Hiçbir şey, zaman bile yoktu. Buna rağmen her şey bu yokluktan, hiçlikten sıfırdan başladı. İnsanlar her zaman bilgilerinin ve tekniklerinin yetersiz olduğu dönemlerde bile dünyanın doğuşunun esrarını çözmeye çalıştılar. Bütün uygarlıklar, bütün dinler bunu kendilerince anlatmaya çalıştılar.
3.8 milyar yıl önce ilk yaşam belirtileri suyun içinde görülmeye başladı. Kimyasal tepkiler mineral dünyasını canlı bir dünyaya dönüştürdü. Tek hücreli canlılar ortaya çıktı. Çok uzun zaman sonra günümüzden 420 ile 410 milyon yıl önce, hayvanlar sudan çıkıp karada maceraya atıldılar.
Günümüzden 280 milyon yıl önce yeryüzünde tek kıta, çok geniş olan ''Pange'' adlı ana kara vardı. Daha kuru olan iklim, sürüngenlerin yayılıp çoğalmasına olanak sağlamıştı. Bitkiler seyrekleşmiş ve yeni iklime uymuşlardı. Artık sürüngenler dünyayı fethetmeye başlıyorlardı. Milyonlarca yıl dünyaya hükmedeceklerdi.
Yeryüzüne hükmeden dinozorların yanında bir grup sürüngen de başkalaşımdan geçip gökyüzünde , denizde ve akarsularda yaşamaya başlamıştı. Timsahlar suda yaşamayı seçip akarsulara yerleşirken, başkaları milyonlarca yıl önce atalarının terkettiği okyanuslara dönüyorlardı.
Yaşam işte böyle şekillenmeye başlamıştı dünya üzerinde. Bu aşamayla birlikte dünya tarihinde en çok konuşulan, en çok merak edilen, üzerine bir çok kitap yazılan ,bir çok film çevrilen '' DİNOZORLAR DEVRİ'' başlıyordu.
DİNAZORLAR DEVRİ
1841 yılında İngiliz fosil bilimci Richard Owen, dünyamızdan kaybolup gitmiş bazı sürüngenlere '' dinozor '' adının verilmesini teklif eder. O dönemde dinozorlar henüz yeterince bilinmiyorlardı. 150 yıl boyunca süren araştırmalar, dinozorların vücutlarının şekli, gelişmeleri ve yaşayış tarzları konusunda bize hemen hemen kesin denebilecek bilgiler verdiler.
Yaklaşık 230 milyon yıl önce ilk dinozorlar henüz ne çok iri ne de çok çeşitli idiler. Fakat kısa zamanda yeni yaşam şekillerine uyabilmek için farklılaşmaya başladılar. Bazıları ataları gibi etobur olarak kalırken diğerleri ot obur hale geldiler. Fosil bilimciler, bu kaybolup gitmiş hayvanların etle mi yoksa otla mı beslendikleri onların diş ve çene yapılarına bakarak anlayabilmektedirler.
Trias Döneminin sonunda yani 215 milyon yıl önce kıtalar hala tek bir kütle halindeyken Amerika'dan Çin'e ; Afrika'dan Avrupa'ya kadar hemen hemen her yerde dinozor fosillerine rastlanmaktadır. Plateosaurus gibi büyük otçulların yanında , Prokompsognatus gibi çok çevik küçük etoburlar da yaşardı. Gökyüzünde Evdimorfodon gibi ilk kanat çırparken, çok sık ağaçlık kesimlerde, bir sivri sıçandan pek de büyük olmayan çok tüylü küçük hayvanlar görülürdü ; Bunlar ilk memelilerdir.
Günümüzden 150 milyon yıl önce Doğu Afrikada ''Jura Dönemi'' başlar. Bütün zamanların en büyük dinozorlarından biri olan 12 metre boyundaki Brankiyosaurublar bu devirde yaşamışlardır.Milyonlarca yıl dünyaya hükmeden bu yaratıklarında bir sonu vardı. Bu günümüzden 80 ila 65 milyon yıl önce gerçekleşir. Bu dönemde beklenmedik bir olay canlıların bütün tarihini altüst etti. Dinozorlar ve onlarla birlikte diğer birçok canlı varlık, deniz ve kara hayvanları, mikroskobik veya devasa yaratıklar sonsuza kadar yok olurlar. Bugün çok sayıda uzman dinozorların sonunun dünya çapında bir çevre felaketinden ileri geldiğini savunurlar. Bu felaket uzaydan gelen bir maddenin çarpması veya volkan püskürmelerinden ileri gelmiş olabilir.
MEMELİLERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE İNSANIN DOĞUŞUNA KADAR GEÇEN SÜRE
Türünün başarısını sağlamak için en önemli koz şüphesiz üremedir. Sürüngenler için en büyük yenilik, sert bir yere yumurtlamalarına imkan veren ve kendilerini su ortamından kurtaran sert kabuklu yumurta olmuştur. Memeliler bu gelişimi daha da iyi hale getirecektirler. Çünkü annenin karnı embriyon için yumurtadan çok daha iyi koruma yeridir ve yeni doğmuş bir yavru için anne sütü en özlü gıdadır. Zaten bu yenilik, yani meme, onların adlandırılmasında kullanılacaktır. Üreme tarzı memelileri üç kategoriye ayırmamıza imkan verir. en kalabalık olanlar embriyolarını anne vücudunda muhafaza eden rahimli memelilerdir. Doğduğunda yavru, gelişimi tamamlanmış ve yaşayabilir haldedir.(insan rahimli bir memelidir) Keseliler ikinci grubu oluştururlar ; yavrular anne karnında çok az süre kalırlar ve daha sonra gelişmelerini dış bir cepte tamamlarlar.(kangurunun meşhur cebini hatırlayın) üçüncü tür ise yumurta yolu ile üremedir.
Sürüngenlerin soğuk kanı onların en büyük zaafıdır, onlar ani büyük ısı değişikliklerine karşı çok hassastırlar. Gelişime dönük bu buluşlar sayesinde memeli hayvanlar, dinozorlar kaybolur olmaz yeryüzüne yayıldılar. 55 milyon yıl önce, Eosen Dönemi süresince ilkel türler bugün dünyayı kaplayan yeni altsınıfların lehine azalmaya başladı ; Kemirgenler, toynaklı ot oburlar, filler gelişmiş primatlar, yarasalar, suda yaşayan memeliler vd...
Bundan 37 milyon yıl önce iki büyük olay yeryüzü faunasını özellikle de o dönemde Madagaskar'ın iki katı büyüklüğünde, nemli tropikal iklime sahip ir ada olan Avrupa'yı altüst etti. Dünyanın soğuması önce, aralarında tapirlere benzer büyük otçullar olan Lophiodon'ları atlara benzer otçullar Paleothera'ları Madagaskar maymunumsularına ve Malezya maymununa benzeyen primatlarını kırıp geçirdi. Bu ilk düzensizlik paleontologların büyük kopuş adını verdikleri ve fosil buluntularından anlaşılan dünya faunasındaki değişimle daha da arttı. Jeologlara göre ''büyük kaynama'' söz konusuydu. : büyük miktarda su, buza dönüştü, okyanuslar alçaldı, Asya'yı Avrupa'dan ayıran sığ deniz kolu yok oldu ; hatta iki kıta birleşti. Asya memelileri durumdan faydalandı ve kitleler halinde Avrupa'ya istila ettiler ve daha yararlı hayvanları ortadan kaldırdılar.
Pek çok türün yok olmasına sebep olan iklim değişiklikleri Miyasen döneminde 20 milyon yıl boyunca sürdü. Sıcaklığın düşmesi ve nemin azalması bitki örtüsünü değiştirdi. Otlar hızla çoğaldı, büyük çayırlar ormana dönüştü Bundan sonraki dönem soğuk ve buzlu oalnve günümüzden 2 milyon yıl önce başlayan Plesitosen dönemdir. Bu dönemde Avrasya büyük buzlarla kaplıydı; yaşayan hayvanların vücutları soğuğa dayanıklıydı ( Mamutlar ve tüylü gergedanlar, ayılar, kutup porsukları, atlar) İki Amerika arasında buzullaşma daha önce büyük tropikal ormanlarla kesilen bir karasal geçidin açılmasını sağladı. Bu durum Güney Amerika'ya olduğu kadar, kuzey Amerika'ya doğru göçler için bir fırsattı.
İklimde olan bu değişikler fauna ve florayı yani hayvanlar alemini ve bitkiler dünyasını doğrudan etkiliyordu. Güçlü olan hayatta kalıyordu. Bir yaşam savaşı sürüp gidiyordu.
İNSANIN DOĞUŞU
20 milyon yıl önce büyük maymunlardan '' proconsul''lar Doğu Afrika ormanlarında yaşıyordu. Ağaçlar üzerinde 4 ayaklarını kullanarak yer değiştiriyorlar ve bazen yere iniyorlardı. Yerkabuğundaki bir çökme sonucu proconsullar ikiye bölündü. Batıda, ormanların varlıklarını sürdürdükleri yerlerde şempanze ve gorile dönüşüler ; doğuda daha kuru bir savan ortamına uyum sağladılar ve iki ayaklı hale geldiler.
XIX. yüzyıla varıncaya dek insanlar kendi tarih öncesi dönemleriyle pek ilgilenmemişlerdi. Sadece bir avuç bilim adamını tarih öncesi insanın varolduğunu kesin olarak savunuyordu. Neden sonra çok sayıda insan fosili kemiği ve yontma taştan araçlar Avrupa'nın çeşitli yerlerinde ortaya çıkarıldı. Özellikle de Almanya'da Düsseldorf yakınlarında Neander Vadisinde bulunan garip bir kafa tası ve birkaç insan kemiği önemli bir aşama olarak kabul edildi ve daha sonra '' Neandertal İnsanı '' olarak kabul edildi.
1859 yılın da ünlü İngiliz doğabilimci Charles Darwin , doğal ayaklanma Yöntemiyle Türlerin kökeni adlı bir kitap yayımladı. bu kitapta evrim kuramını açıklıyordu : Türler çevrelerindeki değişime uyum sağlamak için aşamalı olarak değişim gösterirler, aksi halde soylarının tükenmesi söz konusudur. Yine de insanın hayvan kökeninden geldiği sorunu ta olarak ele alınamamıştı. Ancak 1871 'den başlayarak İnsanın Kökeni ve Cinsel Ayıklanma adlı kitabında, Darwin, Afrika'yı insanlığın beşiği olarak gösteriyordu. Bu savın tam tersine , Alman bilim adamı Ernst Haeckell Asya'nın güneydoğusundaki büyük maymunların - gibon (şebek) ve orangutanların - insanlara , Afrika'nın büyük maymunlarından daha yakın olduklarını ileri sürüyordu. Düşüncelerinde haklı oluğu, kendisinin sadık okurlarından biri olan genç Hollandalı doktor Eugene Dubois tarafından doğrulandı. Dubois, 1891 yılında '' pinthecanthrope'' olarak adlandırdığı insan fosili kalıntılarını Java'da bulmuştu. Bilim alanında yankı uyandıran diğer buluşlar Birinci Dünya Savaşından sonra gerçekleştiler. Önce Pekin yakınlarında, ünlü ''sinantrophus'' kalıntıları bulundu. Sonra türün ilk Afrika kalıntı örneği bulundu. Bu australopithecus kafatasının tanımı yapıldı ve Londra'da Nature dergisinde yayımlandı.Bu bulgular ; en önemli çalışma alanını Afrika'nın oluşturduğu müthiş bir paleontoloji ve arkeoloji serüveninin başlangıcı kabul edilir.
AUSTRALOPİTEKUS 'lar Doğu ve Güney Afrika'da 6 milyon ile 1 milyon yıl arasında yaşamışlardır. İlk örneğin , Güney Afrika'da bulunmasından dolayı bu adı taşımaktadır. Tanzanya'da bulunan ayak izlerinin de kanıtladığı gibi , iki ayakları üzerinde duran ve yürüyen ilk kişiler onlar olmuşlardır , ama yürüyüşleri henüz pek düzgün değildir. Australopitekus 'lar avcıydılar ve alet yapmayı biliyorlardı. Aletleri, yassı çay taşlarını yontarak yapıyorlardı ve az ağaçlı bozkırlarda, akarsu ya da göllerin kıyısında yaşıyorlardı.
Australopitekus 'lar, ormanlardan bozkırlara kadar çok çeşitli alanlarda yaşamışlardı. Aralarında ; kimileri çok iri kimileri de daha ufak tefektiler. Birinciler çıkık kemikli yüzlerinden, gözlerinin üzerindeki çıkıntılı kaş kemerlerinden yassı alanlardan ve erkeklerde kafatasının üzerindeki çok belirgin olan çıkıntıdan tanınıyordu. Azı dişleri ve ön azı dişleri çok büyüktür, köpek dişleri ve kesici dişleri çok küçüktür ; kökler ve tahıllar gibi sert besinleri ezerek yedikleri sanılmaktadır. İkinci kümede ise, daha ince bir yüze gözlerinin üstünde daha az belirgin kaş kemerlerine ve hafifçe çıkıntılı bir alana sahiptirler. Köpek dişlerinin ve kesici dişlerinin gelişmiş olması , et yediklerini düşündürmektedir.
Günümüzden 2 milyon yıl önce iklimin değişmesi ve bunun sonucunda kuraklık nedeniyle oluşan Australopitekus 'lar bozkır adamları oldular. Aralarından bazıları ilk insanların ortaya çıkmasını sağladı.
Bu ilk İnsana HOMO HABİLİS denir. Bu yetenekli insan anlamındadır. Yani bu deşişime , tüm coğrafi şartlara kısaca doğal selection dediğimiz olayı geçen HomoHabilis'tir. Habilislerin yüzleri yassılaştı, alınları çıkıntı oluşturdu , azı ve ön azı dişleri küçüldü, gözlerin altındaki torbacıklar ortadan kalktı ve beyinleri büyüdü. Aletleri Australopitekus 'lara kıyasla daha çok çeşitlilik gösterir.( yontulmuş taşlara çeşitli biçimle verdiler ) ve ilk sığınakları oluşturdular. ( belki d ilk av koruganlarını yaptılar).
HOMO ERECTUS' lar kendilerinden önce gelenlere kıyasla daha geniş bir kafatasına sahiptirler.( kafatasları 900 ile 1200 cm3 arasında değişir. Kafa iri, yüz dar, kaş kemerleri çok çıkıntılıdır. Alın geriye doğru yatık, dişler şimdiki insanınkileriyle benzerlik gösterse de daha geniş bir yer kaplamaktadır. Aletleri çift yüzlü olarak yapabilmektedirler. Baltayı yapmayı öğrenmişlerdir. Gittikçe daha gelişmiş aletler yapmayı denemişlerdir. Homo Erectus birbirinden farklı alanlarda yaşamayı buralara uyum sağlamasını bilmişlerdir.Ateş hiç kuşkusuz ilk kez Homo erektus tarafından kullanılmıştır. Bu büyülü ve kutsal araç insanın davranış biçimlerini kökten değiştirmiştir. Bunun yanı sıra ateşe sahip olmayanlarla arasında kıskançlık, rekabet kavgaları yarattığı da kesindir. Ayrıca erektus insanı ilk kez dik durabilen insan olma unvanını da yapılan araştırmalar sonucunda kesinleştirmiştir.
NEANDERTALLER :
100.000 yılları dolayında başlayıp 10.000' e doğru sona eren son buzul dönemi Würm Dönemi sırasında, iki önemli olay gelişti. : İki tür olgun insan, Neandertal inasını ve çağdaş tip insan orta çıktılar. Batı Avrupa'da homo erectusların kafatasının tipik
Neandertal insanının kafatasına doğru nasıl bir gelişim gösterdiği kolayca izlenmektedir. Yassı bir kafatasının arkasındaki bir çıkıntı ya da topuz gözlerinin üstündeki çıkıntı, elmecık kemiklerinin olmayışı öne doğru uzanan yüz çıkıntılı burun henüz tam oluşmamış çene kemiği bu insanın en belirgin özellikleriydi.
İlk gömütler 90.000 e doğru ortaya çıkmaktadır. Bu gömüler insanın türdeşlerine, benzerliklerine karşı duyduğu ilginin de birer kanıtıdır. Çoğunlukla gömme töreni sırasında ölünün sahip olduğu eşyalar ya da hayvanlar gömünün yanında ya da cesedin üstüne yerleştirilirdi. Kafze'de (İsrail) geyik bıynuzları ile birlikte beraber gömülüş bir çocuk bulunmuştur.
3.8 milyar yıl önce ilk yaşam belirtileri suyun içinde görülmeye başladı. Kimyasal tepkiler mineral dünyasını canlı bir dünyaya dönüştürdü. Tek hücreli canlılar ortaya çıktı. Çok uzun zaman sonra günümüzden 420 ile 410 milyon yıl önce, hayvanlar sudan çıkıp karada maceraya atıldılar.
Günümüzden 280 milyon yıl önce yeryüzünde tek kıta, çok geniş olan ''Pange'' adlı ana kara vardı. Daha kuru olan iklim, sürüngenlerin yayılıp çoğalmasına olanak sağlamıştı. Bitkiler seyrekleşmiş ve yeni iklime uymuşlardı. Artık sürüngenler dünyayı fethetmeye başlıyorlardı. Milyonlarca yıl dünyaya hükmedeceklerdi.
Yeryüzüne hükmeden dinozorların yanında bir grup sürüngen de başkalaşımdan geçip gökyüzünde , denizde ve akarsularda yaşamaya başlamıştı. Timsahlar suda yaşamayı seçip akarsulara yerleşirken, başkaları milyonlarca yıl önce atalarının terkettiği okyanuslara dönüyorlardı.
Yaşam işte böyle şekillenmeye başlamıştı dünya üzerinde. Bu aşamayla birlikte dünya tarihinde en çok konuşulan, en çok merak edilen, üzerine bir çok kitap yazılan ,bir çok film çevrilen '' DİNOZORLAR DEVRİ'' başlıyordu.
DİNAZORLAR DEVRİ
1841 yılında İngiliz fosil bilimci Richard Owen, dünyamızdan kaybolup gitmiş bazı sürüngenlere '' dinozor '' adının verilmesini teklif eder. O dönemde dinozorlar henüz yeterince bilinmiyorlardı. 150 yıl boyunca süren araştırmalar, dinozorların vücutlarının şekli, gelişmeleri ve yaşayış tarzları konusunda bize hemen hemen kesin denebilecek bilgiler verdiler.
Yaklaşık 230 milyon yıl önce ilk dinozorlar henüz ne çok iri ne de çok çeşitli idiler. Fakat kısa zamanda yeni yaşam şekillerine uyabilmek için farklılaşmaya başladılar. Bazıları ataları gibi etobur olarak kalırken diğerleri ot obur hale geldiler. Fosil bilimciler, bu kaybolup gitmiş hayvanların etle mi yoksa otla mı beslendikleri onların diş ve çene yapılarına bakarak anlayabilmektedirler.
Trias Döneminin sonunda yani 215 milyon yıl önce kıtalar hala tek bir kütle halindeyken Amerika'dan Çin'e ; Afrika'dan Avrupa'ya kadar hemen hemen her yerde dinozor fosillerine rastlanmaktadır. Plateosaurus gibi büyük otçulların yanında , Prokompsognatus gibi çok çevik küçük etoburlar da yaşardı. Gökyüzünde Evdimorfodon gibi ilk kanat çırparken, çok sık ağaçlık kesimlerde, bir sivri sıçandan pek de büyük olmayan çok tüylü küçük hayvanlar görülürdü ; Bunlar ilk memelilerdir.
Günümüzden 150 milyon yıl önce Doğu Afrikada ''Jura Dönemi'' başlar. Bütün zamanların en büyük dinozorlarından biri olan 12 metre boyundaki Brankiyosaurublar bu devirde yaşamışlardır.Milyonlarca yıl dünyaya hükmeden bu yaratıklarında bir sonu vardı. Bu günümüzden 80 ila 65 milyon yıl önce gerçekleşir. Bu dönemde beklenmedik bir olay canlıların bütün tarihini altüst etti. Dinozorlar ve onlarla birlikte diğer birçok canlı varlık, deniz ve kara hayvanları, mikroskobik veya devasa yaratıklar sonsuza kadar yok olurlar. Bugün çok sayıda uzman dinozorların sonunun dünya çapında bir çevre felaketinden ileri geldiğini savunurlar. Bu felaket uzaydan gelen bir maddenin çarpması veya volkan püskürmelerinden ileri gelmiş olabilir.
MEMELİLERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE İNSANIN DOĞUŞUNA KADAR GEÇEN SÜRE
Türünün başarısını sağlamak için en önemli koz şüphesiz üremedir. Sürüngenler için en büyük yenilik, sert bir yere yumurtlamalarına imkan veren ve kendilerini su ortamından kurtaran sert kabuklu yumurta olmuştur. Memeliler bu gelişimi daha da iyi hale getirecektirler. Çünkü annenin karnı embriyon için yumurtadan çok daha iyi koruma yeridir ve yeni doğmuş bir yavru için anne sütü en özlü gıdadır. Zaten bu yenilik, yani meme, onların adlandırılmasında kullanılacaktır. Üreme tarzı memelileri üç kategoriye ayırmamıza imkan verir. en kalabalık olanlar embriyolarını anne vücudunda muhafaza eden rahimli memelilerdir. Doğduğunda yavru, gelişimi tamamlanmış ve yaşayabilir haldedir.(insan rahimli bir memelidir) Keseliler ikinci grubu oluştururlar ; yavrular anne karnında çok az süre kalırlar ve daha sonra gelişmelerini dış bir cepte tamamlarlar.(kangurunun meşhur cebini hatırlayın) üçüncü tür ise yumurta yolu ile üremedir.
Sürüngenlerin soğuk kanı onların en büyük zaafıdır, onlar ani büyük ısı değişikliklerine karşı çok hassastırlar. Gelişime dönük bu buluşlar sayesinde memeli hayvanlar, dinozorlar kaybolur olmaz yeryüzüne yayıldılar. 55 milyon yıl önce, Eosen Dönemi süresince ilkel türler bugün dünyayı kaplayan yeni altsınıfların lehine azalmaya başladı ; Kemirgenler, toynaklı ot oburlar, filler gelişmiş primatlar, yarasalar, suda yaşayan memeliler vd...
Bundan 37 milyon yıl önce iki büyük olay yeryüzü faunasını özellikle de o dönemde Madagaskar'ın iki katı büyüklüğünde, nemli tropikal iklime sahip ir ada olan Avrupa'yı altüst etti. Dünyanın soğuması önce, aralarında tapirlere benzer büyük otçullar olan Lophiodon'ları atlara benzer otçullar Paleothera'ları Madagaskar maymunumsularına ve Malezya maymununa benzeyen primatlarını kırıp geçirdi. Bu ilk düzensizlik paleontologların büyük kopuş adını verdikleri ve fosil buluntularından anlaşılan dünya faunasındaki değişimle daha da arttı. Jeologlara göre ''büyük kaynama'' söz konusuydu. : büyük miktarda su, buza dönüştü, okyanuslar alçaldı, Asya'yı Avrupa'dan ayıran sığ deniz kolu yok oldu ; hatta iki kıta birleşti. Asya memelileri durumdan faydalandı ve kitleler halinde Avrupa'ya istila ettiler ve daha yararlı hayvanları ortadan kaldırdılar.
Pek çok türün yok olmasına sebep olan iklim değişiklikleri Miyasen döneminde 20 milyon yıl boyunca sürdü. Sıcaklığın düşmesi ve nemin azalması bitki örtüsünü değiştirdi. Otlar hızla çoğaldı, büyük çayırlar ormana dönüştü Bundan sonraki dönem soğuk ve buzlu oalnve günümüzden 2 milyon yıl önce başlayan Plesitosen dönemdir. Bu dönemde Avrasya büyük buzlarla kaplıydı; yaşayan hayvanların vücutları soğuğa dayanıklıydı ( Mamutlar ve tüylü gergedanlar, ayılar, kutup porsukları, atlar) İki Amerika arasında buzullaşma daha önce büyük tropikal ormanlarla kesilen bir karasal geçidin açılmasını sağladı. Bu durum Güney Amerika'ya olduğu kadar, kuzey Amerika'ya doğru göçler için bir fırsattı.
İklimde olan bu değişikler fauna ve florayı yani hayvanlar alemini ve bitkiler dünyasını doğrudan etkiliyordu. Güçlü olan hayatta kalıyordu. Bir yaşam savaşı sürüp gidiyordu.
İNSANIN DOĞUŞU
20 milyon yıl önce büyük maymunlardan '' proconsul''lar Doğu Afrika ormanlarında yaşıyordu. Ağaçlar üzerinde 4 ayaklarını kullanarak yer değiştiriyorlar ve bazen yere iniyorlardı. Yerkabuğundaki bir çökme sonucu proconsullar ikiye bölündü. Batıda, ormanların varlıklarını sürdürdükleri yerlerde şempanze ve gorile dönüşüler ; doğuda daha kuru bir savan ortamına uyum sağladılar ve iki ayaklı hale geldiler.
XIX. yüzyıla varıncaya dek insanlar kendi tarih öncesi dönemleriyle pek ilgilenmemişlerdi. Sadece bir avuç bilim adamını tarih öncesi insanın varolduğunu kesin olarak savunuyordu. Neden sonra çok sayıda insan fosili kemiği ve yontma taştan araçlar Avrupa'nın çeşitli yerlerinde ortaya çıkarıldı. Özellikle de Almanya'da Düsseldorf yakınlarında Neander Vadisinde bulunan garip bir kafa tası ve birkaç insan kemiği önemli bir aşama olarak kabul edildi ve daha sonra '' Neandertal İnsanı '' olarak kabul edildi.
1859 yılın da ünlü İngiliz doğabilimci Charles Darwin , doğal ayaklanma Yöntemiyle Türlerin kökeni adlı bir kitap yayımladı. bu kitapta evrim kuramını açıklıyordu : Türler çevrelerindeki değişime uyum sağlamak için aşamalı olarak değişim gösterirler, aksi halde soylarının tükenmesi söz konusudur. Yine de insanın hayvan kökeninden geldiği sorunu ta olarak ele alınamamıştı. Ancak 1871 'den başlayarak İnsanın Kökeni ve Cinsel Ayıklanma adlı kitabında, Darwin, Afrika'yı insanlığın beşiği olarak gösteriyordu. Bu savın tam tersine , Alman bilim adamı Ernst Haeckell Asya'nın güneydoğusundaki büyük maymunların - gibon (şebek) ve orangutanların - insanlara , Afrika'nın büyük maymunlarından daha yakın olduklarını ileri sürüyordu. Düşüncelerinde haklı oluğu, kendisinin sadık okurlarından biri olan genç Hollandalı doktor Eugene Dubois tarafından doğrulandı. Dubois, 1891 yılında '' pinthecanthrope'' olarak adlandırdığı insan fosili kalıntılarını Java'da bulmuştu. Bilim alanında yankı uyandıran diğer buluşlar Birinci Dünya Savaşından sonra gerçekleştiler. Önce Pekin yakınlarında, ünlü ''sinantrophus'' kalıntıları bulundu. Sonra türün ilk Afrika kalıntı örneği bulundu. Bu australopithecus kafatasının tanımı yapıldı ve Londra'da Nature dergisinde yayımlandı.Bu bulgular ; en önemli çalışma alanını Afrika'nın oluşturduğu müthiş bir paleontoloji ve arkeoloji serüveninin başlangıcı kabul edilir.
AUSTRALOPİTEKUS 'lar Doğu ve Güney Afrika'da 6 milyon ile 1 milyon yıl arasında yaşamışlardır. İlk örneğin , Güney Afrika'da bulunmasından dolayı bu adı taşımaktadır. Tanzanya'da bulunan ayak izlerinin de kanıtladığı gibi , iki ayakları üzerinde duran ve yürüyen ilk kişiler onlar olmuşlardır , ama yürüyüşleri henüz pek düzgün değildir. Australopitekus 'lar avcıydılar ve alet yapmayı biliyorlardı. Aletleri, yassı çay taşlarını yontarak yapıyorlardı ve az ağaçlı bozkırlarda, akarsu ya da göllerin kıyısında yaşıyorlardı.
Australopitekus 'lar, ormanlardan bozkırlara kadar çok çeşitli alanlarda yaşamışlardı. Aralarında ; kimileri çok iri kimileri de daha ufak tefektiler. Birinciler çıkık kemikli yüzlerinden, gözlerinin üzerindeki çıkıntılı kaş kemerlerinden yassı alanlardan ve erkeklerde kafatasının üzerindeki çok belirgin olan çıkıntıdan tanınıyordu. Azı dişleri ve ön azı dişleri çok büyüktür, köpek dişleri ve kesici dişleri çok küçüktür ; kökler ve tahıllar gibi sert besinleri ezerek yedikleri sanılmaktadır. İkinci kümede ise, daha ince bir yüze gözlerinin üstünde daha az belirgin kaş kemerlerine ve hafifçe çıkıntılı bir alana sahiptirler. Köpek dişlerinin ve kesici dişlerinin gelişmiş olması , et yediklerini düşündürmektedir.
Günümüzden 2 milyon yıl önce iklimin değişmesi ve bunun sonucunda kuraklık nedeniyle oluşan Australopitekus 'lar bozkır adamları oldular. Aralarından bazıları ilk insanların ortaya çıkmasını sağladı.
Bu ilk İnsana HOMO HABİLİS denir. Bu yetenekli insan anlamındadır. Yani bu deşişime , tüm coğrafi şartlara kısaca doğal selection dediğimiz olayı geçen HomoHabilis'tir. Habilislerin yüzleri yassılaştı, alınları çıkıntı oluşturdu , azı ve ön azı dişleri küçüldü, gözlerin altındaki torbacıklar ortadan kalktı ve beyinleri büyüdü. Aletleri Australopitekus 'lara kıyasla daha çok çeşitlilik gösterir.( yontulmuş taşlara çeşitli biçimle verdiler ) ve ilk sığınakları oluşturdular. ( belki d ilk av koruganlarını yaptılar).
HOMO ERECTUS' lar kendilerinden önce gelenlere kıyasla daha geniş bir kafatasına sahiptirler.( kafatasları 900 ile 1200 cm3 arasında değişir. Kafa iri, yüz dar, kaş kemerleri çok çıkıntılıdır. Alın geriye doğru yatık, dişler şimdiki insanınkileriyle benzerlik gösterse de daha geniş bir yer kaplamaktadır. Aletleri çift yüzlü olarak yapabilmektedirler. Baltayı yapmayı öğrenmişlerdir. Gittikçe daha gelişmiş aletler yapmayı denemişlerdir. Homo Erectus birbirinden farklı alanlarda yaşamayı buralara uyum sağlamasını bilmişlerdir.Ateş hiç kuşkusuz ilk kez Homo erektus tarafından kullanılmıştır. Bu büyülü ve kutsal araç insanın davranış biçimlerini kökten değiştirmiştir. Bunun yanı sıra ateşe sahip olmayanlarla arasında kıskançlık, rekabet kavgaları yarattığı da kesindir. Ayrıca erektus insanı ilk kez dik durabilen insan olma unvanını da yapılan araştırmalar sonucunda kesinleştirmiştir.
NEANDERTALLER :
100.000 yılları dolayında başlayıp 10.000' e doğru sona eren son buzul dönemi Würm Dönemi sırasında, iki önemli olay gelişti. : İki tür olgun insan, Neandertal inasını ve çağdaş tip insan orta çıktılar. Batı Avrupa'da homo erectusların kafatasının tipik
Neandertal insanının kafatasına doğru nasıl bir gelişim gösterdiği kolayca izlenmektedir. Yassı bir kafatasının arkasındaki bir çıkıntı ya da topuz gözlerinin üstündeki çıkıntı, elmecık kemiklerinin olmayışı öne doğru uzanan yüz çıkıntılı burun henüz tam oluşmamış çene kemiği bu insanın en belirgin özellikleriydi.
İlk gömütler 90.000 e doğru ortaya çıkmaktadır. Bu gömüler insanın türdeşlerine, benzerliklerine karşı duyduğu ilginin de birer kanıtıdır. Çoğunlukla gömme töreni sırasında ölünün sahip olduğu eşyalar ya da hayvanlar gömünün yanında ya da cesedin üstüne yerleştirilirdi. Kafze'de (İsrail) geyik bıynuzları ile birlikte beraber gömülüş bir çocuk bulunmuştur.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 24
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 15
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 28
