörtgen planlı birinci yapı, yan yana yerleştirilmiş 3 farklı mekandan oluşmaktadır. Ortalama duvar genişliği 20 cm olan yapının kuzeyde yer alan birinci mekanının olası kuzey hatıl boşluğu kesit içinde kaldığından kuzey sınırı belirlenememiştir. Yapının birici mekanı 3.30x2.25 m, ortada yer alan ikinci mekanı 1x2.25 m ve güneydeki üçüncü mekanı ise 2.75x2.50 m boyutlarındadır. Bu yapının 0.70 m kadar güneyinde doğu-batı yönünde saptanan ikinci yapının da benzer bir plana sahip olduğu gözlenmiştir. Üzerlerinde bulunan dikdörtgen planlı ahşap yapıların varlığı hatıl boşluklarıyla saptanan iki basit toprak taban daha bulunmuştur [Bilgi 2003:18,19]. İlk Tunç Çağı II. Evre: Gerek I gerek III. evrede, tepenin alt tabakalarında saptanan mimari kalıntılar, tüm özellikleri ile III. evrenin aynısıdır. III. evre gibi şiddetli yangın geçirmiş yıkıntılar ve tabanlar bulunmuştur. Dörtgen yapıların içinde işlik yerleri ve çok sayıda tezgah ağırlığı ve taraklarının bulunuşu yoğun tekstil/kilim endüstrisine işaret etmektedir. I. tepede 8. yapı katında saptanan yine anıtsal fırınlı atölyede ele geçen döküm kalıpları maden dökümünün köy içinde gerçekleştirildiğini belirlemektedir. 2003 yılında Tepe I'de yapılan çalışmalarda 5 ve 6. mimari tabakalara ait bastırılmış toprak tabanlar açığa çıkartılmıştır. 2005 yılında Tepe I'de çalışmalara devam edilmiş ve ana toprağa inilmiştir. Farklı seviyelerde tespit edilen 6 mimari tabakanın ana topraktan yukarı doğru üçü İTÇ I'e, bunun üzerindeki üç tabaka da İTÇ II'nin erken evresine tarihlendirilmiştir. 2005 yılında Tepe I'in kuzey yamacında M açmasında ortaya çıkarılan fırın kalıntıları incelenmek üzere temizlenmiştir. Þiddetli bir yangın geçirerek büyük oranda tahrip olduğu görülen fırının, doğuya doğru uzanan kare planlı bir platform içinde yer aldığı ve atölye niteliğindeki bir kompleksin parçası olduğu anlaşılmıştır [Bilgi 2006a:19]. 2005 yılı kazılarına Tepe I'de devam edilmiş, ana toprağa kadar yapılan sondajlarda farklı plan karelerinde 6 ayrı seviyede mimari tabaka saptanmıştır. Ana topraktan yukarıya doğru 3 evreli İTÇ I kültürü ile bu tabkanın üzerinde yer alan İTÇ II kültürünün sadece ilk 3 mimari tabakası özellikle doğu-batı kesitinin incelenmesinden sonra açıkça saptanmıştır (Bilgi 2007:117). Bu mimari tabakalar içinde İTÇ I'in birinci evresinde atölye niteliğinde çok tahribata uğramış ve yanmış bir yapının kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Aslında 2004 yılı çalışmalarında ortaya çıkan bu atölye yapısının dörtgen planlı bir mekan ile bu mekan içinde yer alan anıtsal bir fırından oluştuğu görülmüştür. İTÇ I'in ikinci evresinde açmanın kuzey kenarına yakın bir yerde ortaya çıkan moloz incelemesinde de bunların bir fırına ait olabileceği anlaşılmıştır. İTÇ I'in üçüncü evresinin ise 19.75 m derinlikte ana toprak üzerine oturduğu saptanmıştır (Bilgi 2007:118). Yukarıya doğru takip eden İTÇ II'nin 3 evresinden sadece 6. tabakada mimari kalıntılara rastlanmış, yapılan inceleme sonucu oldukça tahribata uğramış ve yanmış bir fırının enkazı olduğu anlaşılmıştır (Bilgi 2007:118). Çanak Çömlek (yeniden eskiye doğru): İlk Tunç Çağı III. Evre: Bu evre gerek mezarlık gerek III. tepenin II. tabakasından gelen malzeme ile çok iyi bilinmektedir. Tümü el yapımı, çanak, kase, çömlek ve meyvalık iki kulplu kupalar ve minyatür kap gibi biçimlerin ağır bastığı bir çanak çömlek endüstrisi ile karşılaşılmıştır. Kapların hamuru genelde mineral ve bitki, ender olarak kavkı katkılıdır. Arıtılmış kilden üretilen kapların yüzeyleri gri, siyah ve kahverengi astarla kaplanmış ve özenle açkılanmıştır. Nadir olarak kırmızı renkli astar da sürülmüştür. Bazı kapların astar işleminden sonra çizi, kazı, yiv-oluk sisteminde bezendiği izlenmektedir. Bazen de astar silinerek bezeme yapılmıştır. Ayrıca kertik ve çentik bezeme de vardır. Ö. Bilgi, bazı kapların ağız kenarlarının özellikle oluklu, çentikli veya dalgalı olmasına dikkat edildiğini belirtmektedir [Bilgi 1999:res.17-18, Bilgi 1999c:172-173]. Kaplar iyi pişirilmiştir. İlk Tunç Çağı II. Evre: III ve I. tepede yapılan kazılarda, İTÇ II. evre olarak tanımlanan yapı katlarında ele geçen çanak çömlek endüstrisinin III. evreden fazla bir farkı olmadığı söylenmektedir. Ö. Bilgi, bu endüstriyi ayrıntılı sunmuştur. III.tepenin 11. yapı katındaki bir kabın gövdesinde çifte V harfi işareti vardır. Bunun boğa boynuzunun şematik bir tasviri olduğu iddia edilmektedir [Bilgi 1999e:490]. Tepe I'in kuzey yamacında M açmasında ortaya çıkarılan fırın kalıntılarının temizlenmesi sırasında, kullanım tekniği ve bezemeleriyle dikkat çeken pişmiş toprak bir süzgeç kabı bulunmuştur [Bilgi 2006a:19]. 2005 yılı kazılarında İTÇ I'in birinci evresinde bulunan anıtsal fırında, pişmiş toprak boyunlu bir çömlek ile süzgeç bir kap, ikinci evresinde pt. minyatür bir kap, boyunlu bir çömlek, ikiz bir kap, hayvan figürini, üçüncü evrede de ağırşak, İTÇ II'nin 6. evresinde boyunlu bir çömlek, pt. bir yılan başı, 4. evresinde ise boyunlu bir çömlek ve dört ayaklı bir nesne bulunmuştur (Bilgi 2007.118-119). Kil: Tezgah ağırlığı, tezgah tarakları, fırça sapı, sapan tanesi, kil topakları, ağırşak, tekerlek, tıkaç gibi nesneler hem İTÇ II hem de İTÇ III. evre yapı katlarında bulunmuştur. İTÇ II evresinde III. tepenin 16. yapı katında düz yüzlü, doğala yakın görünümlü şematik idol bu tipin geç dönem örneklerinden birini teşkil etmektedir [Bilgi 2000:res.11]. İTÇ III tabakasında, pişmiş toprak insan figürini parçaları, ağırşaklar, tezgah ağırlıkları, boncuklar, damga gibi buluntular ele geçmiştir. Tezgah ağırlığı, tezgah tarakları, ağırşaklar, tapalar ve havaneli hem İTÇ I'in üç evresinde hem de İTÇ II'nin 6-5 ve 4. evrelerinde bulunmuştur (Bilgi 2007:118-119). Yontma Taş Endüstrisi:İlk Tunç Çağı yerleşimlerinde hammadde olarak obsidien ve çakmaktaşı kullanıldığı, alet olarak kazıyıcı, kesici, testere gibi aletler yapıldığı saptanmıştır. Çağdaş yerleşimlerdeki endüstriye benzemektedir [Bilgi 1999c:173] Sürtme Taş: Açkılı yassı balta, bileytaşı, zımpara taşı, ezgi taşı, öğütme taşı her iki evrede vardır. İTÇ II. evrede bir mızrak ucu farklı bir buluntudur [Bilgi 1991:res.3]. Maden döküm kalıbı bulunmuştur. 2005 yılı kazılarında çeşitli bileytaşları, zımpara atşı, ezgi taşı, öğütme taşı, taş perdah aleti bulunmuştur (Bilgi 2007:118-119). Kemik/Boynuz: Geyik boynuzundan deliciler, havaneli, tokmak, sap delikli balta, sap delikli çekiç, sap, kemikten ağırşak, delici, olta iğnesi, hamur testeresi, spatula ve kaşıklar bulunmuştur. 2005 yılı kazılarında hem İTÇ I'in üç evresinde hem de İTÇ II'nin 6-5 ve 4. evrelerinde çeşitli kemik deliciler bulunmuştur. Ayrıca boynuzdan yapılmış bir balta İTÇ I'in ilk evresinde ortaya çıkarılan fırında ele geçmiştir (Bilgi 2007:118). Maden: İTÇ III. evrede, III. tepedeki yerleşimden aşağıda anlatılan maden mezar armağanlarının aynıları bulunmuştur. Mezarlık buluntuları gibi bunlar da arsenli tunçtandır. Yassı balta [Bilgi 1999b:res.30], kamalar [Bilgi 1999b:res.31-32], zıpkın uçları gibi bu dönemin madencilik teknolojisini gösteren buluntular ele geçmiştir. İTÇ II. evrede de benzer buluntuların var olduğu anlatılmaktadır. Maden dökümünün köy içinde yapıldığı kesindir. İTÇ III tabakalarında tunç zıpkın uçları, ustura, kesici, maşa, mızrak ucu, hançer, yassı baltalar, iki bakır külçe ele geçmiştir. 2005 yılı kazılarında İTÇ I'in ikinci evresinde arsenikli bakır bir delici, üçüncü evresinde arsenikli bakır bir yüzük, İTÇ II'nin 6. evresinde arsenikli bakır bir zıpkın ucu, 5. evresinde arsenikli bakır bir zıpkın ucu ile bir tel parçası, 4. evresinde ise arsenikli bakır bir hançer ele geçirilmiştir (Bilgi 2007.118-119). İnsan Kalıntıları ve Mezarlar: Yerleşme İçi Mezarlar: İkiztepe'nin İTÇ yerleşiklerinin az da olsa yerleşim içine gömütleri bulunmaktadır. III. tepede, 1. yapı katında, enkaz altında kalmış bir çocuk iskeleti bulunmuştur I. tepede İTÇ II. evre başına tarihlenen sırtüstü yatırılmış bir gömüt doğu batı yönünde, yüzük ve küpesi ile beraber gömülmüştür [Bilgi 1991:242]. 1998-99 yılı kazısında III. tepede de yerleşme içi mezarların var olduğu bir kez daha saptanmıştır. Tepe III'ün İTÇ II. evreye tarihlenen 10, 11,12 ve 16. yapı katlarında 5 adet mezar bulunmuştur. Ölüler basit toprak mezarlara başı batı ya da güneybatı istikametinde olmak üzere sırt üstü yatırılmıştır. Bir mezarda ölünün altına ahşap döşeme yapıldığı izlenmiştir. 11. yapı katındaki ölü ise her iki ayağında tunç halhal, yanında bir çanak ve gümüş yüzüğü ile bir kadındır [Bilgi 2000:res.9]. Uzatılarak yatırılan ölülere göre farklı pozisyonda hocker biçiminde yatırılmış olan ölü ise 17. yapı katında bulunmuştur. Yerleşme Dışı Mezarlık: III. tepede yaşayan İTÇ III. evre insanları 20 m yükseklikteki I. tepeyi mezarlık alanı olarak tercih etmişlerdir. Burada var olan İTÇ II. evre yapılarını bozan bu mezarların sayısı şimdilik 599 adettir. Bazılarına birden fazla gömüt konduğundan toplam 670 iskelet saptanmıştır [Bilgi 1988:170]. 2001 yılı çalışmalarında, 12 adedi hediyeli olmak üzere, 16 basit toprak mezar daha ortaya çıkarılmıştır. Mezarlık alanı yaklaşık 1.400 metrekaredir. İşaretsiz gelişigüzel gömülme planı vardır. Tümü basit toprak mezardır. Bazen yeni mezar açılırken altta eski mezara rastgelindiğinde, eski mezar armağanları soyulmadan bir önceki ölüye ait kemikler bir yana toplanmakta ve yeni ölü bu çukura gömülmektedir. Bu ayrıca mezarların işaretlenmediğini de göstermektedir. İskeletlerin yatış yönleri karışıktır, belirgin bir yön yoktur. Çukurların fazla derin açılmadığı izlenmektedir. Ahşap tabut ya da taş duvar izi bulunmamıştır. Ölüler, kefen bezi veya elbiseleri ile yüzleri göğe bakarak, kolları ve elleri vucudun iki yanında, bacakları yanyana bir şekilde, uzatılmış durumda yatırılmışlardır. Bir iki mezarda ise ölü dizler hafifçe vücuda çekik, yarı hocker durumunda yan yatırılarak konmuştur. Bunların ayrı bir geleneğe bağlı olduklarını söylemek zordur. Ölüm olayından hemen sonra vücut hemen katılaşdığından olasılıkla bunlar büzülmüş durumda ölmüşlerdir. O yüzden bu şekilde yatırılmak zorunda kalınmıştır. Kazıda bulunan iskeletlerin incelenmesi sonucunda her yaşdan, her cinsten ölünün aynı şekilde gömüldüğü anlaşılmaktadır. İçlerinde 60 yaşın üzerinde kişilerin de var oluşu, bu kadar çok silaha sahip bir toplumun yine de barışcı bir düzende sağlıklı bir şekilde yaşamış olabileceğini akla getirmektedir. Gömüt Armağanları: İkiztepe İTÇ III. evre insanlarının ölümden sonraki hayata ya da tekrar dirilmeye inandıkları, mezarlarda ele geçen zengin buluntuların varlığından iddia edilebilir. Bunlar yalnız armağan olsun diye yapılmamışlardır. Olasılıkla bunlar ölünün yaşadığı günlerde kullandığı eşyalardır. Bazı mezarlarda ise hiç armağan yoktur. Kazı son dönem başkanı Ö. Bilgi, mezar armağanlarını malzemelerine göre 4 grupta toplamaktadır: Pişmiş Toprak Armağanlar: Olasılıkla içinde gıda maddeleri ve içecekler konan tüm kaplar, kadın tanrıça figürinleri, belki çocuk oyuncağı olan çıngıraklar ve çok sayıda ağırşak bulunmuştur. Kemikten Armağanlar: Kemik kanca, bıçak kılıfı, kolye taneleri (boncuk) ele geçmiştir. Taş Armağanlar: Biley taşları, "8" harfine benzeyen pendantlar yalnız erkek mezarlarına, akik, dağ kristali, frit vd. boncuklar hem kadın hem erkek mezarlarına bırakılmıştır. Maden Armağanlar: İkiztepe'lilerin bu konuda uzman oldukları anlaşılmaktadır. Altın, gümüş ve kurşun yalnız küpelerde kullanılmıştır. Bunlar daha çok kadın mezarlarından toplanmıştır [Bilgi 1988:171]. Arsenli tunç eserler ise ölünün cinsiyetine göre değişmektedir. Küpe, saç helezonu, yüzük, bilezik, amulet, saç iğnesi, başlı iğne, hasır örgü iğnesi, delikli dikiş iğnesi, tunç çerçeveli düğmeler kadın, değişik tipte mızrak uçları, kamalar, ok uçları, ince uzun yassı baltalar, karşılıklı iki çam kozalağı görünümlü ikili ve dörtlü spiral amblemler, stilize boynuzları yansıtan semboller [Bilgi 1983:51] traş bıçağı, spiral biçimli kabza ise erkek ölüleriyle beraber gömülmüştür. Bazı kadın mezarlarında yaprak, boğumlu, teber, disk biçimli başlı kama ve mızrak uçlarının oluşu ilginçtir. Bız, delici ve keski hem kadın hem erkeklerin yanında bulunmuştur. Buluntular içinde yer alan kabara ve çekiç başlı hançerlerin kabzaları oyuk çizgilerle ahşabın bezenmesi gibi süslenmiştir [Bilgi 1987:150]. Spiral tunç bağların ahşap asalar üzerine takıldığı zannedilmektedir. Dörtlü spiral plakalar ölünün elinde ya da hemen yanındadır. Gerek bunlar gerek üzerleri kabartma dinsel figürlü mızrak uçlarının çıktığı mezarlar, yönetici sınıfına ait olması gerekmektedir. Bu tip buluntuya sahip olan mezarlar yapım tekniği açısından diğerlerinden farksızdır. Bulunuş yerleri de karışıktır. Özel bir alan bunlara ayrılmamıştır. İkiztepe mezarlarından elde edilen ilginç özelliklerden biri 580 adet iskeletin 13'ünde beyin ameliyatının yapılmış olduğunu dair izlerin var olmasıdır [Mellink 1985a:551]. Bunlardan ikisinde yapılan trepanasyon işlemi U.W. Backofen tarafından yayımlanmıştır. Bireylerin biri erişkin diğeri genç erişkindir. Ameliyattan sonra 5 yıl yaşadıkları saptanmıştır. İkiztepe'de yaşamış olan insanlar Akdeniz ırkı özellikleri taşır, ortalama yaş 25-26'dır. İçlerinde 70 yaşına kadar yaşadığı anlaşılan bir kadın vardır. 2004 yılı çalışmalarında Tepe I'de yapılan çalışmalarda İTÇ III mezarlığında derinleşilerek bir mezar ortaya çıkartılmıştır. Basit toprak türünde olan bu mezarda 3-6 aylık bir bebek iskeleti bulunmuştur, yanında herhangi bir mezar eşyasına rastlanmamıştır. Bunun yanı sıra D açmasının güney kesitinde ise bir yetişkine ait iskelet bulunmuş ve çürümüş olan ahşabın beyaz kalıntıları nedeniyle gömünün ahşap bir tabut içinde yapıldığı düşünülmüştür [Bilgi 2006b:29].
Yorum ve tarihleme: İkiztepe adlı yerdeki ilk yerleşimler, Kızılırmak'ın Karadeniz'e döküldüğü yerde, nehrin taşıdığı doğal birikinti üzerinde kurulmuştur. Hem bu nehir boyunca yer alan yamaçlardaki ahşap tomrukların taşınması gibi doğal kaynakları edinme kolaylığı hem de nehir ağzındaki zengin balık kaynakları, nehir kenarlarında ve kıyı ovasındaki ekilebilir alanlar, bu yerin o günkü şartlarda yerleşmeye çok elverişli olmasına yol açmıştır. Balık avcılığının ne boyutta olduğu çok sayıda olta ve zıpkınların varlığından anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Ege'den Marmara Denizi yoluyla Karadeniz'e ulaşan deniz ticaretine de ortak olabilecek küçük bir limana sahip olduğu yorumu, somut bir bilgi olmasa da yanlış değildir. Kıyı birikinti ovasının denize doğru büyümesi ile bu olumlu şartlar yokolunca yerleşim yeri, MÖ 2. bin yılının başından itibaren önemini kaybetmiştir. Maden nesneler için belki dağlardaki madencilerle değiş tokuş yöntemi ile ticaret gerçekleştirilmiş ya da buralardan taşınan külçelerle köyün içinde döküm yapılmıştır. Kazı başkanı Ö. Bilgi ise maden üretiminin yerleşme içinde olduğuna inanmaktadır. Ö. Bilgi tarafından Karadeniz Bölgesi antik madencilik araştırmalarında, Merzifon İlçesi'nin 10 km kuzeyindeki Bakırçay Vadisi'nde zengin bakır yatakları ziyaret edilmiştir. Bakırçay'ın hemen batısında, Merzifon'un 15 km kadar kuzeyinde Peynirçayı Vadisi'nde, Durağan İlçesi'nin doğusunda [Bilgi 2001a:319], arsen yatakları bulunmaktadır [Özbal et al.2001:29]. İkiztepe'li madencilerin bu yatakları işlettiği de ileri sürülebilir. Ayrıca öbek öbek dokuma nesnelerinin bulunuşu, yoğun dokumacılığın işaretleridir. İlk Tunç Çağı III. evrenin İkiztepe'li halkının özellikle madeni savaş araç gereçlerine bu kadar çok sayıda sahip olması, kadın mezarlarında bile bu nesnelerin bulunması, halkın savaşçı bir toplum olduğunun göstergesidir. Ayrıca halkın ana ve bereket tanrıçasına inandıkları, çok sayıda ele geçen idollerden anlaşılmaktadır. İdareci sınıf ise halk gibi yaşamakta, İç Anadolu Bölgesi'nin beyleri gibi ayrıcalıklı sınıf özellikleri taşımamaktadır. Ö. Bilgi Karadeniz kıyılarında yaşayanlarla akraba olan bu topluluğun Hint-Avrupa kökenli olduğuna inanmaktadır.
 
Son düzenleme:
KALECİK HÖYÜАÜ
Kalecik köyünün evleri
tepenin etrafını çevirmiş vaziyette ve
Urartu dönemi
kale kalıntısının çevresindeki höyükte
sürekli define kazısı yapılıyor ve toprak alınıyor.
Merkez / Van / Türkiye

KALECİKTEPE HÖYÜĞÜ
"Kalecik"i de, "tepe"si de
1996 yılında yapımına başlanan
Göyne Barajı'nın savak kanalı altında
yok olup gitmiş.
Sol ok bir zamanların ITÇ ve Urartu
dönem yerleşmesi Kaleciktepe,
şimdi DSİ barajı.

Merkez / Erzincan / Türkiye

KARAZ HÖYÜĞÜ

H.Z.Koşay tarafından
1950'lerin sonlarında kazısı yapılmış
önemli höyüklerden birisi olan Karaz,
günümüzde tümüyle
Karamanlar (Karaz) Köyü'nün altında kalmış...

Merkez / Erzurum / Türkiye

KIRKLARELİ'DEKİ HÖYÜKLER
Kırklareli’nin arkeoloji yönünden en başta gelen özelliklerinden birisi de yörede çok sık rastlanan yığma tepelerden oluşmuş tümülüslerdir. XIX.yüzyıldan sonra Trakya ve Kırklareli’nde araştırma yapan bir çok gezgin bunlardan söz etmiştir. Bu araştırmacıların başında 1881’de buraya gelen Rum Papazı Kristodulos, İngiliz Arkeolog F.W.Hasluck gelmektedir. Bu araştırmacılar Kırklareli’nin güneyinde, Aşağıpınar’da ve yörede çok sayıda tümülüs bulunduğunu yazmışlardır. Nevar ki bu tümülüslerin çoğu kaçak kazılar sonucunda zarar görmüş, bazıları ortadan kalkmış, bazıları da soyulmuştur.
Kırklareli’ndeki ilk düzenli tümülüs kazılarını 1936 yılında Ord.Prof.Dr.A.Müfit Mansel başkanlığındaki bir grup yapmıştır. Bu araştırmalar sonunda bu tümülüslerin Traklara ait olduğu ortaya çıkmıştır. Nitekim Herodotos’un Trakların ölü gömme törenleri ile ilgili yazdıkları ile Arif Müfit Mansel’in ortaya çıkardıkları birbirine uymuştur.
Herodotos’a göre: “Zenginlerin ölü gömme törenleri şöyledir: Ölüyü üç gün seyre koyarlar, çeşitli kurbanlar keserler, yanıp yakınırlar ve arkasından büyük bir şölen yaparlar. Sonra da gömerler. Ölü ya gömülür, ya da yakılarak külleri alınır. Bundan sonra bir tümsek yaparlar ve üzerini örterler”.
A.Müfit Mansel yöredeki araştırmaları sırasında, Alpullu’da, Lüleburgaz çevresinde Umurca’da tümülüsleri açmış, bunlardan bazılarında zengin buluntular ortaya çıkmış, bazılarının da içlerinin boş olduğu görülmüştür. Buluntular arasında altın, gümüş, süs eşyaları çeşitli biçim ve büyüklükte tunç eserler, pişmiş topraktan çeşitli objeler, cam, keramik, kandil ve el aynaları bulunmuştur.
Lüleburgaz tümülüsünde ise İmparator Vespasianus’tan Hadrianus’a kadar basılmış gümüş sikkelerle de karşılaşılmıştır. Burada bulunan iki tümülüs MS.II.yüzyılın ortalarına tarihlendirilmiştir. Ayrıca Vize çevresinde yapılan kazılarda da 40 tümülüsten yalnızca dördü kazılmıştır. Bunlardan bir tanesi 9,50 m. yüksekliğinde olup, içerisinde bir de taştan ölünün gömüldüğü oda bulunmuştur. Beşik tonozlu bu odanın tavan ve duvarları tümü ile fresklerle kaplanmıştır. Burada bulunan tunç maskeli bir miğfer ve yüzük gibi eserler o döneme ait ilginç eserler arasındadır.
Sonraki yıllarda Vize tümülüslerinin kazısı sırasında, Kırklareli’nin Aşağıpınar Köyü’nde de tümülüslerle karşılaşılmıştır. A, B, C olarak isimlendirilen bu tümülüslerin bindirme tekniği ile yapılmış kubbeleri bulunmaktadır. Bunlarda da dikdörtgen bir gömü odası ile yuvarlak gömü odası bulunmaktadır.
Kırklareli il sınırları içerisinde bugüne kadar Kırklareli Müzesi’nce 92 adet tümülüs tespit edilmiştir. Ancak yapılan yüzey araştırmalarında bu sayının küçük boyuttaki tümülüslerle beraber 200’e yaklaştığı da dikkati çekmektedir. İçerisinde mezar odaları bulunan bu tepecikler Tunç Çağı’nın sonlarından başlayarak MS.III.yüzyıla kadar geniş bir zaman süreci içerisinde yapıldığı kazılar sonucunda anlaşılmıştır.
Vize çevresinde yoğun olan bu tümülüsler, Kırklareli il merkezi, Asibeyli Köyü, Değirmencik Köyü, İnece Bucağı, Karadere Köyü, Düzorman Köyü, Lüleburgaz, Pınarhisar, Pehlivanköy, Kofçaz, Demirköy ve Babaeski ilçelerinde de çok sayıda bulunmaktadır.
Kırklareli’nin kuzey-kuzeybatı dağ yamaçlarında ve bu yamaçlara yakın ova eteklerinde Dolmenler bulunmaktadır. Dolmenlerin yöredeki başlangıcı Demir Çağı’na kadar inmekte olup, daha sonraki dönemlerde Helenistik döneme kadar gömü amacı ile kullanılmışlardır. Bunlar kayalar gömülen ölünün üzerine dikey ve yatay olarak yerleştirilmişlerdir.
Kırklareli Ahmetçe Köyü’nde bulunan mezarlıkta bir çok mezar taşının menhirlerden bozulmuş taşlardan yapıldığı görülmüştür. Buradaki tümülüsler ve dolmenler 1829 yılında Ruslar tarafından araştırılmış ve bunu Türk Tarih Kurumu adına Arif Müfit Mansel’in 1938 yılında yaptığı kazılar izlemiştir. Günümüzde bu bölgedeki araştırmaları İstanbul Üniversitesi adına Prof.Dr.Mehmet Özdoğan ile Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklaşa sürdürmektedir.
Krklareli’ne 15 km. uzaklıktaki Kadıköy’de 3 dolmen, Kapaklı Ayazma Mevkiinde de bir dolmen yakın tarihlerde bulunmuştur. Buradaki bir tümülüsün içerisinden çıkan buluntular ise bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde bulunmaktadır.

LATER HÖYÜĞÜ
Later / Elmakaya

Üzerinde 20'den fazla defineci çukuru bulunan
bir İlk Tunç Çağı höyüğü.
Gelen kazmış, giden kazmış;
hala da kazılmaya devam ediliyor.
En büyük çukur ise 20 m'ye 10 m!
Tarih hırsızları tarafından yok edilmiş
5000 yıllık bir kültür varlığı daha...

Bulanık / Muş / Türkiye

MENTEPE HÖYÜK
Menteşe / Tek Höyük Tepe

Birçok definecinin saldırısına uğramış.
Merkez / Sivas / Türkiye


MUĞATLIK MEVKİİ HÖYĞܐ

Sivas'ta bir defineci "anıtı" daha:
5000 yıl eskiye uzanan bir kültürü barındıran
bu İlk Tunç Çağı höyüğünden arta kalan
yalnızca çeyrek höyük.

Merkez / Sivas / Türkiye

NORĞUNTEPE HÖYÜАÜ

150x130 m ölçülerinde
ve 35 m yüksekliğinde,
dev gibi Norşuntepe'den geriye maalesef birşey kalmamış sayılır.

Merkez / Elazığ / Türkiye

OYMAAĞAÇ HÖYÜĞܐÜ

5000 yıllık bir İlk Tunç Çağı höyüğü
ve üzerinde bir Hitit karakolu.
Üzerinde yoğun tütün ekimi yapılıyor.
Etekleri tarım için sürekli kesiliyor.

Vezirköprü / Samsun / Türkiye

PINARBAŞI BOR HÖYÜĞÜ
9000 yıllık höyüğün kuzeyinden
karayolu geçiyor.
Bor Belediyesi,
höyüğün güneydoğusundan toprak çekmiş,
ama müze duruma el koymuş
ve toprağı geri koydurmuş.
Niğde / Bor / Türkiye

PULUR HÖYÜĞÜ

Köyün evlerinin yapımı, sıvası, çatısı için
toprak ve taş çekilerek yok edilmiş
7000 yıllık Bakırtaş
ve ardından İlk Tunç Çağı'na ait eski bir köy.
Çağdaş köyün evleri de
höyüğün eteklerinin içine yapılmış.

Ömertepe / Erzurum / Türkiye

SAMADOLU HÖYÜĞÜ

Höyüğün 3/4'ü toprak çekilerek
ve tarla genişletmek için düzleştirilmiş.
Her tarafında oldukça büyük defineci çukurları var.
Batısına bir bahçeyle su kanalı yapılmış.
Anlayacağınız, darmaduman edilmiş
bir İlk Tunç Çağı köyü daha!

Merzifon / Amasya / Türkiye


Siçan Höyük

Aslında SİT alanı olan höyüğün
yamaçlarında ve eteklerinde
yoğun yapılaşma görülüyor.
Köy evlerinin sıvası için çekilen toprak nedeniyle
yamaçları dik konuma gelen höyüğün
orijinal boyutu bilinememekte.

Kangal / Sivas / Türkiye

SOĞKOM TÜRKER TEPE HÖYÜĞܐÜ

Muş girişinde, tam Muş tabelasının karşısında,
dev gibi bir İlk Tunç Çağı höyüğü (ymüş).
Muş, Yonca ve Hasköy belediyelerince her tarafından
sürekli toprak alınmış ve alınmaya devam edyor.
Kuzeydoğusu kesilerek elektrik trafosu dikilmiş.
Batısına ise, 5000 yıllık bir kültür toprağının da
katkısıyla, Muş Sanayi Sitesi yapılmış.
Þimdilerde etrafına ve içine moloz dökülüyor.

Merkez / Muş / Türkiye


TİRMİT - ALAZLI HÖYÜÐÜ

Höyüğün batı tarafında ve yamaçtaki kısımlarda
definecilerin açtığını sandığımız çukurlar görünüyor.
Fakat köylülere göre bu çukurlar,
su taşkınlarına karşı yapılmış buğday siloları.
Höyüğün üzeri de saman deposu olarak kullanılıyor.
Kuzeybatı kısmındaki arkeolojik dolgu ise
bir falez gibi dik biçimde kesilerek
ev inşaatında kullanılmış.

Merkez / Muş / Türkiye

ULUOVA HÖYÜĞÜ

Höyüğün kuzeybatı yamacı kepçeyle alınmış,
kenarları kayalarla örülmüş
ve betonla sıvanmış.

Sivrice / Elazığ / Türkiye

Yenikent (Yalak) Höyüğü:

Kentin içinde kalmış
ve tümüyle tahrip edilmiş bir höyük.

Pınarbaşı / Kayseri / Türkiye


YUKARI SÖĞÜTÖNÜ HÖYÜK

7000 yıllık bir höyük...
Dört tarafı tarlalar açmak için kesilmiş.
Üzerinde de TEAޞ tarafından dikilmiş
GS-154 no'lu yüksek gerilim hattı
direği bulunuyor.

Y. Söğütönü / Eskişehir / Türkiye

ZÜLFÜBULAK HÖYÜĞÜ
Zülfübulak
Tahrip edilmiş bir höyük.
Muradiye / Van / Türkiye
 
Paylaşım İçin Teşekkürler
 
тєşєккüяℓєя...
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst