HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
şarkıcı, sinema oyuncusu
Ajda Pekkan'ın kardeşi
1948 yılında İstanbul'da doğdu. Bir süre Çamlıca Kız Lisesi'nin orta bölümünde okudu. 1964'te "Kara Mehmet" filmiyle sinema oyunculuğuna başladı. 1965'te Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahneye çıktı.
1968'de hafif batı müziği dalında şarkıcılık yapmaya başladı. Fikret Hakan ve Ercüment Karacan'la evlendi. Gulu Lalvani ile evli. Hayatını yurtdışında sürdürüyor.
Filmleri:
Artık Düşman Değiliz, Çılgın Gençlik, Nuh'un Gemisi, Satılmışlar, Krallar Ölmez, Yaprak Dökümü, Kara Davut, Kader Bağı, Ölünceye Kadar.
SÖYLEŞİ
"Haldun Dormen'le iki sene sevgiliydik"
Habertürk 24 Ağustos 2011
Son röportajını 1973te vermişti. Sonra Artık hiçbir şey üretmiyorum ki diyerek sessizliğe gömüldü.
Oysa sosyete partilerinin şık kadınının görünmeyen bambaşka bir hayatı vardı. Lady Diananın ilk sırayı aldığı 100 önemli kadın listesindeki 6. isimdi... Bu başarısı ile The Observerda tam sayfa haber olmuştu. Lord Lichfieldın yazdığı The Women Behind kitabındaki 60 kadından biriydi. ıngilterede yıllarca kimsesiz çocuklara yaşam anneliği yapmış, hastanelerde gönüllü hemşire olarak çalışmış, Mor Çatı Derneği gönüllüleri arasına girmişti. Semiramis Pekkan, sonunda 40 yılı aşan sessizliğini Mecmua dergisi için bozdu ve İzzet Çapaya buz dağının görünmeyen kısmını anlattı.
Herkesin hayatında bir dönüm noktası olduğuna inanırım. Senin için bu hangi olaydır?
- Yıldızımın parlayıp parlamadığını bilemem ama hayatımın dönüm noktası Ercüment Karacan ile karşılaşmamdır.
Ercüment Bey köklü bir aileden geliyor... Milliyet Gazetesinin de sahibi. şarkıcılığı, sahneleri bırak demiştir herhalde.
- Asla... Ben kendi kararımla bıraktım. Öyle bir insanla beraberken gazinolarda şarkı söyleyemezdim.
Ama plak yaptın... Yanılıyorsam düzelt, Altın Plak bile almıştın...
- Evet. Müzik benim için hobiydi. Çünkü evim, eşim ve Ercümentin çocukları Ali ile Ömer her şeyden önemliydi.
Bir de Semiramis Pekkan o dönemde ladylik okuluna gitti diye söylentiler var.
- Yok canım... O adamla yaşamak zaten başlı başına bir evrimdi. Okulda öğreneceğim her şeyi ondan öğrendim.
YILMAZ GÜNEY DELİLİĞE VARAN BİR KARAKTERDİ
Ercüment Beyden önce kısa süre de Fikret Hakan ile bir evliliğin olmuş...
- Çok gençtim. Genç ve şaşkın bir evlilik...
İlk estetik ameliyatını da çok genç yaşta olmuşsun galiba...
- Doğru, çok eski... Film çektiğim zamanlardı. O günlerde ışıklar böyle sofistike değildi. Çok iyi oyuncusun ama burnunda kemer var, iyi görünmüyor dediler. Hemen bir gecede ameliyat oldum. 1966 yılıydı...
Türk sinemasının efsane isimleriyle birlikte kamera karşısına geçtin. Seni en çok etkileyen hangisi oldu?
- Tabii ki Yılmaz Güney... Müthiş bir kafa yapısı vardı. Deliliğe varan da bir karakterdi ama çok etkileyiciydi.
Yılmaz Güneyin kadın rol arkadaşlarıyla sık sık gönül bağı kurduğunu biliyoruz. Senin de onunla bir aşk maceran oldu mu?
- Karşılıklı etkileşim diyelim...
Tamam kızma... Bari birlikte yaşadığınız bir anıyı anlat...
- Bir gün Sait Halim Paşa Yalısının olduğu yerde Ajda ile oturuyoruz. Bir garson heyecanla geldi Süleyman Bey gelmiş, aşağıda sizi bekliyor efendim dedi. Kimmiş Süleyman Bey? diye sordum. Süleyman Demirel demez mi! Elim ayağıma dolaştı. Hemen aşağıya koştum. Bir baktım karşımda Yılmaz.
Kahkahalarla gülüyor. Deli adam...
HALDUN DORMENLE İKİ SENE SEVGİLİYDİK
Bir de tiyatro maceran var o yıllarda. Tiyatroya başlaman nasıl oldu?
- Bendeki ışığı ilk Haldun Dormen gördü. Haldun hep tiyatro yapmamı isterdi. Bir gün ASTa, Güner Sümere götürdü beni. Kendi oyunu Bozuk Düzeni prova yapıyorlar. Elime bir tekst verip Yarın provaya gel dediler.
Tek bir gecede ezberleyebildin mi rolünü?
- Sabaha kadar çalıştım ve sadece kendi rolümü değil bütün metni ezberlemişim!
Neden bütün oyunu ezberliyorsun ki?
- Bilmiyorum ki, o kadar acemiyim! Sonra öyle iyi kritikler çıktı ki, Devlet Tiyatrosu birbirine girdi. Vay efendim bu kadar oyuncu varken neden bu kız yazılıyor? diye. ıki sene değerli sanatçılarla sahneye çıktım.
Haldun Dormenin sendeki bu ışığı keşfetmesi nasıl oldu?
- O günlerde Haldun ile çıkıyorduk. ıki sene sevgili olarak yaşadık. Çok takdir ettiğim, hayran olduğum bir insandır. Ailesi de benim ailem gibiydi. İstanbulda sosyal hayata ilk adımları atmama Haldun sebep olmuştur.
SİNEMADAN GERİYE BİR TEK ÖDENMEMİŞ SENETLER KALDI
Derken sinemaya geçtin...
- Tiyatroyu çok seviyordum ama ekonomik olarak çok sıkıntıdaydım. Sandım ki filmlerden biraz para kazanabilirim.
Peki kazandın mı?
- O da hayalmiş... 12 film yaptım ama elimde sadece ödenmeyen senetler kaldı. ışte o arada Playboydan sahne teklifi geldi. O dönemin en elit gece kulübüydü
Ajda o aralar çok ünlüydü değil mi? Belki de onun kardeşi olduğun için geldi bu teklif...
- Tabii canım... Ajdaya kimse yetişemiyor. Zaten teklifi yapan ıbrahim Bey açıkça söyledi, Ablanızın süksesi müthiş, sizi onun karşısına çıkarmak istiyorum diye. Deli misiniz dedim, o güne kadar banyoda bile şarkı söylememişim.
Parası iyi olsa bari...
- Hem de ne para... Bir ay karşılığında Nişantaşında iki daire alacak kadar para çıkarıp koydu önüme.
Hemen kabul etseydin...
- Olur mu? Bir düşüneyim dedim. Eve geldim, Ajdaya anlattım. Aman ezberle beş şarkı, al parayı git dedi. Üzerinde bile durmuyor. Onun için kolay tabii. Beş yaşından beri eline geçirdiği her sivri şeye şarkı söylerdi. Düşünün, iki ayrı ruh.
AJDA ÇILDIRMAKTA HAKLIYDI ÇÜNKÜ İKİ AYDA ONU GEÇTİM
Neyse, sahneye çıkmanda kalmıştık... Heyecan diz boyu tabii ki...
- Hem de ne heyecan... Bir ay var hazırlanmam için. Hemen kendime bir ev ve mücevherler aldım. Bir de Romaya uçak bileti...
Uçak bileti niye?
- İlk gece sahnede rezil olursam hemen kaçacağım! Neyse sonunda sekiz şarkı, dört kostümle attım kendimi sahneye. Bir gecede star oldum. Ertesi gün bütün gazeteler beni yazıyordu. Sahneden indiğimde Ajda bir köşede hüngür hüngür ağlıyordu.
Ah bu kız beni geçecek, ben ne yaptım diye herhalde...
- Yok canım, mutluluktan.
Ama sonra birbirinize girmişsiniz. Fecri Ebcioğlu sana şarkı yazdı diye rahmetlinin evinin camlarını taşlamış.
- Onu ben sonradan duydum... O şarkıyla (Bu Ne Biçim Hayat) altın plak aldım zaten. ıki sene konuşmadı benimle. Kız haklı... Beş yaşından beri şarkı söylüyor, sonra ben gelip iki ayda onu geçiyorum... Çıldırmaz mı insan?
BENİM İÇİN KRALİYET DAVETİNİ REDDETMİŞTİ
Bu arada Ercüment Beyle tanışmanız da Playboy sayesinde olmuş...
- Evet, Playboydaki ilk gecemde oradaymış. Ama ben tanımıyorum. Bir gün rahmetli Altan Erbulak kulise geldi. Ercüment Karacan seni Milliyetin güzellik yarışmasında onur konuğu yapmak istiyor dedi. Sinirlendim, Prensip olarak şahsen davet almadan hiçbir yere gitmem dedim. Bu adamı tanımıyorsun, siler seni dedi. Umurumda değil diye kestirip attım.
Gittin mi davete?
- Yok, gider miyim? Aradan birkaç ay geçti. Haldun ile ayrılmak üzereyiz. Hümeyranın annesi Balalaykada bir parti veriyor. Oraya götürdüler beni. Arkası dönük bir adam dikkatimi çekti. Oydu. Ben Ercüment Karacan dedi. Anladım ki davetini reddettiğim adam. ıki dakika el ele kaldık. Korkunç etkilendim. Eriyorum sanki. Öyle yakışıklı ki... Çok az kadın hayatında öyle bir erkek tanımıştır. Ercümentle 18 yıl birlikte olduk ve en büyük zenginliğim bu beraberlik.
Ne zaman evlendiniz?
- Eşinden ayrılması altı yıl sürdü. Ancak ondan sonra evlenebildik.
Ama beraber olduğunuz sürede seni herkese karım diye tanıştırırmış.
- Evet. Hatta şöyle bir olay yaşamıştım. O yıllarda ıngiltere Kraliçesi Türkiyeye geldi. Ercüment de Milliyetin ilk renkli sayısında Kraliçenin posterini verdi. Bu jest çok hoşuna gitmiş. Akşam verilecek kraliyet daveti için ıngiliz sefiri bir davetiye getiriyor Ercümente. Davetiyeye bakıyor Ercüment ve sadece kendi ismini görüyor. Bunun üzerine diyor ki, Alın bunu götürün. Resmen evli olmasak da Semiramis benim eşimdir. Onun adının yazılı olmadığı hiçbir davetiyeyi kabul etmem.
OĞLUM GEÇMİŞ YAŞAMLARDA KARŞIMA DEFALARCA ÇIKTI
Ayrıldıktan sonra da Ercüment Bey ile dost kalmışsınız... Boşanmanız nasıl oldu?
- Moda dünyasında önemli işler yapıyordum. Londrada, Los Angeleste butiklerim vardı. Sonra oğlumuz Emirin hastalığı bizi allak bullak etti. Emirin hastalığı sırasında onu ihmal mi ettim diye bir suçluluk duygusu kapladı beni. Ercümenti her gördüğümde onda oğlumu kokluyordum. Ayrılmamızın sebebi biraz budur. Bu arada o günlerde kimin, dostluğunu nasıl sunacağını bilemiyorsun. Emir hastayken bir gün Los Angelesta kapı çaldı, bir baktım karşımda Paul Anka. Merhabamız bile yoktu.
Nasıl duymuş olayı?
- Bir başka nedenden dolayı aynı hastaneye gitmiş. Orada öğrenmiş tesadüfen. Emir de o günlerde eve çıkmıştı. Çat kapı karısıyla geldi. Bir de palyaço getirmişler yanlarında Emirin moralini düzeltmek için. Ben hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorum. Ne kadar acı verse de ders oluyor insana yaşananlar...
Her şeyin bir nedeni var diyorsun...
- Tabii ki... Emirin benim hayatıma girmesinin de bir sebebi vardı. Tıpkı çıkmasının olduğu gibi...
Neydi o sebep?..
- O bana kalsın... Ama çok araştırdım. Emir ile geçmiş yaşamlarda üç dört kez daha ortak hayatımız, sevgimiz olmuş bizim. Bitiremediğimiz büyük bir sevgimiz varmış. Bu büyük sevgi oğlum olarak noktalandı.
OĞLUM ZORANIN IQSU EINSTEININKİNDEN YÜKSEK
Her neyse... Daha sonra Ercüment Bey ile ayrılıyorsunuz ve dünyanın en önemli işadamlarından biri ile evleniyorsun. Gulu Lalvani ile... Ercüment Bey yeniden evleneceğini duyunca ne yaptı?..
- Ercüment beni o kadar çok severdi ki, Gulu ile evleneceğim zaman onunla tanışmak istedi. ıkisi bir akşam yemeğe çıktılar. Sonra Ercüment beni aradı, Çok şeker ve iyi bir insan ama senin ona öğreteceğin çok şey var, eminim halledersin dedi.
Gulu hangi duygularla döndü yemekten?
- Eve geldiğinde şaşırmıştı. Bu adam seni ne kadar çok seviyor dedi.
Şimdilerde aranız nasıl Gulu ile?
- Ayrıyız ama her zaman arkasındayım onun.
Şimdi gelip, kolundan tutsa ve Haydi gel dese gider misin?
- Hayır... O sadece oğlum Zoranın babası.
Zoran şimdi ne yapıyor?
- İsviçrede okuyor. 23 yaşına geldi. şu anda benim hayatla bağım ve tek aşkım. Ama onda iki ayrı ruh var. Biri dünyevi, diğeri tamamen spiritüel... Düşünsene daha sekiz yaşında kimse bir şey söylemeden şamanizm okumaya başladı. şimdi günde 45 gazete okuyor. 11 yaşında Mensa testine gitti ve o yaşta sertifikalandı.
Kaç çıktı IQsu ?
- İnanmazsın ama bizimki Einsteininkinden bile yüksek çıktı.
VERSACEYİ İTALYADAN İLK ÇIKARAN BENDİM
Senin modacı yönünden söz edelim Biraz da... Nasıl başladın?
- Londrada yaşıyordum artık... ıngilizcem de tamamdı... Kendi başıma bir şeyler yapmam gerektiğini fark ettim. Baktım ıngilterede insanların giyim kuşamları tam anlamıyla bir felaket. Bir ara elime Christian Ojar marka bir bluz geçmişti. Harika bir şeydi. Gittim adamı buldum. Çok yetenekli bir Fransız... Birlikte ıngilterede işe başladık. Ama bir yıl sonra adam at binerken düştü öldü... Ne kadar eşyası varsa alıpLondraya getirdim. Kendi bluzumun kalıbını çıkarıp onun üzerinden bir yıl kırdım geçirdim ortalığı. Bond Streette üç katlı bir dükkan aldık. şimdi orası Guccinin ve Smythsonun yeri...
Bir de İtalya maceran var...
- Christian ve Ercüment sayesinde ıtalyada da bir sürü insanla tanışmıştım. O arada ıtalyan modasına heves ettim. Jenny o zamanlar ıtalyada müthiş tutuluyor. Floransada onun atölyesine gidip gelirken Jennynin tasarımcılarından biri olan çok utangaç bir genç dikkatimi çekti... Çok yetenekli ama kimse farkında değil...
Kimdi o?
- Versace... Onu aldım Londraya getirdim. Ferreyi, Compliceyi de getirdim sonraları. Avrupada ilk dükkanlarını ben açtım. Sonradan dünyaya yayıldılar ama onları ıtalyadan ilk çıkaran benim...
NEFES ALDIĞIM SÜRECE HAYATIMDA AŞKA YER VAR
Peki aşk defterin artık kapalı mı?
- Aşk ve kapalı sözcüğü hiçbir zaman yan yana gelmemeli. Aşk insan vücudunun temel yapı taşı. Nefes aldığım sürece hayatımda aşka yer var.
Ajda Pekkan'ın kardeşi
1948 yılında İstanbul'da doğdu. Bir süre Çamlıca Kız Lisesi'nin orta bölümünde okudu. 1964'te "Kara Mehmet" filmiyle sinema oyunculuğuna başladı. 1965'te Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahneye çıktı.
1968'de hafif batı müziği dalında şarkıcılık yapmaya başladı. Fikret Hakan ve Ercüment Karacan'la evlendi. Gulu Lalvani ile evli. Hayatını yurtdışında sürdürüyor.
Filmleri:
Artık Düşman Değiliz, Çılgın Gençlik, Nuh'un Gemisi, Satılmışlar, Krallar Ölmez, Yaprak Dökümü, Kara Davut, Kader Bağı, Ölünceye Kadar.
SÖYLEŞİ
"Haldun Dormen'le iki sene sevgiliydik"
Habertürk 24 Ağustos 2011
Son röportajını 1973te vermişti. Sonra Artık hiçbir şey üretmiyorum ki diyerek sessizliğe gömüldü.
Oysa sosyete partilerinin şık kadınının görünmeyen bambaşka bir hayatı vardı. Lady Diananın ilk sırayı aldığı 100 önemli kadın listesindeki 6. isimdi... Bu başarısı ile The Observerda tam sayfa haber olmuştu. Lord Lichfieldın yazdığı The Women Behind kitabındaki 60 kadından biriydi. ıngilterede yıllarca kimsesiz çocuklara yaşam anneliği yapmış, hastanelerde gönüllü hemşire olarak çalışmış, Mor Çatı Derneği gönüllüleri arasına girmişti. Semiramis Pekkan, sonunda 40 yılı aşan sessizliğini Mecmua dergisi için bozdu ve İzzet Çapaya buz dağının görünmeyen kısmını anlattı.
Herkesin hayatında bir dönüm noktası olduğuna inanırım. Senin için bu hangi olaydır?
- Yıldızımın parlayıp parlamadığını bilemem ama hayatımın dönüm noktası Ercüment Karacan ile karşılaşmamdır.
Ercüment Bey köklü bir aileden geliyor... Milliyet Gazetesinin de sahibi. şarkıcılığı, sahneleri bırak demiştir herhalde.
- Asla... Ben kendi kararımla bıraktım. Öyle bir insanla beraberken gazinolarda şarkı söyleyemezdim.
Ama plak yaptın... Yanılıyorsam düzelt, Altın Plak bile almıştın...
- Evet. Müzik benim için hobiydi. Çünkü evim, eşim ve Ercümentin çocukları Ali ile Ömer her şeyden önemliydi.
Bir de Semiramis Pekkan o dönemde ladylik okuluna gitti diye söylentiler var.
- Yok canım... O adamla yaşamak zaten başlı başına bir evrimdi. Okulda öğreneceğim her şeyi ondan öğrendim.
YILMAZ GÜNEY DELİLİĞE VARAN BİR KARAKTERDİ
Ercüment Beyden önce kısa süre de Fikret Hakan ile bir evliliğin olmuş...
- Çok gençtim. Genç ve şaşkın bir evlilik...
İlk estetik ameliyatını da çok genç yaşta olmuşsun galiba...
- Doğru, çok eski... Film çektiğim zamanlardı. O günlerde ışıklar böyle sofistike değildi. Çok iyi oyuncusun ama burnunda kemer var, iyi görünmüyor dediler. Hemen bir gecede ameliyat oldum. 1966 yılıydı...
Türk sinemasının efsane isimleriyle birlikte kamera karşısına geçtin. Seni en çok etkileyen hangisi oldu?
- Tabii ki Yılmaz Güney... Müthiş bir kafa yapısı vardı. Deliliğe varan da bir karakterdi ama çok etkileyiciydi.
Yılmaz Güneyin kadın rol arkadaşlarıyla sık sık gönül bağı kurduğunu biliyoruz. Senin de onunla bir aşk maceran oldu mu?
- Karşılıklı etkileşim diyelim...
Tamam kızma... Bari birlikte yaşadığınız bir anıyı anlat...
- Bir gün Sait Halim Paşa Yalısının olduğu yerde Ajda ile oturuyoruz. Bir garson heyecanla geldi Süleyman Bey gelmiş, aşağıda sizi bekliyor efendim dedi. Kimmiş Süleyman Bey? diye sordum. Süleyman Demirel demez mi! Elim ayağıma dolaştı. Hemen aşağıya koştum. Bir baktım karşımda Yılmaz.
Kahkahalarla gülüyor. Deli adam...
HALDUN DORMENLE İKİ SENE SEVGİLİYDİK
Bir de tiyatro maceran var o yıllarda. Tiyatroya başlaman nasıl oldu?
- Bendeki ışığı ilk Haldun Dormen gördü. Haldun hep tiyatro yapmamı isterdi. Bir gün ASTa, Güner Sümere götürdü beni. Kendi oyunu Bozuk Düzeni prova yapıyorlar. Elime bir tekst verip Yarın provaya gel dediler.
Tek bir gecede ezberleyebildin mi rolünü?
- Sabaha kadar çalıştım ve sadece kendi rolümü değil bütün metni ezberlemişim!
Neden bütün oyunu ezberliyorsun ki?
- Bilmiyorum ki, o kadar acemiyim! Sonra öyle iyi kritikler çıktı ki, Devlet Tiyatrosu birbirine girdi. Vay efendim bu kadar oyuncu varken neden bu kız yazılıyor? diye. ıki sene değerli sanatçılarla sahneye çıktım.
Haldun Dormenin sendeki bu ışığı keşfetmesi nasıl oldu?
- O günlerde Haldun ile çıkıyorduk. ıki sene sevgili olarak yaşadık. Çok takdir ettiğim, hayran olduğum bir insandır. Ailesi de benim ailem gibiydi. İstanbulda sosyal hayata ilk adımları atmama Haldun sebep olmuştur.
SİNEMADAN GERİYE BİR TEK ÖDENMEMİŞ SENETLER KALDI
Derken sinemaya geçtin...
- Tiyatroyu çok seviyordum ama ekonomik olarak çok sıkıntıdaydım. Sandım ki filmlerden biraz para kazanabilirim.
Peki kazandın mı?
- O da hayalmiş... 12 film yaptım ama elimde sadece ödenmeyen senetler kaldı. ışte o arada Playboydan sahne teklifi geldi. O dönemin en elit gece kulübüydü
Ajda o aralar çok ünlüydü değil mi? Belki de onun kardeşi olduğun için geldi bu teklif...
- Tabii canım... Ajdaya kimse yetişemiyor. Zaten teklifi yapan ıbrahim Bey açıkça söyledi, Ablanızın süksesi müthiş, sizi onun karşısına çıkarmak istiyorum diye. Deli misiniz dedim, o güne kadar banyoda bile şarkı söylememişim.
Parası iyi olsa bari...
- Hem de ne para... Bir ay karşılığında Nişantaşında iki daire alacak kadar para çıkarıp koydu önüme.
Hemen kabul etseydin...
- Olur mu? Bir düşüneyim dedim. Eve geldim, Ajdaya anlattım. Aman ezberle beş şarkı, al parayı git dedi. Üzerinde bile durmuyor. Onun için kolay tabii. Beş yaşından beri eline geçirdiği her sivri şeye şarkı söylerdi. Düşünün, iki ayrı ruh.
AJDA ÇILDIRMAKTA HAKLIYDI ÇÜNKÜ İKİ AYDA ONU GEÇTİM
Neyse, sahneye çıkmanda kalmıştık... Heyecan diz boyu tabii ki...
- Hem de ne heyecan... Bir ay var hazırlanmam için. Hemen kendime bir ev ve mücevherler aldım. Bir de Romaya uçak bileti...
Uçak bileti niye?
- İlk gece sahnede rezil olursam hemen kaçacağım! Neyse sonunda sekiz şarkı, dört kostümle attım kendimi sahneye. Bir gecede star oldum. Ertesi gün bütün gazeteler beni yazıyordu. Sahneden indiğimde Ajda bir köşede hüngür hüngür ağlıyordu.
Ah bu kız beni geçecek, ben ne yaptım diye herhalde...
- Yok canım, mutluluktan.
Ama sonra birbirinize girmişsiniz. Fecri Ebcioğlu sana şarkı yazdı diye rahmetlinin evinin camlarını taşlamış.
- Onu ben sonradan duydum... O şarkıyla (Bu Ne Biçim Hayat) altın plak aldım zaten. ıki sene konuşmadı benimle. Kız haklı... Beş yaşından beri şarkı söylüyor, sonra ben gelip iki ayda onu geçiyorum... Çıldırmaz mı insan?
BENİM İÇİN KRALİYET DAVETİNİ REDDETMİŞTİ
Bu arada Ercüment Beyle tanışmanız da Playboy sayesinde olmuş...
- Evet, Playboydaki ilk gecemde oradaymış. Ama ben tanımıyorum. Bir gün rahmetli Altan Erbulak kulise geldi. Ercüment Karacan seni Milliyetin güzellik yarışmasında onur konuğu yapmak istiyor dedi. Sinirlendim, Prensip olarak şahsen davet almadan hiçbir yere gitmem dedim. Bu adamı tanımıyorsun, siler seni dedi. Umurumda değil diye kestirip attım.
Gittin mi davete?
- Yok, gider miyim? Aradan birkaç ay geçti. Haldun ile ayrılmak üzereyiz. Hümeyranın annesi Balalaykada bir parti veriyor. Oraya götürdüler beni. Arkası dönük bir adam dikkatimi çekti. Oydu. Ben Ercüment Karacan dedi. Anladım ki davetini reddettiğim adam. ıki dakika el ele kaldık. Korkunç etkilendim. Eriyorum sanki. Öyle yakışıklı ki... Çok az kadın hayatında öyle bir erkek tanımıştır. Ercümentle 18 yıl birlikte olduk ve en büyük zenginliğim bu beraberlik.
Ne zaman evlendiniz?
- Eşinden ayrılması altı yıl sürdü. Ancak ondan sonra evlenebildik.
Ama beraber olduğunuz sürede seni herkese karım diye tanıştırırmış.
- Evet. Hatta şöyle bir olay yaşamıştım. O yıllarda ıngiltere Kraliçesi Türkiyeye geldi. Ercüment de Milliyetin ilk renkli sayısında Kraliçenin posterini verdi. Bu jest çok hoşuna gitmiş. Akşam verilecek kraliyet daveti için ıngiliz sefiri bir davetiye getiriyor Ercümente. Davetiyeye bakıyor Ercüment ve sadece kendi ismini görüyor. Bunun üzerine diyor ki, Alın bunu götürün. Resmen evli olmasak da Semiramis benim eşimdir. Onun adının yazılı olmadığı hiçbir davetiyeyi kabul etmem.
OĞLUM GEÇMİŞ YAŞAMLARDA KARŞIMA DEFALARCA ÇIKTI
Ayrıldıktan sonra da Ercüment Bey ile dost kalmışsınız... Boşanmanız nasıl oldu?
- Moda dünyasında önemli işler yapıyordum. Londrada, Los Angeleste butiklerim vardı. Sonra oğlumuz Emirin hastalığı bizi allak bullak etti. Emirin hastalığı sırasında onu ihmal mi ettim diye bir suçluluk duygusu kapladı beni. Ercümenti her gördüğümde onda oğlumu kokluyordum. Ayrılmamızın sebebi biraz budur. Bu arada o günlerde kimin, dostluğunu nasıl sunacağını bilemiyorsun. Emir hastayken bir gün Los Angelesta kapı çaldı, bir baktım karşımda Paul Anka. Merhabamız bile yoktu.
Nasıl duymuş olayı?
- Bir başka nedenden dolayı aynı hastaneye gitmiş. Orada öğrenmiş tesadüfen. Emir de o günlerde eve çıkmıştı. Çat kapı karısıyla geldi. Bir de palyaço getirmişler yanlarında Emirin moralini düzeltmek için. Ben hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorum. Ne kadar acı verse de ders oluyor insana yaşananlar...
Her şeyin bir nedeni var diyorsun...
- Tabii ki... Emirin benim hayatıma girmesinin de bir sebebi vardı. Tıpkı çıkmasının olduğu gibi...
Neydi o sebep?..
- O bana kalsın... Ama çok araştırdım. Emir ile geçmiş yaşamlarda üç dört kez daha ortak hayatımız, sevgimiz olmuş bizim. Bitiremediğimiz büyük bir sevgimiz varmış. Bu büyük sevgi oğlum olarak noktalandı.
OĞLUM ZORANIN IQSU EINSTEININKİNDEN YÜKSEK
Her neyse... Daha sonra Ercüment Bey ile ayrılıyorsunuz ve dünyanın en önemli işadamlarından biri ile evleniyorsun. Gulu Lalvani ile... Ercüment Bey yeniden evleneceğini duyunca ne yaptı?..
- Ercüment beni o kadar çok severdi ki, Gulu ile evleneceğim zaman onunla tanışmak istedi. ıkisi bir akşam yemeğe çıktılar. Sonra Ercüment beni aradı, Çok şeker ve iyi bir insan ama senin ona öğreteceğin çok şey var, eminim halledersin dedi.
Gulu hangi duygularla döndü yemekten?
- Eve geldiğinde şaşırmıştı. Bu adam seni ne kadar çok seviyor dedi.
Şimdilerde aranız nasıl Gulu ile?
- Ayrıyız ama her zaman arkasındayım onun.
Şimdi gelip, kolundan tutsa ve Haydi gel dese gider misin?
- Hayır... O sadece oğlum Zoranın babası.
Zoran şimdi ne yapıyor?
- İsviçrede okuyor. 23 yaşına geldi. şu anda benim hayatla bağım ve tek aşkım. Ama onda iki ayrı ruh var. Biri dünyevi, diğeri tamamen spiritüel... Düşünsene daha sekiz yaşında kimse bir şey söylemeden şamanizm okumaya başladı. şimdi günde 45 gazete okuyor. 11 yaşında Mensa testine gitti ve o yaşta sertifikalandı.
Kaç çıktı IQsu ?
- İnanmazsın ama bizimki Einsteininkinden bile yüksek çıktı.
VERSACEYİ İTALYADAN İLK ÇIKARAN BENDİM
Senin modacı yönünden söz edelim Biraz da... Nasıl başladın?
- Londrada yaşıyordum artık... ıngilizcem de tamamdı... Kendi başıma bir şeyler yapmam gerektiğini fark ettim. Baktım ıngilterede insanların giyim kuşamları tam anlamıyla bir felaket. Bir ara elime Christian Ojar marka bir bluz geçmişti. Harika bir şeydi. Gittim adamı buldum. Çok yetenekli bir Fransız... Birlikte ıngilterede işe başladık. Ama bir yıl sonra adam at binerken düştü öldü... Ne kadar eşyası varsa alıpLondraya getirdim. Kendi bluzumun kalıbını çıkarıp onun üzerinden bir yıl kırdım geçirdim ortalığı. Bond Streette üç katlı bir dükkan aldık. şimdi orası Guccinin ve Smythsonun yeri...
Bir de İtalya maceran var...
- Christian ve Ercüment sayesinde ıtalyada da bir sürü insanla tanışmıştım. O arada ıtalyan modasına heves ettim. Jenny o zamanlar ıtalyada müthiş tutuluyor. Floransada onun atölyesine gidip gelirken Jennynin tasarımcılarından biri olan çok utangaç bir genç dikkatimi çekti... Çok yetenekli ama kimse farkında değil...
Kimdi o?
- Versace... Onu aldım Londraya getirdim. Ferreyi, Compliceyi de getirdim sonraları. Avrupada ilk dükkanlarını ben açtım. Sonradan dünyaya yayıldılar ama onları ıtalyadan ilk çıkaran benim...
NEFES ALDIĞIM SÜRECE HAYATIMDA AŞKA YER VAR
Peki aşk defterin artık kapalı mı?
- Aşk ve kapalı sözcüğü hiçbir zaman yan yana gelmemeli. Aşk insan vücudunun temel yapı taşı. Nefes aldığım sürece hayatımda aşka yer var.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 42
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 84
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 28
