- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 9 Ay 5 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
TURGUT ÖZAL'A AĞIT
Arı kovanından uçtuktan sonra, Bal eyvah! Diyecek zaman gelince, Turgut Özal gelip geçtikten sonra, Yol eyvah! Diyecek zaman gelince.
Bu memleket için çok büyük kayıp, Yiğidin hakkını vermemek ayıp. Has bülbülün kıymetini anlayıp, Gül eyvah! Diyecek zaman gelince.
Bayrak gökte durmaz olmazsa direk, Her fikrini örnek almamız gerek... Zamansız tarihe gömdüm diyerek, Yıl eyvah! Diyecek zaman gelince.
Makamını Cennet etsin Yaradan, Kara koyun yaslı geçsin yayladan. Utanacak Mecnun ile Leyla'dan, Çöl eyvah! Diyecek zaman gelince.
Kültürsüz yetiştir ilmi unutan, Kader değil cahil isen sen utan. Birliği bırakıp ikilik tutan', Eİ eyvah! Diyecek zaman gelince.
Vatan gider hükümdar hatasına, Vatan gider hükümdarın yasma. Sanki bir türkü çağırırcasına, Tel eyvah! Diyecek zaman gelince.
Var mı? Kul Mustafa gelip gitmeyen, Hangi ilim baştan sona bitmeyen? Saygı göstermeyen takdir etmeyen, Kul eyvah! Diyecek Zaman gelince.
Kul Mustafa
TURGUT OZAL'A AG1T
Onyedi Nisan'da bir güneş battı. Bir daha, bir daha, bir daha gelmez. Saadet yolunu sarpa uğrattı, Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Denizler üstünde binalar ören Çok eski kurumuş çağa can veren Asil Türklük gurubuna kan veren Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
O sevdirdi gardaşına gardaşı, Koydu vatan duvarına her daşı Yerini dolduran müstesna kişi Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Sonsuz demokrasi, birliğin eri, Oydu kahramanın şu
son seferi, Dünya felsefesi, yurt atmosferi Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Zehmeri ayında yeşeren dal mı? Hikmet kovanında arı mı, bal mı? Binlerce can geçer Turgut Özal mı? Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Muhayyili engin, bilgisi dolgun Fıtratı çok yüce, kendisi olgun Böyle ulu önder, böyle bir bilgin Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Bunu söyleyecek yol ve yurt vatan Batıda köprüler doğuda Harran Son çağın altına imzayı atan Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Haksız mı yas tuttu dağın
dumanı? Öze davet etti ehl-i imanı Yeminle söylerim Aşık Reyhanî Gitti Turgut Özal bir daha gelmez.
Aşık Yaşar Reyhanî
ANAYA AĞIT
Telgrafın teline asılı sözler Yeşilce kâğıda dökülür bir bir Acıdan da acı, kapkara haber Bu kadar uzaktan ne çabuk gelir?
Yıkılan bir dünya, sönen bir ışık Beni benden alan, götüren nedir? Yollar birbirine girmiş, karışık Beyaz kara, yeşil sarı gibidir.
Demir tekerlekten sızlanan raylar Kalksa da yerinden uçsa şu tren Katlansa üstüste, tükense yollar Gece gündüz olsa, değişse birden.
Bir hayalet gibi, korkunç ve sessiz
Yürüyen kim, kimin titrek adımlar?
"Gelimli-gidimli dünya" çaresi
Mezarlık yolunda kalabalıklar...
Ahmet ŞENTÜRK
Ahmet Şentürk bu şiiri, Nisati 1971
ANAYA AĞIT
Doğdum ağlamışsın, ölsem ağlardın Canından can verdin, eriyip soldun... Oğlum, kızım dedin ömür bitirdin Seni memnun ettim diyemem anam...
Sözlerin duaydı çevirmez Rabbim Hak biliriz Hadisini Habibin Demiş cennet ana rızasındadır Rızansız cennete giremem anam...
Ellerin açıldı Rahmet Gölünden Gözlerin feyz ile dolmuş sevgiden Gelirmiş Hak sim ana gönlünden Duansız bu sırra eremem anam...
Her acımda anar, oy anam derim Her duamda senden himmet dilerim Anasız kalmışım bilmem neylerim Bir başka anayı sevmem anam...
Göçtün bu dünyadan boş kaldı yerin Bıraktığın acı derindir derin Dileriz Mevladan Cennettir yerin Başka yere layık göremem anam...
Mehmet GÜLSEREN
Mehmet Güîseren bu ağıdını, fi Mart 1993'de kaybettiği anası Hacı
HÜSEYİNâE AĞIT
Ecel sana erken vurdu kılıcını Götürdü dünyadan aldı hıncını Yüreklere dolan dinmez acını İçip yudum yudum kandım ağladım.
Yaşın yirmibirdi çok gençti çağın Atıldın koynuna kara toprağın Bu fani dünyada bırakacağın Hatıranı andım, andım ağladım.
Ermedin hayatta emellerine Elem koydun sevdiklerin gönlüne Bıraktığın hayaline resmine Defalarca baktım yandım ağladım.
Mehmedim çırpındım olmadı
yaradan Hûda Çağırdım, çağırdım vermedin seda Kabrinin başında döndüm ağladım.
Gençlik baharlanmadı göğsünde kollarında Meyvesini vermedi çiçeğin dalarında Götürüldün sonsuza dostların kollarında Seni saran topraklar bize de zindan oldu.
Ey doymayan-toprakl ar, nerede arkadaşım? Yirmi yılın fidanı Genç Öğretmen Kardaşım Duamız senin için sevabımı vermişim Seni anmakla ancak teselliye ermişim... Seni saran topraklar bize de zindan oldu
Mehmet GÜLSEREN
ANAYA BABAYA AĞIT
Anadan öksüzüm, babadan yetim Kalmışım kimsesiz, buymuş kısmetim, Acıyla başbaşa kalmak niyetim Ağlarım yürekten, acım dinmiyor...
Anam çok saygındı, alimdi babam "Makamları Cennet 01malı"duam Ana-baba diye kimi arayanı Çok çağırdım ikisi de dönmüyor...
Hayırlı bir evlat olmak muradım Anamı, babamı andım ağladım Bilmem duyulur mu benim feryadım Onlarsız mutluluk içe sinmiyor...
Hilmi der: Hem yetim, hem de öksüzüm
Sis çöktü dünyama, görmüyor gözüm
Küller arasında sanki bir közüm
Su serptim, su serptim ateş sönmüyor...
Hilmi KEYHIDIR
Hilmi Keyhıdır, ağıdını anası Fatma Hanım ile Babası (Imam-Hafız) Hüseyin Kıhtır'ın ölümleri üzerine yazmıştır.
ŞAMİU İNAĞIDI
Aşağıdan gelir kürtler ağası Ağ bilek üstünde kama yarası Elinde yanıyor tel cigarası Demeyin de demeyin ağam vuruldu Kadıya, müftüye haber verildi.
Şamil'in dalında dal fesli püskül Tüfekler atıldı dedim ne sestir Demeyin demeyin ağam vuruldu Başı kefikah yiğit vuruldu Kadıya, müftüye haber verildi.
Kanoç ocağında şişeler kuruldu
Yiğit Şamil Atoloğu'nda vuruldu
Ben bilemedim ele karşı yanlış mı tuttum
Demeyin demeyin ağam vuruldu
Kadıya, müftüye haber verildi.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Doğanşehir'de reji memuru olarak çalışan Şamil isimli bir yiğit, kaçak tütünlerini yakalattığı kişiler tarafından pusuya düşürü¬lerek katledilir. Ağıt kedisini sevenler tarafından yakılmıştır.
MİKAİL'İNAĞIDI
Çeke çeke bu dert beni öldürür Gönül kararını bulana kadar Felek bu acımı nasıl dindirir Kuzumu böyle yorduktan sonra
Heç tükenmez karşı dağın odunu Kuzu ne vurayım şu derdinin adını Bende şu dünyaya geldim geleli Kuzu alamadım şu dünyajıın tadını
Morhamamm yazıları
KARA HALİTİN AĞIDI
Koyun gelir kuzu ile Ayağının tozu ile Gelin Yazıhan'ı inmiş Hasan ile Gazi ile.
Evlerinin önü iğde İğdenin dallan yerde Kara Hali t can veriyor Ak sıvalı küçük evde.
Alma da yanı dal yanı Kızarıyor günden yanı Kabristana koymuyorlar Muradını almayanı
Hacer Tuncel, bu ağıdı kocasının genç yaşta ölümü üzerine söylemiştir. Hasan ile Gazi yetim kalan çocuklardır.Kimi kardan gelir, kimi karadan Gelin derki: Yatamıyım yaradan İlahi kör olsun sebebin gözü Ağı mı var idi soyha kamada.
Evlirinin önü kaya Kayadan bakarlar aya hayriye'mi de sorarsan Sanki yeni doğmuş maya
Kurban olam fesli gelin Evine hevesli gelin.
Kaynak kişi: Hacer Tuncel, Yazıban, 85. Yeni evli iken, bir şüphe üzerine kocası tarafından öldürülen genç gelin, Hayriye'nin anası tarafından söylenmiştir.
HACININ AĞIDI
Evimizde havuz kol gibi atar Haci'm hasta olmuş mahfede yatar
Gelme ölüm gelme, üç gün ara ver
Elet, ölümü ıssız dağlara ver.
Petekte inliyor oğul arısı Ortalarda kaldı nazlı kuzusu
Gelme ölüm gelme, üç gün ara ver
Elet, ölümü ıssız dağlara ver.
Bu ağıt, uzak yoldan gelen Hacı'mn gece aniden ölümü üzerine karısı tarafından yakılmıştır.
ÖLEN KOCAYA AĞIT
Yıkılaydı Malatya'nın yolları, Kınlaydı Hikmet Bey'in kolları, Hastalıktan sararmış da elleri, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Yazıhan'a vardım makinam kaldı makinanın yüzüne sepkenler yağdı Anamman beni içine aldı Benim ağam muratsızdır neyleim.
Kırata vurdum da gümüş belleme, Aman doktor sol böğrümü elleme, Mümkünü yok ise zahmet eyleme Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Anam getsin yaylasını yaylasın, Küleğinin sütü kaymak bağlasın, Anamın oğlu var beni neylesin, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Hekimhan'la Malatya'nın arası, Yok mu arkadaşlar derdin çaresi, Çaresiz dertlere düştüm böylesi, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Ali'yi saldım ki doktor getire, Şarap içti ben gelmedim hatıra, Babam fok ki bedelimi yatıra, Anam yok ki başucumda otura, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
ÖLEN ÇOCUĞA AĞIT
Sene sekizendört sekiz Haziran Günlerden bir Cuma mevsim Ramazan Kara yazmış bize yazıyı yazan ismet'im İsmet'im canım ismet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Susadın kanmadın bir avuç suya Uyan yavrum uyan dalma uykuya Kalmaya mı gittin Ulu Mevla'ya İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
İsmet'im soframda ekmektin aştın Canımın cananı bir arkadaştın Bana hem evlat hem de kardaştın İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Derman kâr etmiyor dizlerimize Yaş bitti, kan doldu gözlerimize Felek çok mu gördü seni de bize İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Yastığın taş oldu, yatağın toprak Bize haram oldu gurbette durmak Derdin ki: Boy verdim, babacığım bak İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Orda yatak yorgan yastığın var mı? Odan karanlık mı, geniş mi, dar mı? Konuk geleceğiz bize yer var mı? İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
îstnet Alyüz, ölen oğlu için yazmıştır
ÖLEN ÇOCUĞA AĞIT
Kalktım baktım yol düzüne
Doyamadım yar yüzüne
Çocukların sebep oldu
inanmadın dost sözüne
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Dağ başına çadır kurdum
Esen yelden hile duydum
Kardaşım gurbette ölmüş
Haberini yeni duydum
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Felek sana dert yanarım
Gurbette kardaş ararım
Uzun sözün kısası bu
Bu dünyada çok yanarım
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Beş kardaştık üçü kaldı
Felek pençesini çaldı
Ben feleğe ne diyeyim
Nazlı kardaşımı aldı
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Dağ başında kara bir taş
Anam mı çağırdı kardaş
Gel gel dedim, sen gelmedin
ÖLEN ÇOCUĞA AĞIT
Şenelmez bu dünya harabat imiş Derdi bir değil, beş-on kat imiş Hak'ka teslim oldu emanet imiş Heveslendik bize, mal olur diye.
Firkat geldi yaşın yaşın ağladım Bu dert ile ciğerimi dağladım Mendil ile ellerimi bağladım Yolar çiçeğini, çil olur diye.
Darılıp gül hatırın eğmedim Ayıp diye el yanıda sevmedim Saçı kestim, perçemine değmedim Dökülür, yüzüne tel olur diye.
Akıl da kalmadı mihnetten serde Can mı dayanır böylesi derde Yeni yayla tuttum, kondurdum yurda Karışır komşuya, el olur diye.
Kahpe felek bakmaz oldu yüzüme Yaslıyım komşular, bakman sözüme Ağladıkça mendil tuttum gözüme Akar gözümyaşı, sel olur diye
Dertliler de türlü ateşe yanarlar Başa gelmeyince kolay sanarlar Ağlama Pervane! Seni kınarlar Yitirir aklını, deli olur diye.
Hekimhan/Güzelyıtrt Kasabasından, asıl adı Sinan olan, halk ozan
Pervane, oğlunun ölümü üzerine yazmıştır (1866-1941).
PUSUYA DÜŞÜRÜLENGENCE AĞIT
Aşağıdan gelir omuz omuza Çiğdem de karışmış güle, nergize Benden selam söylen o vefasıza Baba bayramınız mübarek olsun Kivre bayramınız mübarek olsun.
Çegleye yaslandım cigara içem Yağlı kurşun geldi nereye kaçanr Kanadım yoktur ki havaya ucam Baba bayramınız mübarek olsun Kivre bayramınız mübarek olsun.
Tarlada çalışırken dinlendiği sırada uzaktan ateş edilerek öldürülen genç için söylenmşitir
ÖLEN KOCAYA AĞIT
Evimizin önü çiftçe sekili İçine mor reyhan ekili Ağam ölmüş gidiyor Kim olacak vekili?
Gide gide bir cevize dayandım Cevizin acısına ben de boyandım ben seni sıtkı bütün sanardım Dalların gevşekmiş geldi elime
OĞULA AĞIT
Erzincan'a girdim ne güzel bağlar Erzurum'a vardım dumanlı dağlar Eleri koynunda bir ana ağlar Uy anam, anam nasıl dayanam.
Yüce dağ başına çadır açarım Kahve bulamazsam zehir içerim Eğer vermezlerse alır kaçarım Uy anam, anam nasıl dayanam.
Ağıt, terhisine kısa bir süre kala tank paletinin altında kalarak şehit olan Malatyalı bir asker üzerine, anası tarafından söylenmiştir
ÖRENLİ GELİN AĞIDI
Akçadağ Köyüne Ören diyorlar Şenin bu derdine verem diyorlar Ören'li gelin, veremli gelin
Ören'e vardım da örene benzer Yıkılmış evleri de virana benzer Ören'li gelin, veremli gelin
Akçadağ'a bağlı Ören Kasabasında genç yaşta veremden ölen gelin için söylenen bu ağıt TRT repertuvarına da alınmıştır.
CUMALIYA AĞIT
Gözyaşlarını oldu pınar Gören beni hasta sanar Yüreğim kardeşe yanar Bildirecek kimsem yoktur.
Dağ başında kurtla kuzu Dünya aldatıyor bizi Kalbime bıraktın sızı Dindirecek kimsem yoktur
Acın ne kadar zor kardeş Leyla, Hülya bana yoldaş Sineme bıraktın ateş Söndürecek kimsem yoktur.
Yaşanın baharındayız Hem üzgün, hem hastayız Yanına geleceğiz biz Döndürecek kimsem yoktur.
Abdullah hiç yazma fani Veren elbet alır canı Bü dünyada kalan hani Kal diyecek kimsem yoktur.
Abdullah Tarar
Abdullah Tarar genç yaşta ölen kardeşi için kaleme almıştır.
KEMAL ÖZALPER'E AĞIT
Bilemezsin şimdi: Dik mi yollar düz mü? Çevrende bahar bahar mı kırlar düz mü? Ses ver bize, ey Kemal Özalper: Kalan üç yavrun gibi Kabrin de -bugün- öksüz mü?
Arif Nihat Asya
Malatya'lı Kemal Özalper'in Kıbrıs/Lefke Sanat Okulunda öğretmen iken, 18 Ağustos 1964 tarihinde şehit olması üzerine yazılmıştır.
KEMAL ÖZALPER'E AĞIT
Bir şafak vaktiydi çıktı sefere, "Ya gelirim, ya da gelemem" dedi "Arada dağ-deniz, nereden nere? "Yol uzun, sonunu bilemem" dedi.
Göründü sonunda şirin bir ada Kıyıda bembeyaz durur yelkenler Gün gelir kargaşa başlar orada Acı bir çığılıktır artık sirenler.
Kana susamışlar çıkar ortaya Durum olur her gün daha da beter Allah için sahip çıkar davaya Can verir Kıbrıs'ta Kemal Özalper.
Ahmet Şentürk
Kıbrıs'ta şehit olan teknik öğretmen Kemal Özalper üzerine yazılmıştır
FIRAT KENARI
Fırat kenarında yüzer kayıklar Anam ağlar, bacım beni sayıklar Başıma toplanmış bağrı yanıklar Nettim size verin benim yarimi.
Fırat kenarında esvap yumuşlar Yumuş yumuş, gül dalına asmışlar Sevmediğim yari sevmiş demişler Şevem de kurtulam elin dilinden Ölem de kurtulam köyün dilinden.
Elbisem duvara asılı kaldı O yar benim ile küsülü kaldı Kitabım bavulda basılı kaldı Nettim size nettin bulun yarimi Nettim size verin benim yarimi.
Derleyen: Doğan Özkan
Ağıt, öğrenciliği sırasında Fırat'ta boğulan gencin nişanlısı tarafından söylenmiştir.
ÖLEN KOCAYA AĞIT
Yozgat dağlarından gelen trenler Belimi kırıyı haber verenler Bana gül oluyor yanından gelenler
Ufak ufak kuş olaydım Şu Yozgat'ın çalısına Diyorlar tezkere yoktur Hekimhan'lı birisine.
Derleyen: H. Basri Tuncel
İnsaf Gökkız bu ağıdı, Yozgat'ta asker iken ölen kocasının üzerine söylemiştir.
ŞU DAĞLARI DELMELİ
Şu dağlan delmeli Kül edip elemeli İçerim kan gidiyor Yarimi görmeyeli
Oy oy demeye geldim Yari görmeye geldim Yarim yaran nerende Melhem olmaya geldim Şu dağın arkasından Öldüm yar sevdasından Bileydim ayrılık var Giderdim arkasından
Oy oy demeye geldim Yari görmeye geldim Yarim yaran nerende Melhem olmaya geldim Dağlar dağladı beni Gören ağladı beni Ayırdı zalim felek Derde bağladı beni
Oy oy demeye geldim Yari görmeye geldim Yarim yaran nerende Melhem olmaya geldim
Bu ağıt/Türkü, bestekar-Tamburi Malatya'h Fahri Kayahan tarafından, eşinin ölümü, üzerine plağa okunmuştur.
MALATYA'NIN KAVAKLARI
Malatya'nın kavakları Dökülüyor yaprakları Kara toprakta çürüyor Al, kırmızı yanakları
Malatya'nın çarşısında Sular akar karşısında Benim ağamı vurdular Yazıhan'ın karşısında
MUSTAFA'NIN AĞIDI
Gittim doktorlardan bir söz işitim Eğer essah ise kırdı belimi Dediler yavrunun yarası kanser Kadir Mevlam bana verdin ölümü
İşte geldi bahar yazlar Otüyü turnalar, kazlar Süzülüyü kara kara gözler Mustafam ölüm elinden elinden.
Ağıt, Arguvan-Morhamam Köyü'nde genç yaşta kanserden ölen gencin üzerine söylenmiştir. Kaynak Kişi: hüseyin Şahin
AYRILIK AĞIDI
Bir bülbülüm gül dalında öterim Ağlama sevdiğim senden beterim Eğer içinizde tertli yoğise Ben dertliyim hepinize yeterim. Anam oy... oy...
Yüce dağdan bir yol iner Gelir dolanı dolanı Bizim elin coşkun çayı Akar bulanı bulanı Anam oy... oy...
Yüce dağdan aşan bilir Aşıp da dolaşan bilir Ayrılığın acısını Gurbet ele düşen bilir Anam oy., oy..
CEPHEDEKİ ASKERE AĞIT
Bir gelin uzakta ağlıyor gibi Bu akşam her taraf kara mı Mehmet? İçimi kor edip yakıyor gibi, Gözünde tutuşan çıra mı Mehmet?
Kıvrak bas, adımlar süzülür gibi Halayda bir sıra düzülür gibi Toprağa kan düşmüş yazılır gibi Alnın tomur tomur yara mı Mehmet?
Bir yıldız düşüyor yaralandın mı? Şehitler bezminde sıralandın mı? Bugün bayramındır kınalandın mı? Sorarım bu sıra sana mı Mehmet?
Kükreyen o sesler ne diye dindi, Duyduğum naralar elbet senindi, Yüce dağlar gibi yatıyon şimdi Aldığın son tepe bura mı Mehmet?
Dr. Abdullah Ertem
ASKER AĞITI
Erzurum'a gider iken Ayağıma battı diken Battığını aramıyom Yavrulardır boyun büken.'
Erzurum'dan kuş geliyor Sesi bana hoş geliyor Anadolu taburları Dolu gitti, boş geliyor.
Erzurum'un alimleri Çetin olur talimleri Kör olasın Rus kralı Dul bıraktın gelinleri.
Erzurum'un yolu çatal Beşliyi dalına atar Kör olasın Rus kralı Çifte gelin yalnız yatar.
Erzurum'un altı bayır Kurşun gelir cayır cayır Beş para harçlığım yoktur Kayır Mevlam, bizi kayır.
ASKER AĞIDI
Kışlanın önünde toplar atıldı
Topun heybetinden Ay, Gün tutuldu
Anlara, bacılar yola döküldü
Hendekte açtılar belim kuşağın Kara toprak oldu, yorgan, döşeğim
Karsın önünde eşmece hendek
Aldığımız yeri nasıl terkedek
Sılaya dönmeye çok ömür gerek
Hasankalasında keven mi biter Kars'ın yaylasında bülbül mü öter
Asker görünüyor karşıkı düzden
Arkasında baktım çantası bezden
Nasıl ayrıldınız, gelinden, kızdan
Hasankalasında bir ağaç alma Almayı görüp de eğlinip durma
Derleyen: Mustafa Kuşçuoğlu
ASKER AĞIDI
Kışlanın önünde sıra söğütler Binbaşı oturmuş asker öğütler Askere gidenler babayiğitler
Nicelocak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canımız Kışlanın önünde düştüm de yattım Binbaşı gelince kan tere battım Ana, ben bu canı devlete sattım
Niceolacak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canımız Şu derin derenin ince dumanı Asker gelir diye ettim gümanı Hepsinin de gün görecek zamanı
Neceolacak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canımız
ASKER AĞITI
Hasankalasında bindim katıra Babam yok ki bedelimi yatıra Bacım yok ki tel başına otura
Nicelocak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canimiz
Yeşilyurt/Cafana Köyünden ama Ali'den derlenmiştir.
Hasankalasında ot kucak kucak Kim derdi ki seferberlik olacak Nazlı gelinleri eller alacak.
De nenni nenni de askerim nenni Kara toprağa mı vereyim seni Hasankalasında bindim katıra Babama söyleyin bedel yatıra Anama söyleyin öle, kurtula
De nenni nenni de askerim nenni Kara toprağa mı vereyim seni Hasankalasında oldum onbaşı Sol yanımdan çıktı süngünün başı Yanıma gelmedi doktor binbaşı
Gide gide gittim, yolum ne ırak Yoluma kurulmuş demirden tuzak Hasankalası da küçük kasaba Kesilen kelleler gelmez hesaba Bir hoca yoğidi yaza kitaba
Yüce dağ başına kara giderim Usandım ayvadan nara giderim Hasankalasında üç ağaç mişmiş Sararmış, solmuş, dibine düşmüş Osman'ın askeri tifoya düşmüş
Yüce dağ başında kar nemli nemli Durulmaz bu yerde, gönlüm elemli Mezarımı yol üstüne eşsinler Garip diye karaçalı bassınlar Bu dünyadan hesabımı kessinler
Duman geldi ben şaşırdım yolumu Felek kırdı kanadımı, kolumu Askerliği bizim için yapmışlar Temelini ne de güzel atmışlat Onkesiz yaşında asker yazmışlar
Şu kâfir düşman da ne azgın dişli Sorarsan gidenler hep.otuzüçlü
Yeşilyurt/Kadiruşağı Köyü'nden Elif Kılıç'tan derlenmiştir.
ASKERE AĞIT
Hiç mi kalkmaz kara dağın dumanı Okunuyor seferberlik ilanı İki kardeş birden asker olunca Siz de bilin dünya ahir zamanı
Kapandı kapılar çıkmıyor tütün Askerler toplandı gidiyor bütün Gelinler dul kaldı, çocuklar yetim Ruzu mahşerde sizi görürler.
Batumu aldık da geçtim o yana Karsı da alsak da olsak muyane Osmanlı askerinde kalmadı kuvvet Alman askeri dönse bu yana.
Seferberlikten Önce gittim askere Seferberlik çıktı yoktur tezkere Ne aylık var, ne yıllık var askere
Alman başı da müslüman ola Ayasofya'da bir namaz kıla Batum bizim, Kars bizim ola
Erzurum dağını bir duman bastı Askerin üstüne sam yeli esti Sılada analar umudu kesti
Kaynak Kişi: Zeynep
CELAL'İN AGIDI
Celal oğlan damda yatar Yorganını yeller atar Ne yatarsın Celal oğlan Nişanlını eller kapar Oğlan oğlan Celal oğlan
Ankara'dan kuş geliyi
Sesi bana hoş geliyi
Celali götüren tren
Geri dönmüş boş geliyi
Oğlan oğlan Celal oğlan Sarkışlaya kayıt oldum Çamurlara bata bata Celal bana altın almış Çimentoya yata yata Oğlan oğlan Celal oğlan
Babası şehirden geldi
Komşular başına doldu
Hanım kız çeyizini sayarken
Dediler ki Celal öldü
Oğlan oğlan Celal oğlan Evlerinin önü yonca Yonca çıkmış dam boyucna Bu yoncayı kim derecck Celal oğlan olmayınca Oğlan oğlan Celal oğlan
Kapısının önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Elim.kına yüzüm duvak
Bana dulluk yakışır mı?
Oğlan oğlan Celal oğlan Sekiz çift çorap ördüm Sekiz kaynım giysin diye Pusu verip sandık açtım Celal oğlan giysin diye Oğlan oğlan Celal oğlan
Veremden ölen Celal'in bu ağıdı Argııvan köylerinde türkü biçimini ağızdan ttğıza dolaşmaktadır. Aşık Beyani bunu kasete okumuştur.
KAZA AGITI
Sabah namazında yollandık işe Bilmezdik felaket gelecek başa Motor vurdu bizi kayaya, taşa Ne yapak kardeşler kader böyleymiş.
Sinebeli'ne vardık,tutmadı firen Dilim dönmüyor ki nolduğun soram Kanlı yaş akıttı halimi gören . Ne yapak anneler kader böyleymiş.
Motor hız almış da havada uçar Cinliler, insanlar önünden kaçar .Taşlara vurunca al kanlar saçar Ne yapak bacılar kader böyleymiş
Onbeş arkadaşın onu yaralı Benim bahtım evvelinden karalı Korkman diye hoca verdi morali Ne yapak köylüler kader böyleymiş
Kaburgada dört çubuğum kırıldı Vücuduma sargı bezi sarıldı Parmaklar kesildi, başlar yarıldı, Ne yapak komşular kader böyleymiş.
ikisinin kolu, üçünün başı Şaşmayın komşular Allah'ın işi Nasipmiş hastanenin ekmeği, aşı Ne yapak yavrular kader böyleymiş.
Şoför üzülüyor kaza oldu diye Kimse yoktur haber eyleye köye Takdir ilahidir üzülmek neye Ne yapak ey şoför kader böyleymiş.
Sarılmış yaralar yine de sızlar Ağlaman anneler, bacılar, kızlar Karanlığı zindan, görmüyor gözler Ağlaman, ağlaman kader böyleymiş.
Abdullah Tarar
Şair bu ağıdı, kendisinin de aralarında
FIRAT SUYU
Fırat suyu bulanık El uyur ben uyanık Yarimi Fırat aldı Ağlarım yanık yanık
Fırat zulmün bana mı Ağlatırsın anamı Gönlüme ateş düşüp Ciğerlerim yana mı?
Fırat suyun bir umman Ağlarım halim yaman El beni güler sanır Gönlümde tüter duman.
Fahri Kayahan bunu plağa
GELİN ALMA HAVALARI
Atlar eğedendi geldi kapıya Kız eehizin topla doldur terkiye Şimdi kılar başlar yanık türükye Doldur pınar doldur, ben gider oldum Anamı, babamı terkeder oldum.
Anam yoğurdunu ayran eylesin Çıksın yücelere seyran eylesin Anamın oğlu var beni neylesin Doldur pınar doldur, ben gider oldum Anamı babamı terkeder oldum.
Atlar eğerlenıniş binek istiyor, Kız görümcen gelmiş seni bekliyor Görümcesi gelini süslüyor Doldur pınar doldur, beng ider oldum Anamı babamı terkeder oldum.
Gelin ağlar yaşın yaşın Gitmem diye sallar başın
Geline gerek bir ana Ağlayalım yana yana İki gözüm canım ana Gidiyim haberin olsun Babamın evi şen olsun.
Geline gerek bir bacı Ağlıyalım acı acı iki gözüm canım bacı Gidiyim haberin olsun Babamın evi şen olsun.
Geline gerek bir baba Ağlayalım kaba kaba İki gözüm canım baba Gidiyim haberin olsun
DONAN SIĞIRLARA AĞIT
Aksekiye çıktım tutuldum kışa
Akıl edip girmemişim bir taşa
İnekleri verdik kargaya, kuşa
Hep emekler boşa gitti komşular Soğuk vurdu, iliğime işledi Dağ başında acı tufan başladı Oğullarım gelip beni sesledi Hep emekler boşa gitti komşular
Bütün köylü sığıra git dediler
İnekleri akbabalar yediler
Beni alıp bir ağıla koydular
Hep emekler boşa gitti komşular
O delioğlan kaçıp kurtardı canı Dediler babanla kardeşin hanı Kesilme bilmiyor fırtına
sonu Hep emekler boşa gitti komşular
Kayan inek dökülmüştü dereye
Köylülerin çoğu geldi oraya
Herkes gelmiş ineğini araya
Hep emekler boşa gitti komşular
Fırtınadan görmez oldu gözlerim Bu lafları anlayana sözlerim Halim bundan ibarettir beylerim Hep emekler boşa gitti komşular
Çıkıp Akseki'ye taşa oturdum
İbo'nun halini dile getirdim
İki tane inek ben de yitirdim
Hep emekler boşa gitti komşular Şairin sözleri burada biter inekler toplanmış derede yatar Allah'tan korkana bu ibret yeter Hep emekler boşa gitti komşular
Abdullah Tarar
29 Nisan 1975 günü Kadİruşağı Köyünün yakınında otlanırken birdenbire çıkan şiddetli soğuktan donan 25 ineğin üzerine yazılmıştır
HASTANEYE MEKTUP
Kardeş! Ecel haindir bir an evvel kalkta gel, Boyun eğme sen ona yumruklan sıkta gel. Evde; yolda, her yerde hayalliyorum seni, Haydi kalkta gel kardeş bekliyorum gel, seni!...
Şükrü Erdoğan ULU
Şükrü Erdoğan Ulu, Malatya lisesinde okurken orta okulun son sınıfında bulunan 17 yaşındaki kardeşi Sıtkı Şahin Ulu'yu ebediyen kaybetmesi üzerine bir eser hazırlamış; ismini de "Siyah
HASAN İLE OSMAN'IN AĞIDI
Cuma sabahında dava kuruldu En siftah attılar Hasan vuruldu Ecel gelip vakit tekmil olunca Soyha kurşunluğun bağı kırıldı.
Nenni nenni Hasan nenni
Nenni neni Osman nenni Yedigözde yüklediler göçünü Hekimhan'da öldürdüler üçünü Söylen bana Avcı Osman'ın suçunu
Nenni nenni Hasan nenni
Nenni nenni Osman nenni Anam göçer Yedigozün düzüne Açar çadırının çayır özüne Bir ana neylesin dokuz kızına?
Nenni nenni Hasan nenni
Nenni nenni Osman nenni
Derleyen: H. Basri Tuncel
Ağıt, 150 yıl önce fesatçı birinin Hekimhan'h birkaç kişi ile Yazıhan'a bağlı Epreme Köyünden 6 kişinin biribirleriyie vuruşması üzerine ölen iki kişiden biri olan Hasan'ın kızkardeşi Kara Cenni tarafından söylenmiştir.
AMCAYA AĞIT
Meğer böyle imiş alın yazısı Düştü içimize ölüm sızısı Kimi güler, yaş akıtır bazısı Gitti Mehmet Ali, .vakitsiz gitti
Gül, dalında kurur, susuz kalınca Yaprağı dökülür güneş vurunca Dur dersen durur mu, ömür dolunca Gitti Mehmet Ali, vakitsiz gitti.
O bir armağandı ailemizden Tutarak getirdi, hep elimizden Biz vücut, bir aza ayrıldı bizden Gitti Mehmet Ali, vakitsiz gitti.
Gün gelir, ay gelir ve yıllar geçer Azrail tırpanı ekinler biçer Bir şerbettir onu her insan içer Gitti Mehmet Ali, vakitsiz gitti.
Erdal OĞUZ
Erdal Oğuz bu şiirini amcası Mehmet Ali Oğuz'un ölümü üzerine yazmış
ŞABANIN AĞIDI
Gölbaşına Gölbaşına İki bayram, yılbaşına Paraları verilecek Gelen ayın onbeşine
Gölbaşı'nin kızıl özü Tükenmiyi özü, düzü Zalim miydi mühendisi Gavur ağıladı sizi.
Gölbaşı'nin mühendisi zalimdir Adamın çarkını kıran ölümdür Amanın komşular kınaman beni Şaban'ına avradı taze gelindir.
Derleyen: H. Basri Tuncel
Epreme Küyünden tüylü Elif bu ağıdı, komşusu Osman'ın Gölbaşı'nda yol yapımında çalışırken ölümü üzerine söylemiştir.
ÖLEN KIZINA AĞIT
Hiçbir şey tutmuyor senin yerini Anan ağlar, baban ağlar, el ağlar Bin hüzünle aldı toprak tenini Nergiz ağlar, sümbül ağlar, gül ağlar.
Muhabbet tacını takmadı başın Daha yirmi idi bu gençlik yaşın Kara toprak damat, gelinse naşın Tabut ağlar, duvak ağlar, tel ağlar.
Şu mavi gökkubbe yasını tuttu Dertli pınar kendi derdin unuttu Kara loprak güzel bir gelin yuttu Bulut ağlar, pınar ağlar, göl ağlar.
Dokuz şubat, henüz bahar gelmedi Çiçekler açmadı, bülbül gülmedi O fidan bedenin meyve vermedi Kökler ağlar, gövde ağlar, dal ağlar.
Bütün insanları candan severdin Düşküne, yoksula şefkatin verdin Daha yirmisinde kemale erdin Dostun ağlar, düşman ağlar, el ağlar.
Nasıl anlatayım sevgimi sana Kelimeler yetmez bu duygulara Daha çok sevenin var mı orada? Gönlüm ağlar, gözüm ağlar, dil ağlar.
Ağlayarak yazdım bu dizeleri Kırmak istemedim hiç kimseleri İsyanım, alnımın acı izleri Kalem ağlar, kâğıt ağlar, el ağlar.
Kadir DEĞİRMENCİ
Dr. Kadir Değirmenci bu ağıdı ölen kızı için yazmıştır.
MALATYA'NIN BAĞLARINDA
Malatya'nın bağlarında Çiçek açmış dallarında Memet oğlanı vurmuşlar Malatya'nın dağlarında
Biner atın iyisine Gider yolun kıyısına Memet oğlanı vurmuşlar Haber yerin bacısına
Arı kovanından uçtuktan sonra, Bal eyvah! Diyecek zaman gelince, Turgut Özal gelip geçtikten sonra, Yol eyvah! Diyecek zaman gelince.
Bu memleket için çok büyük kayıp, Yiğidin hakkını vermemek ayıp. Has bülbülün kıymetini anlayıp, Gül eyvah! Diyecek zaman gelince.
Bayrak gökte durmaz olmazsa direk, Her fikrini örnek almamız gerek... Zamansız tarihe gömdüm diyerek, Yıl eyvah! Diyecek zaman gelince.
Makamını Cennet etsin Yaradan, Kara koyun yaslı geçsin yayladan. Utanacak Mecnun ile Leyla'dan, Çöl eyvah! Diyecek zaman gelince.
Kültürsüz yetiştir ilmi unutan, Kader değil cahil isen sen utan. Birliği bırakıp ikilik tutan', Eİ eyvah! Diyecek zaman gelince.
Vatan gider hükümdar hatasına, Vatan gider hükümdarın yasma. Sanki bir türkü çağırırcasına, Tel eyvah! Diyecek zaman gelince.
Var mı? Kul Mustafa gelip gitmeyen, Hangi ilim baştan sona bitmeyen? Saygı göstermeyen takdir etmeyen, Kul eyvah! Diyecek Zaman gelince.
Kul Mustafa
TURGUT OZAL'A AG1T
Onyedi Nisan'da bir güneş battı. Bir daha, bir daha, bir daha gelmez. Saadet yolunu sarpa uğrattı, Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Denizler üstünde binalar ören Çok eski kurumuş çağa can veren Asil Türklük gurubuna kan veren Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
O sevdirdi gardaşına gardaşı, Koydu vatan duvarına her daşı Yerini dolduran müstesna kişi Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Sonsuz demokrasi, birliğin eri, Oydu kahramanın şu
son seferi, Dünya felsefesi, yurt atmosferi Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Zehmeri ayında yeşeren dal mı? Hikmet kovanında arı mı, bal mı? Binlerce can geçer Turgut Özal mı? Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Muhayyili engin, bilgisi dolgun Fıtratı çok yüce, kendisi olgun Böyle ulu önder, böyle bir bilgin Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Bunu söyleyecek yol ve yurt vatan Batıda köprüler doğuda Harran Son çağın altına imzayı atan Bir daha, bir daha, bir daha gelmez.
Haksız mı yas tuttu dağın
dumanı? Öze davet etti ehl-i imanı Yeminle söylerim Aşık Reyhanî Gitti Turgut Özal bir daha gelmez.
Aşık Yaşar Reyhanî
ANAYA AĞIT
Telgrafın teline asılı sözler Yeşilce kâğıda dökülür bir bir Acıdan da acı, kapkara haber Bu kadar uzaktan ne çabuk gelir?
Yıkılan bir dünya, sönen bir ışık Beni benden alan, götüren nedir? Yollar birbirine girmiş, karışık Beyaz kara, yeşil sarı gibidir.
Demir tekerlekten sızlanan raylar Kalksa da yerinden uçsa şu tren Katlansa üstüste, tükense yollar Gece gündüz olsa, değişse birden.
Bir hayalet gibi, korkunç ve sessiz
Yürüyen kim, kimin titrek adımlar?
"Gelimli-gidimli dünya" çaresi
Mezarlık yolunda kalabalıklar...
Ahmet ŞENTÜRK
Ahmet Şentürk bu şiiri, Nisati 1971
ANAYA AĞIT
Doğdum ağlamışsın, ölsem ağlardın Canından can verdin, eriyip soldun... Oğlum, kızım dedin ömür bitirdin Seni memnun ettim diyemem anam...
Sözlerin duaydı çevirmez Rabbim Hak biliriz Hadisini Habibin Demiş cennet ana rızasındadır Rızansız cennete giremem anam...
Ellerin açıldı Rahmet Gölünden Gözlerin feyz ile dolmuş sevgiden Gelirmiş Hak sim ana gönlünden Duansız bu sırra eremem anam...
Her acımda anar, oy anam derim Her duamda senden himmet dilerim Anasız kalmışım bilmem neylerim Bir başka anayı sevmem anam...
Göçtün bu dünyadan boş kaldı yerin Bıraktığın acı derindir derin Dileriz Mevladan Cennettir yerin Başka yere layık göremem anam...
Mehmet GÜLSEREN
Mehmet Güîseren bu ağıdını, fi Mart 1993'de kaybettiği anası Hacı
HÜSEYİNâE AĞIT
Ecel sana erken vurdu kılıcını Götürdü dünyadan aldı hıncını Yüreklere dolan dinmez acını İçip yudum yudum kandım ağladım.
Yaşın yirmibirdi çok gençti çağın Atıldın koynuna kara toprağın Bu fani dünyada bırakacağın Hatıranı andım, andım ağladım.
Ermedin hayatta emellerine Elem koydun sevdiklerin gönlüne Bıraktığın hayaline resmine Defalarca baktım yandım ağladım.
Mehmedim çırpındım olmadı
yaradan Hûda Çağırdım, çağırdım vermedin seda Kabrinin başında döndüm ağladım.
Gençlik baharlanmadı göğsünde kollarında Meyvesini vermedi çiçeğin dalarında Götürüldün sonsuza dostların kollarında Seni saran topraklar bize de zindan oldu.
Ey doymayan-toprakl ar, nerede arkadaşım? Yirmi yılın fidanı Genç Öğretmen Kardaşım Duamız senin için sevabımı vermişim Seni anmakla ancak teselliye ermişim... Seni saran topraklar bize de zindan oldu
Mehmet GÜLSEREN
ANAYA BABAYA AĞIT
Anadan öksüzüm, babadan yetim Kalmışım kimsesiz, buymuş kısmetim, Acıyla başbaşa kalmak niyetim Ağlarım yürekten, acım dinmiyor...
Anam çok saygındı, alimdi babam "Makamları Cennet 01malı"duam Ana-baba diye kimi arayanı Çok çağırdım ikisi de dönmüyor...
Hayırlı bir evlat olmak muradım Anamı, babamı andım ağladım Bilmem duyulur mu benim feryadım Onlarsız mutluluk içe sinmiyor...
Hilmi der: Hem yetim, hem de öksüzüm
Sis çöktü dünyama, görmüyor gözüm
Küller arasında sanki bir közüm
Su serptim, su serptim ateş sönmüyor...
Hilmi KEYHIDIR
Hilmi Keyhıdır, ağıdını anası Fatma Hanım ile Babası (Imam-Hafız) Hüseyin Kıhtır'ın ölümleri üzerine yazmıştır.
ŞAMİU İNAĞIDI
Aşağıdan gelir kürtler ağası Ağ bilek üstünde kama yarası Elinde yanıyor tel cigarası Demeyin de demeyin ağam vuruldu Kadıya, müftüye haber verildi.
Şamil'in dalında dal fesli püskül Tüfekler atıldı dedim ne sestir Demeyin demeyin ağam vuruldu Başı kefikah yiğit vuruldu Kadıya, müftüye haber verildi.
Kanoç ocağında şişeler kuruldu
Yiğit Şamil Atoloğu'nda vuruldu
Ben bilemedim ele karşı yanlış mı tuttum
Demeyin demeyin ağam vuruldu
Kadıya, müftüye haber verildi.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Doğanşehir'de reji memuru olarak çalışan Şamil isimli bir yiğit, kaçak tütünlerini yakalattığı kişiler tarafından pusuya düşürü¬lerek katledilir. Ağıt kedisini sevenler tarafından yakılmıştır.
MİKAİL'İNAĞIDI
Çeke çeke bu dert beni öldürür Gönül kararını bulana kadar Felek bu acımı nasıl dindirir Kuzumu böyle yorduktan sonra
Heç tükenmez karşı dağın odunu Kuzu ne vurayım şu derdinin adını Bende şu dünyaya geldim geleli Kuzu alamadım şu dünyajıın tadını
Morhamamm yazıları
KARA HALİTİN AĞIDI
Koyun gelir kuzu ile Ayağının tozu ile Gelin Yazıhan'ı inmiş Hasan ile Gazi ile.
Evlerinin önü iğde İğdenin dallan yerde Kara Hali t can veriyor Ak sıvalı küçük evde.
Alma da yanı dal yanı Kızarıyor günden yanı Kabristana koymuyorlar Muradını almayanı
Hacer Tuncel, bu ağıdı kocasının genç yaşta ölümü üzerine söylemiştir. Hasan ile Gazi yetim kalan çocuklardır.Kimi kardan gelir, kimi karadan Gelin derki: Yatamıyım yaradan İlahi kör olsun sebebin gözü Ağı mı var idi soyha kamada.
Evlirinin önü kaya Kayadan bakarlar aya hayriye'mi de sorarsan Sanki yeni doğmuş maya
Kurban olam fesli gelin Evine hevesli gelin.
Kaynak kişi: Hacer Tuncel, Yazıban, 85. Yeni evli iken, bir şüphe üzerine kocası tarafından öldürülen genç gelin, Hayriye'nin anası tarafından söylenmiştir.
HACININ AĞIDI
Evimizde havuz kol gibi atar Haci'm hasta olmuş mahfede yatar
Gelme ölüm gelme, üç gün ara ver
Elet, ölümü ıssız dağlara ver.
Petekte inliyor oğul arısı Ortalarda kaldı nazlı kuzusu
Gelme ölüm gelme, üç gün ara ver
Elet, ölümü ıssız dağlara ver.
Bu ağıt, uzak yoldan gelen Hacı'mn gece aniden ölümü üzerine karısı tarafından yakılmıştır.
ÖLEN KOCAYA AĞIT
Yıkılaydı Malatya'nın yolları, Kınlaydı Hikmet Bey'in kolları, Hastalıktan sararmış da elleri, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Yazıhan'a vardım makinam kaldı makinanın yüzüne sepkenler yağdı Anamman beni içine aldı Benim ağam muratsızdır neyleim.
Kırata vurdum da gümüş belleme, Aman doktor sol böğrümü elleme, Mümkünü yok ise zahmet eyleme Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Anam getsin yaylasını yaylasın, Küleğinin sütü kaymak bağlasın, Anamın oğlu var beni neylesin, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Hekimhan'la Malatya'nın arası, Yok mu arkadaşlar derdin çaresi, Çaresiz dertlere düştüm böylesi, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
Ali'yi saldım ki doktor getire, Şarap içti ben gelmedim hatıra, Babam fok ki bedelimi yatıra, Anam yok ki başucumda otura, Benim ağam muratsızdır neyleyim.
ÖLEN ÇOCUĞA AĞIT
Sene sekizendört sekiz Haziran Günlerden bir Cuma mevsim Ramazan Kara yazmış bize yazıyı yazan ismet'im İsmet'im canım ismet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Susadın kanmadın bir avuç suya Uyan yavrum uyan dalma uykuya Kalmaya mı gittin Ulu Mevla'ya İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
İsmet'im soframda ekmektin aştın Canımın cananı bir arkadaştın Bana hem evlat hem de kardaştın İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Derman kâr etmiyor dizlerimize Yaş bitti, kan doldu gözlerimize Felek çok mu gördü seni de bize İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Yastığın taş oldu, yatağın toprak Bize haram oldu gurbette durmak Derdin ki: Boy verdim, babacığım bak İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
Orda yatak yorgan yastığın var mı? Odan karanlık mı, geniş mi, dar mı? Konuk geleceğiz bize yer var mı? İsmet'im İsmet'im canım İsmet'im Canımın içinde candın İsmet'im.
îstnet Alyüz, ölen oğlu için yazmıştır
ÖLEN ÇOCUĞA AĞIT
Kalktım baktım yol düzüne
Doyamadım yar yüzüne
Çocukların sebep oldu
inanmadın dost sözüne
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Dağ başına çadır kurdum
Esen yelden hile duydum
Kardaşım gurbette ölmüş
Haberini yeni duydum
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Felek sana dert yanarım
Gurbette kardaş ararım
Uzun sözün kısası bu
Bu dünyada çok yanarım
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Beş kardaştık üçü kaldı
Felek pençesini çaldı
Ben feleğe ne diyeyim
Nazlı kardaşımı aldı
Aman kardaş nazlı kardaş Yaralarım azdı kardaş Ben söyleyip yazdım kardaş
Dağ başında kara bir taş
Anam mı çağırdı kardaş
Gel gel dedim, sen gelmedin
ÖLEN ÇOCUĞA AĞIT
Şenelmez bu dünya harabat imiş Derdi bir değil, beş-on kat imiş Hak'ka teslim oldu emanet imiş Heveslendik bize, mal olur diye.
Firkat geldi yaşın yaşın ağladım Bu dert ile ciğerimi dağladım Mendil ile ellerimi bağladım Yolar çiçeğini, çil olur diye.
Darılıp gül hatırın eğmedim Ayıp diye el yanıda sevmedim Saçı kestim, perçemine değmedim Dökülür, yüzüne tel olur diye.
Akıl da kalmadı mihnetten serde Can mı dayanır böylesi derde Yeni yayla tuttum, kondurdum yurda Karışır komşuya, el olur diye.
Kahpe felek bakmaz oldu yüzüme Yaslıyım komşular, bakman sözüme Ağladıkça mendil tuttum gözüme Akar gözümyaşı, sel olur diye
Dertliler de türlü ateşe yanarlar Başa gelmeyince kolay sanarlar Ağlama Pervane! Seni kınarlar Yitirir aklını, deli olur diye.
Hekimhan/Güzelyıtrt Kasabasından, asıl adı Sinan olan, halk ozan
Pervane, oğlunun ölümü üzerine yazmıştır (1866-1941).
PUSUYA DÜŞÜRÜLENGENCE AĞIT
Aşağıdan gelir omuz omuza Çiğdem de karışmış güle, nergize Benden selam söylen o vefasıza Baba bayramınız mübarek olsun Kivre bayramınız mübarek olsun.
Çegleye yaslandım cigara içem Yağlı kurşun geldi nereye kaçanr Kanadım yoktur ki havaya ucam Baba bayramınız mübarek olsun Kivre bayramınız mübarek olsun.
Tarlada çalışırken dinlendiği sırada uzaktan ateş edilerek öldürülen genç için söylenmşitir
ÖLEN KOCAYA AĞIT
Evimizin önü çiftçe sekili İçine mor reyhan ekili Ağam ölmüş gidiyor Kim olacak vekili?
Gide gide bir cevize dayandım Cevizin acısına ben de boyandım ben seni sıtkı bütün sanardım Dalların gevşekmiş geldi elime
OĞULA AĞIT
Erzincan'a girdim ne güzel bağlar Erzurum'a vardım dumanlı dağlar Eleri koynunda bir ana ağlar Uy anam, anam nasıl dayanam.
Yüce dağ başına çadır açarım Kahve bulamazsam zehir içerim Eğer vermezlerse alır kaçarım Uy anam, anam nasıl dayanam.
Ağıt, terhisine kısa bir süre kala tank paletinin altında kalarak şehit olan Malatyalı bir asker üzerine, anası tarafından söylenmiştir
ÖRENLİ GELİN AĞIDI
Akçadağ Köyüne Ören diyorlar Şenin bu derdine verem diyorlar Ören'li gelin, veremli gelin
Ören'e vardım da örene benzer Yıkılmış evleri de virana benzer Ören'li gelin, veremli gelin
Akçadağ'a bağlı Ören Kasabasında genç yaşta veremden ölen gelin için söylenen bu ağıt TRT repertuvarına da alınmıştır.
CUMALIYA AĞIT
Gözyaşlarını oldu pınar Gören beni hasta sanar Yüreğim kardeşe yanar Bildirecek kimsem yoktur.
Dağ başında kurtla kuzu Dünya aldatıyor bizi Kalbime bıraktın sızı Dindirecek kimsem yoktur
Acın ne kadar zor kardeş Leyla, Hülya bana yoldaş Sineme bıraktın ateş Söndürecek kimsem yoktur.
Yaşanın baharındayız Hem üzgün, hem hastayız Yanına geleceğiz biz Döndürecek kimsem yoktur.
Abdullah hiç yazma fani Veren elbet alır canı Bü dünyada kalan hani Kal diyecek kimsem yoktur.
Abdullah Tarar
Abdullah Tarar genç yaşta ölen kardeşi için kaleme almıştır.
KEMAL ÖZALPER'E AĞIT
Bilemezsin şimdi: Dik mi yollar düz mü? Çevrende bahar bahar mı kırlar düz mü? Ses ver bize, ey Kemal Özalper: Kalan üç yavrun gibi Kabrin de -bugün- öksüz mü?
Arif Nihat Asya
Malatya'lı Kemal Özalper'in Kıbrıs/Lefke Sanat Okulunda öğretmen iken, 18 Ağustos 1964 tarihinde şehit olması üzerine yazılmıştır.
KEMAL ÖZALPER'E AĞIT
Bir şafak vaktiydi çıktı sefere, "Ya gelirim, ya da gelemem" dedi "Arada dağ-deniz, nereden nere? "Yol uzun, sonunu bilemem" dedi.
Göründü sonunda şirin bir ada Kıyıda bembeyaz durur yelkenler Gün gelir kargaşa başlar orada Acı bir çığılıktır artık sirenler.
Kana susamışlar çıkar ortaya Durum olur her gün daha da beter Allah için sahip çıkar davaya Can verir Kıbrıs'ta Kemal Özalper.
Ahmet Şentürk
Kıbrıs'ta şehit olan teknik öğretmen Kemal Özalper üzerine yazılmıştır
FIRAT KENARI
Fırat kenarında yüzer kayıklar Anam ağlar, bacım beni sayıklar Başıma toplanmış bağrı yanıklar Nettim size verin benim yarimi.
Fırat kenarında esvap yumuşlar Yumuş yumuş, gül dalına asmışlar Sevmediğim yari sevmiş demişler Şevem de kurtulam elin dilinden Ölem de kurtulam köyün dilinden.
Elbisem duvara asılı kaldı O yar benim ile küsülü kaldı Kitabım bavulda basılı kaldı Nettim size nettin bulun yarimi Nettim size verin benim yarimi.
Derleyen: Doğan Özkan
Ağıt, öğrenciliği sırasında Fırat'ta boğulan gencin nişanlısı tarafından söylenmiştir.
ÖLEN KOCAYA AĞIT
Yozgat dağlarından gelen trenler Belimi kırıyı haber verenler Bana gül oluyor yanından gelenler
Ufak ufak kuş olaydım Şu Yozgat'ın çalısına Diyorlar tezkere yoktur Hekimhan'lı birisine.
Derleyen: H. Basri Tuncel
İnsaf Gökkız bu ağıdı, Yozgat'ta asker iken ölen kocasının üzerine söylemiştir.
ŞU DAĞLARI DELMELİ
Şu dağlan delmeli Kül edip elemeli İçerim kan gidiyor Yarimi görmeyeli
Oy oy demeye geldim Yari görmeye geldim Yarim yaran nerende Melhem olmaya geldim Şu dağın arkasından Öldüm yar sevdasından Bileydim ayrılık var Giderdim arkasından
Oy oy demeye geldim Yari görmeye geldim Yarim yaran nerende Melhem olmaya geldim Dağlar dağladı beni Gören ağladı beni Ayırdı zalim felek Derde bağladı beni
Oy oy demeye geldim Yari görmeye geldim Yarim yaran nerende Melhem olmaya geldim
Bu ağıt/Türkü, bestekar-Tamburi Malatya'h Fahri Kayahan tarafından, eşinin ölümü, üzerine plağa okunmuştur.
MALATYA'NIN KAVAKLARI
Malatya'nın kavakları Dökülüyor yaprakları Kara toprakta çürüyor Al, kırmızı yanakları
Malatya'nın çarşısında Sular akar karşısında Benim ağamı vurdular Yazıhan'ın karşısında
MUSTAFA'NIN AĞIDI
Gittim doktorlardan bir söz işitim Eğer essah ise kırdı belimi Dediler yavrunun yarası kanser Kadir Mevlam bana verdin ölümü
İşte geldi bahar yazlar Otüyü turnalar, kazlar Süzülüyü kara kara gözler Mustafam ölüm elinden elinden.
Ağıt, Arguvan-Morhamam Köyü'nde genç yaşta kanserden ölen gencin üzerine söylenmiştir. Kaynak Kişi: hüseyin Şahin
AYRILIK AĞIDI
Bir bülbülüm gül dalında öterim Ağlama sevdiğim senden beterim Eğer içinizde tertli yoğise Ben dertliyim hepinize yeterim. Anam oy... oy...
Yüce dağdan bir yol iner Gelir dolanı dolanı Bizim elin coşkun çayı Akar bulanı bulanı Anam oy... oy...
Yüce dağdan aşan bilir Aşıp da dolaşan bilir Ayrılığın acısını Gurbet ele düşen bilir Anam oy., oy..
CEPHEDEKİ ASKERE AĞIT
Bir gelin uzakta ağlıyor gibi Bu akşam her taraf kara mı Mehmet? İçimi kor edip yakıyor gibi, Gözünde tutuşan çıra mı Mehmet?
Kıvrak bas, adımlar süzülür gibi Halayda bir sıra düzülür gibi Toprağa kan düşmüş yazılır gibi Alnın tomur tomur yara mı Mehmet?
Bir yıldız düşüyor yaralandın mı? Şehitler bezminde sıralandın mı? Bugün bayramındır kınalandın mı? Sorarım bu sıra sana mı Mehmet?
Kükreyen o sesler ne diye dindi, Duyduğum naralar elbet senindi, Yüce dağlar gibi yatıyon şimdi Aldığın son tepe bura mı Mehmet?
Dr. Abdullah Ertem
ASKER AĞITI
Erzurum'a gider iken Ayağıma battı diken Battığını aramıyom Yavrulardır boyun büken.'
Erzurum'dan kuş geliyor Sesi bana hoş geliyor Anadolu taburları Dolu gitti, boş geliyor.
Erzurum'un alimleri Çetin olur talimleri Kör olasın Rus kralı Dul bıraktın gelinleri.
Erzurum'un yolu çatal Beşliyi dalına atar Kör olasın Rus kralı Çifte gelin yalnız yatar.
Erzurum'un altı bayır Kurşun gelir cayır cayır Beş para harçlığım yoktur Kayır Mevlam, bizi kayır.
ASKER AĞIDI
Kışlanın önünde toplar atıldı
Topun heybetinden Ay, Gün tutuldu
Anlara, bacılar yola döküldü
Hendekte açtılar belim kuşağın Kara toprak oldu, yorgan, döşeğim
Karsın önünde eşmece hendek
Aldığımız yeri nasıl terkedek
Sılaya dönmeye çok ömür gerek
Hasankalasında keven mi biter Kars'ın yaylasında bülbül mü öter
Asker görünüyor karşıkı düzden
Arkasında baktım çantası bezden
Nasıl ayrıldınız, gelinden, kızdan
Hasankalasında bir ağaç alma Almayı görüp de eğlinip durma
Derleyen: Mustafa Kuşçuoğlu
ASKER AĞIDI
Kışlanın önünde sıra söğütler Binbaşı oturmuş asker öğütler Askere gidenler babayiğitler
Nicelocak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canımız Kışlanın önünde düştüm de yattım Binbaşı gelince kan tere battım Ana, ben bu canı devlete sattım
Niceolacak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canımız Şu derin derenin ince dumanı Asker gelir diye ettim gümanı Hepsinin de gün görecek zamanı
Neceolacak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canımız
ASKER AĞITI
Hasankalasında bindim katıra Babam yok ki bedelimi yatıra Bacım yok ki tel başına otura
Nicelocak asker bizim halimiz
Zorunan çıkıyor tatlı canimiz
Yeşilyurt/Cafana Köyünden ama Ali'den derlenmiştir.
Hasankalasında ot kucak kucak Kim derdi ki seferberlik olacak Nazlı gelinleri eller alacak.
De nenni nenni de askerim nenni Kara toprağa mı vereyim seni Hasankalasında bindim katıra Babama söyleyin bedel yatıra Anama söyleyin öle, kurtula
De nenni nenni de askerim nenni Kara toprağa mı vereyim seni Hasankalasında oldum onbaşı Sol yanımdan çıktı süngünün başı Yanıma gelmedi doktor binbaşı
Gide gide gittim, yolum ne ırak Yoluma kurulmuş demirden tuzak Hasankalası da küçük kasaba Kesilen kelleler gelmez hesaba Bir hoca yoğidi yaza kitaba
Yüce dağ başına kara giderim Usandım ayvadan nara giderim Hasankalasında üç ağaç mişmiş Sararmış, solmuş, dibine düşmüş Osman'ın askeri tifoya düşmüş
Yüce dağ başında kar nemli nemli Durulmaz bu yerde, gönlüm elemli Mezarımı yol üstüne eşsinler Garip diye karaçalı bassınlar Bu dünyadan hesabımı kessinler
Duman geldi ben şaşırdım yolumu Felek kırdı kanadımı, kolumu Askerliği bizim için yapmışlar Temelini ne de güzel atmışlat Onkesiz yaşında asker yazmışlar
Şu kâfir düşman da ne azgın dişli Sorarsan gidenler hep.otuzüçlü
Yeşilyurt/Kadiruşağı Köyü'nden Elif Kılıç'tan derlenmiştir.
ASKERE AĞIT
Hiç mi kalkmaz kara dağın dumanı Okunuyor seferberlik ilanı İki kardeş birden asker olunca Siz de bilin dünya ahir zamanı
Kapandı kapılar çıkmıyor tütün Askerler toplandı gidiyor bütün Gelinler dul kaldı, çocuklar yetim Ruzu mahşerde sizi görürler.
Batumu aldık da geçtim o yana Karsı da alsak da olsak muyane Osmanlı askerinde kalmadı kuvvet Alman askeri dönse bu yana.
Seferberlikten Önce gittim askere Seferberlik çıktı yoktur tezkere Ne aylık var, ne yıllık var askere
Alman başı da müslüman ola Ayasofya'da bir namaz kıla Batum bizim, Kars bizim ola
Erzurum dağını bir duman bastı Askerin üstüne sam yeli esti Sılada analar umudu kesti
Kaynak Kişi: Zeynep
CELAL'İN AGIDI
Celal oğlan damda yatar Yorganını yeller atar Ne yatarsın Celal oğlan Nişanlını eller kapar Oğlan oğlan Celal oğlan
Ankara'dan kuş geliyi
Sesi bana hoş geliyi
Celali götüren tren
Geri dönmüş boş geliyi
Oğlan oğlan Celal oğlan Sarkışlaya kayıt oldum Çamurlara bata bata Celal bana altın almış Çimentoya yata yata Oğlan oğlan Celal oğlan
Babası şehirden geldi
Komşular başına doldu
Hanım kız çeyizini sayarken
Dediler ki Celal öldü
Oğlan oğlan Celal oğlan Evlerinin önü yonca Yonca çıkmış dam boyucna Bu yoncayı kim derecck Celal oğlan olmayınca Oğlan oğlan Celal oğlan
Kapısının önü kavak
Kavaktan dökülür yaprak
Elim.kına yüzüm duvak
Bana dulluk yakışır mı?
Oğlan oğlan Celal oğlan Sekiz çift çorap ördüm Sekiz kaynım giysin diye Pusu verip sandık açtım Celal oğlan giysin diye Oğlan oğlan Celal oğlan
Veremden ölen Celal'in bu ağıdı Argııvan köylerinde türkü biçimini ağızdan ttğıza dolaşmaktadır. Aşık Beyani bunu kasete okumuştur.
KAZA AGITI
Sabah namazında yollandık işe Bilmezdik felaket gelecek başa Motor vurdu bizi kayaya, taşa Ne yapak kardeşler kader böyleymiş.
Sinebeli'ne vardık,tutmadı firen Dilim dönmüyor ki nolduğun soram Kanlı yaş akıttı halimi gören . Ne yapak anneler kader böyleymiş.
Motor hız almış da havada uçar Cinliler, insanlar önünden kaçar .Taşlara vurunca al kanlar saçar Ne yapak bacılar kader böyleymiş
Onbeş arkadaşın onu yaralı Benim bahtım evvelinden karalı Korkman diye hoca verdi morali Ne yapak köylüler kader böyleymiş
Kaburgada dört çubuğum kırıldı Vücuduma sargı bezi sarıldı Parmaklar kesildi, başlar yarıldı, Ne yapak komşular kader böyleymiş.
ikisinin kolu, üçünün başı Şaşmayın komşular Allah'ın işi Nasipmiş hastanenin ekmeği, aşı Ne yapak yavrular kader böyleymiş.
Şoför üzülüyor kaza oldu diye Kimse yoktur haber eyleye köye Takdir ilahidir üzülmek neye Ne yapak ey şoför kader böyleymiş.
Sarılmış yaralar yine de sızlar Ağlaman anneler, bacılar, kızlar Karanlığı zindan, görmüyor gözler Ağlaman, ağlaman kader böyleymiş.
Abdullah Tarar
Şair bu ağıdı, kendisinin de aralarında
FIRAT SUYU
Fırat suyu bulanık El uyur ben uyanık Yarimi Fırat aldı Ağlarım yanık yanık
Fırat zulmün bana mı Ağlatırsın anamı Gönlüme ateş düşüp Ciğerlerim yana mı?
Fırat suyun bir umman Ağlarım halim yaman El beni güler sanır Gönlümde tüter duman.
Fahri Kayahan bunu plağa
GELİN ALMA HAVALARI
Atlar eğedendi geldi kapıya Kız eehizin topla doldur terkiye Şimdi kılar başlar yanık türükye Doldur pınar doldur, ben gider oldum Anamı, babamı terkeder oldum.
Anam yoğurdunu ayran eylesin Çıksın yücelere seyran eylesin Anamın oğlu var beni neylesin Doldur pınar doldur, ben gider oldum Anamı babamı terkeder oldum.
Atlar eğerlenıniş binek istiyor, Kız görümcen gelmiş seni bekliyor Görümcesi gelini süslüyor Doldur pınar doldur, beng ider oldum Anamı babamı terkeder oldum.
Gelin ağlar yaşın yaşın Gitmem diye sallar başın
Geline gerek bir ana Ağlayalım yana yana İki gözüm canım ana Gidiyim haberin olsun Babamın evi şen olsun.
Geline gerek bir bacı Ağlıyalım acı acı iki gözüm canım bacı Gidiyim haberin olsun Babamın evi şen olsun.
Geline gerek bir baba Ağlayalım kaba kaba İki gözüm canım baba Gidiyim haberin olsun
DONAN SIĞIRLARA AĞIT
Aksekiye çıktım tutuldum kışa
Akıl edip girmemişim bir taşa
İnekleri verdik kargaya, kuşa
Hep emekler boşa gitti komşular Soğuk vurdu, iliğime işledi Dağ başında acı tufan başladı Oğullarım gelip beni sesledi Hep emekler boşa gitti komşular
Bütün köylü sığıra git dediler
İnekleri akbabalar yediler
Beni alıp bir ağıla koydular
Hep emekler boşa gitti komşular
O delioğlan kaçıp kurtardı canı Dediler babanla kardeşin hanı Kesilme bilmiyor fırtına
sonu Hep emekler boşa gitti komşular
Kayan inek dökülmüştü dereye
Köylülerin çoğu geldi oraya
Herkes gelmiş ineğini araya
Hep emekler boşa gitti komşular
Fırtınadan görmez oldu gözlerim Bu lafları anlayana sözlerim Halim bundan ibarettir beylerim Hep emekler boşa gitti komşular
Çıkıp Akseki'ye taşa oturdum
İbo'nun halini dile getirdim
İki tane inek ben de yitirdim
Hep emekler boşa gitti komşular Şairin sözleri burada biter inekler toplanmış derede yatar Allah'tan korkana bu ibret yeter Hep emekler boşa gitti komşular
Abdullah Tarar
29 Nisan 1975 günü Kadİruşağı Köyünün yakınında otlanırken birdenbire çıkan şiddetli soğuktan donan 25 ineğin üzerine yazılmıştır
HASTANEYE MEKTUP
Kardeş! Ecel haindir bir an evvel kalkta gel, Boyun eğme sen ona yumruklan sıkta gel. Evde; yolda, her yerde hayalliyorum seni, Haydi kalkta gel kardeş bekliyorum gel, seni!...
Şükrü Erdoğan ULU
Şükrü Erdoğan Ulu, Malatya lisesinde okurken orta okulun son sınıfında bulunan 17 yaşındaki kardeşi Sıtkı Şahin Ulu'yu ebediyen kaybetmesi üzerine bir eser hazırlamış; ismini de "Siyah
HASAN İLE OSMAN'IN AĞIDI
Cuma sabahında dava kuruldu En siftah attılar Hasan vuruldu Ecel gelip vakit tekmil olunca Soyha kurşunluğun bağı kırıldı.
Nenni nenni Hasan nenni
Nenni neni Osman nenni Yedigözde yüklediler göçünü Hekimhan'da öldürdüler üçünü Söylen bana Avcı Osman'ın suçunu
Nenni nenni Hasan nenni
Nenni nenni Osman nenni Anam göçer Yedigozün düzüne Açar çadırının çayır özüne Bir ana neylesin dokuz kızına?
Nenni nenni Hasan nenni
Nenni nenni Osman nenni
Derleyen: H. Basri Tuncel
Ağıt, 150 yıl önce fesatçı birinin Hekimhan'h birkaç kişi ile Yazıhan'a bağlı Epreme Köyünden 6 kişinin biribirleriyie vuruşması üzerine ölen iki kişiden biri olan Hasan'ın kızkardeşi Kara Cenni tarafından söylenmiştir.
AMCAYA AĞIT
Meğer böyle imiş alın yazısı Düştü içimize ölüm sızısı Kimi güler, yaş akıtır bazısı Gitti Mehmet Ali, .vakitsiz gitti
Gül, dalında kurur, susuz kalınca Yaprağı dökülür güneş vurunca Dur dersen durur mu, ömür dolunca Gitti Mehmet Ali, vakitsiz gitti.
O bir armağandı ailemizden Tutarak getirdi, hep elimizden Biz vücut, bir aza ayrıldı bizden Gitti Mehmet Ali, vakitsiz gitti.
Gün gelir, ay gelir ve yıllar geçer Azrail tırpanı ekinler biçer Bir şerbettir onu her insan içer Gitti Mehmet Ali, vakitsiz gitti.
Erdal OĞUZ
Erdal Oğuz bu şiirini amcası Mehmet Ali Oğuz'un ölümü üzerine yazmış
ŞABANIN AĞIDI
Gölbaşına Gölbaşına İki bayram, yılbaşına Paraları verilecek Gelen ayın onbeşine
Gölbaşı'nin kızıl özü Tükenmiyi özü, düzü Zalim miydi mühendisi Gavur ağıladı sizi.
Gölbaşı'nin mühendisi zalimdir Adamın çarkını kıran ölümdür Amanın komşular kınaman beni Şaban'ına avradı taze gelindir.
Derleyen: H. Basri Tuncel
Epreme Küyünden tüylü Elif bu ağıdı, komşusu Osman'ın Gölbaşı'nda yol yapımında çalışırken ölümü üzerine söylemiştir.
ÖLEN KIZINA AĞIT
Hiçbir şey tutmuyor senin yerini Anan ağlar, baban ağlar, el ağlar Bin hüzünle aldı toprak tenini Nergiz ağlar, sümbül ağlar, gül ağlar.
Muhabbet tacını takmadı başın Daha yirmi idi bu gençlik yaşın Kara toprak damat, gelinse naşın Tabut ağlar, duvak ağlar, tel ağlar.
Şu mavi gökkubbe yasını tuttu Dertli pınar kendi derdin unuttu Kara loprak güzel bir gelin yuttu Bulut ağlar, pınar ağlar, göl ağlar.
Dokuz şubat, henüz bahar gelmedi Çiçekler açmadı, bülbül gülmedi O fidan bedenin meyve vermedi Kökler ağlar, gövde ağlar, dal ağlar.
Bütün insanları candan severdin Düşküne, yoksula şefkatin verdin Daha yirmisinde kemale erdin Dostun ağlar, düşman ağlar, el ağlar.
Nasıl anlatayım sevgimi sana Kelimeler yetmez bu duygulara Daha çok sevenin var mı orada? Gönlüm ağlar, gözüm ağlar, dil ağlar.
Ağlayarak yazdım bu dizeleri Kırmak istemedim hiç kimseleri İsyanım, alnımın acı izleri Kalem ağlar, kâğıt ağlar, el ağlar.
Kadir DEĞİRMENCİ
Dr. Kadir Değirmenci bu ağıdı ölen kızı için yazmıştır.
MALATYA'NIN BAĞLARINDA
Malatya'nın bağlarında Çiçek açmış dallarında Memet oğlanı vurmuşlar Malatya'nın dağlarında
Biner atın iyisine Gider yolun kıyısına Memet oğlanı vurmuşlar Haber yerin bacısına

