- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- Başarım Puanı
- 400
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 19 Gün
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
ADANA ANTİK KLİKYA'DA: ANAVARZA ÖREN YERİ
Roma İmparatorluğu döneminde Caesarea ad Anabarsum olarak anılan yer, Adana İli Kozan İlçesi'nin 28 km. güneyindedir. Antik şehir duvarlarının hemen dışına kurulmuş küçük köyün ismi Dilekkaya' dır.
Kentin Roma İmparatorluk Devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgimiz yoktur. M.Ö. 19 yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilen kent "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlamıştır. Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır. Tarsus günümüze kadar yaşayabilmiştir; ama bunun karşılığında tarihi anıtlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Roma imparatorlarından Septimius Severus'un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İsos'ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. M.S. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur. M.S. 260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Ãapur tarafından fethedilmiştir. M.S. 4.yy.'da İsauria'lı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında M.S. 408 yılında kurulan Cilicia secunda'nın (Bitek Kilikya) ve eyaletin başkenti olmuştur. 525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adını almıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine uğramıştır. 6. yy. da ise kent büyük bir veba salgınına uğramıştır.
İslâmın yükselmesini takip eden yüzyıllarda Anazarbus, Araplar ve Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalmış ve sık sık bu iki taraf arasında el değiştirmiştir.
Anavarza' da; 1500 metre uzunluğunda 20 burçlu sur, dört giriş, sütunlu yol, hamam ve kilise kalıntısı vardır. Sur dışındaki tiyatro ve stadyum, su yolları, kaya mezarları; kentin batısındaki nekropolleri yararak açılmış olan antik yol; korunmuş havuzlu mozaikler (M.S. 3. yy.'a ait deniz tanrıçası Thetis mozaiği), Adana bölgesinde tek örnek olan 3 girişli zafer takı ve ovanın ortasında bir ada gibi yükselen tepe üzerindeki Ortaçağ kalesi önemli eserlerdir.
Stadyumun elli metre kadar kuzeydoğusundaki kayalık yapay bir yarıkla ayrılmıştır. Roma veya ilk Bizans döneminde, Anazarbus'tan Flaviopolis (Kadirli) ve Hierapolis-Kastabala' ya giden yola geçit vermek için açıldığı sanılan geçit 250 metre uzunluğunda, 4-15 metre genişliktedir. Yolun her iki tarafında kayalar 50 metre yüksekliğe kadar uzanır.
Kuzey-güney sütunlu cadde üç gözlü takla başlar. Anavarza'nın geçmişte karşılaştığı birçok deprem yüzünden, zafer takı ancak kısmen günümüze gelebilmiştir. Güney yüzünde siyah granitten altı adet Korinth stili sütun başı bulunan, üç kemerli bir geçittir. Kuzey yüzünde ana kemerin her iki tarafında birer heykel nişi vardır.
Vahşi hayvanlı gösteriler için yapılmış olan amfiteatr tamamen taşlarla inşa edilmişti. Antik çağda (birçok binada olduğu gibi) diğer binalara malzeme sağlamak amacıyla sürekli olarak yağmalanmış olduğu anlaşılmaktadır.
Kale üç bölüme ayrılmaktadır: Birinci sur ve küçük kilisenin de içinde bulunduğu kışla; iki sur arasındaki düz kayalık üzerine kurulmuş olan üç katlı kule; ikinci sur ve içinde bulunan bitişik odalar topluluğu, depolar ve su tankları.
ADANA TUFANBEYLİ İLÇESİ ŞAR ÖREN YERİ
Tufanbeyli İlçesi'nin kuzey ucunda Kayseri İl hudutlarına birkaç km. uzaklıktaki örenyerinde Hitit, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almaktadır. Günümüze sağlam kalabilmiş eserlerin çoğu Roma dönemine ait olanlardır.
"Kilikya Komanası" diye anılan bu yer Etilerin dini merkezlerinin ikincisi olup ilki "Pontus Komanası" idi. Hitit Kralları bizzat gelerek burada dini ayinlere katılırlardı. Bu dini merkezlerde başrahibin emrinde kadın ve erkek altı bin kişi hizmet görürdü. Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip alırdı. Büyük rahiple kral aynı soydandı ve başrahibin Kilikya ve Kappadokya komanalarındaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi.
Şar'da ayakta kalabilen eserler çoğunlukla Roma eserleridir. Bunlar arasında "amfiteatr"; yani kademeli açık hava tiyatrosu bilhassa dikkati çeker. Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta yer alan bu tiyatro ne yazık ki bugün bir hayli harap durumdadır. Ayakta kalan bölüm, yüksek bir duvar ile merdiven şeklinde yükselen bazı sıralardır. Bu merdivenlerin altında hem destek vazifesi gören ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler vardır. Bunların bir kısmı halen toprak altındadır.
Burada bir diğer önemli eser de Bizanslılardan kalma kilisedir. Kubbesi yıldırım düşmesiyle yıkılmış olan bu tapınak muntazam yontulmuş gayet iri taşlarla inşa edilmiştir. "Kilise Mahallesi" diye anılan yerdeki bu Hıristiyan tapınağının ayakta kalan tek bölümü apsis kısmına ait 5 metre yükseklikteki duvardır. Bu binaya ait yerdeki taş bloklar üzerinde çeşitli geometrik motifler ile biri üzerinde bir haç şekli görülür.
Şar'ın maziden kalan en kıymetli ve nadide eseri "Alakapı" dır. Bulunduğu mevki bu ad ile anılır. Büyük mermer bloklarla meydana getirilen 6 metre boyunda ve 3 metre enindeki bu yüksek yapının, Ana Tanrıça Tapınağı'nın kapısı olduğunu söyleyebiliriz. Tapınak tamamen yıkılmış olmakla beraber, bu kapının yanı başında görülen üzerleri bitkisel motiflerle süslenmiş cephe ve yan duvar taşları binanın orijinal durumu ve ölçüleri hakkında bir fikir verebilmektedir.
Romalılar zamanında Hieropolis adıyla anılan bu yerde başka bina kalıntıları, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit çeşit mimari öğeler görülmektedir.
AFYON ÖREN YERLERİ
İhsaniye Ayazini Kasabası (Metropolis): Afyon-Eskişehir karayolunun 27.km.den sağa doğru 4.7 km. gidilerek ulaşılan Ayazini kasabasının Frigler Dönemi'nden beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Roma ve Bizans Dönemleri'ne ait aile ve tek kişilik kaya mezar odaları, Bizans Dönemi'ne ait kiliseler ve kaya yerleşimleri arazinin elverişli olması nedeniyle oyularak yapılmış eserleridir. Aslanlı mezar odaları, sütunlu mezar odaları ile kayaya oyulmuş kilise ve şapeller bulunmaktadır.
İhsaniye Döğer Yerleşim Yeri: İhsaniye ilçesine 12 km. uzaklıktaki Döğer kasabası Frigler Döneminden beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Aslankaya, Kapıkaya I ve II, Tanrıça Kybele adına yapılmış açık hava tapınağı özelliğinde M.Ö.7.yüzyılda yapılmış kaya anıtları ile Asar ve Eski Döğer'de Frig yerleşim yerleri vardır. Roma ve Bizans Dönemi'ne ait kaya yerleşim ve mezar odaları ile kiliseler çevrede oldukça çok görülmektedir.
Synnada: Ãuhut ilçe merkezinde bulunan kent, Roma ve Bizans dönemlerinde Frigyanın başkenti olmuş büyük bir kenttir. Roma döneminde yarı özerk bir konuma ulaşmış olan kentte, imparator adına ve Hieropolisle ortaklaşa, gümüş Cistophorus ve bronz sikkeler bastırılmıştır.
Apameia Kibotos Antik Kenti: Bugünkü Dinar ilçesinde bulunan kentin daha önceki adı Kelainaidir. Roma döneminde Apameia Kibotos adını almıştır. Ãehir M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren önemli bir merkez olmuştur. Efesten sonra ikinci büyük kent olduğu bilinmektedir. Anıtsal yapıtlardan olan stadyum ve tiyatro kısmen özelliğini koruyarak kalmıştır. Efesle birlikte bastırdığı bronz sikkeler de vardır. Yarı özerk olarak imparator adına sikkeler bastırmıştır.
Dokimaia Antik Kenti (İscehisar): İscehisar ilçe merkezinde, Makedonyalılar tarafından kurulmuş bir kenttir. Roma döneminde yarı özerk konumuyla, imparator adına bronz kent sikkeleri bastırılmıştır.
Yedi Kapı Kaya Yerleşim Yeri: Bolvadin-Emirdağ karayolu üzerinde, Bolvadin Kemerkaya kasabasının 3 km. kuzeyinde karayolunun 1 km. doğusunda yer almaktadır. Çalışmalar sırasında askeri garnizon veya idari binalar olabileceği tahmin edilen kayaya oyma kompleks yapı grubu ile halkın sığınak olarak kullandıkları yeraltı kentinin bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Geç Roma ve Erken Bizans Dönemi'ne tarihlenen yerleşimdeki çalışmalar devam etmektedir.
Pentapolis Kentleri
Bruzus: Sandıklı ilçesi Karasandıklı köyünde bulunan kent Pentapolis olarak adlandırılan beş kentten birisidir ve kentlerin kuzeyinde yer almaktadır.
Eucarpeia: Sandıklı ilçesi Emirhisar köyünde bulunan Pentapolis kentlerinden biridir.
Hierapolis: Sandıklı ilçesi, Koçhisar köyünde bulunan Pentapolis kentlerinden biridir. Aynı zamanda Phrygia Salutaris (Ãifalı Frigya)'nın merkezidir. "Kutsal Kent" olarak adlandırılmıştır.
Otrus: Hocalar ilçesi Yanıkören köyünde kurulmuş Pentapolis kentlerinden biridir.
Stectorıum: Sandıklı ilçesi Menteş kasabasında kurulan Pentapolis kentlerinden biridir.
Ococleia: Ãuhut ilçesi Karacaören köyünde bir kenttir. Roma Dönemi'nde yarı özerk konumuyla, imparator adına ve Bruzus kentiyle ortaklaşa bronz kent sikkeleri bastırmıştır.
Lysias: Ãuhut ilçesi Arızlı köyünde bir kenttir.
Metropolis: Dinar ilçesi Tatarlı kasabasında kurulmuş, bir kenttir; Campus Metropolitanus veya Frig Metropolisi adıyla bilinir.
Cidyessus: Sincanlı ilçesi Küçükhöyük kasabasında Höyük mevkiindedir.
Prymnessus: Merkez ilçe Sülün köyünde Frigler tarafından kurulmuş büyük kentlerdendir. Afyon Arkeoloji Müzesinde bulunan devasa boyutlu Herkül heykelinin bulunduğu antik kenttir.
Sanaus: Dazkırı ilçesi Sarıkavak köyünde kurulmuş bulunan bir kenttir.
AKSARAY ÖREN YERLERİ
Aşıklı Höyük
Aksaray İli'nin 25 km. güneydoğusundaki Kızılkaya köyünde bir tarafı Melendiz Nehri'ne, diğer tarafı ise tarıma açık tarlalara bakan höyük tarıma elverişli, su kenarına yakın bir yere kurulmuştur. 1989 yılından beri arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Aşıklı Höyük Anadolu'da Akeramik Neolitik Dönem'e (günümüzden on bin yıl önce) ait en eski "ilk köy yerleşimlerini" sergileyen önemli ören yerlerinden biridir.
Acemhöyük
Aksaray İli'nin 13 km. kuzeybatısındadır. Yeşilova Kasabası içinde yer alır. 700 x 600 m. ölçülerinde oval biçimli bir höyüktür. Aşağı şehir ile birlikte Anadolu'nun en büyük höyüklerindendir. Yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen veriler höyüğün M.Ö. 3000 yıllarından itibaren iskân edildiğini, en parlak döneminin ise Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda yani M.Ö. 1800 yıllarında yaşandığını göstermektedir. Ãehrin o zamanki ismi kesin olarak bilinmemekle beraber, yerli ve yabancı bilim adamları tarafından Puruşhanda olduğu sanılmaktadır. Koloni Çağı'nda höyük dışında Aşağı Ãehir de yoğun bir yerleşime sahne olmuştur. Bu dönemde Anadolu'nun önemli krallıklarından birinin merkezidir. Bu dönem sonunda hem höyük hem de Aşağı Ãehir terkedilmiştir. Ancak höyüğün bir bölümüne Erken Hellenistik ve Roma Dönemlerinde yeniden yerleşilmiştir. Höyüğün bütünüyle terkedilmesi ise M.S. 3. yüzyılın başlarına rastlamaktadır. 1517 yılında İran Azerbaycan'ındaki Hoy Kenti'nden gelen 3 oba, höyük eteklerine yerleşerek bugünkü Yeşilova'yı oluşturmuştur.
Kentin en parlak döneminin yaşandığı Koloni Çağına ait III. katta açığa çıkarılmış olan iki saray yapısı yalnız Acemhöyük için değil, Anadolu mimarlık tarihi açısından da önemlidir. Höyüğün güneyinde yer alan Sarıkaya sarayı; kuzeybatısındaki ise Hatipler sarayı olarak isimlendirilmiştir.
Antik Nora Ãehri
Aksaray ili, merkez ilçe, Helvadere Kasabası sınırları içindedir. Hasan Dağı'nın (Argaios) eteğinde ve kral yolu üzerinde, Roma ve Bizans Döneminden kalma antik şehir kalıntıları yer almaktadır.
Manastır Vadisi
Aksaray'ın doğusunda 50 km. mesafede, tabii güzellikler beldesi Güzelyurt İlçesi sınırları içinde yer alan 4-5 km. uzunluğunda bir vadidir; döneminin özelliklerini en iyi yansıtan 28 adet kaya oyma kilisesi ve yeraltı şehirleri ile "Küçük Bir Ihlara " görünümündedir.
Vadi boyunca yer alan Sivişli Kilise, Büyük Kilise Camii, Papaz Evi, Kalburlu Kilise, Kömürlü Kilise gibi çok sayıda kilise ve yeraltı şehri önemli kültür ve tabiat varlıklarımızdandır.
Ihlara Vadisi
Aksaray İli, Ihlara Kasabası'nda ve Hasan Dağı'nın kuzeydoğusundadır. Eski adı "Peristremma" olan 14 km. uzunluğundaki Ihlara Vadisi'ni baştan başa kat edip, 100-200 m. derinlikte bir kanyon oluşturmuş olan Melendiz Çayı önce kuzeybatıya Selimiye Kasabası'na, daha sonra ise Yaprakhisar ve Belisırma köylerinin, Ziga kaplıcasının bulunduğu geniş vadiye ve Tuz Gölü'ne yönelmektedir.
Ihlara Vadisi bir yerleşim yeri olmaktan çok bir dini merkez olarak ön plana çıkmıştır.
Dönemin din anlayışını tasvirleriyle ve mimarisiyle canlandıran, freskli veya fresksiz tek ve çift nefli kapalı veya açık Yunan haç planlı ve de şapel biçimli kayaya oyulmuş çok sayıda kilise, vadinin dik yamaçlarında sağlı sollu yer alarak ortadan akan Melendiz Çayı'nın sularıyla bütünleşmektedir.
Vadi, doğal yapısı itibarıyla IX. yy. dan itibaren keşişler ve rahipler tarafından çok uygun bir inziva ve ibadet yeri olarak, savaş döneminde ise gizlenme, korunma yeri olarak kullanılmıştır.
Bugün görülebilir durumda 14 kilise mevcuttur. Bunlardan 10 kadarı canlılığını ve renk uyumunu korumaktadır ve halen gezilebilmektedir.
Vadide yer alan kiliselerde "Hz. İsa'nın Doğumu", "Müjde", "Ziyaret", "Mısır'a Kaçış", "Son Yemek" gibi konuların işlendiği freskler bulunmaktadır.
Musular
Höyük Aksaray'ın yerleşim tarihinin Aşıklı Höyük'ten sonraki en eski örneklerinden birini oluşturan Musular Höyük, Gülağaç ilçesi Kızılkaya köyünde, Melendiz Irmağı'nın batısında yer almaktadır.
Musular'a ilk kez günümüzden 8000 yıl önce yerleşildiği saptanmıştır. Ãimdiye kadar iki ana dönem tespit edilmiştir. Bunlardan ilki prehistorik terminolojide "çanak çömleksiz neolitik" olarak adlandırılan akeramik dönemdir.
Sonraki yerleşme evresi "çanak çömlekli" evreye aittir. Bu dönemde yerleşenler önceki yapı kalıntılarını düzlemiş, bunun üzerine kalınca sarımsı renkte bir toprak tabakası sermiş ve bu düzlem üzerine kendi yapılarını inşa etmişlerdir.
Yer Altı Ãehirleri : İldeki yer altı şehirleri genellikle Güzelyurt ve Gülağaç ilçelerinde yoğunluk kazanmakla birlikte, gerek merkez ilçe ve gerekse Ortaköyde de yer altı şehrine rastlamak mümkündür. Güzelyurt ilçe merkezi ve Manastır Vadisinde 3 adet açık yer altı şehri vardır. Gülağaç ilçesinde Saratlı Yer Altı Ãehri ziyarete açılarak, aydınlatılmıştır.
ANKARA ULUS ATATÜRK ANITI
Ulus Atatürk Anıtı
Zafer Abidesi
Anıtın Yaptırılması
O günkü adıyla Hakimiyet-i Milliye olan Ulus Meydanında bulunan Zafer Abidesi, Yeni Gün Gazetesi sahibi Yunus Nadi Beyin önderliğinde Türk ulusunun maddi katkılarıyla yaptırılmıştır. Anıtın yaptırılması için tüm yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve kampanya dahilinde açılan yarışmayı yürütmek üzere, bir yurttaş komitesi kurulmuştur. Komite tarafından Fransızca ve Osmanlıca bir şartname hazırlanmış ve hazırlanan şartnamede, Kurtuluş Savaşının kime karşı, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığı geniş şekilde açıklandıktan sonra, zaferin önderi olan Mustafa Kemalin kişiliği ve özellikleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır.
Bu iş için kurulan özel komite, dikilecek olan anıtın formuna ilişkin seçenekler üzerinde görüş alışverişinde bulunduktan sonra; Gazi Mustafa Kemal Paşanın bir kaide üzerinde ayakta, sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelinin dikilmesine karar vermiştir. Burada, anıtın konulacağı Hakimiyet-i Milliye Meydanının planı, çevresindeki yapılarla birlikte verilmiştir.
Yarışmaya gönderilen projeler içinde, Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippelin projesi beğenilerek yapımına başlanmış ve heykel 24 Kasım 1927 Perşembe günü yapılan bir törenle açılmıştır.
Anıtın Sanatsal Özellikleri
Anıt bir heykel grubu olarak tasarlanmış ve tamamlanmıştır. Burada esas vurgulayıcı olan, Türk milletinin Kurtuluş Savaşında gösterdiği birlik beraberlik sonucu ortaya çıkan başarıdır. Üçgen bir kaide üzerinde duran heykel grubu, Cumhuriyetin kurulduğu Büyük Millet Meclisi ve İstasyon yönüne bakmaktadır. Kaide üzerinde bütünlük gösteren heykellerden önde iki Mehmetçik bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki, arkadaşlarını savaşa çağıran, soldaki düşmanı gözetleyen Mehmetçik heykelleridir. Arkada ise mermi taşıyan Türk kadını heykeli bulunmaktadır.
Heykel grubunun tam ortasında, çokgen bir kaide üzerinde yine çokgen plana sahip ve daralarak yükselen anıtın asıl kaidesine ulaşılır. Mermerden olan bu kaidenin güney cephesinde üstte, Sakaryada düşmanı yenen Türk askeri; altta savaş sırasında Mustafa Kemal, komutanlar ve Türk askerinin tasvir edildiği kabartmaların yer aldığı iki pano bulunmaktadır. Anıt kaidesinin kuzey cephesinde mermere kazılmış kabartma iki panodan üsttekinde zaferden sonra resmi geçit yapan Türk askeri, alttakinde ise kağnılarla cepheye silah ve cephane taşıyan Türk köylüsü tasvir edilmiştir.
Mermer kaidenin ön yüzünde, içeri girinti yapan üç yüzlü bölümün üst kısmında, üç adet doğan güneş motifi ve bunları çerçeveleyen çelenk motifi bulunmaktadır. Anıtın çokgen kaidesinin daralarak yükselen en üst kısmında anıtı çevreleyen, bir sıra halinde Mustafa Kemalin altın varakla yazılmış özlü sözleri bulunmaktadır. Anıtın mermer kaidesinin arka yüzünde, ortada kabartma olarak topraktan çıkan ancak bir dalı kırılmış ve kırık yerin üzerinden daha gür bir şekilde yükselen hayat ağacı motifi bulunmaktadır.
Üzerindeki özlü sözlerle, sanat ve tarihi değeri büyük olan kabartmaların bulunduğu oldukça yüksek mermer kaide üzerinde, şartnamede sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelin dikilmesine karar verilmiş iken, o günün şartları içinde mareşal üniformalı Gazi Mustafa Kemal, dört ayağı üzerine sağlamca basan Sakarya isimli atı üzerinde bronzdan tasvir edilmiştir.
Maarif Vekaletinin 1947 yılında yanmasından sonra açılan proje yarışması sonunda, binanın yerine bugünkü Emek Çarşısı ve İşhanı yapılırken; Zafer Abidesi de bu proje kapsamında ele alınarak, eski yerinden güneye doğru kaydırılarak bugünkü yerine taşınmıştır.
Ulus Atatürk Anıtı, Ankara Valiliğinin katkılarıyla Kültür Bakanlığı tarafından 2002 yılı Ağustos ayı içerisinde gerçekleştirilen restorasyonla, onarımı ve temizliği yapılarak bugünkü görünümüne kavuşturulmuştur.
Heykeltraş Heinrich Krippel
27 Eylül 1883 yılında Viyanada doğdu. Heykel öğrenimini Viyana Güzel Sanatlar Akademisinde yapmış, önceleri mezar ve portreler üzerinde çalışmıştır. 1925-1938 yılları arasında Türk Hükümetinin davetlisi olarak geldiği Türkiyede, Sarayburnu Atatürk Heykeli (1925), Konya Atatürk Heykeli (1926), Ankara Atatürk Heykeli (1927), Samsun Atatürk Anıtı (1931), Afyon Karahisar Zafer Anıtı (1935), Ankara Sümerbank içindeki Oturan Atatürk Anıtı (1938) gibi eserler bırakmıştır.
Atatürk, bu eserler için sanatçıyı köşkte misafir etmiş ve ona anıt için poz vermiştir. Anıt grubunun heykelleri sanatçının Viyanadaki atölyesinde tasarlanmış, Viyana Birleşik Maden İşletmelerinde bronza dökülmüş, parçalar halinde Türkiyeye getirilerek yerlerinde monte edilmiştir. Sanatçı 5 Nisan 1945 tarihinde Viyanada bir mide ameliyatı sonrasında ölmüştür.
Anıttaki Yazılar
Kaidenin en üst kenarını çevreleyen kuşakta;
Türk milleti, muzaffer istihlas ve istiklal cidalini ve muazzam asri inkılaplarını, en manidar bir remz ile, en iyi ifade edebilecek şekli, yukarki hakiki timsalde bulur.
Kaidenin ön cephesinde;
Artık badema, sine-i millete bir ferdi mücahit olarak çalışacağım. 8 Temmuz 1919, Erzurum. Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.
Kaidenin sağ tarafında;
Düşman ordusunu vatanın harimi ismetinde boğarak, behemahal naili halas ve istiklal olacağız. 6 Ağustos 1919
Kaidenin sol tarafında ise;
Düşmanın anasıra asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri. 1 Eylül 1922 yazmaktadır.
ANTALYA - ALANYA KALESİ VE ANIT ESERLERİ
Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu'yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir.
Kale 6,5 km. yi bulan sur uzunluğu, 140'ı bulan burçları, içindeki 400'e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklu sanatını en iyi yansıtan, Selçuklunun görkemliliğini gözler önüne seren bir açık hava müzesi görünümündedir. Surlar, Kızılkule'den başlayarak, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu'na inerek Tophane ve Tersane'yi geçip başladığı yer olan Kızılkule'de son bulur. Kalenin ilk iskân tarihi Hellenistik Döneme kadar inse de gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkale olarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir.
Son yıllarda Türk bilim adamlarınca, güneydoğu köşeye doğru uzanan büyük yapı grubunda arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Son bulgular burasının sultan sarayı olabileceğini göstermektedir. İçkalede bugün gezerken görebileceğiniz diğer yapı grubunun da, askerî amaçlı kışla, yatakhane ve depo olabileceği sanılmaktadır. İçkalenin yaklaşık ortasına isabet eden yerde küçük bir Bizans Kilisesi göze çarpmaktadır ki, bu da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçukluların farklı dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır. Yonca yaprağı planlıdır. Yuvarlak kemerli pencereler ve sağır nişlerden oluşan geniş kasnak merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Kilisenin fresklerle süslü olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır. Mimarî özelliklerden dolayı XI.yüzyıla tarihlenmektedir. Alaaddin Keykubat, kaleyle bütünleşen birçok anıtsal yapılar da yaptırmıştır. Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkule, kaleyle bütünlük sağlayan, plan ve ihtişamı ile Alanya'nın simgesi durumundadır. Limanı sürekli denetim altında tutmak amacıyla yapılmış olup çapı zeminde 29 metre, yüksekliği 33 metreyi bulmaktadır. Sekizgen planlıdır. 1226 yılında yapıldığı bilinen kulenin mimarî kuzey yönündeki yazıtta Halep'li Ebu Ali olarak geçmektedir. Kulenin güneyindeki yedi satırlık yazıtta ise Sultan A. Keykubat övücü vasıflarla yüceltilmektedir.
İnşa sırasında Antik Çağa ait devşirme malzemeden yararlanılmıştır. Her bir yüzdeki mazgallar, gözetleme pencereleri, düşmana zift ve kaynar su dökmeye yarayan önleri peçeli delikler yapıya ayrı bir güzellik verirler. Selçukluların Akdeniz'le ilk tanışmalarını simgeleyen Tersane de Alanya Kalesi'nin bütünlüğü içerisinde tüm görkemliği ile sağlam bir şekilde durmaktadır. Beş tonozlu bölmeden ibaret olan yapı yaklaşık 57 metre uzunluğunda, 40 metre derinliğindedir. Giriş kapısındaki yazıt Sultan'ın armasını taşımakta olup rozetlerle süslüdür. Kapının sağ tarafında küçük bir oda yer almakta olup bu oda kimi bilim adamlarına göre mescit olarak kullanılmış kimilerine göre depo olarak değerlendirilmiştir. Kapının sonundaki odanın ise Tersane'e görevli memurlar için düzenlendiği sanılmaktadır. Selçuklular Sinop'tan sonra ikinci deniz üssü niteliğindeki bu Tersane ile Akdeniz'e açılmışlar, hatta bu tersane ile Alaaddin Keykubat "İki Denizin Sultanı" ünvanını almıştır. Yapım tarihi 1227'dir. Tersaneyi güvence altına almak amacıyla yapılmış olduğu sanılan Tophane 14 x 12 metre ölçülerinde iki katlı dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu yapı da Sultan A. Keykubat'ın eseridir.
AYDIN ÖREN YERLERİ
AYDIN MÜZESiNE BAĞLI ÖRENYERLERİ
Alabanda
Aydın İli'nin Çine İlçesi'ne 7 km. uzaklıktaki Araphisar Köyü üzerinde kurulu Karia kentlerinden biridir. Byzantion'lu Stephanos'un bildirdiğine göre şehire bu ismi kral Kar, oğlu Alabandros'un at yarışı kazanması üzerine vermiştir. Alabandalıların büyük bir zenginliğe sahip olduğunu, lüks içinde yaşadıklarını ve şehirdeki bütün kızların harp çaldıklarını Strabon'dan öğreniyoruz. Halil Ethem Bey'in yaptığı kazılarda iki tapınağın temelleri ortaya çıkarılmıştır. Kenteki önemli yapılardan biri bouleuteriondur. Bunun dışında doğuda yoğun şekilde görülen lahitler nekropolün burada yer aldığını göstermektedir. Bunun dışında su kemeri ve tiyatro görülebilen yapılardandır.
Alinda
Aydın İli'ne bağlı, Karpuzlu ilçesinde bulunan Alinda, önemli Karia kentlerinden biridir. Hekatomnos'un kizı olan Ada, kardeşi Pixodaros tarafindan Halikarnassos'tan kovulunca I.Ö. 340'ta Alinda'ya çekilmiş ve bu şehri kendisine başkent yapmıştır. Alinda'da bugün de ayakta kalan en önemli yapı agoradır. Akropolün güney-batı eteğinde tiyatro yer alır. Akropol'de yalnız planı belli olacak durumda iki adet tapınak temeli yer almaktadır. Karpuzlu'nun evleri arasında Karia tipi lahitler, Alinda nekropolünün şehrin güney eteğinde yoğunlaştığının belgesidir.
Amyzon
Aydin Ili'ne bagli Koçarli Ilçesi, Gaffarlar Köyü sinirlari içindeki Amyzon, Karia kentlerindendir. Kent tarihi konusunda yalnizca yazitlardan yararlaniyoruz. III. yüzyilda önce Ptolemaios, sonra Seleukos yandasligina geçen Amyzon, I.Ö. II. yüzyilin sonlarina dogru, Latmos asagisindaki Herakleia kenti ile bir ikili anlasma gerçeklestirdi. III. Antiokhos, I.Ö. 203'te Amyzon'a gönderdigi mesajda, kent ayricaliklarini onayladigini belirtmisti; Apollon ve Artemis tapinagina siginanlari koruma altina alma yetkisi de ayricaliklar arasindaydi. Kent surlari bugün de ayaktadir ve I.Ö. 300'lerde uygulanan izodomik yöntemle örülmüstür. Apollon ve Artemis tapinagi, surlar, tonozlu yer alti odalari ve Bizans yapisi, bugün ayakta olan yapilardandir.
Gerga
Aydin Ili'ne bagli, Çine Ilçesi Deliktas mevkiinde yer alan kent, Alabanda antik kentinin 13 km. kuzeybatisinda bulunmaktadir. Kentin tarihinin Arkaik Döneme kadar gittigini gösteren izler vardir. Halen kent içinde görülen kalintilar Arkaik Dönem ve Roma Dönemine aittir. Gerga, Karia kültürünü yansitan önemli bir merkezdir. Daglar arasinda kurulmus bir kent olmasi nedeniyle Karia karakterini korumus olan kentlerden biri olarak nitelendirilmektedir. Sur duvarlari tipik Karia stilindedir.
Gerga adi kaynaklarda bir kent olarak belirtildigi gibi yerel bir tanriya ait olabilecegi de belirtilmektedir. En önemli yapi, halen ayakta olan ve tapinak olarak adlandirilabilecek özelliklere sahip yapidir. Büyük kesme taslardan yapilmis, yapinin üçgen alinliginda yazi vardir. Yapinin hemen altinda yere düsmüs dev heykelin Kybele'ye ait olabilecegi düsünülmektedir. Heykelin zamanimizdan 20-30 yil önce ayakta oldugu kaynaklardan ve çevre halkindan ögrenilmistir.
Harpasa
Nazilli Ilçesi'nin, Esenköy Köyü sinirlari içindedir. Köyün sirtini dayadigi Asar tepenin üzerinde yer alir. Arkaik Devirden kalma surlarinin kuzey yönündekiler hemen hemen büyük ölçüde ayakta kalmislardir. Sehirde kesintisiz olarak oturulmustur. Tiyatro, Hellenistik Dönem özellikleri gösterir. Kent teraslar üzerine kurulmustur. Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanli dönemlerinde iskân gördügü buluntulardan anlasilmaktadir. Bizans Döneminde küçülüp surlarini tepeye çeken kentte; daha sonra da oturulmus, Osmanli Döneminde Arpas Beyligi olarak mülkî ve askerî yönetim merkezi olmustur. Harpasa'da kuzeye dogru uzanan tepelerin üzerindeki tümülüsler Lydia etkisiyle yapilmistir.
Magnesia
Magnesia ad Meandrum, Aydin Ili, Germencik Ilçesi Ortaklar Bucagina bagli Tekin Köy sinirlari içinde Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer almaktadir. Kent, kurulusunun anlatildigi efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia'dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafindan kurulmustur. Apollon'un kehaneti ve lider Leukippos'un öncülügünde o dönemde bir koy olan bugünkü Bafa Gölü kiyisinda karaya çikan Magnetlerin kurduklari ilk Magnesia'nin yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Menderes Nehri kenarinda oldugunu antik kaynaklardan ögrenmekteyiz. Menderes'in sürekli yatak degistirip tasmasi sonucu olusan salgin hastaliklar ve Perslere karsi daha emin bir kent kurma zorunda kalmalari nedeniyle Magnetler, I.Ö. 400 yillarinda kenti bugünkü yerinde, Gümüsçay'in yaninda yeniden kurmuslardir. Hellenistik Dönemde önce Seleukos, ardindan Bergama Kralligi'nin hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumus, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmustur. Magnesia, bir kent suru ile çevrili, yaklasik 1.5 km. çapinda bir alani kapsayan, izgara planli cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti ve Priene, Ephesos, Tralleis üçgeni arasinda ticari ve stratejik açidan önemli bir konuma gelmisti. Magnesia antik kenti fazla yikim ve tahribata ugramamistir. Bunda nehir tasmalarinin ve Gümüs Dagi'ndan inen yagmur sularinin getirdigi mil tabakasinin kenti örtmesinin de payi yüksektir. Magnesia'da ilk kazilar kisa süreli bazi arastirmalardan sonra 1891 yilinda Berlin Müzesi adina Carl Humann tarafindan yapilmistir. 21 ay süren bu kazilarda tiyatro, Artemis tapinagi ve sunagi, agora, Zeus tapinagi ve prytaneion kismen ya da tamamen ortaya çikarilmistir.
Magnesia'da bulunan eserler Paris, Berlin ve Istanbul müzelerinde sergilenmektedir. 1893 yilinda sona eren kazilardan yaklasik 100 yil sonra, yavas yavas ortadan kaybolmakta olan Magnesia'da kazilara 1984 yilinda Kültür Bakanligi ve Ankara Üniversitesi adina yeniden baslanmistir. Magnesia'nin zamanimizdaki ünü antik dönem mimari Hermogenes'ten kaynaklanmaktadir. Antik Dönem yazari mimar Vitruvius'a göre Hermogenes oktagonal pseudodipteros tapinak planini uygulayan ilk mimardir. Vitruvius, Hermogenes'in bas yapitinin Magnesia'daki Artemis Leukophryene tapinagi oldugunu söyler. Hermogenes'in tapinagi, Arkaik Döneme (I.Ö. 6 yy.) ait olan Artemis tapinaginin kalintilari üzerine Hellenistik Dönemde (I.Ö. 3/2 yy.) insa edilmistir. Tapinak, Ion düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67.50 x 40 metreyi bulan boyutlariyla Anadolu'nun 4. büyük tapinagidir. Tapinagin önünde "U" formlu planiyla Bergama Zeus sunagina öncülük eden bir sunak bulunmaktaydi. Sunak, yüksekligi iki insan boyuna ulasan kabartma ve heykellerle bezenmisti. Magnesia'daki diger önemli bir yapi ise bugün toprak altinda kalmis olan tiyatrodur. Magnesia tiyatrosu (I.Ö. 2 yy. sonu), Vitruvius'un verdigi genel tiyatro planina en fazla uyan ender örneklerden biridir. 100 yil önceki kazilardan sonra yeniden toprakla örtülen diger yapilarin basinda yine Hermogenes'in yaptigi varsayilan agora ve Zeus tapinagi gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarsilari arasinda yer alan agoradaki Zeus tapinaginin cephesi bugün Berlin Bergama Müzesi'nde sergilenmektedir. Magnesia'da bugün görülebilen diger yapilar Roma Imparatorluk dönemi ve daha sonralarina aittir. Spor agirlikli bir egitim merkezi olan gymnasion, Milet'teki Faustina hamaminin küçük bir kopyasi olan hamam, tiyatro ile Artemision arasinda yer alan odeion, 25.000 kisilik stadion, su yolu theatron olarak adlandirilan, tiyatro planli bitmemis bir yapi, çarsi bazilikasi, niteligi henüz bilinmeyen bir Bizans yapisi ve Artemision'u da çevreleyen Bizans suru Magnesia'da bilinen diger yapilardir. 15. yüzyila ait enine planli Çerkez Musa Camii ise örenyerinin tek Islâmî yapisidir. Yabanci ekiplerin büyük olanaklarla çalistiklari Ephesos, Milletos, Aphrodisias ve Hierapolis gibi ünlü antik kentlerimiz arasinda, onlardan hiç de asagi kalmayan ün ve öneme sahip bu ören yerimizi gezin, görün, taniyin, tanitin.
Mastaura
Menderes Nehri kiyisinda Nysa antik kenti yakinlarinda yer alan Mastaura hakkinda çok fazla bilgiye sahip degiliz. Kent ticaret güzergâhinda olup, para basma ayricaligina sahipti. Strabon Orthosia ile birlikte Mastaura'dan da söz etmistir. Hiristiyanlik Döneminde Piskoposluk merkezi olup Aphesos ve Khalkedon konsillerine katilmistir. Bugün halk arasinda "Mastavra Kale" denilen mevkide bu kente ait yazit ve sikkeler bulunmustur.
Myus
Bafa Gölü kiyisinda, Miletos'un 15 km. dogusunda, Avsar Köyü yakinlarinda bulunmaktadir. Strabon Myus'un Atina krali Kodros'un oglu Kydrelos tarafindan kuruldugunu bildirilmektedir. Yine Strabon'un anlattigina göre Panionion birligine dahil kentlerden birisidir. Herodotos, I.Ö. 499'da Pers donanmasinin Myus kenti açiklarina demirledigini bildirmektedir. Ancak Herodotos Myus'un I.Ö. 494'teki Lade Deniz Savasina sadece üç gemi ile katildigini bildirmektedir. Yapilan kazilarda antik kaynaklarda adi geçen ve beyaz mermerden yapildigi bilinen Dionysos tapinagi ortaya çikarilmistir. Kent üzerinde bugün Dionysos tapinagina ait parçalar, Arkaik Döneme ait sur duvarlari ve Bizans kalesi kalintilari görülmektedir.
Nysa
Aydin Ili'ne bagli Sultanhisar Ilçesi sinirlari içindeki Karia kentlerindendir. Kent ile ilgili en önemli bilgileri yasaminin büyük bölümünü Nysa'da geçiren Strabon'dan almaktayiz. Strabon kentin iki bölümden olustugunu anlatmaktadir. Sehri ikiye bölen sel yataginin batisinda gymnasion yer almaktadir. Kuzeyde Bizans yapi kalintisi ve kütüphane yer almaktadir. Kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasinda görülen kabartmalariyla ayri bir öneme sahip olan tiyatro bulunmaktadir. Sel yataginin dogusunda ise odeon ve bouleuterion yer aliyor. Sehrin nekropolü batida ufak bir yerlesme yeri olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadir.
Orthosia
Aydin Ili'ne bagli Yenipazar Ilçesi, Donduran Köyü sinirlari içinde yer almaktadir. Antik Çag yazarlarindan Strabon Orthosia'dan Karia yerlesmesi olarak söz etmektedir. I.Ö. 7. yüzyilda Kimmerlerin saldirisina ugrayan kent, Lydia Krali Alyattes'in Kimmerleri yenmesi sonucu bu egemenlikten kurtulup Lydialilarin eline geçen I.Ö. 6. yüzyilda ise Ionia birligine katilir ve birçok Anadolu kenti gibi Perslerin egemenligine girer. Kentteki önemli yapilar arasinda yer alan tiyatro ve Bizans yapisi bugün de ayaktadir. Nekropol üzerinde ise iyi korunmus durumda lahitler ve oda mezarlar kaliteli isçilik göstermektedir.
Piginda
Aydin Ili'ne bagli Bozdogan Ilçesi, Çamlidere Köyü'nün yaklasik 7 km. kuzeyinde yer alan kent Byzantion'lu Stephanos'un bildirdigine göre, Karia'da yer alan küçük bir yerlesmedir. Kentle ilgili bilgilerimiz hiç arastirma yapilmamis bir yerlesim olmasi nedeniyle sinirlidir. Üç akropolden olusan kent üzerinde Hellenistik Döneme ait surlar bugün rahatlikla görülebilmektedir. Tiyatro ve olasilikla Heraion olarak adlandirabilecegimiz kutsal yapi önemlidir. Kare planli yapida ele geçen yazitdan ögrendigimize göre kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindali Zeus) kültü ve bu külte bagli Zeus Tapinagi yer almaktadir. Bu tapinagin yeri henüz saptanmis degildir. Ancak bunun Piginda da oldugu sanilmaktadir.
Pygela
Aydin Ili'ne bagli Kusadasi Ilçesi'nin kuzeyinde yer alan Pygela efsaneye göre Agamemnon'un askerleri tarafindan kurulmustur. Agamemnon'un askerlerinin bir kismi bir çesit hastaliktan dolayi burada birakilmislar ve bunlar kentin ilk halkini meydana getirmislerdir. Strabon'un bildirdigine göre Pygela'da Artemis Munykhia tapinagi bulunmaktadir. J. M. Cook, Pygela'da yaptigi arastirmalarda yerlesimin Protogeometrik Çaga kadar uzandigini saptamistir. Pygela ayni zamanda Miken seramigi bulunan merkezler arasinda gösterilmektedir. Yapilan kazilarda ortaya çikarilan Hellenistik Döneme ait surlarin disinda kente gelen ziyaretçilerin görecegi fazla yapi bulunmamaktadir.
Tralleis
Bugünkü Aydin Ili sinirlari içindedir. Efsaneye göre Argoslular ve barbar Trakyali Tralleislilerce kurulmustur. Ancak daha önceleri Karialilarca kullanilmis bir kent olmalidir. I.Ö. 334'te Iskender tarafindan alinmasindan sonra, Hellenistik kraliklar arasinda sık sık el degistirmistir. Bergama krallik çaginda ise yontuculukta zirveye ulasmis, Bergama Zeus sunaginda çalistiklari bilinen Apollonios ve Tauriskos isimli iki büyük yontu ustasini yetistirmistir. Strabon tarafindan halkinin zenginligi anlatilan kent üzerinde bugün ayakta kalan tek yapi, Aydinlilarca Üçgözler olarak adlandirilan I.S. II. yüzyilda yapilmis gymnasiona ait kalintidir. Nekropol kentin güneyinde modern Aydin'in üzerinde yer aliyor. Yapilan kazilarda ele geçen yazitlardan ve antik çag yazarlarinin anlattiklarindan, Hellenistik Dönemde Zeus Larasios tapinagi ve buna bagli Zeus Larasios kültünün varligi anlasilmaktadir. Ancak yeri bugün kesin olarak belli degildir. Bunun disinda agora, tiyatro, stadion kentin diger yapilarindandir.
Akharaka
Aydin Ili'ne bagli, Sultanhisar Ilçesi'nin ayni zamanda Nysa antik kentinin batisinda yer almaktadir. Ufak bir yerlesim olmasi nedeniyle hakkinda fazla bilgiye sahip olmadigimiz kentin adina antik kaynaklarda rastlanmaktadir. Bugün ayakta kalan yapi kalintisi yoktur.
Panionion
Aydin Ili'ne bagli, Kusadasi Ilçesi, Güzelçamli beldesi yakinlarinda yer almaktadir. Oniki Ion kenti birliginin toplanma yeri bilinmektedir. Bugün sur duvarlari ve meclis binasinin kalintilari görülebilmektedir.
Neapolis
Aydin Ili'ne bagli, Kusadasi Ilçesi, Yilanciburnu mevkiinde yer alan kent Strabon'un anlattigina göre, Samos'lular Marathesion kentine karsilik, kendilerine cografi olarak daha yakin bulunan Neapolis'i Ephesoslulardan almislardir. Antik çagda bu adla anilan birçok kent vardir. Herodotos Misir'da ve Kuzey Yunanistan'da bu adi tasiyan iki kentten bahsetmektedir. Bugün kentte ayakta kalan hiçbir yapi görülmemektedir.
Euhippe
Aydin'in merkezinde, Dalama bucaginda yer alan antik yerlesimdir. Büyük Menderes'in güney kiyisindadir. Burada bir adet yazit bulunmustur ve bu yazitta kentin adi geçer. Euhippe'de Hellenistik ve Roma Dönemlerinde para basilmistir.
Antiokheia
Aydin Ili'ne bagli, Kuyucak Ilçesi, Çiftlik Köyü'nün 500 m. dogusundadir. Çul Daginin eteklerinde ve Dandalos Çayi'nin kiyisinda Asartepe'de kurulmus bir antik kenttir. Symmaitos ve Kranos adli iki sitenin Seleukid Krali Antiokhos Soter'in (I.Ö. 281-261) zamaninda birlestirilmesiyle kuruldugundan dolayi kent onun adini tasir. Kent hakkinda Strabon'dan bilgi almaktayiz. Strabon Antiokheialilarin ülkesindeki Men tapinagindan bahseder. Strabon Antik Çagda bu kentte çok kaliteli incir üretildiginden, Diotrephes isimli ünlü filozofun yine burada yetistigini söyler.
NAZILLI BASMA FABRIKASI
Nazilli Basma Fabrikasi, Nazilli Bozdogan yolu üzerinde 65000 m² lik bir alanda kurulmustur. 25 Agustos 1935 yilinda temeli atilan ve 09 Ekim 1937 tarihinde büyük bir törenle Atatürk tarafindan hizmete açilan "ilk Türk basma fabrikasi" dir.
Cumhuriyetin en büyük eserlerinden biri olan Nazili Basma Fabrikasi'nin açilis töreni ve geçit resmini Atatürk yanindaki zevatla Fabrika Idare Binasinin balkonundan izlemistir. Açilis yapildiktan sonra ayni binada bugün "Atatürk Müzesi" olarak ayrilan odada Atatürk yanindaki zevat ve fabrika yetkilileriyle bir toplanti yapmistir. Bu toplantinin anisina toplanti masasi, koltuklar, telefon ve açilisla ilgili cam negatifler burada korunmaktadir.
Fabrika idari binasi giris kapisinin sag yanina günün anisina konulan kitabe söyledir.
"Atatürk, birinci endüstrilesme planina göre, Sümerbank'in kurdugu ilk Türk basma fabrikasini açti. 9 birinci Tesrin 1937"
BALIKESİR - ANTANDOROS (EDREMİT-ALTINOLUK) ANTİK KENTİ
Antandros (Edremit-Altınoluk) Antik Kenti
Mysia'da İda Dağı eteğinde çok eski bir şehirdir. Adramytteion'un denize bakan çıkıntısının kuzey kenarında, Alkaios'a göre bir leleg yerleşimi, Skepsis'li Demetrios'a göre bir Kilikya kuruluş; Herodot'a göre bir Pelasg yerleşimi; Thukydides'e göre bir Aiol yerleşimi. Edonis ve Kimmeris gibi yan adları da vardır. Bu adların, Aristoteles'e göre Antandros'u işgal eden kavimlerden kaynaklanması gerekmektedir. Diğer bir söylentiye göre de; buradan sonradan kovulan Andria'lılar tarafından kurulmuş olmasıdır. Antandros bölgesinde, sikkelere göre Astria'nın doğusundaki Asponeus'da , İda dağlarından elde edilen ve özellikle gemi yapımında kullanılan ağaç (Odun-Kereste) ticareti ileri düzeydeydi. Pers yönetimi sırasında Dareios tarafından ele geçirilmiştir. Pelopponnes savaşları sırasında birçok kez olayın içine çekilmiştir. Atinalılara tribut(vergi) ödemek zorunda idi. Sicilyalıların hareketi yüzünden tekrar Perslerin eline düşmüştür. Sonra Persler tarafından kovulmuşlardır. 4.yy'ın ikinci yarısınra özgür bir şehir olarak sikke basmıştır. Geç dönemlerde Titus'dan Elagabal 'a kadar sikke basmıştır. Hristiyanlık döneminde bir psikoposluk merkezi idi. H.Kiepert tarafından bugünkü Avcılar yakınında, sahile doğru, iki yüz on beş metre yükseklikteki bir dağ üzerinde lokalize edilmektedir. Burada bulunmuş bir yazıt yayınlanmıştır.
BARTIN ÖREN YERLERİ
Antik Tiyatro: Roma dönemine aittir. Amasrada Aya Yorgi Tepesinin güney yamacındadır. Sahne binası ve oturma sıralarının bulunduğu bölümler tahrip olmuştur. Halen mezarlık olarak kullanılmakta olup, sadece giriş kapısına ait kalıntılar görülebilmektedir.
Roma Dönemi Kalıntıları: Halk arasında Bedesten olarak adlandırılan kalıntılar Amasraya yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. Roma dönemine aittir. Büyük bir yapıttır. Kalıntıların, gymnasion veya Roma hamamı olabileceği de tartışılmaktadır. Geç dönemde ticari amaçlarla da kullanıldığı ve Bedesten adını da buradan aldığı sanılmaktadır.
Akropol: Amasrada Bedestenin güneybatısındadır. Surlardan çok az bir kısmı ayaktadır. Burada bulunan bazı sütunlar Amasra Müzesinde sergilenmektedir.
BURDUR ÖREN YERLERİ
Örenyerleri
Sagalossos Örenyeri - Ağlasun İlçesi Kremna Örenyeri - Bucak/Çamlık Köyü Keraitae Örenyeri - Bucak/Belören Milias Örenyeri - Bucak/Kocaaliler Sia Örenyeri - Bucak/Karaot Kodrula Örenyeri - Bucak/Kestel Bubon Örenyeri - Gölhisar Kibyra Örenyeri - Gölhisar Mallos Örenyeri - Merkez/Karacaören Olbasa Örenyeri - Kemer/Belenli Kormasa Örenyeri - Merkez/Çallıca Takina Örenyeri - Yeşilova Lisinia Örenyeri - Merkez/Karakent Köyü Hacılar Höyükleri - Merkez Hacılar Köyü Kurçay Höyük - Merkez/Kuruçay Köyü Yassıgüme Höyüğü - Merkez/Yassıgüme Köyü Gölde Höyüğü - Merkez/Gölde Köyü Yarköy Höyüğü - Merkez/Yarıköy/Soğanlı Aziziye Höyük - Merkez/Aziziye Eğneş Höyüğü - Merkez/Çallıca Höyücek Höyük - Bucak Merkez Tepecik Höyük - Bucak Merkez İncirdere Höyük - Bucak Merkez Karaaliler - Bucak Merkez Ürkütlü Höyüğü - Bucak Ürkütlü Uğurlu Höyük - Bucak Uğurlu Köyü Çavdır Höyük - Çavdır/Merkez Höyükköy - Tefenni/Merkez Beyköy Höyük - Tefenni/Beyköy Karamusa Höyük - Tefenni/Karamusa Dereköy Höyük I-II - Yeşilova/Dereköy Gebren Höyük - Çaltepe Köyü Genceli Höyük - Yeşilova/Genceli Yazı Höyük - Yeşilova/Büyükyaka Hancarlı Höyük - Yeşilova/Karaatlı Bademli Höyük - Karamanlı/Bademli Büdemli Tümülüsleri - Karamanlı/Bademli Harmankaya Tüm. I-III - Karamanlı/Bademli Düğer Tüm. I-IV - Merkez/Düğer Hacılar Tümülüsü - Merkez/Hacılar Yuvalak Tümülüs - Tefenni/Yuvalak Kayadibi I-II - Yeşilova/Kayadibi Karaatlı Tümülüsü - Yeşilova/Kayadibi Topraktepe Tümülüsü - Gölhisar/Uylupınar Salda Gölü - Yeşilova Düğer Küçük Ada - Merkez/Düğer Düğer Böcülü Tepe - Merkez/Düğer Balbura Örenyeri - Altınyayla Yarışlı Höyük - Yeşilova - Yarışlı Köyü Karaçağıl Tümülüsü - Çacdır - Kayacık Asartepe Örenyeri - Ağlasun/Hisarköy Örtülü Antikkent - Burdur/Merkez Uylupınar Nekropolü - Gölhisar/Uylupınar İnsuyu Mağarası - Burdur/Çineovası Ulu Camii ve Saat Kulesi - Burdur/Merkez İstasyon Höyük - Burdur/Merkez Sandarium Antikkenti - Ağlasun Merkez Yalakasar Antikkenti - Ağlasun Merkez Kaletepe Göz. Kulesi - Merkez Apollon Perminun - Buca Karain Mağarası - Ağlasun Günalan Nekropol - Burdur/Günalan Köyü Antik Kale - Ağlasun Asartepe - Bucak/Kızılkaya Yanıktaş Kaya Kap. - Bucak Döşeme Tümüşüs - Ağlasın Merkez Büyük ve Küçük Höyük - Yeşilova Çeltikçi Höyük - Çeltikçi Çerpiş Höyük
Antik Kentler
Sagalassos: Burdur'a 30 km. Ağlasun 7 km. uzaklıktadır. Bugün kalıntıları hala ayakta olan ve Belçikalı bir ekiptarafından kazısı yapılan antik şehir, M.S II. yy.da en parlak dönemini yaşamıştır.
Cremna: Burdur'a 45 km. uzaklıkta bulunan Bucak ilçesinin 25 km. doğusundaki Çamlık Köyü'ndedir. En parlak dönemini M.S. II yy.da yaşayan Cremna Antik Kenti bir Psidya şehridir. Roma Çağı'na ait eserler hala ayaktadır. Akropol (yukarı şehir) kısmında forum (meydan), bazilika (mahkeme salonu) kilise Elsodra (Kemerli yapısı) ve kütüphane yapısı vardır. Bu binada yapılan kazılar sonunda içinden 9 adet mermer tanrı heykeli ortaya çıkarılmıştır. Bunlar Burdur Müzesinde sergilenmektedir.
Cibyra: İl merkezine 108 km. uzaklıkta bulunan Gölhisar ilçesinin batısında bulunan üç tepe kurulu olan Cibyra Antik kenti Oineanda Balbura, Bubon (İbecik) antik şehirlerinin birleşerek meydana getirdikleri Tedropolis'in başkentidir. Cibyra'da ayakta kalan başlıca yapılar; stadyum, aşağı ve yukarı agora, Belediye meclis salonu, tiyatro, mezarlılar ve anıtsal su yoludur.
Kuruçay Höyüğü: Burdura 15 km. uzaklıkta Kuruçay köyü sınırları içinde prehistorik bir höyüktür.
ÇANAKKALE - TROIA ÖREN YERİ
Troia Örenyeri
İzmirli ünlü ozan Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarının anayurdu, binlerce yıllık geçmişi olan Troas ve Troia kenti, Çanakkale İli, Tevfikiye Köyü yakınlarındadır. Burası, günümüzde Hisarlık adıyla bilinmektedir.
İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu yerleşme, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır. Kent tarih boyunca 9 kez yıkılıp yeniden kurulmuştur. Günümüzden yaklaşık beşbin yıl önce kurulduğu düşünülen kent, yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.
İlyada destanında anlatılanlardan yola çıkarak Homeros'un Troia'sını bulma girişimi, ilk kez 1868'de Heinrich Schliemann tarafından başlatılmıştır.
Schliemann, Troia Kralı Priamos'un hazinesini bulmak amacıyla Hisarlık Höyüğü'nün ortasında 40 m. genişliğinde 17 m. derinliğinde bir yarma açıp, ana kayaya kadar inmiştir; ancak bu çalışma sırasında birçok tabakanın tahribine neden olmuştur. Bugün buraya "Schliemann Yarması" denmektedir. Aralıklı olarak yapılan kazılar 7 uzun kampanya halinde 1890 yılına kadar devam etmiş, 1893-94 yıllarındaki kazıları Wilhelm Dörpfeld yönetmiştir. 1932-38 yılları arasındaki çalışmaları ise Cintinati Üniversitesinden Carl Blegen başkanlığındaki ekip yürütmüştür.
Tam elli yıllık bir aradan sonra kazı çalışmaları 1988 yılından itibaren Tübingen Üniversitesinden Prof. Dr. Manfred Korfmann başkanlığında, çok sayıda arkeologtan oluşan uluslar arası bir ekip tarafından yürütülmektedir. Jeofizik ve topografik çalışmaların yanı sıra restorasyon çalışmaları da yapılmaktadır.
Avrupa tarihi ve edebiyatı için büyük önem taşıyan Troia Bölgesi, 1996 yılında sorumlu bakanlıkların onayı ile "Tarihî - Millî Park" ilan edilmiş ve Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır.
Yaptığı kazılarla Troia kentini efsaneden gerçeğe dönüştüren ve onu bütün dünyaya tanıtarak büyük bir ün kazanmış olan Schliemann, ilk kazılarda bulduğu eserleri Anadolu'nun dışına çıkarmakla kendi saygınlığına gölge düşürmüştür.
Schliemann, "Priamos'un Hazinesi" olarak tanımladığı bu toplu buluntuyu büyük bir gizlilik içinde 1873 tarihinde Atina'ya ulaştırdıktan sonra kendisi de Troia'dan ayrılmıştır. Eserleri önce Yunanistan, İtalya, İngiltere gibi ülkelere vermeyi düşünmüş, ancak sonra bu düşüncesinden vazgeçmiş ve eseleri Almanya'nın Berlin kentine götürmüştür. 1940 yılına kadar Museum Für Vor-Und Frühgeschichte'de sergilenen eserler, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortadan kaybolmuş ve 1993 yılına kadar bunların nerede oldukları anlaşılamamıştır.
Bunların diğer sanat eserleri ile birlikte savaş ganimeti olarak Rusya'ya götürüldüğü konusundaki tüm yazılı iddialara sessiz kalan Rusya, 1993'te sessizliğini bozmuş ve Kültür Bakanı Siderov Troia hazinesinin kendi ülkesinde olduğunu itiraf etmiştir.
Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Troia kentine ait bu buluntular, çok uzun zaman önce Anadolu'dan kaçırılmıştır. Oysa Unesco'nun "Her eski eser kendi yerinde kalmalıdır" ilkesi uyarınca, Troia Hazinesine ait eserler de bulunduğu yer olan Türkiye'de, Çanakkale'de olmalıdır.
Tüm dünyanın ortak mirası olarak değerlendirdiğimiz zengin kültür hazinemizin yurt dışında da tanıtılması, Avrupa kültürünün en güçlü kökünün Anadolu'da olduğu gerçeğinin bir kez daha vurgulanması amacıyla, Türkiye ve Almanya kültürel ve bilimsel işbirliğinin bir ürünü olarak "Troia-Düşler ve Gerçek" adı altında bir sergi düzenlenmiştir.
17 Mart 2001 günü iki ülke Cumhurbaşkanları tarafından Stuttgart'ta açılışı gerçekleştirilen sergiyi 17 Haziran 2001 tarihine kadar 240.000 kişi ziyaret etmiş, 14 Temmuz - 14 Ekim 2001 tarihlerinde Braunschweig'ta da sergilenmesi sonucu, ziyaretçi sayısı 550.883'e ulaşmıştır.
"Troia : Düşler ve Gerçek" sergisinin son teşhir mekanı olan Bonn'da açılışı, 15 Kasım 2001 günü T.C. Kültür Bakanı M. İstemihan Talay ile Federal Almanya Devlet Bakanı Prof. Dr. Julian Nida Rümelin tarafından gerçekleştirilmiştir. Sergi, Nisan 2002 tarihine kadar Bonn Federal Sergi Sarayı'nda ziyarete açık olacaktır.
Bu sergi için Türkiye'deki 12 müzeden büyük bir titizlikle seçilen eserler Almanya'ya gönderilmiştir. Çanakkale, İstanbul Arkeoloji, Adana, Gaziantep, Denizli, Eskişehir, Afrodisias, Ankara Anadolu Medeniyetleri, Bursa, Topkapı Sarayı, Antalya ve Samsun Müzeleri'ne ait toplam 550 eserin yer aldığı sergide, Troia kazısının logosu olmuş bronz mühür ile Tanrıça heykelciği ilk kez yurt dışında sergilenmektedir. Ayrıca İ.Ö. 5. yüzyıldan başlayarak, eğitimde bir çeşit kutsal kitap gibi benimsenmiş Troia kentinin destanı İlyada da bu sergide yer almaktadır.
"Troia: Düşler ve Gerçek" sergisinde Türkiye'nin yanı sıra Belçika, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Gürcistan, İtalya, Yugoslavya, Avusturya, İsviçre, İspanya, Vatikan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Almanya'dan da eserler bulunmaktadır
ÇORUM ÖREN YERLERİ
Alacahöyük Örenyeri
Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi'nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy'e 34, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.
Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren höyük Orta Anadolu'yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861 yılında ise G. Perrot Anadolu gezisi sırasında höyüğe gelmiş ve kapının sağ ve solundaki dört köşe kulenin planı ile orthostatlardan birini açığa çıkarmışır. Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların hitit dönemine ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi olmuştur.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binin ikinci yarısı,
Yüksekliği 34 cm. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Anadolu'nun tarihi coğrafyasında emeği büyük olan W. Ramsey de Wilson ile birlikte 1881 yılında höyüğü inceleyerek birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere eklemişlerdir. 1893 yılında ise E. Chantre Anadolu'ya geldiğinde ilk olarak höyüğe gelmiş ve o da sfenkslerin arasındaki dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı ve kapının sövelerini ortaya çıkarmıştır. Kabartmaların mülajını alan Chantre, kabartmaların konularına bakarak, Perrot gibi burasının bir saraydan ziyade mabet kapısı olabileceğini ileri sürmüştür. Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı olduğu görüşünü Ramsey'in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir.
Daha sonra 1906 yılından beri Boğazköy'de çalışan H. Winckler, Makridi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine Höyük'te araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 1907 yılında Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapmış, bu çalışma sonucunda kapı önünde birkaç yeni orthostat daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi) görerek bunu Boğazköy'deki poternle karşılaştırmıştır.
Höyük'te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 24 cm. Dövme ve dökme tekniğiyle yapılmıştır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Yapılan araştırma ve kazılar sonucunda Alacahöyük'ün Kalkolitik Çağdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;
Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000 ana toprak üzerine 15-9 tabakada,
Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 8-5 tabakada,
Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200 4-2 tabakada,
Frig Çağı : M.Ö. 750'den itibaren 1. tabakada yer almaktadır.
Höyük'te Kalkolitik Dönemde gerçekleştirilen ilk iskân kuzey kısımları tepeciklerle korunan ve su seviyesinden yüksek bir konumda güneye bakan bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş olup, bu yerleşme küçük bir köy durumundan ileriye gidememiştir. Bu dönemde mimari, taş temel ve kerpiçle örülen duvara dayanıyordu; çatı saz ve kamışla örtülerek, üzeri düz dam toprakla sıkıştırılıyordu.
Geyik Heykeli
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 52.5 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Kalkolitik Dönemi takip eden ve 4 yapı katı ile temsil edilen Eski Tunç Çağı Alacahöyük'te 13 kral mezarı ile önem kazanmıştır. 5. ve 7. kata ait olduğu ileri sürülen mezarlar şehrin özel bir alanında yer almaktadır. Bunlar biçimleri bakımından Anadolu'nun ve hatta Önasya'nın eşsiz mezar örnekleri olarak nitelenebilir. Mezarlar yetişkin erkek ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir. Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye de rastlanmamıştır. Orta Anadolu'daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük'te hem mezarların hem de ölülerin istikametinde bir birlik vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya'da bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bunların arasında bugüne kadar benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler de vardır. Eski Tunç Çağında Alacahöyük'ün mimari sistemi, Anadolu'nun özgün yapı tekniğine dayanmaktadır; bu tekniğe göre yapılan taş temelli, kerpiç duvarlı, düz tavanlı, sıvalı taban ve toprak çatılıdır.
Alacahöyük'ün şu an görülebilir kısmını oluşturan Hitit tabakaları üç yapı katından oluşmaktadır. Bu dönemde, 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün kenarında bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma sistemi üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli kapı, diğeri höyüğün batısındaki kapıdır.
Kadeh
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 13.9 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Höyük'te olası şehrin dinsel kapısını oluşturan güneydoğudaki sfenksli kapıda, iki sfenks yer almaktadır. İki metreden yüksek olan ve monolit taş lentoları üzerine yontulmuş olan sfenks protomlarında başlar dikkati çekmektedir. Dışarı taşkın şişkin gövdeli sfenksler ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı kartal bulunmaktadır.
Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin altında bulunan kabartmalar alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, ayrıntılar plastik olarak verilmiştir. Batı kulesi orthostatlarının hemen hemen hepsi tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda altta kült-libasyon konularının ve üst sırada ise av sahnelerinin betimlendiği görülmektedir. Fırtına tanrısı onuruna kutlanan ve Hitit dini metinlerinden de bilinen bayram törenlerinde başrahip ve rahibesi olan kral ve kraliçe burada boğa karşısında dua pozisyonunda gösterilmiş, bunu izleyen kabartmalarda ise törenin diğer bölümleri betimlenmiştir. Doğu kulesindeki kabartmalarda oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer almaktadır; bunlar kült törenlerinin devam ettiğini göstermektedirler.
Gaga Ağızlı Kap
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 14.3 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Sfenksli kapıdan içeri girip, giriş kompleksini geçtikten sonra sağ tarafta "Mabet-Saray" olarak adlandırılan büyük bir Hitit yapısının temelleri görülmektedir. Bu yapı, çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden oluşmaktadır.
Boğazköy Örenyeri
Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri, Çorum İli'nin 82 km. güneybatısında yer almakta olup Ankara'ya uzaklığı ise 208 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Ãehir kuzeye doğru açık olup kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir.
Hattuşaş örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk kez bir bağ kuran kişi Sayce'tır. Bu zamana kadar Hitit'lerin merkezinin Suriye olduğu sanılmaktaydı. 1882'de Carl Human, Otto Puchstein ile Boğazköy'e birlikte gelmiş ve ilk kez toplu bir plan çalışması yapmıştır. Halen Pergamon Müzesinde bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkarmışlardır. E. Chantre ilk test kazısını 1893-1894'te gerçekleştirmiş, 1905 yılında ise Makridi ve H. Winckler Boğazköy'ü gezmişler ve 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürütmüşlerdir. 1932 yılında ise Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Kurt Bittel tarafından başlanılan sistemli kazılara II. Dünya savaşı sırasında bir süre ara verildikten sonra, yeniden başlanmış ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülmüştür. 1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr. Jurgen Seeher üstlenmiştir.
Boğazköy (Hattuşaş) örenyerinde M.Ö. III. binden itibaren yerleşim görülmektedir. Bu dönemdeki küçük ve müstahkem yerleşmenin Büyükkale ve çevresinde olduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Ãehir'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülmektedir ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmıştır.
Boğazköy (Hattuşaş) Sfenski
Kalker, M.Ö. 14-13. Yüzyıl, Yüksekliği 2.58 m, Boğazköy güney kapısının say yanındaki sfenks olup Almanya'da Berlin Müzesin'nde sergilenmektedir.
Hattuşaş'taki ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona ermiştir; bu yangının sorumlusu Kuşşara kralı Anitta olmalıdır. Belgelere göre hemen bu tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden yerleşime açılan Hattuşaş 1600'lerde Hitit devletinin başkenti olmuştur; kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli olan I. Hattuşili'dir.
Hattuşaş başkent olduktan sonra şehrin gelişmesinin en uç noktasında anıtsal bir yapılaşmayla karşılaşılmaktadır; 2 km. genişliğindeki şehir saray, tapınak ve mahalleleriyle M.Ö 13. yüzyıldaki haline kavuşmuştur. Hattuşaş'ın ikinci gelişme döneminde imparatorluğun son yıllarında hem içte hem de dışta üç önemli Hitit kralı etkin olmuştur. Bunlar III. Hattuşili, oğlu IV. Tudhalia ve onun oğlu II. Ãuppiluliuma'dır. II. Ãuppiluliuma'nın son dönemlerinde (M.Ö. 1190) ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar nedeniyle yıkılan Hitit devletinden sonra Boğazköy 4 yüzyıl boyunca terk edilmiştir. Daha sonra buraya Frigyalılar (M.Ö. 8. yy. ortaları) yerleşmiştir. Hellenistik ve Roma Döneminde (M.Ö. 3. - M.S. 3. yy.) Hattuşaş küçük surla çevrili bir beylik merkezi, Bizans Döneminde ise bir köy durumundadır.
Boğa Ritonları
Pişmiş topraktan törensel içki kapları, Eski Hitit Dönemi,
M.Ö. 16. yüzyıl, Yükseklikleri 90 cm.,
Fırtına tanrısının iki boğasını simgelemektedir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Hattuşaş'ın "Yukarı Ãehir" olarak bilinen kesimi 1 km² den daha büyük bir yüzölçüme sahip, eğimli bir arazidir. Bu alan M.Ö. 13. yüzyılda Geç İmparatorluk Çağında şehrin gelişmesine sahne olmuştur. Yukarı Ãehir'in geniş bir bölümü yalnızca tapınak ve kutsal alanlardan oluşmaktadır. Yukarı Ãehir geniş bir kavis halinde onu güneyden çeviren bir surla donatılmış olup, sur üzerinde 5 kapı mevcuttur. Ãehir surunun en güney ucunda ve kentin en yüksek noktasında bastion ile sfenksli kapı yer almaktadır. Diğer dört kapıdan güney surunun doğu ve batı ucunda karşılıklı Kral Kapısı ve Aslanlı Kapı yer almaktadır.
Yukarı Ãehir'de görülen yapılaşma üç evrelidir. Birinci evre ilk surların inşaatı ile çağdaştır. İkinci evre, surlarda görülen ilk tahribattan sonraki yeniden yapım ve tapınak kentinin son biçimini almış olması ile belli olan evredir. Son evrede ise mevcut yapılarda görülen tadilat ve tamiratlar dışında dinsel amaçlar dışında bir yeni yapılaşma başlamıştır. Yukarı Ãehir'de "Mabedler Mahallesi" olarak bilinen alan sfenksli kapıdan; Nişantepe ve Sarıkale'ye kadar uzanır. Bu alanda çeşitli evrelere ait bir çok tapınak açığa çıkarılmıştır. Tapınak planlarının genel karakteri, bir orta avludan girilen ve birer dar ön mekân ile derin ana mekânlardan oluşan kült odaları grubunun yapıyı biçimlendirmesidir.
Tapınaklarda ele geçen malzemeler beş gruba ayrılmaktadır.
1- Seramikler,
2- Aletler,
3- Silahlar,
4- Kült objeleri,
5- Yazılı belgeler.
Yukarı Ãehir'in girişinde, Büyükkale'nin hemen önünde yer alan Nişantepe ve Güneykale'de Hitit sonrası yapılaşmalar dikkat çekicidir ve bu M.Ö. 7-6. yüzyıla tarihlenen Frig yerleşmesidir. Hitit Döneminde bu alan topoğrafyaya göre üç bölümde incelenir:
Büyükkale'nin güneyindeki geçit (viaduct), Yukarı Ãehir'e giden yolun iki tarafında ve Nişantepe'nin kuzeyinde önceden yerleşilen plato ile Güneykale'nin yerleşim alanı.
Kadeş antlaşması Çivi Yazılı Tablet
Pişmiş toprak, M.Ö. 13. yüzyıl, 13.8x17.6x5.1 cm. ve
9.2x4x2.7 cm., Hitit Kralı 3. Hattuşili ile Mısır Firavunu 2. Ramses arasında M.Ö. 1280-1269 yılları arasında yapılan dünyanın ilk yazılı antlaşmasından iki parça. İstanbul Arkeoloji Müzesi
Kuzey ve güney binası dışında önemli bir yapı da Batı Binası ve Saray Arşividir. Büyük bir yangınla tahrip olmuş binanın yamaçta iki bodrum katı olduğu düşünülmektedir. Bu iki bodrum katında yaklaşık 3300 adet bulla ve 30 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bullaların 2/3'ü büyük kral mühürleri taşımakta ve kronolojik listeye göre I. Ãuppiluliuma'dan Hattuşaş'ın son kralı ve onun torunu II. Ãuppiluliuma'ya kadar kralları temsil etmektedir. Kral mühürleri yanında kraliçe mühürleri de açığa çıkarılmıştır.
Güneykale'deki yapılaşma ise II. Ãuppiluliuma tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu alanda geniş bir gölet ile üç ayrı noktasında üç yapı mevcuttur. Oda 1 ve 2 olarak adlandırılan ve ayakta duran iki yapıdan oda 2, göletin kuzey köşesinin batısında yer alır. Tek mekânlı olan bu oda içe doğru daralarak küçülen parabol biçimli bir kubbeye sahiptir. Oda 1'de ise in situ olarak az kalıntı ele geçmiştir. Oda 2'nin duvarlarının üçü de kabartmalarla bezelidir. Karşı duvardaki ana tasvirde sola dönmüş, uzun elbiseli bir figür vardır. Yuvarlak başlığı üstünde kanatlı bir güneş kursu bulunmakta, sol elinde litus, sağ elinde ise ankh motifini tutmaktadır. Doğu duvarında Ãuppiluliuma'ya ait kabartma vardır. Karşısındaki batı duvarında ise hiyeroglif kitabe yer almaktadır.
Boğazköy - Hattuşaş Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı
Hattuşaş kalıntılarına 2 km. uzaklıktadır. Resimde anıt üzerinde kabartma tanrıların yürüyüşü sahnesi görülmektedir.
Hattuşaş örenyerinde Büyükkale'de yapılan kazılar M.Ö. 13.-14. yüzyılda Hitit krallarının saray yapılarını ve bunları koruyan sur sisteminin özelliklerini gün ışığına çıkarmıştır. Giriş kapısı güneybatıda olan kalenin surları, sandık duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.
Büyükkale'de bir bütün halinde saray yapısı görülmez, kazılar sonucunda ortaya çıkan farklı boyutta ve türdeki yapılar, büyük iç mekânlar, avlular ve direkli galeriler yoluyla birbirine bağlanarak kale içindeki bütünü oluştururlar. Kalede arşiv odaları, depo odaları, büyük kabul salonu, su kültü ile ilgili bina ve kutsal mekânlar yer almaktadır. Hitit sonrasında ise kalede Frig yapı kalıntılarına rastlanmıştır.
Boğazköy'de en önemli mimari alanlardan birisi de Büyük Mabet'tir. (1 No.lu Mabet) Hattuşaş'ta kuzey şehrin merkezini oluşturan Büyük Mabet, Hati'nin Fırtına Tanrısı ve Arinna Ãehri Güneş tanrıçasının evi olarak yapılmıştır. Tapınak iki aditonlu olup, tapınağın çevresinde kaldırım taşlı yollar, meydanlar ve bunların arkasında bu yollara açılan dört yönde depo odaları yer almaktadır. Büyük Mabet, Aşağı Ãehir mahallelerinden bir temonos duvarı ile ayrılmaktadır. Taş bir teras üzerine kurulan Büyük Mabet'in, kutsal bir merkez olduğu kadar, ekonomik bir merkez olarak da kullanıldığı magasinlerde açığa çıkarılan büyük küplerden anlaşılmıştır. Yine mabedin doğu magasinlerinde tabletlerin bulunması burada bir arşivin olduğunu da ortaya koymuştur.
Büyük Mabetin etrafı ikinci derecede önem taşıyan yapılarla çevrilmiştir. Bunlardan en önemlisi yamaç evidir. Büyüklüğü, planı ve çok katlı oluşuyla dikkat çekmektedir.
Yazılıkaya Tapınağı
Hattuşaş örenyerinin 2 km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı, önünde Hitit mimari özelliklerinin yansıtıldığı iki kaya odadan oluşmaktadır.
Yazılıkaya Tapınağı'nın kayalığa yapılmış olan bu odaları "Büyük Galeri" (A odası) ve "Küçük Galeri" (B Odası) adıyla anılmaktadır.
Büyük Galeri'nin (A odası) batı duvarı tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezeli olup her iki duvardaki figürler, doğu ve batı duvarlarının kuzey duvarı ile birleştiği ana sahnenin yer aldığı kısma doğru yönelmektedir. Tanrıların genel olarak sivri bir külâhı, belden kuşaklı kısa bir elbisesi, kalkık burunlu papuçları ile küpeleri vardır. Çoğu zaman kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar. Tanrıçaların hepsi uzun bir etek giyer, başlarında silindir biçimli bir başlık vardır. Doğu ve batı duvarının birleştiği kuzey duvarında, ana sahneyi oluşturan baş tanrılar yer almaktadır. Burada dağ tanrıları üzerinde duran Hava tanrısı Teşup ve karısı tanrıça Hepatu ile arkasında oğulları Ãarruma ve çift başlı kartal yer almaktadır. Kral IV. Tuthalia'nın kabartması ise doğu duvarda yer almakta olup, galerinin en büyük kabartmasıdır.
Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeri'yi (B odası) girişin iki yanında bulunan aslan başlı, insan gövdeli kanatlı cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru sıralanan oniki tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Ãarruma ve himayesindeki kral IV. Tuthalia yer almaktadır. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar dışında kayaya oyulmuş üç adet niş bulunmakta olup, bu nişlere bir takım hediyelerin veya Hitit kral ailesinin ölü küllerinin saklandığı kapların konulduğu düşünülmektedir.
Ortaköy Örenyeri
Ortaköy, Çorum İli'nin 53 km. güneydoğusunda, Alaca Ovası'nın kuzeydoğusunda, Göynücek, Zile ve Amasya Ovalarının birleştiği boğaz üzerindedir. Ortaköy örenyeri ilçenin 2.5 km. güneybatısında bulunan Tepelerarası ve Ağılönü mevkiinde yer almaktadır.
Ortaköy örenyerindeki kazı çalışmalarına 1990 yılında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nce başlanmış olup çalışmalara 1991 yılında da devam edilmiştir. 1992 yılından sonra Prof. Dr. Aygül Süel'in başkanlığını üstlendiği kazı çalışmalarına aynı ekiple devam edilmektedir.
Bölge coğrafi açıdan önemli ve tarıma elverişli oluşu nedeniyle ilk çağlardan günümüze kadar devamlı iskâna sahne olmuştur. Bugüne kadar sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda, Hitit İmparatorluk Dönemine tarihlendirilen büyük boy taşlardan yapılmış mabet-saray kompleksi ile bu binanın 150 m. güneydoğusunda yine aynı teknikle yapılmış üzeri kerpiç örgülü depo odaları olarak tanımlanan ikinci mekân çıkarılmıştır. Hitit İmparatorluk dönemi binaları içinde Roma Dönemine ait taş sanduka mezarlara da rastlanmıştır; bu mezarlarda değişik gömülerin bulunduğu görülmektedir.
Kazı çalışmaları sonucunda anıtsal mabet-saray kompleksi içinde Hitit tarihine ve kültürüne ışık tutacağı düşünülen 3000'i aşkın çivi yazılı belge bulunmuştur. Çorum Müzesi'nde korunan, dini ve siyasi konuları içerdiği bilinen ve bir çoğunun da mektup olduğu anlaşılan tabletler dışında, çeşitli formalarda seramikler, metal aletler, üçgen objeler, obsidiyenden yapılmış süs eşyaları ve mühür baskılarıda ortaya çıkarılmıştır.
Ortaköy örenyerinde elde edilen çivi yazılı belgelere bakarak Ortaköy örenyerinin Hitit Dönemindeki adının Ãapinuva olduğu ileri sürülmüştür.
Pazarlı Örenyeri
Alaca'nın 30 km. kuzeyindeki Çikhasan Köyü'nde bulunan Pazarlı örenyeri, 1937-38 yıllarında Türk Tarih Kurumu adına Dr. Hamit Zübeyr Koşay ve Mahmut Akok tarafından araştırılmış olup yapılan kazılar sonucunda burasının; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig ve Klasik Çağlarda iskân edildiği saptanmıştır. Pazarlı'nın en önemli devrini Frig katı temsil etmektedir. Yapılan kazılar sonucu Frig Dönemine ait kale kalıntısı ile kale taş temelli, kerpiç duvarlı, iki katlı binalarda cephe süslemesi olarak kabartma levhalar kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu dönem levhalarında yürüyen savaşçılar, aslan-boğa mücadelesi, kentaur, grifon bezemeli hayat ağacına tırmanan dağ keçileri tasvir edilmiştir. Bu terracottalar (pişmiş toprak levhalar) Anadolu arkeolojisinin M.Ö. 7.-6. yüzyıla ait en güzel örnekleri arasında yer almaktadır.
Pazarlı'nın Frig Dönemi yerleşim alanı ve bu alanı çevreleyen kalenin bir maketi ile yine buradan çıkan seramik ve diğer buluntular Çorum ve Alacahöyük Müzelerinde, pişmiş topraktan yapılmış çok renkli levhalar ise Çorum Müzesi ile Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki Frig seksiyonlarında sergilenmektedir.
Eskiyapar Örenyeri
Alaca İlçesi'nin 5 km. batısında, Alaca-Sungurlu yolu üzerinde, Boğazköy'ün 25 km. kuzeydoğusunda, Alacahöyük'ün ise 20 km. güneydoğusunda yer almaktadır.
Eskiyapar'da ilk kazı çalışmalarına Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi adına Raci Temizer başkanlığında 1968 yılında başlanmış olup çalışmalar 1983 yılına kadar devam etmiştir. Bu yıldan sonra kazı çalışmaları bir süre durdurulmuştur. 1989-1991 yılları arasında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nün denetiminde çalışmalara yeniden başlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda höyükte kesintisiz bir iskânın varlığı tespit edilmiştir. Höyükte Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve iki safhalı Hellenistik Dönemin izlerine rastlanmıştır.
Höyüğün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk Çağı şehir surunun temelleri bulunmuştur. Dikdörtgen planlı, avluları taş döşeli bu binalar Boğazköy ve Alacahöyük'tekilerden farksız olarak, Hitit üslubuna uygun olarak inşa edilmiştir. Höyüğün güneydoğu kesiminde Eski Hitit Döneminden kalma mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda pişmiş toprak eserler çıkarılmıştır. Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.
Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan Eski Tunç Çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda, bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanmıştır. Gümüş vazolar, Suriye şişesi, gümüş merasim baltası, değişik tiplerde altın iğne, boncuk, küpe ve bileziklerden oluşan define, bir taraftan Alacahöyük, Kültepe, diğer taraftan Troya, Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzerlik göstermektedir. Bu buluntular halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.
Yörüklü (Hüseyindede Tepesi)
Çorum İli, Sungurlu İlçesi, Yörüklü Kasabası, Hüseyindede Tepesi olarak adlandırılan mevkide kaçak kazılar sonucu tahrip edilen alanın Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Protohistorya ve Önasya Arkeoloji Anabilim dalı öğretim üyeleri Yard. Doç. Dr. Tunç Sipahi ve Yard. Doç. Dr. Tayfun Yıldırım tarafından görülmesi üzerine Çorum Müdürlüğü'nce 1997 yılında kısa süreli bir kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir.
Yapılan bu çalışma sonucunda Eski Hitit Dönemine ait bir odada aynı döneme ait kabartmalı iki ayrı vazo parçasına rastlanmıştır. Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin İnandık vazosu tipinde olduğu anlaşılmıştır. Diğerinin ise Hitit dini törenleriyle ilgili bir tasvir bandı olduğu tespit edilmiştir. Bu tasvir bandı üzerindeki en önemli sahneyi ise Boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır. İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bandı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır. Tasvir bantlarında yine Hitit dini törenleri anlatılmaktadır. Kazı sonucunda bu kabartmalı vazoların yanı sıra Eski Hitit Dönemine ait olan matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir
Roma İmparatorluğu döneminde Caesarea ad Anabarsum olarak anılan yer, Adana İli Kozan İlçesi'nin 28 km. güneyindedir. Antik şehir duvarlarının hemen dışına kurulmuş küçük köyün ismi Dilekkaya' dır.
Kentin Roma İmparatorluk Devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgimiz yoktur. M.Ö. 19 yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilen kent "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlamıştır. Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır. Tarsus günümüze kadar yaşayabilmiştir; ama bunun karşılığında tarihi anıtlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Roma imparatorlarından Septimius Severus'un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İsos'ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. M.S. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur. M.S. 260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Ãapur tarafından fethedilmiştir. M.S. 4.yy.'da İsauria'lı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında M.S. 408 yılında kurulan Cilicia secunda'nın (Bitek Kilikya) ve eyaletin başkenti olmuştur. 525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adını almıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine uğramıştır. 6. yy. da ise kent büyük bir veba salgınına uğramıştır.
İslâmın yükselmesini takip eden yüzyıllarda Anazarbus, Araplar ve Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalmış ve sık sık bu iki taraf arasında el değiştirmiştir.
Anavarza' da; 1500 metre uzunluğunda 20 burçlu sur, dört giriş, sütunlu yol, hamam ve kilise kalıntısı vardır. Sur dışındaki tiyatro ve stadyum, su yolları, kaya mezarları; kentin batısındaki nekropolleri yararak açılmış olan antik yol; korunmuş havuzlu mozaikler (M.S. 3. yy.'a ait deniz tanrıçası Thetis mozaiği), Adana bölgesinde tek örnek olan 3 girişli zafer takı ve ovanın ortasında bir ada gibi yükselen tepe üzerindeki Ortaçağ kalesi önemli eserlerdir.
Stadyumun elli metre kadar kuzeydoğusundaki kayalık yapay bir yarıkla ayrılmıştır. Roma veya ilk Bizans döneminde, Anazarbus'tan Flaviopolis (Kadirli) ve Hierapolis-Kastabala' ya giden yola geçit vermek için açıldığı sanılan geçit 250 metre uzunluğunda, 4-15 metre genişliktedir. Yolun her iki tarafında kayalar 50 metre yüksekliğe kadar uzanır.
Kuzey-güney sütunlu cadde üç gözlü takla başlar. Anavarza'nın geçmişte karşılaştığı birçok deprem yüzünden, zafer takı ancak kısmen günümüze gelebilmiştir. Güney yüzünde siyah granitten altı adet Korinth stili sütun başı bulunan, üç kemerli bir geçittir. Kuzey yüzünde ana kemerin her iki tarafında birer heykel nişi vardır.
Vahşi hayvanlı gösteriler için yapılmış olan amfiteatr tamamen taşlarla inşa edilmişti. Antik çağda (birçok binada olduğu gibi) diğer binalara malzeme sağlamak amacıyla sürekli olarak yağmalanmış olduğu anlaşılmaktadır.
Kale üç bölüme ayrılmaktadır: Birinci sur ve küçük kilisenin de içinde bulunduğu kışla; iki sur arasındaki düz kayalık üzerine kurulmuş olan üç katlı kule; ikinci sur ve içinde bulunan bitişik odalar topluluğu, depolar ve su tankları.
ADANA TUFANBEYLİ İLÇESİ ŞAR ÖREN YERİ
Tufanbeyli İlçesi'nin kuzey ucunda Kayseri İl hudutlarına birkaç km. uzaklıktaki örenyerinde Hitit, Roma ve Bizans dönemi eserleri yer almaktadır. Günümüze sağlam kalabilmiş eserlerin çoğu Roma dönemine ait olanlardır.
"Kilikya Komanası" diye anılan bu yer Etilerin dini merkezlerinin ikincisi olup ilki "Pontus Komanası" idi. Hitit Kralları bizzat gelerek burada dini ayinlere katılırlardı. Bu dini merkezlerde başrahibin emrinde kadın ve erkek altı bin kişi hizmet görürdü. Tapınağa vakfedilen zengin toprakların gelirini de başrahip alırdı. Büyük rahiple kral aynı soydandı ve başrahibin Kilikya ve Kappadokya komanalarındaki mevkii kraldan hemen sonra gelirdi.
Şar'da ayakta kalabilen eserler çoğunlukla Roma eserleridir. Bunlar arasında "amfiteatr"; yani kademeli açık hava tiyatrosu bilhassa dikkati çeker. Yukarı mahallenin güneyinde, çayın sol kıyısındaki yamaçta yer alan bu tiyatro ne yazık ki bugün bir hayli harap durumdadır. Ayakta kalan bölüm, yüksek bir duvar ile merdiven şeklinde yükselen bazı sıralardır. Bu merdivenlerin altında hem destek vazifesi gören ve hem de vahşi hayvanların barınak yeri olarak kullanılan mahzenler vardır. Bunların bir kısmı halen toprak altındadır.
Burada bir diğer önemli eser de Bizanslılardan kalma kilisedir. Kubbesi yıldırım düşmesiyle yıkılmış olan bu tapınak muntazam yontulmuş gayet iri taşlarla inşa edilmiştir. "Kilise Mahallesi" diye anılan yerdeki bu Hıristiyan tapınağının ayakta kalan tek bölümü apsis kısmına ait 5 metre yükseklikteki duvardır. Bu binaya ait yerdeki taş bloklar üzerinde çeşitli geometrik motifler ile biri üzerinde bir haç şekli görülür.
Şar'ın maziden kalan en kıymetli ve nadide eseri "Alakapı" dır. Bulunduğu mevki bu ad ile anılır. Büyük mermer bloklarla meydana getirilen 6 metre boyunda ve 3 metre enindeki bu yüksek yapının, Ana Tanrıça Tapınağı'nın kapısı olduğunu söyleyebiliriz. Tapınak tamamen yıkılmış olmakla beraber, bu kapının yanı başında görülen üzerleri bitkisel motiflerle süslenmiş cephe ve yan duvar taşları binanın orijinal durumu ve ölçüleri hakkında bir fikir verebilmektedir.
Romalılar zamanında Hieropolis adıyla anılan bu yerde başka bina kalıntıları, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit çeşit mimari öğeler görülmektedir.
AFYON ÖREN YERLERİ
İhsaniye Ayazini Kasabası (Metropolis): Afyon-Eskişehir karayolunun 27.km.den sağa doğru 4.7 km. gidilerek ulaşılan Ayazini kasabasının Frigler Dönemi'nden beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Roma ve Bizans Dönemleri'ne ait aile ve tek kişilik kaya mezar odaları, Bizans Dönemi'ne ait kiliseler ve kaya yerleşimleri arazinin elverişli olması nedeniyle oyularak yapılmış eserleridir. Aslanlı mezar odaları, sütunlu mezar odaları ile kayaya oyulmuş kilise ve şapeller bulunmaktadır.
İhsaniye Döğer Yerleşim Yeri: İhsaniye ilçesine 12 km. uzaklıktaki Döğer kasabası Frigler Döneminden beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Aslankaya, Kapıkaya I ve II, Tanrıça Kybele adına yapılmış açık hava tapınağı özelliğinde M.Ö.7.yüzyılda yapılmış kaya anıtları ile Asar ve Eski Döğer'de Frig yerleşim yerleri vardır. Roma ve Bizans Dönemi'ne ait kaya yerleşim ve mezar odaları ile kiliseler çevrede oldukça çok görülmektedir.
Synnada: Ãuhut ilçe merkezinde bulunan kent, Roma ve Bizans dönemlerinde Frigyanın başkenti olmuş büyük bir kenttir. Roma döneminde yarı özerk bir konuma ulaşmış olan kentte, imparator adına ve Hieropolisle ortaklaşa, gümüş Cistophorus ve bronz sikkeler bastırılmıştır.
Apameia Kibotos Antik Kenti: Bugünkü Dinar ilçesinde bulunan kentin daha önceki adı Kelainaidir. Roma döneminde Apameia Kibotos adını almıştır. Ãehir M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren önemli bir merkez olmuştur. Efesten sonra ikinci büyük kent olduğu bilinmektedir. Anıtsal yapıtlardan olan stadyum ve tiyatro kısmen özelliğini koruyarak kalmıştır. Efesle birlikte bastırdığı bronz sikkeler de vardır. Yarı özerk olarak imparator adına sikkeler bastırmıştır.
Dokimaia Antik Kenti (İscehisar): İscehisar ilçe merkezinde, Makedonyalılar tarafından kurulmuş bir kenttir. Roma döneminde yarı özerk konumuyla, imparator adına bronz kent sikkeleri bastırılmıştır.
Yedi Kapı Kaya Yerleşim Yeri: Bolvadin-Emirdağ karayolu üzerinde, Bolvadin Kemerkaya kasabasının 3 km. kuzeyinde karayolunun 1 km. doğusunda yer almaktadır. Çalışmalar sırasında askeri garnizon veya idari binalar olabileceği tahmin edilen kayaya oyma kompleks yapı grubu ile halkın sığınak olarak kullandıkları yeraltı kentinin bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Geç Roma ve Erken Bizans Dönemi'ne tarihlenen yerleşimdeki çalışmalar devam etmektedir.
Pentapolis Kentleri
Bruzus: Sandıklı ilçesi Karasandıklı köyünde bulunan kent Pentapolis olarak adlandırılan beş kentten birisidir ve kentlerin kuzeyinde yer almaktadır.
Eucarpeia: Sandıklı ilçesi Emirhisar köyünde bulunan Pentapolis kentlerinden biridir.
Hierapolis: Sandıklı ilçesi, Koçhisar köyünde bulunan Pentapolis kentlerinden biridir. Aynı zamanda Phrygia Salutaris (Ãifalı Frigya)'nın merkezidir. "Kutsal Kent" olarak adlandırılmıştır.
Otrus: Hocalar ilçesi Yanıkören köyünde kurulmuş Pentapolis kentlerinden biridir.
Stectorıum: Sandıklı ilçesi Menteş kasabasında kurulan Pentapolis kentlerinden biridir.
Ococleia: Ãuhut ilçesi Karacaören köyünde bir kenttir. Roma Dönemi'nde yarı özerk konumuyla, imparator adına ve Bruzus kentiyle ortaklaşa bronz kent sikkeleri bastırmıştır.
Lysias: Ãuhut ilçesi Arızlı köyünde bir kenttir.
Metropolis: Dinar ilçesi Tatarlı kasabasında kurulmuş, bir kenttir; Campus Metropolitanus veya Frig Metropolisi adıyla bilinir.
Cidyessus: Sincanlı ilçesi Küçükhöyük kasabasında Höyük mevkiindedir.
Prymnessus: Merkez ilçe Sülün köyünde Frigler tarafından kurulmuş büyük kentlerdendir. Afyon Arkeoloji Müzesinde bulunan devasa boyutlu Herkül heykelinin bulunduğu antik kenttir.
Sanaus: Dazkırı ilçesi Sarıkavak köyünde kurulmuş bulunan bir kenttir.
AKSARAY ÖREN YERLERİ
Aşıklı Höyük
Aksaray İli'nin 25 km. güneydoğusundaki Kızılkaya köyünde bir tarafı Melendiz Nehri'ne, diğer tarafı ise tarıma açık tarlalara bakan höyük tarıma elverişli, su kenarına yakın bir yere kurulmuştur. 1989 yılından beri arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Aşıklı Höyük Anadolu'da Akeramik Neolitik Dönem'e (günümüzden on bin yıl önce) ait en eski "ilk köy yerleşimlerini" sergileyen önemli ören yerlerinden biridir.
Acemhöyük
Aksaray İli'nin 13 km. kuzeybatısındadır. Yeşilova Kasabası içinde yer alır. 700 x 600 m. ölçülerinde oval biçimli bir höyüktür. Aşağı şehir ile birlikte Anadolu'nun en büyük höyüklerindendir. Yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen veriler höyüğün M.Ö. 3000 yıllarından itibaren iskân edildiğini, en parlak döneminin ise Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda yani M.Ö. 1800 yıllarında yaşandığını göstermektedir. Ãehrin o zamanki ismi kesin olarak bilinmemekle beraber, yerli ve yabancı bilim adamları tarafından Puruşhanda olduğu sanılmaktadır. Koloni Çağı'nda höyük dışında Aşağı Ãehir de yoğun bir yerleşime sahne olmuştur. Bu dönemde Anadolu'nun önemli krallıklarından birinin merkezidir. Bu dönem sonunda hem höyük hem de Aşağı Ãehir terkedilmiştir. Ancak höyüğün bir bölümüne Erken Hellenistik ve Roma Dönemlerinde yeniden yerleşilmiştir. Höyüğün bütünüyle terkedilmesi ise M.S. 3. yüzyılın başlarına rastlamaktadır. 1517 yılında İran Azerbaycan'ındaki Hoy Kenti'nden gelen 3 oba, höyük eteklerine yerleşerek bugünkü Yeşilova'yı oluşturmuştur.
Kentin en parlak döneminin yaşandığı Koloni Çağına ait III. katta açığa çıkarılmış olan iki saray yapısı yalnız Acemhöyük için değil, Anadolu mimarlık tarihi açısından da önemlidir. Höyüğün güneyinde yer alan Sarıkaya sarayı; kuzeybatısındaki ise Hatipler sarayı olarak isimlendirilmiştir.
Antik Nora Ãehri
Aksaray ili, merkez ilçe, Helvadere Kasabası sınırları içindedir. Hasan Dağı'nın (Argaios) eteğinde ve kral yolu üzerinde, Roma ve Bizans Döneminden kalma antik şehir kalıntıları yer almaktadır.
Manastır Vadisi
Aksaray'ın doğusunda 50 km. mesafede, tabii güzellikler beldesi Güzelyurt İlçesi sınırları içinde yer alan 4-5 km. uzunluğunda bir vadidir; döneminin özelliklerini en iyi yansıtan 28 adet kaya oyma kilisesi ve yeraltı şehirleri ile "Küçük Bir Ihlara " görünümündedir.
Vadi boyunca yer alan Sivişli Kilise, Büyük Kilise Camii, Papaz Evi, Kalburlu Kilise, Kömürlü Kilise gibi çok sayıda kilise ve yeraltı şehri önemli kültür ve tabiat varlıklarımızdandır.
Ihlara Vadisi
Aksaray İli, Ihlara Kasabası'nda ve Hasan Dağı'nın kuzeydoğusundadır. Eski adı "Peristremma" olan 14 km. uzunluğundaki Ihlara Vadisi'ni baştan başa kat edip, 100-200 m. derinlikte bir kanyon oluşturmuş olan Melendiz Çayı önce kuzeybatıya Selimiye Kasabası'na, daha sonra ise Yaprakhisar ve Belisırma köylerinin, Ziga kaplıcasının bulunduğu geniş vadiye ve Tuz Gölü'ne yönelmektedir.
Ihlara Vadisi bir yerleşim yeri olmaktan çok bir dini merkez olarak ön plana çıkmıştır.
Dönemin din anlayışını tasvirleriyle ve mimarisiyle canlandıran, freskli veya fresksiz tek ve çift nefli kapalı veya açık Yunan haç planlı ve de şapel biçimli kayaya oyulmuş çok sayıda kilise, vadinin dik yamaçlarında sağlı sollu yer alarak ortadan akan Melendiz Çayı'nın sularıyla bütünleşmektedir.
Vadi, doğal yapısı itibarıyla IX. yy. dan itibaren keşişler ve rahipler tarafından çok uygun bir inziva ve ibadet yeri olarak, savaş döneminde ise gizlenme, korunma yeri olarak kullanılmıştır.
Bugün görülebilir durumda 14 kilise mevcuttur. Bunlardan 10 kadarı canlılığını ve renk uyumunu korumaktadır ve halen gezilebilmektedir.
Vadide yer alan kiliselerde "Hz. İsa'nın Doğumu", "Müjde", "Ziyaret", "Mısır'a Kaçış", "Son Yemek" gibi konuların işlendiği freskler bulunmaktadır.
Musular
Höyük Aksaray'ın yerleşim tarihinin Aşıklı Höyük'ten sonraki en eski örneklerinden birini oluşturan Musular Höyük, Gülağaç ilçesi Kızılkaya köyünde, Melendiz Irmağı'nın batısında yer almaktadır.
Musular'a ilk kez günümüzden 8000 yıl önce yerleşildiği saptanmıştır. Ãimdiye kadar iki ana dönem tespit edilmiştir. Bunlardan ilki prehistorik terminolojide "çanak çömleksiz neolitik" olarak adlandırılan akeramik dönemdir.
Sonraki yerleşme evresi "çanak çömlekli" evreye aittir. Bu dönemde yerleşenler önceki yapı kalıntılarını düzlemiş, bunun üzerine kalınca sarımsı renkte bir toprak tabakası sermiş ve bu düzlem üzerine kendi yapılarını inşa etmişlerdir.
Yer Altı Ãehirleri : İldeki yer altı şehirleri genellikle Güzelyurt ve Gülağaç ilçelerinde yoğunluk kazanmakla birlikte, gerek merkez ilçe ve gerekse Ortaköyde de yer altı şehrine rastlamak mümkündür. Güzelyurt ilçe merkezi ve Manastır Vadisinde 3 adet açık yer altı şehri vardır. Gülağaç ilçesinde Saratlı Yer Altı Ãehri ziyarete açılarak, aydınlatılmıştır.
ANKARA ULUS ATATÜRK ANITI
Ulus Atatürk Anıtı
Zafer Abidesi
Anıtın Yaptırılması
O günkü adıyla Hakimiyet-i Milliye olan Ulus Meydanında bulunan Zafer Abidesi, Yeni Gün Gazetesi sahibi Yunus Nadi Beyin önderliğinde Türk ulusunun maddi katkılarıyla yaptırılmıştır. Anıtın yaptırılması için tüm yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve kampanya dahilinde açılan yarışmayı yürütmek üzere, bir yurttaş komitesi kurulmuştur. Komite tarafından Fransızca ve Osmanlıca bir şartname hazırlanmış ve hazırlanan şartnamede, Kurtuluş Savaşının kime karşı, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığı geniş şekilde açıklandıktan sonra, zaferin önderi olan Mustafa Kemalin kişiliği ve özellikleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştır.
Bu iş için kurulan özel komite, dikilecek olan anıtın formuna ilişkin seçenekler üzerinde görüş alışverişinde bulunduktan sonra; Gazi Mustafa Kemal Paşanın bir kaide üzerinde ayakta, sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelinin dikilmesine karar vermiştir. Burada, anıtın konulacağı Hakimiyet-i Milliye Meydanının planı, çevresindeki yapılarla birlikte verilmiştir.
Yarışmaya gönderilen projeler içinde, Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippelin projesi beğenilerek yapımına başlanmış ve heykel 24 Kasım 1927 Perşembe günü yapılan bir törenle açılmıştır.
Anıtın Sanatsal Özellikleri
Anıt bir heykel grubu olarak tasarlanmış ve tamamlanmıştır. Burada esas vurgulayıcı olan, Türk milletinin Kurtuluş Savaşında gösterdiği birlik beraberlik sonucu ortaya çıkan başarıdır. Üçgen bir kaide üzerinde duran heykel grubu, Cumhuriyetin kurulduğu Büyük Millet Meclisi ve İstasyon yönüne bakmaktadır. Kaide üzerinde bütünlük gösteren heykellerden önde iki Mehmetçik bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki, arkadaşlarını savaşa çağıran, soldaki düşmanı gözetleyen Mehmetçik heykelleridir. Arkada ise mermi taşıyan Türk kadını heykeli bulunmaktadır.
Heykel grubunun tam ortasında, çokgen bir kaide üzerinde yine çokgen plana sahip ve daralarak yükselen anıtın asıl kaidesine ulaşılır. Mermerden olan bu kaidenin güney cephesinde üstte, Sakaryada düşmanı yenen Türk askeri; altta savaş sırasında Mustafa Kemal, komutanlar ve Türk askerinin tasvir edildiği kabartmaların yer aldığı iki pano bulunmaktadır. Anıt kaidesinin kuzey cephesinde mermere kazılmış kabartma iki panodan üsttekinde zaferden sonra resmi geçit yapan Türk askeri, alttakinde ise kağnılarla cepheye silah ve cephane taşıyan Türk köylüsü tasvir edilmiştir.
Mermer kaidenin ön yüzünde, içeri girinti yapan üç yüzlü bölümün üst kısmında, üç adet doğan güneş motifi ve bunları çerçeveleyen çelenk motifi bulunmaktadır. Anıtın çokgen kaidesinin daralarak yükselen en üst kısmında anıtı çevreleyen, bir sıra halinde Mustafa Kemalin altın varakla yazılmış özlü sözleri bulunmaktadır. Anıtın mermer kaidesinin arka yüzünde, ortada kabartma olarak topraktan çıkan ancak bir dalı kırılmış ve kırık yerin üzerinden daha gür bir şekilde yükselen hayat ağacı motifi bulunmaktadır.
Üzerindeki özlü sözlerle, sanat ve tarihi değeri büyük olan kabartmaların bulunduğu oldukça yüksek mermer kaide üzerinde, şartnamede sivil giyimli bir cumhurbaşkanı olarak tasvir edilmiş, doğal büyüklükte bir bronz heykelin dikilmesine karar verilmiş iken, o günün şartları içinde mareşal üniformalı Gazi Mustafa Kemal, dört ayağı üzerine sağlamca basan Sakarya isimli atı üzerinde bronzdan tasvir edilmiştir.
Maarif Vekaletinin 1947 yılında yanmasından sonra açılan proje yarışması sonunda, binanın yerine bugünkü Emek Çarşısı ve İşhanı yapılırken; Zafer Abidesi de bu proje kapsamında ele alınarak, eski yerinden güneye doğru kaydırılarak bugünkü yerine taşınmıştır.
Ulus Atatürk Anıtı, Ankara Valiliğinin katkılarıyla Kültür Bakanlığı tarafından 2002 yılı Ağustos ayı içerisinde gerçekleştirilen restorasyonla, onarımı ve temizliği yapılarak bugünkü görünümüne kavuşturulmuştur.
Heykeltraş Heinrich Krippel
27 Eylül 1883 yılında Viyanada doğdu. Heykel öğrenimini Viyana Güzel Sanatlar Akademisinde yapmış, önceleri mezar ve portreler üzerinde çalışmıştır. 1925-1938 yılları arasında Türk Hükümetinin davetlisi olarak geldiği Türkiyede, Sarayburnu Atatürk Heykeli (1925), Konya Atatürk Heykeli (1926), Ankara Atatürk Heykeli (1927), Samsun Atatürk Anıtı (1931), Afyon Karahisar Zafer Anıtı (1935), Ankara Sümerbank içindeki Oturan Atatürk Anıtı (1938) gibi eserler bırakmıştır.
Atatürk, bu eserler için sanatçıyı köşkte misafir etmiş ve ona anıt için poz vermiştir. Anıt grubunun heykelleri sanatçının Viyanadaki atölyesinde tasarlanmış, Viyana Birleşik Maden İşletmelerinde bronza dökülmüş, parçalar halinde Türkiyeye getirilerek yerlerinde monte edilmiştir. Sanatçı 5 Nisan 1945 tarihinde Viyanada bir mide ameliyatı sonrasında ölmüştür.
Anıttaki Yazılar
Kaidenin en üst kenarını çevreleyen kuşakta;
Türk milleti, muzaffer istihlas ve istiklal cidalini ve muazzam asri inkılaplarını, en manidar bir remz ile, en iyi ifade edebilecek şekli, yukarki hakiki timsalde bulur.
Kaidenin ön cephesinde;
Artık badema, sine-i millete bir ferdi mücahit olarak çalışacağım. 8 Temmuz 1919, Erzurum. Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.
Kaidenin sağ tarafında;
Düşman ordusunu vatanın harimi ismetinde boğarak, behemahal naili halas ve istiklal olacağız. 6 Ağustos 1919
Kaidenin sol tarafında ise;
Düşmanın anasıra asliyesi imha edilmiştir. Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, ileri. 1 Eylül 1922 yazmaktadır.
ANTALYA - ALANYA KALESİ VE ANIT ESERLERİ
Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu'yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir.
Kale 6,5 km. yi bulan sur uzunluğu, 140'ı bulan burçları, içindeki 400'e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklu sanatını en iyi yansıtan, Selçuklunun görkemliliğini gözler önüne seren bir açık hava müzesi görünümündedir. Surlar, Kızılkule'den başlayarak, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu'na inerek Tophane ve Tersane'yi geçip başladığı yer olan Kızılkule'de son bulur. Kalenin ilk iskân tarihi Hellenistik Döneme kadar inse de gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkale olarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir.
Son yıllarda Türk bilim adamlarınca, güneydoğu köşeye doğru uzanan büyük yapı grubunda arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Son bulgular burasının sultan sarayı olabileceğini göstermektedir. İçkalede bugün gezerken görebileceğiniz diğer yapı grubunun da, askerî amaçlı kışla, yatakhane ve depo olabileceği sanılmaktadır. İçkalenin yaklaşık ortasına isabet eden yerde küçük bir Bizans Kilisesi göze çarpmaktadır ki, bu da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçukluların farklı dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır. Yonca yaprağı planlıdır. Yuvarlak kemerli pencereler ve sağır nişlerden oluşan geniş kasnak merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Kilisenin fresklerle süslü olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır. Mimarî özelliklerden dolayı XI.yüzyıla tarihlenmektedir. Alaaddin Keykubat, kaleyle bütünleşen birçok anıtsal yapılar da yaptırmıştır. Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkule, kaleyle bütünlük sağlayan, plan ve ihtişamı ile Alanya'nın simgesi durumundadır. Limanı sürekli denetim altında tutmak amacıyla yapılmış olup çapı zeminde 29 metre, yüksekliği 33 metreyi bulmaktadır. Sekizgen planlıdır. 1226 yılında yapıldığı bilinen kulenin mimarî kuzey yönündeki yazıtta Halep'li Ebu Ali olarak geçmektedir. Kulenin güneyindeki yedi satırlık yazıtta ise Sultan A. Keykubat övücü vasıflarla yüceltilmektedir.
İnşa sırasında Antik Çağa ait devşirme malzemeden yararlanılmıştır. Her bir yüzdeki mazgallar, gözetleme pencereleri, düşmana zift ve kaynar su dökmeye yarayan önleri peçeli delikler yapıya ayrı bir güzellik verirler. Selçukluların Akdeniz'le ilk tanışmalarını simgeleyen Tersane de Alanya Kalesi'nin bütünlüğü içerisinde tüm görkemliği ile sağlam bir şekilde durmaktadır. Beş tonozlu bölmeden ibaret olan yapı yaklaşık 57 metre uzunluğunda, 40 metre derinliğindedir. Giriş kapısındaki yazıt Sultan'ın armasını taşımakta olup rozetlerle süslüdür. Kapının sağ tarafında küçük bir oda yer almakta olup bu oda kimi bilim adamlarına göre mescit olarak kullanılmış kimilerine göre depo olarak değerlendirilmiştir. Kapının sonundaki odanın ise Tersane'e görevli memurlar için düzenlendiği sanılmaktadır. Selçuklular Sinop'tan sonra ikinci deniz üssü niteliğindeki bu Tersane ile Akdeniz'e açılmışlar, hatta bu tersane ile Alaaddin Keykubat "İki Denizin Sultanı" ünvanını almıştır. Yapım tarihi 1227'dir. Tersaneyi güvence altına almak amacıyla yapılmış olduğu sanılan Tophane 14 x 12 metre ölçülerinde iki katlı dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu yapı da Sultan A. Keykubat'ın eseridir.
AYDIN ÖREN YERLERİ
AYDIN MÜZESiNE BAĞLI ÖRENYERLERİ
Alabanda
Aydın İli'nin Çine İlçesi'ne 7 km. uzaklıktaki Araphisar Köyü üzerinde kurulu Karia kentlerinden biridir. Byzantion'lu Stephanos'un bildirdiğine göre şehire bu ismi kral Kar, oğlu Alabandros'un at yarışı kazanması üzerine vermiştir. Alabandalıların büyük bir zenginliğe sahip olduğunu, lüks içinde yaşadıklarını ve şehirdeki bütün kızların harp çaldıklarını Strabon'dan öğreniyoruz. Halil Ethem Bey'in yaptığı kazılarda iki tapınağın temelleri ortaya çıkarılmıştır. Kenteki önemli yapılardan biri bouleuteriondur. Bunun dışında doğuda yoğun şekilde görülen lahitler nekropolün burada yer aldığını göstermektedir. Bunun dışında su kemeri ve tiyatro görülebilen yapılardandır.
Alinda
Aydın İli'ne bağlı, Karpuzlu ilçesinde bulunan Alinda, önemli Karia kentlerinden biridir. Hekatomnos'un kizı olan Ada, kardeşi Pixodaros tarafindan Halikarnassos'tan kovulunca I.Ö. 340'ta Alinda'ya çekilmiş ve bu şehri kendisine başkent yapmıştır. Alinda'da bugün de ayakta kalan en önemli yapı agoradır. Akropolün güney-batı eteğinde tiyatro yer alır. Akropol'de yalnız planı belli olacak durumda iki adet tapınak temeli yer almaktadır. Karpuzlu'nun evleri arasında Karia tipi lahitler, Alinda nekropolünün şehrin güney eteğinde yoğunlaştığının belgesidir.
Amyzon
Aydin Ili'ne bagli Koçarli Ilçesi, Gaffarlar Köyü sinirlari içindeki Amyzon, Karia kentlerindendir. Kent tarihi konusunda yalnizca yazitlardan yararlaniyoruz. III. yüzyilda önce Ptolemaios, sonra Seleukos yandasligina geçen Amyzon, I.Ö. II. yüzyilin sonlarina dogru, Latmos asagisindaki Herakleia kenti ile bir ikili anlasma gerçeklestirdi. III. Antiokhos, I.Ö. 203'te Amyzon'a gönderdigi mesajda, kent ayricaliklarini onayladigini belirtmisti; Apollon ve Artemis tapinagina siginanlari koruma altina alma yetkisi de ayricaliklar arasindaydi. Kent surlari bugün de ayaktadir ve I.Ö. 300'lerde uygulanan izodomik yöntemle örülmüstür. Apollon ve Artemis tapinagi, surlar, tonozlu yer alti odalari ve Bizans yapisi, bugün ayakta olan yapilardandir.
Gerga
Aydin Ili'ne bagli, Çine Ilçesi Deliktas mevkiinde yer alan kent, Alabanda antik kentinin 13 km. kuzeybatisinda bulunmaktadir. Kentin tarihinin Arkaik Döneme kadar gittigini gösteren izler vardir. Halen kent içinde görülen kalintilar Arkaik Dönem ve Roma Dönemine aittir. Gerga, Karia kültürünü yansitan önemli bir merkezdir. Daglar arasinda kurulmus bir kent olmasi nedeniyle Karia karakterini korumus olan kentlerden biri olarak nitelendirilmektedir. Sur duvarlari tipik Karia stilindedir.
Gerga adi kaynaklarda bir kent olarak belirtildigi gibi yerel bir tanriya ait olabilecegi de belirtilmektedir. En önemli yapi, halen ayakta olan ve tapinak olarak adlandirilabilecek özelliklere sahip yapidir. Büyük kesme taslardan yapilmis, yapinin üçgen alinliginda yazi vardir. Yapinin hemen altinda yere düsmüs dev heykelin Kybele'ye ait olabilecegi düsünülmektedir. Heykelin zamanimizdan 20-30 yil önce ayakta oldugu kaynaklardan ve çevre halkindan ögrenilmistir.
Harpasa
Nazilli Ilçesi'nin, Esenköy Köyü sinirlari içindedir. Köyün sirtini dayadigi Asar tepenin üzerinde yer alir. Arkaik Devirden kalma surlarinin kuzey yönündekiler hemen hemen büyük ölçüde ayakta kalmislardir. Sehirde kesintisiz olarak oturulmustur. Tiyatro, Hellenistik Dönem özellikleri gösterir. Kent teraslar üzerine kurulmustur. Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanli dönemlerinde iskân gördügü buluntulardan anlasilmaktadir. Bizans Döneminde küçülüp surlarini tepeye çeken kentte; daha sonra da oturulmus, Osmanli Döneminde Arpas Beyligi olarak mülkî ve askerî yönetim merkezi olmustur. Harpasa'da kuzeye dogru uzanan tepelerin üzerindeki tümülüsler Lydia etkisiyle yapilmistir.
Magnesia
Magnesia ad Meandrum, Aydin Ili, Germencik Ilçesi Ortaklar Bucagina bagli Tekin Köy sinirlari içinde Ortaklar-Söke karayolu üzerinde yer almaktadir. Kent, kurulusunun anlatildigi efsaneye ve antik kaynaklara göre Thessalia'dan gelen ve Magnetler olarak isimlendirilen bir kavim tarafindan kurulmustur. Apollon'un kehaneti ve lider Leukippos'un öncülügünde o dönemde bir koy olan bugünkü Bafa Gölü kiyisinda karaya çikan Magnetlerin kurduklari ilk Magnesia'nin yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Menderes Nehri kenarinda oldugunu antik kaynaklardan ögrenmekteyiz. Menderes'in sürekli yatak degistirip tasmasi sonucu olusan salgin hastaliklar ve Perslere karsi daha emin bir kent kurma zorunda kalmalari nedeniyle Magnetler, I.Ö. 400 yillarinda kenti bugünkü yerinde, Gümüsçay'in yaninda yeniden kurmuslardir. Hellenistik Dönemde önce Seleukos, ardindan Bergama Kralligi'nin hakimiyetine giren Magnesia, Roma Döneminde önemini korumus, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmustur. Magnesia, bir kent suru ile çevrili, yaklasik 1.5 km. çapinda bir alani kapsayan, izgara planli cadde ve sokak sistemine sahip bir kentti ve Priene, Ephesos, Tralleis üçgeni arasinda ticari ve stratejik açidan önemli bir konuma gelmisti. Magnesia antik kenti fazla yikim ve tahribata ugramamistir. Bunda nehir tasmalarinin ve Gümüs Dagi'ndan inen yagmur sularinin getirdigi mil tabakasinin kenti örtmesinin de payi yüksektir. Magnesia'da ilk kazilar kisa süreli bazi arastirmalardan sonra 1891 yilinda Berlin Müzesi adina Carl Humann tarafindan yapilmistir. 21 ay süren bu kazilarda tiyatro, Artemis tapinagi ve sunagi, agora, Zeus tapinagi ve prytaneion kismen ya da tamamen ortaya çikarilmistir.
Magnesia'da bulunan eserler Paris, Berlin ve Istanbul müzelerinde sergilenmektedir. 1893 yilinda sona eren kazilardan yaklasik 100 yil sonra, yavas yavas ortadan kaybolmakta olan Magnesia'da kazilara 1984 yilinda Kültür Bakanligi ve Ankara Üniversitesi adina yeniden baslanmistir. Magnesia'nin zamanimizdaki ünü antik dönem mimari Hermogenes'ten kaynaklanmaktadir. Antik Dönem yazari mimar Vitruvius'a göre Hermogenes oktagonal pseudodipteros tapinak planini uygulayan ilk mimardir. Vitruvius, Hermogenes'in bas yapitinin Magnesia'daki Artemis Leukophryene tapinagi oldugunu söyler. Hermogenes'in tapinagi, Arkaik Döneme (I.Ö. 6 yy.) ait olan Artemis tapinaginin kalintilari üzerine Hellenistik Dönemde (I.Ö. 3/2 yy.) insa edilmistir. Tapinak, Ion düzeninde 8 x 15 sütunlu olup 67.50 x 40 metreyi bulan boyutlariyla Anadolu'nun 4. büyük tapinagidir. Tapinagin önünde "U" formlu planiyla Bergama Zeus sunagina öncülük eden bir sunak bulunmaktaydi. Sunak, yüksekligi iki insan boyuna ulasan kabartma ve heykellerle bezenmisti. Magnesia'daki diger önemli bir yapi ise bugün toprak altinda kalmis olan tiyatrodur. Magnesia tiyatrosu (I.Ö. 2 yy. sonu), Vitruvius'un verdigi genel tiyatro planina en fazla uyan ender örneklerden biridir. 100 yil önceki kazilardan sonra yeniden toprakla örtülen diger yapilarin basinda yine Hermogenes'in yaptigi varsayilan agora ve Zeus tapinagi gelmektedir. 26.000 m² lik boyutu ile döneminin en büyük çarsilari arasinda yer alan agoradaki Zeus tapinaginin cephesi bugün Berlin Bergama Müzesi'nde sergilenmektedir. Magnesia'da bugün görülebilen diger yapilar Roma Imparatorluk dönemi ve daha sonralarina aittir. Spor agirlikli bir egitim merkezi olan gymnasion, Milet'teki Faustina hamaminin küçük bir kopyasi olan hamam, tiyatro ile Artemision arasinda yer alan odeion, 25.000 kisilik stadion, su yolu theatron olarak adlandirilan, tiyatro planli bitmemis bir yapi, çarsi bazilikasi, niteligi henüz bilinmeyen bir Bizans yapisi ve Artemision'u da çevreleyen Bizans suru Magnesia'da bilinen diger yapilardir. 15. yüzyila ait enine planli Çerkez Musa Camii ise örenyerinin tek Islâmî yapisidir. Yabanci ekiplerin büyük olanaklarla çalistiklari Ephesos, Milletos, Aphrodisias ve Hierapolis gibi ünlü antik kentlerimiz arasinda, onlardan hiç de asagi kalmayan ün ve öneme sahip bu ören yerimizi gezin, görün, taniyin, tanitin.
Mastaura
Menderes Nehri kiyisinda Nysa antik kenti yakinlarinda yer alan Mastaura hakkinda çok fazla bilgiye sahip degiliz. Kent ticaret güzergâhinda olup, para basma ayricaligina sahipti. Strabon Orthosia ile birlikte Mastaura'dan da söz etmistir. Hiristiyanlik Döneminde Piskoposluk merkezi olup Aphesos ve Khalkedon konsillerine katilmistir. Bugün halk arasinda "Mastavra Kale" denilen mevkide bu kente ait yazit ve sikkeler bulunmustur.
Myus
Bafa Gölü kiyisinda, Miletos'un 15 km. dogusunda, Avsar Köyü yakinlarinda bulunmaktadir. Strabon Myus'un Atina krali Kodros'un oglu Kydrelos tarafindan kuruldugunu bildirilmektedir. Yine Strabon'un anlattigina göre Panionion birligine dahil kentlerden birisidir. Herodotos, I.Ö. 499'da Pers donanmasinin Myus kenti açiklarina demirledigini bildirmektedir. Ancak Herodotos Myus'un I.Ö. 494'teki Lade Deniz Savasina sadece üç gemi ile katildigini bildirmektedir. Yapilan kazilarda antik kaynaklarda adi geçen ve beyaz mermerden yapildigi bilinen Dionysos tapinagi ortaya çikarilmistir. Kent üzerinde bugün Dionysos tapinagina ait parçalar, Arkaik Döneme ait sur duvarlari ve Bizans kalesi kalintilari görülmektedir.
Nysa
Aydin Ili'ne bagli Sultanhisar Ilçesi sinirlari içindeki Karia kentlerindendir. Kent ile ilgili en önemli bilgileri yasaminin büyük bölümünü Nysa'da geçiren Strabon'dan almaktayiz. Strabon kentin iki bölümden olustugunu anlatmaktadir. Sehri ikiye bölen sel yataginin batisinda gymnasion yer almaktadir. Kuzeyde Bizans yapi kalintisi ve kütüphane yer almaktadir. Kütüphanenin kuzeyinde ise sahne binasinda görülen kabartmalariyla ayri bir öneme sahip olan tiyatro bulunmaktadir. Sel yataginin dogusunda ise odeon ve bouleuterion yer aliyor. Sehrin nekropolü batida ufak bir yerlesme yeri olan Akharaka yolu üzerinde bulunmaktadir.
Orthosia
Aydin Ili'ne bagli Yenipazar Ilçesi, Donduran Köyü sinirlari içinde yer almaktadir. Antik Çag yazarlarindan Strabon Orthosia'dan Karia yerlesmesi olarak söz etmektedir. I.Ö. 7. yüzyilda Kimmerlerin saldirisina ugrayan kent, Lydia Krali Alyattes'in Kimmerleri yenmesi sonucu bu egemenlikten kurtulup Lydialilarin eline geçen I.Ö. 6. yüzyilda ise Ionia birligine katilir ve birçok Anadolu kenti gibi Perslerin egemenligine girer. Kentteki önemli yapilar arasinda yer alan tiyatro ve Bizans yapisi bugün de ayaktadir. Nekropol üzerinde ise iyi korunmus durumda lahitler ve oda mezarlar kaliteli isçilik göstermektedir.
Piginda
Aydin Ili'ne bagli Bozdogan Ilçesi, Çamlidere Köyü'nün yaklasik 7 km. kuzeyinde yer alan kent Byzantion'lu Stephanos'un bildirdigine göre, Karia'da yer alan küçük bir yerlesmedir. Kentle ilgili bilgilerimiz hiç arastirma yapilmamis bir yerlesim olmasi nedeniyle sinirlidir. Üç akropolden olusan kent üzerinde Hellenistik Döneme ait surlar bugün rahatlikla görülebilmektedir. Tiyatro ve olasilikla Heraion olarak adlandirabilecegimiz kutsal yapi önemlidir. Kare planli yapida ele geçen yazitdan ögrendigimize göre kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindali Zeus) kültü ve bu külte bagli Zeus Tapinagi yer almaktadir. Bu tapinagin yeri henüz saptanmis degildir. Ancak bunun Piginda da oldugu sanilmaktadir.
Pygela
Aydin Ili'ne bagli Kusadasi Ilçesi'nin kuzeyinde yer alan Pygela efsaneye göre Agamemnon'un askerleri tarafindan kurulmustur. Agamemnon'un askerlerinin bir kismi bir çesit hastaliktan dolayi burada birakilmislar ve bunlar kentin ilk halkini meydana getirmislerdir. Strabon'un bildirdigine göre Pygela'da Artemis Munykhia tapinagi bulunmaktadir. J. M. Cook, Pygela'da yaptigi arastirmalarda yerlesimin Protogeometrik Çaga kadar uzandigini saptamistir. Pygela ayni zamanda Miken seramigi bulunan merkezler arasinda gösterilmektedir. Yapilan kazilarda ortaya çikarilan Hellenistik Döneme ait surlarin disinda kente gelen ziyaretçilerin görecegi fazla yapi bulunmamaktadir.
Tralleis
Bugünkü Aydin Ili sinirlari içindedir. Efsaneye göre Argoslular ve barbar Trakyali Tralleislilerce kurulmustur. Ancak daha önceleri Karialilarca kullanilmis bir kent olmalidir. I.Ö. 334'te Iskender tarafindan alinmasindan sonra, Hellenistik kraliklar arasinda sık sık el degistirmistir. Bergama krallik çaginda ise yontuculukta zirveye ulasmis, Bergama Zeus sunaginda çalistiklari bilinen Apollonios ve Tauriskos isimli iki büyük yontu ustasini yetistirmistir. Strabon tarafindan halkinin zenginligi anlatilan kent üzerinde bugün ayakta kalan tek yapi, Aydinlilarca Üçgözler olarak adlandirilan I.S. II. yüzyilda yapilmis gymnasiona ait kalintidir. Nekropol kentin güneyinde modern Aydin'in üzerinde yer aliyor. Yapilan kazilarda ele geçen yazitlardan ve antik çag yazarlarinin anlattiklarindan, Hellenistik Dönemde Zeus Larasios tapinagi ve buna bagli Zeus Larasios kültünün varligi anlasilmaktadir. Ancak yeri bugün kesin olarak belli degildir. Bunun disinda agora, tiyatro, stadion kentin diger yapilarindandir.
Akharaka
Aydin Ili'ne bagli, Sultanhisar Ilçesi'nin ayni zamanda Nysa antik kentinin batisinda yer almaktadir. Ufak bir yerlesim olmasi nedeniyle hakkinda fazla bilgiye sahip olmadigimiz kentin adina antik kaynaklarda rastlanmaktadir. Bugün ayakta kalan yapi kalintisi yoktur.
Panionion
Aydin Ili'ne bagli, Kusadasi Ilçesi, Güzelçamli beldesi yakinlarinda yer almaktadir. Oniki Ion kenti birliginin toplanma yeri bilinmektedir. Bugün sur duvarlari ve meclis binasinin kalintilari görülebilmektedir.
Neapolis
Aydin Ili'ne bagli, Kusadasi Ilçesi, Yilanciburnu mevkiinde yer alan kent Strabon'un anlattigina göre, Samos'lular Marathesion kentine karsilik, kendilerine cografi olarak daha yakin bulunan Neapolis'i Ephesoslulardan almislardir. Antik çagda bu adla anilan birçok kent vardir. Herodotos Misir'da ve Kuzey Yunanistan'da bu adi tasiyan iki kentten bahsetmektedir. Bugün kentte ayakta kalan hiçbir yapi görülmemektedir.
Euhippe
Aydin'in merkezinde, Dalama bucaginda yer alan antik yerlesimdir. Büyük Menderes'in güney kiyisindadir. Burada bir adet yazit bulunmustur ve bu yazitta kentin adi geçer. Euhippe'de Hellenistik ve Roma Dönemlerinde para basilmistir.
Antiokheia
Aydin Ili'ne bagli, Kuyucak Ilçesi, Çiftlik Köyü'nün 500 m. dogusundadir. Çul Daginin eteklerinde ve Dandalos Çayi'nin kiyisinda Asartepe'de kurulmus bir antik kenttir. Symmaitos ve Kranos adli iki sitenin Seleukid Krali Antiokhos Soter'in (I.Ö. 281-261) zamaninda birlestirilmesiyle kuruldugundan dolayi kent onun adini tasir. Kent hakkinda Strabon'dan bilgi almaktayiz. Strabon Antiokheialilarin ülkesindeki Men tapinagindan bahseder. Strabon Antik Çagda bu kentte çok kaliteli incir üretildiginden, Diotrephes isimli ünlü filozofun yine burada yetistigini söyler.
NAZILLI BASMA FABRIKASI
Nazilli Basma Fabrikasi, Nazilli Bozdogan yolu üzerinde 65000 m² lik bir alanda kurulmustur. 25 Agustos 1935 yilinda temeli atilan ve 09 Ekim 1937 tarihinde büyük bir törenle Atatürk tarafindan hizmete açilan "ilk Türk basma fabrikasi" dir.
Cumhuriyetin en büyük eserlerinden biri olan Nazili Basma Fabrikasi'nin açilis töreni ve geçit resmini Atatürk yanindaki zevatla Fabrika Idare Binasinin balkonundan izlemistir. Açilis yapildiktan sonra ayni binada bugün "Atatürk Müzesi" olarak ayrilan odada Atatürk yanindaki zevat ve fabrika yetkilileriyle bir toplanti yapmistir. Bu toplantinin anisina toplanti masasi, koltuklar, telefon ve açilisla ilgili cam negatifler burada korunmaktadir.
Fabrika idari binasi giris kapisinin sag yanina günün anisina konulan kitabe söyledir.
"Atatürk, birinci endüstrilesme planina göre, Sümerbank'in kurdugu ilk Türk basma fabrikasini açti. 9 birinci Tesrin 1937"
BALIKESİR - ANTANDOROS (EDREMİT-ALTINOLUK) ANTİK KENTİ
Antandros (Edremit-Altınoluk) Antik Kenti
Mysia'da İda Dağı eteğinde çok eski bir şehirdir. Adramytteion'un denize bakan çıkıntısının kuzey kenarında, Alkaios'a göre bir leleg yerleşimi, Skepsis'li Demetrios'a göre bir Kilikya kuruluş; Herodot'a göre bir Pelasg yerleşimi; Thukydides'e göre bir Aiol yerleşimi. Edonis ve Kimmeris gibi yan adları da vardır. Bu adların, Aristoteles'e göre Antandros'u işgal eden kavimlerden kaynaklanması gerekmektedir. Diğer bir söylentiye göre de; buradan sonradan kovulan Andria'lılar tarafından kurulmuş olmasıdır. Antandros bölgesinde, sikkelere göre Astria'nın doğusundaki Asponeus'da , İda dağlarından elde edilen ve özellikle gemi yapımında kullanılan ağaç (Odun-Kereste) ticareti ileri düzeydeydi. Pers yönetimi sırasında Dareios tarafından ele geçirilmiştir. Pelopponnes savaşları sırasında birçok kez olayın içine çekilmiştir. Atinalılara tribut(vergi) ödemek zorunda idi. Sicilyalıların hareketi yüzünden tekrar Perslerin eline düşmüştür. Sonra Persler tarafından kovulmuşlardır. 4.yy'ın ikinci yarısınra özgür bir şehir olarak sikke basmıştır. Geç dönemlerde Titus'dan Elagabal 'a kadar sikke basmıştır. Hristiyanlık döneminde bir psikoposluk merkezi idi. H.Kiepert tarafından bugünkü Avcılar yakınında, sahile doğru, iki yüz on beş metre yükseklikteki bir dağ üzerinde lokalize edilmektedir. Burada bulunmuş bir yazıt yayınlanmıştır.
BARTIN ÖREN YERLERİ
Antik Tiyatro: Roma dönemine aittir. Amasrada Aya Yorgi Tepesinin güney yamacındadır. Sahne binası ve oturma sıralarının bulunduğu bölümler tahrip olmuştur. Halen mezarlık olarak kullanılmakta olup, sadece giriş kapısına ait kalıntılar görülebilmektedir.
Roma Dönemi Kalıntıları: Halk arasında Bedesten olarak adlandırılan kalıntılar Amasraya yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. Roma dönemine aittir. Büyük bir yapıttır. Kalıntıların, gymnasion veya Roma hamamı olabileceği de tartışılmaktadır. Geç dönemde ticari amaçlarla da kullanıldığı ve Bedesten adını da buradan aldığı sanılmaktadır.
Akropol: Amasrada Bedestenin güneybatısındadır. Surlardan çok az bir kısmı ayaktadır. Burada bulunan bazı sütunlar Amasra Müzesinde sergilenmektedir.
BURDUR ÖREN YERLERİ
Örenyerleri
Sagalossos Örenyeri - Ağlasun İlçesi Kremna Örenyeri - Bucak/Çamlık Köyü Keraitae Örenyeri - Bucak/Belören Milias Örenyeri - Bucak/Kocaaliler Sia Örenyeri - Bucak/Karaot Kodrula Örenyeri - Bucak/Kestel Bubon Örenyeri - Gölhisar Kibyra Örenyeri - Gölhisar Mallos Örenyeri - Merkez/Karacaören Olbasa Örenyeri - Kemer/Belenli Kormasa Örenyeri - Merkez/Çallıca Takina Örenyeri - Yeşilova Lisinia Örenyeri - Merkez/Karakent Köyü Hacılar Höyükleri - Merkez Hacılar Köyü Kurçay Höyük - Merkez/Kuruçay Köyü Yassıgüme Höyüğü - Merkez/Yassıgüme Köyü Gölde Höyüğü - Merkez/Gölde Köyü Yarköy Höyüğü - Merkez/Yarıköy/Soğanlı Aziziye Höyük - Merkez/Aziziye Eğneş Höyüğü - Merkez/Çallıca Höyücek Höyük - Bucak Merkez Tepecik Höyük - Bucak Merkez İncirdere Höyük - Bucak Merkez Karaaliler - Bucak Merkez Ürkütlü Höyüğü - Bucak Ürkütlü Uğurlu Höyük - Bucak Uğurlu Köyü Çavdır Höyük - Çavdır/Merkez Höyükköy - Tefenni/Merkez Beyköy Höyük - Tefenni/Beyköy Karamusa Höyük - Tefenni/Karamusa Dereköy Höyük I-II - Yeşilova/Dereköy Gebren Höyük - Çaltepe Köyü Genceli Höyük - Yeşilova/Genceli Yazı Höyük - Yeşilova/Büyükyaka Hancarlı Höyük - Yeşilova/Karaatlı Bademli Höyük - Karamanlı/Bademli Büdemli Tümülüsleri - Karamanlı/Bademli Harmankaya Tüm. I-III - Karamanlı/Bademli Düğer Tüm. I-IV - Merkez/Düğer Hacılar Tümülüsü - Merkez/Hacılar Yuvalak Tümülüs - Tefenni/Yuvalak Kayadibi I-II - Yeşilova/Kayadibi Karaatlı Tümülüsü - Yeşilova/Kayadibi Topraktepe Tümülüsü - Gölhisar/Uylupınar Salda Gölü - Yeşilova Düğer Küçük Ada - Merkez/Düğer Düğer Böcülü Tepe - Merkez/Düğer Balbura Örenyeri - Altınyayla Yarışlı Höyük - Yeşilova - Yarışlı Köyü Karaçağıl Tümülüsü - Çacdır - Kayacık Asartepe Örenyeri - Ağlasun/Hisarköy Örtülü Antikkent - Burdur/Merkez Uylupınar Nekropolü - Gölhisar/Uylupınar İnsuyu Mağarası - Burdur/Çineovası Ulu Camii ve Saat Kulesi - Burdur/Merkez İstasyon Höyük - Burdur/Merkez Sandarium Antikkenti - Ağlasun Merkez Yalakasar Antikkenti - Ağlasun Merkez Kaletepe Göz. Kulesi - Merkez Apollon Perminun - Buca Karain Mağarası - Ağlasun Günalan Nekropol - Burdur/Günalan Köyü Antik Kale - Ağlasun Asartepe - Bucak/Kızılkaya Yanıktaş Kaya Kap. - Bucak Döşeme Tümüşüs - Ağlasın Merkez Büyük ve Küçük Höyük - Yeşilova Çeltikçi Höyük - Çeltikçi Çerpiş Höyük
Antik Kentler
Sagalassos: Burdur'a 30 km. Ağlasun 7 km. uzaklıktadır. Bugün kalıntıları hala ayakta olan ve Belçikalı bir ekiptarafından kazısı yapılan antik şehir, M.S II. yy.da en parlak dönemini yaşamıştır.
Cremna: Burdur'a 45 km. uzaklıkta bulunan Bucak ilçesinin 25 km. doğusundaki Çamlık Köyü'ndedir. En parlak dönemini M.S. II yy.da yaşayan Cremna Antik Kenti bir Psidya şehridir. Roma Çağı'na ait eserler hala ayaktadır. Akropol (yukarı şehir) kısmında forum (meydan), bazilika (mahkeme salonu) kilise Elsodra (Kemerli yapısı) ve kütüphane yapısı vardır. Bu binada yapılan kazılar sonunda içinden 9 adet mermer tanrı heykeli ortaya çıkarılmıştır. Bunlar Burdur Müzesinde sergilenmektedir.
Cibyra: İl merkezine 108 km. uzaklıkta bulunan Gölhisar ilçesinin batısında bulunan üç tepe kurulu olan Cibyra Antik kenti Oineanda Balbura, Bubon (İbecik) antik şehirlerinin birleşerek meydana getirdikleri Tedropolis'in başkentidir. Cibyra'da ayakta kalan başlıca yapılar; stadyum, aşağı ve yukarı agora, Belediye meclis salonu, tiyatro, mezarlılar ve anıtsal su yoludur.
Kuruçay Höyüğü: Burdura 15 km. uzaklıkta Kuruçay köyü sınırları içinde prehistorik bir höyüktür.
ÇANAKKALE - TROIA ÖREN YERİ
Troia Örenyeri
İzmirli ünlü ozan Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarının anayurdu, binlerce yıllık geçmişi olan Troas ve Troia kenti, Çanakkale İli, Tevfikiye Köyü yakınlarındadır. Burası, günümüzde Hisarlık adıyla bilinmektedir.
İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu yerleşme, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır. Kent tarih boyunca 9 kez yıkılıp yeniden kurulmuştur. Günümüzden yaklaşık beşbin yıl önce kurulduğu düşünülen kent, yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.
İlyada destanında anlatılanlardan yola çıkarak Homeros'un Troia'sını bulma girişimi, ilk kez 1868'de Heinrich Schliemann tarafından başlatılmıştır.
Schliemann, Troia Kralı Priamos'un hazinesini bulmak amacıyla Hisarlık Höyüğü'nün ortasında 40 m. genişliğinde 17 m. derinliğinde bir yarma açıp, ana kayaya kadar inmiştir; ancak bu çalışma sırasında birçok tabakanın tahribine neden olmuştur. Bugün buraya "Schliemann Yarması" denmektedir. Aralıklı olarak yapılan kazılar 7 uzun kampanya halinde 1890 yılına kadar devam etmiş, 1893-94 yıllarındaki kazıları Wilhelm Dörpfeld yönetmiştir. 1932-38 yılları arasındaki çalışmaları ise Cintinati Üniversitesinden Carl Blegen başkanlığındaki ekip yürütmüştür.
Tam elli yıllık bir aradan sonra kazı çalışmaları 1988 yılından itibaren Tübingen Üniversitesinden Prof. Dr. Manfred Korfmann başkanlığında, çok sayıda arkeologtan oluşan uluslar arası bir ekip tarafından yürütülmektedir. Jeofizik ve topografik çalışmaların yanı sıra restorasyon çalışmaları da yapılmaktadır.
Avrupa tarihi ve edebiyatı için büyük önem taşıyan Troia Bölgesi, 1996 yılında sorumlu bakanlıkların onayı ile "Tarihî - Millî Park" ilan edilmiş ve Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır.
Yaptığı kazılarla Troia kentini efsaneden gerçeğe dönüştüren ve onu bütün dünyaya tanıtarak büyük bir ün kazanmış olan Schliemann, ilk kazılarda bulduğu eserleri Anadolu'nun dışına çıkarmakla kendi saygınlığına gölge düşürmüştür.
Schliemann, "Priamos'un Hazinesi" olarak tanımladığı bu toplu buluntuyu büyük bir gizlilik içinde 1873 tarihinde Atina'ya ulaştırdıktan sonra kendisi de Troia'dan ayrılmıştır. Eserleri önce Yunanistan, İtalya, İngiltere gibi ülkelere vermeyi düşünmüş, ancak sonra bu düşüncesinden vazgeçmiş ve eseleri Almanya'nın Berlin kentine götürmüştür. 1940 yılına kadar Museum Für Vor-Und Frühgeschichte'de sergilenen eserler, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortadan kaybolmuş ve 1993 yılına kadar bunların nerede oldukları anlaşılamamıştır.
Bunların diğer sanat eserleri ile birlikte savaş ganimeti olarak Rusya'ya götürüldüğü konusundaki tüm yazılı iddialara sessiz kalan Rusya, 1993'te sessizliğini bozmuş ve Kültür Bakanı Siderov Troia hazinesinin kendi ülkesinde olduğunu itiraf etmiştir.
Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Troia kentine ait bu buluntular, çok uzun zaman önce Anadolu'dan kaçırılmıştır. Oysa Unesco'nun "Her eski eser kendi yerinde kalmalıdır" ilkesi uyarınca, Troia Hazinesine ait eserler de bulunduğu yer olan Türkiye'de, Çanakkale'de olmalıdır.
Tüm dünyanın ortak mirası olarak değerlendirdiğimiz zengin kültür hazinemizin yurt dışında da tanıtılması, Avrupa kültürünün en güçlü kökünün Anadolu'da olduğu gerçeğinin bir kez daha vurgulanması amacıyla, Türkiye ve Almanya kültürel ve bilimsel işbirliğinin bir ürünü olarak "Troia-Düşler ve Gerçek" adı altında bir sergi düzenlenmiştir.
17 Mart 2001 günü iki ülke Cumhurbaşkanları tarafından Stuttgart'ta açılışı gerçekleştirilen sergiyi 17 Haziran 2001 tarihine kadar 240.000 kişi ziyaret etmiş, 14 Temmuz - 14 Ekim 2001 tarihlerinde Braunschweig'ta da sergilenmesi sonucu, ziyaretçi sayısı 550.883'e ulaşmıştır.
"Troia : Düşler ve Gerçek" sergisinin son teşhir mekanı olan Bonn'da açılışı, 15 Kasım 2001 günü T.C. Kültür Bakanı M. İstemihan Talay ile Federal Almanya Devlet Bakanı Prof. Dr. Julian Nida Rümelin tarafından gerçekleştirilmiştir. Sergi, Nisan 2002 tarihine kadar Bonn Federal Sergi Sarayı'nda ziyarete açık olacaktır.
Bu sergi için Türkiye'deki 12 müzeden büyük bir titizlikle seçilen eserler Almanya'ya gönderilmiştir. Çanakkale, İstanbul Arkeoloji, Adana, Gaziantep, Denizli, Eskişehir, Afrodisias, Ankara Anadolu Medeniyetleri, Bursa, Topkapı Sarayı, Antalya ve Samsun Müzeleri'ne ait toplam 550 eserin yer aldığı sergide, Troia kazısının logosu olmuş bronz mühür ile Tanrıça heykelciği ilk kez yurt dışında sergilenmektedir. Ayrıca İ.Ö. 5. yüzyıldan başlayarak, eğitimde bir çeşit kutsal kitap gibi benimsenmiş Troia kentinin destanı İlyada da bu sergide yer almaktadır.
"Troia: Düşler ve Gerçek" sergisinde Türkiye'nin yanı sıra Belçika, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Gürcistan, İtalya, Yugoslavya, Avusturya, İsviçre, İspanya, Vatikan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Almanya'dan da eserler bulunmaktadır
ÇORUM ÖREN YERLERİ
Alacahöyük Örenyeri
Alacahöyük, Çorum'un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi'nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy'e 34, Ankara'ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.
Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren höyük Orta Anadolu'yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861 yılında ise G. Perrot Anadolu gezisi sırasında höyüğe gelmiş ve kapının sağ ve solundaki dört köşe kulenin planı ile orthostatlardan birini açığa çıkarmışır. Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların hitit dönemine ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi olmuştur.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binin ikinci yarısı,
Yüksekliği 34 cm. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Anadolu'nun tarihi coğrafyasında emeği büyük olan W. Ramsey de Wilson ile birlikte 1881 yılında höyüğü inceleyerek birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere eklemişlerdir. 1893 yılında ise E. Chantre Anadolu'ya geldiğinde ilk olarak höyüğe gelmiş ve o da sfenkslerin arasındaki dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı ve kapının sövelerini ortaya çıkarmıştır. Kabartmaların mülajını alan Chantre, kabartmaların konularına bakarak, Perrot gibi burasının bir saraydan ziyade mabet kapısı olabileceğini ileri sürmüştür. Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı olduğu görüşünü Ramsey'in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir.
Daha sonra 1906 yılından beri Boğazköy'de çalışan H. Winckler, Makridi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey'in teklifi üzerine Höyük'te araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 1907 yılında Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapmış, bu çalışma sonucunda kapı önünde birkaç yeni orthostat daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi) görerek bunu Boğazköy'deki poternle karşılaştırmıştır.
Höyük'te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.
Törensel Sembol
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 24 cm. Dövme ve dökme tekniğiyle yapılmıştır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Yapılan araştırma ve kazılar sonucunda Alacahöyük'ün Kalkolitik Çağdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;
Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000 ana toprak üzerine 15-9 tabakada,
Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 8-5 tabakada,
Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200 4-2 tabakada,
Frig Çağı : M.Ö. 750'den itibaren 1. tabakada yer almaktadır.
Höyük'te Kalkolitik Dönemde gerçekleştirilen ilk iskân kuzey kısımları tepeciklerle korunan ve su seviyesinden yüksek bir konumda güneye bakan bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş olup, bu yerleşme küçük bir köy durumundan ileriye gidememiştir. Bu dönemde mimari, taş temel ve kerpiçle örülen duvara dayanıyordu; çatı saz ve kamışla örtülerek, üzeri düz dam toprakla sıkıştırılıyordu.
Geyik Heykeli
Tunç, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 52.5 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Kalkolitik Dönemi takip eden ve 4 yapı katı ile temsil edilen Eski Tunç Çağı Alacahöyük'te 13 kral mezarı ile önem kazanmıştır. 5. ve 7. kata ait olduğu ileri sürülen mezarlar şehrin özel bir alanında yer almaktadır. Bunlar biçimleri bakımından Anadolu'nun ve hatta Önasya'nın eşsiz mezar örnekleri olarak nitelenebilir. Mezarlar yetişkin erkek ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir. Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye de rastlanmamıştır. Orta Anadolu'daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük'te hem mezarların hem de ölülerin istikametinde bir birlik vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya'da bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bunların arasında bugüne kadar benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler de vardır. Eski Tunç Çağında Alacahöyük'ün mimari sistemi, Anadolu'nun özgün yapı tekniğine dayanmaktadır; bu tekniğe göre yapılan taş temelli, kerpiç duvarlı, düz tavanlı, sıvalı taban ve toprak çatılıdır.
Alacahöyük'ün şu an görülebilir kısmını oluşturan Hitit tabakaları üç yapı katından oluşmaktadır. Bu dönemde, 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün kenarında bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma sistemi üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli kapı, diğeri höyüğün batısındaki kapıdır.
Kadeh
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 13.9 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Höyük'te olası şehrin dinsel kapısını oluşturan güneydoğudaki sfenksli kapıda, iki sfenks yer almaktadır. İki metreden yüksek olan ve monolit taş lentoları üzerine yontulmuş olan sfenks protomlarında başlar dikkati çekmektedir. Dışarı taşkın şişkin gövdeli sfenksler ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı kartal bulunmaktadır.
Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin altında bulunan kabartmalar alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, ayrıntılar plastik olarak verilmiştir. Batı kulesi orthostatlarının hemen hemen hepsi tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda altta kült-libasyon konularının ve üst sırada ise av sahnelerinin betimlendiği görülmektedir. Fırtına tanrısı onuruna kutlanan ve Hitit dini metinlerinden de bilinen bayram törenlerinde başrahip ve rahibesi olan kral ve kraliçe burada boğa karşısında dua pozisyonunda gösterilmiş, bunu izleyen kabartmalarda ise törenin diğer bölümleri betimlenmiştir. Doğu kulesindeki kabartmalarda oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer almaktadır; bunlar kült törenlerinin devam ettiğini göstermektedirler.
Gaga Ağızlı Kap
Altın, Eski Tunç Çağı, M.Ö. 3. Binyılın ikinci yarısı,
Yüksekliği 14.3 cm, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Sfenksli kapıdan içeri girip, giriş kompleksini geçtikten sonra sağ tarafta "Mabet-Saray" olarak adlandırılan büyük bir Hitit yapısının temelleri görülmektedir. Bu yapı, çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden oluşmaktadır.
Boğazköy Örenyeri
Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri, Çorum İli'nin 82 km. güneybatısında yer almakta olup Ankara'ya uzaklığı ise 208 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Ãehir kuzeye doğru açık olup kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir.
Hattuşaş örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk kez bir bağ kuran kişi Sayce'tır. Bu zamana kadar Hitit'lerin merkezinin Suriye olduğu sanılmaktaydı. 1882'de Carl Human, Otto Puchstein ile Boğazköy'e birlikte gelmiş ve ilk kez toplu bir plan çalışması yapmıştır. Halen Pergamon Müzesinde bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkarmışlardır. E. Chantre ilk test kazısını 1893-1894'te gerçekleştirmiş, 1905 yılında ise Makridi ve H. Winckler Boğazköy'ü gezmişler ve 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürütmüşlerdir. 1932 yılında ise Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Kurt Bittel tarafından başlanılan sistemli kazılara II. Dünya savaşı sırasında bir süre ara verildikten sonra, yeniden başlanmış ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülmüştür. 1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr. Jurgen Seeher üstlenmiştir.
Boğazköy (Hattuşaş) örenyerinde M.Ö. III. binden itibaren yerleşim görülmektedir. Bu dönemdeki küçük ve müstahkem yerleşmenin Büyükkale ve çevresinde olduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Ãehir'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülmektedir ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmıştır.
Boğazköy (Hattuşaş) Sfenski
Kalker, M.Ö. 14-13. Yüzyıl, Yüksekliği 2.58 m, Boğazköy güney kapısının say yanındaki sfenks olup Almanya'da Berlin Müzesin'nde sergilenmektedir.
Hattuşaş'taki ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona ermiştir; bu yangının sorumlusu Kuşşara kralı Anitta olmalıdır. Belgelere göre hemen bu tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden yerleşime açılan Hattuşaş 1600'lerde Hitit devletinin başkenti olmuştur; kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli olan I. Hattuşili'dir.
Hattuşaş başkent olduktan sonra şehrin gelişmesinin en uç noktasında anıtsal bir yapılaşmayla karşılaşılmaktadır; 2 km. genişliğindeki şehir saray, tapınak ve mahalleleriyle M.Ö 13. yüzyıldaki haline kavuşmuştur. Hattuşaş'ın ikinci gelişme döneminde imparatorluğun son yıllarında hem içte hem de dışta üç önemli Hitit kralı etkin olmuştur. Bunlar III. Hattuşili, oğlu IV. Tudhalia ve onun oğlu II. Ãuppiluliuma'dır. II. Ãuppiluliuma'nın son dönemlerinde (M.Ö. 1190) ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar nedeniyle yıkılan Hitit devletinden sonra Boğazköy 4 yüzyıl boyunca terk edilmiştir. Daha sonra buraya Frigyalılar (M.Ö. 8. yy. ortaları) yerleşmiştir. Hellenistik ve Roma Döneminde (M.Ö. 3. - M.S. 3. yy.) Hattuşaş küçük surla çevrili bir beylik merkezi, Bizans Döneminde ise bir köy durumundadır.
Boğa Ritonları
Pişmiş topraktan törensel içki kapları, Eski Hitit Dönemi,
M.Ö. 16. yüzyıl, Yükseklikleri 90 cm.,
Fırtına tanrısının iki boğasını simgelemektedir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Hattuşaş'ın "Yukarı Ãehir" olarak bilinen kesimi 1 km² den daha büyük bir yüzölçüme sahip, eğimli bir arazidir. Bu alan M.Ö. 13. yüzyılda Geç İmparatorluk Çağında şehrin gelişmesine sahne olmuştur. Yukarı Ãehir'in geniş bir bölümü yalnızca tapınak ve kutsal alanlardan oluşmaktadır. Yukarı Ãehir geniş bir kavis halinde onu güneyden çeviren bir surla donatılmış olup, sur üzerinde 5 kapı mevcuttur. Ãehir surunun en güney ucunda ve kentin en yüksek noktasında bastion ile sfenksli kapı yer almaktadır. Diğer dört kapıdan güney surunun doğu ve batı ucunda karşılıklı Kral Kapısı ve Aslanlı Kapı yer almaktadır.
Yukarı Ãehir'de görülen yapılaşma üç evrelidir. Birinci evre ilk surların inşaatı ile çağdaştır. İkinci evre, surlarda görülen ilk tahribattan sonraki yeniden yapım ve tapınak kentinin son biçimini almış olması ile belli olan evredir. Son evrede ise mevcut yapılarda görülen tadilat ve tamiratlar dışında dinsel amaçlar dışında bir yeni yapılaşma başlamıştır. Yukarı Ãehir'de "Mabedler Mahallesi" olarak bilinen alan sfenksli kapıdan; Nişantepe ve Sarıkale'ye kadar uzanır. Bu alanda çeşitli evrelere ait bir çok tapınak açığa çıkarılmıştır. Tapınak planlarının genel karakteri, bir orta avludan girilen ve birer dar ön mekân ile derin ana mekânlardan oluşan kült odaları grubunun yapıyı biçimlendirmesidir.
Tapınaklarda ele geçen malzemeler beş gruba ayrılmaktadır.
1- Seramikler,
2- Aletler,
3- Silahlar,
4- Kült objeleri,
5- Yazılı belgeler.
Yukarı Ãehir'in girişinde, Büyükkale'nin hemen önünde yer alan Nişantepe ve Güneykale'de Hitit sonrası yapılaşmalar dikkat çekicidir ve bu M.Ö. 7-6. yüzyıla tarihlenen Frig yerleşmesidir. Hitit Döneminde bu alan topoğrafyaya göre üç bölümde incelenir:
Büyükkale'nin güneyindeki geçit (viaduct), Yukarı Ãehir'e giden yolun iki tarafında ve Nişantepe'nin kuzeyinde önceden yerleşilen plato ile Güneykale'nin yerleşim alanı.
Kadeş antlaşması Çivi Yazılı Tablet
Pişmiş toprak, M.Ö. 13. yüzyıl, 13.8x17.6x5.1 cm. ve
9.2x4x2.7 cm., Hitit Kralı 3. Hattuşili ile Mısır Firavunu 2. Ramses arasında M.Ö. 1280-1269 yılları arasında yapılan dünyanın ilk yazılı antlaşmasından iki parça. İstanbul Arkeoloji Müzesi
Kuzey ve güney binası dışında önemli bir yapı da Batı Binası ve Saray Arşividir. Büyük bir yangınla tahrip olmuş binanın yamaçta iki bodrum katı olduğu düşünülmektedir. Bu iki bodrum katında yaklaşık 3300 adet bulla ve 30 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bullaların 2/3'ü büyük kral mühürleri taşımakta ve kronolojik listeye göre I. Ãuppiluliuma'dan Hattuşaş'ın son kralı ve onun torunu II. Ãuppiluliuma'ya kadar kralları temsil etmektedir. Kral mühürleri yanında kraliçe mühürleri de açığa çıkarılmıştır.
Güneykale'deki yapılaşma ise II. Ãuppiluliuma tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu alanda geniş bir gölet ile üç ayrı noktasında üç yapı mevcuttur. Oda 1 ve 2 olarak adlandırılan ve ayakta duran iki yapıdan oda 2, göletin kuzey köşesinin batısında yer alır. Tek mekânlı olan bu oda içe doğru daralarak küçülen parabol biçimli bir kubbeye sahiptir. Oda 1'de ise in situ olarak az kalıntı ele geçmiştir. Oda 2'nin duvarlarının üçü de kabartmalarla bezelidir. Karşı duvardaki ana tasvirde sola dönmüş, uzun elbiseli bir figür vardır. Yuvarlak başlığı üstünde kanatlı bir güneş kursu bulunmakta, sol elinde litus, sağ elinde ise ankh motifini tutmaktadır. Doğu duvarında Ãuppiluliuma'ya ait kabartma vardır. Karşısındaki batı duvarında ise hiyeroglif kitabe yer almaktadır.
Boğazköy - Hattuşaş Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı
Hattuşaş kalıntılarına 2 km. uzaklıktadır. Resimde anıt üzerinde kabartma tanrıların yürüyüşü sahnesi görülmektedir.
Hattuşaş örenyerinde Büyükkale'de yapılan kazılar M.Ö. 13.-14. yüzyılda Hitit krallarının saray yapılarını ve bunları koruyan sur sisteminin özelliklerini gün ışığına çıkarmıştır. Giriş kapısı güneybatıda olan kalenin surları, sandık duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.
Büyükkale'de bir bütün halinde saray yapısı görülmez, kazılar sonucunda ortaya çıkan farklı boyutta ve türdeki yapılar, büyük iç mekânlar, avlular ve direkli galeriler yoluyla birbirine bağlanarak kale içindeki bütünü oluştururlar. Kalede arşiv odaları, depo odaları, büyük kabul salonu, su kültü ile ilgili bina ve kutsal mekânlar yer almaktadır. Hitit sonrasında ise kalede Frig yapı kalıntılarına rastlanmıştır.
Boğazköy'de en önemli mimari alanlardan birisi de Büyük Mabet'tir. (1 No.lu Mabet) Hattuşaş'ta kuzey şehrin merkezini oluşturan Büyük Mabet, Hati'nin Fırtına Tanrısı ve Arinna Ãehri Güneş tanrıçasının evi olarak yapılmıştır. Tapınak iki aditonlu olup, tapınağın çevresinde kaldırım taşlı yollar, meydanlar ve bunların arkasında bu yollara açılan dört yönde depo odaları yer almaktadır. Büyük Mabet, Aşağı Ãehir mahallelerinden bir temonos duvarı ile ayrılmaktadır. Taş bir teras üzerine kurulan Büyük Mabet'in, kutsal bir merkez olduğu kadar, ekonomik bir merkez olarak da kullanıldığı magasinlerde açığa çıkarılan büyük küplerden anlaşılmıştır. Yine mabedin doğu magasinlerinde tabletlerin bulunması burada bir arşivin olduğunu da ortaya koymuştur.
Büyük Mabetin etrafı ikinci derecede önem taşıyan yapılarla çevrilmiştir. Bunlardan en önemlisi yamaç evidir. Büyüklüğü, planı ve çok katlı oluşuyla dikkat çekmektedir.
Yazılıkaya Tapınağı
Hattuşaş örenyerinin 2 km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı, önünde Hitit mimari özelliklerinin yansıtıldığı iki kaya odadan oluşmaktadır.
Yazılıkaya Tapınağı'nın kayalığa yapılmış olan bu odaları "Büyük Galeri" (A odası) ve "Küçük Galeri" (B Odası) adıyla anılmaktadır.
Büyük Galeri'nin (A odası) batı duvarı tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezeli olup her iki duvardaki figürler, doğu ve batı duvarlarının kuzey duvarı ile birleştiği ana sahnenin yer aldığı kısma doğru yönelmektedir. Tanrıların genel olarak sivri bir külâhı, belden kuşaklı kısa bir elbisesi, kalkık burunlu papuçları ile küpeleri vardır. Çoğu zaman kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar. Tanrıçaların hepsi uzun bir etek giyer, başlarında silindir biçimli bir başlık vardır. Doğu ve batı duvarının birleştiği kuzey duvarında, ana sahneyi oluşturan baş tanrılar yer almaktadır. Burada dağ tanrıları üzerinde duran Hava tanrısı Teşup ve karısı tanrıça Hepatu ile arkasında oğulları Ãarruma ve çift başlı kartal yer almaktadır. Kral IV. Tuthalia'nın kabartması ise doğu duvarda yer almakta olup, galerinin en büyük kabartmasıdır.
Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeri'yi (B odası) girişin iki yanında bulunan aslan başlı, insan gövdeli kanatlı cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru sıralanan oniki tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Ãarruma ve himayesindeki kral IV. Tuthalia yer almaktadır. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar dışında kayaya oyulmuş üç adet niş bulunmakta olup, bu nişlere bir takım hediyelerin veya Hitit kral ailesinin ölü küllerinin saklandığı kapların konulduğu düşünülmektedir.
Ortaköy Örenyeri
Ortaköy, Çorum İli'nin 53 km. güneydoğusunda, Alaca Ovası'nın kuzeydoğusunda, Göynücek, Zile ve Amasya Ovalarının birleştiği boğaz üzerindedir. Ortaköy örenyeri ilçenin 2.5 km. güneybatısında bulunan Tepelerarası ve Ağılönü mevkiinde yer almaktadır.
Ortaköy örenyerindeki kazı çalışmalarına 1990 yılında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nce başlanmış olup çalışmalara 1991 yılında da devam edilmiştir. 1992 yılından sonra Prof. Dr. Aygül Süel'in başkanlığını üstlendiği kazı çalışmalarına aynı ekiple devam edilmektedir.
Bölge coğrafi açıdan önemli ve tarıma elverişli oluşu nedeniyle ilk çağlardan günümüze kadar devamlı iskâna sahne olmuştur. Bugüne kadar sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda, Hitit İmparatorluk Dönemine tarihlendirilen büyük boy taşlardan yapılmış mabet-saray kompleksi ile bu binanın 150 m. güneydoğusunda yine aynı teknikle yapılmış üzeri kerpiç örgülü depo odaları olarak tanımlanan ikinci mekân çıkarılmıştır. Hitit İmparatorluk dönemi binaları içinde Roma Dönemine ait taş sanduka mezarlara da rastlanmıştır; bu mezarlarda değişik gömülerin bulunduğu görülmektedir.
Kazı çalışmaları sonucunda anıtsal mabet-saray kompleksi içinde Hitit tarihine ve kültürüne ışık tutacağı düşünülen 3000'i aşkın çivi yazılı belge bulunmuştur. Çorum Müzesi'nde korunan, dini ve siyasi konuları içerdiği bilinen ve bir çoğunun da mektup olduğu anlaşılan tabletler dışında, çeşitli formalarda seramikler, metal aletler, üçgen objeler, obsidiyenden yapılmış süs eşyaları ve mühür baskılarıda ortaya çıkarılmıştır.
Ortaköy örenyerinde elde edilen çivi yazılı belgelere bakarak Ortaköy örenyerinin Hitit Dönemindeki adının Ãapinuva olduğu ileri sürülmüştür.
Pazarlı Örenyeri
Alaca'nın 30 km. kuzeyindeki Çikhasan Köyü'nde bulunan Pazarlı örenyeri, 1937-38 yıllarında Türk Tarih Kurumu adına Dr. Hamit Zübeyr Koşay ve Mahmut Akok tarafından araştırılmış olup yapılan kazılar sonucunda burasının; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig ve Klasik Çağlarda iskân edildiği saptanmıştır. Pazarlı'nın en önemli devrini Frig katı temsil etmektedir. Yapılan kazılar sonucu Frig Dönemine ait kale kalıntısı ile kale taş temelli, kerpiç duvarlı, iki katlı binalarda cephe süslemesi olarak kabartma levhalar kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu dönem levhalarında yürüyen savaşçılar, aslan-boğa mücadelesi, kentaur, grifon bezemeli hayat ağacına tırmanan dağ keçileri tasvir edilmiştir. Bu terracottalar (pişmiş toprak levhalar) Anadolu arkeolojisinin M.Ö. 7.-6. yüzyıla ait en güzel örnekleri arasında yer almaktadır.
Pazarlı'nın Frig Dönemi yerleşim alanı ve bu alanı çevreleyen kalenin bir maketi ile yine buradan çıkan seramik ve diğer buluntular Çorum ve Alacahöyük Müzelerinde, pişmiş topraktan yapılmış çok renkli levhalar ise Çorum Müzesi ile Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki Frig seksiyonlarında sergilenmektedir.
Eskiyapar Örenyeri
Alaca İlçesi'nin 5 km. batısında, Alaca-Sungurlu yolu üzerinde, Boğazköy'ün 25 km. kuzeydoğusunda, Alacahöyük'ün ise 20 km. güneydoğusunda yer almaktadır.
Eskiyapar'da ilk kazı çalışmalarına Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi adına Raci Temizer başkanlığında 1968 yılında başlanmış olup çalışmalar 1983 yılına kadar devam etmiştir. Bu yıldan sonra kazı çalışmaları bir süre durdurulmuştur. 1989-1991 yılları arasında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nün denetiminde çalışmalara yeniden başlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda höyükte kesintisiz bir iskânın varlığı tespit edilmiştir. Höyükte Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve iki safhalı Hellenistik Dönemin izlerine rastlanmıştır.
Höyüğün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk Çağı şehir surunun temelleri bulunmuştur. Dikdörtgen planlı, avluları taş döşeli bu binalar Boğazköy ve Alacahöyük'tekilerden farksız olarak, Hitit üslubuna uygun olarak inşa edilmiştir. Höyüğün güneydoğu kesiminde Eski Hitit Döneminden kalma mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda pişmiş toprak eserler çıkarılmıştır. Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.
Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan Eski Tunç Çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda, bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanmıştır. Gümüş vazolar, Suriye şişesi, gümüş merasim baltası, değişik tiplerde altın iğne, boncuk, küpe ve bileziklerden oluşan define, bir taraftan Alacahöyük, Kültepe, diğer taraftan Troya, Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzerlik göstermektedir. Bu buluntular halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.
Yörüklü (Hüseyindede Tepesi)
Çorum İli, Sungurlu İlçesi, Yörüklü Kasabası, Hüseyindede Tepesi olarak adlandırılan mevkide kaçak kazılar sonucu tahrip edilen alanın Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Protohistorya ve Önasya Arkeoloji Anabilim dalı öğretim üyeleri Yard. Doç. Dr. Tunç Sipahi ve Yard. Doç. Dr. Tayfun Yıldırım tarafından görülmesi üzerine Çorum Müdürlüğü'nce 1997 yılında kısa süreli bir kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir.
Yapılan bu çalışma sonucunda Eski Hitit Dönemine ait bir odada aynı döneme ait kabartmalı iki ayrı vazo parçasına rastlanmıştır. Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin İnandık vazosu tipinde olduğu anlaşılmıştır. Diğerinin ise Hitit dini törenleriyle ilgili bir tasvir bandı olduğu tespit edilmiştir. Bu tasvir bandı üzerindeki en önemli sahneyi ise Boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır. İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bandı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır. Tasvir bantlarında yine Hitit dini törenleri anlatılmaktadır. Kazı sonucunda bu kabartmalı vazoların yanı sıra Eski Hitit Dönemine ait olan matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir
- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- Başarım Puanı
- 400
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 19 Gün
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
DENİZLİ ÖREN YERLERİ
DENİZLİ
PAMUKKALE TRAVERTENLERİ
Traverten sözcüğü, İtalya'da geniş traverten çökellerinin bulunduğu Tivoli'nin, Roma zamanındaki adı olan "Tivertino"dan gelmektedir. Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır.
Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir.
Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C° arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölge potansiyeli içinde yer alan bir ünitedir. Kaynak, antik devirlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m. uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70 m.lik kısmı çökelmenin olduğu traverten katmanlarına dökülmekte ve ortalama 240-300 m. yol katetmektedir.
Katmanlı havuzcuklarda ve katkat seddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halindedir. Zaman içinde sertleşmekte ve "traverten" olmaktadır. Ancak ziyaretçiler tarafından katmanlar üzerinde gezilmesi ve oynanması, henüz yumuşak haldeki kalsiyum karbonatların ezilmesine, dağılmasına ve çökelme dengesinin bozulmasına sebep olmaktadır.
KARAHAYIT KIRMIZISU
Kırmızısu; Akköy İlçesi, Karahayıt Kasabası içindedir. Pamukkalenin yaklaşık 5 km. kuzeyindedir.
Kırmızısu travertenleri 60 derece sıcaklıkta çıkan termalsu çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşturmaktadır.
Yakın zamana kadar daha çok iç turizme hizmet veren Karahayıt kaplıcaları artan konaklama tesisleri ile önem kazanmış ve Pamukkale'den sonra turizmdeki yerini almıştır.
Karahayıt kırmızısu travertenleri yaklaşık 500 m² lik bir alandadır. Doğal güzelliği bakımından ilin görülmeye değer önemli turizm beldelerinden birisidir.
LAODİKEİA
Denizli İli'nin 6 km. kuzeyinde yer alan antik Laodikeia kenti coğrafi bakımdan çok uygun bir noktada ve Lykos ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok "Lykos'un kıyısındaki Laodikeia" şeklinde geçmektedir. Tarihçi Plinius'a göre Laodikeia, önceleri Diospolis "Zeus'un şehri", daha sonraları da Rhoas adını taşıyan bir köyün yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir. Diospolis adı, buradaki Zeus kültüne verilen önemin bir simgesidir. Rhoas adı ise, yerli Anadolu dillerinden birine ait olabilir.
Diğer antik kaynaklara göre ise, kent İ.Ö. 263-261 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve şehre Antiokhos'un karısı Laodike'nin adı verilmiştir.
Laodikeia, İ.Ö.1. yüzyılda, Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Ãehirdeki büyük sanat eserleri bu döneme ait olduğu gibi, yine bu yüzyılda burada düzenlenen gladyatör döğüşleri şehre ayrı bir önem kazandırmıştır. Romalılar Laodikeia'ya özel bir önem vermişlerdir. Ünlü devlet adamı ve hatip Cicero, İ.Ö.50 yılında buraya gelmiş ve kentin bazı hukuki sorunları ile uğraşmıştır. Yine bu tarihlerde Romalılar, Laodikeia'yı Kibyra (horzum) conventusunun merkezi yapmışlardır. Roma İmparatoru Hadrianus, İ.S. 129 yılında şehri ziyaret etmiş ve buradan Roma'ya mektuplar yazmıştır.
Kent ile Roma arasındaki ilişkilerin ne kadar iyi olduğunu gösteren diğer bir kanıt da, İ.S. 90-146 yılları arasında bu kentte yaşadığı bilinen ünlü Zenon ailesinin sahip olduğu mevki, servet ve imtiyazlardır. Nitekim, bu aileden olan Polemon adında biri, Antonius tarafından Lykaonia, Kilikia ve Pontus'a yönetici olarak atanmıştır.
Yazıtlar ve sikkeler, Laodikeia'nın dini hayatı hakkında da bilgiler vermektedir. İmparatorluk devrine ait çok sayıdaki sikke üzerinde görülen Zeus Laodiokos figürü, bu kentte Zeus kültüne verilen önemin göstergesidir. Laodikeia'nın geç devirlerine ilişkin bilgilerimiz çok sınırlıdır.
Birkaç metin bize, Hırıstiyanlığın başlangıç devirlerinde Laodikeia'nın durumu hakkında bazı ipuçları veriyor. Diğer yerlerde olduğu gibi, burada da Hırıstiyanlık, önce Yahudi toplumunu etkilemiştir.
Nitekim Küçük Asia'nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması Hırıstiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Antik devirde Goncalı ve Eskihisar köyleri yakınlarında kurulmuş olan Laodikeia kentinin hangi nedenle tümüyle terkedildiğini bilmiyoruz. Ancak, büyük depremlerin bunda rol oynadığını tahmin etmek güç değildir. İ.S. 194 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem şehri yerle bir etmiştir.
Laodikeia'nın Yapıları
Büyük Tiyatro: Antik şehrin kuzeydoğu tarafında, Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun olarak Roma tarzında yapılmıştır. Skene'si tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrası oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.
Küçük Tiyatro
Büyük tiyatronun 300 m. kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun olarak Roma tarzında inşa edilmiştir. Skene'si tamamen yıkılmış olup cavea ve orkestrasında da bozulmalar mevcuttur. Yaklaşık 15.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.
Stadyum ve Gymnasium: Ãehrin güney-batısında, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Stadyumun ek yapıları ile gymnasium bir bütünlük teşkil edecek şekilde yapılmıştır. İ.S. 79 yıllarında yapılan stadyumun uzunluğu 350 m., genişliği 60 m. dir. Amfiteatr şeklinde yapılmış olan yapının 24 basamaklı oturma sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü tahrip olmuştur. İ.S. 2.yüzyılda yapılan gymnasium proconsul Gargilius Antioius tarafından inşa ettirilerek İmparator Hadrianus ve eşi Sabina'ya ithaf edildiğine dair yazıt bulunmuştur.
Anıtsal Çeşme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer almaktadır. İki cepheli olarak yapılmıştır. Nişleri mevcuttur. Bizans Döneminde onarım görmüştür.
Meclis Binası: Kentin güney-batısındadır. Dikdörtgen planlı olan anıtsal yapı, doğu-batı istikametinde uzanmaktadır.
Ana giriş doğu cephesindedir. Bina girişten itibaren dört bölümlü olarak kemer ve tonoz sistemi ile yapılmıştır. Yapının üst kısımları tamamen, taşıyıcı unsurları ise kısmen yıkılmış ve tahrip olmuştur.
Zeus Tapınağı: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile nymphaeum arasında bulunmaktadır.
Fakat sadece süsleme elemanlarının parçaları görülebilmektedir.
Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir.
Sadece taşıyıcı bölümlerin bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana girişi batıdadır. Orta bölümde dördü kemerli, dördü düz olmak üzere sekiz adet paye kullanılmıştır.
TRİPOLİS
Denizli İl merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Buldan İlçesi Yenicekent Kasabası'nın doğusunda, Büyük Menderes Nehri ile kasaba arasındaki yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Batıya açılan Büyük Menderes ovası ile hem Ege kıyılarına hem de İç Anadolu ve Akdeniz'e bağlanmaktadır.
Kent güneyindeki Çürüksu Vadisi'nde kurulmuş olan çağdaşı Laodikeia'ya 30 km., Hierapolis'e ise 20 km. uzaklıktadır.
Tripolis, Lidya bölgesi içinde, Karya ve Frigya bölgelerine ulaşımı sağlayan, sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden birisidir. Kuruluş biçimi ve şehircilik anlayışı ile yörenin, en zengin kentlerindendir. Tripolis'in, Lidyalılar zamanında kurulduğu tahmin edilmektedir. Lidya, Pers ve Hellenistik dönemlere ait tarihi bilgiler henüz yoktur. Bu devirlerle ilgili kalıntılara da rastlanmamaktadır. Kentin kalıntıları üslup yönünden Roma ve Bizans Dönemi karakteri taşımaktadır. Anıtsal yapıların en iyi örnekleri İ.S. 1., 2. ve 3. yüzyıllarda yapılmıştır. Plinius'a göre, şehrin bir diğer adı Apollonia'dır. Sikkelerinde tanrıça Leto'nun, Letoia Phthia oyunlarının ve Menderes Nehri'nin isimleri vardır. Tripolis ve çevresi tarih içinde birçok deprem ve savaşlara sahne olmuştur. İ.S. 325 yılında Nikea meclisinde hazır bulunan Lidya piskoposları listesinde Tripolis'in adının geçmesi piskoposluk düzeyinde bir şehir olduğunu göstermektedir.
Tripolis'in Yapıları
Tiyatro: Kent merkezindedir. Grek tiyatrosu gibi araziye uygun olarak Roma tarzında yapılmıştır. Tüm bölümleri harap durumdadır. Yaklaşık 10.000 kişi alabilecek kapasitededir.
Hamam: Tiyatronun yaklaşık 200 m. batısında yer almaktadır. Sur duvarları dışında bulunmaktadır. Dış duvarları kısmen ayaktadır. Tonoz ve kemerli iç kısımlar yıkılmıştır. Bölümleri ise tespit edilebilmektedir. Kalın duvarlarında büyük nişler mevcuttur.
Ãehir Binası: Hamamın yaklaşık 150 m. güneyindedir. Sadece temelleri kalmıştır.
Kale ve Surlar: Tripolis Geç Roma ve Bizans Döneminde sur ve kale ile çevrilmiştir. Eğimli arazide kurulan kentin surları yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir. Tiyatroya bitişik devam eden sur, kentin kuzeyindeki en yüksek tepede kule ile birleşir.
Kule, hem savunmaya hem de gelecek düşman tehlikesini gözetlemeye yöneliktir.
Nekropol: Surun, doğu ve güney yamaçlarındadır. Burada kaya mezarları, podyumlu mezarlar ve lahitler görülmektedir.
COLOSSAE
Denizli İli'nin 25 km. doğusunda, Honaz İlçesi'nin 2 km. kuzeyinde yer almaktadır.
Denizli-Ankara karayolunun 16. km. sinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi'nden Honaz'a giden karayolu, Colossae kentinin içinden geçmektedir.
Antik kent, Honaz (Kadmos) dağının kuzeyinde Aksu Çayının kenarına kurulmuştur. Antik Çağdan beri kullanılan güney şark yolu üzerindedir. Büyük Frigya içinde bulunan en önemli merkezlerdendir. Ksenophon'a göre Frigyanın 6 büyük şehrinden biridir.
Pers egemenliğinde de parlak çağlarını yaşamıştır. İ.Ö. 2.yy.dan itibaren Hierapolis ve Laodikeia'nın kurulması ile önemini yitirmiştir. İ.S. 1.yy. başlarında Laodikeia ile birlikte yüncülük ve dokumacılıkta çok gelişmiştir. İ.S. 1.yy. da Neron döneminde meydana gelen depremle harap olmuştur.
Geç Roma döneminde Hierapolis ve Laodikeia göçler nedeni ile köy hüviyetine bürünmüştür.
İ.S. 692-787 yıllarında şimdiki Honaz İlçe merkezinin bulunduğu yerde Chonae adıyla kurulan kent nedeni ile tamamen terk edilmiştir. Chonae kentinde St. Michael kilisesinin bulunduğunu eski kaynaklardan öğrenmekteyiz.
Ancak şu anda hiçbir kalıntısı yoktur. Yukarıda tepe üzerinde ise Osmanlı Dönemine ait bir kale kalıntısı mevcuttur.
Colossae antik kentinin kalıntılarına, akropol olan höyük tepesi ile çevresindeki arazilerde rastlanmaktadır. Höyüğün kuzeyindeki bölgede kayaya oyulmuş oda ve ev tipi mezarlar bulunmaktadır.
EUMENEİA
Antik kent, Çivril-Dinar karayolu üzerindeki Işıklı Kasabasının bulunduğu alandadır. Kent Bergama kralı II. Eumenes adına kurulmuştur. Işıklı Kasabasının güney-doğusunda bulunan su kaynağı yakınlarında antik döneme ait izler görülmektedir. Bugün "Sarıbaba Tepesi" olarak adlandırılan dağlık bölgenin üzerindeki düzlük, özellikle Bizans Döneminde kale olarak kullanılmıştır. Bu tepenin yamaçlarında Eumeneia'nın nekropolü bulunmaktadır.
HERAKLEİA SALBAKE
Kent, Denizli İli, Tavas İlçesinin 10 km. kuzey batısında bulunan Vakıf Köyü sınırları içindedir. Yerleşim daha çok kuzeydeki su ile çevrili bölgede yoğunluk kazanmaktadır. Herakleia Salbake, antik coğrafyada belirtilen Caria ile Phrygia bölgelerini ayıran Babadağ (Salbake) Sıradağlarının güneyinde bugünkü Tavas Ovasına bakan eteklerinde yer almaktadır. Caria kenti olarak bilinir. Herakleia ile Aphrodisias'ı küçük Tmelos'a (Kırkpınar) Çayı doğal sınır olarak ayırmaktadır. Her iki kentin de nehir tanrısı Tmelos'tur. Herakleia; batısında Aphrodisias, güneyinde Apollonia ve Tabai, güneydoğusunda Sebastopolis ve Kidrama ile yakın ve çağdaş kentler durumundadır.
Kentin ilk kuruluşu hakkında antik kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Önemli yapıları; şehri çevreleyen Roma Dönemi suru ve stadyumdur.
Stadyum: Antik kenti çevreleyen sur ile bugünkü Vakıf Köyünün arasındadır. Doğu-Batı yönünde olan stadyuma ait, yamaçlarda bazı basamaklar görülmektedir. Batı kısmındaki basamaklar ise tamamen tahrip olmuştur.
Herakleia Hieronu
Herakleia Salbake antik kentinin yaklaşık 4 km. doğusunda, bugünkü Tavas-Kızılcabölük kasabasının 1km. kuzeydoğusunda, Ören Sırtı ve Kocapınar mevkii diye adlandırılan yerlerdir. Salbakos (Babadağ) sırtında yer alan Hieron dikdörtgen prizma şeklindedir.
Dört tarafını plakalardan oluşan kabartmalar çevirir. Buraya; Artemis, Apollon, Pan, Dionysos ve Herakles ile ilgili mitolojik sahneler işlenmiştir.
ATTUDA
Attuda (Hisarköy) Denizli İli, Sarayköy İlçe sınırları içerisinde ve ilçenin yaklaşık 17 km güneybatısında yer almaktadır.
Antik dönemde Caria ve Phrygia arasında bir sınır kentidir. Çürüksu Vadisinde bulunan Tripolis ve Laodikeia' yı Aphrodisias' a bağlayan en kısa yol Attuda' dan geçmektedir. Kentin ilk kuruluşu hakkında kesin bir bilgi bulunmamasına rağmen, Lykos Vadisinde kurulan kentlerle çağdaş olduğu ve Hellenistik Dönemde kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Lykos Vadisindeki kentler ile Aprodisias arasındaki ticarî, ekonomik ve sanatsal bağlantıyı kurmada önemli bir rol oynamıştır.
Doğu ve batıdan gelen iki derenin çevrelediği yüksekçe bir tepe üzerinde kurulan kentin daha çok savunmaya önem verdiği ve ulaşım yolunu kontrolü altında tuttuğu görülmektedir.
Antik kaynaklarda, Attuda' da Men kültü olduğu, bu tanrıya bir tapınak yapılarak ona tapınıldığı, tapınak içinde at üzerinde tanrı Men' e ait heykel olduğu yazılmaktadır. Ayrıca Zeus, Apollon, Dionysos ve Asklepios heykelleri ile Artemis Anaitis kültünün de Attuda'da bulunduğunu antik kaynaklar belirtmektedir. Bu kaynaklarda Men Karou ve Men Arrastos' a ait tapınakta tanrıça Kybele' ye ayrı bir önem verildiğinden bahsedilmektedir.
Antik kentte imparatorluk öncesi ve sonrasında sikke basılmıştır. Sikkelerin bir yüzünde, Attuda yazısı diğer yüzde ise tanrılar ve yöneticilerin portreleri yer almaktadır.
Günümüzde antik kentin bulunduğu alanda Hisarköy yer aldığından yüzeyde herhangi bir kalıntı görmek mümkün değildir. Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait bazı eserler kurulan müze deposunda teşhir edilmektedir.
APOLLONİA SALBACE (Medet Höyüğü)
Apollonia antik kenti ve Medet Höyüğü, Denizli İli, Tavas ilçesinin 7 km batısında düz bir ova üzerinde kurulan Medet Köyü yerleşim alanı içinde yer almaktadır.
Tavas Ovasının en verimli arazileri üzerinde kurulan Apollonia; batıda Tabai yolu ile Karia bölgesine, güneyde Sebastopolis yolu ile Likya bölgesine, doğuda Tavas yolu ile Frigya bölgesine ulaşımı bulunan antik kentlerden birisidir. Apollonia antik kentinin kuruluşu hakkında kesin belgeler bulunmamakla birlikte, höyük buluntuları incelendiği zaman, ilk yerleşimin Tunç çağlarına kadar uzandığı ve kesintisiz olarak devam ettiği görülmektedir.
Kent Apollonia adını Hellenistik Dönemde aldığı, en görkemli dönemini Roma Çağında yaşadığı anlaşılmaktadır. Köy camisinin bulunduğu avlu içinde Hadrianus Dönemine ait Apollon tapınağının temelleri ve yazıtlar vardır. Kentin İ.Ö.1.yy ve İ.S.1.yy arasında kendi adına sikke bastırdığı ve sikkeler üzerinde tanrısal motiflerin yer aldığını görmekteyiz.
TABAİ
Denizli- Muğla karayolunun 78. Km. sinde bulunan Tabai, adından da anlaşılacağı üzere doğal bir kale görünümündedir. Kent büyük İskender'den sonra Anadolu'da kurulan şehir devletleri arasındadır. Tabai Hellenistik Dönemden (Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı) günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Tabai antik dönemde kendi adına sikke bastırmıştır. Önceleri gümüş,daha sonra bronz olarak basılan sikkelerin ön yüzlerinde genellikle Zeus, Apollon, Athena, Herakles ve Dionysos figürleri, arka yüzlerinde ise "TABENON" yazısı ve kenti simgeleyen boğa, bereket boynuzu gibi figürler bulunmaktadır. Günümüze gelen kalıntılar ise; Roma Hamamı ve Osmanlı dönemine ait Cevherpaşa Camii sayılabilir.
DIONYSOPOLİS
Denizli İli Çal İlçesi'nin yaklaşık 8 km. kuzeybatısında bulunan Ortaköy Kasabası yakınındaki Dionysopolis kenti Suriye krallığı "Seleukoslar" döneminde kurulmuş olup daha sonra Bergama Krallığı egemenliğine girmiştir. Bugünkü yüzeyde pek fazla bir kalıntı görülmemektedir.
Apollon Lermenos Tapınağı
Bahadınlar Köyüne 4 km. uzaklıktadır. Menderes Vadisine uzanan tepenin ortasında bulunan tapınak dikdörtgen planlıdır. Yapının temelleri Hellenistik üst bölümleri ise Roma dönemine aittir.
Tapınağın güneyinde görülen bir sıra sütun kaidesinden peripteros planlı olduğu anlaşılmaktadır. Tapınağın batısında bulunan portikonun bir bölümü ayaktadır. Bahadınlar Köyü Camiinde bulunan yazıttan portikonun Domitianus döneminde Apollon Lermenos tapınağı köleleri tarafından yapıldığı ve Apollon'a ithaf edildiği anlaşılmaktadır. Hieron da bulunan heykel kaidelerindeki yazıtlardan buranın çok önemli bir kült merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Kült Apollon Lermenos "Çifte balta" kültüdür.
SEBASTOPOLİS
Sebastopolis, Denizli İli Tavas İlçesi'nin 19 km. güneyinde bulunan Kızılca kasabasının 2 km. doğusunda yer almaktadır. Antik kentin ilk kuruluşu bilinmemekle birlikte yüzeydeki kalıntılar Roma ve Bizans Dönemlerine aittir. Kalıntıları: Höyük Tepesi, stadyum ve nekropoldür.
TRAPEZOPOLİS
Trapezopolis, Denizli İli Babadağ İlçesi Bekirler Köyü Boludüzü mevkiinde bulunmaktadır. Antik kentin kuzeyden güneye doğru uzanan düzlük üzerine arazinin coğrafi yapısına göre kurulduğu anlaşılmaktadır. Kalıntılar tamamen toprak altındadır. Yüzeydeki kalıntılar Roma ve Bizans dönemi özellikleri göstermektedir.
SALA
Denizli İli, Güney İlçesindedir. Ãimdiki Güney İlçe merkezinin kuzeyindeki düzlükler üzerinde kurulduğu tahmin edilmektedir. Ancak günümüzde hiçbir kalıntıya rastlanmamaktadır.
BEYCESULTAN HÖYÜÃÜ
Denizli İli Çivril İlçesi Menteş Köyü yakınlarında, ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır. Doğu- Batı yönünde uzanan höyük 13 hektarlık bir alanda 25 m. yüksekliğe sahiptir. Arzawa Krallığının başşehrini aramak için gelen ve 1954 yılında Beycesultan höyüğünde kazı çalışmalarına başlayan İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Kazı Ekibi bu çalışmalarını 1959 yılına kadar sürdürmüştür. Bu kazılarda Geç Kalkolitik İlk ve Orta Tunç Çağlarına ait çok sayıda mermer, bronz kemik ve seramik eserler ortaya çıkarılmıştır. Beycesultan Höyüğü kazısından çıkan buluntuların çok azı Anadolu Medeniyetleri Müzesi' nde büyük bir kısmı da Hierapolis Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
AKHAN
Denizli-Afyon karayolunun 7. km. sinde bulunan han aynı adı taşıyan köyün hemen girişinde yolun sonunda yer almaktadır. Anadolu Selçuklularının Batıdaki son kervansaraylarından olan Akhan, Sultanhanları şemasına uymakla beraber oldukça küçük bir handır.
Hanın iki kitabesi bulunmaktadır. Kapalı olan kısmı 1253 (H.651) yılında avlu ise 1254'te (H.652) tamamlamıştır. Yaptıran Vali Seyfettin Karasungur Bin Abdullah'tır. Simetrik bir plan göstermeyen kervansaray açık ve kapalı bölümlerden oluşmaktadır. Toplam 1100 m² lik bir alan üzerine oturmakta olup kare bir avlu ve derinlemesine dikdörtgen bir holden oluşmaktadır. Kapalı mekân derinlemesine iki sıra paye ile üç sahına ayrılmıştır. Ortada bulunan sahın yan sahınlardan daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Üst kısım tonoz ile örtülmüştür. Sivri kemerli niş biçiminde portali basık kemerli giriş kapısı ile yarım metre dışa taşmıştır.
Kapalı mekânın simetrik düzenlemesine karşın avluda asimetrik bir plan karşımıza çıkmaktadır. Avlu girişinin sağ tarafındaki bölümde iki katlı mekânlar, bir eyvan ve iki kapalı birim yer almasına rağmen diğer tarafta revaklar ve kapalı mekana bitişik köşede tonozlu iki mekan yer almaktadır. Hanın avlu portali geometrik ve plastik süslemeleri ile oldukça görkemlidir.
ÇARDAKHAN
Denizli - Afyon karayolunun solunda, Denizli İli Çardak İlçe merkezinin içinde bulunan bu han portali üzerindeki yedi satır kitabesine göre Alaaddin Keykubat zamanında onun azadlı kölesi ve emirlerinden Esededdin Ayaz Bin Abdullah el Ãahabi tarafından yaptırılmıştır. 1230 (H.627) yılı Ramazan ayında bitirilmiş ve kitabesine göre "Ribat" olarak yapılmıştır. Doğu batı doğrultusunda inşa edilen han oldukça geniş kare avlusu ve altı bölümü, beş sahından oluşan holü ile sultan hanlarının sadeleşmiş bir benzerini oluşturmaktadır. Kapalı mekân doğu batı ekseninde dikdörtgen planlıdır. Derinlemesine dört sıra halinde ve her bir sırada beşer paye kullanılması ile beş sahın oluşturulmuştur. Kapı aksında bulunan orta sahın yan sahınlardan daha geniş tutulmuştur; bu sahın tonozu diğer sahın tonozlarından yüksektir. Holün süsleme unsurlarını orta sahındaki paye başlıklarının üzerindeki kabartmalar oluşturmaktadır. Devşirme olan bu süslemelerde boğa başı, çift balık ve insan başı motifleri görülür.
Avluya ait beden duvarlarından çok azı ayakta kalmıştır. Burada olması gereken eyvan ve giriş portaline ait herhangi bir iz kalmamıştır. Holün geometrik motiflerden oluşan bordürlerle çevrili beden duvarlarından dışarıya doğru çıkıntı yapan portali ise sade bir kompozisyon oluşturmaktadır. Kitabenin her iki yanında birer aslan figürü yer almakta olup bu kompozisyon tipine Selçuklu hanlarında çok sık rastlamaktayız. Portal bordüründe kenarı kırık sekizgenlerin kesişmesinden ortaya çıkan dörtlü düğüm motifleri yer alır. Han Dinar ilçesine bağlı olduğu dönemlerde "HANABAT" ismiyle anılmakta ve Kurtuluş Savaşı sırasında da zahire anbarı olarak kullanıldığını kaynaklardan öğrenmekteyiz.
ÇİVRİLİ DEDEKÖY CAMİİ
Çivril, Emirhisar yolu kenarında ve kasabaya yaklaşık 300 m. uzaklıkta bulanan caminin tarihini belirten herhangi bir kitabeye rastlanmamış olmakla beraber, plan ve malzeme özelliklerinden bunun 13.yy. Beylikler devrine ait olduğu anlaşılmaktadır. Cami tek kubbeli bir plan göstermektedir. Yapı malzemesi olarak Roma dönemine ait devşirme malzemenin de bolca kullanıldığı caminin içinde süsleme olarak görülebilen sadece kubbe kemerlerindeki palmet dizileridir. Caminin kuzey-doğu köşesinde bulunan minarenin külah kısmı bugün mevcut değildir. Gövdesinde de oldukça büyük çatlaklar oluşmuştur. Türbe ise caminin yaklaşık 5 m. uzağında tek mekânlı bir yapıdır. İçinde kime ait olduğu bilinmeyen dört adet mezar bulunmaktadır. Bu yapı topluluğu gerek 13.yy. Beylikler devri mimarisini, gerekse bünyesindeki devşirme malzemeler ile iki kültürü yansıtması bakımından önemlidir.
ACIPAYAM YAZIR CAMİİ
Cami, giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesine göre, Hacı Ömer Efendi adında bir zat tarafından 1801 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen olan cami, altısı müstakil on adet ahşap sütun ile mihrap aksında üç sahına ayrılmıştır. Cami, mimari ve süsleme özellikleri ile 13.yy. ağaç direkli Selçuklu camilerini hatırlatmaktadır. Süslemesi bakımından oldukça zengin ve değişik bir durum gösteren caminin duvarları içeride, üç sıra panolar halinde resimlerle süslenmiştir. Yer yer perspektifin denendiği bu resimlerde minyatür üslubu ağırlığını hissettirmektedir. Resimlerin panolar halinde duvar yüzeylerine çizilişlerinde gösterişten kaçınıldığı ve daha ferahlatıcı bir atmosfer yaratılmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Bu resimlerde özellikle cami, natürmort, bitki ve ağaç motiflerine yer verilmiştir. Ayrıca caminin tavanı da çıtalarla küçük karelere ayrılmış ve bu kareler, belirli aralıklarla serpiştirilmiş bitki motifleriyle süslenmiştir.
ÇİVRİL SAVRAN CAMİİ
Çivril İlçesine 5 km. uzaklıkta bulunan cami, giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre "Ömer Ağa" adında bir kişi tarafından 1882 yılında yaptırılmıştır. İki mekânlı caminin ibadet mekânı derinlemesine üç sahına ayrılmıştır. Dikdörtgen planlı son cemaat yeri ile birlikte dış cepheleri bakımından oldukça sade bir mimarî üslup göstermektedir. Dıştaki bu sade görünümüne karşılık ibadet mekânı ve son cemaat yeri duvarlarında oldukça zengin bir süsleme dikkati çekmektedir. Duvarların yüzeyleri sivri kemerlerle belirtilerek, bu kemerlerin içlerine değişik kompozisyonlar yerleştirilmiştir. Stilize bitkisel motifler, cami motifi ve meyve motifleri görülebilen resim örneklerindendir. 18. ve 19.yy. Osmanlı mimarisinde ve özelikle Anadolu'da moda haline gelen duvarları resimli camilerden ilimizde ayakta kalabilen birkaç örnekten birisidir.
GÜNEY ÃELALESİ
Güney Ãelalesi, Denizli İli, Güney İlçesi, Cindere Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Güney İlçesinin yaklaşık 4 km. güneyinden geçen Menderes Nehrinin kenarındadır. Ãelale doğal güzelliği bakımından görülmeye değer yerlerdendir.
SÜLEYMANOÃLU GÖLÜ
Denizli İli, Buldan İlçesi yaylasındadır. Etrafı ormanlarla çevrilidir. Doğal güzelliği bakımından görülmeye değer yerlerdendir.
KALEİÇİ
Denizli merkezinde gezilebilecek yerlerden biri de Kaleiçi adı ile anılan en eski çarşıdır. Yaklaşık 800 metre uzunluğunda ve 1 m. kalınlığında sur duvarları ile çevrilidir. Surların yapılış tarihinin Türklerin Anadolu'ya gelişlerinden önce, Bizans devrinde var olduğu bilinmektedir. Kaleiçindeki yerleşimin, buraya 5 km. uzaklıktaki Laodikeia'nın terk edilmesinden sonra 11. yy. da başladığı bilinmektedir.
DİYARBAKIR ÖREN YERLERİ
Çayönü Örenyeri
Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, Sesveren Pınarı Köyü hudutları içinde Hilar Mağaraları mevkiindedir. 1964 yılından bu yana yapılan araştırma ve kazılarda burasının Anadolu'nun en eski yerleşme yerlerinden biri olduğu ve geçmişinin M.Ö. 8. bine dek uzandığı belirlenmiştir. İlk Tarımcı köy toplulukları dönemine ait olan bu örenyerinde Neolitik Çağ'ın değişik evrelerine ait izlere de rastlanmıştır.
Üçtepe Örenyeri
Diyarbakır'ın Bismil ilçesi, Üçtepe Köyündedir. Yörenin büyük höyüklerinden biri olan Üçtepe'de 1988 yılında Prof. Dr. Veli Sevin'in bilimsel başkanlığında, Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü'nce kazı çalışmaları başlatılmıştır. Kazıda yeni Asur Dönemi'ne ait önemli eserlerin yanı sıra Hurri-Mitanni, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait buluntular da ortaya çıkarılmıştır.
Diyarbakır Kalesi
İl merkezinde 5700 m. uzunluğunda, 12 m. yüksekliğinde ve 3-5 m. genişliğinde olan görkemli Diyarbakır Kalesi'nin planı bir kalkan balığını andırmaktadır. Kalenin dört kapısı ve sekseniki burcu vardır. Burçlardan en önemlisi 1208 yılında Artuklu hükümdarı Melik Salih Memduh tarafından inşa ettirilen yedi kardeş burcudur. Burcun üzerinde çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmaları bulunmaktadır. Kitabesi bir kuşak halinde burcu çevrelemektedir. M.S. 349 tarihinde Romalılar zamanında inşa edilen kale İslâmî dönemlerde de birçok kez onarılmış ve yapılan ilavelerle günümüzdeki görünümünü kazanmıştır.
Malabadi Köprüsü
Diyarbakır-Batman karayolu üzerinde yeni yapılan karayolunun sağ tarafındadır. 1147 yılında Artukoğulları döneminde inşa edilmiştir. Ortadaki büyük sivri kemerin ayakları kayalıklara oturtulmuştur. Kemerin her iki ucunda 4.50 x 5.30 m. boyutlarında köprünün güvenliğini sağlayacak nöbetçilerin oturması ve kervan yolcularının dinlenmesi için yapılmış birer oda mevcuttur.
Köprünün selyaranları üzerindeki burma sütunlu nişlerin içerisinde, insan, hayvan, güneş motifleri bulunmaktadır.
Günümüzde yeni bir köprüden ulaşım yapıldığı için, eski Malabadi Köprüsü kullanılmamakta, Artuklu sanatının güzel bir örneği olarak tüm heybetiyle halen yaşamaktadır.
ELAZIĞ ÖREN YERLERİ
Harput
İlk izlerini Harput İç (Süt) Kale'de bulduğumuz ve Urartu Döneminden günümüze kesintisiz iskân gören Harput, tarih içinde çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır.
Her dönemde önemli bir uç kalesi olarak kullanılan Harput, Çubukoğullarına ve Harput Artuklularına başkentlik yaptıktan sonra, 1910'lu yıllardan sonra terkedilmiş ve bugünkü bucak durumuna gelmiştir.
Harput'ta günümüze ulaşmış çok sayıda, çeşitli dönemlere ait yapı bulunmakta olup bunlardan en önemlileri Meryem Ana Kilisesi, İç (Süt) Kale, Ulu Cami, Esediye Camii, Alacalı Mescid, Fatih Ahmet Baba Mescid ve Türbesi, Mansur Baba Türbesi, Ahi Musa Mescid ve Türbesi, Arap Baba Mescid ve Türbesi, Sara Hatun Camii, Meydan Camii, Kurşunlu Cami, Ağa Camii, Ahmet Bey Camii, Kale Hamamı, Hoca Hamamı ve Cemşit Bey Hamamı'dır.
Palu
Harput ile birlikte Urartu Döneminden bu yana kesintisiz iskân görmüş olan Palu çeşitli egemenlikler altında kaldıktan sonra bugün ilçe olarak iskâna devam etmektedir.
Palu Kalesi'nde bulunan ve Urartu Kralı Menua'ya ait çivi yazılı yazıt dışında, Osmanlı Dönemi yapılarından Alacalı Mescid, Cemşid Bey Mescid ve Türbesi, Merkez Camii, Ulu Cami, Küçük Cami ve Anonim Hamam ile Ortaçağ Kilisesi ve Artuklu yapısı olan Eski Palu Köprüsü günümüze ulaşan önemli yapılardandır.
Pertek
Çeşitli dönemlerde iskân görmüş olan Eski Pertek günümüzde Keban Baraj Gölü altında kalmış olup geride sadece ada görünümündeki Pertek Kalesi ile baraj alanında yeni Pertek ilçesine (Tunceli İline bağlı) taşınmış Çelebi Ali ve Baysungur camileri kalmıştır.
Baraj gölü altında kalan kilise, saray, mescid, türbe, hamam, imaret, kantariye gibi yapılar, Pertek'in çeşitli dönemlerde olduğu kadar, özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde özel önem kazandığını göstermektedir.
ERZURUM ÖREN YERLERİ
Üç Kümbetler
Üç Kümbetler'den sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanının Saltuklu Devleti'nin kurucusu Emir Saltuk'a ait olduğu tahmin edilmektedir. Tamamiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisinin ise kimlerin mezarı olduğu bilinmemektedir. Bunlar Türkler'e ait kümbetler arasında plan, malzeme ve süsleme yönünden ayrı bir önem taşımaktadır.
Erzurum Kalesi
Yaklaşık 2000 m. yükseklikte bir tepe üzerinde inşa edilmiş olan iç kale 5. yüzyılda Roma İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Son zamanlara kadar Türkler tarafından kışla olarak kullanılmıştır. Kale Mescidi ve saat kulesi Türk mimarlığının ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşırlar. Tepsi Minare olarak da adlandırılan kule Ortaçağ'larda gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı mimarisinin Barok Çağında saat kulesine çevrilmiştir. 1124-1132 yılları arasında hüküm süren Abu'l Muzafferüddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescid geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.
ISPARTA ÖREN YERLERİ
YALVAÇ PİSİDİA ANTİOKHEİASI
Antiokheia'nın Isparta İli'ne bağlı Yalvaç İlçesi'nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları'nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir.
Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir; fakat kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Bu şehir I. Seleukos veya oğlu Antiokhos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 39 ila 36 yılları arasındaki bir tarihte Amyntas'ın idaresi altına giren Antiokheia, onun M.Ö. 25'de öldürülmesiyle, bölgenin bütün şehirleri gibi, Galatya eyaletine dahil edilmiştir.
Antiokheia, M.Ö. 25'te veya biraz sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuştur. Kent, pek çok Latince yazıtın da kanıtladığı gibi, yaklaşık olarak ikiyüz yıldan fazla bu statüsünü korumuştur.
Latince'nin M.S. 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiş olan yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet senatörü) protokolleri çoğunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II. Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtince'nin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtince'nin, Grekçe'yle kıyaslandığında çok daha az kullanılmış olduğu görülmektedir.
I.A. Richmond ve R.G. Collingwood'un tahminlerine göre kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B.Levick ise üç binin üzerinde emekli askerin bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak, Antiokheia'nın geniş sınırları içerisinde 30-40 bin civarında bir nüfusun yaşadığını söyleyebiliriz.
Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın hemen sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise kayıtlarından anladığımıza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumuştur.
Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö. 1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoğunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde "colonia" yazısı yer almaktadır. Claudius II'ye kadar sikke basımı devam etmiştir. Bu sikke basımı sayesinde kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaştığını anlamaktayız.
İ.S. 713'de Araplar'ın istilasına uğrayan kent yakılıp yıkılmıştır. Kazılar sonucu ele geçen kalıntı izleri ve bulgular bu olayı ve tarihi kanıtlamaktadır. Kentin tarihi 13.yüzyıla dek izlenebilmektedir. Ancak, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın bir kısmının o zamanın verimli toprakları olan Yalvaç'a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı görülmektedir.
Kentin Tanımlanması
Antiokheia, deniz seviyesinden 1236 m. yükseklikte; Sultan Dağları'nın bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios Vadisi'ne hakim bir tepe üzerindedir. 120 m. yüksekliğindeki bu tepenin doğu, güney ve kuzey yamaçları sarp olduğundan kente ancak batıdan kolaylıkla ulaşılabilmekteydi.
Akropolün yüzeyi düz olmayıp doğu-batı, kuzey ve güneyde bir takım tepeler, başka bir ifade ile yedi tepe vardır. Yapıların bir çoğu bu tepelerin yamaçlarında ve küçük vadiler içinde toplanmıştır.
Arazinin doğal durumundan azami yararlanarak Antiokheia'da ızgara şehir planının ustaca uygulanması ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmış yapıları pek azdır. Bunlar genellikle temel kalıntılar halindedir.
Sur dahilinde, birbirine dik olarak; güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru birer eksen çizilerek, planlama bu eksenlere göre yapılmıştır. Güneyden kuzeye giden caddeye Decumanus Maximus ve doğudan batıya giden ana caddeye ise Cardo Maximus adı verilmiştir. Ãehir planında esas itibari ile ana caddelere dik açılarla açılan dar, fakat düz sokakların mevcut olduğunu görmekteyiz.
Kentin iki ana meydanı şehrin doğusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapınağı önündeki aynı adla anılan meydan, ikincisi bu meydanın batısında yer alan Tiberius alanıdır. Bu iki meydan arasında enlemesine yerleştirilen propylon yer almaktadır. Diğer üçüncü bir meydan ise, nymphaeumun önünde bulunmaktadır.
Kentin kuzeyinde, Roma hamamı-palaestra ve nymphaeum yer alır. Doğudaki tepenin yamaçlarında Augustus Tapınağı ve alanı, propylon, Tiberus alanı; onun batısında ise sütunlu cadde yer almaktadır. Sütunlu caddenin kuzeybatısında bouleuterion, bunun güneybatısında ise tiyatro bulunmaktadır. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardır. Kentin merkezi etrafında ve arazinin elverişli yerlerinde evler serpiştirilmiş durumdadır. Ãehrin batısında Anadolu'nun en eski kiliselerinden birinin (St. Paul) kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Antiokheia'da geniş çapta kazı yapılmadığından diğer yapı kalıntıları hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.
Kentin kuzeybatı surları temel seviyesinde, güneybatı ve güney surları ise kısmen ayakta durmaktadır.
Ãehrin ana kapısı olan batı kapısı iki yanda surlarla birleşmektedir. Kentin ikinci kapısı güneydedir. Daha dar olan kuzey kapısı ise hamamla bağlantılıdır. Su kemerleri kentin kuzeyinde yer almaktadır.
Sur Duvarları
Antiokheia hakim bir tepe üzerine kurulmuş ve tamamen oval bir surla çevrilmiştir. Bugün kısmen ayakta olan ve temel kalıntıları görülen surların uzunluğu 2920 m.dir. İzlenemeyen kısımları ile birlikte surun tamamı yaklaşık 3000 m. yi bulmaktadır. Surların çevirdiği alan ise, 47 hektardır.
Kent surlarına dikkat edildiğinde, arazi eğiminin çok olduğu yerlerde; sur kalınlığının ortalama 1.50 m., diğer yerlerde ise 4.75-5.50 m. ye ulaştığı görülmektedir.
Hellenistik Devirde inşa edilen ilk surların, Roma ve Bizans çağlarında genişletildiği açık bir şekilde günümüze dek ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Batı Kapısı
Kentin en görkemli kapısı şehrin batısında yer almakta idi. İki kenar ve iki orta pylonlu olmak üzere üç açıklıklı geçit şeklindedir. Tonozları taşıyan ayakların gövde ölçüleri 3.20x2.36 m. olup; ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, sade ve düz yapılmıştır. Açıklıkları 4 m. olan ayakların her iki yanında bitkisel motiflerle süslü plasterlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. Ön cephenin odak noktasını, merkezde yer alan kemerin iki yanındaki üçgen boşluklarda (spandrel) ve plasterler üzerinde karşılıklı diz çökmüş flama ve standard taşıyan iki part kabartması teşkil etmekteydi. Ayrıca plasterler üzerinde girland taşıyan Nike'ler de bulunmakta idi.
Batı kapısının, kent dışına bakan kademeli arşitravının genişçe yüzünde bronzdan kabartma harflerle "Gaius Lulius Asper Con. 212" yazıtı yer almaktadır. Arşitrav üzerinde bulunan frizde, Hippokampos, Triton, Amazon kalkanı (her iki ucu kartal başı şeklinde) zırh ve çeşitli silah kabartmaları bulunmaktadır.
Bunun üzerindeki ikinci friz ise, bitkisel motiflerle süslenmiştir. Anıtsal kapı gerek yapı formu, gerekse üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre İ.S. 212 yılında yapılmış olmalıdır.
Güney Kapısı
Kentin güneyinde Anthios Vadisi'ne çıkış için en müsait yerde inşa edilmiştir. Tek girişli olduğu anlaşılan kapının, günümüze çok az mimarî kalıntıları ulaşmıştır.
Kuzey Kapısı
Ãehir surunun kuzeybatı köşesinden yaklaşık 70 m. uzaklıkta ve kuzey yöne bakmaktadır. Tek geçitli olan kapının sadece temel kalıntıları yerinde görülebilmektedir. Kent surları ile birlikte inşa edildiğini tahmin ettiğimiz kapı da herhangi bir bezeme unsuruna rastlanmamıştır. Bunların dışında daha küçük boyutlarda giriş için kullanılan tali kapıların olduğu muhakkaktır.
Augustus Tapınağı
Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içerisinde ve İmparator Augustus'un ölümünden sonra inşa edilmiştir.
Yapının temeli doğal kayanın kesilmesi ile oluşturulmuştur. 2.50 m. yüksekliğindeki bir podium üzerinde yer alan tapınağa, batı cephesinden 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Tapınak podiumunu teşkil eden doğal kayanın iç kısmı oyulmak sureti ile meydana getirilen mahzen 5.65x7.90 m. ve 2 m. derinlikte olup, muhtemelen adak eşyalarının muhafaza edildiği bir yerdi.
Tapınağın arkasında, yarı daire şeklinde doğal kayaya oyularak meydana getirilmiş; iki katlı bir galeri bulunmakta idi. Alt katta Dor, üst katta ise İon düzeninde sütunlar kullanılmıştır.
Tapınak önünde, 63x85 m. boyutlarında imparatorun adı ile anılan bir alan bulunmaktadır. Alanın kuzey ve güney taraflarında yer alan yaklaşık 5 m. genişliğindeki sütunlu galerilerin ise bugün kısmen temel izleri seçilebilmektedir.
Yapının tarihlemesine gelince, gerek yazıtlardan gerekse bezeme işçiliğinden elde edilen bulgular, yapım faaliyetlerinin Tiberius Devrinden, Claudius Devrine dek uzanan bir zaman içerisinde devam ettiğini göstermektedir.
Propylon
Augustus alanı ile Tiberius alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon İmparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmişti.
Anıtsal giriş kapısına, Tiberius alanından 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Geçit tonozları iki kenar ve iki orta olmak üzere; dört ayak üzerine oturmaktadır. İki yandaki ayakların ölçüleri, 2.25x3 m. ve ortadaki ayaklar ise 2.50x3 m. dir.
Ayakların taban açıklıkları iki yanda 3.50 m. olduğu halde, orta kısımda 4.50 m. yi bulmaktadır. Ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, tonoz ayaklarının önünde ise Korinth başlıklı dört sütun durmakta ve bunların üzerinde de arşitrav ve friz yer almakta idi.
Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esir; yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kabartmaların önündeki boşluk ise, bir meşale ve çelenkle doldurulmuştur. Yanlardaki kemer boşluklarında ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yer almaktadır.
Kademeli olarak yapılan arşitravın merkezi kısmı üzerinde, bronzdan kabartma harflerle (IMP CAES AVGVSTO PONTIFEX MAX TRIBUNICA POTESTATE XII CON...) yazıtının bulunduğu anlaşılmaktadır. Arşitrav ve ayaklar üzerinde kesintisiz devam eden frizin, her bir kemer altı yolunun merkezi üzerinde iki tritonlu bir grup yer almaktadır. Ayrıca savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları ile süslü sütun başlıkları üzerinde yer alan plasterlerde Poseidon ve Demeter gibi tanrı tasvirleri de yer almaktadır.
Çeşitli silme ve kabartmalar ihtiva eden saçak takımı üstündeki kaide üzerinde giyimli dev erkek ve kadın heykellerinin durmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu heykeller teşhir edilmektedir.
Augustus'un ölümünden önce yazdığı vasiyeti "Res Gestae Divi Augusti", onun yaşam boyunca yaptığı işlerin özetini vermektedir. Bu metnin Latince bir kopyası da bu yapıda yer almakta idi. Kazılar sırasında birçok kitabe parçası ele geçirilmiştir.
Anıtsal giriş kapısını, stilistik açıdan İ.S. I. yüzyılın ortalarına tarihlememiz akla en yakındır. Çünkü arşitrav üzerindeki yazıt da bu fikrimizi teyid etmektedir.
Tiberius Alanı
Sütunlu caddenin hemen doğu bitiminde yer alan Tiberius alanını doğuda propylonun anıtsal merdivenleri; kuzey ve güneyde ise sütunlu galeriler çevreliyordu.
Bugün temel kalıntılarını gördüğümüz bu yerin ana girişi batı yönünde bulunmakta ve sütunlu caddeye açılmakta idi.
Kentin sosyal yaşamının geçtiği bu alanda İ.S. 16'da askerlerin bir grevine de sahne olmuştur. Hayat şartlarının iyileştirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmişler ve isteklerini elde ettikten sonra, su yolunu bizzat onarmışlardır.
Sütunlu Cadde
Antiokheia'da şehrin bel kemiğini teşkil eden sütunlu cadde, iki ana caddenin kesiştiği kavşaktan 75 m. kuzeyde ve ikinci ana caddenin doğusundan başlayarak Tiberius alanına kadar uzanmaktadır.
Kaldırımlı olan ana cadde, hemen hemen 11 m. genişlikte olup; uzunluğu ise 69 m. dir. Caddenin sağında ve solunda, güneyde 5.50 m., kuzeyde ise 5.60 m. derinlikte portikler; onların gerisinde de 5 m. derinlikte dükkanların yer aldığı temel kalıntılarından tespit edilmiştir.
Sütunlu cadde üzerinde yer yer heykel kaidelerinin bulunması, Antik Çağda caddenin heykellerle süslü olduğunu göstermektedir. Ayrıca cadde ortasından geçen ve atık sularının boşaltıldığı kanaldan başka, her iki tarafta bulunan dükkanların altından kaynak suları nakleden taş ve toprak künkten yapılmış su yolları dikkat çekmektedir.
Stilistik ve yapısal özellikleri sütunlu caddenin, imparatorluğun kalkınma dönemlerine, büyük bir olasılıkla İ.S. I. yüzyılın ortalarına ait olduğu kanısını uyandırmaktadır.
Tiyatro
Kentin merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilen tiyatro, şehre hakim bir yerde bulunmaktadır. Örenyerindeki kalıntılar arasında en fazla tahribata uğramış bir yapıdır.
Antiokheia tiyatrosunun, her antik tiyatro gibi üç esas kısımdan meydana geldiği görülmektedir.
1- Seyircilerin oturmaları için yarım daire şeklinde
tertiplenmiş oturma sıraları (cavea).
2- Yarım daire şeklinde bir meydan (orkestra).
3- Oyunların oynandığı sahne binası (skene).
Tiyatronun Oturma Kademeleri
Yapının ön yüzü kuzeybatı yönünde yaklaşık 105 m. uzunluğundadır. Gerideki yuvarlak çevre ortalama 185 m. gelmektedir. Kuzey yönündeki oturma kademeleri, tepenin yamacı oyulmak suretiyle doğal toprak eğimi üzerine yerleştirilmesine karşın, güney yönündeki oturma kademelerinin (araziyi tiyatronun şekline uydurmak için) tonoz ve kemerlerden oluşan bir alt yapı (substrüksiyon) üzerine yerleştirildiği görülmektedir.
Diğer taraftan, kentin doğu-batı yönünde uzanan ana caddesinin (Cardo Maximus) güney caveanın altında bulunan ve başka tiyatrolarda göremediğimiz tonozlu bir tünel içinden geçmesi çok ilgi çekicidir. Bu kapalı tünelin uzunluğu 56 m., genişliği ise, 8 m. dir. Roma Döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır.
Bugünkü mevcut kalıntılara göre, 5.000 kişiyi alabilecek kapasite de olduğunu tahmin ettiğimiz tiyatronun dairevi bir kuşakla (diazoma) bölündüğü; muhtemelen 26 basamaktan oluşan, seyircilerin oturmalarına tahsis edilen basamaklar arasında, inişi ve çıkışı sağlayan dördü ortada, ikisi yan uçlarda olmak üzere altı ara merdivenin bulunduğu sanılmaktadır.
Orkestra: Aşağı yukarı yarım daire şeklindedir, çapı 35 m. dir. Oturma sıralarının mevcut durumuna göre 1.10 m. aşağısında, zeminin taş döşeli olduğu görülmüştür.
Sahne Binası (skene): Asıl tiyatrodan öne doğru çıkıntılı, 12x55 m. ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahip olduğu temel kalıntılardan tespit edilmiştir. Bugün kalın bir moloz tabakası ile örtülü temel yapısı, çok fazla tahribata uğramış durumdadır. Ancak cephe mimarîsinin bezemeli olduğu ve kabartmalı frizlerle donatıldığı ele geçen mimarî parçalardan anlaşılmaktadır.
Bugün görülen kalıntılar İ.S. 4. yüzyılın başlarına ait olsa gerektir.
Roma Hamamı
Kentin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Yapı arazinin şekline uydurularak inşa edilmiş ve bu yüzden düzgün olmayan bir dikdörtgen plan gösterir.
Binanın, biri palaestra; öteki hamam bölümleri olmak üzere iki kısımdan ibaret olduğu görülmektedir.
Palaestra, kapalı hamam yapısının önünde yer almaktadır. Üç tarafı revaklarla çevrili olduğu tahmin edilen orta avlunun, yüzölçümü 20x23 m olup; revaklar kısmı ile birlikte 37x29 m. dir. Taş döşeli tabanı dışında, üst yapıya ait yeterli mimarî parça ele geçirilemediğinden üst yapı mimarîsi hakkında yeterli bilgimiz bulunmamaktadır.
Kapalı hamam kısmı; yaptığımız araştırmalar sonucu, yapının palaestraya bir bütün olarak bağlı olduğu ve çağın diğer hamam yapılarında olduğu gibi üç bölümden meydana geldiği anlaşılmaktadır.
1- Frigidarium (Soğuk kısım),
2- Tepidarium (Ilık kısım),
3- Caldarium (Sıcak kısım).
bunların dışında soyunma yerleri (apoditerium), servis kısımları, su tesisleri, külhan ve depoların mevcut olduğu ve diğer bölümleri oluşturduğu muhakkaktır.
Yapının mevcut kalıntılarından, İ.S.I. yüzyılın sonlarında veya II. yüzyılın başlarına ait olduğu söylenebilir.
Stadium
Sultan Dağları'nın eteklerinde ve akropolün batısında yer almaktadır.
Stadium'un uzunluğu 190 m., genişliği ise 30 m. dir. Yapı "at nalı" şeklinde bir plana sahiptir. Kent stadiumu Hellenistik Devirde inşa edilmiş, İ.S.II. yüzyılda ise onarım geçirmiştir.
Stadium, Antiokheialılar'ın hayatında antik çağlardan beri önemli rol oynamıştır. Burada çeşitli oyunlar, özellikle atletizm, güreş ve boks vs. gibi bedensel hareketler yapılmıştır.
İ.S. 3-4. yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları da Roma dünyası için popülerdi. Bu oyunlar daha sonra tiyatro ve stadiumlarda oynanmıştır.
St. Paul Kilisesi
Antiokheia'nın ilk ve en büyük kilisesi olup, şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 m. güneyinde yer almaktadır.
Bazilikal bir plan gösteren binanın boyutları 70x26 m. dir. Doğuya yönelen ve mekanın dışına taşan apsis, yarım daire şeklinde olup; ortasında daha geniş bir nef, yanlarda dar iki nef olmak üzere üç neflidir. Orta nef, 43.10x11.90 m., yan nefler ise 43x4.93 m. ölçülerindedir. İç mekan büyüklükleri farklı üç kısma bölünmüş olan yapının, asıl mekânı yanlardaki dar mekândan; onüçer sütunla ayrıldığı ve böylece bu kısımların sütunlarla desteklendiği anlaşılmaktadır.
Kilisenin batısında, enine yerleşik dikdörtgen biçiminde ve önünde altı sütun bulunan bir narteks yer almaktadır. Narteksin uzunluğu 8.90 m., eni 21 x 76 m. dir. Bu bölümden orta nefe daha geniş, yan neflere ise dar kapılarla geçilir.
Kilisenin tüm tabanını kaplayan mozaiğin çok renkli ve çeşitli desenlerden oluştuğu araştırmalar neticesi saptanmıştır. Ayrıca bu mozaik tabanın F.J. Woodbridge tarafından da dizaynı yapılmıştır. Taban panolarında beş renk ile üç ana desenin kullanıldığı ve bunlara ilaveten geometrik ve bitkisel motiflerin kullanıldığı görülmüştür. Mozaiklerde dikkat çeken diğer bir özellik ise, mozaikli asıl mekânın merkezi yerinde gözle görülebilir ölçüdeki dört adet Yunanca kitabenin yer almasıdır. Bu kitabeler daha küçük tesseralardan oluşan mozaiği yaptıranlar ile görevli papazların ad ve adaklarını içermektedir.
Bu kitabelerin birinde adı geçen Optimus, Ortodoks liderlerinden biri olup; İ.S. 375-381 yılları arasında Antiokheia'da piskoposluk yapmıştır.
Bilindiği gibi İ.S. 46 yılında St. Paul bu kilisenin altında yer alan Sinagog'ta Hristiyanlığı yaymak için Barnabas'la birlikte ilk vaazını vermiştir. Bu nedenle, St.Paul'a adanan bu kilise, büyük bir önem arz etmektedir. Diğer taraftan, St. Paul'un yeni dini yaymak için vaaz verdiği sinagog üzerine yapılmış ilk kiliseyi Anadolu'da sadece Antiokheia'da görmekteyiz.
Küçük Kilise
Ãehrin merkezinde ve sütunlu caddenin yaklaşık 35 m. batısında yer alan kilise, Latin haçı şeklinde bir plana sahiptir. Doğu-batı uzantılı yapı, ortasında geniş bir nef, yanlarda iki nef ile dar bir narteksten meydana gelmiştir.
Bina dıştan dışa, 43x25.50 m. ölçülerindedir. Yapının yaklaşık 23 m. uzunluğundaki ana mekânının, iki yan duvar arasındaki mesafesi 15.50 m. olup; bu ölçüler bize asıl mekânın mümkün olduğu kadar geniş tutulmaya çalışıldığını göstermektedir. Orta nefin doğu ucunda ise apsis yer almaktadır.
Narteks nef duvarlarının her iki tarafa doğru uzatılması ile elde edilmiş, 6.50 x 23.50 m. boyutlarında ince uzun dikdörtgen bir mekândan ibarettir. Kilisenin yarım yuvarlak apsisinin iki yanındaki kalan temel kalıntılarından, pastophorion odalarına sahip olduğunu çıkarmaktayız. Böylece yapının bu odalar ile birlikte düz bir duvarla sınırlandığı, daha doğrusu doğu duvarının düz bir cepheye sahip olduğunu görmekteyiz. Kazılar sırasında bulunan bir mühür üzerinde bu kilisenin üç martyri zikredilmektedir (Neon, Nikon ve Heliodorus). Ayrıca Antiokheia'da ilk görev yapan papazın Basus adını taşıdığı da bu mührün diğer yüzünden anlaşılmaktadır. Yapı plan ve malzeme yönünden İ.S. 5. yüzyılda yapılmış olabilir.
Nymphaeum
Anıtsal çeşme, kuzey-güney caddesinin; kuzey ucunda yer almaktadır. Bugün dahi belirli bir şekilde temel kalıntıları seçilebilmektedir.
Nymphaeum'un iki kısım halinde yapıldığı, biri önde çeşmeler bulunan muhtemelen sütun mimarîsi ile süslü fasad duvar, diğeri bu fasadın arkasında suların toplandığı depo kısmından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Nymphaeum'un gerisinde, 10x27 m. ölçülerinde su deposunun temel kalıntıları görülmektedir. Depoda toplanan su, pişmiş toprak, taş ve kurşundan yapılmış borularla kente dağıtılıyordu. Ãehrin belirli yerlerinde dört çeşmenin bulunduğu, yapılan çalışmalar neticesinde tespit edilmiştir. Tiberius alanı ile batı kapısının arkasındaki çeşmelerin anıtsal bir yapıya sahip olduğu, geride kalan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Antiokheia'da son derece gelişmiş bir su sisteminin varlığı kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Nymphaeum, I. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olabilir.
Su Kemerleri
Kent mimarîsinin en önemli yapılarından birisi de su kemerleridir. Roma Çağında, Antiokheia şehrinin gelişip büyümesi ile artan su ihtiyacını günümüzde "su çıktı" adı ile anılan kaynaktan alınarak kentin kuzey yönü boyunca uzanan; yaklaşık 10 km. uzunluktaki su yolu ile sağlanmakta idi.
Arazinin topografik yapısına uyarak yerleşme yerine uzanan su kemerleri, nymphaeuma sona ermekte ve şehrin yaklaşık 2/3'sinin su ihtiyacını karşılamakta idi. Su kemerlerine ait kalıntılar yer yer ayakta durmakta, görenleri hayrette bırakacak kadar özenli ve kuvvetli yapıları ile dikkati çekmektedir.
Ayakta duran kemerlerin yüksekliği, 5-7 m. arasında değişmekte; mevcut uzunluğu ise, 250 m. yi bulmaktadır. Kemer ayakları 2.10 m. ölçülerinde ve dört metre yüksekliğinde olup; dikdörtgen blok taşların harç kullanılmadan örülmesi ile yapılmıştır. Kemerlerin bindiği iki ayak arasındaki açıklık 4.70-3.80 m. arasında değişmektedir.
Su kemerlerinin üst yapısı tamamen tahrip olduğundan, kemerler üzerindeki suyun yol aldığı akaçların (canalis) yapısı tam olarak bilinmemektedir. Ancak ele geçen mimarî parçalardan, su oluğu kesitinin 30 cm. çapında daire olduğu anlaşılmaktadır.
Su yolunun tarihlemesine gelince: İ.S. I. yüzyılın sonlarında Roma eyaletlerinde yaygınlaşan su iletim sistemleri Anadolu'da çeşitli bölgelerde belirgin örnekle bilinmektedir. Kentin tarihi gelişmesi ile bağlantılı olarak bunun İ.S. I. yüzyılın sonlarında yapılmış olduğu söylenebilir.
Men Kutsal Alanı
İlçeye 5 km. uzaklıkta "Gemen Korusu" denilen bir tepe üzerinde kurulmuş olup, taşıtla ulaşılmaktadır. Kutsal alanda "Ay Tanrısı Men" adına inşa edilen tapınağın tarihi İ.Ö. 4. yüzyıla kadar çıkmaktadır. Bu tapınağın dışında 2 kilise, stadium ve evler yer almaktadır.
Men Tapınağı
Ay Tanrısı Men, İ.Ö. III. bin yılından beri ibadet edilen bir eski Anadolu tanrısıdır. Bir gök tanrısı olan Men, aynı zamanda sağlık ve kehanet tanrısıdır.
Antiokheia Men kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Burada Tanrı Men'e adanmış bir tapınağın bulunması da çok doğaldır. Men kutsal alanı, Antiokheia'nın kuruluşundan önce, kentin yaklaşık olarak 5 km. güneydoğusunda, Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuştur.
Tapınak, 43 x 72 m. ölçülerinde, tam dikdörtgen olmayan ve etrafı temenos duvarı ile çevrili alan içerisinde yer almaktadır.
6 x 11 sütunlu ve İon düzeninde bir peripteros olan tapınağın ölçüleri dıştan dışa eni 7.95 m. cella'nın iç ölçüleri 6.45x7.85 m. dir. Krepidoma 9 basamaklı olup, basamak derinliği 35 cm., yükseklik 25 cm. dir. Tapınağın temel duvarları, cella duvarının bazı kısımları yer yer ayaktadır. Hemen hemen cella büyüklüğünde olan opistodomos'un nasıl sonuçlandığı bilinmemektedir. Batıda yer alan pronaos'un önünde muhtemelen 75 cm. çapında dört sütun yer almakta idi.
Kutsal alanın dış duvarlarındaki adak kabartmaları birbirine çok benzemekte olup; tek bir örnek üzerine yapılmıştır. Hemen hepsinde iki payeli akroterli naiskos tasviri karşımıza çıkmaktadır. Kabartmaların hepsinin üzerinde bir ya da daha çok ayça motifleri ile boğa başları bulunmaktadır. Yazıtlı olanlardan ayçaların sayısının çoğu kez adak yapan kişilerin sayısını gösterdiği anlaşılmaktadır.
Tapınağın alt yapısında ve temenos duvarında yerel gri renkte kireçtaşı kullanılmış, günümüze kadar ulaşamayan üst yapıda ise mermer kullanıldığı görülmektedir.
Tapınak İ.Ö. III. yüzyılın başına tarihlenmiştir. Ancak bu kutsal alan en canlı devrini İ.S. I. ve II. yüzyıllarda yaşamıştır ve tahminen İ.S. 400 yıllarında, Hristiyanlık'ın yaygınlaşması ile tahrip edilmiştir.
Limenia Adası
Yalvaç'a 25 km. uzaklıkta Gaziri Mevkii'nde Hoyran Gölü içerisinde bir ada olup, göl kenarına asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Adanın etrafını çevreleyen sur duvarlarından başka ada içerisinde, Artemis adına inşa edilmiş bir tapınak ile diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır.
Yalvaç Müzesi
A- Tarihçesi
Yalvaç ve çevresindeki tarihi eserler kadar bu yöreden çıkan tarihi eserlerin yer aldığı Yalvaç Müzesi de büyük bir değer taşımaktadır. Müze kurmaya yönelik ilk çalışmalar 1947'de başlamıştır. Bu tarihte önce yöreden etnografik ve arkeolojik eserler toplanarak bir depoda koruma altına alınmıştır. Sonra müze binasının yapımına karar verilmiş ve müze 1966 yılında hizmete girmiştir.
B- İç Teşhir
1. Galeri: Prehistorik Eserler Bölümü
Yalvaç çevresinden derlenen ve ilçeye 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman (Köstük) Höyüğü'nden tesadüfen elde edilen (M.Ö. 3000) Eski Tunç Çağına ait pişmiş topraktan yapılmış depaslar, rhytonlar, vazolar, testiler, kulplu kâseler ve değişik form gösteren diğer kaplar, bu bölümün ilginç eserleri arasında yer almaktadır. Göller Bölgesi'nin tipik çanak çömlek örnekleri ayrı bir vitrinde teşhire sunulmuştur. Ayrıca pişmiş topraktan yapılan insan ve hayvan figürleri, mermer idoller, taş el baltaları, kemik aletleri ile çeşitli çağlara ait mühürler de teşhir edilmiştir. Tokmacık'ta yapılan bir araştırma sırasında meydana çıkarılan tarih öncesi (M.Ö. 8 milyon) çağın çeşitli hayvanlarına ait fosiller müzeye ayrı bir önem vermektedir.
2. Büyük Salon: Klasik Eserler Bölümü
Bu bölümde eserler çağlarına göre kronolojik bir yerleştirmeye tabi tutulmuşlardır. Yunan Çağından başlayarak Bizans Çağına kadar gelen eserler arasında pişmiş topraktan yapılmış vazolar, çeşitli içki kapları, 5. ve 4. yüzyıla ait pişmiş topraktan çeşitli mezar buluntuları ayrı ayrı vitrinlerde teşhir edilmektedir. Diğer vitrinlerde ise Antiokheia ve Men kutsal alanından elde edilen Roma Çağına ait pişmiş toprak, mermer, bronzdan yapılmış tanrı ve tanrıça heykelcikleri, hayvan figürleri, adak kitabeleri, yağ kandilleri, cam koku şişeleri, gözyaşı şişeleri, bilezikler, değerli taşlardan yapılmış yüzük taşları, madeni yüzükler ve Bizans Çağına ait bazı ziynet eşyaları teşhir edilmektedir. Çeşitli çağlara ait zengin altın, gümüş ve bronz sikke koleksiyonları dikkat çeken eserler arasındadır. Ayrıca bu bölümde heykel, büst ve kabartmalardan oluşan bir köşe de düzenlenmiştir.
3. Küçük Salon: Etnografik Eserler Bölümü
Anadolu ve Yalvaç el sanatlarının tanıtıldığı bu bölümde altın, gümüş ve sedef kakmalı tabancalar, tüfekler, kesici ve delici silahlar, (kılıç, kama, ok ve yaylar) koruyucu silahlar (zırh ve miğferler) yer almaktadır. El örgüsü yün çoraplar; renkli peşkir, uçkur ve havlular; yemeni ve örtüler; kadife, sim sırma işlemeli bindallılar, entariler; cepkenler ve ceketler; üçetekler yine bu bölüme renk katan eserler arasındadır. Altın, gümüş ve bafondan yapılma kadın süs eşyaları ayrı bir vitrinde teşhir olunmaktadır. Osmanlı bakır işçiliğinin örneği, bazı mutfak eşyaları da bölümün zenginliğinin bir başka delilidir. Ayrıca Yalvaç örf ve adetlerine göre düzenlenen "18. Yüzyıl Yalvaç Evi" bizden önceki kuşakların sahip olduğu zevk ve estetik duyguları hakkında yeterli bilgiyi ziyaretçilere sunmaktadır.
4. İç Balkon: Yazma Eserler Bölümü
Türk sanatkârlarının İslâm Çağında yaptıkları güzel yazı sanatına ait levhalar, Kur'an-ı Kerim'ler, nadide kitaplar bu bölümün paha biçilmez zenginlikleri arasındadır.
5. Salon: Resim Galerisi
Müzenin bu kısmında çağdaş Türk ressamlarının resimlerden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.
6. Salon: Açık Teşhir
Revak ve bahçede Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı çağlarına ait mimarî parçalar, mezar stelleri, lahitler, ostotekler, sunaklar, yazıtlar, heykeller ve mil taşları teşhir edilmektedir. Ayrıca bahçede yer alan başlıklı sütunlardan oluşturulan sütunlu yol müzeye ilginç bir görünüm kazandırmaktadır.
İZMİR AGORA
Agora etimolojik olarak şehir meydanı, çarşı, pazar yeri demektir. Ticarî, adlî, dinî, siyasî fonksiyonları olan agora, sanatın yoğunlaştığı, felsefenin temellerinin atıldığı; stoaların, anıtların, sunakların, heykellerin bulunduğu yerdir. Tüccarların kalbidir.
İzmir'in Namazgâh semtinde bulunan agora, Roma Döneminden (M.S. 2. yüzyıl) kalmadır ve Hippodamos şehir planına göre merkeze yakın yerde üç kat halinde inşa edilmiştir. İzmir agorası İon agoralarının en büyük ve en iyi korunmuş olanıdır.
1932-1941 yılları arasında Rudolf Naumann, Prof. F. Miltner ve İzmir Efes müzeleri müdürü Selahattin Kantar tarafından yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır.
Uzun yıllar aradan sonra Kültür Bakanlığı'nın izni, İzmir Valiliği ile Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'nün işbirliğiyle agorada son dönem kazıları 5 Ağustos 1996 tarihinde başlatılmıştır.
Agora'nın güneydoğu yönünde, 1980'li yıllarda yanan Misak-ı Milli İlkokulu'nun ihata duvarı yıkılıp 2835 m²lik bu alanın agoraya katılmasıyla agoranın alanı 16590 m²ye çıkmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin sponsorluğunda devam eden agora çalışmaları; agora meydanı, kuzey kapısı bazilika altı, batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak üzere beş yerde kazı, restorasyon, arkeolojik temizlik ve çevre düzenlemesi şeklinde sürdürülmektedir.
Söz konusu çalışmalarda agoranın kuzey kapısının bulunmasıyla en önemli iş gerçekleştirilmiştir. Burada bulunan Tanrıça Vesta kabartmasının ilk dönem kazılarda çıkarılan Zeus sunağı kabartmalarının devamı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Tanrı Hermes, Dionysos, Eros, Herakles heykelinin yanı sıra pek çok erkek-kadın-hayvan heykeli, baş, kabartma, figürin vb. mermer, taş, kemik, cam, maden ve pişmiş topraktan eserler ele geçirilmiştir. Burada yeni bulunmuş yazıtlar M.S. 178 yılındaki İzmir depreminde kente yardım edenler hakkında bilgiler vermektedir.
İZMİR EFES-SELÇUK
Efesin Tarihçesi
İzmir İli Selçuk İlçesi sınırları içindeki antik Efes kenti'nin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri'ne kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi'nde Tunç çağları ve Hittitler'e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi'nde kentin adı Apasas'tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan'dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender'in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, Bizans Çağında tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk'taki Ayasuluk Tepesi'ne gelmiştir. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğulları'nın merkezi olan Ayasuluk, 16.Yüzyıl'dan itibaren giderek küçülmeye başlamış, 1923 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Selçuk adını almış ve bugün 30.000 kişilik nüfusa sahip turistik bir yerdir.
Efes
Antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri olan Efes, İ.Ö. 4.bine dek giden tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynamıştır.
Doğu ile Batı (Asya ve Avrupa) arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes'in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır.
Ancak, Efes antik çağdaki önemini yalnızca büyük bir ticaret merkezi olarak gelişmesini ve başkent oluşuna borçlu değildir. Anadolu'nun eski anatanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültünün en büyük tapınağı da Efes'de yer alır. Bu tapınak dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.
Efes tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8 km²lik bir alana yayılan bu kalıntılar içinde kazı-restorasyon ve düzenleme çalışmaları yapılmış, ziyarete açık olan bölümlerdir.
1- Ayasuluk Tepesi (İ.Ö. 3. bine tarihlenen en erken yerleşim ile Bizans Devrine ait, Hıristiyanlık dünyası için büyük önem taşıyan St. Jean Kilisesi),
2- Artemision (İ.Ö. 9-4. yüzyıllara ait önemli bir dini merkez; dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı)
3- Efes (Arkaik-Klasik-Hellenistik-Roma ve Bizans Devri yerleşimi),
4- Selçuk (Selçuklu, Osmanlı Dönemi yerleşimi ve bu yerleşimi barındıran, bugün önemli bir turizm merkezi olan modern kent),
Antik Çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes bugün de yılda ortalama 1,5 milyon kişinin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezidir.
Efes'teki ilk arkeolojik kazılar British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlamıştır. Wood'un ünlü Artemis Tapınağını bulmaya yönelik bu çalışmalarına 1904 yılından sonra D.G. Hogarth devam etmiştir. Bugün de çalışmalarını sürdüren Avusturyalıların Efes'teki kazıları ilk olarak 1895 yılında Otto Benndorf tarafından başlatılmıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında kesintiye uğrayan çalışmaları 1954 yılından sonra aralıksız devam etmiştir.
Efes'te Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün çalışmalarının yanı sıra 1954 yılından itibaren Efes Müzesi de T.C. Kültür Bakanlığı adına kazı, restorasyon ve düzenleme çalışmalarını sürdürmektedir.
100 yıldan fazla bir süredir devam eden bu çalışmalar ile bir yandan Efes tarihine ve Anadolu arkeolojisine yeni boyutlar kazandıran bilimsel sonuçlar elde edilmekte, diğer yandan kazılar sonucu açığa çıkarılan önemli yapı ve anıtlar restore edilerek ayağa kaldırmakta ve çevreleri ile birlikte düzenlenmektedir.
Efes Müzesi tarafından son yıllarda yapılan kazılar:
1- Çukuriçi Höyüğü: Magnesia kapısının güneybatısında bulunmaktadır. Elde edilen buluntulara göre İ.Ö. 4. bine dek giden prehistorik yerleşim ortaya çıkarılmıştır.
2- Ayasuluk Tepesi Kazıları: Kalenin güneydoğu yamaçlarında sürdürülmektedir. Elde edilen buluntular ışında İ.Ö. 3500 yıllarına inmektedir.
KAYSERİ ÖREN YERLERİ
Kültepe Örenyeri
Kayseri-Sivas karayolunun 20. km.sinde yolun 2 km. kuzeyindedir. Yüksekliği 22 m. çapı 50 metreyi bulan bir höyük tepe ile onun etrafını çeviren "Karum" adı verilen aşağı şehirden ibarettir.
1948 yılından beri Prof. Dr. Tahsin Özgüç başkanlığındaki heyet tarafından sistemli olarak kazılmaktadır. Kazılarda höyükteki en eski yerleşimin Geç Katolik Çağ (M.Ö.300-2500) olduğu, onu Eski Tunç Hitit, Frig, Hellenistik-Roma çağlarının takip ettiği tespit edilmiştir.
Karum sahası; höyüğün doğu ve güneydoğu eteklerini çevirmektedir. M.Ö. 1950-1650 yıllarında Anadolu'ya ticaret maksadıyla gelen Assurlu tüccarlar tarafından iskân edilmiştir. Höyük ve Karum alanında açığa çıkarılan büyük dinsel ve resmi yapılar, evler, dükkanlar ve atölyelere ait mimari kalıntılar açık hava müzesi olarak sergilenmektedir.
Soğanlı Örenyeri
Kayseri-Adana karayolu üzerinde bulunan Yeşilhisar İlçesi'ne bağlı, ilçeye 15 km. mesafede Soğanlı Köyü'nün içindedir.
Ürgüp, Göreme, Ihlara ve Zelve vadilerinin benzeri doğal oluşum ile kaya kilise ve mağaralarının, bugünkü köy evleriyle iç içe girdiği bir yerleşim yeridir.
IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığın Kappadokya'daki merkezlerinden biri olmuş, VII. ve VIII. yüzyıllarda önemini sürdürmüştür.
Elliye yakın kaya kilise ve mağarası bulunduğu anlaşılmakla beraber, ancak Balıklı Gök, Tokalı, Karabaş, Yılanlı, Kubbeli, Geyikli ve St. Barbe kiliseleri gezilebilmektedir. Bu kiliselerin hepsinde de İsa ve havarilerini konu alan freskler bulunmaktadır.
VIII. ve XIII. yüzyılda Kappadokya bölgesinde yapılan kilise (şapel) ve manastırlardan en ilginç plan ve görünüşe sahip olanları Soğanlı'dadır. Ayrıca Soğanlı'nın eski halkı da kayalara oyulan ev ve barınaklarda yaşamıştır.
Halen Kappadokya bölgesinde dini amaçlı binlerce kaya olukları ve sivil amaçlı kaya yerleşimleri bulunmaktadır. Bu oyuklardan 600 kadarı Soğanlı ve Erdemli köylerindedir. Soğanlı Kayseri'den 80 km., Göreme ve Ürgüp'ten 70 km., Derinkuyu ve Doğanlı yeraltı şehrinden 35 km. uzaklıktadır.
Soğanlı yer hareketleri sırasında çökmelere uğramış ve çöken yerler sel suları ile daha da derinleşmiş; burada uçurumları olan derin vadiler meydana gelmiştir.
Yer hareketleri ve erozyon sonucu ortaya çıkan en ilginç doğa manzarası masa biçimli dağlardır. Masa biçimli tepeler ve kubbeli kaya kiliseleri Kappadokya'dan başka bir yerde görülmeyen kültür ve doğa varlıklarıdır.
Soğanlı kaya kilisesinin duvarları değişik renklerle boyanmış durumdadır ve üzerine resimler yapılmıştır. Ayrıca bu kiliseler içinde ve bazı kaya oluklarında dini resimlerin yasaklandığı ikonoklastik döneme ait tek renkli geometrik motifler ve haç resimleri bulunmaktadır.
Duvar resimlerindeki konular İncil'den alınmıştır. İsa peygamberin doğumu, vaftiz edilişi, mahkemesi, mucizeleri, çarmıha gerilişi, Hz. Meryem'in başından geçen olaylar, at üzerinde Kudüs'e gidişi ve azizlere ait freksler vardır.
Soğanlı kiliseleri arasında Tokalı, Gök, Karabaş, Canavar, Meryem Ana, St. Barbe ve Geyikli kiliseleri en fazla ilgi çeken ve gezilen yerlerdir.
Kültepe-Kaniş-Karum Örenyeri
Kayseri Müzesi'ndeki eserlerin kaynağını temsil eden Kültepe, eski ismiyle Kaniş, Kayseri'nin 21 km. kuzeydoğusunda eski Kayseri-Sivas; Kayseri-Malatya anayolu üzerindedir. Kültepe, biri yerlilerin oturduğu höyükten, öteki aşağı şehir veya Asur'lu tüccarların yerleştiği Karum alanından oluşmuştur. Höyüğün çapı 500 m., ova seviyesinden yüksekliği 20 m. dir. Tepeyi dört yanından aşağı şehir/Karum çevirmiştir. Karum, üç yönünde düz ova şeklinde görülmekle beraber, doğu yönü ova seviyesinden 1.5-2.5 m. lik bir yüksekliğe sahiptir. Çapı 2 km.yi bulan Karum, höyük ve ortasındaki kalesi sağlam birer sur ile çevrilidir.
Kültepe, araştırmacıların dikkatini 1881 den sonra çekmiştir. O zamana kadar benzerlerine rastlanmamış olan çivi yazılı tabletler müzelere akıyordu. 1893 ve 1894'de E. Chantre, 1906'da H. Wickler, H. Grothe yaptıkları kazılarda tabletlerin bulunduğu yeri tespit edemediler. B. Hrozny 1925'te tesadüfen, tabletlerin çıkarıldığı yeri ve dolayısıyla Asur Ticaret Kolonileri'nin merkezini/Karum'u keşfetti.
1948 yılında Türk Tarih Kurumu ve Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına höyükte ve Karum'da başlatılmış olan sistemli kazılar, kesintisiz olarak sürdürülmektedir.
Eski dünyanın ünlü ticaret merkezi Karum Kaniş'te sonuncusu iki safhalı olmak üzere (la-b), dört yapı katı vardır (I-IV). Günümüzden dörtbin yıl önce Kuzey Mezopotamyalı/Asurlu tüccarların Anadolu'da kurdukları aşağı yukarı yüzelli sene süren bu uluslararası ticaret ilişkileri döneminde, Anadolu Mezopotamya'nın eski uygarlığına açılmış, onlardan yazıyı öğrenmiş, kültür seviyesini yükseltmişti. II. ve I. katlarında keşfedilen eski Asur dilinde yazılmış çivi yazılı tabletler, Anadolu ile Asur arasında sürdürülen ticaret hakkında detaylı bilgilerin yanı sıra, borç alıp-verme, faiz, evlenme-boşanma, veraset, esir ticareti, mahkeme kararları ve yerli beylerle yapılan yazışmalar hakkında da canlı bilgiler vermektedir. Bunlar arasında, daha az sayıda, edebi metinler ve okul temrin metinleri de bulunmaktadır. Anadolu'yu tarih aydınlığına bu vesikalar kavuşturmuştur. Bunlar Anadolu'nun en eski yazılı belgeleridir. Anadolu tarihi burada başlamıştır. Kaniş'in en önemli özelliği budur. Kültepe-Kaniş Anadolu'daki bu ticaret sisteminin baş şehridir. Aynı zamanda Kaniş Krallığı'nın da merkezidir. I. ve II. katlar arkeoloji, filoloji ve şehircilik bakımından en zengin ve en önemli olanlarıdır. Bu iki şehrin birbirinden taş döşeli sokaklarla ayrılan büyük mahalleleri, tam planlarıyla açığa çıkarılmıştır. Eski dünyanın ayrı dilleri konuşan bu iki ülkesinin temsilcileri bu şehirlerde yan yana yaşamışlardır. Onların planları açıkça belli olan evleri, arşivleri, atölyeleri, depoları, dükkanları gün ışığına çıkarılmıştır. İki katlı evlerin çoğunda oturma odaları, arşiv ve kiler/depolar bir birinden ayrılmış durumdadır. Her iki şehir de çıkan bir yangın sonucunda yok olmuştur.
Hitit kültürü ve sanatı, eski Babil sanatını temsil eden Asurlularla yerlilerin karışmasından meydana gelmiş bir sanattır. Hitit sanat üslubunun Eski Hitit Krallığı (1650) kurulmadan önce geliştiğini kanıtlayan buluntuların, -damga mühürlerin, kurşun, tunç, fildişi, gümüş kadın ve erkek tanrı heykelciklerinin- sayısı az değildir. Bunlar arasında eski Babil tesirini gösteren heykelciklerin yanı sıra Kuzey Suriye'den ithal edilmiş fayans heykelcikleri de vardır. Bu, uluslararası bir ticaret merkezinde beklenmesi gereken bir özelliktir.
Hitit seramik sanatı, Kültepe'de teknik ve şekil açısından en yüksek noktasına erişmiştir. Seramiğin bir bölümü günlük işlerde kullanılmaya uygun değildir. Onlar törenlerde ve özel durumlarda kullanılmış olmalıdır.
Kültepe ustaları topraktan hayvan şeklinde içki kapları yapmakta usta idiler. Ayakta duran, yatan, diz çökmüş durumda tasvir edilmiş bu içki kaplarının yanında, hayvan başı şeklinde olanları da vardır. Bu kutsal hayvan biçimli kaplar, kıymetli madenlerden yapılmış olanların taklididir. En çok rastlanan ritonlar; aslan, boğa, antilop, kartal biçimli olanlardır.
İçine tabletlerin konulduğu pişmiş topraktan, mühür baskılı binlerce zarf bulunmuştur. Mühür ve baskıları sosyal yapıya uygun olarak çeşitli üsluplardadır. Her iki katta da üslupların gelişimini izlemek ve bunları kronolojik biçimde göstermek mümkündür.
Silindir baskıların büyük çoğunluğu ikinci kattadır. Bu çağda Mezopotamya ile kurulan sıkı ilişkiler, Anadolu'da da silindir mühür kullanımını yaygınlaştırmıştır. Bu çağ mühürleri; 1. Eski Babil, 2. Eski Asur, 3. Eski Suriye, 4. Eski Anadolu üsluplarına ayrılır. II. kattaki silindir mühür baskılarının çoğu eski Asur üslubundadır.
Eski Anadolu üslubu, Mezopotamya düşünce tarzının Anadolu'ya yerleşmesinden sonra olgunlaşmıştır. Hitit sanatının kaynağını oluşturan bu üslup dini, mitolojik, savaş ve av sahnelerinden oluşur. Mitolojik sahnelerde Mezopotamyalı Anadolulu unsurlar yan yana görülmektedir.
I. katında çivi yazılı tabletlerde görülen değişiklikler, mühürlerde de tespit edilmektedir. Bu çağın üslupları II. kattakilerden farklıdır. Ayrıca tabletler de mühürlenmeye başlanmıştır.
Anadolu üslubunu taşıyan mühürler iki türlüdür:
1. Geleneğe bağlı kalanlar.
2. Eski Hitit mühürleri.
Damga şeklindeki eski Hitit mühürlerinin konularını dini sahneler, karışık varlıklar, heraldik kartallar, hayvanlar ve yıldızlı simgeler oluşturmaktadır. Bu çağda Asur ile ticaret bağları çok zayıflamış; yerli özellikler artmış ve yerli krallar güçlenmiştir. Anadolu birliğe doğru gitmektedir.
II. Kat M.Ö. 1920-1840; I. katı 1798-1740 yılları arasına tarihlenmiştir. II. ile I. arasında 50-60 yıllık bir boşluk vardır. Kültepe Höyüğü'nün Roma-Hellenistik, Greco-Pers ve özellikle Tabal ülkesinin bir şehri olarak önemini Geç-Hitit Döneminde de koruduğu anlaşılmıştır. Kalede Kaniş Kralı Varşama'nın sarayı keşfedilmiştir. Sarayın büyük bir kısmı tahrip edilmiş olmasına rağmen zemin katın 50 odası ve arşiv vesikalarından bir kısmı açığa çıkarılmıştır. I. katı ile çağdaş olan saray, altındaki II. kat sarayının enkazı üstüne kurulmuştur. Saray eski Babil modasına göre inşa edilmiştir.
Tepede bu çağın altındaki Eski Tunç Çağının son ve orta safhaları geniş bir alanda tetkik edilmiştir. Kültepe'nin bu dönemi Sümer, Akad sonrası, Akad çağları ile çağdaştır. Kuzey Suriye ve Mezopotamya'dan bölgenin tipik seramiği, altın, mücevherat, Akad sonrasına özgü silindir mühürler ithal edilmiştir. Bunlar Anadolu Mezopotamya ilişkilerinin Asur Ticaret Kolonileri Çağından çok daha önceleri başladığını kanıtlamaktadır.
DENİZLİ
PAMUKKALE TRAVERTENLERİ
Traverten sözcüğü, İtalya'da geniş traverten çökellerinin bulunduğu Tivoli'nin, Roma zamanındaki adı olan "Tivertino"dan gelmektedir. Traverten çok yönlü, çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır.
Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir.
Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C° arasında değişen 17 sıcak su alanı bulunmaktadır. Pamukkale termal kaynağı, bölge potansiyeli içinde yer alan bir ünitedir. Kaynak, antik devirlerden beri kullanılmaktadır. Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m. uzunluğunda bir kanal ile traverten başına gelmekte ve buradan, 60-70 m.lik kısmı çökelmenin olduğu traverten katmanlarına dökülmekte ve ortalama 240-300 m. yol katetmektedir.
Katmanlı havuzcuklarda ve katkat seddelerinde, çökelmekte olan kalsiyum karbonat, başlangıçta yumuşak bir jel halindedir. Zaman içinde sertleşmekte ve "traverten" olmaktadır. Ancak ziyaretçiler tarafından katmanlar üzerinde gezilmesi ve oynanması, henüz yumuşak haldeki kalsiyum karbonatların ezilmesine, dağılmasına ve çökelme dengesinin bozulmasına sebep olmaktadır.
KARAHAYIT KIRMIZISU
Kırmızısu; Akköy İlçesi, Karahayıt Kasabası içindedir. Pamukkalenin yaklaşık 5 km. kuzeyindedir.
Kırmızısu travertenleri 60 derece sıcaklıkta çıkan termalsu çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşturmaktadır.
Yakın zamana kadar daha çok iç turizme hizmet veren Karahayıt kaplıcaları artan konaklama tesisleri ile önem kazanmış ve Pamukkale'den sonra turizmdeki yerini almıştır.
Karahayıt kırmızısu travertenleri yaklaşık 500 m² lik bir alandadır. Doğal güzelliği bakımından ilin görülmeye değer önemli turizm beldelerinden birisidir.
LAODİKEİA
Denizli İli'nin 6 km. kuzeyinde yer alan antik Laodikeia kenti coğrafi bakımdan çok uygun bir noktada ve Lykos ırmağının güneyinde kurulmuştur. Kentin adı antik kaynaklarda daha çok "Lykos'un kıyısındaki Laodikeia" şeklinde geçmektedir. Tarihçi Plinius'a göre Laodikeia, önceleri Diospolis "Zeus'un şehri", daha sonraları da Rhoas adını taşıyan bir köyün yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir. Diospolis adı, buradaki Zeus kültüne verilen önemin bir simgesidir. Rhoas adı ise, yerli Anadolu dillerinden birine ait olabilir.
Diğer antik kaynaklara göre ise, kent İ.Ö. 263-261 yılları arasında II. Antiokhos tarafından kurulmuş ve şehre Antiokhos'un karısı Laodike'nin adı verilmiştir.
Laodikeia, İ.Ö.1. yüzyılda, Anadolu'nun en önemli ve ünlü kentlerinden biridir. Ãehirdeki büyük sanat eserleri bu döneme ait olduğu gibi, yine bu yüzyılda burada düzenlenen gladyatör döğüşleri şehre ayrı bir önem kazandırmıştır. Romalılar Laodikeia'ya özel bir önem vermişlerdir. Ünlü devlet adamı ve hatip Cicero, İ.Ö.50 yılında buraya gelmiş ve kentin bazı hukuki sorunları ile uğraşmıştır. Yine bu tarihlerde Romalılar, Laodikeia'yı Kibyra (horzum) conventusunun merkezi yapmışlardır. Roma İmparatoru Hadrianus, İ.S. 129 yılında şehri ziyaret etmiş ve buradan Roma'ya mektuplar yazmıştır.
Kent ile Roma arasındaki ilişkilerin ne kadar iyi olduğunu gösteren diğer bir kanıt da, İ.S. 90-146 yılları arasında bu kentte yaşadığı bilinen ünlü Zenon ailesinin sahip olduğu mevki, servet ve imtiyazlardır. Nitekim, bu aileden olan Polemon adında biri, Antonius tarafından Lykaonia, Kilikia ve Pontus'a yönetici olarak atanmıştır.
Yazıtlar ve sikkeler, Laodikeia'nın dini hayatı hakkında da bilgiler vermektedir. İmparatorluk devrine ait çok sayıdaki sikke üzerinde görülen Zeus Laodiokos figürü, bu kentte Zeus kültüne verilen önemin göstergesidir. Laodikeia'nın geç devirlerine ilişkin bilgilerimiz çok sınırlıdır.
Birkaç metin bize, Hırıstiyanlığın başlangıç devirlerinde Laodikeia'nın durumu hakkında bazı ipuçları veriyor. Diğer yerlerde olduğu gibi, burada da Hırıstiyanlık, önce Yahudi toplumunu etkilemiştir.
Nitekim Küçük Asia'nın 7 ünlü kilisesinden birinin bu kentte bulunması Hırıstiyanlığın burada ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Antik devirde Goncalı ve Eskihisar köyleri yakınlarında kurulmuş olan Laodikeia kentinin hangi nedenle tümüyle terkedildiğini bilmiyoruz. Ancak, büyük depremlerin bunda rol oynadığını tahmin etmek güç değildir. İ.S. 194 yılında meydana gelen çok büyük bir deprem şehri yerle bir etmiştir.
Laodikeia'nın Yapıları
Büyük Tiyatro: Antik şehrin kuzeydoğu tarafında, Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun olarak Roma tarzında yapılmıştır. Skene'si tamamen yıkılmış olup, cavea ve orkestrası oldukça sağlam durumdadır. Yaklaşık 20.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.
Küçük Tiyatro
Büyük tiyatronun 300 m. kadar kuzeybatısında yer almaktadır. Grek tiyatrosu tipinde araziye uygun olarak Roma tarzında inşa edilmiştir. Skene'si tamamen yıkılmış olup cavea ve orkestrasında da bozulmalar mevcuttur. Yaklaşık 15.000 kişi alabilecek büyüklüktedir.
Stadyum ve Gymnasium: Ãehrin güney-batısında, doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Stadyumun ek yapıları ile gymnasium bir bütünlük teşkil edecek şekilde yapılmıştır. İ.S. 79 yıllarında yapılan stadyumun uzunluğu 350 m., genişliği 60 m. dir. Amfiteatr şeklinde yapılmış olan yapının 24 basamaklı oturma sırası bulunmaktadır. Büyük bölümü tahrip olmuştur. İ.S. 2.yüzyılda yapılan gymnasium proconsul Gargilius Antioius tarafından inşa ettirilerek İmparator Hadrianus ve eşi Sabina'ya ithaf edildiğine dair yazıt bulunmuştur.
Anıtsal Çeşme: Kentin ana caddesi ile ara caddesi köşesinde yer almaktadır. İki cepheli olarak yapılmıştır. Nişleri mevcuttur. Bizans Döneminde onarım görmüştür.
Meclis Binası: Kentin güney-batısındadır. Dikdörtgen planlı olan anıtsal yapı, doğu-batı istikametinde uzanmaktadır.
Ana giriş doğu cephesindedir. Bina girişten itibaren dört bölümlü olarak kemer ve tonoz sistemi ile yapılmıştır. Yapının üst kısımları tamamen, taşıyıcı unsurları ise kısmen yıkılmış ve tahrip olmuştur.
Zeus Tapınağı: Antik Laodikeia kentinin sütunlu caddesinin doğu kesiminde, küçük tiyatro ile nymphaeum arasında bulunmaktadır.
Fakat sadece süsleme elemanlarının parçaları görülebilmektedir.
Kilise: Sütunlu caddenin güneyinde caddeye bitişik olarak inşa edilmiştir.
Sadece taşıyıcı bölümlerin bir kısmı ayakta kalmıştır. Ana girişi batıdadır. Orta bölümde dördü kemerli, dördü düz olmak üzere sekiz adet paye kullanılmıştır.
TRİPOLİS
Denizli İl merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Buldan İlçesi Yenicekent Kasabası'nın doğusunda, Büyük Menderes Nehri ile kasaba arasındaki yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Batıya açılan Büyük Menderes ovası ile hem Ege kıyılarına hem de İç Anadolu ve Akdeniz'e bağlanmaktadır.
Kent güneyindeki Çürüksu Vadisi'nde kurulmuş olan çağdaşı Laodikeia'ya 30 km., Hierapolis'e ise 20 km. uzaklıktadır.
Tripolis, Lidya bölgesi içinde, Karya ve Frigya bölgelerine ulaşımı sağlayan, sınır, ticaret ve tarım merkezlerinden birisidir. Kuruluş biçimi ve şehircilik anlayışı ile yörenin, en zengin kentlerindendir. Tripolis'in, Lidyalılar zamanında kurulduğu tahmin edilmektedir. Lidya, Pers ve Hellenistik dönemlere ait tarihi bilgiler henüz yoktur. Bu devirlerle ilgili kalıntılara da rastlanmamaktadır. Kentin kalıntıları üslup yönünden Roma ve Bizans Dönemi karakteri taşımaktadır. Anıtsal yapıların en iyi örnekleri İ.S. 1., 2. ve 3. yüzyıllarda yapılmıştır. Plinius'a göre, şehrin bir diğer adı Apollonia'dır. Sikkelerinde tanrıça Leto'nun, Letoia Phthia oyunlarının ve Menderes Nehri'nin isimleri vardır. Tripolis ve çevresi tarih içinde birçok deprem ve savaşlara sahne olmuştur. İ.S. 325 yılında Nikea meclisinde hazır bulunan Lidya piskoposları listesinde Tripolis'in adının geçmesi piskoposluk düzeyinde bir şehir olduğunu göstermektedir.
Tripolis'in Yapıları
Tiyatro: Kent merkezindedir. Grek tiyatrosu gibi araziye uygun olarak Roma tarzında yapılmıştır. Tüm bölümleri harap durumdadır. Yaklaşık 10.000 kişi alabilecek kapasitededir.
Hamam: Tiyatronun yaklaşık 200 m. batısında yer almaktadır. Sur duvarları dışında bulunmaktadır. Dış duvarları kısmen ayaktadır. Tonoz ve kemerli iç kısımlar yıkılmıştır. Bölümleri ise tespit edilebilmektedir. Kalın duvarlarında büyük nişler mevcuttur.
Ãehir Binası: Hamamın yaklaşık 150 m. güneyindedir. Sadece temelleri kalmıştır.
Kale ve Surlar: Tripolis Geç Roma ve Bizans Döneminde sur ve kale ile çevrilmiştir. Eğimli arazide kurulan kentin surları yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir. Tiyatroya bitişik devam eden sur, kentin kuzeyindeki en yüksek tepede kule ile birleşir.
Kule, hem savunmaya hem de gelecek düşman tehlikesini gözetlemeye yöneliktir.
Nekropol: Surun, doğu ve güney yamaçlarındadır. Burada kaya mezarları, podyumlu mezarlar ve lahitler görülmektedir.
COLOSSAE
Denizli İli'nin 25 km. doğusunda, Honaz İlçesi'nin 2 km. kuzeyinde yer almaktadır.
Denizli-Ankara karayolunun 16. km. sinde bulunan Organize Sanayi Bölgesi'nden Honaz'a giden karayolu, Colossae kentinin içinden geçmektedir.
Antik kent, Honaz (Kadmos) dağının kuzeyinde Aksu Çayının kenarına kurulmuştur. Antik Çağdan beri kullanılan güney şark yolu üzerindedir. Büyük Frigya içinde bulunan en önemli merkezlerdendir. Ksenophon'a göre Frigyanın 6 büyük şehrinden biridir.
Pers egemenliğinde de parlak çağlarını yaşamıştır. İ.Ö. 2.yy.dan itibaren Hierapolis ve Laodikeia'nın kurulması ile önemini yitirmiştir. İ.S. 1.yy. başlarında Laodikeia ile birlikte yüncülük ve dokumacılıkta çok gelişmiştir. İ.S. 1.yy. da Neron döneminde meydana gelen depremle harap olmuştur.
Geç Roma döneminde Hierapolis ve Laodikeia göçler nedeni ile köy hüviyetine bürünmüştür.
İ.S. 692-787 yıllarında şimdiki Honaz İlçe merkezinin bulunduğu yerde Chonae adıyla kurulan kent nedeni ile tamamen terk edilmiştir. Chonae kentinde St. Michael kilisesinin bulunduğunu eski kaynaklardan öğrenmekteyiz.
Ancak şu anda hiçbir kalıntısı yoktur. Yukarıda tepe üzerinde ise Osmanlı Dönemine ait bir kale kalıntısı mevcuttur.
Colossae antik kentinin kalıntılarına, akropol olan höyük tepesi ile çevresindeki arazilerde rastlanmaktadır. Höyüğün kuzeyindeki bölgede kayaya oyulmuş oda ve ev tipi mezarlar bulunmaktadır.
EUMENEİA
Antik kent, Çivril-Dinar karayolu üzerindeki Işıklı Kasabasının bulunduğu alandadır. Kent Bergama kralı II. Eumenes adına kurulmuştur. Işıklı Kasabasının güney-doğusunda bulunan su kaynağı yakınlarında antik döneme ait izler görülmektedir. Bugün "Sarıbaba Tepesi" olarak adlandırılan dağlık bölgenin üzerindeki düzlük, özellikle Bizans Döneminde kale olarak kullanılmıştır. Bu tepenin yamaçlarında Eumeneia'nın nekropolü bulunmaktadır.
HERAKLEİA SALBAKE
Kent, Denizli İli, Tavas İlçesinin 10 km. kuzey batısında bulunan Vakıf Köyü sınırları içindedir. Yerleşim daha çok kuzeydeki su ile çevrili bölgede yoğunluk kazanmaktadır. Herakleia Salbake, antik coğrafyada belirtilen Caria ile Phrygia bölgelerini ayıran Babadağ (Salbake) Sıradağlarının güneyinde bugünkü Tavas Ovasına bakan eteklerinde yer almaktadır. Caria kenti olarak bilinir. Herakleia ile Aphrodisias'ı küçük Tmelos'a (Kırkpınar) Çayı doğal sınır olarak ayırmaktadır. Her iki kentin de nehir tanrısı Tmelos'tur. Herakleia; batısında Aphrodisias, güneyinde Apollonia ve Tabai, güneydoğusunda Sebastopolis ve Kidrama ile yakın ve çağdaş kentler durumundadır.
Kentin ilk kuruluşu hakkında antik kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Önemli yapıları; şehri çevreleyen Roma Dönemi suru ve stadyumdur.
Stadyum: Antik kenti çevreleyen sur ile bugünkü Vakıf Köyünün arasındadır. Doğu-Batı yönünde olan stadyuma ait, yamaçlarda bazı basamaklar görülmektedir. Batı kısmındaki basamaklar ise tamamen tahrip olmuştur.
Herakleia Hieronu
Herakleia Salbake antik kentinin yaklaşık 4 km. doğusunda, bugünkü Tavas-Kızılcabölük kasabasının 1km. kuzeydoğusunda, Ören Sırtı ve Kocapınar mevkii diye adlandırılan yerlerdir. Salbakos (Babadağ) sırtında yer alan Hieron dikdörtgen prizma şeklindedir.
Dört tarafını plakalardan oluşan kabartmalar çevirir. Buraya; Artemis, Apollon, Pan, Dionysos ve Herakles ile ilgili mitolojik sahneler işlenmiştir.
ATTUDA
Attuda (Hisarköy) Denizli İli, Sarayköy İlçe sınırları içerisinde ve ilçenin yaklaşık 17 km güneybatısında yer almaktadır.
Antik dönemde Caria ve Phrygia arasında bir sınır kentidir. Çürüksu Vadisinde bulunan Tripolis ve Laodikeia' yı Aphrodisias' a bağlayan en kısa yol Attuda' dan geçmektedir. Kentin ilk kuruluşu hakkında kesin bir bilgi bulunmamasına rağmen, Lykos Vadisinde kurulan kentlerle çağdaş olduğu ve Hellenistik Dönemde kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Lykos Vadisindeki kentler ile Aprodisias arasındaki ticarî, ekonomik ve sanatsal bağlantıyı kurmada önemli bir rol oynamıştır.
Doğu ve batıdan gelen iki derenin çevrelediği yüksekçe bir tepe üzerinde kurulan kentin daha çok savunmaya önem verdiği ve ulaşım yolunu kontrolü altında tuttuğu görülmektedir.
Antik kaynaklarda, Attuda' da Men kültü olduğu, bu tanrıya bir tapınak yapılarak ona tapınıldığı, tapınak içinde at üzerinde tanrı Men' e ait heykel olduğu yazılmaktadır. Ayrıca Zeus, Apollon, Dionysos ve Asklepios heykelleri ile Artemis Anaitis kültünün de Attuda'da bulunduğunu antik kaynaklar belirtmektedir. Bu kaynaklarda Men Karou ve Men Arrastos' a ait tapınakta tanrıça Kybele' ye ayrı bir önem verildiğinden bahsedilmektedir.
Antik kentte imparatorluk öncesi ve sonrasında sikke basılmıştır. Sikkelerin bir yüzünde, Attuda yazısı diğer yüzde ise tanrılar ve yöneticilerin portreleri yer almaktadır.
Günümüzde antik kentin bulunduğu alanda Hisarköy yer aldığından yüzeyde herhangi bir kalıntı görmek mümkün değildir. Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait bazı eserler kurulan müze deposunda teşhir edilmektedir.
APOLLONİA SALBACE (Medet Höyüğü)
Apollonia antik kenti ve Medet Höyüğü, Denizli İli, Tavas ilçesinin 7 km batısında düz bir ova üzerinde kurulan Medet Köyü yerleşim alanı içinde yer almaktadır.
Tavas Ovasının en verimli arazileri üzerinde kurulan Apollonia; batıda Tabai yolu ile Karia bölgesine, güneyde Sebastopolis yolu ile Likya bölgesine, doğuda Tavas yolu ile Frigya bölgesine ulaşımı bulunan antik kentlerden birisidir. Apollonia antik kentinin kuruluşu hakkında kesin belgeler bulunmamakla birlikte, höyük buluntuları incelendiği zaman, ilk yerleşimin Tunç çağlarına kadar uzandığı ve kesintisiz olarak devam ettiği görülmektedir.
Kent Apollonia adını Hellenistik Dönemde aldığı, en görkemli dönemini Roma Çağında yaşadığı anlaşılmaktadır. Köy camisinin bulunduğu avlu içinde Hadrianus Dönemine ait Apollon tapınağının temelleri ve yazıtlar vardır. Kentin İ.Ö.1.yy ve İ.S.1.yy arasında kendi adına sikke bastırdığı ve sikkeler üzerinde tanrısal motiflerin yer aldığını görmekteyiz.
TABAİ
Denizli- Muğla karayolunun 78. Km. sinde bulunan Tabai, adından da anlaşılacağı üzere doğal bir kale görünümündedir. Kent büyük İskender'den sonra Anadolu'da kurulan şehir devletleri arasındadır. Tabai Hellenistik Dönemden (Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı) günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Tabai antik dönemde kendi adına sikke bastırmıştır. Önceleri gümüş,daha sonra bronz olarak basılan sikkelerin ön yüzlerinde genellikle Zeus, Apollon, Athena, Herakles ve Dionysos figürleri, arka yüzlerinde ise "TABENON" yazısı ve kenti simgeleyen boğa, bereket boynuzu gibi figürler bulunmaktadır. Günümüze gelen kalıntılar ise; Roma Hamamı ve Osmanlı dönemine ait Cevherpaşa Camii sayılabilir.
DIONYSOPOLİS
Denizli İli Çal İlçesi'nin yaklaşık 8 km. kuzeybatısında bulunan Ortaköy Kasabası yakınındaki Dionysopolis kenti Suriye krallığı "Seleukoslar" döneminde kurulmuş olup daha sonra Bergama Krallığı egemenliğine girmiştir. Bugünkü yüzeyde pek fazla bir kalıntı görülmemektedir.
Apollon Lermenos Tapınağı
Bahadınlar Köyüne 4 km. uzaklıktadır. Menderes Vadisine uzanan tepenin ortasında bulunan tapınak dikdörtgen planlıdır. Yapının temelleri Hellenistik üst bölümleri ise Roma dönemine aittir.
Tapınağın güneyinde görülen bir sıra sütun kaidesinden peripteros planlı olduğu anlaşılmaktadır. Tapınağın batısında bulunan portikonun bir bölümü ayaktadır. Bahadınlar Köyü Camiinde bulunan yazıttan portikonun Domitianus döneminde Apollon Lermenos tapınağı köleleri tarafından yapıldığı ve Apollon'a ithaf edildiği anlaşılmaktadır. Hieron da bulunan heykel kaidelerindeki yazıtlardan buranın çok önemli bir kült merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Kült Apollon Lermenos "Çifte balta" kültüdür.
SEBASTOPOLİS
Sebastopolis, Denizli İli Tavas İlçesi'nin 19 km. güneyinde bulunan Kızılca kasabasının 2 km. doğusunda yer almaktadır. Antik kentin ilk kuruluşu bilinmemekle birlikte yüzeydeki kalıntılar Roma ve Bizans Dönemlerine aittir. Kalıntıları: Höyük Tepesi, stadyum ve nekropoldür.
TRAPEZOPOLİS
Trapezopolis, Denizli İli Babadağ İlçesi Bekirler Köyü Boludüzü mevkiinde bulunmaktadır. Antik kentin kuzeyden güneye doğru uzanan düzlük üzerine arazinin coğrafi yapısına göre kurulduğu anlaşılmaktadır. Kalıntılar tamamen toprak altındadır. Yüzeydeki kalıntılar Roma ve Bizans dönemi özellikleri göstermektedir.
SALA
Denizli İli, Güney İlçesindedir. Ãimdiki Güney İlçe merkezinin kuzeyindeki düzlükler üzerinde kurulduğu tahmin edilmektedir. Ancak günümüzde hiçbir kalıntıya rastlanmamaktadır.
BEYCESULTAN HÖYÜÃÜ
Denizli İli Çivril İlçesi Menteş Köyü yakınlarında, ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır. Doğu- Batı yönünde uzanan höyük 13 hektarlık bir alanda 25 m. yüksekliğe sahiptir. Arzawa Krallığının başşehrini aramak için gelen ve 1954 yılında Beycesultan höyüğünde kazı çalışmalarına başlayan İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Kazı Ekibi bu çalışmalarını 1959 yılına kadar sürdürmüştür. Bu kazılarda Geç Kalkolitik İlk ve Orta Tunç Çağlarına ait çok sayıda mermer, bronz kemik ve seramik eserler ortaya çıkarılmıştır. Beycesultan Höyüğü kazısından çıkan buluntuların çok azı Anadolu Medeniyetleri Müzesi' nde büyük bir kısmı da Hierapolis Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
AKHAN
Denizli-Afyon karayolunun 7. km. sinde bulunan han aynı adı taşıyan köyün hemen girişinde yolun sonunda yer almaktadır. Anadolu Selçuklularının Batıdaki son kervansaraylarından olan Akhan, Sultanhanları şemasına uymakla beraber oldukça küçük bir handır.
Hanın iki kitabesi bulunmaktadır. Kapalı olan kısmı 1253 (H.651) yılında avlu ise 1254'te (H.652) tamamlamıştır. Yaptıran Vali Seyfettin Karasungur Bin Abdullah'tır. Simetrik bir plan göstermeyen kervansaray açık ve kapalı bölümlerden oluşmaktadır. Toplam 1100 m² lik bir alan üzerine oturmakta olup kare bir avlu ve derinlemesine dikdörtgen bir holden oluşmaktadır. Kapalı mekân derinlemesine iki sıra paye ile üç sahına ayrılmıştır. Ortada bulunan sahın yan sahınlardan daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Üst kısım tonoz ile örtülmüştür. Sivri kemerli niş biçiminde portali basık kemerli giriş kapısı ile yarım metre dışa taşmıştır.
Kapalı mekânın simetrik düzenlemesine karşın avluda asimetrik bir plan karşımıza çıkmaktadır. Avlu girişinin sağ tarafındaki bölümde iki katlı mekânlar, bir eyvan ve iki kapalı birim yer almasına rağmen diğer tarafta revaklar ve kapalı mekana bitişik köşede tonozlu iki mekan yer almaktadır. Hanın avlu portali geometrik ve plastik süslemeleri ile oldukça görkemlidir.
ÇARDAKHAN
Denizli - Afyon karayolunun solunda, Denizli İli Çardak İlçe merkezinin içinde bulunan bu han portali üzerindeki yedi satır kitabesine göre Alaaddin Keykubat zamanında onun azadlı kölesi ve emirlerinden Esededdin Ayaz Bin Abdullah el Ãahabi tarafından yaptırılmıştır. 1230 (H.627) yılı Ramazan ayında bitirilmiş ve kitabesine göre "Ribat" olarak yapılmıştır. Doğu batı doğrultusunda inşa edilen han oldukça geniş kare avlusu ve altı bölümü, beş sahından oluşan holü ile sultan hanlarının sadeleşmiş bir benzerini oluşturmaktadır. Kapalı mekân doğu batı ekseninde dikdörtgen planlıdır. Derinlemesine dört sıra halinde ve her bir sırada beşer paye kullanılması ile beş sahın oluşturulmuştur. Kapı aksında bulunan orta sahın yan sahınlardan daha geniş tutulmuştur; bu sahın tonozu diğer sahın tonozlarından yüksektir. Holün süsleme unsurlarını orta sahındaki paye başlıklarının üzerindeki kabartmalar oluşturmaktadır. Devşirme olan bu süslemelerde boğa başı, çift balık ve insan başı motifleri görülür.
Avluya ait beden duvarlarından çok azı ayakta kalmıştır. Burada olması gereken eyvan ve giriş portaline ait herhangi bir iz kalmamıştır. Holün geometrik motiflerden oluşan bordürlerle çevrili beden duvarlarından dışarıya doğru çıkıntı yapan portali ise sade bir kompozisyon oluşturmaktadır. Kitabenin her iki yanında birer aslan figürü yer almakta olup bu kompozisyon tipine Selçuklu hanlarında çok sık rastlamaktayız. Portal bordüründe kenarı kırık sekizgenlerin kesişmesinden ortaya çıkan dörtlü düğüm motifleri yer alır. Han Dinar ilçesine bağlı olduğu dönemlerde "HANABAT" ismiyle anılmakta ve Kurtuluş Savaşı sırasında da zahire anbarı olarak kullanıldığını kaynaklardan öğrenmekteyiz.
ÇİVRİLİ DEDEKÖY CAMİİ
Çivril, Emirhisar yolu kenarında ve kasabaya yaklaşık 300 m. uzaklıkta bulanan caminin tarihini belirten herhangi bir kitabeye rastlanmamış olmakla beraber, plan ve malzeme özelliklerinden bunun 13.yy. Beylikler devrine ait olduğu anlaşılmaktadır. Cami tek kubbeli bir plan göstermektedir. Yapı malzemesi olarak Roma dönemine ait devşirme malzemenin de bolca kullanıldığı caminin içinde süsleme olarak görülebilen sadece kubbe kemerlerindeki palmet dizileridir. Caminin kuzey-doğu köşesinde bulunan minarenin külah kısmı bugün mevcut değildir. Gövdesinde de oldukça büyük çatlaklar oluşmuştur. Türbe ise caminin yaklaşık 5 m. uzağında tek mekânlı bir yapıdır. İçinde kime ait olduğu bilinmeyen dört adet mezar bulunmaktadır. Bu yapı topluluğu gerek 13.yy. Beylikler devri mimarisini, gerekse bünyesindeki devşirme malzemeler ile iki kültürü yansıtması bakımından önemlidir.
ACIPAYAM YAZIR CAMİİ
Cami, giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesine göre, Hacı Ömer Efendi adında bir zat tarafından 1801 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen olan cami, altısı müstakil on adet ahşap sütun ile mihrap aksında üç sahına ayrılmıştır. Cami, mimari ve süsleme özellikleri ile 13.yy. ağaç direkli Selçuklu camilerini hatırlatmaktadır. Süslemesi bakımından oldukça zengin ve değişik bir durum gösteren caminin duvarları içeride, üç sıra panolar halinde resimlerle süslenmiştir. Yer yer perspektifin denendiği bu resimlerde minyatür üslubu ağırlığını hissettirmektedir. Resimlerin panolar halinde duvar yüzeylerine çizilişlerinde gösterişten kaçınıldığı ve daha ferahlatıcı bir atmosfer yaratılmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Bu resimlerde özellikle cami, natürmort, bitki ve ağaç motiflerine yer verilmiştir. Ayrıca caminin tavanı da çıtalarla küçük karelere ayrılmış ve bu kareler, belirli aralıklarla serpiştirilmiş bitki motifleriyle süslenmiştir.
ÇİVRİL SAVRAN CAMİİ
Çivril İlçesine 5 km. uzaklıkta bulunan cami, giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre "Ömer Ağa" adında bir kişi tarafından 1882 yılında yaptırılmıştır. İki mekânlı caminin ibadet mekânı derinlemesine üç sahına ayrılmıştır. Dikdörtgen planlı son cemaat yeri ile birlikte dış cepheleri bakımından oldukça sade bir mimarî üslup göstermektedir. Dıştaki bu sade görünümüne karşılık ibadet mekânı ve son cemaat yeri duvarlarında oldukça zengin bir süsleme dikkati çekmektedir. Duvarların yüzeyleri sivri kemerlerle belirtilerek, bu kemerlerin içlerine değişik kompozisyonlar yerleştirilmiştir. Stilize bitkisel motifler, cami motifi ve meyve motifleri görülebilen resim örneklerindendir. 18. ve 19.yy. Osmanlı mimarisinde ve özelikle Anadolu'da moda haline gelen duvarları resimli camilerden ilimizde ayakta kalabilen birkaç örnekten birisidir.
GÜNEY ÃELALESİ
Güney Ãelalesi, Denizli İli, Güney İlçesi, Cindere Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Güney İlçesinin yaklaşık 4 km. güneyinden geçen Menderes Nehrinin kenarındadır. Ãelale doğal güzelliği bakımından görülmeye değer yerlerdendir.
SÜLEYMANOÃLU GÖLÜ
Denizli İli, Buldan İlçesi yaylasındadır. Etrafı ormanlarla çevrilidir. Doğal güzelliği bakımından görülmeye değer yerlerdendir.
KALEİÇİ
Denizli merkezinde gezilebilecek yerlerden biri de Kaleiçi adı ile anılan en eski çarşıdır. Yaklaşık 800 metre uzunluğunda ve 1 m. kalınlığında sur duvarları ile çevrilidir. Surların yapılış tarihinin Türklerin Anadolu'ya gelişlerinden önce, Bizans devrinde var olduğu bilinmektedir. Kaleiçindeki yerleşimin, buraya 5 km. uzaklıktaki Laodikeia'nın terk edilmesinden sonra 11. yy. da başladığı bilinmektedir.
DİYARBAKIR ÖREN YERLERİ
Çayönü Örenyeri
Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, Sesveren Pınarı Köyü hudutları içinde Hilar Mağaraları mevkiindedir. 1964 yılından bu yana yapılan araştırma ve kazılarda burasının Anadolu'nun en eski yerleşme yerlerinden biri olduğu ve geçmişinin M.Ö. 8. bine dek uzandığı belirlenmiştir. İlk Tarımcı köy toplulukları dönemine ait olan bu örenyerinde Neolitik Çağ'ın değişik evrelerine ait izlere de rastlanmıştır.
Üçtepe Örenyeri
Diyarbakır'ın Bismil ilçesi, Üçtepe Köyündedir. Yörenin büyük höyüklerinden biri olan Üçtepe'de 1988 yılında Prof. Dr. Veli Sevin'in bilimsel başkanlığında, Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü'nce kazı çalışmaları başlatılmıştır. Kazıda yeni Asur Dönemi'ne ait önemli eserlerin yanı sıra Hurri-Mitanni, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait buluntular da ortaya çıkarılmıştır.
Diyarbakır Kalesi
İl merkezinde 5700 m. uzunluğunda, 12 m. yüksekliğinde ve 3-5 m. genişliğinde olan görkemli Diyarbakır Kalesi'nin planı bir kalkan balığını andırmaktadır. Kalenin dört kapısı ve sekseniki burcu vardır. Burçlardan en önemlisi 1208 yılında Artuklu hükümdarı Melik Salih Memduh tarafından inşa ettirilen yedi kardeş burcudur. Burcun üzerinde çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmaları bulunmaktadır. Kitabesi bir kuşak halinde burcu çevrelemektedir. M.S. 349 tarihinde Romalılar zamanında inşa edilen kale İslâmî dönemlerde de birçok kez onarılmış ve yapılan ilavelerle günümüzdeki görünümünü kazanmıştır.
Malabadi Köprüsü
Diyarbakır-Batman karayolu üzerinde yeni yapılan karayolunun sağ tarafındadır. 1147 yılında Artukoğulları döneminde inşa edilmiştir. Ortadaki büyük sivri kemerin ayakları kayalıklara oturtulmuştur. Kemerin her iki ucunda 4.50 x 5.30 m. boyutlarında köprünün güvenliğini sağlayacak nöbetçilerin oturması ve kervan yolcularının dinlenmesi için yapılmış birer oda mevcuttur.
Köprünün selyaranları üzerindeki burma sütunlu nişlerin içerisinde, insan, hayvan, güneş motifleri bulunmaktadır.
Günümüzde yeni bir köprüden ulaşım yapıldığı için, eski Malabadi Köprüsü kullanılmamakta, Artuklu sanatının güzel bir örneği olarak tüm heybetiyle halen yaşamaktadır.
ELAZIĞ ÖREN YERLERİ
Harput
İlk izlerini Harput İç (Süt) Kale'de bulduğumuz ve Urartu Döneminden günümüze kesintisiz iskân gören Harput, tarih içinde çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır.
Her dönemde önemli bir uç kalesi olarak kullanılan Harput, Çubukoğullarına ve Harput Artuklularına başkentlik yaptıktan sonra, 1910'lu yıllardan sonra terkedilmiş ve bugünkü bucak durumuna gelmiştir.
Harput'ta günümüze ulaşmış çok sayıda, çeşitli dönemlere ait yapı bulunmakta olup bunlardan en önemlileri Meryem Ana Kilisesi, İç (Süt) Kale, Ulu Cami, Esediye Camii, Alacalı Mescid, Fatih Ahmet Baba Mescid ve Türbesi, Mansur Baba Türbesi, Ahi Musa Mescid ve Türbesi, Arap Baba Mescid ve Türbesi, Sara Hatun Camii, Meydan Camii, Kurşunlu Cami, Ağa Camii, Ahmet Bey Camii, Kale Hamamı, Hoca Hamamı ve Cemşit Bey Hamamı'dır.
Palu
Harput ile birlikte Urartu Döneminden bu yana kesintisiz iskân görmüş olan Palu çeşitli egemenlikler altında kaldıktan sonra bugün ilçe olarak iskâna devam etmektedir.
Palu Kalesi'nde bulunan ve Urartu Kralı Menua'ya ait çivi yazılı yazıt dışında, Osmanlı Dönemi yapılarından Alacalı Mescid, Cemşid Bey Mescid ve Türbesi, Merkez Camii, Ulu Cami, Küçük Cami ve Anonim Hamam ile Ortaçağ Kilisesi ve Artuklu yapısı olan Eski Palu Köprüsü günümüze ulaşan önemli yapılardandır.
Pertek
Çeşitli dönemlerde iskân görmüş olan Eski Pertek günümüzde Keban Baraj Gölü altında kalmış olup geride sadece ada görünümündeki Pertek Kalesi ile baraj alanında yeni Pertek ilçesine (Tunceli İline bağlı) taşınmış Çelebi Ali ve Baysungur camileri kalmıştır.
Baraj gölü altında kalan kilise, saray, mescid, türbe, hamam, imaret, kantariye gibi yapılar, Pertek'in çeşitli dönemlerde olduğu kadar, özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde özel önem kazandığını göstermektedir.
ERZURUM ÖREN YERLERİ
Üç Kümbetler
Üç Kümbetler'den sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanının Saltuklu Devleti'nin kurucusu Emir Saltuk'a ait olduğu tahmin edilmektedir. Tamamiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisinin ise kimlerin mezarı olduğu bilinmemektedir. Bunlar Türkler'e ait kümbetler arasında plan, malzeme ve süsleme yönünden ayrı bir önem taşımaktadır.
Erzurum Kalesi
Yaklaşık 2000 m. yükseklikte bir tepe üzerinde inşa edilmiş olan iç kale 5. yüzyılda Roma İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Son zamanlara kadar Türkler tarafından kışla olarak kullanılmıştır. Kale Mescidi ve saat kulesi Türk mimarlığının ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşırlar. Tepsi Minare olarak da adlandırılan kule Ortaçağ'larda gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı mimarisinin Barok Çağında saat kulesine çevrilmiştir. 1124-1132 yılları arasında hüküm süren Abu'l Muzafferüddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescid geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.
ISPARTA ÖREN YERLERİ
YALVAÇ PİSİDİA ANTİOKHEİASI
Antiokheia'nın Isparta İli'ne bağlı Yalvaç İlçesi'nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları'nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir.
Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir; fakat kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Bu şehir I. Seleukos veya oğlu Antiokhos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 39 ila 36 yılları arasındaki bir tarihte Amyntas'ın idaresi altına giren Antiokheia, onun M.Ö. 25'de öldürülmesiyle, bölgenin bütün şehirleri gibi, Galatya eyaletine dahil edilmiştir.
Antiokheia, M.Ö. 25'te veya biraz sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuştur. Kent, pek çok Latince yazıtın da kanıtladığı gibi, yaklaşık olarak ikiyüz yıldan fazla bu statüsünü korumuştur.
Latince'nin M.S. 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiş olan yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet senatörü) protokolleri çoğunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II. Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtince'nin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtince'nin, Grekçe'yle kıyaslandığında çok daha az kullanılmış olduğu görülmektedir.
I.A. Richmond ve R.G. Collingwood'un tahminlerine göre kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B.Levick ise üç binin üzerinde emekli askerin bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak, Antiokheia'nın geniş sınırları içerisinde 30-40 bin civarında bir nüfusun yaşadığını söyleyebiliriz.
Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın hemen sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise kayıtlarından anladığımıza göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumuştur.
Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö. 1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoğunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde "colonia" yazısı yer almaktadır. Claudius II'ye kadar sikke basımı devam etmiştir. Bu sikke basımı sayesinde kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaştığını anlamaktayız.
İ.S. 713'de Araplar'ın istilasına uğrayan kent yakılıp yıkılmıştır. Kazılar sonucu ele geçen kalıntı izleri ve bulgular bu olayı ve tarihi kanıtlamaktadır. Kentin tarihi 13.yüzyıla dek izlenebilmektedir. Ancak, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın bir kısmının o zamanın verimli toprakları olan Yalvaç'a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı görülmektedir.
Kentin Tanımlanması
Antiokheia, deniz seviyesinden 1236 m. yükseklikte; Sultan Dağları'nın bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios Vadisi'ne hakim bir tepe üzerindedir. 120 m. yüksekliğindeki bu tepenin doğu, güney ve kuzey yamaçları sarp olduğundan kente ancak batıdan kolaylıkla ulaşılabilmekteydi.
Akropolün yüzeyi düz olmayıp doğu-batı, kuzey ve güneyde bir takım tepeler, başka bir ifade ile yedi tepe vardır. Yapıların bir çoğu bu tepelerin yamaçlarında ve küçük vadiler içinde toplanmıştır.
Arazinin doğal durumundan azami yararlanarak Antiokheia'da ızgara şehir planının ustaca uygulanması ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmış yapıları pek azdır. Bunlar genellikle temel kalıntılar halindedir.
Sur dahilinde, birbirine dik olarak; güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru birer eksen çizilerek, planlama bu eksenlere göre yapılmıştır. Güneyden kuzeye giden caddeye Decumanus Maximus ve doğudan batıya giden ana caddeye ise Cardo Maximus adı verilmiştir. Ãehir planında esas itibari ile ana caddelere dik açılarla açılan dar, fakat düz sokakların mevcut olduğunu görmekteyiz.
Kentin iki ana meydanı şehrin doğusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapınağı önündeki aynı adla anılan meydan, ikincisi bu meydanın batısında yer alan Tiberius alanıdır. Bu iki meydan arasında enlemesine yerleştirilen propylon yer almaktadır. Diğer üçüncü bir meydan ise, nymphaeumun önünde bulunmaktadır.
Kentin kuzeyinde, Roma hamamı-palaestra ve nymphaeum yer alır. Doğudaki tepenin yamaçlarında Augustus Tapınağı ve alanı, propylon, Tiberus alanı; onun batısında ise sütunlu cadde yer almaktadır. Sütunlu caddenin kuzeybatısında bouleuterion, bunun güneybatısında ise tiyatro bulunmaktadır. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardır. Kentin merkezi etrafında ve arazinin elverişli yerlerinde evler serpiştirilmiş durumdadır. Ãehrin batısında Anadolu'nun en eski kiliselerinden birinin (St. Paul) kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Antiokheia'da geniş çapta kazı yapılmadığından diğer yapı kalıntıları hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.
Kentin kuzeybatı surları temel seviyesinde, güneybatı ve güney surları ise kısmen ayakta durmaktadır.
Ãehrin ana kapısı olan batı kapısı iki yanda surlarla birleşmektedir. Kentin ikinci kapısı güneydedir. Daha dar olan kuzey kapısı ise hamamla bağlantılıdır. Su kemerleri kentin kuzeyinde yer almaktadır.
Sur Duvarları
Antiokheia hakim bir tepe üzerine kurulmuş ve tamamen oval bir surla çevrilmiştir. Bugün kısmen ayakta olan ve temel kalıntıları görülen surların uzunluğu 2920 m.dir. İzlenemeyen kısımları ile birlikte surun tamamı yaklaşık 3000 m. yi bulmaktadır. Surların çevirdiği alan ise, 47 hektardır.
Kent surlarına dikkat edildiğinde, arazi eğiminin çok olduğu yerlerde; sur kalınlığının ortalama 1.50 m., diğer yerlerde ise 4.75-5.50 m. ye ulaştığı görülmektedir.
Hellenistik Devirde inşa edilen ilk surların, Roma ve Bizans çağlarında genişletildiği açık bir şekilde günümüze dek ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Batı Kapısı
Kentin en görkemli kapısı şehrin batısında yer almakta idi. İki kenar ve iki orta pylonlu olmak üzere üç açıklıklı geçit şeklindedir. Tonozları taşıyan ayakların gövde ölçüleri 3.20x2.36 m. olup; ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, sade ve düz yapılmıştır. Açıklıkları 4 m. olan ayakların her iki yanında bitkisel motiflerle süslü plasterlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. Ön cephenin odak noktasını, merkezde yer alan kemerin iki yanındaki üçgen boşluklarda (spandrel) ve plasterler üzerinde karşılıklı diz çökmüş flama ve standard taşıyan iki part kabartması teşkil etmekteydi. Ayrıca plasterler üzerinde girland taşıyan Nike'ler de bulunmakta idi.
Batı kapısının, kent dışına bakan kademeli arşitravının genişçe yüzünde bronzdan kabartma harflerle "Gaius Lulius Asper Con. 212" yazıtı yer almaktadır. Arşitrav üzerinde bulunan frizde, Hippokampos, Triton, Amazon kalkanı (her iki ucu kartal başı şeklinde) zırh ve çeşitli silah kabartmaları bulunmaktadır.
Bunun üzerindeki ikinci friz ise, bitkisel motiflerle süslenmiştir. Anıtsal kapı gerek yapı formu, gerekse üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre İ.S. 212 yılında yapılmış olmalıdır.
Güney Kapısı
Kentin güneyinde Anthios Vadisi'ne çıkış için en müsait yerde inşa edilmiştir. Tek girişli olduğu anlaşılan kapının, günümüze çok az mimarî kalıntıları ulaşmıştır.
Kuzey Kapısı
Ãehir surunun kuzeybatı köşesinden yaklaşık 70 m. uzaklıkta ve kuzey yöne bakmaktadır. Tek geçitli olan kapının sadece temel kalıntıları yerinde görülebilmektedir. Kent surları ile birlikte inşa edildiğini tahmin ettiğimiz kapı da herhangi bir bezeme unsuruna rastlanmamıştır. Bunların dışında daha küçük boyutlarda giriş için kullanılan tali kapıların olduğu muhakkaktır.
Augustus Tapınağı
Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içerisinde ve İmparator Augustus'un ölümünden sonra inşa edilmiştir.
Yapının temeli doğal kayanın kesilmesi ile oluşturulmuştur. 2.50 m. yüksekliğindeki bir podium üzerinde yer alan tapınağa, batı cephesinden 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Tapınak podiumunu teşkil eden doğal kayanın iç kısmı oyulmak sureti ile meydana getirilen mahzen 5.65x7.90 m. ve 2 m. derinlikte olup, muhtemelen adak eşyalarının muhafaza edildiği bir yerdi.
Tapınağın arkasında, yarı daire şeklinde doğal kayaya oyularak meydana getirilmiş; iki katlı bir galeri bulunmakta idi. Alt katta Dor, üst katta ise İon düzeninde sütunlar kullanılmıştır.
Tapınak önünde, 63x85 m. boyutlarında imparatorun adı ile anılan bir alan bulunmaktadır. Alanın kuzey ve güney taraflarında yer alan yaklaşık 5 m. genişliğindeki sütunlu galerilerin ise bugün kısmen temel izleri seçilebilmektedir.
Yapının tarihlemesine gelince, gerek yazıtlardan gerekse bezeme işçiliğinden elde edilen bulgular, yapım faaliyetlerinin Tiberius Devrinden, Claudius Devrine dek uzanan bir zaman içerisinde devam ettiğini göstermektedir.
Propylon
Augustus alanı ile Tiberius alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon İmparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmişti.
Anıtsal giriş kapısına, Tiberius alanından 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Geçit tonozları iki kenar ve iki orta olmak üzere; dört ayak üzerine oturmaktadır. İki yandaki ayakların ölçüleri, 2.25x3 m. ve ortadaki ayaklar ise 2.50x3 m. dir.
Ayakların taban açıklıkları iki yanda 3.50 m. olduğu halde, orta kısımda 4.50 m. yi bulmaktadır. Ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, tonoz ayaklarının önünde ise Korinth başlıklı dört sütun durmakta ve bunların üzerinde de arşitrav ve friz yer almakta idi.
Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esir; yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kabartmaların önündeki boşluk ise, bir meşale ve çelenkle doldurulmuştur. Yanlardaki kemer boşluklarında ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yer almaktadır.
Kademeli olarak yapılan arşitravın merkezi kısmı üzerinde, bronzdan kabartma harflerle (IMP CAES AVGVSTO PONTIFEX MAX TRIBUNICA POTESTATE XII CON...) yazıtının bulunduğu anlaşılmaktadır. Arşitrav ve ayaklar üzerinde kesintisiz devam eden frizin, her bir kemer altı yolunun merkezi üzerinde iki tritonlu bir grup yer almaktadır. Ayrıca savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları ile süslü sütun başlıkları üzerinde yer alan plasterlerde Poseidon ve Demeter gibi tanrı tasvirleri de yer almaktadır.
Çeşitli silme ve kabartmalar ihtiva eden saçak takımı üstündeki kaide üzerinde giyimli dev erkek ve kadın heykellerinin durmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu heykeller teşhir edilmektedir.
Augustus'un ölümünden önce yazdığı vasiyeti "Res Gestae Divi Augusti", onun yaşam boyunca yaptığı işlerin özetini vermektedir. Bu metnin Latince bir kopyası da bu yapıda yer almakta idi. Kazılar sırasında birçok kitabe parçası ele geçirilmiştir.
Anıtsal giriş kapısını, stilistik açıdan İ.S. I. yüzyılın ortalarına tarihlememiz akla en yakındır. Çünkü arşitrav üzerindeki yazıt da bu fikrimizi teyid etmektedir.
Tiberius Alanı
Sütunlu caddenin hemen doğu bitiminde yer alan Tiberius alanını doğuda propylonun anıtsal merdivenleri; kuzey ve güneyde ise sütunlu galeriler çevreliyordu.
Bugün temel kalıntılarını gördüğümüz bu yerin ana girişi batı yönünde bulunmakta ve sütunlu caddeye açılmakta idi.
Kentin sosyal yaşamının geçtiği bu alanda İ.S. 16'da askerlerin bir grevine de sahne olmuştur. Hayat şartlarının iyileştirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmişler ve isteklerini elde ettikten sonra, su yolunu bizzat onarmışlardır.
Sütunlu Cadde
Antiokheia'da şehrin bel kemiğini teşkil eden sütunlu cadde, iki ana caddenin kesiştiği kavşaktan 75 m. kuzeyde ve ikinci ana caddenin doğusundan başlayarak Tiberius alanına kadar uzanmaktadır.
Kaldırımlı olan ana cadde, hemen hemen 11 m. genişlikte olup; uzunluğu ise 69 m. dir. Caddenin sağında ve solunda, güneyde 5.50 m., kuzeyde ise 5.60 m. derinlikte portikler; onların gerisinde de 5 m. derinlikte dükkanların yer aldığı temel kalıntılarından tespit edilmiştir.
Sütunlu cadde üzerinde yer yer heykel kaidelerinin bulunması, Antik Çağda caddenin heykellerle süslü olduğunu göstermektedir. Ayrıca cadde ortasından geçen ve atık sularının boşaltıldığı kanaldan başka, her iki tarafta bulunan dükkanların altından kaynak suları nakleden taş ve toprak künkten yapılmış su yolları dikkat çekmektedir.
Stilistik ve yapısal özellikleri sütunlu caddenin, imparatorluğun kalkınma dönemlerine, büyük bir olasılıkla İ.S. I. yüzyılın ortalarına ait olduğu kanısını uyandırmaktadır.
Tiyatro
Kentin merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilen tiyatro, şehre hakim bir yerde bulunmaktadır. Örenyerindeki kalıntılar arasında en fazla tahribata uğramış bir yapıdır.
Antiokheia tiyatrosunun, her antik tiyatro gibi üç esas kısımdan meydana geldiği görülmektedir.
1- Seyircilerin oturmaları için yarım daire şeklinde
tertiplenmiş oturma sıraları (cavea).
2- Yarım daire şeklinde bir meydan (orkestra).
3- Oyunların oynandığı sahne binası (skene).
Tiyatronun Oturma Kademeleri
Yapının ön yüzü kuzeybatı yönünde yaklaşık 105 m. uzunluğundadır. Gerideki yuvarlak çevre ortalama 185 m. gelmektedir. Kuzey yönündeki oturma kademeleri, tepenin yamacı oyulmak suretiyle doğal toprak eğimi üzerine yerleştirilmesine karşın, güney yönündeki oturma kademelerinin (araziyi tiyatronun şekline uydurmak için) tonoz ve kemerlerden oluşan bir alt yapı (substrüksiyon) üzerine yerleştirildiği görülmektedir.
Diğer taraftan, kentin doğu-batı yönünde uzanan ana caddesinin (Cardo Maximus) güney caveanın altında bulunan ve başka tiyatrolarda göremediğimiz tonozlu bir tünel içinden geçmesi çok ilgi çekicidir. Bu kapalı tünelin uzunluğu 56 m., genişliği ise, 8 m. dir. Roma Döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır.
Bugünkü mevcut kalıntılara göre, 5.000 kişiyi alabilecek kapasite de olduğunu tahmin ettiğimiz tiyatronun dairevi bir kuşakla (diazoma) bölündüğü; muhtemelen 26 basamaktan oluşan, seyircilerin oturmalarına tahsis edilen basamaklar arasında, inişi ve çıkışı sağlayan dördü ortada, ikisi yan uçlarda olmak üzere altı ara merdivenin bulunduğu sanılmaktadır.
Orkestra: Aşağı yukarı yarım daire şeklindedir, çapı 35 m. dir. Oturma sıralarının mevcut durumuna göre 1.10 m. aşağısında, zeminin taş döşeli olduğu görülmüştür.
Sahne Binası (skene): Asıl tiyatrodan öne doğru çıkıntılı, 12x55 m. ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahip olduğu temel kalıntılardan tespit edilmiştir. Bugün kalın bir moloz tabakası ile örtülü temel yapısı, çok fazla tahribata uğramış durumdadır. Ancak cephe mimarîsinin bezemeli olduğu ve kabartmalı frizlerle donatıldığı ele geçen mimarî parçalardan anlaşılmaktadır.
Bugün görülen kalıntılar İ.S. 4. yüzyılın başlarına ait olsa gerektir.
Roma Hamamı
Kentin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Yapı arazinin şekline uydurularak inşa edilmiş ve bu yüzden düzgün olmayan bir dikdörtgen plan gösterir.
Binanın, biri palaestra; öteki hamam bölümleri olmak üzere iki kısımdan ibaret olduğu görülmektedir.
Palaestra, kapalı hamam yapısının önünde yer almaktadır. Üç tarafı revaklarla çevrili olduğu tahmin edilen orta avlunun, yüzölçümü 20x23 m olup; revaklar kısmı ile birlikte 37x29 m. dir. Taş döşeli tabanı dışında, üst yapıya ait yeterli mimarî parça ele geçirilemediğinden üst yapı mimarîsi hakkında yeterli bilgimiz bulunmamaktadır.
Kapalı hamam kısmı; yaptığımız araştırmalar sonucu, yapının palaestraya bir bütün olarak bağlı olduğu ve çağın diğer hamam yapılarında olduğu gibi üç bölümden meydana geldiği anlaşılmaktadır.
1- Frigidarium (Soğuk kısım),
2- Tepidarium (Ilık kısım),
3- Caldarium (Sıcak kısım).
bunların dışında soyunma yerleri (apoditerium), servis kısımları, su tesisleri, külhan ve depoların mevcut olduğu ve diğer bölümleri oluşturduğu muhakkaktır.
Yapının mevcut kalıntılarından, İ.S.I. yüzyılın sonlarında veya II. yüzyılın başlarına ait olduğu söylenebilir.
Stadium
Sultan Dağları'nın eteklerinde ve akropolün batısında yer almaktadır.
Stadium'un uzunluğu 190 m., genişliği ise 30 m. dir. Yapı "at nalı" şeklinde bir plana sahiptir. Kent stadiumu Hellenistik Devirde inşa edilmiş, İ.S.II. yüzyılda ise onarım geçirmiştir.
Stadium, Antiokheialılar'ın hayatında antik çağlardan beri önemli rol oynamıştır. Burada çeşitli oyunlar, özellikle atletizm, güreş ve boks vs. gibi bedensel hareketler yapılmıştır.
İ.S. 3-4. yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları da Roma dünyası için popülerdi. Bu oyunlar daha sonra tiyatro ve stadiumlarda oynanmıştır.
St. Paul Kilisesi
Antiokheia'nın ilk ve en büyük kilisesi olup, şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 m. güneyinde yer almaktadır.
Bazilikal bir plan gösteren binanın boyutları 70x26 m. dir. Doğuya yönelen ve mekanın dışına taşan apsis, yarım daire şeklinde olup; ortasında daha geniş bir nef, yanlarda dar iki nef olmak üzere üç neflidir. Orta nef, 43.10x11.90 m., yan nefler ise 43x4.93 m. ölçülerindedir. İç mekan büyüklükleri farklı üç kısma bölünmüş olan yapının, asıl mekânı yanlardaki dar mekândan; onüçer sütunla ayrıldığı ve böylece bu kısımların sütunlarla desteklendiği anlaşılmaktadır.
Kilisenin batısında, enine yerleşik dikdörtgen biçiminde ve önünde altı sütun bulunan bir narteks yer almaktadır. Narteksin uzunluğu 8.90 m., eni 21 x 76 m. dir. Bu bölümden orta nefe daha geniş, yan neflere ise dar kapılarla geçilir.
Kilisenin tüm tabanını kaplayan mozaiğin çok renkli ve çeşitli desenlerden oluştuğu araştırmalar neticesi saptanmıştır. Ayrıca bu mozaik tabanın F.J. Woodbridge tarafından da dizaynı yapılmıştır. Taban panolarında beş renk ile üç ana desenin kullanıldığı ve bunlara ilaveten geometrik ve bitkisel motiflerin kullanıldığı görülmüştür. Mozaiklerde dikkat çeken diğer bir özellik ise, mozaikli asıl mekânın merkezi yerinde gözle görülebilir ölçüdeki dört adet Yunanca kitabenin yer almasıdır. Bu kitabeler daha küçük tesseralardan oluşan mozaiği yaptıranlar ile görevli papazların ad ve adaklarını içermektedir.
Bu kitabelerin birinde adı geçen Optimus, Ortodoks liderlerinden biri olup; İ.S. 375-381 yılları arasında Antiokheia'da piskoposluk yapmıştır.
Bilindiği gibi İ.S. 46 yılında St. Paul bu kilisenin altında yer alan Sinagog'ta Hristiyanlığı yaymak için Barnabas'la birlikte ilk vaazını vermiştir. Bu nedenle, St.Paul'a adanan bu kilise, büyük bir önem arz etmektedir. Diğer taraftan, St. Paul'un yeni dini yaymak için vaaz verdiği sinagog üzerine yapılmış ilk kiliseyi Anadolu'da sadece Antiokheia'da görmekteyiz.
Küçük Kilise
Ãehrin merkezinde ve sütunlu caddenin yaklaşık 35 m. batısında yer alan kilise, Latin haçı şeklinde bir plana sahiptir. Doğu-batı uzantılı yapı, ortasında geniş bir nef, yanlarda iki nef ile dar bir narteksten meydana gelmiştir.
Bina dıştan dışa, 43x25.50 m. ölçülerindedir. Yapının yaklaşık 23 m. uzunluğundaki ana mekânının, iki yan duvar arasındaki mesafesi 15.50 m. olup; bu ölçüler bize asıl mekânın mümkün olduğu kadar geniş tutulmaya çalışıldığını göstermektedir. Orta nefin doğu ucunda ise apsis yer almaktadır.
Narteks nef duvarlarının her iki tarafa doğru uzatılması ile elde edilmiş, 6.50 x 23.50 m. boyutlarında ince uzun dikdörtgen bir mekândan ibarettir. Kilisenin yarım yuvarlak apsisinin iki yanındaki kalan temel kalıntılarından, pastophorion odalarına sahip olduğunu çıkarmaktayız. Böylece yapının bu odalar ile birlikte düz bir duvarla sınırlandığı, daha doğrusu doğu duvarının düz bir cepheye sahip olduğunu görmekteyiz. Kazılar sırasında bulunan bir mühür üzerinde bu kilisenin üç martyri zikredilmektedir (Neon, Nikon ve Heliodorus). Ayrıca Antiokheia'da ilk görev yapan papazın Basus adını taşıdığı da bu mührün diğer yüzünden anlaşılmaktadır. Yapı plan ve malzeme yönünden İ.S. 5. yüzyılda yapılmış olabilir.
Nymphaeum
Anıtsal çeşme, kuzey-güney caddesinin; kuzey ucunda yer almaktadır. Bugün dahi belirli bir şekilde temel kalıntıları seçilebilmektedir.
Nymphaeum'un iki kısım halinde yapıldığı, biri önde çeşmeler bulunan muhtemelen sütun mimarîsi ile süslü fasad duvar, diğeri bu fasadın arkasında suların toplandığı depo kısmından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Nymphaeum'un gerisinde, 10x27 m. ölçülerinde su deposunun temel kalıntıları görülmektedir. Depoda toplanan su, pişmiş toprak, taş ve kurşundan yapılmış borularla kente dağıtılıyordu. Ãehrin belirli yerlerinde dört çeşmenin bulunduğu, yapılan çalışmalar neticesinde tespit edilmiştir. Tiberius alanı ile batı kapısının arkasındaki çeşmelerin anıtsal bir yapıya sahip olduğu, geride kalan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Antiokheia'da son derece gelişmiş bir su sisteminin varlığı kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Nymphaeum, I. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olabilir.
Su Kemerleri
Kent mimarîsinin en önemli yapılarından birisi de su kemerleridir. Roma Çağında, Antiokheia şehrinin gelişip büyümesi ile artan su ihtiyacını günümüzde "su çıktı" adı ile anılan kaynaktan alınarak kentin kuzey yönü boyunca uzanan; yaklaşık 10 km. uzunluktaki su yolu ile sağlanmakta idi.
Arazinin topografik yapısına uyarak yerleşme yerine uzanan su kemerleri, nymphaeuma sona ermekte ve şehrin yaklaşık 2/3'sinin su ihtiyacını karşılamakta idi. Su kemerlerine ait kalıntılar yer yer ayakta durmakta, görenleri hayrette bırakacak kadar özenli ve kuvvetli yapıları ile dikkati çekmektedir.
Ayakta duran kemerlerin yüksekliği, 5-7 m. arasında değişmekte; mevcut uzunluğu ise, 250 m. yi bulmaktadır. Kemer ayakları 2.10 m. ölçülerinde ve dört metre yüksekliğinde olup; dikdörtgen blok taşların harç kullanılmadan örülmesi ile yapılmıştır. Kemerlerin bindiği iki ayak arasındaki açıklık 4.70-3.80 m. arasında değişmektedir.
Su kemerlerinin üst yapısı tamamen tahrip olduğundan, kemerler üzerindeki suyun yol aldığı akaçların (canalis) yapısı tam olarak bilinmemektedir. Ancak ele geçen mimarî parçalardan, su oluğu kesitinin 30 cm. çapında daire olduğu anlaşılmaktadır.
Su yolunun tarihlemesine gelince: İ.S. I. yüzyılın sonlarında Roma eyaletlerinde yaygınlaşan su iletim sistemleri Anadolu'da çeşitli bölgelerde belirgin örnekle bilinmektedir. Kentin tarihi gelişmesi ile bağlantılı olarak bunun İ.S. I. yüzyılın sonlarında yapılmış olduğu söylenebilir.
Men Kutsal Alanı
İlçeye 5 km. uzaklıkta "Gemen Korusu" denilen bir tepe üzerinde kurulmuş olup, taşıtla ulaşılmaktadır. Kutsal alanda "Ay Tanrısı Men" adına inşa edilen tapınağın tarihi İ.Ö. 4. yüzyıla kadar çıkmaktadır. Bu tapınağın dışında 2 kilise, stadium ve evler yer almaktadır.
Men Tapınağı
Ay Tanrısı Men, İ.Ö. III. bin yılından beri ibadet edilen bir eski Anadolu tanrısıdır. Bir gök tanrısı olan Men, aynı zamanda sağlık ve kehanet tanrısıdır.
Antiokheia Men kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Burada Tanrı Men'e adanmış bir tapınağın bulunması da çok doğaldır. Men kutsal alanı, Antiokheia'nın kuruluşundan önce, kentin yaklaşık olarak 5 km. güneydoğusunda, Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuştur.
Tapınak, 43 x 72 m. ölçülerinde, tam dikdörtgen olmayan ve etrafı temenos duvarı ile çevrili alan içerisinde yer almaktadır.
6 x 11 sütunlu ve İon düzeninde bir peripteros olan tapınağın ölçüleri dıştan dışa eni 7.95 m. cella'nın iç ölçüleri 6.45x7.85 m. dir. Krepidoma 9 basamaklı olup, basamak derinliği 35 cm., yükseklik 25 cm. dir. Tapınağın temel duvarları, cella duvarının bazı kısımları yer yer ayaktadır. Hemen hemen cella büyüklüğünde olan opistodomos'un nasıl sonuçlandığı bilinmemektedir. Batıda yer alan pronaos'un önünde muhtemelen 75 cm. çapında dört sütun yer almakta idi.
Kutsal alanın dış duvarlarındaki adak kabartmaları birbirine çok benzemekte olup; tek bir örnek üzerine yapılmıştır. Hemen hepsinde iki payeli akroterli naiskos tasviri karşımıza çıkmaktadır. Kabartmaların hepsinin üzerinde bir ya da daha çok ayça motifleri ile boğa başları bulunmaktadır. Yazıtlı olanlardan ayçaların sayısının çoğu kez adak yapan kişilerin sayısını gösterdiği anlaşılmaktadır.
Tapınağın alt yapısında ve temenos duvarında yerel gri renkte kireçtaşı kullanılmış, günümüze kadar ulaşamayan üst yapıda ise mermer kullanıldığı görülmektedir.
Tapınak İ.Ö. III. yüzyılın başına tarihlenmiştir. Ancak bu kutsal alan en canlı devrini İ.S. I. ve II. yüzyıllarda yaşamıştır ve tahminen İ.S. 400 yıllarında, Hristiyanlık'ın yaygınlaşması ile tahrip edilmiştir.
Limenia Adası
Yalvaç'a 25 km. uzaklıkta Gaziri Mevkii'nde Hoyran Gölü içerisinde bir ada olup, göl kenarına asfalt bir yolla ulaşılmaktadır. Adanın etrafını çevreleyen sur duvarlarından başka ada içerisinde, Artemis adına inşa edilmiş bir tapınak ile diğer yapı kalıntıları bulunmaktadır.
Yalvaç Müzesi
A- Tarihçesi
Yalvaç ve çevresindeki tarihi eserler kadar bu yöreden çıkan tarihi eserlerin yer aldığı Yalvaç Müzesi de büyük bir değer taşımaktadır. Müze kurmaya yönelik ilk çalışmalar 1947'de başlamıştır. Bu tarihte önce yöreden etnografik ve arkeolojik eserler toplanarak bir depoda koruma altına alınmıştır. Sonra müze binasının yapımına karar verilmiş ve müze 1966 yılında hizmete girmiştir.
B- İç Teşhir
1. Galeri: Prehistorik Eserler Bölümü
Yalvaç çevresinden derlenen ve ilçeye 19 km. uzaklıkta bulunan Çamharman (Köstük) Höyüğü'nden tesadüfen elde edilen (M.Ö. 3000) Eski Tunç Çağına ait pişmiş topraktan yapılmış depaslar, rhytonlar, vazolar, testiler, kulplu kâseler ve değişik form gösteren diğer kaplar, bu bölümün ilginç eserleri arasında yer almaktadır. Göller Bölgesi'nin tipik çanak çömlek örnekleri ayrı bir vitrinde teşhire sunulmuştur. Ayrıca pişmiş topraktan yapılan insan ve hayvan figürleri, mermer idoller, taş el baltaları, kemik aletleri ile çeşitli çağlara ait mühürler de teşhir edilmiştir. Tokmacık'ta yapılan bir araştırma sırasında meydana çıkarılan tarih öncesi (M.Ö. 8 milyon) çağın çeşitli hayvanlarına ait fosiller müzeye ayrı bir önem vermektedir.
2. Büyük Salon: Klasik Eserler Bölümü
Bu bölümde eserler çağlarına göre kronolojik bir yerleştirmeye tabi tutulmuşlardır. Yunan Çağından başlayarak Bizans Çağına kadar gelen eserler arasında pişmiş topraktan yapılmış vazolar, çeşitli içki kapları, 5. ve 4. yüzyıla ait pişmiş topraktan çeşitli mezar buluntuları ayrı ayrı vitrinlerde teşhir edilmektedir. Diğer vitrinlerde ise Antiokheia ve Men kutsal alanından elde edilen Roma Çağına ait pişmiş toprak, mermer, bronzdan yapılmış tanrı ve tanrıça heykelcikleri, hayvan figürleri, adak kitabeleri, yağ kandilleri, cam koku şişeleri, gözyaşı şişeleri, bilezikler, değerli taşlardan yapılmış yüzük taşları, madeni yüzükler ve Bizans Çağına ait bazı ziynet eşyaları teşhir edilmektedir. Çeşitli çağlara ait zengin altın, gümüş ve bronz sikke koleksiyonları dikkat çeken eserler arasındadır. Ayrıca bu bölümde heykel, büst ve kabartmalardan oluşan bir köşe de düzenlenmiştir.
3. Küçük Salon: Etnografik Eserler Bölümü
Anadolu ve Yalvaç el sanatlarının tanıtıldığı bu bölümde altın, gümüş ve sedef kakmalı tabancalar, tüfekler, kesici ve delici silahlar, (kılıç, kama, ok ve yaylar) koruyucu silahlar (zırh ve miğferler) yer almaktadır. El örgüsü yün çoraplar; renkli peşkir, uçkur ve havlular; yemeni ve örtüler; kadife, sim sırma işlemeli bindallılar, entariler; cepkenler ve ceketler; üçetekler yine bu bölüme renk katan eserler arasındadır. Altın, gümüş ve bafondan yapılma kadın süs eşyaları ayrı bir vitrinde teşhir olunmaktadır. Osmanlı bakır işçiliğinin örneği, bazı mutfak eşyaları da bölümün zenginliğinin bir başka delilidir. Ayrıca Yalvaç örf ve adetlerine göre düzenlenen "18. Yüzyıl Yalvaç Evi" bizden önceki kuşakların sahip olduğu zevk ve estetik duyguları hakkında yeterli bilgiyi ziyaretçilere sunmaktadır.
4. İç Balkon: Yazma Eserler Bölümü
Türk sanatkârlarının İslâm Çağında yaptıkları güzel yazı sanatına ait levhalar, Kur'an-ı Kerim'ler, nadide kitaplar bu bölümün paha biçilmez zenginlikleri arasındadır.
5. Salon: Resim Galerisi
Müzenin bu kısmında çağdaş Türk ressamlarının resimlerden oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir.
6. Salon: Açık Teşhir
Revak ve bahçede Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı çağlarına ait mimarî parçalar, mezar stelleri, lahitler, ostotekler, sunaklar, yazıtlar, heykeller ve mil taşları teşhir edilmektedir. Ayrıca bahçede yer alan başlıklı sütunlardan oluşturulan sütunlu yol müzeye ilginç bir görünüm kazandırmaktadır.
İZMİR AGORA
Agora etimolojik olarak şehir meydanı, çarşı, pazar yeri demektir. Ticarî, adlî, dinî, siyasî fonksiyonları olan agora, sanatın yoğunlaştığı, felsefenin temellerinin atıldığı; stoaların, anıtların, sunakların, heykellerin bulunduğu yerdir. Tüccarların kalbidir.
İzmir'in Namazgâh semtinde bulunan agora, Roma Döneminden (M.S. 2. yüzyıl) kalmadır ve Hippodamos şehir planına göre merkeze yakın yerde üç kat halinde inşa edilmiştir. İzmir agorası İon agoralarının en büyük ve en iyi korunmuş olanıdır.
1932-1941 yılları arasında Rudolf Naumann, Prof. F. Miltner ve İzmir Efes müzeleri müdürü Selahattin Kantar tarafından yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır.
Uzun yıllar aradan sonra Kültür Bakanlığı'nın izni, İzmir Valiliği ile Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'nün işbirliğiyle agorada son dönem kazıları 5 Ağustos 1996 tarihinde başlatılmıştır.
Agora'nın güneydoğu yönünde, 1980'li yıllarda yanan Misak-ı Milli İlkokulu'nun ihata duvarı yıkılıp 2835 m²lik bu alanın agoraya katılmasıyla agoranın alanı 16590 m²ye çıkmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin sponsorluğunda devam eden agora çalışmaları; agora meydanı, kuzey kapısı bazilika altı, batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak üzere beş yerde kazı, restorasyon, arkeolojik temizlik ve çevre düzenlemesi şeklinde sürdürülmektedir.
Söz konusu çalışmalarda agoranın kuzey kapısının bulunmasıyla en önemli iş gerçekleştirilmiştir. Burada bulunan Tanrıça Vesta kabartmasının ilk dönem kazılarda çıkarılan Zeus sunağı kabartmalarının devamı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca Tanrı Hermes, Dionysos, Eros, Herakles heykelinin yanı sıra pek çok erkek-kadın-hayvan heykeli, baş, kabartma, figürin vb. mermer, taş, kemik, cam, maden ve pişmiş topraktan eserler ele geçirilmiştir. Burada yeni bulunmuş yazıtlar M.S. 178 yılındaki İzmir depreminde kente yardım edenler hakkında bilgiler vermektedir.
İZMİR EFES-SELÇUK
Efesin Tarihçesi
İzmir İli Selçuk İlçesi sınırları içindeki antik Efes kenti'nin ilk kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına, Neolitik Dönem olarak adlandırılan Cilalı Taş Devri'ne kadar inmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler (tarih öncesi tepe yerleşimleri) ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi'nde Tunç çağları ve Hittitler'e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi'nde kentin adı Apasas'tır. M.Ö. 1050 yıllarında Yunanistan'dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, M.Ö. 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender'in generallerinden Lysimakhos tarafından M.Ö. 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, Bizans Çağında tekrar yer değiştirmiş ve ilk kez kurulduğu Selçuk'taki Ayasuluk Tepesi'ne gelmiştir. 1330 yılında Türkler tarafından alınan ve Aydınoğulları'nın merkezi olan Ayasuluk, 16.Yüzyıl'dan itibaren giderek küçülmeye başlamış, 1923 yılında Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Selçuk adını almış ve bugün 30.000 kişilik nüfusa sahip turistik bir yerdir.
Efes
Antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri olan Efes, İ.Ö. 4.bine dek giden tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynamıştır.
Doğu ile Batı (Asya ve Avrupa) arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes'in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır.
Ancak, Efes antik çağdaki önemini yalnızca büyük bir ticaret merkezi olarak gelişmesini ve başkent oluşuna borçlu değildir. Anadolu'nun eski anatanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültünün en büyük tapınağı da Efes'de yer alır. Bu tapınak dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir.
Efes tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8 km²lik bir alana yayılan bu kalıntılar içinde kazı-restorasyon ve düzenleme çalışmaları yapılmış, ziyarete açık olan bölümlerdir.
1- Ayasuluk Tepesi (İ.Ö. 3. bine tarihlenen en erken yerleşim ile Bizans Devrine ait, Hıristiyanlık dünyası için büyük önem taşıyan St. Jean Kilisesi),
2- Artemision (İ.Ö. 9-4. yüzyıllara ait önemli bir dini merkez; dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı)
3- Efes (Arkaik-Klasik-Hellenistik-Roma ve Bizans Devri yerleşimi),
4- Selçuk (Selçuklu, Osmanlı Dönemi yerleşimi ve bu yerleşimi barındıran, bugün önemli bir turizm merkezi olan modern kent),
Antik Çağda önemli bir uygarlık merkezi olan Efes bugün de yılda ortalama 1,5 milyon kişinin ziyaret ettiği önemli bir turizm merkezidir.
Efes'teki ilk arkeolojik kazılar British Museum adına J.T. Wood tarafından 1869 yılında başlamıştır. Wood'un ünlü Artemis Tapınağını bulmaya yönelik bu çalışmalarına 1904 yılından sonra D.G. Hogarth devam etmiştir. Bugün de çalışmalarını sürdüren Avusturyalıların Efes'teki kazıları ilk olarak 1895 yılında Otto Benndorf tarafından başlatılmıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında kesintiye uğrayan çalışmaları 1954 yılından sonra aralıksız devam etmiştir.
Efes'te Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün çalışmalarının yanı sıra 1954 yılından itibaren Efes Müzesi de T.C. Kültür Bakanlığı adına kazı, restorasyon ve düzenleme çalışmalarını sürdürmektedir.
100 yıldan fazla bir süredir devam eden bu çalışmalar ile bir yandan Efes tarihine ve Anadolu arkeolojisine yeni boyutlar kazandıran bilimsel sonuçlar elde edilmekte, diğer yandan kazılar sonucu açığa çıkarılan önemli yapı ve anıtlar restore edilerek ayağa kaldırmakta ve çevreleri ile birlikte düzenlenmektedir.
Efes Müzesi tarafından son yıllarda yapılan kazılar:
1- Çukuriçi Höyüğü: Magnesia kapısının güneybatısında bulunmaktadır. Elde edilen buluntulara göre İ.Ö. 4. bine dek giden prehistorik yerleşim ortaya çıkarılmıştır.
2- Ayasuluk Tepesi Kazıları: Kalenin güneydoğu yamaçlarında sürdürülmektedir. Elde edilen buluntular ışında İ.Ö. 3500 yıllarına inmektedir.
KAYSERİ ÖREN YERLERİ
Kültepe Örenyeri
Kayseri-Sivas karayolunun 20. km.sinde yolun 2 km. kuzeyindedir. Yüksekliği 22 m. çapı 50 metreyi bulan bir höyük tepe ile onun etrafını çeviren "Karum" adı verilen aşağı şehirden ibarettir.
1948 yılından beri Prof. Dr. Tahsin Özgüç başkanlığındaki heyet tarafından sistemli olarak kazılmaktadır. Kazılarda höyükteki en eski yerleşimin Geç Katolik Çağ (M.Ö.300-2500) olduğu, onu Eski Tunç Hitit, Frig, Hellenistik-Roma çağlarının takip ettiği tespit edilmiştir.
Karum sahası; höyüğün doğu ve güneydoğu eteklerini çevirmektedir. M.Ö. 1950-1650 yıllarında Anadolu'ya ticaret maksadıyla gelen Assurlu tüccarlar tarafından iskân edilmiştir. Höyük ve Karum alanında açığa çıkarılan büyük dinsel ve resmi yapılar, evler, dükkanlar ve atölyelere ait mimari kalıntılar açık hava müzesi olarak sergilenmektedir.
Soğanlı Örenyeri
Kayseri-Adana karayolu üzerinde bulunan Yeşilhisar İlçesi'ne bağlı, ilçeye 15 km. mesafede Soğanlı Köyü'nün içindedir.
Ürgüp, Göreme, Ihlara ve Zelve vadilerinin benzeri doğal oluşum ile kaya kilise ve mağaralarının, bugünkü köy evleriyle iç içe girdiği bir yerleşim yeridir.
IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığın Kappadokya'daki merkezlerinden biri olmuş, VII. ve VIII. yüzyıllarda önemini sürdürmüştür.
Elliye yakın kaya kilise ve mağarası bulunduğu anlaşılmakla beraber, ancak Balıklı Gök, Tokalı, Karabaş, Yılanlı, Kubbeli, Geyikli ve St. Barbe kiliseleri gezilebilmektedir. Bu kiliselerin hepsinde de İsa ve havarilerini konu alan freskler bulunmaktadır.
VIII. ve XIII. yüzyılda Kappadokya bölgesinde yapılan kilise (şapel) ve manastırlardan en ilginç plan ve görünüşe sahip olanları Soğanlı'dadır. Ayrıca Soğanlı'nın eski halkı da kayalara oyulan ev ve barınaklarda yaşamıştır.
Halen Kappadokya bölgesinde dini amaçlı binlerce kaya olukları ve sivil amaçlı kaya yerleşimleri bulunmaktadır. Bu oyuklardan 600 kadarı Soğanlı ve Erdemli köylerindedir. Soğanlı Kayseri'den 80 km., Göreme ve Ürgüp'ten 70 km., Derinkuyu ve Doğanlı yeraltı şehrinden 35 km. uzaklıktadır.
Soğanlı yer hareketleri sırasında çökmelere uğramış ve çöken yerler sel suları ile daha da derinleşmiş; burada uçurumları olan derin vadiler meydana gelmiştir.
Yer hareketleri ve erozyon sonucu ortaya çıkan en ilginç doğa manzarası masa biçimli dağlardır. Masa biçimli tepeler ve kubbeli kaya kiliseleri Kappadokya'dan başka bir yerde görülmeyen kültür ve doğa varlıklarıdır.
Soğanlı kaya kilisesinin duvarları değişik renklerle boyanmış durumdadır ve üzerine resimler yapılmıştır. Ayrıca bu kiliseler içinde ve bazı kaya oluklarında dini resimlerin yasaklandığı ikonoklastik döneme ait tek renkli geometrik motifler ve haç resimleri bulunmaktadır.
Duvar resimlerindeki konular İncil'den alınmıştır. İsa peygamberin doğumu, vaftiz edilişi, mahkemesi, mucizeleri, çarmıha gerilişi, Hz. Meryem'in başından geçen olaylar, at üzerinde Kudüs'e gidişi ve azizlere ait freksler vardır.
Soğanlı kiliseleri arasında Tokalı, Gök, Karabaş, Canavar, Meryem Ana, St. Barbe ve Geyikli kiliseleri en fazla ilgi çeken ve gezilen yerlerdir.
Kültepe-Kaniş-Karum Örenyeri
Kayseri Müzesi'ndeki eserlerin kaynağını temsil eden Kültepe, eski ismiyle Kaniş, Kayseri'nin 21 km. kuzeydoğusunda eski Kayseri-Sivas; Kayseri-Malatya anayolu üzerindedir. Kültepe, biri yerlilerin oturduğu höyükten, öteki aşağı şehir veya Asur'lu tüccarların yerleştiği Karum alanından oluşmuştur. Höyüğün çapı 500 m., ova seviyesinden yüksekliği 20 m. dir. Tepeyi dört yanından aşağı şehir/Karum çevirmiştir. Karum, üç yönünde düz ova şeklinde görülmekle beraber, doğu yönü ova seviyesinden 1.5-2.5 m. lik bir yüksekliğe sahiptir. Çapı 2 km.yi bulan Karum, höyük ve ortasındaki kalesi sağlam birer sur ile çevrilidir.
Kültepe, araştırmacıların dikkatini 1881 den sonra çekmiştir. O zamana kadar benzerlerine rastlanmamış olan çivi yazılı tabletler müzelere akıyordu. 1893 ve 1894'de E. Chantre, 1906'da H. Wickler, H. Grothe yaptıkları kazılarda tabletlerin bulunduğu yeri tespit edemediler. B. Hrozny 1925'te tesadüfen, tabletlerin çıkarıldığı yeri ve dolayısıyla Asur Ticaret Kolonileri'nin merkezini/Karum'u keşfetti.
1948 yılında Türk Tarih Kurumu ve Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına höyükte ve Karum'da başlatılmış olan sistemli kazılar, kesintisiz olarak sürdürülmektedir.
Eski dünyanın ünlü ticaret merkezi Karum Kaniş'te sonuncusu iki safhalı olmak üzere (la-b), dört yapı katı vardır (I-IV). Günümüzden dörtbin yıl önce Kuzey Mezopotamyalı/Asurlu tüccarların Anadolu'da kurdukları aşağı yukarı yüzelli sene süren bu uluslararası ticaret ilişkileri döneminde, Anadolu Mezopotamya'nın eski uygarlığına açılmış, onlardan yazıyı öğrenmiş, kültür seviyesini yükseltmişti. II. ve I. katlarında keşfedilen eski Asur dilinde yazılmış çivi yazılı tabletler, Anadolu ile Asur arasında sürdürülen ticaret hakkında detaylı bilgilerin yanı sıra, borç alıp-verme, faiz, evlenme-boşanma, veraset, esir ticareti, mahkeme kararları ve yerli beylerle yapılan yazışmalar hakkında da canlı bilgiler vermektedir. Bunlar arasında, daha az sayıda, edebi metinler ve okul temrin metinleri de bulunmaktadır. Anadolu'yu tarih aydınlığına bu vesikalar kavuşturmuştur. Bunlar Anadolu'nun en eski yazılı belgeleridir. Anadolu tarihi burada başlamıştır. Kaniş'in en önemli özelliği budur. Kültepe-Kaniş Anadolu'daki bu ticaret sisteminin baş şehridir. Aynı zamanda Kaniş Krallığı'nın da merkezidir. I. ve II. katlar arkeoloji, filoloji ve şehircilik bakımından en zengin ve en önemli olanlarıdır. Bu iki şehrin birbirinden taş döşeli sokaklarla ayrılan büyük mahalleleri, tam planlarıyla açığa çıkarılmıştır. Eski dünyanın ayrı dilleri konuşan bu iki ülkesinin temsilcileri bu şehirlerde yan yana yaşamışlardır. Onların planları açıkça belli olan evleri, arşivleri, atölyeleri, depoları, dükkanları gün ışığına çıkarılmıştır. İki katlı evlerin çoğunda oturma odaları, arşiv ve kiler/depolar bir birinden ayrılmış durumdadır. Her iki şehir de çıkan bir yangın sonucunda yok olmuştur.
Hitit kültürü ve sanatı, eski Babil sanatını temsil eden Asurlularla yerlilerin karışmasından meydana gelmiş bir sanattır. Hitit sanat üslubunun Eski Hitit Krallığı (1650) kurulmadan önce geliştiğini kanıtlayan buluntuların, -damga mühürlerin, kurşun, tunç, fildişi, gümüş kadın ve erkek tanrı heykelciklerinin- sayısı az değildir. Bunlar arasında eski Babil tesirini gösteren heykelciklerin yanı sıra Kuzey Suriye'den ithal edilmiş fayans heykelcikleri de vardır. Bu, uluslararası bir ticaret merkezinde beklenmesi gereken bir özelliktir.
Hitit seramik sanatı, Kültepe'de teknik ve şekil açısından en yüksek noktasına erişmiştir. Seramiğin bir bölümü günlük işlerde kullanılmaya uygun değildir. Onlar törenlerde ve özel durumlarda kullanılmış olmalıdır.
Kültepe ustaları topraktan hayvan şeklinde içki kapları yapmakta usta idiler. Ayakta duran, yatan, diz çökmüş durumda tasvir edilmiş bu içki kaplarının yanında, hayvan başı şeklinde olanları da vardır. Bu kutsal hayvan biçimli kaplar, kıymetli madenlerden yapılmış olanların taklididir. En çok rastlanan ritonlar; aslan, boğa, antilop, kartal biçimli olanlardır.
İçine tabletlerin konulduğu pişmiş topraktan, mühür baskılı binlerce zarf bulunmuştur. Mühür ve baskıları sosyal yapıya uygun olarak çeşitli üsluplardadır. Her iki katta da üslupların gelişimini izlemek ve bunları kronolojik biçimde göstermek mümkündür.
Silindir baskıların büyük çoğunluğu ikinci kattadır. Bu çağda Mezopotamya ile kurulan sıkı ilişkiler, Anadolu'da da silindir mühür kullanımını yaygınlaştırmıştır. Bu çağ mühürleri; 1. Eski Babil, 2. Eski Asur, 3. Eski Suriye, 4. Eski Anadolu üsluplarına ayrılır. II. kattaki silindir mühür baskılarının çoğu eski Asur üslubundadır.
Eski Anadolu üslubu, Mezopotamya düşünce tarzının Anadolu'ya yerleşmesinden sonra olgunlaşmıştır. Hitit sanatının kaynağını oluşturan bu üslup dini, mitolojik, savaş ve av sahnelerinden oluşur. Mitolojik sahnelerde Mezopotamyalı Anadolulu unsurlar yan yana görülmektedir.
I. katında çivi yazılı tabletlerde görülen değişiklikler, mühürlerde de tespit edilmektedir. Bu çağın üslupları II. kattakilerden farklıdır. Ayrıca tabletler de mühürlenmeye başlanmıştır.
Anadolu üslubunu taşıyan mühürler iki türlüdür:
1. Geleneğe bağlı kalanlar.
2. Eski Hitit mühürleri.
Damga şeklindeki eski Hitit mühürlerinin konularını dini sahneler, karışık varlıklar, heraldik kartallar, hayvanlar ve yıldızlı simgeler oluşturmaktadır. Bu çağda Asur ile ticaret bağları çok zayıflamış; yerli özellikler artmış ve yerli krallar güçlenmiştir. Anadolu birliğe doğru gitmektedir.
II. Kat M.Ö. 1920-1840; I. katı 1798-1740 yılları arasına tarihlenmiştir. II. ile I. arasında 50-60 yıllık bir boşluk vardır. Kültepe Höyüğü'nün Roma-Hellenistik, Greco-Pers ve özellikle Tabal ülkesinin bir şehri olarak önemini Geç-Hitit Döneminde de koruduğu anlaşılmıştır. Kalede Kaniş Kralı Varşama'nın sarayı keşfedilmiştir. Sarayın büyük bir kısmı tahrip edilmiş olmasına rağmen zemin katın 50 odası ve arşiv vesikalarından bir kısmı açığa çıkarılmıştır. I. katı ile çağdaş olan saray, altındaki II. kat sarayının enkazı üstüne kurulmuştur. Saray eski Babil modasına göre inşa edilmiştir.
Tepede bu çağın altındaki Eski Tunç Çağının son ve orta safhaları geniş bir alanda tetkik edilmiştir. Kültepe'nin bu dönemi Sümer, Akad sonrası, Akad çağları ile çağdaştır. Kuzey Suriye ve Mezopotamya'dan bölgenin tipik seramiği, altın, mücevherat, Akad sonrasına özgü silindir mühürler ithal edilmiştir. Bunlar Anadolu Mezopotamya ilişkilerinin Asur Ticaret Kolonileri Çağından çok daha önceleri başladığını kanıtlamaktadır.
- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- Başarım Puanı
- 400
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 19 Gün
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
KOCAELİ ÖREN YERLERİ
Eskihisar Kalesi
Deniz kıyısında köyün kuzeydoğusunda dik yamaçlı bir tepe üzerinde limanı korumak amacıyla Bizans döneminde yapılmıştır. Kalenin duvarları tuğla bezemelidir. Uzun yıllar kendi haline bırakılmış ve yıkımı sürat kazanmıştır. Son yıllarda bazı bölümler Kültür Bakanlığı'nca restore edilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet'in Otağı
1481 yılında Fatih Sultan Mehmet Üsküdar'a sancak dikip doğuya sefer yapılacağını ilan eder, rahatsızlığına rağmen, Hünkar Çayırı'nda otağını kurar ve burada hayata gözlerini yumar. Anısına aynı yerde (Gebze) çeşme ve namazgâh 16. yüzyılda yapılmıştır. Köprü Bağdat yolu üzerinde ordunun geçişi ve ulaşım maksadıyla kullanılmıştır.
Saat Kulesi
Av Köşkü ile Atatürk Heykeli arasında yer alan kentin karakteristik Saat Kulesi'ni, İzmit Mutasarrıfı Musa Kazım Bey, Sultan II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle yaptırmıştır. Neoklasik üslupta Hereke Tavşancıl ve traverten taşlardan yapılmıştır.
Sırrıpaşa Konağı
İzmit Hacı Hasan Mahallesi Yeni Çeşme sokaktadır. 19.yüzyılın ikinci yarısında İzmit Mutasarrıfı Sırrıpaşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın bahçe duvarı antik heykel ve mimarî parçalar ile süslenmiştir. Yapı, bugün ayakta kalan 19. yüzyıla ait bir sivil mimarlık örneği oluşu, bahçe duvarındaki arkeolojik eserler ve içindeki kalemişi bezemeler ile ilimizin önemli bir tarih hazinesidir.
Üçtepeler Büyük Tümülüsü
İzmit merkezine üç km. mesafede eski İstanbul yolu üzerinde bulunan İzmit Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Kendi döneminde soygun geçirdiği anlaşılan mezardan hiçbir buluntu günümüze ulaşmamıştır. Ancak tarihlendirme açısından mezar mimarisi Geç Hellenistik-Erken Roma Çağına ait bir tümülüs mezar olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Gültepe Nekropol Sahası
İzmit Gültepe Mahallesi'nde otoban yanındadır. Antik Çağ nekropolü ile Bizans Dönemine ait kutsal yapı kalıntısı, karayollarının yaptığı yol açma çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. İzmit Müze Müdürlüğü' nün bölgede yaptığı arkeolojik çalışmalarda bulunan küp, gözyaşı şişesi, ayna gibi çoğunlukla Roma Dönemine ait buluntular müzeye kazandırılmıştır.
KOLOPHON VE NOTION (DEÃİRMENDERE VE AHMETBEYLİ)
Kolophon ve Notion (Değirmendere ve Ahmetbeyli)
Kolophon 12 İyon şehrinden biridir. Güçlü bir donanmaya ve süvari birliğine sahip olmasına rağmen, bir çok savaştan zarar görmüş ve deniz korsanları zamanında bile Lidya, Pers ve Makedonya kuvvetleri tarafından yönetilmiştir. Kolophon MÖ 302'de Lysimakhos tarafından yıkılınca, onun komşu şehri olan Notion önem kazanmıştır. Homer vatandaşlığını talep eden şehir Klaros Tapınağı'yla ve nasihat merkezi olmasıyla da ünlüdür.
KONYA ÖREN YERLERİ
Sille Aya-Elena Kilisesi
Sille, Konya İli, Selçuk İlçesi'ne bağlı, kent merkezine 7 km. uzaklıkta bir yerleşim birimidir.
İsa'nın doğumundan 327 sene sonra Bizans İmparatoru Konstantinus'un annesi Helena, hac için Kudüs'e giderken Konya'ya uğramış, buradaki ilk Hıristiyanlık çağlarına ait oyma mabedleri görmüş, Hıristiyanlara Sille'de bir mabed yaptırmaya karar vermiştir. Mihail Arkhankolos adına bu kilisenin temel atma töreninde bulunmuştur. Kilise asırlar boyu onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir
Kilisenin iç yapısının üstünde Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe bir tamir kitabesi kilisenin tarihi hakkında bilgi vermektedir. Bu kitabe 1833 tarihlidir. Aynı kitabenin üzerinde ise kilisenin Sultan Mecit Döneminde dördüncü kez onarım gördüğünü belirten üç satırlık bir kitabe daha bulunmaktadır.
Kilise düzgün kesme Sille taşı ile yapılmıştır. Avlusunda kayalara oyulmuş odalar bulunmaktadır. Kilisenin kuzeye açılan kapısından dış nartekse girilir. Burada kadınlar mahfeline çıkan iki yönlü taş merdivenler yer almaktadır. Kilisenin ana kubbesi dört fil ayağı üzerinde olup, kilise üç neflidir. Kilisenin içerisinde ahşaptan, üzeri alçı süslü bir vaaz kürsüsü ile apsisle ana mekânı ayıran ahşap alçılı kafes bir sanat şaheseridir. Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz. İsa, Hz. Meryem ile havarilere ait resimler bulunmaktadır.
Eflatunpınar
Konya İli, Beyşehir İlçesi, Eflatunpınar Köyü içinde bulunmaktadır. Anıtı 1849'da bilim dünyasına ilk haber veren kişi W.J. Hamilton'dur. Daha sonra F.Sarre ve J.Garstang da bu anıt konusunda kitap yayınlamışlardır.
Anıt, bir su kaynağının kenarında dikdörtgen taşlar üzerinde kabartmalardan oluşmaktadır. Niteliğini kaybetmeyen kabartmalar ön kısmındaki 14 adet taş blok üzerine oyulmuştur. Anıtın ilk planı bilinmemektedir.
Bu anıt diğer açık hava anıtlarından daha küçüktür. Doğal bir kayaya oyulmamış, figürlü blok taşların örülmesiyle oluşmuştur. Su kaynağının yanında bulunan bu anıtın su toplama havuzunun ilk yapılış tarihi henüz araştırılmamıştır.
Fasıllar
Fasıllar anıtı Konya'nın Beyşehir İlçesi'ne bağlı, Fasıllar Köyü'nün güneyine düşen, bir tepeciğin batı eteğinde yatmaktadır. Ramsay bu anıtı Fasıllar adıyla yayınlamıştır. Tahminen 70 ton ağırlığında, bazalttan yapılmıştır. Eserin, işlenmiş olduğu taş ocağına yakın bir yerde bulunması, bu eserin başka bir yer için yapıldığını, fakat her nedense uygun olmayan bu yerde bırakıldığı kanısını uyandırmaktadır. Anıtın üzerinde bir tanrı, iki aslan ve birinci tanrıdan daha önemsiz olan ikinci bir tanrı bulunmaktadır.
Tanrı bir ayağını aslan üzerine, diğer (sol) ayağını dağ tanrısı üzerine basmıştır. Dağ tanrısının hemen yanında diğer aslanın benzeri olan, ikinci bir aslan tasvirine de yer verilmiştir.
Anıtın bazı yerlerinin ayrıntılı işlenmemiş olması, bazı yerlerinin ise çok kaba işlenmiş olması, uzaktan görülebilecek bir yere dikilmek üzere hazırlandığını göstermektedir.
Hititler anıtları genelde doğal bir kayanın bir yönünü düzelterek ve kabartmalarla süsleyerek oluşturmaktadır. Ama Fasıllar anıtında tek parça büyük blok üzerine betimleme yapılmıştır.
Anıttaki figürlerin, Eflatunpınar'daki figürlere ve Alacahöyük'teki orthostatlara benzemesinden dolayı, bunların IV. Tuthalia Döneminden kalma olduğu sanılmaktadır.
Kubad-Abad Sarayı
Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin Selçuknamesi'nde sözünü ettiği, I. Alaeddin Keykubad'ın (1220-1236) emriyle yapılmış Kubad-Abad Saray Külliyesi, günümüze ulaşabilmiş tek Selçuklu saray yapısıdır. Anadolu Selçuklu Devrinde, çevresinde aynı isimle anılan bir şehir teşekkül eden Kubad-Abad, sonraları terkedilmiş ve tarihin karanlıklarına gömülmüştür.
İbrahim Hakkı Konyalı ve Prof. Dr. Osman Turan'ın, sarayın Beyşehir civarında olması gerektiğine işaret etmelerinden sonra 1949 yılında Konya Müze Müdürü Zeki Oral Kubad-Abad'ın yerini bulmuştur. 1952'de Zeki Oral'ın, 1965-1966'da Prof. Dr. Katharina Ottodorn'un ve 1967'de Mehmet Önder'in sondaj ve kazı çalışmalarının ardından uzun süre kendi kaderine terk edilen Kubad-Abad 1980 yılından itibaren Prof. Dr. Rüçhan Arık tarafından yeniden ele alınarak sistemli kazılara başlanmıştır.
Prof. Dr. Rüçhan Arık, Kubad-Abad Saray Külliyesi içinde Küçük Saray'ın çevresini kazdıktan başka, saray külliyesi ile bağlantısı bulunan Kız Kalesi'nde ve Kubad-Abad hinterlandında dahil, Malanda'daki Selçuklu köşkünde araştırma ve kazılar gerçekleştirmiştir.
Bu kazı çalışmalarında, Kız Kalesi'ndeki ana yapı ile insitu çiniler hamam kısmı ve kıyıdaki saray külliyesinin önemli birimlerinden Küçük Saray'ın çevresindeki mimari kalıntılar açığa çıkarılmış; ayrıca, Malanda Köşkü'ndeki sondaj ile yapının mevcut kısmının planı ortaya konmuştur. Kazılarda Selçuklu Dönemine ait çok sayıda çini, seramik, alçı, cam ve sikke bulunmuştur. Küçük Saray'ın çevresindeki Selçuklu tabakasının altında ise, Eski Çağa ait kalıntı ve küçük buluntular tespit edilmiştir.
Konya, Hadim Bolat Beldesi Astra Antik Kenti
Astra antik kenti, Konya İli, Hadim İlçesi, Bolat Beldesi Temaşalık Tepesi mevkiinde yer alır. Hadim'in kuş uçumu 7 km. kuzeybatısında, Bolat Beldesi'nin 5 km. güneybatısındadır.
Büyük çapta kaçak kazılara maruz kalması üzerine 1966'da bir bekçi ile koruma altına alınmış, Konya Müzesi Müdürlüğü'ne bağlı bir örenyeri haline getirilmiştir. Ancak 1955'de bekçisi emekli olmuştur.
Konya-Hadim karayolu üzerinde Hadim'e 17 km. mesafedeki kavşaktan batıya dönen asfalt yolla Bolat Beldesi'ne, oradan 6 km.lik stabilize yolla At Mevkii'ne ulaşılır. Sonra, dik ve engebeli bir keçi yolunda yaklaşık 4 km. yürüyerek Astra'nın yer aldığı Temaşalık Tepesi'ne ulaşılır.
Astra antik kenti ilk defa 1885'te Sterret tarafından keşfedilmiştir. Sterret sadece yazıtlar üzerinde çalışmış, 7 yazıt bulmuştur. Bu yazıtlardan kentin adının Astra olduğunu tespit etmiştir. Daha sonra bayan Hereward 2 yazıt, 1966'da ise Mitford 16 yeni yazıt bulmuştur. 1992 yılında, birkaç yazıtın okunmasından başka hiçbir bir bilimsel çalışma yapılmayan Astra kentinde Arkeolog Osman Ermişler başkanlığında bir heyet tarafından temizlik ve sondaj çalışmalarına başlanmıştır. Çalışmalar 1993 ve 1994 yılında da devam etmiştir. Kentin planı çıkartılmış, talan edilmiş görünümü kısmen de olsa ortadan kaldırılmış, yapıları tanımlanmıştır; kilise ve auditorium da yapılan kazılar sonucu açığa çıkarılmış; bunların plan ve rölöveleri hazırlanmıştır. Nekropolde iki tipik Isaura karakterli mezar açılmıştır. Kentin kendine özgü bir yönetimi olduğu, Isaura'ya bağlı bir kasaba olduğu yazıtların okunması sonucu kanıtlanmıştır. Açılan seramik fırınından Astra'da Roma Devrinde seramik üretildiği saptanmıştır.
Astra antik kenti, Toroslar'ın kuzey kesiminde, Isaura bölgesinde yer almaktadır. Isaura eyaletinin diğer önemli kentleri Isaura ve Astanada ile bir üçgen oluşturmakta bu kentler Astra'dan çıplak gözle görülebilmektedir. Bir Isauralı zenginin tapınağa yaptığı bağışla ilgili bir yazıt Isaura ile ilişkisini kanıtlamıştır. Burasının Pisidiae Antiocheiası ile ticari ilişkileri olduğu Roma Döneminden kalma iki Antiocheia sikkesinden anlaşılmıştır.
Kent, denizden yüksekliği 1760 m. olan Temaşalık Tepesi'nin doğu-batı yönünde uzanan düz zirvesinde yer alır. Zirvenin ortasında doğu-batı yönünde geniş bir alan şeklinde uzanan agoranın iki kenarında önemli yapılar sıralanmıştır. Etrafı harçsız moloz taşlarla örülü, surla çevrili tepenin doğu, güney ve kuzey eteklerindeRoma devrine ait çok sayıda sivil yapılar ve evler kümelenmiştir. Biri doğuda, diğeri batıda olmak üzere iki nekropolü vardır. Nekropollerde çok sayıda kül kutusu, stel ve mezar aslanı görülür. Batı nekropolünün batısında ve güneybatıdaki Kuralan Tepesi'nin doğu yamaçlarında Bolat Köyü'nün yayla evleri vardır. Harçsız, sıvasız, basit yığma moloz taştan yapılmış toprak örtülü, tek odalı bu yayla evleri 80-100 yıl önce yapılmaya başlanmış, evler yıkılmaya yüz tutmuştur.
Batı nekropolünün yer aldığı Devler Gediği Düzlüğü'nden başlayan yol, Temaşalık Tepesi'nin güney yamacından surun orta kesimine ulaşır. Meyilli ve dar bir yoldur. Kentin giriş kapısının papuçları yerinde kalmış, üst kemeri ve diğer parçaları yerdedir. Kapıdan agoraya girilir. Agoranın güney kenarında çarşı yapısı uzanır, daha sonra doğuya doğru Zeus Astragos tapınağının kalıntıları görülür. Agoranın batı kısmında kapı karşısında iki heroon kalıntısı vardır. Agoranın batı bitişinde yüksekçe ve etrafı duvarla çevrili kale yer alır. Kaleye doğudan kemerli bir kapı ile geçilir. Kalenin kuzey kesiminde ikinci bir tapınak kalıntısı görülür. Bunun bir tapınak olduğu, içinde ele geçen yazıttan anlaşılmıştır.
Agoranın kuzey kenarında, batıda Roma Devrinden kalma bir auditorium yer alır. Dokuz basamaklı, sekiz metre çapında, 2/3 daire planlı auditoriumun doğusuna M.S. 5-6. yüzyılda bir kilise yapılmıştır. Kilise üç nefli bazilika planlıdır. Temizlik sonucu ortaya çıkartılmıştır. Auditorium bu dönemde de kilisenin toplantı yeri olarak kullanılmış olmalıdır. Kentin doğu kapısından doğu nekropolüne geçilir. Doğu nekropolünün doğu kenarında girişi batıdan etrafı avlu duvarı ile çevrili anıtsal bir mezar vardır. İçinde iki lahit teknesi görülmektedir. Anıtsal mezarın kuzeybatı yanında bir heroon görülür. Anıtsal mezarın kuzeybatısında açılan seramik fırını, M.S. 2.-3. yüzyılda Roma Devrinde, burada seramik üretildiğini kanıtlamıştır. Sadece ızgara ve yanma odası ele geçmiştir. Fırında bulunan kap baskıları ve baskılı kap parçaları ilginçtir.
Astra antik kentinde yapılacak çalışmalar arkeoloji ilmine daha bir çok veri sağlayabilir.
Çatalhöyük
Çatalhöyük, Konya'nın Çumra İlçesi sınırlarında olup, ilçenin 10 km. doğusunda yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe düzü olan bir tepe şeklindedir. Bu iki yükseltisi nedeniyle çatal sıfatını almıştır. Çatalhöyük 1958 yılında J. Mellaart tarafından keşfedilmiş, 1961-1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan araştırmalar neticesinde, 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır. En erken yerleşim katı (1) ise M.Ö. 5500 yıllarına tarihlenmektedir. Stil kritiği yolu ile yapılan bu tarihleme, C 14 metodu ile de doğrulanmış bulunmaktadır. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir.
Çatalhöyük'teki yerleşimin, yani şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadır. Dörtgen duvarlı evlerin duvarları birbirine bitişiktir. Ortak duvar yoktur, her evin kendi müstakil duvarı vardır. Evler ayrı ayrı planlanmış ve ihtiyaç duyulunca yanına başka bir ev yapılmıştır. Evlerin bitişik duvarları nedeniyle şehirde sokaklar mevcut değildir. Ulaşım düz damlar üzerinden olmaktadır. Ãehri sınırlayan ve koruyan sur duvarları niteliğinde herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Bina yapımında kullanılan malzeme kerpiç, ağaç ve kamıştır. Evlerin temel derinlikleri azdır. Duvarlar arasında ağaç dikmeler vardır. Bu dikmeler üzerine gelen kirişler düz tavanı taşımaktadır. Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır. Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten merdivenle olmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur. Odaların içinde dörtgen ocaklar, duvarların ön kısımlarında taban döşemesinden yüksekliği 10-30 cm. arasında değişen sekiler ve duvar içinde dörtgen nişler bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır. Kutsal odalar diğer odalara nazaran daha büyüktür. Bu evlerin içindeki duvar resimleri yanında ise orijinal boğa başı, koç başı ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilmiş trofeleri duvarlara aplike edilmiştir. Bunların yanında rölyef halinde insan figürleri ile hayvan figürleri de görünmektedir. Çatalhöyük'te duvar resimleri en erken 10. en geç 11. tabakada bulunmuştur. En güzel ve gelişmişleri ise 7. ve 5. tabakalara aittir. Bu resimler paleolitik insanın mağara duvarlarına yaptığı resimlerin bir gelenek olarak devamıdır. İnanç olarak avın bereketi için yapılan resimlerdir. Geç döneme doğru duvar resimlerinde ev sahnelerinin azaldığı ve kuş motifleri ile geometrik desenlerin ortaya çıktığı görülür.
Duvarlara resmedilmiş olan akbabalar tarafından parçalanan başsız insan figürlerinin ölü gömme adetleri ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Akbabalar tarafından et kısmı yenerek temizlenen kemikler toparlanarak hasırlardan yapılmış bir örtüye sarılır ve ev içindeki şekillerin altına gömülürdü. Ãekiller altında yapılan araştırmalarda çok sayıda iskelet ortaya çıkarılmıştır. Ölü hediyesi olarak kemikten yapılmış aletler, renkli taşlar, kesici aletlerden taştan baltalar, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar konmuştur. Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler bize ana tanrıça kültürünün (tapınma) başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir. Pişmiş toprak ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasında değişen büyüklüktedir. Ãişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilmişlerdir. Bu özellikleri bolluk ve bereketi temsil etmeleri nedeniyledir. Çatalhöyük'te ele geçen alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyelerdir. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip, çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuştur. Ayrıca ana tanrıça ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmıştır. Kemikten yapılmış kesici ve delici aletler ile obsidyenden yapılmış mızrak ve ok uçları Çatalhöyük'te kullanılan en önemli malzemelerdir.
Çatalhöyük'te 1996 yılına kadar kazı yapılmamış; bu yıldan itibaren İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından Ian Hodder başkanlığında kazılara devam edilmiştir. Kazı buluntuları Konya Arkeoloji Müzesi'ndedir. Bunların bir kısmı teşhir edilmiş, diğerleri ise depolarda koruma altına alınmış durumdadır.
KÜTAHYA ÖREN YERLERİ
Aizanoi Antik Kenti
Kütahya şehir merkezine 57 km. uzaklıkta Çavdarhisar İlçesi'ndedir. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte Zeus adına inşa edilen Anadolu'nun en iyi korunmuş tapınağı yer alır. Ayrıca büyük bir tiyatro ile buna bitişik stadyum, biri mozaikli olmak üzere iki hamam ve gymnasium, Kocaçay üzerinde iki adedi halen kullanılır durumda olan beş köprü ile antik baraj, borsa binası, sütunlu caddeler, nekropol alanları ve Meter Steune'nin kutsal mağarası bulunmaktadır. Kentte halen Alman Enstitüsü adına yapılan arkeolojik kazılar devam etmektedir.
Aizanoi
Tarihi Araştırma ve Anıtlar (Klaus Rheidt)
Penkalas (Kocaçay) Irmağı'nın yukarı kesiminde, Tanrıça Meter Steunene'nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigya'lar öncülü olarak antik kaynaklarda adı geçen Azan adlı mitoloji kahramanın, Su Perisi Erato ile efsanevi Kral Arkas'ın birleşmesinden ortaya çıktığı sanılmaktadır. İşte bu mitoloji kahramanından Aizanoi şehrinin adı kaynaklanmış olabilir. Aizanoi, antik Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis'lerin ana yerleşmeleriydi.
Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus tapınağının çevresinde yapılan yeni kazılarda, M.Ö. 3. bin yıllarından yerleşme tabakaları ortaya çıkmıştır. Yakın zamanda ovanın bir çok yerinde saptanan yerleşme tepeciklerinden biri de Anadolu'nun erken dönemlerinde bu ana kutsal alanın yerindeydi. Hellenistik Dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama'ya ve Bithinya'ya bağlı iken M.Ö. 133'te Roma egemenliğine girmiştir. M.Ö. 2. 1. yüzyıldan ilk sikkeler bilinmektedir. Roma İmparatorluk Döneminde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi'de kesin kentleşme bulgularına ancak 1. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7.yüzyıldan itibaren önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Ortaçağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuk Beyliği Döneminde Çavdar Tatarları boyu tarafından üs olarak kullanılmıştır. (13.yüzyıl) Bu yüzden buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.
Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş ve 1830/40'lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krecker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kazıları başlamıştır. Bu çalışmalara 1970 yılında R. Naumann tarafından yeniden başlanmış olup halen devam edilmektedir.
Ãehir ve Köprüleri
Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçay'ın her iki yakasında, Aizanoi'den günümüze kalan yapı kalıntılarının büyük bir kısmı Roma İmparatorluk Dönemi eserleridir. İlkbaharda bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış koruma duvarları bulunmaktaydı. Antik dönemde iki yakayı birbirine bağlayan dört köprüden ikisi bugün bile geçişe hizmet etmektedir. Üst taraftaki alçak ahşap köprü yaya geçidi amaçlı kullanılmaktaydı. Onu takip eden beş kemerli taş köprü günümüze dek koruna gelmiştir. Yıkılmış olan üç kemerli köprüyü ise günümüzde de bütün trafik yükünü beş kemerli yapısıyla taşıyan şehrin ana köprüsü izler. Köprü korkuluğunun bir kaidesi üzerindeki yazıttan, açılış merasiminin M.S. 157 yılının eylül ayında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yazıt ve kabartmalı iki korkuluk taşı bugün dördüncü köprünün önünde sergilenmektedir. Kabartmada, köprüyü bağışlayan M. Apuleius Eurykles'in deniz yolculuğu gösterilmektedir. Eurykles, İmparator Hadrian tarafından kurulan, Panhellenion denilen Hellen Birliği'nde, M.S. 153 ve 157 yılları arasında Aizanoi'u Atina'da temsil etmiştir ve M.S. 157 yılının sonbaharında Aizanoi'e geri dönmüştür. Köprüye 1990 yılında karayolları tarafından yeni korkuluklar konmuş ve yeniden kaplanmıştır.
Zeus Tapınağı
Ãehrin ana kutsal alanı olan Zeus tapınağının yapılabilmesi için , Anadolu'nun erken evrelerine ait tabakaların ortadan kaldırılmış olduğu, son kazılarda ortaya çıkmıştır. Tapınak avlusunun seviyesinde, hemen altında Erken Bronz Çağı II'ye (M.Ö. 2800-2500) tarihlendirilen keramik parçaları ele geçmiştir. Ortadan kaldırılan tabakaların molozları tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır. Tapınağın yapımına M.S. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde başlanmıştır. Yapımı için gerekli harcamalar, olasılıkla geniş tapınak arazilerinin icara verilmesiyle sağlanmıştır. Toprağı kiralayanlar uzun yıllar para ödememekte direndiler. Ancak İmparator Hadrian'ın kararıyla paralar ödenince tapınağın inşaasına başlanabildi. İmparator ile kent arasında bu konuyla ilgili yazışmalar Aizanoi için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin (pronaos) kuzey tarafında özel olarak bu yazıta hazırlanmış olan yerinde bugün dahi bulunmaktadır. Aynı duvarın dış tarafında da uzun yazıtlar vardır. Burada, köprünün yazıtından bildiğimiz M. Apuleius Eurykles'ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles'in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile bahsetmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde savaş sahnelerini, atlıları ve atları gösteren çizimler vardır. Bu çizimler, 13. yüzyılda tapınağın etrafındaki surlarda korunak arayan Çavdarlar'ın yaşamlarından sahneler göstermektedir. Peristasiste kısa yanların her birinde 8, uzun yanlarda 15'er İon sütunu yer alır. Sütunlarla iç mekanlar (pronaos, cella ve opisthodomos) arasındaki uzaklık, sütunlar arasındakinden iki defa daha geniştir; böylece burada pseudodipteros planlı bir tapınak uygulanmış olmaktadır. 53 x 35 m. ölçülerindeki podyum üzerine yapılmış olan tapınak ile tonozlarla örtülü büyük bir alt yapının birleşimi, Anadolu'daki Roma mimarlık sanatında pek alışılmamış bir durumdur ve tam bir benzerine rastlanmamıştır. Cella, opisthodomos ve pronaosu bütünüyle kaplayan alanın altındaki alt yapının daha önceki araştırmalarda Aizanoi'de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu'nun Tanrıça Kybele'sinin kült yeri olduğu düşünülmektedir. Tapınağın kuzeybatı alınlığında orta akroterde bir kadın büstünün bulunması, tapınağın yalnız tanrıların babası Zeus'a değil, aynı zamanda Tanrıça Kybele'ye de adanmış olduğunu gösterir. Son araştırmalar ise tapınağın çift tanrıya, hem Zeus hem de Kybele'ye adanmış olamayacağını ortaya koymuştur. Etki uyandıran alt yapı ise belki de kehanet yeri veya tapınağın deposu işlevini görüyordu. Kadın büstü biçimli akroter, tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konmuştur.
Agora, Heroon ve Dor Sütunlu Avlu
Penkalas (bugünkü Kocaçay) Irmağı'nın batı yakasında Aizanoi yeni kent merkezinde görkemli yapılara, Zeus tapınağı ile başlanmıştır. M.S. 2. yüzyılın ortalarında küçük bir tapınak olarak kabul edilen bir heroon bulunan ve etrafı galeriyle çevrelenmiş olan agora inşa edilmiştir. Güneyde Dor sütunlu galeriyle çevrili alan, tapınağı çevreleyen galeriden daha önce yapılmıştır. Bu görkemli yapıların çoğu bugün köy ev ve bahçelerinin altında kalmış olup çok az bir kısmı günümüze kalmıştır. Tapınak düzlüğünün güneydoğusundan geçen yolun hemen yanında, agoranın kalp biçimli bir köşe sütunu görülmektedir. Üzeri kısmen Ortaçağ surlarının yatay sütunları, bir kısmı da diğer antik yapılardan devşirme olarak kullanılan mimari parçalar tarafından örtülmüş olan Dor sütunlu avlunun kuzey köşesi 1997 yılında kazıldı. Köy evleri ve bahçeleri arasında bulunan galerili Dor sütunlu avlunun doğu köşesi ve avlunun gerisindeki mekanlar 1981 ve 1982 yıllarında kısmen kazıldı. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan heroonun güneybatı duvarında, kuzeybatıdan podyumlu tapınak yapısına doğru giden bir merdivenin izleri kısmen görülebilmektedir. Bu yapının şehrin ileri gelenlerinden birinin anıt mezarı olduğu sanılmaktadır.
Hamam ve Yuvarlak Yapının Kalıntıları
Stadion ve tapınak alanı arasında, M.S. 2. yüzyılın 2. yarısına ait, önünde sütunlu avlusu ve zengin süslemeleri bulunan bir hamam yer almaktaydı. Simetrik bu yapının güneydoğu yarısı 1978-1981 yıllarında kazılmıştır. Hamam mekanlarının zengin mermer kaplamaları ile su ve ısıtma kanal kalıntıları, bugün bile görülmektedir. Frigidarium ve caldarium gibi esas yıkanma odaları yapının ortasındadır. Bunlara çok sayıda yan mekanlar açılmaktadır. Bu mekanların en büyüğünde bir apsis içinde Tanrıça Hygieia'nın mermerden bir heykeli vardı. Kuzeydoğuda hamam yapısının önünde spor çalışmalarının yapıldığı kare biçimli büyük bir avlu (palaestra) yer almaktaydı. Palaestra'nın kuzeyindeki tarlalarda bulunan büyük taş bloklar, burada, içi yuvarlak, dışı çokgen biçimli görkemli bir mezar yapısının yer almış olabileceğini göstermektedir.
Stadion ve Tiyatro
Aizanoi'deki stadion-tiyatro kombinasyonunun benzeri yoktur. Stadionda yapılan 1982-1990 yılları arasındaki araştırmalar, bu yerin M.S. 160 yılından sonra başlanıp, aralıklarla M.S. 3. yüzyılın ortalarına değin bir yapım süreci geçirdiğini ortaya koymuştur. Stadion girişinin doğu kısmının onarımı sırasında, yeni bulunan ve tekrar yerlerine konan yazıtlar, kendisini daha önce ana köprünün yazıtından tanıdığımız, M. Apuleius Eurykles'in bu kompleksin yapımında da rol oynadığını göstermektedir.
Stadionun oturma sıraları hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir. En geniş kesimde batı tarafta bir kapı binası vardı. Restorasyon sırasında podyum üzerine konmuş iki oturma taşı, bu kapı binasının daha sonra bir dönemde oturma basamaklarıyla örtülerek kullanılmaz hale getirilmiştir. Stadionun tiyatroya bakan cephesi mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Bu, aynı zamanda tiyatro sahnesinin de arka tarafının kaplamasıdır. Mermer parçaları bugün stadionun kuzeyinde görülebilmektedir. Bu cephe duvarının alçak kaidesi Dor düzenindedir. Pencereli ilk kat üzerinde büyük kemer açıklıklı yüksek Attika katı gelmektedir. Tiyatronun sahne kısmı zengin mermer bezemelerle kaplıydı. Bu bezemeler yüzyıllar boyu süregelen çeşitli depremler yüzünden oturma basamaklarının ortasına yıkıldıkları gibi kalmışlardır. Sahne binasını süsleyen özenle yapılmış mermer mimarideki bezemeler üzerine yapılan araştırmalar, yapının önce tek kat olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra stadion genişletilirken buraya da ikinci bir kat eklenmiştir. Mermer mimarinin çok az bir kısmı, asıl yeri olan kesme kalker taşlı yapının önünde kalmıştır. Düşmüş mermer parçaları arasında av sahnesi betimli kaliteli friz parçaları özellikle dikkat çekmektedir.
Hamam
M.S. 3. yüzyılın 2. yarısında şehrin kuzeydoğusunda aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine ikinci büyük bir hamam inşa edilmiştir. Hamam mekanlarından birinde, ortada Satyr ve Menad betimli kaliteli bir mozaik taban vardır. M.S. 4. veya 5. yüzyıldan sonra bu hamamın ana mekanı düzenlenmiş ve Aizanoi'ni erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.
Yuvarlak Yapı (Macellum) ve Geç Antik Sütunlu Cadde
Daha güneyde M.S. 2. yüzyılın 2. yarısında, olasılıkla gıda pazarı olarak kullanılmış yuvarlak bir yapı (Macellum) vardır. Burası 1971'de kazılmış ve kısmen onarılan duvarlarına, M.S. 4. yüzyılın başlarında İmparator Diocletian'ın 301 yılında enflasyonla mücadele için yaptığı ücret tespitlerinin bir kopyası konmuştur. Bu yazıtta, İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri yer almaktaydı. Buna göre, örnek olarak; kuvvetli bir köle, iki eşeğin ücretine, yani 30.000 dinara; bir at ise üç köle ücretine eşitti.
Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası 1992 ila 1995 yılları arasında kazıldı. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre M.S. 400 yıllarına tarihlenen bir cadde ortaya çıkarıldı. Sütun ve kiriş parçaları neredeyse bütünüyle ele geçtiğinden, mermer tamamlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırıldı. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka duvarlarına yerleştirildi. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi, insanı yağmur ve güneşten koruyan bir çatının yapılması için diğer antik yapılardan malzeme sağlanmıştır. Değişikliğe uğratılıp kullanılan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konmuştur. Böylece, kuzeydoğu galerinin sütunları önünde bir yazıt kaidesinde, soylu bayan Markia Tateis'in onur yazıtı ve flüt çalan panter postlu çıplak bir Satyr'in mermerden heykeli bir araya getirilmiştir. Heykel bugün Kütahya Müzesi'nde sergilenmektedir. Onur yazıtı ile Satyr heykeli arasındaki ilişki, Geç Antik dönem dekor anlayışında içerik endişesi olmadığını ve burada sütunlu bir caddenin çeşitli unsurlarla süslenmesi gayesinin güdülmüş olduğunu göstermektedir. Sütunlu caddenin yapılması için, ortadan kaldırılan en önemli yapı Artemis tapınağı idi. Volütlerın altlıklarında dik duran akant yaprakları ile bezeli zengin süslemeleri dikkati çeken kuzeydoğu galerinin görkemli İon başlıkları bu tapınağa aittir. Başlıkların üzerindeki aynı binaya ait arşitravlarda Tanrıça Artemis'in ve tapınağı vakfeden Asklepiades'in adı geçen uzun bir yazıt vardır. Bu yazıtla tapınağın İmparator Claudius (M.S. 41-54) Döneminde inşa edildiğini söylemek mümkün olmaktadır. Kuzeydoğu galerinin tabanında döşeli olarak ele geçen iki plaka, aslında tapınağın alınlık üçgenindendir. Bunlardan birinde Artemis'in atribüsü olan geyik, alçak kabartma olarak işlenmiştir. Geç Antik dönem sütunlu caddesinde kullanılan Artemis tapınağı parçaları sayesinde sekiz sütunlu tapınağın ön cephesinin rekonstrüksiyonu mümkün olmaktadır.
Yapımı için tapınak yıkılan sütunlu cadde, 6. yüzyıla kadar varlığını korumuş olup bir deprem neticesinde yıkılmış olmalıdır.
Sütunlu Cadde ve Kapı Binası
Aizanoi şehri yol sisteminin ana ekseni 1991 yılında çeşitli sondajlarla saptanmış 450 m. uzunluğundaki sütunlu yoldu. Sütunlu bu yol, bugün ancak 1979 yılında kazılmış olup, köy bahçeleri içindeki, yolun güneybatı ucunu oluşturan kapı binasının kalıntıları görülmektedir. Sütunlu cadde, tapınaktan ana köprüden geçerek şehir dışındaki Meter Steunene kutsal alanına giden törensel yolun bir parçasıydı.
Nekropoller
Ãehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir; çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapı biçimli mezar taşları bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları, mezar mimarisinde öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu M.S. 2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazıtlarda kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği yer alır. Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler vardır. Kadın mezar taşları üzerinde yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise kartal, aslan ve boğa bulunur.
1990 ve 1991 yıllarında Aizanoi'nin 2 km güneybatısında Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda, görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır. Haçvari plana sahip batıdaki mezar yapısının içinde, lahit koymak için yapılmış nişler vardı. Bugün Kütahya Müzesi'nin ana salonunda sergilenmekte olan Hellenlerle Amazonlar'ın savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur. Doğudaki dört kemerli yapı (tetrapylon) Ortaçağ'da (11./12. yüzyıl) küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da Eros betimli mermer lahtin alt kısmı bulunmuştur. Bu parça da Kütahya Müzesi'nin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısıyla mezar yapıları M.S. 155-165 yıllarına tarihlenebilinmektedir.
Meter Steunene Kutsal Alanı
Ãehrin bilinen en eski kutsal alanı Tanrıça Meter Steunene'ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya inidir. Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda ele geçen pişmiş toprak kült figürinleri, burayı M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasına tarihlemektedir. Mağaranın üst tarafında basamaklı bir kaya tahtı görülür. Bu tip kutsal alanlara Frigya'nın kırsal kesimlerinde rastlanır. Bu da Meter Steunene kutsal alanının M.Ö. 1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını gösterir. Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru (bothroi) da kutsal alanın daha erken dönemine ait olabilir. Burada, halkın inancına göre kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu'nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.
Baraj ve Taş Ocakları
Sel felaketinden korunmak için Penkalas Nehri (Bedir Dere) üzerinde, iki evrede inşa edildiği anlaşılan, günümüze iyi koruna gelmiş bir baraj duvarı vardır. Bu iki yapı evresi, çoğu oturma basamağı olan devşirme mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde buranın taş ocağı olarak kullanıldığına işaret eden izler bulunmaktadır
MERSİN ÖREN YERLERİ
Yumuktepe Höyüğü
Mersin Belediyesi sınırları içerisinde, Demirtaş Mahallesi'ndedir. Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden birisidir. 1936-1947 yıllarında J.Garstang tarafından başlatılıp bir süre ara verilen kazı çalışmalarına 1993 yılında Prof. Veli Sevin başkanlığında yeniden başlanmıştır. Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Yunan, Bizans ve İslâmî dönemlere ait kültür tabakalarından ele geçirilen eserler Mersin Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Tırtar-Akkale
Mersin-Silifke karayolunun 49. km.sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Döneminde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.
İmirzeli Örenyeri
Mersin İli, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'nın 11 km. kuzeybatısındadır. Karaahmetli Köyü'ne bağlıdır. Antik kentte Hellenistik, Roma, Geç Roma, Erken Bizans dönemi yerleşim izlerine rastlanmaktadır. Kilise, kule, sarnıç, peristilli ev kalıntılardan birkaçıdır.
Çatıören Örenyeri
Mersin ili, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'nın 8 km. kuzeybatısındadır. Hellenistik Dönemde tapınak, yerleşim alanı ve nekropol alanı olarak kullanılmıştır. Poligonal duvar tekniğinde yapılmış Hermes tapınağı bulunmaktadır. Roma Döneminde de iskân görmüştür.
Öküzlü Örenyeri
Mersin İli, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'na olan uzaklığı 12 km. kadardır. Kanlıdivane-Çanakçı Köyü yol ayrımından stabilize bir yolla gidilmektedir. Örenyeri Geç Hellenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.
Korykos-Kızkalesi Örenyeri
Mersin-Silifke karayolunun 60. km. sinde, Kızkalesi Beldesi'ndedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere İslâmî devirlerde de iskân görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. M.Ö. 1. yüzyılda kendi adına para bastırmıştır. M.S. 12. yüzyılda kıyıya yakın adacık üzerinde beldenin adını aldığı kale yaptırılmıştır. Zeytinyağı ihraç merkezi olan örenyerinde iç ve dış kale, kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayaktadır.
Elaiussa-Sebaste (Ayaş) Örenyeri
Mersin-Silifke karayolunun 50. km.' sindedir. Kumkuyu Belediyesi sınırları içerisinde yer alan Ayaş Elaiussa-Sebaste örenyeri M.Ö. 2. yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde iskân görmüştür. Sit alanı içerisinde nekropol, antik tiyatro, sarnıçlar, su kemerleri vs. yer almaktadır. İtalyan bir heyet tarafından 1995 yılında bilimsel kazı çalışmaları başlatılmıştır.
Soloi-Pompeipolis Örenyeri
Mersin'in 10 km. güneybatısında, Mezitli İlçesi'ndedir. İlk olarak M.Ö. 11.yüzyılda, daha sonra M.Ö. 7.yüzyılda Rodos kolonileri tarafından kurulmuştur. Bu şehre güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir. M.Ö. 64 yılında burada faaliyet gösteren korsanlar, Romalı general Pompeius tarafından bozguna uğratılmıştır. Bu nedenle, şehrin adı Pompeipolis olarak değiştirilmiştir. Burası Grek ve Pers Dönemi yaşandıktan sonra, Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından M.Ö. 333 yılında alınmıştır. M.S. 527 yılında meydana gelen depremle şehir tamamen yıkılmış ve geriye sadece sütunlu caddenin bir kısmı, liman, höyük, hamam kalıntısı ve bir su kemeri kalmıştır.
Kanytelleis-Kanlıdivane Örenyeri
Mersin-Silifke karayolunun 50. km. sinde, Ayaş Mevkii'nin 3 km. kuzeyinde yer alır. Eski adı Kanytelleis olan örenyerinde ilk iskân M.Ö. 3.yüzyıl sonlarına rastlamaktadır. Hellenistik Döneme ait bir kulenin bulunduğu şehir 11.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Çanakçı kaya mezarları da örenyeri sit alanı içerisindedir. Ãehrin içerisindeki obruk da, eskiden suçluların vahşi hayvanlara parçalatıldığı inancından halk arasında "Kanlı Divane" diye anılmaktadır. Obruğun kuzey tarafında zırhlı ve kılıçlı bir asker, güneyinde beş kişilik bir aile kabartması bulunmaktadır. Hellenistik kulenin batı duvarındaki kitabede, kulenin rahip krallardan Olbalı Tarkyaris' in oğlu Teukros tarafından Zeus için yaptırıldığı belirtilmektedir. Ãehrin kuzeyindeki anıt mezarı Kanytelleis' in önde gelenlerinden Aba, kocası ve iki oğlu için yaptırmıştır. Geniş bir obruğun etrafında II. Teodosius (408-450) tarafından kurulan bu şehirde bazilikalar, sarnıçlar, lahitler, anıt mezarlar bulunmaktadır.
Karaduvar Su Kemerleri
Osmanlı Dönemine ait olup halen ayaktadır.
Tömük Höyük
Mersin-Erdemli karayolunun 31. km.sinde yolun sonundadır.
Kocahasanlı
Erdemli İlçesi, Kocahasanlı sınırları içerisinde Yapısıgüzel, Hayrat, Köşkerli, Üçtepeler mevkilerinde Roma ve Bizans Devrinden kalma antik kalıntılar mevcuttur.
MUĞLA ÖREN YERLERİ
Stratonikeia
Stratonikeia antik kenti, Muğla'nın Yatağan İlçesi'nin 6-7 km. batısındaki Yatağan-Milas karayolu üzerindeki Eskihisar Köyü sınırları içerisindedir.
Kent, İ.Ö. 3. yüzyılda kurulmuştur. Suriye Kralı I. Seleukos eşi Stratonike'yi oğlu Antiokhos'a verdi. Antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan Stratonike adına kent kurdu.
Gezgin ve yazar Strabon'a göre kent, çok güzel yapılarla donatılmıştı. Yapılan kazılarda ele geçirilen sikkelerden, Stratonikeia sikkelerinin Rhodos'tan bağımsızlığını kazandığı İ.Ö. 167'den itibaren basılmaya başlandığı ve Gallienus (İ.S.253-268) zamanına kadar devam ettiği anlaşılıyor.
Kentin akropolü güneydeki dağın tepesindedir. Bu tepenin çevresi bir surla çevrilmiştir. Kuzeyinde, yamaç üzerindeki bir teras üzerinde şimdiki karayolunun hemen altındaki, bir yazıtta imparator için yapılmış küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar.
Bunun aşağısında da büyük bir tiyatro vardır. Burada cavea, merdivenlerle 9 cuneusa bölünmüştür ve tek diazoma vardır. Sahne binasının kalıntıları, yapılan kazılarda büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. Antik kent üzerinde günümüzde terkedilmiş Eskihisar Köyü bulunmaktadır. Kent surlarla çevrilmiş olup, bugün kent surlarının yalnızca önemsiz uzantıları görülmektedir. Yerleşim alanının kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlar ile kireç harçtan örülmüş güçlü bir kalenin yıkıntıları vardır. Yapı, büyük kesme taşlar ile kireçli harçtan örülmüştür. Yapının onarım gördüğü diğer yapılardan alınma yazıtlı taşlar ve sütun gövdelerinden anlaşılmaktadır.
Kentin kuzey kenarındaki ana giriş kapısı büyük bloklardan oluşmaktadır. Geniş ve ince taş duvarcılığı ile örülmüştür. Bu kapının üzerinde kemer olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kapı iki girişlidir. İki kapı girişi arasında bir nymphaion vardır. Kapıdan sonra sütunlu bir alanın ve yolun varlığı görülmektedir.
Kentin tam ortasında, en çok göze çarpan yapısı, kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır. Bouleuterion tiyatro benzeri küçük bir yapıdır. Bu yapının hemen batısındaki tek başına duran kapı bu alanın giriş kapısıdır. Bunun Serapis Tapınağı olduğu ileri sürülmüştür; ancak kazılarda bulunan yazıtlar bu görüşün yanlış olduğunu göstermiştir. Bouleuterionun kuzeye bakan dış duvarında Diocletianus'un fiyat listesi ve bunun uygulanmasına ilişkin giriş kısmı Latince yazılmıştır. Bu yapının alttaki oturma sıraları korunmuştur.
Kentin batısında, Antik Yunan ve Roma'da gençlerin düşünsel ve bedensel yönden eğitildikleri, öğrenim gördükleri, spor etkinliklerinde bulundukları gymnasion denilen yapı bulunmaktadır.
Kente giriş kapısının önündeki kutsal yolun kenarında oda mezarlar yer almaktadır. Giriş kapısından başlayan kutsal yol nekropolden geçmekte ve Lagina'daki Hekate kutsal alanına ulaşmaktadır. Söz konusu nekropol sahası günümüzde kömür ocakları havzası altında kalarak yok olmuştur.
Lagina
Lagina Hekate kutsal alanı, Muğla İli'nin, Yatağan İlçesi'ne bağlı Turgut Beldesi sınırları içerisinde yer alır. Yatağan- Milas karayolu üzerindeki Termik santralin yanından sağa ayrılan asfalt yoldan 9 km. gidilerek Lagina harabelerine varılır. Karialıların önemli kült merkezi olan Lagina kutsal alanının ünü zamanımıza kadar gelmiş olup bu yöre halen Leyne ismi ile de tanınır.
Son yapılan araştırmalar, yörenin eski Tunç Çağından (İ.Ö. 3000) günümüze kadar kesintisiz bir iskâna sahip olduğunu göstermektedir. Seleukos kralları büyük imar çalışmaları ile Lagina kutsal alanını dini merkez ve buraya 11 km. uzaklıktaki Stratonikeia kentini de bölgenin siyasi merkezi yapmışlardır.
Lagina'da ve Stratonikeia bouleuterionu duvarlarında halen mevcut olan yazıtlardan öğrendiğimize göre, bu iki kent birbirlerine kutsal bir yol ile bağlanmıştır.
Lagina kutsal alanında propylon (anıtsal giriş kapısı), kutsal yol, altar (kurban ve sunak yeri), peribolos (kutsal alanı çevreleyen duvar), Dorik Stoalar ve Hekate tapınağı bulunmaktadır.
Kutsal alan, aynı zamanda Stoaların arka duvarını oluşturan iki metre yüksekliğe kadar ayakta kalmış duvarlarla çevrilidir. Üç girişli olan ve batı ucunda dört adet İon sütunu ile taşınan apsisi bulunan anıtsal giriş yapısı Stoaya da bir kapı ile bağlanmıştır.
Anıtsal giriş kapısından altar'a giden taş döşeli yola bağlanan 10 adet merdiven sırası vardır. Beş merdiven sırası ile çevrili olan ve üzerinde Attik İon kaideli, Korinth başlıklı tek sıra sütun bulunan bir platform üzerine oturan tapınak, kutsal alanın tam ortasındadır. Tapınak pseudo dipteros planlı, 8x11 sütunlu, Korinth düzeninde inşa edilmiştir. Pronaos kısmında iki adet İon sütunu yer alır.
Lagina kutsal alanında yapılan arkeolojik kazılar, Türk bilim adamları tarafından yürütülen ilk kazılar olması açısından önem taşımaktadır. Bu kazıları Osman Hamdi Bey ve Halit Ethem Bey yürütmüştür. 1993 yılında arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları Muğla Müzesi Müdürlüğü başkanlığında, Mimar Arkeolog Ahmet Tırpan'ın bilimsel danışmanlığında tekrar başlatılmıştır.
Tapınağın frizleri Osman Hamdi Bey tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne götürülmüştür ve şimdi aynı müzede sergilenmektedir. Frizlerde dört ayrı konu işlenmiştir. (Doğuda; Zeus'un yaşamı ile ilgili sahneler; batıda tanrılar ile gigantların savaşı; güneyde Karia tanrılar toplantısı; kuzeyde Amazonların savaşı.)
Sedir Adası
Ula İlçesi sınırları içerisinde, Gökova Körfezi'nde yer alan Sedir Adası (Kedriai antik kenti) arkeolojik doğal yapısı ile yörenin kültürel turizminin en yoğun olduğu yerlerden biridir. Sedir Adası, Gökova-Akyaka Beldesi'nden ya da Çamlıköy'den teknelerle ulaşılabilir.
Düzgün kesme taştan çok sayıda kule ile sur duvarları, Apollon tapınağı ve onun yerine sonradan yapılan kilise, hâla ayakta duran iyi korunmuş tiyatro, agora ve Sedir Adası'nın antik liman kalıntıları görülmeye değer yerlerdir.
NEVŞEHİR ÖREN YERLERİ
Göreme Açık Hava Müzesi
Nevşehir'e 13 km. uzaklıkta ve Göreme Kasabası'nın 2 km. doğusunda yer alan bir kaya yerleşim yeridir.
Göreme'de M.S. 4. yüzyıldan 13.yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatı yaşanmıştır. Hemen her kaya bloğunun içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları mevcuttur.
Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi bu eğitim sisteminin başlatıldığı yerdir. Soğanlı, Ihlara, Açıksaray aynı eğitim sisteminin daha sonraları görüldüğü yerlerdir.
Kiliseler, 2 tür teknikle boyanmıştır. Birincisi doğrudan doğruya kaya yüzeyi düzeltilerek üzerine yapılan boyama, ikincisi ise kaya üzerine yapılan secco (tempera) ve fresco tekniği ile yapılan boyamadır. Kilisede işlenen konular İncil'den ve Hz.İsa'nın hayatından alınmıştır.
Göreme Açık Hava Müzesi'nde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise bulunmaktadır.
Rahibeler ve Rahipler Manastırı
Müze girişinin solunda yer alan 6-7 katlı kaya kütlesi "Rahibeler Manastırı" olarak bilinir. Bu manastırın 1.katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası; 2.katındaki yıkık şapeli gezilebilir durumdadır. 3. katındaki (bir tünelle ulaşılan) kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu üç apsislidir. Ana apsisteki templona Göreme'deki diğer kiliselerde pek rastlanmaz. Kilisede doğrudan kaya üzerine yapılan İsa freskinin yanında kırmızı bezemeler görülür. Manastırda katlar arasındaki bağlantı tünellerle sağlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı şehirlerinde olduğu gibi "sürgü taşları" kullanılmıştır. Sağdaki Rahipler Manastırı'nda ise erozyon nedeniyle katlar arasındaki geçişler kapandığından, sadece giriş katındaki birkaç oda görülebilir.
Aziz Basil Ãapeli
Göreme Açık Hava Müzesi'nin girişindedir. Sütunlarla ayrılan nartekste mezar çukurları bulunmaktadır. Nef enine beşik tonozlu, dikdörtgen planlı ve üç apsislidir. Dikdörtgen nefin sol uzun yüzünde biri büyük, ikisi küçük, üç apsis bulunmaktadır. Kilise 11.yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneler: Ana apsiste İsa portresi, ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında at üzerinde Aziz Theodore, güney duvarında ise yine at üzerinde ejderle savaşan Aziz George tasviri, Aziz Demetrius ve 2 azize tasviri bulunmaktadır.
Elmalı Kilise: Dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye, kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir.
Elmalı Kilise'nin ilk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara Kiliseleri'nde olduğu gibi doğrudan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise 11.yüzyılın ortası, 12.yüzyılın başına tarihlenmektedir.
Sahneler: Deesis, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın gömülmesi, İsa'nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri. Ayrıca Tevrat kaynaklı İbrahim Peygamber'in misafirperverliği ve Üç Yahudi gencin fırında yakılması sahnesi resmedilmiştir.
Azize Barbara Ãapeli
Elmalı Kilise'nin bulunduğu kaya blokunun arkasındadır. Haç planlı, iki sütunlu, batı, kuzey ve güney haç kolları beşik tonozlu, merkezi kubbeli, doğu haç kolu ve doğudaki iki köşe mekânı kubbelidir. Bir ana, iki yan apsisi bulunmaktadır.
Motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine çizilmiştir. Duvarlarda ve kubbede zengin geometrik motifler, mitolojik hayvanlar ve askerî semboller bulunmaktadır. Ayrıca duvarlarda taş izlenimi veren motifler de yer almaktadır. Kilise 11.yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir.
Sahneler: Ana apsiste İsa pantokrator; kuzey haç kolunda at üzerinde ejderle savaşan Aziz George ve Aziz Theodore; batı haç kolunda ise Azize Barbara tasviri bulunmaktadır.
Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilisesi
Girişi kuzeydendir. Ana mekân enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozlu, güneyde mezarların bulunduğu ek mekân ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuş, kilise tamamlanmadan bırakılmıştır.
Kilise tonozunun her iki yanında Kappadokya'da saygın olan azizlerin tasvirleri bulunmaktadır. Kilise 11.yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneler: Girişin tüm karşısında sol elinde İncil tutan İsa ve yanında kilisenin banisi, tonozun doğusunda Aziz Onesimus, ejderle savaşan Aziz George ve Aziz Theodore, gerçek haçı tutan Helena ve oğlu Konstantin; tonozun batısında çıplak, uzun saçlı ve önünde palmiye ağacı bulunan Aziz Onuphrius, yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ve elinde bir kitapla Aziz Basil bulunur.
M.S. 1. yüzyılda Mısır çöllerinde "Hermit" adı verilen kendilerini dine adayan, inzivaya çekilen insanlar yaşamaktaydı. Son hermit Aziz Paphnutius hermitlerin hayatını ve yaşam tarzlarını öğrenmek için M.S. 4.yüzyılda Mısır çöllerine gitti ve kiliseye adını veren Aziz Onuphrius'la karşılaştı. Aziz Paphnutius, Aziz Onuphrius ölürken yardım etti.Çünkü o faziletin, nefse hakimiyetin en iyi örneğiydi. Tasvirlerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri yapılıdır, palmiye ağacı önünde durmaktadır.
Kiler / Mutfak / Yemekhane
Üç yapı yan yana olup birbirleriyle bağlantılıdır. Kiler olarak kullanılan ilk mekânda erzakları depolamak için oyuklar bulunmaktadır. Mutfakta ise yöre köylerinde hâlâ kullanılan topraktan yapılmış "tandır" adı verilen ocak bulunmaktadır. En son bölümde ise yemekhane yer alır. Girişin sol tarafında 40-50 kişinin yemek yiyebileceği taştan sıra ve masa mevcuttur. Masanın sağ tarafında üzüm ezmek için bir şırahane vardır.
Karanlık Kilise
Kuzeydeki kavisli bir merdivenden kilisenin dikdörtgen, beşik tonozlu narteksine çıkılır. Narteksin güneyinde bir mezar bulunmaktadır. Kilise haç planlı, haç kolları çapraz tonozlu merkezi kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir.
Karanlık Kilise olarak adlandırılmasının nedeni, narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasından dolayıdır. Bu sebeple fresklerdeki renkler oldukça canlıdır.
Kilise ve narteks İncil ve İsa siklusunu içeren zengin süslemelere sahiptir. Ayrıca Elmalı ve Çarıklı Kilise'de olduğu gibi Tevrat kaynaklı sahneler de resmedilmiştir. Kilise, 11.yüzyıl sonu 12.yüzyıl başına tarihlenmektedir.
Sahneler: Deesis, müjde, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, Havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa'nın göğe çıkışı, İbrahim Peygamber'in misafirperverliği, üç Yahudi gencin yakılması ve aziz tasvirleri.
Azize Catherine Ãapeli
Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasında yer alan Azize Catherine Ãapeli'nde, hem narteks, hem de naos serbest haç planlı, merkezi kubbelidir; haç kolları beşik tonozlu ve apsis templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarlarında ise iki nişli mezar yer almaktadır.
Ãapelin sadece naos kısmında figürler vardır. Pandantifler kabartma geometrik süslemelerle bezenmiştir.
Anna adındaki donor tarafından yaptırılan Azize Catherine Ãapeli, 11. yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneler: Templonlu apsiste Deesis, bunun altında madalyonlar içinde kilise babaları, (Gregory, Basil, John Chrysostom), kuzey haç kolunun güney duvarında at üzerinde Aziz George; karşısında Aziz Theodore, Azize Catherine ve diğer aziz tasvirleri.
Çarıklı Kilise
İki sütunlu (diğer sütunlar duvar köşelerinde paye şeklindedir), çapraz tonozlu, üç apsisli ve dört kubbelidir. Sahnelerde İsa'nın hayatını konu alan siklus, İbrahim Peygember'in misafirperverliğini gösteren Tevrat sahnesi, aziz ve bani tasvirleri iyi muhafaza edilmiştir. Elmalı ve Karanlık Kilise'ye benzemekle beraber, İsa'nın çarmıha gerilişi ve çarmıhtan alınış sahneleri kilisenin farklı özelliğidir. Figürler genelde büyük ve uzundur.
İsa'nın göğe yükseliş sahnesinin altında bulunan ayak izlerinden dolayı kiliseye "Çarıklı Kilise" adı verildiği sanılmaktadır. Kilise 12.yüzyıl sonu, 13.yüzyıl başına tarihlenmektedir.
Ana kubbenin ortasında Pantokrator İsa, madalyonlarda melek büstleri bulunmaktadır. Ayrıca ana apsiste Deesis, kuzey apsiste Meryem ve çocuk İsa, güney apsiste ise Melek Michael tasviri yer alır.
Sahneler: Doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un diritilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, ihanet, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri.
Tokalı Kilise
Bölgenin bilinen en eski kaya kilisesi olup 4 mekândan oluşur Tek Nefli Eski Kilise, Yeni Kilise, Eski Kilise'nin altındaki Kilise, Yeni Kilise'nin kuzeyindeki Yan Ãapel.
10.yüzyılın başlarına tarihlenen Eski Kilise, bugün Yeni Kilise'nin giriş mekânı şeklinde ise de orijinalde tek nefli, beşik tonozlu bir yapıdır. Doğusuna Yeni Kilise'nin eklenmesi sırasında apsisi tamamen yıkılmıştır. Sahneler tonoz yüzeyine ve duvarların üst bölümüne yerleştirilmiştir. İsa'nın hayatını kapsayan siklus tonozda panellere ayrılmış olup, sahneler sağ kanatta başlayıp sol kanata doğru takip etmektedir.
Sahneler: Tonozun ortasında aziz tasvirleri, sağ kanadında üst panelde müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, sol kanattaki üst panelde üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Mısır'a kaçış, İsa'nın mabede takdimi, Zekeriya'nın öldürülmesi, sağ kanattaki orta panelde Elizabeth'in takip edilmesi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, Vaftizci Yahya'nın kehanetleri, İsa'nın Vaftizci Yahya ile buluşması, vaftiz, Kana düğünü; sol kanattaki orta panelde şarap mucizesi, ekmeklerin ve balıkların çoğaltılması, Havarilerin görevlendirilmesi, kör adamın iyileştirilmesi, Lazarus'un diritilmesi; sağ kanattaki alt panelde Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa Platus önünde, sol kanattaki alt panelde İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, İsa'nın gömülmesi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe çıkışı. Bu panelin altında aziz tasvirleri; girişin üstünde ise başkalaşım sahnesi yer almaktadır.
Yeni Tokalı, enlemesine dikdörtgen planlı, basit beşik tonozludur. Doğu duvarında kemerlerle birbirine bağlı dört sütun, sütunların arkasında yükseltilmiş bir koridor, koridordan sonra ana apsis ile iki yan apsis yer alır. Beşik tonozlu nefinde İsa'nın siklusu kronolojik sıraya göre daha çok kırmızı ve mavi renkler kullanılarak işlenmiştir. Koyu mavi renk, Tokalı Kilise'yi diğer kiliselerden ayıran en önemli özelliktir.
Enlemesine nefte, Aziz Basil'in hayatı, çeşitli azizlerin tasvirleri ve çoğunluk İsa'nın mucizelerine ait sahneler yer almaktadır. Kilise 10.yüzyılın sonuna ve 11.yüzyılın başına tarihlenmektedir.
Sahneler: Tonozun kuzey kanadında müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, doğum ve üç müneccimin tapınması, tonozun kuzey duvarında Yusuf'un birinci rüyası, Beytüllahim'e yolculuk, altında nişler içinde sekiz aziz tasviri, en altta ise Vaftizci Yahya'nın çağırılması, görevlendirilmesi, Havarilerin görevlendirilmesi, Kana düğünü; batı kanadında Mısır'a kaçış, İsa'nın denenmesi, İsa 12 yaşındayken mabette, tonozun merkezinde İsa'nın göğe yükselişi ve Havarilerin tanrı yolunda görevlendirilmesi; tonozun güney kanadında ilk diakonlar, tanımlanamayan melekler, altında nişler içinde aziz tasviri, en altta ise zengin adamın oğlunun iyileştirilmesi, Jairus'un kızının iyileştirilmesi, felçlinin iyileştirilmesi, Lazarus'un diritilmesi, Kudüs'e giriş ve son yemek; batı kandında ayakların yıkanması; Ana apsiste; İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi; Ana apsisisin ön cephesinde, ilk diakonlar, İsa ve Samarralı kadın, niş içinde Meryem ve çocuk İsa; kuzey apsiste ise, peygamberlerin görünümü ve melekler.
Paşabağları ve Zelve Örenyeri
1 km. uzaktaki peribacaları en iyi Zelve örenyerinden görülmektedir. Burada ayrıca Aziz Simeon adına yapılmış şapel ve birçok kaya mekânları bulunmaktadır. Bu alanın kamulaştırılarak burada çevre düzenlenmesi yapılması planlanmıştır.
Paşabağları'nın daha ilerisinde Göreme-Avanos karayolundan 2 km. içerde olan ve 3 vadiden oluşan Zelve örenyeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. 9. ve 13.yüzyıllarda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden birisi olmuştur. Öte yandan, papazlara ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir. Balıklı, Üzümlü ve Geyikli Kiliseler vadinin en önemli kiliseleri olup ikonoklastik dönem öncesine aittir.
1952 yılına kadar iskân edilmiş vadide manastırlar, kiliseler, yerleşim yerleriyle, tünel, değirmen, cam gibi yapılar bulunmaktadır.
Çavuşin Kilisesi
Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme'ye 2.5 km. uzaklıktadır. Tek nefli, beşik tonozlu, 3 apsisli olup narteksi yıkılmıştır.
İmparator Nicephorus Phocas adına yapılan Çavuşin Kilisesi 964-965 yıllarına tarihlenmektedir. Kilisede işlenen konular diğer kaya kiliselerinde olduğu gibi İncil ve Hz. İsa'nın hayatından alınmıştır.
Açıksaray Harabeleri
Gülşehir'e 3 km. uzaklıktadır. Tüf kayalar içinde oyulmuş sayısız mekânlar ve kiliseleriyle önemli bir örenyeridir. 9-10.yüzyıla tarihlenmektedir. Bu yörede bulunan mantar şeklindeki peribacası Kappadokya'da sadece bu örenyerinde görülmektedir.
Aziz Jean Kilisesi
Gülşehir girişindedir. 2 katlıdır. Alt katında şarap mahzenleri, su kanalları ve mezarlar bulunmaktadır. Üst katı ise kilise olup duvarları İncil'den alınmış sahnelerle süslenmiştir. 1995 yılında Arkeolog / Restoratör Rıdvan İşler tarafından restore edildikten sonra bugünkü haline gelmiştir.
İsa ve İncil siklunu içeren kilisede sahneler bantlar içinde frizler halindedir. Siyah zemin üzerine sarı ve kahverengi renkler kullanılmıştır. Niş tonozlarında ve cephelerinde bitkisel ve geometrik motiflere rastlanmaktadır. Batı ve güney duvarlarında ise Kapadokya Bölgesi'nde çok az rastlanan Son Yargı sahnesi yer almaktadır. Kilise apsisinde yer alan yazıta göre, 1212 yılına tarihlenmektedir.
Özkonak Yeraltı Ãehri
Avanos'a 14 km. uzaklıktaki Özkonak Kasabası'nda bulanan yer altı şehri, İdiş Dağı'nın kuzey yamaçlarında volkanik, granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça kalın olduğu bir yerde yapılmıştır. Yer altı şehri henüz tam olarak temizlenmemiş olup temizlendiği kadarıyla geniş alanlara yayılan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır.
Kaymaklı Yeraltı Ãehri
Nevşehir İli, Kaymaklı Kasabası'ndadır. Nevşehir'e 20 km. mesafededir. 8 katlı olup ilk katı Hititler Döneminde yapılmıştır. Roma ve Bizans Dönemlerinde de diğer alanların oyularak genişletilmesi suretiyle yer altı şehri haline dönüştürülmüştür. Bugün 4 katı ışıklandırılmış ve ziyarete açılmıştır.
Tüf kayalara oyulmuş bu yer altı şehri bir kitlenin geçici olarak yaşayabilmesi için gerekli barınma şartlarına haizdir. Dar koridorlarla birbirlerine bağlanan oda ve salonlar, şarap depoları, su mahzenleri, mutfak ve erzak depoları, havalandırma bacaları, su kuyuları, kilise ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek için kapıyı içten kapatan büyük sürgü taşları vardır.
Derinkuyu Yeraltı Ãehri
Nevşehir- Niğde karayolu üzerinde ve Nevşehir'e 30 km. uzaklıkta bulunan Derinkuyu İlçesi'ndedir. Kaymaklı yeraltı şehrinde olduğu gibi burada da büyük bir topluluğu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlar vardır. Bu yeraltı şehri 8 kattır. Kaymaklı yeraltı şehrinden farklı olarak burada misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ziyaretçilerin ilgisini çeken kuyu mevcuttur.
Yeraltı şehirleri sadece Kappadokya Bölgesi'nin jeolojik oluşumlarına özgü yapılar olup diğer bölgelerde bu tür örneklere rastlanmamaktadır.
Mazı Yeraltı Ãehirleri
Antik adı "Mataza" olan Mazı Köyü, Ürgüp'ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı yeraltı şehrinin ise 10 km. doğusundadır.
Değişik yerlerde 4 girişi tespit edilebilmiştir; asıl girişi düzensiz taşlarla örülmüş koridor sağlamaktadır. Kısa koridordaki iri sürgü taşı, yeraltı şehrinin giriş çıkışını kontrol altına almaktadır. İç kısımdaki küçük oda, sürgü taşının rahat bir şekilde hareket etmesi için yapılmıştır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılmaktadır. Bu mekânın girişi sürgü taşı ile kapatılabilmektedir. Kilise apsisi, köşeye oyulmuştur ve cephesi kabartmalarla süslüdür.
Özlüce Yeraltı Ãehri
Eski adı "Zile" olan Özlüce Köyü merkezindeki yeraltı şehri, Nevşehir- Derinkuyu karayolu üzerindeki Kaymaklı Kasabası'nın 6 km. batısındadır.
Girişte bazalttan yapılmış, birbirine geçmeli iki kemerli mekân bulunmaktadır. Daha sonra yine moloz taşlarla örülü 15 m. uzunluğunda bir geçit vasıtasıyla asıl tüf kayaya ulaşılmaktadır. Yeraltı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekânlar, asıl yeraltı şehrini oluşturan kaya oyma mekânlara nazaran daha yenidir. Bu koridorun bitiminde 1.75 m. çapında sert granit taştan yapılmış sürgü taşı bulunmaktadır.
Girişteki ana mekân, yeraltı yerleşiminin en geniş alanı olup iki bölümden ibarettir. Büyük mekânın sağında erzak depoları, solunda ise oturma odaları bulunmaktadır. Oldukça uzun olan galerilerin kenarlarında hücre tipi odalar, tabanlarda ise tuzaklar yer alır.
Özlüce yeraltı şehrinin elektrik tesisatı ile çevre düzenin yapılması halinde turizme açılabilecek durumdadır.
Tatlarin Kilisesi ve Yeraltı Ãehiri
Nevşehir İli, Acıgöl İlçesi'ne 10 km. uzaklıktadır Tatlarin Kasabası'nın "Kale" olarak adlandırıldığı tepesinin yamacında yer alır. İki nefli, iki apsisli, beşik tonozlu olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. Oldukça iyi korunmuş olan fresklerdeki sahneler bantlarla birbirinden ayrılmıştır. Zeminde koyu gri, tasvirlerde ise mor, hardal ve kırmızı renkler kullanılmıştır.
1991 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri ise, mekânlarının büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu nedeniyle askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir. Yeraltı şehri oldukça geniş alanlara yayılmış, ancak küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Halen iki katı gezilebilen yeraltı şehrinin en önemli özelliği diğer yeraltı şehirlerinde pek bulunamayan tuvalete sahip olmasıdır.
Eskihisar Kalesi
Deniz kıyısında köyün kuzeydoğusunda dik yamaçlı bir tepe üzerinde limanı korumak amacıyla Bizans döneminde yapılmıştır. Kalenin duvarları tuğla bezemelidir. Uzun yıllar kendi haline bırakılmış ve yıkımı sürat kazanmıştır. Son yıllarda bazı bölümler Kültür Bakanlığı'nca restore edilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet'in Otağı
1481 yılında Fatih Sultan Mehmet Üsküdar'a sancak dikip doğuya sefer yapılacağını ilan eder, rahatsızlığına rağmen, Hünkar Çayırı'nda otağını kurar ve burada hayata gözlerini yumar. Anısına aynı yerde (Gebze) çeşme ve namazgâh 16. yüzyılda yapılmıştır. Köprü Bağdat yolu üzerinde ordunun geçişi ve ulaşım maksadıyla kullanılmıştır.
Saat Kulesi
Av Köşkü ile Atatürk Heykeli arasında yer alan kentin karakteristik Saat Kulesi'ni, İzmit Mutasarrıfı Musa Kazım Bey, Sultan II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yıldönümü nedeniyle yaptırmıştır. Neoklasik üslupta Hereke Tavşancıl ve traverten taşlardan yapılmıştır.
Sırrıpaşa Konağı
İzmit Hacı Hasan Mahallesi Yeni Çeşme sokaktadır. 19.yüzyılın ikinci yarısında İzmit Mutasarrıfı Sırrıpaşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın bahçe duvarı antik heykel ve mimarî parçalar ile süslenmiştir. Yapı, bugün ayakta kalan 19. yüzyıla ait bir sivil mimarlık örneği oluşu, bahçe duvarındaki arkeolojik eserler ve içindeki kalemişi bezemeler ile ilimizin önemli bir tarih hazinesidir.
Üçtepeler Büyük Tümülüsü
İzmit merkezine üç km. mesafede eski İstanbul yolu üzerinde bulunan İzmit Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen bir kurtarma kazısı yapılmıştır. Kendi döneminde soygun geçirdiği anlaşılan mezardan hiçbir buluntu günümüze ulaşmamıştır. Ancak tarihlendirme açısından mezar mimarisi Geç Hellenistik-Erken Roma Çağına ait bir tümülüs mezar olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Gültepe Nekropol Sahası
İzmit Gültepe Mahallesi'nde otoban yanındadır. Antik Çağ nekropolü ile Bizans Dönemine ait kutsal yapı kalıntısı, karayollarının yaptığı yol açma çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. İzmit Müze Müdürlüğü' nün bölgede yaptığı arkeolojik çalışmalarda bulunan küp, gözyaşı şişesi, ayna gibi çoğunlukla Roma Dönemine ait buluntular müzeye kazandırılmıştır.
KOLOPHON VE NOTION (DEÃİRMENDERE VE AHMETBEYLİ)
Kolophon ve Notion (Değirmendere ve Ahmetbeyli)
Kolophon 12 İyon şehrinden biridir. Güçlü bir donanmaya ve süvari birliğine sahip olmasına rağmen, bir çok savaştan zarar görmüş ve deniz korsanları zamanında bile Lidya, Pers ve Makedonya kuvvetleri tarafından yönetilmiştir. Kolophon MÖ 302'de Lysimakhos tarafından yıkılınca, onun komşu şehri olan Notion önem kazanmıştır. Homer vatandaşlığını talep eden şehir Klaros Tapınağı'yla ve nasihat merkezi olmasıyla da ünlüdür.
KONYA ÖREN YERLERİ
Sille Aya-Elena Kilisesi
Sille, Konya İli, Selçuk İlçesi'ne bağlı, kent merkezine 7 km. uzaklıkta bir yerleşim birimidir.
İsa'nın doğumundan 327 sene sonra Bizans İmparatoru Konstantinus'un annesi Helena, hac için Kudüs'e giderken Konya'ya uğramış, buradaki ilk Hıristiyanlık çağlarına ait oyma mabedleri görmüş, Hıristiyanlara Sille'de bir mabed yaptırmaya karar vermiştir. Mihail Arkhankolos adına bu kilisenin temel atma töreninde bulunmuştur. Kilise asırlar boyu onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir
Kilisenin iç yapısının üstünde Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe bir tamir kitabesi kilisenin tarihi hakkında bilgi vermektedir. Bu kitabe 1833 tarihlidir. Aynı kitabenin üzerinde ise kilisenin Sultan Mecit Döneminde dördüncü kez onarım gördüğünü belirten üç satırlık bir kitabe daha bulunmaktadır.
Kilise düzgün kesme Sille taşı ile yapılmıştır. Avlusunda kayalara oyulmuş odalar bulunmaktadır. Kilisenin kuzeye açılan kapısından dış nartekse girilir. Burada kadınlar mahfeline çıkan iki yönlü taş merdivenler yer almaktadır. Kilisenin ana kubbesi dört fil ayağı üzerinde olup, kilise üç neflidir. Kilisenin içerisinde ahşaptan, üzeri alçı süslü bir vaaz kürsüsü ile apsisle ana mekânı ayıran ahşap alçılı kafes bir sanat şaheseridir. Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz. İsa, Hz. Meryem ile havarilere ait resimler bulunmaktadır.
Eflatunpınar
Konya İli, Beyşehir İlçesi, Eflatunpınar Köyü içinde bulunmaktadır. Anıtı 1849'da bilim dünyasına ilk haber veren kişi W.J. Hamilton'dur. Daha sonra F.Sarre ve J.Garstang da bu anıt konusunda kitap yayınlamışlardır.
Anıt, bir su kaynağının kenarında dikdörtgen taşlar üzerinde kabartmalardan oluşmaktadır. Niteliğini kaybetmeyen kabartmalar ön kısmındaki 14 adet taş blok üzerine oyulmuştur. Anıtın ilk planı bilinmemektedir.
Bu anıt diğer açık hava anıtlarından daha küçüktür. Doğal bir kayaya oyulmamış, figürlü blok taşların örülmesiyle oluşmuştur. Su kaynağının yanında bulunan bu anıtın su toplama havuzunun ilk yapılış tarihi henüz araştırılmamıştır.
Fasıllar
Fasıllar anıtı Konya'nın Beyşehir İlçesi'ne bağlı, Fasıllar Köyü'nün güneyine düşen, bir tepeciğin batı eteğinde yatmaktadır. Ramsay bu anıtı Fasıllar adıyla yayınlamıştır. Tahminen 70 ton ağırlığında, bazalttan yapılmıştır. Eserin, işlenmiş olduğu taş ocağına yakın bir yerde bulunması, bu eserin başka bir yer için yapıldığını, fakat her nedense uygun olmayan bu yerde bırakıldığı kanısını uyandırmaktadır. Anıtın üzerinde bir tanrı, iki aslan ve birinci tanrıdan daha önemsiz olan ikinci bir tanrı bulunmaktadır.
Tanrı bir ayağını aslan üzerine, diğer (sol) ayağını dağ tanrısı üzerine basmıştır. Dağ tanrısının hemen yanında diğer aslanın benzeri olan, ikinci bir aslan tasvirine de yer verilmiştir.
Anıtın bazı yerlerinin ayrıntılı işlenmemiş olması, bazı yerlerinin ise çok kaba işlenmiş olması, uzaktan görülebilecek bir yere dikilmek üzere hazırlandığını göstermektedir.
Hititler anıtları genelde doğal bir kayanın bir yönünü düzelterek ve kabartmalarla süsleyerek oluşturmaktadır. Ama Fasıllar anıtında tek parça büyük blok üzerine betimleme yapılmıştır.
Anıttaki figürlerin, Eflatunpınar'daki figürlere ve Alacahöyük'teki orthostatlara benzemesinden dolayı, bunların IV. Tuthalia Döneminden kalma olduğu sanılmaktadır.
Kubad-Abad Sarayı
Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin Selçuknamesi'nde sözünü ettiği, I. Alaeddin Keykubad'ın (1220-1236) emriyle yapılmış Kubad-Abad Saray Külliyesi, günümüze ulaşabilmiş tek Selçuklu saray yapısıdır. Anadolu Selçuklu Devrinde, çevresinde aynı isimle anılan bir şehir teşekkül eden Kubad-Abad, sonraları terkedilmiş ve tarihin karanlıklarına gömülmüştür.
İbrahim Hakkı Konyalı ve Prof. Dr. Osman Turan'ın, sarayın Beyşehir civarında olması gerektiğine işaret etmelerinden sonra 1949 yılında Konya Müze Müdürü Zeki Oral Kubad-Abad'ın yerini bulmuştur. 1952'de Zeki Oral'ın, 1965-1966'da Prof. Dr. Katharina Ottodorn'un ve 1967'de Mehmet Önder'in sondaj ve kazı çalışmalarının ardından uzun süre kendi kaderine terk edilen Kubad-Abad 1980 yılından itibaren Prof. Dr. Rüçhan Arık tarafından yeniden ele alınarak sistemli kazılara başlanmıştır.
Prof. Dr. Rüçhan Arık, Kubad-Abad Saray Külliyesi içinde Küçük Saray'ın çevresini kazdıktan başka, saray külliyesi ile bağlantısı bulunan Kız Kalesi'nde ve Kubad-Abad hinterlandında dahil, Malanda'daki Selçuklu köşkünde araştırma ve kazılar gerçekleştirmiştir.
Bu kazı çalışmalarında, Kız Kalesi'ndeki ana yapı ile insitu çiniler hamam kısmı ve kıyıdaki saray külliyesinin önemli birimlerinden Küçük Saray'ın çevresindeki mimari kalıntılar açığa çıkarılmış; ayrıca, Malanda Köşkü'ndeki sondaj ile yapının mevcut kısmının planı ortaya konmuştur. Kazılarda Selçuklu Dönemine ait çok sayıda çini, seramik, alçı, cam ve sikke bulunmuştur. Küçük Saray'ın çevresindeki Selçuklu tabakasının altında ise, Eski Çağa ait kalıntı ve küçük buluntular tespit edilmiştir.
Konya, Hadim Bolat Beldesi Astra Antik Kenti
Astra antik kenti, Konya İli, Hadim İlçesi, Bolat Beldesi Temaşalık Tepesi mevkiinde yer alır. Hadim'in kuş uçumu 7 km. kuzeybatısında, Bolat Beldesi'nin 5 km. güneybatısındadır.
Büyük çapta kaçak kazılara maruz kalması üzerine 1966'da bir bekçi ile koruma altına alınmış, Konya Müzesi Müdürlüğü'ne bağlı bir örenyeri haline getirilmiştir. Ancak 1955'de bekçisi emekli olmuştur.
Konya-Hadim karayolu üzerinde Hadim'e 17 km. mesafedeki kavşaktan batıya dönen asfalt yolla Bolat Beldesi'ne, oradan 6 km.lik stabilize yolla At Mevkii'ne ulaşılır. Sonra, dik ve engebeli bir keçi yolunda yaklaşık 4 km. yürüyerek Astra'nın yer aldığı Temaşalık Tepesi'ne ulaşılır.
Astra antik kenti ilk defa 1885'te Sterret tarafından keşfedilmiştir. Sterret sadece yazıtlar üzerinde çalışmış, 7 yazıt bulmuştur. Bu yazıtlardan kentin adının Astra olduğunu tespit etmiştir. Daha sonra bayan Hereward 2 yazıt, 1966'da ise Mitford 16 yeni yazıt bulmuştur. 1992 yılında, birkaç yazıtın okunmasından başka hiçbir bir bilimsel çalışma yapılmayan Astra kentinde Arkeolog Osman Ermişler başkanlığında bir heyet tarafından temizlik ve sondaj çalışmalarına başlanmıştır. Çalışmalar 1993 ve 1994 yılında da devam etmiştir. Kentin planı çıkartılmış, talan edilmiş görünümü kısmen de olsa ortadan kaldırılmış, yapıları tanımlanmıştır; kilise ve auditorium da yapılan kazılar sonucu açığa çıkarılmış; bunların plan ve rölöveleri hazırlanmıştır. Nekropolde iki tipik Isaura karakterli mezar açılmıştır. Kentin kendine özgü bir yönetimi olduğu, Isaura'ya bağlı bir kasaba olduğu yazıtların okunması sonucu kanıtlanmıştır. Açılan seramik fırınından Astra'da Roma Devrinde seramik üretildiği saptanmıştır.
Astra antik kenti, Toroslar'ın kuzey kesiminde, Isaura bölgesinde yer almaktadır. Isaura eyaletinin diğer önemli kentleri Isaura ve Astanada ile bir üçgen oluşturmakta bu kentler Astra'dan çıplak gözle görülebilmektedir. Bir Isauralı zenginin tapınağa yaptığı bağışla ilgili bir yazıt Isaura ile ilişkisini kanıtlamıştır. Burasının Pisidiae Antiocheiası ile ticari ilişkileri olduğu Roma Döneminden kalma iki Antiocheia sikkesinden anlaşılmıştır.
Kent, denizden yüksekliği 1760 m. olan Temaşalık Tepesi'nin doğu-batı yönünde uzanan düz zirvesinde yer alır. Zirvenin ortasında doğu-batı yönünde geniş bir alan şeklinde uzanan agoranın iki kenarında önemli yapılar sıralanmıştır. Etrafı harçsız moloz taşlarla örülü, surla çevrili tepenin doğu, güney ve kuzey eteklerindeRoma devrine ait çok sayıda sivil yapılar ve evler kümelenmiştir. Biri doğuda, diğeri batıda olmak üzere iki nekropolü vardır. Nekropollerde çok sayıda kül kutusu, stel ve mezar aslanı görülür. Batı nekropolünün batısında ve güneybatıdaki Kuralan Tepesi'nin doğu yamaçlarında Bolat Köyü'nün yayla evleri vardır. Harçsız, sıvasız, basit yığma moloz taştan yapılmış toprak örtülü, tek odalı bu yayla evleri 80-100 yıl önce yapılmaya başlanmış, evler yıkılmaya yüz tutmuştur.
Batı nekropolünün yer aldığı Devler Gediği Düzlüğü'nden başlayan yol, Temaşalık Tepesi'nin güney yamacından surun orta kesimine ulaşır. Meyilli ve dar bir yoldur. Kentin giriş kapısının papuçları yerinde kalmış, üst kemeri ve diğer parçaları yerdedir. Kapıdan agoraya girilir. Agoranın güney kenarında çarşı yapısı uzanır, daha sonra doğuya doğru Zeus Astragos tapınağının kalıntıları görülür. Agoranın batı kısmında kapı karşısında iki heroon kalıntısı vardır. Agoranın batı bitişinde yüksekçe ve etrafı duvarla çevrili kale yer alır. Kaleye doğudan kemerli bir kapı ile geçilir. Kalenin kuzey kesiminde ikinci bir tapınak kalıntısı görülür. Bunun bir tapınak olduğu, içinde ele geçen yazıttan anlaşılmıştır.
Agoranın kuzey kenarında, batıda Roma Devrinden kalma bir auditorium yer alır. Dokuz basamaklı, sekiz metre çapında, 2/3 daire planlı auditoriumun doğusuna M.S. 5-6. yüzyılda bir kilise yapılmıştır. Kilise üç nefli bazilika planlıdır. Temizlik sonucu ortaya çıkartılmıştır. Auditorium bu dönemde de kilisenin toplantı yeri olarak kullanılmış olmalıdır. Kentin doğu kapısından doğu nekropolüne geçilir. Doğu nekropolünün doğu kenarında girişi batıdan etrafı avlu duvarı ile çevrili anıtsal bir mezar vardır. İçinde iki lahit teknesi görülmektedir. Anıtsal mezarın kuzeybatı yanında bir heroon görülür. Anıtsal mezarın kuzeybatısında açılan seramik fırını, M.S. 2.-3. yüzyılda Roma Devrinde, burada seramik üretildiğini kanıtlamıştır. Sadece ızgara ve yanma odası ele geçmiştir. Fırında bulunan kap baskıları ve baskılı kap parçaları ilginçtir.
Astra antik kentinde yapılacak çalışmalar arkeoloji ilmine daha bir çok veri sağlayabilir.
Çatalhöyük
Çatalhöyük, Konya'nın Çumra İlçesi sınırlarında olup, ilçenin 10 km. doğusunda yer almaktadır. Höyük, farklı yükseklikte iki tepe düzü olan bir tepe şeklindedir. Bu iki yükseltisi nedeniyle çatal sıfatını almıştır. Çatalhöyük 1958 yılında J. Mellaart tarafından keşfedilmiş, 1961-1963 ve 1965 yıllarında kazısı yapılmıştır. Yüksek tepenin batı yamacında yapılan araştırmalar neticesinde, 13 yapı katı açığa çıkarılmıştır. En erken yerleşim katı (1) ise M.Ö. 5500 yıllarına tarihlenmektedir. Stil kritiği yolu ile yapılan bu tarihleme, C 14 metodu ile de doğrulanmış bulunmaktadır. İlk yerleşme, ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün buluntuları ile insanlık tarihine ışık tutan bir merkezdir.
Çatalhöyük'teki yerleşimin, yani şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve 11. katlardadır. Dörtgen duvarlı evlerin duvarları birbirine bitişiktir. Ortak duvar yoktur, her evin kendi müstakil duvarı vardır. Evler ayrı ayrı planlanmış ve ihtiyaç duyulunca yanına başka bir ev yapılmıştır. Evlerin bitişik duvarları nedeniyle şehirde sokaklar mevcut değildir. Ulaşım düz damlar üzerinden olmaktadır. Ãehri sınırlayan ve koruyan sur duvarları niteliğinde herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Bina yapımında kullanılan malzeme kerpiç, ağaç ve kamıştır. Evlerin temel derinlikleri azdır. Duvarlar arasında ağaç dikmeler vardır. Bu dikmeler üzerine gelen kirişler düz tavanı taşımaktadır. Tavan üst örtüsü kamış üzerine sıkıştırılmış kil topraktır. Evler tek katlı olup, eve giriş damda açılan bir delikten merdivenle olmaktadır. Her ev bir oda ve bir depodan oluşur. Odaların içinde dörtgen ocaklar, duvarların ön kısımlarında taban döşemesinden yüksekliği 10-30 cm. arasında değişen sekiler ve duvar içinde dörtgen nişler bulunmaktadır. Duvarlar sıvalıdır, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmıştır. Kutsal odalar diğer odalara nazaran daha büyüktür. Bu evlerin içindeki duvar resimleri yanında ise orijinal boğa başı, koç başı ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilmiş trofeleri duvarlara aplike edilmiştir. Bunların yanında rölyef halinde insan figürleri ile hayvan figürleri de görünmektedir. Çatalhöyük'te duvar resimleri en erken 10. en geç 11. tabakada bulunmuştur. En güzel ve gelişmişleri ise 7. ve 5. tabakalara aittir. Bu resimler paleolitik insanın mağara duvarlarına yaptığı resimlerin bir gelenek olarak devamıdır. İnanç olarak avın bereketi için yapılan resimlerdir. Geç döneme doğru duvar resimlerinde ev sahnelerinin azaldığı ve kuş motifleri ile geometrik desenlerin ortaya çıktığı görülür.
Duvarlara resmedilmiş olan akbabalar tarafından parçalanan başsız insan figürlerinin ölü gömme adetleri ile ilgili olduğu sanılmaktadır. Akbabalar tarafından et kısmı yenerek temizlenen kemikler toparlanarak hasırlardan yapılmış bir örtüye sarılır ve ev içindeki şekillerin altına gömülürdü. Ãekiller altında yapılan araştırmalarda çok sayıda iskelet ortaya çıkarılmıştır. Ölü hediyesi olarak kemikten yapılmış aletler, renkli taşlar, kesici aletlerden taştan baltalar, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar konmuştur. Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler bize ana tanrıça kültürünün (tapınma) başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir. Pişmiş toprak ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasında değişen büyüklüktedir. Ãişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilmişlerdir. Bu özellikleri bolluk ve bereketi temsil etmeleri nedeniyledir. Çatalhöyük'te ele geçen alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyelerdir. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip, çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuştur. Ayrıca ana tanrıça ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmıştır. Kemikten yapılmış kesici ve delici aletler ile obsidyenden yapılmış mızrak ve ok uçları Çatalhöyük'te kullanılan en önemli malzemelerdir.
Çatalhöyük'te 1996 yılına kadar kazı yapılmamış; bu yıldan itibaren İngiliz Arkeoloji Enstitüsü tarafından Ian Hodder başkanlığında kazılara devam edilmiştir. Kazı buluntuları Konya Arkeoloji Müzesi'ndedir. Bunların bir kısmı teşhir edilmiş, diğerleri ise depolarda koruma altına alınmış durumdadır.
KÜTAHYA ÖREN YERLERİ
Aizanoi Antik Kenti
Kütahya şehir merkezine 57 km. uzaklıkta Çavdarhisar İlçesi'ndedir. En parlak dönemini ikinci ve üçüncü yüzyılda yaşayan kent, Bizans Döneminde piskoposluk merkezi olmuştur. Kentte Zeus adına inşa edilen Anadolu'nun en iyi korunmuş tapınağı yer alır. Ayrıca büyük bir tiyatro ile buna bitişik stadyum, biri mozaikli olmak üzere iki hamam ve gymnasium, Kocaçay üzerinde iki adedi halen kullanılır durumda olan beş köprü ile antik baraj, borsa binası, sütunlu caddeler, nekropol alanları ve Meter Steune'nin kutsal mağarası bulunmaktadır. Kentte halen Alman Enstitüsü adına yapılan arkeolojik kazılar devam etmektedir.
Aizanoi
Tarihi Araştırma ve Anıtlar (Klaus Rheidt)
Penkalas (Kocaçay) Irmağı'nın yukarı kesiminde, Tanrıça Meter Steunene'nin kutsal mağarası civarında yaşayan Frigya'lar öncülü olarak antik kaynaklarda adı geçen Azan adlı mitoloji kahramanın, Su Perisi Erato ile efsanevi Kral Arkas'ın birleşmesinden ortaya çıktığı sanılmaktadır. İşte bu mitoloji kahramanından Aizanoi şehrinin adı kaynaklanmış olabilir. Aizanoi, antik Frigya'ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis'lerin ana yerleşmeleriydi.
Kentin yüksek platosu üzerinde bulunan Zeus tapınağının çevresinde yapılan yeni kazılarda, M.Ö. 3. bin yıllarından yerleşme tabakaları ortaya çıkmıştır. Yakın zamanda ovanın bir çok yerinde saptanan yerleşme tepeciklerinden biri de Anadolu'nun erken dönemlerinde bu ana kutsal alanın yerindeydi. Hellenistik Dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama'ya ve Bithinya'ya bağlı iken M.Ö. 133'te Roma egemenliğine girmiştir. M.Ö. 2. 1. yüzyıldan ilk sikkeler bilinmektedir. Roma İmparatorluk Döneminde, tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi'de kesin kentleşme bulgularına ancak 1. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7.yüzyıldan itibaren önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Ortaçağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuk Beyliği Döneminde Çavdar Tatarları boyu tarafından üs olarak kullanılmıştır. (13.yüzyıl) Bu yüzden buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.
Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş ve 1830/40'lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krecker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kazıları başlamıştır. Bu çalışmalara 1970 yılında R. Naumann tarafından yeniden başlanmış olup halen devam edilmektedir.
Ãehir ve Köprüleri
Antik dönemde Penkalas denilen Kocaçay'ın her iki yakasında, Aizanoi'den günümüze kalan yapı kalıntılarının büyük bir kısmı Roma İmparatorluk Dönemi eserleridir. İlkbaharda bugün dahi kabaran sulardan korunmak için her iki kıyıda iri kesme taşlardan yapılmış koruma duvarları bulunmaktaydı. Antik dönemde iki yakayı birbirine bağlayan dört köprüden ikisi bugün bile geçişe hizmet etmektedir. Üst taraftaki alçak ahşap köprü yaya geçidi amaçlı kullanılmaktaydı. Onu takip eden beş kemerli taş köprü günümüze dek koruna gelmiştir. Yıkılmış olan üç kemerli köprüyü ise günümüzde de bütün trafik yükünü beş kemerli yapısıyla taşıyan şehrin ana köprüsü izler. Köprü korkuluğunun bir kaidesi üzerindeki yazıttan, açılış merasiminin M.S. 157 yılının eylül ayında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yazıt ve kabartmalı iki korkuluk taşı bugün dördüncü köprünün önünde sergilenmektedir. Kabartmada, köprüyü bağışlayan M. Apuleius Eurykles'in deniz yolculuğu gösterilmektedir. Eurykles, İmparator Hadrian tarafından kurulan, Panhellenion denilen Hellen Birliği'nde, M.S. 153 ve 157 yılları arasında Aizanoi'u Atina'da temsil etmiştir ve M.S. 157 yılının sonbaharında Aizanoi'e geri dönmüştür. Köprüye 1990 yılında karayolları tarafından yeni korkuluklar konmuş ve yeniden kaplanmıştır.
Zeus Tapınağı
Ãehrin ana kutsal alanı olan Zeus tapınağının yapılabilmesi için , Anadolu'nun erken evrelerine ait tabakaların ortadan kaldırılmış olduğu, son kazılarda ortaya çıkmıştır. Tapınak avlusunun seviyesinde, hemen altında Erken Bronz Çağı II'ye (M.Ö. 2800-2500) tarihlendirilen keramik parçaları ele geçmiştir. Ortadan kaldırılan tabakaların molozları tapınak alanının tekrar dolgusu sırasında kullanılmış olmalıdır. Tapınağın yapımına M.S. 2. yüzyılın 2. çeyreğinde başlanmıştır. Yapımı için gerekli harcamalar, olasılıkla geniş tapınak arazilerinin icara verilmesiyle sağlanmıştır. Toprağı kiralayanlar uzun yıllar para ödememekte direndiler. Ancak İmparator Hadrian'ın kararıyla paralar ödenince tapınağın inşaasına başlanabildi. İmparator ile kent arasında bu konuyla ilgili yazışmalar Aizanoi için o kadar önemliydi ki, tapınağın ön galerisinin (pronaos) kuzey tarafında özel olarak bu yazıta hazırlanmış olan yerinde bugün dahi bulunmaktadır. Aynı duvarın dış tarafında da uzun yazıtlar vardır. Burada, köprünün yazıtından bildiğimiz M. Apuleius Eurykles'ten söz edilmektedir. Yazıt, Eurykles'in erdemlerinden ve kent için yaptığı işlerden övgü ile bahsetmektedir. Tapınağın yazıtlarının ve kesme taşlarının üzerinde savaş sahnelerini, atlıları ve atları gösteren çizimler vardır. Bu çizimler, 13. yüzyılda tapınağın etrafındaki surlarda korunak arayan Çavdarlar'ın yaşamlarından sahneler göstermektedir. Peristasiste kısa yanların her birinde 8, uzun yanlarda 15'er İon sütunu yer alır. Sütunlarla iç mekanlar (pronaos, cella ve opisthodomos) arasındaki uzaklık, sütunlar arasındakinden iki defa daha geniştir; böylece burada pseudodipteros planlı bir tapınak uygulanmış olmaktadır. 53 x 35 m. ölçülerindeki podyum üzerine yapılmış olan tapınak ile tonozlarla örtülü büyük bir alt yapının birleşimi, Anadolu'daki Roma mimarlık sanatında pek alışılmamış bir durumdur ve tam bir benzerine rastlanmamıştır. Cella, opisthodomos ve pronaosu bütünüyle kaplayan alanın altındaki alt yapının daha önceki araştırmalarda Aizanoi'de Meter Steunene adıyla tapınılan Anadolu'nun Tanrıça Kybele'sinin kült yeri olduğu düşünülmektedir. Tapınağın kuzeybatı alınlığında orta akroterde bir kadın büstünün bulunması, tapınağın yalnız tanrıların babası Zeus'a değil, aynı zamanda Tanrıça Kybele'ye de adanmış olduğunu gösterir. Son araştırmalar ise tapınağın çift tanrıya, hem Zeus hem de Kybele'ye adanmış olamayacağını ortaya koymuştur. Etki uyandıran alt yapı ise belki de kehanet yeri veya tapınağın deposu işlevini görüyordu. Kadın büstü biçimli akroter, tapınağın önünde, buluntu yerine yakın bir yere konmuştur.
Agora, Heroon ve Dor Sütunlu Avlu
Penkalas (bugünkü Kocaçay) Irmağı'nın batı yakasında Aizanoi yeni kent merkezinde görkemli yapılara, Zeus tapınağı ile başlanmıştır. M.S. 2. yüzyılın ortalarında küçük bir tapınak olarak kabul edilen bir heroon bulunan ve etrafı galeriyle çevrelenmiş olan agora inşa edilmiştir. Güneyde Dor sütunlu galeriyle çevrili alan, tapınağı çevreleyen galeriden daha önce yapılmıştır. Bu görkemli yapıların çoğu bugün köy ev ve bahçelerinin altında kalmış olup çok az bir kısmı günümüze kalmıştır. Tapınak düzlüğünün güneydoğusundan geçen yolun hemen yanında, agoranın kalp biçimli bir köşe sütunu görülmektedir. Üzeri kısmen Ortaçağ surlarının yatay sütunları, bir kısmı da diğer antik yapılardan devşirme olarak kullanılan mimari parçalar tarafından örtülmüş olan Dor sütunlu avlunun kuzey köşesi 1997 yılında kazıldı. Köy evleri ve bahçeleri arasında bulunan galerili Dor sütunlu avlunun doğu köşesi ve avlunun gerisindeki mekanlar 1981 ve 1982 yıllarında kısmen kazıldı. Mermer kaplı bir podyum üzerinde bulunan heroonun güneybatı duvarında, kuzeybatıdan podyumlu tapınak yapısına doğru giden bir merdivenin izleri kısmen görülebilmektedir. Bu yapının şehrin ileri gelenlerinden birinin anıt mezarı olduğu sanılmaktadır.
Hamam ve Yuvarlak Yapının Kalıntıları
Stadion ve tapınak alanı arasında, M.S. 2. yüzyılın 2. yarısına ait, önünde sütunlu avlusu ve zengin süslemeleri bulunan bir hamam yer almaktaydı. Simetrik bu yapının güneydoğu yarısı 1978-1981 yıllarında kazılmıştır. Hamam mekanlarının zengin mermer kaplamaları ile su ve ısıtma kanal kalıntıları, bugün bile görülmektedir. Frigidarium ve caldarium gibi esas yıkanma odaları yapının ortasındadır. Bunlara çok sayıda yan mekanlar açılmaktadır. Bu mekanların en büyüğünde bir apsis içinde Tanrıça Hygieia'nın mermerden bir heykeli vardı. Kuzeydoğuda hamam yapısının önünde spor çalışmalarının yapıldığı kare biçimli büyük bir avlu (palaestra) yer almaktaydı. Palaestra'nın kuzeyindeki tarlalarda bulunan büyük taş bloklar, burada, içi yuvarlak, dışı çokgen biçimli görkemli bir mezar yapısının yer almış olabileceğini göstermektedir.
Stadion ve Tiyatro
Aizanoi'deki stadion-tiyatro kombinasyonunun benzeri yoktur. Stadionda yapılan 1982-1990 yılları arasındaki araştırmalar, bu yerin M.S. 160 yılından sonra başlanıp, aralıklarla M.S. 3. yüzyılın ortalarına değin bir yapım süreci geçirdiğini ortaya koymuştur. Stadion girişinin doğu kısmının onarımı sırasında, yeni bulunan ve tekrar yerlerine konan yazıtlar, kendisini daha önce ana köprünün yazıtından tanıdığımız, M. Apuleius Eurykles'in bu kompleksin yapımında da rol oynadığını göstermektedir.
Stadionun oturma sıraları hafif çokgen biçimli olduğundan, yapı ortada genişlemektedir. En geniş kesimde batı tarafta bir kapı binası vardı. Restorasyon sırasında podyum üzerine konmuş iki oturma taşı, bu kapı binasının daha sonra bir dönemde oturma basamaklarıyla örtülerek kullanılmaz hale getirilmiştir. Stadionun tiyatroya bakan cephesi mermer kaplı bir duvarla sınırlıdır. Bu, aynı zamanda tiyatro sahnesinin de arka tarafının kaplamasıdır. Mermer parçaları bugün stadionun kuzeyinde görülebilmektedir. Bu cephe duvarının alçak kaidesi Dor düzenindedir. Pencereli ilk kat üzerinde büyük kemer açıklıklı yüksek Attika katı gelmektedir. Tiyatronun sahne kısmı zengin mermer bezemelerle kaplıydı. Bu bezemeler yüzyıllar boyu süregelen çeşitli depremler yüzünden oturma basamaklarının ortasına yıkıldıkları gibi kalmışlardır. Sahne binasını süsleyen özenle yapılmış mermer mimarideki bezemeler üzerine yapılan araştırmalar, yapının önce tek kat olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra stadion genişletilirken buraya da ikinci bir kat eklenmiştir. Mermer mimarinin çok az bir kısmı, asıl yeri olan kesme kalker taşlı yapının önünde kalmıştır. Düşmüş mermer parçaları arasında av sahnesi betimli kaliteli friz parçaları özellikle dikkat çekmektedir.
Hamam
M.S. 3. yüzyılın 2. yarısında şehrin kuzeydoğusunda aslında var olan büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir bina içine ikinci büyük bir hamam inşa edilmiştir. Hamam mekanlarından birinde, ortada Satyr ve Menad betimli kaliteli bir mozaik taban vardır. M.S. 4. veya 5. yüzyıldan sonra bu hamamın ana mekanı düzenlenmiş ve Aizanoi'ni erken Hıristiyan cemaatinin yöneticiliğine atanan piskoposluk merkezi işlevini görmüştür.
Yuvarlak Yapı (Macellum) ve Geç Antik Sütunlu Cadde
Daha güneyde M.S. 2. yüzyılın 2. yarısında, olasılıkla gıda pazarı olarak kullanılmış yuvarlak bir yapı (Macellum) vardır. Burası 1971'de kazılmış ve kısmen onarılan duvarlarına, M.S. 4. yüzyılın başlarında İmparator Diocletian'ın 301 yılında enflasyonla mücadele için yaptığı ücret tespitlerinin bir kopyası konmuştur. Bu yazıtta, İmparatorluk pazarlarında satılan tüm malların satış ücretleri yer almaktaydı. Buna göre, örnek olarak; kuvvetli bir köle, iki eşeğin ücretine, yani 30.000 dinara; bir at ise üç köle ücretine eşitti.
Yuvarlak yapıyı kuzeydoğudan sınırlayan köy evinin arkası 1992 ila 1995 yılları arasında kazıldı. Burada, sütunlu galerilerle çevrili olan ve buluntulara göre M.S. 400 yıllarına tarihlenen bir cadde ortaya çıkarıldı. Sütun ve kiriş parçaları neredeyse bütünüyle ele geçtiğinden, mermer tamamlamaları az miktarda yapılarak yeniden ayağa kaldırıldı. Ayağa kaldırmada kullanılmayan mimari parçalar, galerilerin arka duvarlarına yerleştirildi. Ayrıca, malların satışa sunulduğu dükkanların girişi de buradaydı. Günümüzde arkadlar gibi, insanı yağmur ve güneşten koruyan bir çatının yapılması için diğer antik yapılardan malzeme sağlanmıştır. Değişikliğe uğratılıp kullanılan yalnız mimari parçalar değil, aynı zamanda terk edilmiş yapılardaki heykeller de yerlerinden alınarak buraya konmuştur. Böylece, kuzeydoğu galerinin sütunları önünde bir yazıt kaidesinde, soylu bayan Markia Tateis'in onur yazıtı ve flüt çalan panter postlu çıplak bir Satyr'in mermerden heykeli bir araya getirilmiştir. Heykel bugün Kütahya Müzesi'nde sergilenmektedir. Onur yazıtı ile Satyr heykeli arasındaki ilişki, Geç Antik dönem dekor anlayışında içerik endişesi olmadığını ve burada sütunlu bir caddenin çeşitli unsurlarla süslenmesi gayesinin güdülmüş olduğunu göstermektedir. Sütunlu caddenin yapılması için, ortadan kaldırılan en önemli yapı Artemis tapınağı idi. Volütlerın altlıklarında dik duran akant yaprakları ile bezeli zengin süslemeleri dikkati çeken kuzeydoğu galerinin görkemli İon başlıkları bu tapınağa aittir. Başlıkların üzerindeki aynı binaya ait arşitravlarda Tanrıça Artemis'in ve tapınağı vakfeden Asklepiades'in adı geçen uzun bir yazıt vardır. Bu yazıtla tapınağın İmparator Claudius (M.S. 41-54) Döneminde inşa edildiğini söylemek mümkün olmaktadır. Kuzeydoğu galerinin tabanında döşeli olarak ele geçen iki plaka, aslında tapınağın alınlık üçgenindendir. Bunlardan birinde Artemis'in atribüsü olan geyik, alçak kabartma olarak işlenmiştir. Geç Antik dönem sütunlu caddesinde kullanılan Artemis tapınağı parçaları sayesinde sekiz sütunlu tapınağın ön cephesinin rekonstrüksiyonu mümkün olmaktadır.
Yapımı için tapınak yıkılan sütunlu cadde, 6. yüzyıla kadar varlığını korumuş olup bir deprem neticesinde yıkılmış olmalıdır.
Sütunlu Cadde ve Kapı Binası
Aizanoi şehri yol sisteminin ana ekseni 1991 yılında çeşitli sondajlarla saptanmış 450 m. uzunluğundaki sütunlu yoldu. Sütunlu bu yol, bugün ancak 1979 yılında kazılmış olup, köy bahçeleri içindeki, yolun güneybatı ucunu oluşturan kapı binasının kalıntıları görülmektedir. Sütunlu cadde, tapınaktan ana köprüden geçerek şehir dışındaki Meter Steunene kutsal alanına giden törensel yolun bir parçasıydı.
Nekropoller
Ãehrin ne kadar büyük olduğu, onu çevreleyen nekropollerin büyüklüğünden anlaşılmaktadır. Nekropollerde çok çeşitli mezar tipleri görülmektedir; çok sayıda lahitler, Frigya ve Aizanoi bölgesi için tipik olan kapı biçimli mezar taşları bunlar arasındadır. Kapı biçimli mezar taşları, mezar mimarisinde öbür dünyaya geçişi sembolize eder. Çoğu M.S. 2. yüzyıla ait olan bu taşlar üzerinde bulunan yazıtlarda kimin mezarı olduğu, ya da kimin vakfettiği yer alır. Ayrıca mezar sahibini gösteren işaretler vardır. Kadın mezar taşları üzerinde yün, yapağı bulunan sepet ve ayna, erkeklerinkinde ise kartal, aslan ve boğa bulunur.
1990 ve 1991 yıllarında Aizanoi'nin 2 km güneybatısında Meter Steunene kutsal alanına giden kutsal yolda, görkemli iki mezar yapısı ortaya çıkarılmıştır. Haçvari plana sahip batıdaki mezar yapısının içinde, lahit koymak için yapılmış nişler vardı. Bugün Kütahya Müzesi'nin ana salonunda sergilenmekte olan Hellenlerle Amazonlar'ın savaşını gösteren üstün kaliteli lahit, işte burada bulunmuştur. Doğudaki dört kemerli yapı (tetrapylon) Ortaçağ'da (11./12. yüzyıl) küçük bir Bizans şapeline dönüştürülmüştür. Burada da Eros betimli mermer lahtin alt kısmı bulunmuştur. Bu parça da Kütahya Müzesi'nin bahçesinde sergilenmektedir. Lahitler ve dolayısıyla mezar yapıları M.S. 155-165 yıllarına tarihlenebilinmektedir.
Meter Steunene Kutsal Alanı
Ãehrin bilinen en eski kutsal alanı Tanrıça Meter Steunene'ye ait kült yeri olan, işlenmiş kayalarla mağara ve bugün çökmüş durumdaki derin kaya inidir. Burada, 1928 yılında yapılan kazılarda ele geçen pişmiş toprak kült figürinleri, burayı M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasına tarihlemektedir. Mağaranın üst tarafında basamaklı bir kaya tahtı görülür. Bu tip kutsal alanlara Frigya'nın kırsal kesimlerinde rastlanır. Bu da Meter Steunene kutsal alanının M.Ö. 1. yüzyıldan çok önceleri bile kullanıldığını gösterir. Kaya kesintisinin üstünde taşlardan örülmüş yuvarlak iki kurban çukuru (bothroi) da kutsal alanın daha erken dönemine ait olabilir. Burada, halkın inancına göre kaya oluşumlarında yaşadığına inanılan, dağların ve doğanın hakimi, Anadolu'nun ana tanrıçasına adaklarda bulunuyorlardı.
Baraj ve Taş Ocakları
Sel felaketinden korunmak için Penkalas Nehri (Bedir Dere) üzerinde, iki evrede inşa edildiği anlaşılan, günümüze iyi koruna gelmiş bir baraj duvarı vardır. Bu iki yapı evresi, çoğu oturma basamağı olan devşirme mermer parçalarla birbirinden ayrılmaktadır. Baraj duvarının üst kesimlerindeki kayalıklarda, antik dönemde buranın taş ocağı olarak kullanıldığına işaret eden izler bulunmaktadır
MERSİN ÖREN YERLERİ
Yumuktepe Höyüğü
Mersin Belediyesi sınırları içerisinde, Demirtaş Mahallesi'ndedir. Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden birisidir. 1936-1947 yıllarında J.Garstang tarafından başlatılıp bir süre ara verilen kazı çalışmalarına 1993 yılında Prof. Veli Sevin başkanlığında yeniden başlanmıştır. Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Hitit, Yunan, Bizans ve İslâmî dönemlere ait kültür tabakalarından ele geçirilen eserler Mersin Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Tırtar-Akkale
Mersin-Silifke karayolunun 49. km.sinde, Tırtar Köyü'nün deniz kıyısı tarafındadır. Geç Roma Döneminde kurulmuştur. Kalıntılar arasında saray olabilecek bir yapı, hamam, sarnıç vs. bulunmaktadır. 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki yapı halen ayaktadır.
İmirzeli Örenyeri
Mersin İli, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'nın 11 km. kuzeybatısındadır. Karaahmetli Köyü'ne bağlıdır. Antik kentte Hellenistik, Roma, Geç Roma, Erken Bizans dönemi yerleşim izlerine rastlanmaktadır. Kilise, kule, sarnıç, peristilli ev kalıntılardan birkaçıdır.
Çatıören Örenyeri
Mersin ili, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'nın 8 km. kuzeybatısındadır. Hellenistik Dönemde tapınak, yerleşim alanı ve nekropol alanı olarak kullanılmıştır. Poligonal duvar tekniğinde yapılmış Hermes tapınağı bulunmaktadır. Roma Döneminde de iskân görmüştür.
Öküzlü Örenyeri
Mersin İli, Erdemli İlçesi, Ayaş Kasabası'na olan uzaklığı 12 km. kadardır. Kanlıdivane-Çanakçı Köyü yol ayrımından stabilize bir yolla gidilmektedir. Örenyeri Geç Hellenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.
Korykos-Kızkalesi Örenyeri
Mersin-Silifke karayolunun 60. km. sinde, Kızkalesi Beldesi'ndedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere İslâmî devirlerde de iskân görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. M.Ö. 1. yüzyılda kendi adına para bastırmıştır. M.S. 12. yüzyılda kıyıya yakın adacık üzerinde beldenin adını aldığı kale yaptırılmıştır. Zeytinyağı ihraç merkezi olan örenyerinde iç ve dış kale, kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayaktadır.
Elaiussa-Sebaste (Ayaş) Örenyeri
Mersin-Silifke karayolunun 50. km.' sindedir. Kumkuyu Belediyesi sınırları içerisinde yer alan Ayaş Elaiussa-Sebaste örenyeri M.Ö. 2. yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde iskân görmüştür. Sit alanı içerisinde nekropol, antik tiyatro, sarnıçlar, su kemerleri vs. yer almaktadır. İtalyan bir heyet tarafından 1995 yılında bilimsel kazı çalışmaları başlatılmıştır.
Soloi-Pompeipolis Örenyeri
Mersin'in 10 km. güneybatısında, Mezitli İlçesi'ndedir. İlk olarak M.Ö. 11.yüzyılda, daha sonra M.Ö. 7.yüzyılda Rodos kolonileri tarafından kurulmuştur. Bu şehre güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir. M.Ö. 64 yılında burada faaliyet gösteren korsanlar, Romalı general Pompeius tarafından bozguna uğratılmıştır. Bu nedenle, şehrin adı Pompeipolis olarak değiştirilmiştir. Burası Grek ve Pers Dönemi yaşandıktan sonra, Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından M.Ö. 333 yılında alınmıştır. M.S. 527 yılında meydana gelen depremle şehir tamamen yıkılmış ve geriye sadece sütunlu caddenin bir kısmı, liman, höyük, hamam kalıntısı ve bir su kemeri kalmıştır.
Kanytelleis-Kanlıdivane Örenyeri
Mersin-Silifke karayolunun 50. km. sinde, Ayaş Mevkii'nin 3 km. kuzeyinde yer alır. Eski adı Kanytelleis olan örenyerinde ilk iskân M.Ö. 3.yüzyıl sonlarına rastlamaktadır. Hellenistik Döneme ait bir kulenin bulunduğu şehir 11.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Çanakçı kaya mezarları da örenyeri sit alanı içerisindedir. Ãehrin içerisindeki obruk da, eskiden suçluların vahşi hayvanlara parçalatıldığı inancından halk arasında "Kanlı Divane" diye anılmaktadır. Obruğun kuzey tarafında zırhlı ve kılıçlı bir asker, güneyinde beş kişilik bir aile kabartması bulunmaktadır. Hellenistik kulenin batı duvarındaki kitabede, kulenin rahip krallardan Olbalı Tarkyaris' in oğlu Teukros tarafından Zeus için yaptırıldığı belirtilmektedir. Ãehrin kuzeyindeki anıt mezarı Kanytelleis' in önde gelenlerinden Aba, kocası ve iki oğlu için yaptırmıştır. Geniş bir obruğun etrafında II. Teodosius (408-450) tarafından kurulan bu şehirde bazilikalar, sarnıçlar, lahitler, anıt mezarlar bulunmaktadır.
Karaduvar Su Kemerleri
Osmanlı Dönemine ait olup halen ayaktadır.
Tömük Höyük
Mersin-Erdemli karayolunun 31. km.sinde yolun sonundadır.
Kocahasanlı
Erdemli İlçesi, Kocahasanlı sınırları içerisinde Yapısıgüzel, Hayrat, Köşkerli, Üçtepeler mevkilerinde Roma ve Bizans Devrinden kalma antik kalıntılar mevcuttur.
MUĞLA ÖREN YERLERİ
Stratonikeia
Stratonikeia antik kenti, Muğla'nın Yatağan İlçesi'nin 6-7 km. batısındaki Yatağan-Milas karayolu üzerindeki Eskihisar Köyü sınırları içerisindedir.
Kent, İ.Ö. 3. yüzyılda kurulmuştur. Suriye Kralı I. Seleukos eşi Stratonike'yi oğlu Antiokhos'a verdi. Antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan Stratonike adına kent kurdu.
Gezgin ve yazar Strabon'a göre kent, çok güzel yapılarla donatılmıştı. Yapılan kazılarda ele geçirilen sikkelerden, Stratonikeia sikkelerinin Rhodos'tan bağımsızlığını kazandığı İ.Ö. 167'den itibaren basılmaya başlandığı ve Gallienus (İ.S.253-268) zamanına kadar devam ettiği anlaşılıyor.
Kentin akropolü güneydeki dağın tepesindedir. Bu tepenin çevresi bir surla çevrilmiştir. Kuzeyinde, yamaç üzerindeki bir teras üzerinde şimdiki karayolunun hemen altındaki, bir yazıtta imparator için yapılmış küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar.
Bunun aşağısında da büyük bir tiyatro vardır. Burada cavea, merdivenlerle 9 cuneusa bölünmüştür ve tek diazoma vardır. Sahne binasının kalıntıları, yapılan kazılarda büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. Antik kent üzerinde günümüzde terkedilmiş Eskihisar Köyü bulunmaktadır. Kent surlarla çevrilmiş olup, bugün kent surlarının yalnızca önemsiz uzantıları görülmektedir. Yerleşim alanının kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlar ile kireç harçtan örülmüş güçlü bir kalenin yıkıntıları vardır. Yapı, büyük kesme taşlar ile kireçli harçtan örülmüştür. Yapının onarım gördüğü diğer yapılardan alınma yazıtlı taşlar ve sütun gövdelerinden anlaşılmaktadır.
Kentin kuzey kenarındaki ana giriş kapısı büyük bloklardan oluşmaktadır. Geniş ve ince taş duvarcılığı ile örülmüştür. Bu kapının üzerinde kemer olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kapı iki girişlidir. İki kapı girişi arasında bir nymphaion vardır. Kapıdan sonra sütunlu bir alanın ve yolun varlığı görülmektedir.
Kentin tam ortasında, en çok göze çarpan yapısı, kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır. Bouleuterion tiyatro benzeri küçük bir yapıdır. Bu yapının hemen batısındaki tek başına duran kapı bu alanın giriş kapısıdır. Bunun Serapis Tapınağı olduğu ileri sürülmüştür; ancak kazılarda bulunan yazıtlar bu görüşün yanlış olduğunu göstermiştir. Bouleuterionun kuzeye bakan dış duvarında Diocletianus'un fiyat listesi ve bunun uygulanmasına ilişkin giriş kısmı Latince yazılmıştır. Bu yapının alttaki oturma sıraları korunmuştur.
Kentin batısında, Antik Yunan ve Roma'da gençlerin düşünsel ve bedensel yönden eğitildikleri, öğrenim gördükleri, spor etkinliklerinde bulundukları gymnasion denilen yapı bulunmaktadır.
Kente giriş kapısının önündeki kutsal yolun kenarında oda mezarlar yer almaktadır. Giriş kapısından başlayan kutsal yol nekropolden geçmekte ve Lagina'daki Hekate kutsal alanına ulaşmaktadır. Söz konusu nekropol sahası günümüzde kömür ocakları havzası altında kalarak yok olmuştur.
Lagina
Lagina Hekate kutsal alanı, Muğla İli'nin, Yatağan İlçesi'ne bağlı Turgut Beldesi sınırları içerisinde yer alır. Yatağan- Milas karayolu üzerindeki Termik santralin yanından sağa ayrılan asfalt yoldan 9 km. gidilerek Lagina harabelerine varılır. Karialıların önemli kült merkezi olan Lagina kutsal alanının ünü zamanımıza kadar gelmiş olup bu yöre halen Leyne ismi ile de tanınır.
Son yapılan araştırmalar, yörenin eski Tunç Çağından (İ.Ö. 3000) günümüze kadar kesintisiz bir iskâna sahip olduğunu göstermektedir. Seleukos kralları büyük imar çalışmaları ile Lagina kutsal alanını dini merkez ve buraya 11 km. uzaklıktaki Stratonikeia kentini de bölgenin siyasi merkezi yapmışlardır.
Lagina'da ve Stratonikeia bouleuterionu duvarlarında halen mevcut olan yazıtlardan öğrendiğimize göre, bu iki kent birbirlerine kutsal bir yol ile bağlanmıştır.
Lagina kutsal alanında propylon (anıtsal giriş kapısı), kutsal yol, altar (kurban ve sunak yeri), peribolos (kutsal alanı çevreleyen duvar), Dorik Stoalar ve Hekate tapınağı bulunmaktadır.
Kutsal alan, aynı zamanda Stoaların arka duvarını oluşturan iki metre yüksekliğe kadar ayakta kalmış duvarlarla çevrilidir. Üç girişli olan ve batı ucunda dört adet İon sütunu ile taşınan apsisi bulunan anıtsal giriş yapısı Stoaya da bir kapı ile bağlanmıştır.
Anıtsal giriş kapısından altar'a giden taş döşeli yola bağlanan 10 adet merdiven sırası vardır. Beş merdiven sırası ile çevrili olan ve üzerinde Attik İon kaideli, Korinth başlıklı tek sıra sütun bulunan bir platform üzerine oturan tapınak, kutsal alanın tam ortasındadır. Tapınak pseudo dipteros planlı, 8x11 sütunlu, Korinth düzeninde inşa edilmiştir. Pronaos kısmında iki adet İon sütunu yer alır.
Lagina kutsal alanında yapılan arkeolojik kazılar, Türk bilim adamları tarafından yürütülen ilk kazılar olması açısından önem taşımaktadır. Bu kazıları Osman Hamdi Bey ve Halit Ethem Bey yürütmüştür. 1993 yılında arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmaları Muğla Müzesi Müdürlüğü başkanlığında, Mimar Arkeolog Ahmet Tırpan'ın bilimsel danışmanlığında tekrar başlatılmıştır.
Tapınağın frizleri Osman Hamdi Bey tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne götürülmüştür ve şimdi aynı müzede sergilenmektedir. Frizlerde dört ayrı konu işlenmiştir. (Doğuda; Zeus'un yaşamı ile ilgili sahneler; batıda tanrılar ile gigantların savaşı; güneyde Karia tanrılar toplantısı; kuzeyde Amazonların savaşı.)
Sedir Adası
Ula İlçesi sınırları içerisinde, Gökova Körfezi'nde yer alan Sedir Adası (Kedriai antik kenti) arkeolojik doğal yapısı ile yörenin kültürel turizminin en yoğun olduğu yerlerden biridir. Sedir Adası, Gökova-Akyaka Beldesi'nden ya da Çamlıköy'den teknelerle ulaşılabilir.
Düzgün kesme taştan çok sayıda kule ile sur duvarları, Apollon tapınağı ve onun yerine sonradan yapılan kilise, hâla ayakta duran iyi korunmuş tiyatro, agora ve Sedir Adası'nın antik liman kalıntıları görülmeye değer yerlerdir.
NEVŞEHİR ÖREN YERLERİ
Göreme Açık Hava Müzesi
Nevşehir'e 13 km. uzaklıkta ve Göreme Kasabası'nın 2 km. doğusunda yer alan bir kaya yerleşim yeridir.
Göreme'de M.S. 4. yüzyıldan 13.yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatı yaşanmıştır. Hemen her kaya bloğunun içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekânları mevcuttur.
Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi bu eğitim sisteminin başlatıldığı yerdir. Soğanlı, Ihlara, Açıksaray aynı eğitim sisteminin daha sonraları görüldüğü yerlerdir.
Kiliseler, 2 tür teknikle boyanmıştır. Birincisi doğrudan doğruya kaya yüzeyi düzeltilerek üzerine yapılan boyama, ikincisi ise kaya üzerine yapılan secco (tempera) ve fresco tekniği ile yapılan boyamadır. Kilisede işlenen konular İncil'den ve Hz.İsa'nın hayatından alınmıştır.
Göreme Açık Hava Müzesi'nde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basil Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise bulunmaktadır.
Rahibeler ve Rahipler Manastırı
Müze girişinin solunda yer alan 6-7 katlı kaya kütlesi "Rahibeler Manastırı" olarak bilinir. Bu manastırın 1.katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası; 2.katındaki yıkık şapeli gezilebilir durumdadır. 3. katındaki (bir tünelle ulaşılan) kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu üç apsislidir. Ana apsisteki templona Göreme'deki diğer kiliselerde pek rastlanmaz. Kilisede doğrudan kaya üzerine yapılan İsa freskinin yanında kırmızı bezemeler görülür. Manastırda katlar arasındaki bağlantı tünellerle sağlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı şehirlerinde olduğu gibi "sürgü taşları" kullanılmıştır. Sağdaki Rahipler Manastırı'nda ise erozyon nedeniyle katlar arasındaki geçişler kapandığından, sadece giriş katındaki birkaç oda görülebilir.
Aziz Basil Ãapeli
Göreme Açık Hava Müzesi'nin girişindedir. Sütunlarla ayrılan nartekste mezar çukurları bulunmaktadır. Nef enine beşik tonozlu, dikdörtgen planlı ve üç apsislidir. Dikdörtgen nefin sol uzun yüzünde biri büyük, ikisi küçük, üç apsis bulunmaktadır. Kilise 11.yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneler: Ana apsiste İsa portresi, ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında at üzerinde Aziz Theodore, güney duvarında ise yine at üzerinde ejderle savaşan Aziz George tasviri, Aziz Demetrius ve 2 azize tasviri bulunmaktadır.
Elmalı Kilise: Dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye, kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir.
Elmalı Kilise'nin ilk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara Kiliseleri'nde olduğu gibi doğrudan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise 11.yüzyılın ortası, 12.yüzyılın başına tarihlenmektedir.
Sahneler: Deesis, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın gömülmesi, İsa'nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri. Ayrıca Tevrat kaynaklı İbrahim Peygamber'in misafirperverliği ve Üç Yahudi gencin fırında yakılması sahnesi resmedilmiştir.
Azize Barbara Ãapeli
Elmalı Kilise'nin bulunduğu kaya blokunun arkasındadır. Haç planlı, iki sütunlu, batı, kuzey ve güney haç kolları beşik tonozlu, merkezi kubbeli, doğu haç kolu ve doğudaki iki köşe mekânı kubbelidir. Bir ana, iki yan apsisi bulunmaktadır.
Motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine çizilmiştir. Duvarlarda ve kubbede zengin geometrik motifler, mitolojik hayvanlar ve askerî semboller bulunmaktadır. Ayrıca duvarlarda taş izlenimi veren motifler de yer almaktadır. Kilise 11.yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir.
Sahneler: Ana apsiste İsa pantokrator; kuzey haç kolunda at üzerinde ejderle savaşan Aziz George ve Aziz Theodore; batı haç kolunda ise Azize Barbara tasviri bulunmaktadır.
Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilisesi
Girişi kuzeydendir. Ana mekân enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozlu, güneyde mezarların bulunduğu ek mekân ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuş, kilise tamamlanmadan bırakılmıştır.
Kilise tonozunun her iki yanında Kappadokya'da saygın olan azizlerin tasvirleri bulunmaktadır. Kilise 11.yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneler: Girişin tüm karşısında sol elinde İncil tutan İsa ve yanında kilisenin banisi, tonozun doğusunda Aziz Onesimus, ejderle savaşan Aziz George ve Aziz Theodore, gerçek haçı tutan Helena ve oğlu Konstantin; tonozun batısında çıplak, uzun saçlı ve önünde palmiye ağacı bulunan Aziz Onuphrius, yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ve elinde bir kitapla Aziz Basil bulunur.
M.S. 1. yüzyılda Mısır çöllerinde "Hermit" adı verilen kendilerini dine adayan, inzivaya çekilen insanlar yaşamaktaydı. Son hermit Aziz Paphnutius hermitlerin hayatını ve yaşam tarzlarını öğrenmek için M.S. 4.yüzyılda Mısır çöllerine gitti ve kiliseye adını veren Aziz Onuphrius'la karşılaştı. Aziz Paphnutius, Aziz Onuphrius ölürken yardım etti.Çünkü o faziletin, nefse hakimiyetin en iyi örneğiydi. Tasvirlerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri yapılıdır, palmiye ağacı önünde durmaktadır.
Kiler / Mutfak / Yemekhane
Üç yapı yan yana olup birbirleriyle bağlantılıdır. Kiler olarak kullanılan ilk mekânda erzakları depolamak için oyuklar bulunmaktadır. Mutfakta ise yöre köylerinde hâlâ kullanılan topraktan yapılmış "tandır" adı verilen ocak bulunmaktadır. En son bölümde ise yemekhane yer alır. Girişin sol tarafında 40-50 kişinin yemek yiyebileceği taştan sıra ve masa mevcuttur. Masanın sağ tarafında üzüm ezmek için bir şırahane vardır.
Karanlık Kilise
Kuzeydeki kavisli bir merdivenden kilisenin dikdörtgen, beşik tonozlu narteksine çıkılır. Narteksin güneyinde bir mezar bulunmaktadır. Kilise haç planlı, haç kolları çapraz tonozlu merkezi kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir.
Karanlık Kilise olarak adlandırılmasının nedeni, narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasından dolayıdır. Bu sebeple fresklerdeki renkler oldukça canlıdır.
Kilise ve narteks İncil ve İsa siklusunu içeren zengin süslemelere sahiptir. Ayrıca Elmalı ve Çarıklı Kilise'de olduğu gibi Tevrat kaynaklı sahneler de resmedilmiştir. Kilise, 11.yüzyıl sonu 12.yüzyıl başına tarihlenmektedir.
Sahneler: Deesis, müjde, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, Havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa'nın göğe çıkışı, İbrahim Peygamber'in misafirperverliği, üç Yahudi gencin yakılması ve aziz tasvirleri.
Azize Catherine Ãapeli
Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasında yer alan Azize Catherine Ãapeli'nde, hem narteks, hem de naos serbest haç planlı, merkezi kubbelidir; haç kolları beşik tonozlu ve apsis templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarlarında ise iki nişli mezar yer almaktadır.
Ãapelin sadece naos kısmında figürler vardır. Pandantifler kabartma geometrik süslemelerle bezenmiştir.
Anna adındaki donor tarafından yaptırılan Azize Catherine Ãapeli, 11. yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneler: Templonlu apsiste Deesis, bunun altında madalyonlar içinde kilise babaları, (Gregory, Basil, John Chrysostom), kuzey haç kolunun güney duvarında at üzerinde Aziz George; karşısında Aziz Theodore, Azize Catherine ve diğer aziz tasvirleri.
Çarıklı Kilise
İki sütunlu (diğer sütunlar duvar köşelerinde paye şeklindedir), çapraz tonozlu, üç apsisli ve dört kubbelidir. Sahnelerde İsa'nın hayatını konu alan siklus, İbrahim Peygember'in misafirperverliğini gösteren Tevrat sahnesi, aziz ve bani tasvirleri iyi muhafaza edilmiştir. Elmalı ve Karanlık Kilise'ye benzemekle beraber, İsa'nın çarmıha gerilişi ve çarmıhtan alınış sahneleri kilisenin farklı özelliğidir. Figürler genelde büyük ve uzundur.
İsa'nın göğe yükseliş sahnesinin altında bulunan ayak izlerinden dolayı kiliseye "Çarıklı Kilise" adı verildiği sanılmaktadır. Kilise 12.yüzyıl sonu, 13.yüzyıl başına tarihlenmektedir.
Ana kubbenin ortasında Pantokrator İsa, madalyonlarda melek büstleri bulunmaktadır. Ayrıca ana apsiste Deesis, kuzey apsiste Meryem ve çocuk İsa, güney apsiste ise Melek Michael tasviri yer alır.
Sahneler: Doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un diritilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, ihanet, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri.
Tokalı Kilise
Bölgenin bilinen en eski kaya kilisesi olup 4 mekândan oluşur Tek Nefli Eski Kilise, Yeni Kilise, Eski Kilise'nin altındaki Kilise, Yeni Kilise'nin kuzeyindeki Yan Ãapel.
10.yüzyılın başlarına tarihlenen Eski Kilise, bugün Yeni Kilise'nin giriş mekânı şeklinde ise de orijinalde tek nefli, beşik tonozlu bir yapıdır. Doğusuna Yeni Kilise'nin eklenmesi sırasında apsisi tamamen yıkılmıştır. Sahneler tonoz yüzeyine ve duvarların üst bölümüne yerleştirilmiştir. İsa'nın hayatını kapsayan siklus tonozda panellere ayrılmış olup, sahneler sağ kanatta başlayıp sol kanata doğru takip etmektedir.
Sahneler: Tonozun ortasında aziz tasvirleri, sağ kanadında üst panelde müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, sol kanattaki üst panelde üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Mısır'a kaçış, İsa'nın mabede takdimi, Zekeriya'nın öldürülmesi, sağ kanattaki orta panelde Elizabeth'in takip edilmesi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, Vaftizci Yahya'nın kehanetleri, İsa'nın Vaftizci Yahya ile buluşması, vaftiz, Kana düğünü; sol kanattaki orta panelde şarap mucizesi, ekmeklerin ve balıkların çoğaltılması, Havarilerin görevlendirilmesi, kör adamın iyileştirilmesi, Lazarus'un diritilmesi; sağ kanattaki alt panelde Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa Platus önünde, sol kanattaki alt panelde İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, İsa'nın gömülmesi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe çıkışı. Bu panelin altında aziz tasvirleri; girişin üstünde ise başkalaşım sahnesi yer almaktadır.
Yeni Tokalı, enlemesine dikdörtgen planlı, basit beşik tonozludur. Doğu duvarında kemerlerle birbirine bağlı dört sütun, sütunların arkasında yükseltilmiş bir koridor, koridordan sonra ana apsis ile iki yan apsis yer alır. Beşik tonozlu nefinde İsa'nın siklusu kronolojik sıraya göre daha çok kırmızı ve mavi renkler kullanılarak işlenmiştir. Koyu mavi renk, Tokalı Kilise'yi diğer kiliselerden ayıran en önemli özelliktir.
Enlemesine nefte, Aziz Basil'in hayatı, çeşitli azizlerin tasvirleri ve çoğunluk İsa'nın mucizelerine ait sahneler yer almaktadır. Kilise 10.yüzyılın sonuna ve 11.yüzyılın başına tarihlenmektedir.
Sahneler: Tonozun kuzey kanadında müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, doğum ve üç müneccimin tapınması, tonozun kuzey duvarında Yusuf'un birinci rüyası, Beytüllahim'e yolculuk, altında nişler içinde sekiz aziz tasviri, en altta ise Vaftizci Yahya'nın çağırılması, görevlendirilmesi, Havarilerin görevlendirilmesi, Kana düğünü; batı kanadında Mısır'a kaçış, İsa'nın denenmesi, İsa 12 yaşındayken mabette, tonozun merkezinde İsa'nın göğe yükselişi ve Havarilerin tanrı yolunda görevlendirilmesi; tonozun güney kanadında ilk diakonlar, tanımlanamayan melekler, altında nişler içinde aziz tasviri, en altta ise zengin adamın oğlunun iyileştirilmesi, Jairus'un kızının iyileştirilmesi, felçlinin iyileştirilmesi, Lazarus'un diritilmesi, Kudüs'e giriş ve son yemek; batı kandında ayakların yıkanması; Ana apsiste; İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi; Ana apsisisin ön cephesinde, ilk diakonlar, İsa ve Samarralı kadın, niş içinde Meryem ve çocuk İsa; kuzey apsiste ise, peygamberlerin görünümü ve melekler.
Paşabağları ve Zelve Örenyeri
1 km. uzaktaki peribacaları en iyi Zelve örenyerinden görülmektedir. Burada ayrıca Aziz Simeon adına yapılmış şapel ve birçok kaya mekânları bulunmaktadır. Bu alanın kamulaştırılarak burada çevre düzenlenmesi yapılması planlanmıştır.
Paşabağları'nın daha ilerisinde Göreme-Avanos karayolundan 2 km. içerde olan ve 3 vadiden oluşan Zelve örenyeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. 9. ve 13.yüzyıllarda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden birisi olmuştur. Öte yandan, papazlara ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir. Balıklı, Üzümlü ve Geyikli Kiliseler vadinin en önemli kiliseleri olup ikonoklastik dönem öncesine aittir.
1952 yılına kadar iskân edilmiş vadide manastırlar, kiliseler, yerleşim yerleriyle, tünel, değirmen, cam gibi yapılar bulunmaktadır.
Çavuşin Kilisesi
Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme'ye 2.5 km. uzaklıktadır. Tek nefli, beşik tonozlu, 3 apsisli olup narteksi yıkılmıştır.
İmparator Nicephorus Phocas adına yapılan Çavuşin Kilisesi 964-965 yıllarına tarihlenmektedir. Kilisede işlenen konular diğer kaya kiliselerinde olduğu gibi İncil ve Hz. İsa'nın hayatından alınmıştır.
Açıksaray Harabeleri
Gülşehir'e 3 km. uzaklıktadır. Tüf kayalar içinde oyulmuş sayısız mekânlar ve kiliseleriyle önemli bir örenyeridir. 9-10.yüzyıla tarihlenmektedir. Bu yörede bulunan mantar şeklindeki peribacası Kappadokya'da sadece bu örenyerinde görülmektedir.
Aziz Jean Kilisesi
Gülşehir girişindedir. 2 katlıdır. Alt katında şarap mahzenleri, su kanalları ve mezarlar bulunmaktadır. Üst katı ise kilise olup duvarları İncil'den alınmış sahnelerle süslenmiştir. 1995 yılında Arkeolog / Restoratör Rıdvan İşler tarafından restore edildikten sonra bugünkü haline gelmiştir.
İsa ve İncil siklunu içeren kilisede sahneler bantlar içinde frizler halindedir. Siyah zemin üzerine sarı ve kahverengi renkler kullanılmıştır. Niş tonozlarında ve cephelerinde bitkisel ve geometrik motiflere rastlanmaktadır. Batı ve güney duvarlarında ise Kapadokya Bölgesi'nde çok az rastlanan Son Yargı sahnesi yer almaktadır. Kilise apsisinde yer alan yazıta göre, 1212 yılına tarihlenmektedir.
Özkonak Yeraltı Ãehri
Avanos'a 14 km. uzaklıktaki Özkonak Kasabası'nda bulanan yer altı şehri, İdiş Dağı'nın kuzey yamaçlarında volkanik, granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça kalın olduğu bir yerde yapılmıştır. Yer altı şehri henüz tam olarak temizlenmemiş olup temizlendiği kadarıyla geniş alanlara yayılan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır.
Kaymaklı Yeraltı Ãehri
Nevşehir İli, Kaymaklı Kasabası'ndadır. Nevşehir'e 20 km. mesafededir. 8 katlı olup ilk katı Hititler Döneminde yapılmıştır. Roma ve Bizans Dönemlerinde de diğer alanların oyularak genişletilmesi suretiyle yer altı şehri haline dönüştürülmüştür. Bugün 4 katı ışıklandırılmış ve ziyarete açılmıştır.
Tüf kayalara oyulmuş bu yer altı şehri bir kitlenin geçici olarak yaşayabilmesi için gerekli barınma şartlarına haizdir. Dar koridorlarla birbirlerine bağlanan oda ve salonlar, şarap depoları, su mahzenleri, mutfak ve erzak depoları, havalandırma bacaları, su kuyuları, kilise ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek için kapıyı içten kapatan büyük sürgü taşları vardır.
Derinkuyu Yeraltı Ãehri
Nevşehir- Niğde karayolu üzerinde ve Nevşehir'e 30 km. uzaklıkta bulunan Derinkuyu İlçesi'ndedir. Kaymaklı yeraltı şehrinde olduğu gibi burada da büyük bir topluluğu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlar vardır. Bu yeraltı şehri 8 kattır. Kaymaklı yeraltı şehrinden farklı olarak burada misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ziyaretçilerin ilgisini çeken kuyu mevcuttur.
Yeraltı şehirleri sadece Kappadokya Bölgesi'nin jeolojik oluşumlarına özgü yapılar olup diğer bölgelerde bu tür örneklere rastlanmamaktadır.
Mazı Yeraltı Ãehirleri
Antik adı "Mataza" olan Mazı Köyü, Ürgüp'ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı yeraltı şehrinin ise 10 km. doğusundadır.
Değişik yerlerde 4 girişi tespit edilebilmiştir; asıl girişi düzensiz taşlarla örülmüş koridor sağlamaktadır. Kısa koridordaki iri sürgü taşı, yeraltı şehrinin giriş çıkışını kontrol altına almaktadır. İç kısımdaki küçük oda, sürgü taşının rahat bir şekilde hareket etmesi için yapılmıştır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılmaktadır. Bu mekânın girişi sürgü taşı ile kapatılabilmektedir. Kilise apsisi, köşeye oyulmuştur ve cephesi kabartmalarla süslüdür.
Özlüce Yeraltı Ãehri
Eski adı "Zile" olan Özlüce Köyü merkezindeki yeraltı şehri, Nevşehir- Derinkuyu karayolu üzerindeki Kaymaklı Kasabası'nın 6 km. batısındadır.
Girişte bazalttan yapılmış, birbirine geçmeli iki kemerli mekân bulunmaktadır. Daha sonra yine moloz taşlarla örülü 15 m. uzunluğunda bir geçit vasıtasıyla asıl tüf kayaya ulaşılmaktadır. Yeraltı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekânlar, asıl yeraltı şehrini oluşturan kaya oyma mekânlara nazaran daha yenidir. Bu koridorun bitiminde 1.75 m. çapında sert granit taştan yapılmış sürgü taşı bulunmaktadır.
Girişteki ana mekân, yeraltı yerleşiminin en geniş alanı olup iki bölümden ibarettir. Büyük mekânın sağında erzak depoları, solunda ise oturma odaları bulunmaktadır. Oldukça uzun olan galerilerin kenarlarında hücre tipi odalar, tabanlarda ise tuzaklar yer alır.
Özlüce yeraltı şehrinin elektrik tesisatı ile çevre düzenin yapılması halinde turizme açılabilecek durumdadır.
Tatlarin Kilisesi ve Yeraltı Ãehiri
Nevşehir İli, Acıgöl İlçesi'ne 10 km. uzaklıktadır Tatlarin Kasabası'nın "Kale" olarak adlandırıldığı tepesinin yamacında yer alır. İki nefli, iki apsisli, beşik tonozlu olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. Oldukça iyi korunmuş olan fresklerdeki sahneler bantlarla birbirinden ayrılmıştır. Zeminde koyu gri, tasvirlerde ise mor, hardal ve kırmızı renkler kullanılmıştır.
1991 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri ise, mekânlarının büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu nedeniyle askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir. Yeraltı şehri oldukça geniş alanlara yayılmış, ancak küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Halen iki katı gezilebilen yeraltı şehrinin en önemli özelliği diğer yeraltı şehirlerinde pek bulunamayan tuvalete sahip olmasıdır.
- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- Başarım Puanı
- 400
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 19 Gün
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
OSMANİYE BODRUMKALE (HİEROPOLİS)-KASTABALA
Ceyhan Nehri'nin kuzeyinde Kesmeburun ile Bahçeköy arasındaki küçük ovaya hakim olan bir kaya çıkıntısı üzerinde Bodrum Kalesi adını taşıyan bir Ortaçağ kalesi yükselmektedir. Kale Adana'ya 110 km. uzaklıkta, Osmaniye'yi Aslantaş Barajı ve Karatepe-Aslantaş açık hava müzesine bağlayan yol üzerindedir. Buradaki antik kentin kalıntıları bugün halen kalenin çevresinde görülebilmektedir. Bu antik kentin adı ancak 19. yy. sonunda burada bulunmuş olan antik yazıtlar sayesinde Hieropolis- Kastabala olarak belirlenebilmiştir. O zamandan beri çeşitli uluslara mensup araştırmacılar Kastaba'nın anıtları, yazıtları ve sikkeleri ile ilgilenmişler ve bu araştırmalar sayesinde antik kentin tarihini aydınlatmak mümkün olabilmiştir.
Bugün Kastabala örenyerinde görülen kalıntılar tamamen Roma Devrinden kalmadır. Kastabala'yı Karatepe'ye bağlayan asfalt yoldan M.S. 200 yılları civarında inşa edilmiş olan 300 metre uzunluğundaki sütunlu cadde görülmektedir. Bu cadde kalenin bulunduğu kayalığın yanından geçip asıl yerleşme bölgesini oluşturan arkadaki vadiye iner. Bu vadinin yukarısında yer alan terasta çok sayıda yazıtlı heykel kaidesi bulunmuştur. Buradan vadiye kadar uzanan düzlük alan stadyum idi. Bunun biraz ilerisindeki yamaçta oldukça iyi durumda kalmış olan tiyatro görülmektedir. Tiyatronun karşısında Roma Devrinden kalma bir hamamın kalıntıları vardır. Ayrıca M.S. 5./6.yy. lardan kalma iki kilise yapısı da dikkati çekmektedir. Bunların biri sütunlu caddenin hemen yanında olup, yapımında Roma İmparatorluk Devri yapılarından sökülen mimari parçalar kullanılmıştır. Kentin çevresinde çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir. Kentin su ihtiyacı Ceyhan Nehri'nin doğu yakasında bulunan Karagedik Köyü civarındaki kaynaktan karşılanıyordu.
Kastabala'nın tanrıçası Perasia'nın çok eski dinsel bir merkez olduğu anlaşılan ülkesi çok genişti. Bu ülke kuzeyde bugünkü Karatepe ve Bahadırlı köyleri, güneyde kıvrım kıvrım kıvrılan Ceyhan (antik Pyramos) Irmağı'nın suladığı zengin ve verimli ovaya yayılıyordu.
Hieropolis-Kastabala'nın kutsal bir merkez olduğunu vurgulamıştık. Amasya'lı Strabon'a göre, Kastabala' da Artemis Perasia' nın kutsal tapınağındaki rahibe dinsel törenler uyarınca yaptığı uzun danslar sonunda vecde gelirdi, Rufailer örneği kızgın közler üzerinde oynamayı sürdürür ve vecdin zirvesinde elindeki meşaleyle tapınaktan dağa, Ceyhan'ın koyaklarına, ormanlık tepelerine doğru kaçardı. Gene Hellenistik ve Roma İmparatorluk Çağında Perasia şerefine burada kutsal Pan-Hellenik yarışmalar düzenlenirdi. Sikkelerde, kenti temsil eden kule-başlıklı kadın başının önünde, kutsal kentin sahibesi tanrıça Perasia'nın simgeleri olan meşale ve çam ağacı bulunuyordu.
Strabon'un sözünü ettiği Kastabala'nın tanrıçası Artemis Perasia Kubaba'dan başkası değildir. Kastabala kült yerinin önceleri sanıldığından çok daha eski olduğu ve tanrıça Kubaba'nın onun sahibi olduğu açığa çıkmıştır. Kubaba, Kybele olarak bildiğimiz Anadolu'nun ana tanrıçasının eski adıdır. Kaynaklarda bu ada ilk defa M.Ö. 1800'lerde Asur Kolonileri Döneminde Kültepe arşivlerinde ve Hititlerin başkenti Boğazköy'deki (tarihi Hattuşaş) M.Ö. 1500-2000 arasına tarihlenen kral arşivlerinde, diğer tanrı ve tanrıçaların adları arasında rastlanır.
Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 1200 sıralarındaki çöküşünden sonra, Kargamış Son Hitit Çağında Hitit aleminin bir çeşit başkentiydi. Kubaba onun ana tanrıçası olmuştu ve "Kargamış Kraliçesi" olarak biliniyordu. Bu dönemde Kubaba kültü daha büyük bir hızla yayıldı. Domuztepe'de bu külte ilişkin kabartmalar vardır. Frigler tarafından benimsenen tanrıça Kubaba'yı Pessinus'ta ve Sard'da görüyoruz. Tanrıça heykeli M.Ö. 204' te Roma'ya taşınmış ve Palatium'a yerleştirilmiştir. Grek-Roma döneminde Artemis Perasia diye tanınır.
Son Roma Çağında M.S. 5.yy. da Karatepe ve Düziçi yörelerinde zeytinyağı üretiminde bir patlamaya tanık oluyoruz. Bu yörede adım başı zeytinyağı üretiminin göstergesi olan pres taşlarına, masere kalıntılarına; 7-10 km. aralıklarla da renkli taban mozaikli bazilikaların, tapınakların izlerine rastlanır. Zeytinyağı büyük bir olasılıkla önce Hieropolis-Kastabala'da toplanıyor, oradan da İssos körfezinin limanlarına indiriliyor olmalıydı.
Roma Çağından kalma Hieropolis-Kastabala'da gerek Roma valilerine gerekse, o dönemde kurulan bağımsız krallıklara ait birçok yazıt ve sikke bulunmuştur. Bu bağımsız krallıklar Kastabala'da yaklaşık M.Ö. 17 yılına kadar hüküm sürmüşlerdi. Aralarında en önemlisi ve nam bırakanı Tarkondimotos I ile Philopater II idi. Bu krallar kendi adlarına sikke basmışlardı. Bir ülkenin bağımsızlığı kendi parasının varlığı ve bu paranın geçerli olmasıyla ölçülür ve kanıtlanırdı.
OSMANİYE-KARATEPE-ASLANTAŞ GEÇ HİTİT KALESİ
Karatepe-Aslantaş; Adana (bugün Osmaniye) İli, Kadirli İlçesi sınırlarında M.Ö. 8. yüzyılda, yani Geç Hitit Çağında, kendisini Adana Ovası hükümdarı olarak tanıtan Asativatas tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş, Asativadaya diye adlandırılmıştır. Kalenin batısında, güney ovalardan Orta Anadolu yaylasına geçit veren bir kervan yolu, doğusunda Ceyhan Irmağı (Pyramos), bugün ise Aslantaş baraj gölü yer almaktadır. Yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası kale içine açılıyordu. İki kule arasından, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanında iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu. Güneybatı kapı binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısı'nın boy heykeli yer alıyordu. Kapı binalarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştır. Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyelogrif (Luvca) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasına; Fenikece 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir. Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu'da M.Ö.2.bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur. M.Ö. 2. bin yılda Anadolu'ya hakim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (tarihsel Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu M.Ö. 1200 yıllarında "deniz kavimleri" baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır. Asativatas'ın hükümdarlığı işte bu döneme rastlar. Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından M.Ö. 720 sıralarında Salmanasar V, ya da M.Ö. 680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir.
Astivatas'ın Seslenişi
Ben gerçekten Asativatas'ım
Güneşimin adamı, Fırtına Tanrısı'nın kulu
Avariku'sun büyük kıldığı, Adanava hükümdarı
Beni Fırtına Tanrısı Adanava kentine ana ve baba yaptı ve Adanava kentini ben geliştirdim
Ve Adanava ülkesini genişlettim, hem gün batısına, hem de gün doğusuna doğru.
Ve benim günümde Adanava kentine refah,tokluk, rahatlık tattırdım, ve Pahara depolarını doldurdum
Ata at kattım, kalkana kalkan orduya ordu kattım, herşey Fırtına Tanrısı ve Tanrılar için,
çalımlıların çalımını kırdım.
Ülkede kötü olanları ülke dışına attım
Kendime bey konakları kurdum, soyumu rahata kavuşturdum ve baba tahtına oturdum, bütün krallarla barış kurdum.
Krallar da beni ata bildiler, adaletim, bilgeliğim, ve iyi yüreğim için.
Bütün sınırlarımda güçlü kaleler kurdum, kötü kişilerin, çete başlarının bulunduğu sınırlarda;
Mopsos evine boyun eğmeyenlerin hepsini ben , Asativatas, ayağımın altına aldım.
Buralardaki kaleleri yok ettim, kaleler kurdum ki Adanavalılar rahat ve huzur içinde yaşaya.
Gün batısına doğru benden önceki kralların alt edemediği güçlü ülkeleri alt ettim.
Ben Asativatas, bunları alt ettim, kendime kul ettim ve onları ülkemin gündoğusuna doğru, sınırlarımın içine yerleştirdim.
Ve günümde Adanava sınırlarını gün batısına, gerekse gün doğusuna doğru genişlettim.
Öyle ki, önceleri korkulan yerlerde, erkeklerin yola gitmekten korktukları ıssız yollarda, günümde kadınlar kirmen eğirerek dolaşmaktadır.
Ve benim günümde bolluk, tokluk, rahat ve huzur vardı.
Ve Adanava ve Adanava ülkesi huzur içinde yaşıyordu.
Ve bu kaleyi kurdum ve ona Asativadaya adını vurdum,
Fırtına Tanrısı ve tanrılar beni buna yönelttiler, ta ki bu kale Adana ovasının ve Mopsos evinin koruyucusu olsun.
Günümde Adana ovası topraklarında bolluk ve huzur vardı,
Adanava'lılardan günümde kılıçtan geçen kimse olmadı.
Ve ben bu kaleyi kurdum, ona Asativadaya adını vurdum.
Oraya Fırtına Tanrısı'nı yerleştirdim ve ona kurbanlar adadım; yılda bir öküz, çift sürme zamanı bir koyun, güzün bir koyun adadım.
Fırtına Tanrısını takdis ettim, bana uzun günler, sayısız yıllar ve bütün kralların üstünde büyük bir güç bahşetti.
Ve bu ülkeye yerleşen halk öküz, sürü, bolluk ve içkiye sahip oldu, dölleri bol oldu, Fırtına Tanrısı ve tanrılar sayesinde.
Asativatas'a ve Mopsos evine kulluk ettiler.
Ve eğer krallar arasında bir kral, prensler arasında bir prens, hatırı sayılır bir insan Asativatasan'ın adını bu kapıdan siler, buraya başka bir ad yazar, bunun ötesinde bu kente göz diker ve Asativatas'ın yaptırdığı bu kapıyı yıkar, yerine başka bir kapı yapar ve ona kendi adını vurursa, aç gözlülük, kin ya da hakaret amacıyla bu kapıyı yıkarsa, o zaman Gök Tanrısı, Yer Tanrısı ve Evrenin Güneşi ve bütün tanrıların gelen kuşakları bu kralı, bu prensi ya da hatırı sayılır kişiyi yeryüzünden sileceklerdir.
Yalnızca Asativatas'ın adı ölümsüzdür, sonsuza dek,
Güneşin ve Ayın adı gibi.
PIGINDA
Piginda
Aydın İli'ne bağlı Bozdoğan İlçesi, Çamlıdere Köyü'nün yaklaşık 7 km. kuzeyinde yer alan kent Byzantion'lu Stephanos'un bildirdiğine göre, Karia'da yer alan küçük bir yerleşmedir. Kentle ilgili bilgilerimiz hiç araştırma yapılmamış bir yerleşim olması nedeniyle sınırlıdır. Üç akropolden oluşan kent üzerinde Hellenistik Döneme ait surlar bugün rahatlıkla görülebilmektedir. Tiyatro ve olasılıkla Heraion olarak adlandırabileceğimiz kutsal yapı önemlidir. Kare planlı yapıda ele geçen yazıtdan öğrendiğimize göre kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindalı Zeus) kültü ve bu külte bağlı Zeus Tapınağı yer almaktadır. Bu tapınağın yeri henüz saptanmış değildir. Ancak bunun Piginda da olduğu sanılmaktadır.
SAMSUN ÖREN YERLERİ
İkiztepe Höyüğü
Samsun İli, Bafra İlçesi'nin 7 km. kuzey-batısındaki İkiztepe Köyü sınırları içerisinde yer alan höyük dört yükseltiden oluşmaktadır. Yaklaşık olarak 375 x 175 m. ebadında bir alanı kaplamaktadır.
Bu höyükte sistemli kazılara Prof. Dr. U. Bahadır Alkım tarafından 1974 yılında başlanmış olup, 1981 yılından beri de İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Önder Bilgi başkanlığında devam edilmektedir.
Tepe I ve Tepe II'de ana toprağa kadar inilmiştir. Araştırmalar sonucu Tepe I'de İlk Tunç Çağı I ve II ile Geçiş Çağı (Hitit Öncesi) kültürleri tespit edilmiş, ayrıca İlk Tunç Çağı III'e tarihlenen bir nekropolün varlığı anlaşılmıştır. Tepe II'de ise İlk Tunç Çağı I ve II ile Kalkolotik Çağ kültür kalıntıları gün ışığına çıkarılmıştır. Tepe III ve IV'de yapılan küçük sondajlar sonunda bu bölgede İlk Tunç Çağı III kültürünün yaygın olduğu anlaşılmıştır. Tepe I'de İkiztepe'nin son kültür katında tümülüs tipi 2 odalı ve dromoslu bir anıt mezar yer almaktadır. Kesme taşlardan inşa edilmiş olan mezarın dromosunda (koridorunda) ele geçirilen ve İstanbul'da Trakya Kralı Lysimakhos (İ.Ö. 306-281) adına basılmış altın sikkeden bu mezarın Hellenistik Çağa ait olduğu anlaşılmıştır.
1989 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan iyi korunmuş seramik fırını oldukça ilgi çekmektedir. Kazılarda taş veya kerpiç temellere veya duvarlara rastlanmamasından İkiztepe'de yapıların ahşaptan inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
İkiztepe örenyerinde yapılan arkeolojik kazılarda açığa çıkarılan eserler Samsun Müzesi'nde bulunmaktadır.
Tekkeköy Mağaraları
Samsun'un 14. km. kadar doğusunda Tekkeköy İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Fındıcak ve Çınarlı derelerinin suladığı vadi boyunca yükselen kaya kitlelerinde büyüklü küçüklü oyuk ve mağaralar vardır.
1941 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih - Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Tahsin ÖZGÜÇ başkanlığında bir heyet tarafından yapılan kazı ve araştırmalar sırasında, burada çok sayıda prehistorik mağara, sığınak ve düz yerleşme yeri keşfedilmiş, Paleolitik Çağa dek uzanan buluntular elde edilmiştir.
Bu mağaralarda yaşayan Paleolitik Çağ insanı madeni tanımamış, bütün aletlerini taş, ağaç ve kemikten yapmıştır. Geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlamışlar, taşı yontmak suretiyle yaptıkları el baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli aletleri kullanmışlardır.
Tekkeköy'de yapılan kazı ve araştırmalarda genellikle mezar hediyesi olarak kullanılmış olan çanak-çömlek, küpe, bilezik, bıçak-kama, okucu, toplu iğne vb. eserler bulunmuştur. Bu eserler biçimleri ve teknik özellikleri ile Orta Anadolu seviyesinde olup, kemik aletler de Orta ve Batı Anadolu'daki benzerlerine kıyasla daha ileri bir işçiliğe sahiptir.
Çınarcık ve Fındıcak vadilerinin birleştiği yerde ve her iki vadiye hakim durumda bulunan kaya kitlesi "Delikli Kaya" adıyla bilinmektedir. Bu kaya kitlesinden çıkan basamaklar, teknik ve biçim yönünden incelenmiş ve Delikli Kaya'nın bir Frig Kalesi olduğu anlaşılmıştır. Tekkeköy buluntuları Samsun Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Bafra Asarkale ve Kaya Mezarları
Bafra İlçesi'nin 30 km. güneybatısında, Kızılırmak Vadisi içerisinde ve Altınkaya Barajı yakınındadır. Asarkale, Hellenistik Çağa ait olup savunma (korunma) amacıyla yapılmıştır. Anakayaya oyularak yapılmış (3) adet mezarın da aynı döneme ait olduğu sanılmaktadır.
TOKAT ÖREN YERLERİ
Sebastopolis Antik Kentinin Tarihçesi
Sulusaray (Sebastopolis) Tokat İl merkezine 68, Artova İlçe merkezine ise 30 km. uzaklıkta bir kasabadır. Kasaba etrafı dağlarla çevrili bir ova üzerinde Çekerek Irmağı'nın kenarındadır.
Antik Sebastopolis kentinin kuruluşu henüz kesin olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklarda M.Ö. 1. yüzyılda kurulmuş olduğu kaydedilmektedir. Roma İmparatoru Traianus zamanında (M.S. 98-117) Pontus Galaticus'la, Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Kappadokia eyaletine dahil edilmiştir. Bu konuya ilişkin kitabe, Kappadokia Valisi Arrian adına şehrin ileri gelenleri ve halkı tarafından dikilmiştir.
Sebastopolis kelime olarak Yunancadır (Sebasto; büyük, ulu, azametli, polis; şehir) "Büyük azametli şehir" demektir. Bazı kaynaklarda Herakleopolis olarak geçmektedir. Herakleopolis, Herakles şehri anlamına gelmektedir. Heracles Yunan ve Roma mitolojisinde gücü kuvveti simgeleyen yarı tanrı bir varlıktır. Bu adı ile de Sebastopolis ile aynı manayı ifade etmektedir.
1987 yılında Tokat Müze Müdürlüğünce yapılan kurtarma ve sondaj kazıları sonucunda elde edilen verilerle, daha önce ortaya çıkmış bulunan mimari parçalar değerlendirildiğinde, kentin Helenistik, Roma ve Bizans Döneminde önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmaktadır.
Comana Pontica'da (Antik Tokat) yapılan yüzey araştırmaları sonucu elde geçen buluntular Sebastopolis buluntuları ile büyük benzerlikler göstermektedir. Bu da bize bunların aralarında yakın ilişkiler bulunan çağdaş iki yerleşim alanı olduklarını ortaya koymaktadır.
Roma ve Bizans'ın tarihi yol ağı içinde Sebastopolis önemli bir yer işgal etmektedir.
Sebastopolis'in Yerleşim Planı
Sebastopolis kenti, büyük boy kesme taşlarla harç kullanılmadan yapılmış, dörtgen payandalarla desteklenmiş ve bazı yerlerine yarım daire planlı burçlar yerleştirilmiş surların çevirdiği sondaj kazısında tespit edilmiştir. Bu kazı çalışmaları sonucunda hamam ve tapınağın kent içindeki yeri de belirlenmiştir. Yüzeyde bulunan mimarî elemanlarından kent tiyatrosunun tapınağın yakınlarında olduğu sanılmaktadır. Saray, diğer tapınaklar, agora, caddeler ve benzeri kamu yapılarının nerede oldukları kazılar sonucu anlaşılacaktır. Ãehrin tespit edilebilen yerleşim planı Bergama antik kentinin planıyla büyük benzerlikler göstermektedir.
Tapınak
Tapınak, kentin kuzeydoğusunda sur duvarlarına yakın yerde, kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı yönünde konumlandırılmış, doğu yönünde yarım daire biçiminde, büyük apsisli, güney tarafında dıştan köşeli, içten yarım daire formlu daha küçük apsisli bir yapıdır. Duvarlar blokaj sistemle; içte ve dıştaki kesme taş arası moloz malzeme ile örtülmüştür. Büyük apsisin içerisinde yarım daire biçimi moloz taşla örülü ikinci bir yapı katı da görülmektedir ki, bu durum asıl yapıya sonradan ilaveler yapıldığının bir işaretidir. Büyük apsis kavisinin başladığı yerde, kesme taşlarla taşıyıcı elemanın alt düzeyi ve hemen yanında gri mermerden üzerinde yazı bulunan sekizgen formlu bir sütun parçası yer almaktadır. Tapınağın tabanının koyu renkli mermerle kaplanmış olduğu in situ parçalardan anlaşılmaktadır. Yapının batı tarafında yine in situ mermer kaplama tespit edilmiştir. Zikzak formlu değişik renkli bu yapı henüz tümüyle kazılıp ortaya çıkarılmış değildir. Tapınağın kime adandığı da tespit edilememiştir. Buluntular, tapınağın Bergama Asclepieum'undaki tapınakla çağdaş olduğunu göstermektedir.
Hamam
Antik kentin doğu tarafındadır. Yapılan kazılar sonucunda, ön planda toprak zeminli yangın izi görülen moloz taş duvarlı bölüm açığa çıkarılmıştır. Kesme taşlarla gerçekleştirilmiş iç mekâna doğru üçer kademe yapılan iki ayakla bu ayakların arasında konumlandırılmış iki sütun kaidesi görülmektedir. Kaidelerden biri halen yerindedir, diğeri köylüler tarafından yıllar önce alınmıştır. Halen var olan sütun kaidesi ile ayak arası kapı açıklığı olarak yapılmıştır. Buradan içeri girildiğinde, düzgün taş döşeme zeminli mekâna geçilmektedir. Zeminde kuzey-güney yönünden gelip, batı-doğu yönüne giden artık su kanalı da ortaya çıkarılmıştır. Bu da bize hamamın asıl su kaynağının ve kullanım alanının henüz kazılmamış bölüm altında olduğunu göstermektedir. Ayakların güney yönlerinde simetrik durumda iki sütun açığa çıkarılmıştır. Doğudaki sütun üst kesimi hariç oldukça sağlam durumdadır. Kaidesi sağlam olan batıdaki sütuna sonradan yapıldığı anlaşılan duvar kalıntıları uzanmaktadır. Doğudaki ayağın dış tarafında (kuzey) bir taş kurna bulunmuştur.
Halen duvarlarında kükürt izleri bulunan hamamın antik çağda, bugün kasabanın 3 km. güneybatısında faaliyetini sürdüren kaplıcanın suyu ile çalıştığı kuvvetle ihtimaldir. Belki de Bergama antik kentinde olduğu gibi kutsal bir kaynak olarak kaplıca suyunun buradan çıktığı akla gelmektedir.
Ãehir Surları
Kentin doğusunda yapılan kazılarda açığa çıkarılan 17 m. yüksekliğindeki duvar kalıntısı çok büyük blok kesme taşlarla harç kullanılmadan gerçekleştirilmiştir. Duvarı destekleyen iki adet dörtgen payanda görülmektedir. Ayrıca duvar yüzeyinde iki adet mazgal açıklık tespit edilmiştir. Bu duvarın yaklaşık 100 metre batısında yine iri taşlarla yapılmış yarım daire biçimli, burç olması muhtemel kalıntılar ortaya çıkmıştır. Yuvarlak planlı burçla, duvarın aynı doğrultuda olması ilk planda sur duvarları olduğunu akla getirmektedir. Asıl özelliği kazılar sonucunda belirlenecek olan 17 metrelik duvarın başka bir yapıya da ait olabileceği sanılmaktadır.
VAN ÖREN YERLERİ
Van Kalesi (Antik Tuşpa)
Urartuların ilk başkentidir. Van Kalesi M. Ö. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Kralı I. Sarduri tarafından yaptırılmıştır. Günümüze oldukça sağlam olarak ulaşan kalenin girişi kuzeybatıdadır. Girişin hemen batısında Sarduri Burcu (Madır Burcu) yer alır. Burada I. Sarduri tarafından Assur diliyle yazılmış çivi yazılı kitabeler mevcuttur.
Kalenin kuzeybatı ucundan yukarıya çıkıldığında Urartu Kralı I. Argisti'nin mezar anıtı ve giriş kısmındaki duvarlarda çivi yazılı yıllıklar bulunmaktadır. Kalenin güney kesiminde Urartu krallarına ait mezar odaları yer almaktadır.
Güneyde eski Van şehrine ait kalıntılar vardır. Bunlardan Selçuklu Dönemine ait Ulu Camii ile Osmanlı Dönemine ait Kaya Çelebi ve Hüsrev Paşa Camileri dikkat çekici eserlerdir.
Toprakkale (Antik Rusahinili)
Urartuların ikinci başkentidir. Zimzim kayalıkları üzerine kurulmuştur. Urartu Kralı II. Rusa tarafından kurulduğu için Rusahinili adı verilmiştir. Urartu Baştanrısı Haldi'ye ait tapınak, sur kalıntıları, saray ve su sarnıcı bulunmaktadır.
Çavuştepe (Antik Sardurihinili)
Van'ın 24 km. güneydoğusunda bulunan Çavuştepe Kalesi M.Ö. 764-735 yılları arasında hüküm süren Urartu Kralı II. Sarduri tarafından inşa ettirilmiştir. 1961 yılından beri Türk bilim adamlarınca kazı yapılan Çavuştepe'de; Aşağı ve Yukarı Kale, ortada ana giriş kapısı ile birleşmektedir. Doğuda bulunan Yukarı Kale'de büyük bir kaya platformu ve Urartu Baş Tanrısı Haldi'ye ait tapınak bulunmaktadır. Aşağı Kale' de çok sayıda atölye binaları, 4-5 m. yüksekliğinde taş surlar, saray, depo, mahzenler, Urartu Tanrısı İrmuşini'ye ait tapınak yer almaktadır.
Hoşap Kalesi
Çavuştepe'nin 40 km. doğusundadır. 1643 yılında Osmanlılara bağlı Mahmudilerin Beyi Sarı Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kale aynı adı taşıyan Hoşap Suyu'nun sarp kayalıkları üzerinde yükselmektedir. Kalenin batıya bakan girişi ve özgün kapısı bozulmadan günümüze ulaşabilmiştir. Kapının üstünden yapımı ile ilgili Farsça kitabe ve aslan kabartmaları yer almaktadır.
Kale içindeki eski hamam, cami, medrese, çeşme, su sarnıcı, zindan ve odalarda geçmişin izlerini görmek mümkündür.
Gevaş
Van İl merkezinin 37 km. güneyinde, Van-Tatvan karayolu üzerinde yer alır. Urartular Döneminden beri iskâna sahne olan Gevaş'ta M.S. 14. yüzyıla ait Selçuklu mezarlığı özellikle dikkat çekicidir. Urartularca kurulmuş ve sonradan Selçuklular tarafından da kullanılmış olan kalenin güneyinde yer alan, Halime Hatun Kümbeti ve 400'den fazla mezar içeren mezarlık Selçuklu taş sanatının kendine özgü yapısını süsleme ve hat sanatının en güzel örneklerini gözler önüne sermektedir.
Akdamar Kilisesi
Van-Tatvan karayolundaki iskeleden yirmi dakikalık bir motor yolculuğu ile ulaşılan Akdamar Adası orijinal kilisesi ile tanınmaktadır. Van'a 55 km. uzaklıktadır. Akdamar Kilisesi yörede hüküm süren Vaspurakan hanedanınca, Kral I. Gakik tarafından M.S. 915-921 yılları arasında Mimar Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilise merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç planında olup kırmızı kesme tüf taşlarıyla inşa edilmiştir.
Yapının dışındaki taş kabartmalarda İncil ve Tevrat'dan alınan dini konuların yanı sıra, dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiştir. Bu kabartmalarda Orta Asya Türk sanatının yoğun etkilerini taşıyan 9. ve 10. yüzyıl Abbasi Sanatı'nın etkilerini görmek mümkündür.
Kilise duvarlarının iç yüzeyleri günümüzde hemen hemen kaybolmaya yüz tutan dini konulu fresklerle bezenmiştir. Bu duvar resimleri yöredeki en kapsamlı ve en erken tarihli örnekler olarak ayrı bir önem taşırlar.
Ceyhan Nehri'nin kuzeyinde Kesmeburun ile Bahçeköy arasındaki küçük ovaya hakim olan bir kaya çıkıntısı üzerinde Bodrum Kalesi adını taşıyan bir Ortaçağ kalesi yükselmektedir. Kale Adana'ya 110 km. uzaklıkta, Osmaniye'yi Aslantaş Barajı ve Karatepe-Aslantaş açık hava müzesine bağlayan yol üzerindedir. Buradaki antik kentin kalıntıları bugün halen kalenin çevresinde görülebilmektedir. Bu antik kentin adı ancak 19. yy. sonunda burada bulunmuş olan antik yazıtlar sayesinde Hieropolis- Kastabala olarak belirlenebilmiştir. O zamandan beri çeşitli uluslara mensup araştırmacılar Kastaba'nın anıtları, yazıtları ve sikkeleri ile ilgilenmişler ve bu araştırmalar sayesinde antik kentin tarihini aydınlatmak mümkün olabilmiştir.
Bugün Kastabala örenyerinde görülen kalıntılar tamamen Roma Devrinden kalmadır. Kastabala'yı Karatepe'ye bağlayan asfalt yoldan M.S. 200 yılları civarında inşa edilmiş olan 300 metre uzunluğundaki sütunlu cadde görülmektedir. Bu cadde kalenin bulunduğu kayalığın yanından geçip asıl yerleşme bölgesini oluşturan arkadaki vadiye iner. Bu vadinin yukarısında yer alan terasta çok sayıda yazıtlı heykel kaidesi bulunmuştur. Buradan vadiye kadar uzanan düzlük alan stadyum idi. Bunun biraz ilerisindeki yamaçta oldukça iyi durumda kalmış olan tiyatro görülmektedir. Tiyatronun karşısında Roma Devrinden kalma bir hamamın kalıntıları vardır. Ayrıca M.S. 5./6.yy. lardan kalma iki kilise yapısı da dikkati çekmektedir. Bunların biri sütunlu caddenin hemen yanında olup, yapımında Roma İmparatorluk Devri yapılarından sökülen mimari parçalar kullanılmıştır. Kentin çevresinde çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir. Kentin su ihtiyacı Ceyhan Nehri'nin doğu yakasında bulunan Karagedik Köyü civarındaki kaynaktan karşılanıyordu.
Kastabala'nın tanrıçası Perasia'nın çok eski dinsel bir merkez olduğu anlaşılan ülkesi çok genişti. Bu ülke kuzeyde bugünkü Karatepe ve Bahadırlı köyleri, güneyde kıvrım kıvrım kıvrılan Ceyhan (antik Pyramos) Irmağı'nın suladığı zengin ve verimli ovaya yayılıyordu.
Hieropolis-Kastabala'nın kutsal bir merkez olduğunu vurgulamıştık. Amasya'lı Strabon'a göre, Kastabala' da Artemis Perasia' nın kutsal tapınağındaki rahibe dinsel törenler uyarınca yaptığı uzun danslar sonunda vecde gelirdi, Rufailer örneği kızgın közler üzerinde oynamayı sürdürür ve vecdin zirvesinde elindeki meşaleyle tapınaktan dağa, Ceyhan'ın koyaklarına, ormanlık tepelerine doğru kaçardı. Gene Hellenistik ve Roma İmparatorluk Çağında Perasia şerefine burada kutsal Pan-Hellenik yarışmalar düzenlenirdi. Sikkelerde, kenti temsil eden kule-başlıklı kadın başının önünde, kutsal kentin sahibesi tanrıça Perasia'nın simgeleri olan meşale ve çam ağacı bulunuyordu.
Strabon'un sözünü ettiği Kastabala'nın tanrıçası Artemis Perasia Kubaba'dan başkası değildir. Kastabala kült yerinin önceleri sanıldığından çok daha eski olduğu ve tanrıça Kubaba'nın onun sahibi olduğu açığa çıkmıştır. Kubaba, Kybele olarak bildiğimiz Anadolu'nun ana tanrıçasının eski adıdır. Kaynaklarda bu ada ilk defa M.Ö. 1800'lerde Asur Kolonileri Döneminde Kültepe arşivlerinde ve Hititlerin başkenti Boğazköy'deki (tarihi Hattuşaş) M.Ö. 1500-2000 arasına tarihlenen kral arşivlerinde, diğer tanrı ve tanrıçaların adları arasında rastlanır.
Hitit İmparatorluğu'nun M.Ö. 1200 sıralarındaki çöküşünden sonra, Kargamış Son Hitit Çağında Hitit aleminin bir çeşit başkentiydi. Kubaba onun ana tanrıçası olmuştu ve "Kargamış Kraliçesi" olarak biliniyordu. Bu dönemde Kubaba kültü daha büyük bir hızla yayıldı. Domuztepe'de bu külte ilişkin kabartmalar vardır. Frigler tarafından benimsenen tanrıça Kubaba'yı Pessinus'ta ve Sard'da görüyoruz. Tanrıça heykeli M.Ö. 204' te Roma'ya taşınmış ve Palatium'a yerleştirilmiştir. Grek-Roma döneminde Artemis Perasia diye tanınır.
Son Roma Çağında M.S. 5.yy. da Karatepe ve Düziçi yörelerinde zeytinyağı üretiminde bir patlamaya tanık oluyoruz. Bu yörede adım başı zeytinyağı üretiminin göstergesi olan pres taşlarına, masere kalıntılarına; 7-10 km. aralıklarla da renkli taban mozaikli bazilikaların, tapınakların izlerine rastlanır. Zeytinyağı büyük bir olasılıkla önce Hieropolis-Kastabala'da toplanıyor, oradan da İssos körfezinin limanlarına indiriliyor olmalıydı.
Roma Çağından kalma Hieropolis-Kastabala'da gerek Roma valilerine gerekse, o dönemde kurulan bağımsız krallıklara ait birçok yazıt ve sikke bulunmuştur. Bu bağımsız krallıklar Kastabala'da yaklaşık M.Ö. 17 yılına kadar hüküm sürmüşlerdi. Aralarında en önemlisi ve nam bırakanı Tarkondimotos I ile Philopater II idi. Bu krallar kendi adlarına sikke basmışlardı. Bir ülkenin bağımsızlığı kendi parasının varlığı ve bu paranın geçerli olmasıyla ölçülür ve kanıtlanırdı.
OSMANİYE-KARATEPE-ASLANTAŞ GEÇ HİTİT KALESİ
Karatepe-Aslantaş; Adana (bugün Osmaniye) İli, Kadirli İlçesi sınırlarında M.Ö. 8. yüzyılda, yani Geç Hitit Çağında, kendisini Adana Ovası hükümdarı olarak tanıtan Asativatas tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş, Asativadaya diye adlandırılmıştır. Kalenin batısında, güney ovalardan Orta Anadolu yaylasına geçit veren bir kervan yolu, doğusunda Ceyhan Irmağı (Pyramos), bugün ise Aslantaş baraj gölü yer almaktadır. Yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası kale içine açılıyordu. İki kule arasından, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanında iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu. Güneybatı kapı binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısı'nın boy heykeli yer alıyordu. Kapı binalarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştır. Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyelogrif (Luvca) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasına; Fenikece 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir. Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu'da M.Ö.2.bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur. M.Ö. 2. bin yılda Anadolu'ya hakim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (tarihsel Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu M.Ö. 1200 yıllarında "deniz kavimleri" baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır. Asativatas'ın hükümdarlığı işte bu döneme rastlar. Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından M.Ö. 720 sıralarında Salmanasar V, ya da M.Ö. 680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir.
Astivatas'ın Seslenişi
Ben gerçekten Asativatas'ım
Güneşimin adamı, Fırtına Tanrısı'nın kulu
Avariku'sun büyük kıldığı, Adanava hükümdarı
Beni Fırtına Tanrısı Adanava kentine ana ve baba yaptı ve Adanava kentini ben geliştirdim
Ve Adanava ülkesini genişlettim, hem gün batısına, hem de gün doğusuna doğru.
Ve benim günümde Adanava kentine refah,tokluk, rahatlık tattırdım, ve Pahara depolarını doldurdum
Ata at kattım, kalkana kalkan orduya ordu kattım, herşey Fırtına Tanrısı ve Tanrılar için,
çalımlıların çalımını kırdım.
Ülkede kötü olanları ülke dışına attım
Kendime bey konakları kurdum, soyumu rahata kavuşturdum ve baba tahtına oturdum, bütün krallarla barış kurdum.
Krallar da beni ata bildiler, adaletim, bilgeliğim, ve iyi yüreğim için.
Bütün sınırlarımda güçlü kaleler kurdum, kötü kişilerin, çete başlarının bulunduğu sınırlarda;
Mopsos evine boyun eğmeyenlerin hepsini ben , Asativatas, ayağımın altına aldım.
Buralardaki kaleleri yok ettim, kaleler kurdum ki Adanavalılar rahat ve huzur içinde yaşaya.
Gün batısına doğru benden önceki kralların alt edemediği güçlü ülkeleri alt ettim.
Ben Asativatas, bunları alt ettim, kendime kul ettim ve onları ülkemin gündoğusuna doğru, sınırlarımın içine yerleştirdim.
Ve günümde Adanava sınırlarını gün batısına, gerekse gün doğusuna doğru genişlettim.
Öyle ki, önceleri korkulan yerlerde, erkeklerin yola gitmekten korktukları ıssız yollarda, günümde kadınlar kirmen eğirerek dolaşmaktadır.
Ve benim günümde bolluk, tokluk, rahat ve huzur vardı.
Ve Adanava ve Adanava ülkesi huzur içinde yaşıyordu.
Ve bu kaleyi kurdum ve ona Asativadaya adını vurdum,
Fırtına Tanrısı ve tanrılar beni buna yönelttiler, ta ki bu kale Adana ovasının ve Mopsos evinin koruyucusu olsun.
Günümde Adana ovası topraklarında bolluk ve huzur vardı,
Adanava'lılardan günümde kılıçtan geçen kimse olmadı.
Ve ben bu kaleyi kurdum, ona Asativadaya adını vurdum.
Oraya Fırtına Tanrısı'nı yerleştirdim ve ona kurbanlar adadım; yılda bir öküz, çift sürme zamanı bir koyun, güzün bir koyun adadım.
Fırtına Tanrısını takdis ettim, bana uzun günler, sayısız yıllar ve bütün kralların üstünde büyük bir güç bahşetti.
Ve bu ülkeye yerleşen halk öküz, sürü, bolluk ve içkiye sahip oldu, dölleri bol oldu, Fırtına Tanrısı ve tanrılar sayesinde.
Asativatas'a ve Mopsos evine kulluk ettiler.
Ve eğer krallar arasında bir kral, prensler arasında bir prens, hatırı sayılır bir insan Asativatasan'ın adını bu kapıdan siler, buraya başka bir ad yazar, bunun ötesinde bu kente göz diker ve Asativatas'ın yaptırdığı bu kapıyı yıkar, yerine başka bir kapı yapar ve ona kendi adını vurursa, aç gözlülük, kin ya da hakaret amacıyla bu kapıyı yıkarsa, o zaman Gök Tanrısı, Yer Tanrısı ve Evrenin Güneşi ve bütün tanrıların gelen kuşakları bu kralı, bu prensi ya da hatırı sayılır kişiyi yeryüzünden sileceklerdir.
Yalnızca Asativatas'ın adı ölümsüzdür, sonsuza dek,
Güneşin ve Ayın adı gibi.
PIGINDA
Piginda
Aydın İli'ne bağlı Bozdoğan İlçesi, Çamlıdere Köyü'nün yaklaşık 7 km. kuzeyinde yer alan kent Byzantion'lu Stephanos'un bildirdiğine göre, Karia'da yer alan küçük bir yerleşmedir. Kentle ilgili bilgilerimiz hiç araştırma yapılmamış bir yerleşim olması nedeniyle sınırlıdır. Üç akropolden oluşan kent üzerinde Hellenistik Döneme ait surlar bugün rahatlıkla görülebilmektedir. Tiyatro ve olasılıkla Heraion olarak adlandırabileceğimiz kutsal yapı önemlidir. Kare planlı yapıda ele geçen yazıtdan öğrendiğimize göre kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindalı Zeus) kültü ve bu külte bağlı Zeus Tapınağı yer almaktadır. Bu tapınağın yeri henüz saptanmış değildir. Ancak bunun Piginda da olduğu sanılmaktadır.
SAMSUN ÖREN YERLERİ
İkiztepe Höyüğü
Samsun İli, Bafra İlçesi'nin 7 km. kuzey-batısındaki İkiztepe Köyü sınırları içerisinde yer alan höyük dört yükseltiden oluşmaktadır. Yaklaşık olarak 375 x 175 m. ebadında bir alanı kaplamaktadır.
Bu höyükte sistemli kazılara Prof. Dr. U. Bahadır Alkım tarafından 1974 yılında başlanmış olup, 1981 yılından beri de İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Önder Bilgi başkanlığında devam edilmektedir.
Tepe I ve Tepe II'de ana toprağa kadar inilmiştir. Araştırmalar sonucu Tepe I'de İlk Tunç Çağı I ve II ile Geçiş Çağı (Hitit Öncesi) kültürleri tespit edilmiş, ayrıca İlk Tunç Çağı III'e tarihlenen bir nekropolün varlığı anlaşılmıştır. Tepe II'de ise İlk Tunç Çağı I ve II ile Kalkolotik Çağ kültür kalıntıları gün ışığına çıkarılmıştır. Tepe III ve IV'de yapılan küçük sondajlar sonunda bu bölgede İlk Tunç Çağı III kültürünün yaygın olduğu anlaşılmıştır. Tepe I'de İkiztepe'nin son kültür katında tümülüs tipi 2 odalı ve dromoslu bir anıt mezar yer almaktadır. Kesme taşlardan inşa edilmiş olan mezarın dromosunda (koridorunda) ele geçirilen ve İstanbul'da Trakya Kralı Lysimakhos (İ.Ö. 306-281) adına basılmış altın sikkeden bu mezarın Hellenistik Çağa ait olduğu anlaşılmıştır.
1989 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan iyi korunmuş seramik fırını oldukça ilgi çekmektedir. Kazılarda taş veya kerpiç temellere veya duvarlara rastlanmamasından İkiztepe'de yapıların ahşaptan inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
İkiztepe örenyerinde yapılan arkeolojik kazılarda açığa çıkarılan eserler Samsun Müzesi'nde bulunmaktadır.
Tekkeköy Mağaraları
Samsun'un 14. km. kadar doğusunda Tekkeköy İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Fındıcak ve Çınarlı derelerinin suladığı vadi boyunca yükselen kaya kitlelerinde büyüklü küçüklü oyuk ve mağaralar vardır.
1941 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih - Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Tahsin ÖZGÜÇ başkanlığında bir heyet tarafından yapılan kazı ve araştırmalar sırasında, burada çok sayıda prehistorik mağara, sığınak ve düz yerleşme yeri keşfedilmiş, Paleolitik Çağa dek uzanan buluntular elde edilmiştir.
Bu mağaralarda yaşayan Paleolitik Çağ insanı madeni tanımamış, bütün aletlerini taş, ağaç ve kemikten yapmıştır. Geçimlerini avcılık ve toplayıcılıkla sağlamışlar, taşı yontmak suretiyle yaptıkları el baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli aletleri kullanmışlardır.
Tekkeköy'de yapılan kazı ve araştırmalarda genellikle mezar hediyesi olarak kullanılmış olan çanak-çömlek, küpe, bilezik, bıçak-kama, okucu, toplu iğne vb. eserler bulunmuştur. Bu eserler biçimleri ve teknik özellikleri ile Orta Anadolu seviyesinde olup, kemik aletler de Orta ve Batı Anadolu'daki benzerlerine kıyasla daha ileri bir işçiliğe sahiptir.
Çınarcık ve Fındıcak vadilerinin birleştiği yerde ve her iki vadiye hakim durumda bulunan kaya kitlesi "Delikli Kaya" adıyla bilinmektedir. Bu kaya kitlesinden çıkan basamaklar, teknik ve biçim yönünden incelenmiş ve Delikli Kaya'nın bir Frig Kalesi olduğu anlaşılmıştır. Tekkeköy buluntuları Samsun Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Bafra Asarkale ve Kaya Mezarları
Bafra İlçesi'nin 30 km. güneybatısında, Kızılırmak Vadisi içerisinde ve Altınkaya Barajı yakınındadır. Asarkale, Hellenistik Çağa ait olup savunma (korunma) amacıyla yapılmıştır. Anakayaya oyularak yapılmış (3) adet mezarın da aynı döneme ait olduğu sanılmaktadır.
TOKAT ÖREN YERLERİ
Sebastopolis Antik Kentinin Tarihçesi
Sulusaray (Sebastopolis) Tokat İl merkezine 68, Artova İlçe merkezine ise 30 km. uzaklıkta bir kasabadır. Kasaba etrafı dağlarla çevrili bir ova üzerinde Çekerek Irmağı'nın kenarındadır.
Antik Sebastopolis kentinin kuruluşu henüz kesin olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklarda M.Ö. 1. yüzyılda kurulmuş olduğu kaydedilmektedir. Roma İmparatoru Traianus zamanında (M.S. 98-117) Pontus Galaticus'la, Polemoniacus eyaletlerinden ayrılarak Kappadokia eyaletine dahil edilmiştir. Bu konuya ilişkin kitabe, Kappadokia Valisi Arrian adına şehrin ileri gelenleri ve halkı tarafından dikilmiştir.
Sebastopolis kelime olarak Yunancadır (Sebasto; büyük, ulu, azametli, polis; şehir) "Büyük azametli şehir" demektir. Bazı kaynaklarda Herakleopolis olarak geçmektedir. Herakleopolis, Herakles şehri anlamına gelmektedir. Heracles Yunan ve Roma mitolojisinde gücü kuvveti simgeleyen yarı tanrı bir varlıktır. Bu adı ile de Sebastopolis ile aynı manayı ifade etmektedir.
1987 yılında Tokat Müze Müdürlüğünce yapılan kurtarma ve sondaj kazıları sonucunda elde edilen verilerle, daha önce ortaya çıkmış bulunan mimari parçalar değerlendirildiğinde, kentin Helenistik, Roma ve Bizans Döneminde önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmaktadır.
Comana Pontica'da (Antik Tokat) yapılan yüzey araştırmaları sonucu elde geçen buluntular Sebastopolis buluntuları ile büyük benzerlikler göstermektedir. Bu da bize bunların aralarında yakın ilişkiler bulunan çağdaş iki yerleşim alanı olduklarını ortaya koymaktadır.
Roma ve Bizans'ın tarihi yol ağı içinde Sebastopolis önemli bir yer işgal etmektedir.
Sebastopolis'in Yerleşim Planı
Sebastopolis kenti, büyük boy kesme taşlarla harç kullanılmadan yapılmış, dörtgen payandalarla desteklenmiş ve bazı yerlerine yarım daire planlı burçlar yerleştirilmiş surların çevirdiği sondaj kazısında tespit edilmiştir. Bu kazı çalışmaları sonucunda hamam ve tapınağın kent içindeki yeri de belirlenmiştir. Yüzeyde bulunan mimarî elemanlarından kent tiyatrosunun tapınağın yakınlarında olduğu sanılmaktadır. Saray, diğer tapınaklar, agora, caddeler ve benzeri kamu yapılarının nerede oldukları kazılar sonucu anlaşılacaktır. Ãehrin tespit edilebilen yerleşim planı Bergama antik kentinin planıyla büyük benzerlikler göstermektedir.
Tapınak
Tapınak, kentin kuzeydoğusunda sur duvarlarına yakın yerde, kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı yönünde konumlandırılmış, doğu yönünde yarım daire biçiminde, büyük apsisli, güney tarafında dıştan köşeli, içten yarım daire formlu daha küçük apsisli bir yapıdır. Duvarlar blokaj sistemle; içte ve dıştaki kesme taş arası moloz malzeme ile örtülmüştür. Büyük apsisin içerisinde yarım daire biçimi moloz taşla örülü ikinci bir yapı katı da görülmektedir ki, bu durum asıl yapıya sonradan ilaveler yapıldığının bir işaretidir. Büyük apsis kavisinin başladığı yerde, kesme taşlarla taşıyıcı elemanın alt düzeyi ve hemen yanında gri mermerden üzerinde yazı bulunan sekizgen formlu bir sütun parçası yer almaktadır. Tapınağın tabanının koyu renkli mermerle kaplanmış olduğu in situ parçalardan anlaşılmaktadır. Yapının batı tarafında yine in situ mermer kaplama tespit edilmiştir. Zikzak formlu değişik renkli bu yapı henüz tümüyle kazılıp ortaya çıkarılmış değildir. Tapınağın kime adandığı da tespit edilememiştir. Buluntular, tapınağın Bergama Asclepieum'undaki tapınakla çağdaş olduğunu göstermektedir.
Hamam
Antik kentin doğu tarafındadır. Yapılan kazılar sonucunda, ön planda toprak zeminli yangın izi görülen moloz taş duvarlı bölüm açığa çıkarılmıştır. Kesme taşlarla gerçekleştirilmiş iç mekâna doğru üçer kademe yapılan iki ayakla bu ayakların arasında konumlandırılmış iki sütun kaidesi görülmektedir. Kaidelerden biri halen yerindedir, diğeri köylüler tarafından yıllar önce alınmıştır. Halen var olan sütun kaidesi ile ayak arası kapı açıklığı olarak yapılmıştır. Buradan içeri girildiğinde, düzgün taş döşeme zeminli mekâna geçilmektedir. Zeminde kuzey-güney yönünden gelip, batı-doğu yönüne giden artık su kanalı da ortaya çıkarılmıştır. Bu da bize hamamın asıl su kaynağının ve kullanım alanının henüz kazılmamış bölüm altında olduğunu göstermektedir. Ayakların güney yönlerinde simetrik durumda iki sütun açığa çıkarılmıştır. Doğudaki sütun üst kesimi hariç oldukça sağlam durumdadır. Kaidesi sağlam olan batıdaki sütuna sonradan yapıldığı anlaşılan duvar kalıntıları uzanmaktadır. Doğudaki ayağın dış tarafında (kuzey) bir taş kurna bulunmuştur.
Halen duvarlarında kükürt izleri bulunan hamamın antik çağda, bugün kasabanın 3 km. güneybatısında faaliyetini sürdüren kaplıcanın suyu ile çalıştığı kuvvetle ihtimaldir. Belki de Bergama antik kentinde olduğu gibi kutsal bir kaynak olarak kaplıca suyunun buradan çıktığı akla gelmektedir.
Ãehir Surları
Kentin doğusunda yapılan kazılarda açığa çıkarılan 17 m. yüksekliğindeki duvar kalıntısı çok büyük blok kesme taşlarla harç kullanılmadan gerçekleştirilmiştir. Duvarı destekleyen iki adet dörtgen payanda görülmektedir. Ayrıca duvar yüzeyinde iki adet mazgal açıklık tespit edilmiştir. Bu duvarın yaklaşık 100 metre batısında yine iri taşlarla yapılmış yarım daire biçimli, burç olması muhtemel kalıntılar ortaya çıkmıştır. Yuvarlak planlı burçla, duvarın aynı doğrultuda olması ilk planda sur duvarları olduğunu akla getirmektedir. Asıl özelliği kazılar sonucunda belirlenecek olan 17 metrelik duvarın başka bir yapıya da ait olabileceği sanılmaktadır.
VAN ÖREN YERLERİ
Van Kalesi (Antik Tuşpa)
Urartuların ilk başkentidir. Van Kalesi M. Ö. 9. yüzyılın ortalarında Urartu Kralı I. Sarduri tarafından yaptırılmıştır. Günümüze oldukça sağlam olarak ulaşan kalenin girişi kuzeybatıdadır. Girişin hemen batısında Sarduri Burcu (Madır Burcu) yer alır. Burada I. Sarduri tarafından Assur diliyle yazılmış çivi yazılı kitabeler mevcuttur.
Kalenin kuzeybatı ucundan yukarıya çıkıldığında Urartu Kralı I. Argisti'nin mezar anıtı ve giriş kısmındaki duvarlarda çivi yazılı yıllıklar bulunmaktadır. Kalenin güney kesiminde Urartu krallarına ait mezar odaları yer almaktadır.
Güneyde eski Van şehrine ait kalıntılar vardır. Bunlardan Selçuklu Dönemine ait Ulu Camii ile Osmanlı Dönemine ait Kaya Çelebi ve Hüsrev Paşa Camileri dikkat çekici eserlerdir.
Toprakkale (Antik Rusahinili)
Urartuların ikinci başkentidir. Zimzim kayalıkları üzerine kurulmuştur. Urartu Kralı II. Rusa tarafından kurulduğu için Rusahinili adı verilmiştir. Urartu Baştanrısı Haldi'ye ait tapınak, sur kalıntıları, saray ve su sarnıcı bulunmaktadır.
Çavuştepe (Antik Sardurihinili)
Van'ın 24 km. güneydoğusunda bulunan Çavuştepe Kalesi M.Ö. 764-735 yılları arasında hüküm süren Urartu Kralı II. Sarduri tarafından inşa ettirilmiştir. 1961 yılından beri Türk bilim adamlarınca kazı yapılan Çavuştepe'de; Aşağı ve Yukarı Kale, ortada ana giriş kapısı ile birleşmektedir. Doğuda bulunan Yukarı Kale'de büyük bir kaya platformu ve Urartu Baş Tanrısı Haldi'ye ait tapınak bulunmaktadır. Aşağı Kale' de çok sayıda atölye binaları, 4-5 m. yüksekliğinde taş surlar, saray, depo, mahzenler, Urartu Tanrısı İrmuşini'ye ait tapınak yer almaktadır.
Hoşap Kalesi
Çavuştepe'nin 40 km. doğusundadır. 1643 yılında Osmanlılara bağlı Mahmudilerin Beyi Sarı Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Kale aynı adı taşıyan Hoşap Suyu'nun sarp kayalıkları üzerinde yükselmektedir. Kalenin batıya bakan girişi ve özgün kapısı bozulmadan günümüze ulaşabilmiştir. Kapının üstünden yapımı ile ilgili Farsça kitabe ve aslan kabartmaları yer almaktadır.
Kale içindeki eski hamam, cami, medrese, çeşme, su sarnıcı, zindan ve odalarda geçmişin izlerini görmek mümkündür.
Gevaş
Van İl merkezinin 37 km. güneyinde, Van-Tatvan karayolu üzerinde yer alır. Urartular Döneminden beri iskâna sahne olan Gevaş'ta M.S. 14. yüzyıla ait Selçuklu mezarlığı özellikle dikkat çekicidir. Urartularca kurulmuş ve sonradan Selçuklular tarafından da kullanılmış olan kalenin güneyinde yer alan, Halime Hatun Kümbeti ve 400'den fazla mezar içeren mezarlık Selçuklu taş sanatının kendine özgü yapısını süsleme ve hat sanatının en güzel örneklerini gözler önüne sermektedir.
Akdamar Kilisesi
Van-Tatvan karayolundaki iskeleden yirmi dakikalık bir motor yolculuğu ile ulaşılan Akdamar Adası orijinal kilisesi ile tanınmaktadır. Van'a 55 km. uzaklıktadır. Akdamar Kilisesi yörede hüküm süren Vaspurakan hanedanınca, Kral I. Gakik tarafından M.S. 915-921 yılları arasında Mimar Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilise merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç planında olup kırmızı kesme tüf taşlarıyla inşa edilmiştir.
Yapının dışındaki taş kabartmalarda İncil ve Tevrat'dan alınan dini konuların yanı sıra, dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiştir. Bu kabartmalarda Orta Asya Türk sanatının yoğun etkilerini taşıyan 9. ve 10. yüzyıl Abbasi Sanatı'nın etkilerini görmek mümkündür.
Kilise duvarlarının iç yüzeyleri günümüzde hemen hemen kaybolmaya yüz tutan dini konulu fresklerle bezenmiştir. Bu duvar resimleri yöredeki en kapsamlı ve en erken tarihli örnekler olarak ayrı bir önem taşırlar.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 15
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 36
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 23
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 37



