- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 9 Ay 5 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Refik Halit Karay (1888-1965) Fecr-i Âtîâden sonra Millî edebiyat hareketine katilmistir. Eserlerini de bagimsiz bir sahsiyet olarak vermistir. Edebî hayati köse yazarligi ile baslamistir. Sonra da sirayla hikâyeciligi ve romanciligi gelir.
Ilk yazilarinda günlük hayati ele almis, sosyal hayattaki çarpikliklari, zekî ve nükteli bir üslûpla dile getirmistir. Hayatin gülünç yanlarini karikatürize etmistir.
Sade ve temiz bir dille yazdigi Memleket Hikâyeleriânde Anadolu insaninin hayatini bütün canliligi ile yansitmistir. Gözlem yeteneginin üstünlügü dikkat çeker. Eserlerinde kisilerin ruh tahlillerine fazla deginmez.
Insanlarin dürüst olmayan, kurnazlik ve menfaatçilikle ilgili yönlerini ortaya kor. Bunu mizah ve elestiri ile yapar. Hiciv, eserlerinde önemli bir unsurdur. Sahislari kendi sosyal çevreleri ile birlikte anlatir. Konusma dilinin bütün canliligini ve tabiiligini ortaya kor.
Romanlari: Istanbul'un Iç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylisi, Kadinlar Tekkesi, Anahtar
Hikâyeleri: Memlekete Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri (Hatayâda sürgünde yazdigi eseridir).
Hiciv ve Mizah Yazilari: Kirpinin Dedikleri, Deli, Sakin Aldanma Inanma Kanma, Tanidiklarim.
4. Millî Edebiyat Akimi
Modern Türk Edebiyatini yaratma amaciyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî topluluklari büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransiz sanatina bagli, dil ve üslûpta Osmanlicayi sürdüren, millî kimlik ve kisilige ulasamamis bir edebiyat vücuda getirmislerdir.
Osmanli Imparatorluguânun dagilisi sirasinda, Türk aydinlarinin büyük bir bölümü, ümmete bagli Osmanliciligin terk edilerek milliyetçiligin benimsenmesinin, memleketin gelecegi için gerekli olduguna inaniyorlardi. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akimlari dogmus, her sahada millî kimlik arayislari baslamistir.
Türk dili, Türk vezni, Türk zevki ve kültürü ile millî konulari, millî ülküleri isleyen Türk edebiyati ihtiyaci ve özlemi sonucunda 1911-1923 yillari arasinda Millî Edebiyat akimi var olmustur.
Türk milletine mensup olma suuru, tarih içinde devamlilik düsüncesi, oldugu gibi kalarak batililasma inanci, 1911-1923 yillari arasindaki akimin temelleridir. Bu dönemin bariz özelligi, Türk romantizminin edebî tezahürlerini göstermesidir.
Cumhuriyetâin kurulusunu hazirlayan milliyetçilik ideolojisi içinde dogan Milli Edebiyat akimi Cumhuriyetâin ilk yillarinda en olgun eserlerini verdi. Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadî müesseseler üstünde baslarinda büyük Türk sosyologu ve düsünürü Ziya Gökalp'in bulundugu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp'in Türkiye ve Türkler için sekillendirdigi düsünceler basta Atatürk olmak üzere, Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüsünün kaynagini teskil etti.
Halka ulasabilmek ve onunla bütünlesebilmek için onun dilini kullanmak gerektigine inanan bu nesil yazarlari, eserlerinde konusma dilini kullandilar.
Halk dilini kullanirken gençlik yillarinda hayran olduklari Edebiyat-i Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarinin ince zevkini günlük dile aktardilar.
1911 yilinda Selânikâte çikarilmaya baslanan Genç Kalemler dergisinde basladi bu çalismalar. Bir kismi daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve sairleri arasinda da yer alan bu edebiyatin temsilcilerinin en önemlileri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin (öncü), Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip (öncü), Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlibel, Enis Behiç Koryürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Refik Halit Karay, Resat Nuri
Güntekin, Yakup Kadri, Halide Edik Adivar, Hamdullah Suphi, Ahmet Hikmet Müftüoglu, Necip Fazil Kisakürek, Fuat Köprülü, Halide Nusret Zorlutuna, Sükûfe Nihal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpinar'dir.
Milli Edebiyat akiminin özellikleri, Cumhuriyetâin ilk on yilinin da bir özeti
olmaktadir. Bu çerçeve içerisinde, Milli Edebiyat akiminin ilkeleri de su
sekilde belirtilebilir: Dilde yalinlik (en mühim prensip), Türkçe karsiligi olan Arapça ve Farsça kelimelerin atilmasi. Yalin (süssüz, sanatsiz, özentisiz) bir dille yazma; Istanbul Türkçesini kullanma.
**Halk edebiyati siir biçimlerinden yararlanma
**Hece ölçüsü
**Konu seçiminde yerlilik
**Konularini hayattan, ülke sartlarindan seçme
**Millî kaynaklara yönelme
Islâmci, Osmanlici, gelenekçi görüslere sahip yazarlardan bireysel egilimli yazarlara kadar tüm edebiyatçilara açik bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artik söz konusu olan Millî Edebiyat akimi kavrami degil, Millî Edebiyat dönemidir. Bu akim dilde ve duyusta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön plânda oldugu roman, hikâye, tiyatro eseri ve siirler verilmesini saglamistir.
Baslangiçta Fecr-i Âtî roman ve hikâyecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoglu ve Refik Halit Karay, gerçek kisiliklerini Millî Edebiyat akimi içerisinde göstermislerdir.
Fecr-i Âtî toplulugu disinda kalan, Istiklâl Marsi sairi Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatli, kendi siir anlayislarina göre eserler veren ve daha sonra Millî Edebiyat akimina katilan sairlerdir.
Gerek Mehmet Âkif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatli, siir dili ile konusma dili arasindaki uzlasmayi saglamislar, Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldirip, yasayan Türkçe ile basarili siirler yazmislardir.
Dönemin Sanatçilari
Ömer Seyfettin (1884-1920)
Son devir Türk hikâyeciliginin en önemli isimlerindendir. Yeni Lisan hareketinin savunucularindandir. Amaci millî suuru kuvvetlendirmek, toplum hayatindaki aksak yönleri ortaya çikarmaktir.
Konularini gerçek hayattan alir. Bu sebeple hikâyeleri realist özellik tasir. Konulari genellikle tarihî olaylar, çocukluk hatiralari ve yasanan günlük olaylardir. Ask konusunu da bu hikâyelerinde isler. Kahramanlik, hikâyelerinin önemli konularindandir.
Bazi eserlerinde sosyal hayattaki gülünç özellikleri karikatürize eder. Türklerin Balkanlarâda ugradiklari zulümleri de konu edinmistir. Dili oldukça sadedir ve yalindir. Kurgulari oldukça basarilidir.
Hikâyeleri: Eshab-i Kehfâimiz, Harem, Efruz Bey, Yalniz Efe, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Beyaz Lâle, Bomba, Bahar ve Kelebekler,
Ziya Gökalp (1876-1924)
Türkçülük cereyanini bir sisteme baglayan fikir adami ve bu sistemi eserlerinde isleyen bir sanatçidir.Türk milletinin din, dil, ahlâk, edebiyat yönünden ayni kültürle yetismis kisilerden olustuguna inanan Gökalp, eserleriyle Türk milliyetçiliginin sinirlarini belirlemis, millî edebiyatin da fikir yönüyle temellerini olusturmustur. Onun Türkçülük anlayisi, dil, edebiyat, din, iktisat, güzel sanatlar ve siyaset alanlarini kapsar. Turancilik ideolojisini de savunmustur.
Edebiyati, bu fikirlerini yaymak için bir araç olarak kullanmistir. Sanat yapma kaygisi yoktur. Siir ve nesir alaninda eserleri vardir. Destan, masal ve makaleler de yazmistir.
Dile önem vermistir. Eserlerini sade bir dille yazmistir. Türk dilinin gelismesi yolunda çaba harcamistir. Türkçe karsiliklari olan Arapça ve Farsça kelimelerin atilmasindan, Türkçelesmis kelimelerin de artik Türkçe sayilmasindan yanadir.
Ona göre millî vezin hece veznidir.
Siirleri: Kizil Elma, Altin Isik, Yeni Hayat
Fikrî Eserleri: Türk Medeniyeti Tarihi, Türk Töresi, Türkçülügün Esaslari, Türklesmek-Muasirlasmak-Islâmlasmak, Malta Mektuplari.
Ali Canip Yönten (1887-1967)
Daha önce Fecr-i Âtîâde yer alan sanatçi, daha sonra millî edebiyat akiminin öncülügünü yapmis, Ömer Seyfettinâle birlikte çikardiklari Genç Kalemler dergisinde bas yazarlik yapmistir.
Yeni Lisan hareketinin savunucularindandir.
Siirlerinin hece vezniyle ve sade bir dille yazmistir. Siirlerinin bir kismini Geçtigim Yol adi altinda yayimlamistir. Sonralari siiri birakip edebiyat incelemeleri yapmistir.
Fuat Köprülü (1890-1966)
Edebiyat tarihi ve tarih arastirmacisidir.
Türk edebiyatini dönemlere ayiran, bilimsel yöntemlerle inceleyen ilk
arastirmacidir.
Eserleri: Türk Edebiyatinda Ilk Mutasavviflar, Türk Edebiyati Tarihi, Türk Saz Sairleri, Türk Dili ve Edebiyati Hakkinda Arastirmalar.
Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)
Halkçilik ve milliyetçilik düsüncesini siirlerinde islemistir. Sahsî duygulara ve tabiata pek rastlanmaz.
Siirleri sosyal faydaya yöneliktir ve didaktiktir. Bu yüzden bir kuruluk göze çarpar.
Hece veznini ve bati edebiyati nazim sekillerini kullanmistir.
Dilinin tamamen sade oldugu söylenemez.
Siirleri: Türk Sazi, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destani, Turana Dogru.
Resat Nuri Güntekin (1889-1956)
Millî edebiyat akimindan etkilenen sanatçilardandir.
Söhretini Çalikusu romaniyla kazanmistir.
Birçok eserinde Anadoluâyu, Anadolu hayatini ve insanini, batil inançlari,
yanlis batililasmayi, insanimizin bilime ve egitime ihtiyacini islemistir.
Mizah ögesine de yer vermistir.
Romanlarinda güçlü gözlemciligine dayanan bir realizm ve canli bir üslûp vardir. Psikolojik tahlillerde de basarilidir. Eserlerinde konusma dili hâkimdir
Roman, hikâye, tiyatro ve gezi yazisi türünde eserleri vardir.
Romanlari: Çalikusu, Gizli El, Dudaktan Kalbe, Acimak, Eski Hastalik, Aksam Günesi, Yaprak Dökümü , Damga, Miskinler Tekkesi
Hikâyeleri: Eski Ahbap, Tanri Misafiri, Sönmüs Yildizlar, Boyunduruk
Gezi Yazilari: Anadolu Notlari
Tiyatrolari: Yaprak Dökümü, Eski Rüya, Hançer, Balikesir Muhasebecisi, Eski Borç, Gözdagi
5. Millî Mücadele Dönemi Türk Edebiyati
Yakup Kadri Karaosmanoglu (1899-1974)
Üsküdar Idadisi'nde edebiyat ve felsefe ögretmenligi yapti (1916-17). Ikdam gazetesinde çalisti. Yeni Mecmua'da Erenlerin Bagindan yazilarini yayimladi (1918-19). Tedavi olmak için gittigi Isviçre'de üç yil kaldi. Mütareke devrinde Ikdam, Dergâh gibi gazete ve dergilerde yazdigi yazi ve öyküleriyle Kurtulus Savasi'na destekledi. Ikdam'da Kiralik Konak (1920), Aksam'da Nur Baba (1921) romanlarini tefrika ettirdi. 1921'de Ankara'ya çagrildi.
Toplumsal yapidaki bu degisimi öykü ve romanlarinda yansitan Yakup Kadri, hayata bakisini, bu farklilasma durumlarinin ondaki yansilarini söyle dile getirmektedir: "On sekiz yasimda iken seyda (deli) bir anarsist idim. Yüksek bir makam sahibi veya herhangi bir kudretli adami yere sermek en büyük gayemdi.
Sonradan bir ihtilalin basina geçmek ve halk kitlelerini bir rüzgârin bir ormani dalgalandirisi gibi harekete getirmek istedim. Otuzumda bunlarin hepsinden vazgeçmis, hiçbir seye inanmaz olmus ve kendimi cismani hazlara terk etmistim.
Fakat etin bu iltihabindan ruhun baska türlü bir iltihabi ile uyandim. Mistik bir sevda can evimi bir yanginin alevi gibi sarmisti. Bu alevle tutustukça hayat buluyordum. Ve ilik uzletimi (toplum hayatindan uzakligimi) yüzleri berrak su kaynaklarini andiran hayaletlerle dolduruyordum. Iste, millet askina ben bunlar arasinda vasil oldum. Ve bu ask yolunda can vermeyi o vakit cana minnet bildim.
Lâkin, bu yeni dinde kendime peygamber yine kendimdim. Onun için ruhum imansiz kalan cemaat gibi perisandi. Ne vakit ki Anadolu yaylalarinin maverasindan (ötesinden) O'nun (Atatürk'ün) sesini duydum; Nur ile ates, vecd (kendinden geçme) ile humma (ates) arasindaki farki o vakit bildim. Ancak bu millet mürsidinin emri altindadir ki, kisir bir atesle beyhude yere yanip tutusmaktan ve yipratici ihtilaçlar içinde beyhude yere kivranip durmaktan kurtuldum. Ruhum, hemen ilâhî diyebilecegim bir nizam (düzen) içine girdi.
Kütahya, Simav, Gediz, Eskisehir, Sakarya yörelerine gezi. Garp cephesinin bulundugu mevkide olup bitenlere taniklik etti. Anadolu gerçegi ile yüzlesen Yakup Kadri; Kurtulus Savasi'nin yansilarini yakindan gözledi. Cumhuriyet'in kurulusunda Mardin (1923-1931), daha sonra da Manisa milletvekili oldu (1931-1934). 1923-25 arasi Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye (Ulus) gazetelerinde yazdi. Burada iki yil kaldi. Istanbul'da çikan Milliyet'te yazdi. Hüküm Gecesi romanini bu gazetede tefrika ettirdi (1927). Sodom ve Gomore'yi yazdi (1928).
1932'de yazdigi Yaban birçok tartismalara neden oldu. Roman, 1942'de CHP Roman Armagani'nda ikinciligi kazandi. Ayni yil Vedat Nedim Tör, Sevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge, Ismail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kuruculari arasinda yer aldi. Dergi, 1934'te kapanmak zorunda kalinca, Tiran elçiligine atandi. Bunu Prag (1935), La Haye (1939), Bern (1942), Tahran (1949), Bern (1951-1954) elçilikleri izledi.
1961'de Kurucu Meclis üyeliginde, 1961-1965'te de Manisa milletvekilliginde bulundu. Cumhuriyet, Hakimiyet-i Milliye, Ulus, Milliyet, Yeni Istanbul, Tercüman; Kadro, Varlik, Hayat, Meydan gibi gazete ve dergilerde makale, roman ve anilari yayimlanan Yakup Kadri, 13 Aralik 1974'te Ankara'da öldü.
Romanlarinda, ülkenin yaklasik yüz yili askin zaman dilimini (1861-1950) konu edindi. Toplumsal degisim sürecinin toplumun farkli kesimlerindeki yansilarini gerçekçi bir bakisla yansitti. Tarihe taniklikla birlikte, insan-toplum iliskilerinde bu süreçte biçimlenen durumlari irdeledi. Tanik oldugu olaylar, yasadigi ortam onun edebiyat anlayisini biçimlendirmistir. Fecr-i Âtî içinde 'sanat sanat içindir' anlayisindan yola çikan Yakup Kadri, kosullarin gücü içindeki degisimi de yillar sonra söyle dile getirecektir: "Bu coskunlugum, sanat perisi yolunda bu serdengeçtiligim, ilk millî felâketimiz olan Balkan Harbi'ne kadar, bütün atesiyle devam etti. Fakat ne vakit ki, Çatalca önüne dayanan düsman toplarinin sesini ta yatagim içinden isitmege basladim, hisseder gibi oldum ki, hayatta benim yaptigim mücadeleden daha mühimleri vardir. Balkan Harbi'ni daha bir sürü millî felâketler takip etti. Ben gene 'Sanat sahsî ve muhteremdir' diyordum. Fakat onun yani basinda, hiç degilse onun kadar 'sahsî' ve 'muhterem' seyler olabilecegini düsünmege baslamistim."
Öykü ve romanlarinda dilde sadelesme ve yeni bir edebiyat anlayisinin örneklerine veren Yakup Kadri, bir bakima degisim döneminin romancisidir. Romanlarinda, ülkenin Batililasmadan Cumhuriyet'in kurulus yillarina deginki degisim ve dönüsüm süreçlerini konu edinir. Çözülme ve yeniden yapilanma... Bu süreçteki insan ve toplum gerçegine gerçekçi bir bakisla yaklasir. Yakup Kadri, romanlarinin yapisal olusumunu degerlendirirken, sunlari söyler: "Romanlarimin kronolojik mahiyeti benim istek veya kararimla meydana gelmis bir sey degildir.
Romanda yegâne (biricik) gayem, hayatin heyecanini verebilmek ve canli tipler yaratmaktir. Bunda ne dereceye kadar muvaffak oldugumu bilmiyorum. Roman yazarken tanidigim kimseleri ve yasadigim hayat safhalarini bir ham madde olarak kullanirim. Romanlarimi uzun müddet tasarlarim. Fakat not alip materyal toplamak adetim degildir."
Fecr-i Âtîâde iken ferdiyetçi sanat anlayisini benimseyen sanatçi, daha sonra millî Edebiyat cereyanina katildi.
Ilk eserlerinde mistik bir hava vardir.
1916âdan sonra ülke gerçeklerini ve millî duygulari isleyen hikâyeler yazmistir.
Roman, hikâye, deneme, mensur siir, makale ve ani türünde eserleri vardir. Romanlarinda Türk halkinin yasayisi ve problemleri baslica konudur.
Tanzimatâtan Cumhuriyetâe kadar olan dönemde Türk halkinin yasadigi gelisme ve degismeleri islemistir. Aydinlarla halk arasindaki zitliklari da konu edinmistir.
Eserlerinde saglam bir gözlemcilik ve ona dayanan bir realizm vardir. Eserleri teknik bakimdan saglamdir. Karakterleri basariyla anlandirmistir.
Titiz bir üslûpçudur.
Hikâyeleri: Bir Serencam, Rahmet, Millî Savas Hikâyeleri
Romanlari: Kiralik Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama...
Diger eserleri: Erenlerin Bagindan, Zorakî Diplomat, Anamin Kitabi,
Vatan Yolunda...
Halide Edip Adivar (1884-1964)
Romanci ve hikâyeci.
Ünlü, Sultanahmet mitingi ile halki costurmus ve bizzat millî mücadelenin içinde yer almistir.
Romanlarindaki belli basli konular, Kurtulus Savasi, çocukluk hatiralari ve asktir.
Kahramanlarini daha çok kadinlar arasindan seçen sanatçi, karakter bulmakta basarilidir. Kadinlara da üstün özellikleri vermistir.
Gözlem, tasvir ve tahlillerde basarilidir.
Sosyal çevreye önem verir.
Dili kullanmada basarili degildir. Daginik, düzensiz bir üslûbu vardir.
Eserleri: Handan, Son Eseri, Atesten Gömlek, Vurun kahpeye, Zeynoânun Oglu, Sinekli Bakkal, Tatarcik, Mor Salkimli Ev, Daga Çikan Kurt, Harap Mabetler
Bes Hececiler
Siire 1. Dünya Savasi ve Millî Mücadele yillarinda baslayan, Mütareke yillarinda söhret kazanan hececiler, Anadolu'yu ve vasat insan tipini siire soktular.
Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlik ve yigitlik, isledikleri baslica konulardir.
Hecenin bu bes sairi millî edebiyat akimindan etkilenmis ve aruzu birakarak siirlerinde heceyi kullanmaya baslamislardir. Bunda da oldukça basarili olmuslardir.
Siirde sade ve özentisiz olmayi tercih etmislerdir.
Orhan Seyfi Orhon (1890-1972)
Siirlerinde konusma dilini kullanmistir.
Bazi siirlerinde halk siiri sekillerini kullanmistir.
Daha çok sahsî temalari isleyen sair vatanî konulari da islemistir.
Eserleri: Firtina ve Kar, Peri Kizi ile Çoban, Gönülden Sesler, O Beyaz Bir Kustu.
Yusuf Ziya Ortaç (1896-1967)
Siire aruzla baslamis, da ha sonra heceyi kullanmistir.
Günlük hayatin çesitli görünümlerini sade bir dille islemistir.
Akbaba adli mizah dergisini çikarmistir.
Eserleri: Akindan Akina, Asiklar Yolu, Yanardag, Bir Rüzgâr Esti.
Faruk Nafiz Çamlibel (1898-1973)
Bes Hececilerin en genci ve en basarilisidir. Buna ragmen aruzu da tamamen terk etmemistir.
Siirlerinde Anadoluâyu, memleket sevgisini anlatmistir. Ferî konulari da
islemistir.baslica konu ve temalari, ask, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlik, ihtiras.
Lirik siirleri vardir.
Siirleri: Han Duvarlari, Çoban Çesmesi, Dinle Neyden, Gönülden Gönüle.
Tiyatro eserleri: Canavar, Akin, Özyurt, Kahraman.
Enis Behiç Koryürek'in (1892-1949)
Siire aruzla baslamistir.
Heceyle yazdigi ilk siirlerinde aski islemekle beraber, daha sonra Kurtulus Savasi yillarinda millî duygulari ve tarihî kahramanliklari islemistir.
Siirleri: Miras, Günesin Ölümü.
Halit Fahri Ozansoy (1891-1971)
âAruza Vedaâ adli siiriyle aruzu birakip heceyi kullanmaya baslamistir.
Siirlerinde konusulan Türkçeyi basariyla kullanmistir.
Derin bir melânkoli ev karamsarlik tasiyan siirlerinde ferdî konulari
islemistir.
Siir, roman ve tiyatro türünde eserleri vardir: Cenk Duygulari, Efsaneler, Baykus, Hayalet.
Dönemin Bagimsiz Isimleri
Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936)
Dinî, millî siirleriyle taninir.
Bir destan sairidir (Çanakkale Sehitlerine). Islâmcilik akiminin temsilcisidir. Siirlerinde dinî lirizm dikkati çeker. Ögretici, ögüt verici, birligi ve bütünlügü saglayici siirleri vardir.
Savas sirasinda ve sonrasinda kurtulusun ve gelismenin ancak dine sarilmakla olacagini, batinin sadece ilminin alinabilecegini savunmustur.
Türk siirine gerçek realizm onunla girmistir. O, toplum hayatini bütün
yönleriyle aksettirmistir. Hatta sokak aralarinda konusulan dili bile siirine yansitabilmistir.
Gözlemlerinden çokça faydalanmistir. Tasvir edici ve tahkiyeli anlatimi
sayesinde siirinde canli tablolar çizmistir.
Aruzu Türkçeye basariyla uygulamistir.
Nazmi nesre yaklastiranlardandir. Manzum hikâye seklinde siirleri vardir.
Bu siirlerinde günlük hayati, toplum hayatini basariyla anlatmistir. Özellikle yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karsi acima duygusu bu tür siirlerinde belirgindir. Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasir, Mahalle Kahvesi bu türün örnekleridir.
Siirlerini Safahat adli kitabinda toplamistir. Safahat yedi kitaptan olusur:
Safahat, Hakkâin Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatiralar, Asim ve Gölgeler.
Makaleleri A. Abdülkadiroglu tarafindan yayimlanmistir.
Yahya Kemal Beyatli (1884-1958)
Sair ve yazar.
Eski nazim biçimleriyle -az da olsa degisiklige ugratarak- yeni konulari
islemistir.
Aruzu Türkçede basariyla uygulamistir. Sadece Ok siirini heceyle yazmistir.
Siirde dile, uygun kelimelerin seçilerek yerli yerinde kullanilmasina özen
göstermistir.
Parnasizmin en önemli temsilcisidir.
Siirde sekil mükemmelligine, ahenge ve kafiyeye önem vermistir.
Isledigi baslica konu ve temalar: ask,i tabiat, kahramanlik, ölüm, sonsuzluk.
Siirlerinde Osmanli hayranligi oldukça açiktir ve Istanbul'u da siirde en çok isleyen sairdir. O tam bir Istanbul asigidir. Tevfik Fikretâin âSisâ adli,
Istanbul'u tahkir ettigi siirine karsi âSiste Söylenisâ adli siiriyle cevap
vermistir.
Siirleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Sirin Rüzgâriyla, Rubailer.
Nesirleri: Egil Daglar, Aziz Istanbul, Edebiyata Dair.
6. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyati
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyati, Divan edebiyatinin terk edilmesinden sonra tesekkül eden Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Millî Edebiyat adlariyla anilan edebiyat tarzlari vasitasiyla olusturulan zemin üzerine kurulmustur.
Cumhuriyet devri edebiyatinin ilk dönem eserleri degisen siyasî, sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini tasir.
Dildeki sadelesme hareketi artik yerlesmistir.
Aruz birakilarak hece kullanilmistir.
Siirde ve düz yazida toplumun her kesiminden gelen sanatçilar sayesinde konular oldukça genisletilmistir. Buna bagli olarak mekânlar da çesitlilik kazanmistir.
Anadoluâya daha çok yer verilmistir. Roman ve hikâyelerde toplum sorunlari, gözleme dayanan bir gerçeklikle anlatilmistir.
Kurtulus Savasi ve bu dönemdeki toplum hayati da konu edilmistir.
Tiyatro eserlerinde de millî konular islenmistir.
a. 1940 Yilina Kadar Türk Edebiyati
1900'den sonra dogan, ilk gençlik ve olgunluk yillari Cumhuriyetâin ilk devresinde geçen ilk sairler nesli, siire Yahya Kemalâin, Ahmet Hasimâin ve bati sairlerinin etkisiyle ve kendi yaraticiliklarinin katkisiyla yeni estetik sekiller kazandirdi.
Ahmet Hamdi Tanpinar, Türkçeye Paul Valery'nin siir görüsünü uygulayarak, yogun kapali, derin siirler yazdi.
Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967), Tanpinar'i hatirlatan özelliklerin yer aldigi folklor kaynakli degisik eserler meydana getirdi.
Necip Fazil Kisakürek (1905-1983) çok yönlü kisiliginin etkisiyle ve Türkçeyi ustaca kullandigi siir ve piyeslerinde Anadolu insaninin mistik egilimlerini orijinal ve modern bir üslûpla ifade etti.
Yedi Mesaleciler
Sabri Esat Siyavusgil, Ziya Osman Saba, Yasar Nabi Nayir, Kenan Hulusi
(hikâyeci), Cevdet Kudret Solok, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk.
Bu edebî topluluk yeni bir edebiyat, farkli bir siir anlayisi olusturmak için
toplanmistir.
Bes Hececilerâe karsi çikmislardir.
âSamimîlik, canlilik ve devamli yenilikâ ilkelerini benimsediler.
Fransiz edebiyatini örnek alacaklarini bildirdiler.
Buna ragmen kendileri de Bese Hececilerâin yolundan gitmislerdir. Türk siirine herhangi bir yenilik getirmemislerdir.
Dönemin Sanatçilari
Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967)
Avrupai siir anlayisindan âsik tarzi söyleyise yönelmistir.
Siirlerinde iç duygu ve bununla birlikte gelisen hafif sesli bir musiki havasi vardir.
Siir kitabi: Siirler.
Tiyatrolari: Koçyigit Köroglu, Kösebasi, Bir Pazar Günü, Satilik Ev
Necip Fazil Kisakürek (1905-1983)
Siirlerinde insanin evrendeki yerini, madde ve ruh meselelerini, insanin iç dünyasina ait çesitli yönleri, gizli duygulari islemistir. Hissi ve fikri siir olusturan iki unsur olarak kabul eder. Saglam bir dil ve üslûp; kuvvetli bir lirizm, basarili bir teknik sahibidir.
Agaç ve Büyük Dogu dergilerini çikarmistir.
Siirleri: Örümcek Agi, Kaldirimlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervani, Çile
Siirlerim.
Roman ve tiyatro türünde de eserleri vardir: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularindan Hikâyeler, Hikâyelerim.
Cahit Sitki Taranci (1910-1956)
Sade, yalin, ahenkli bir dille, konusma diliyle siirler yazmistir.
Siirlerinde iç sikintilarini, karamsarligi, özellikle sürekli korktugu ölümü,
ama bununla birlikte yasama bagliligi konu edinmistir.
Siirleri: Otuz Bes Yas, Düsten Güzel, Ömrümde Sükût
Nesirleri: Ziyaâya Mektuplar
Memduh Sevket Esendal (1883-1952)
Romanci ve hikâyeci.
Romanlarinda kendi deyimi ile âtopluma ayna tutmusturâ.
Hikâyelerinde gözlem gücü son derece güçlüdür.
Toplum hayatindaki aksakliklara deginmistir.
Dili temiz; anlatimi güçlüdür. Konusma dilini kullanmistir.
Hikâyelerinde Çehov tarzinin temsilcisidir.
Romanlari: Ayasli ve Kiracilari, Vassaf Bey.
Hikâyeleri: Hikâyeler, Otlakçi, Hava Parasi, Mendil Altinda, Temiz Sevgiler.
Ahmet Hamdi Tanpinar (1901-1962)
Hikâye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi ve siir türlerinde eserler vermistir. Ama en önemli özelligi sairligidir.
Siirlerindeki temel unsurlar; his, hayal ve musikidir. En çok isledigi konu
zamandir. Suuralti da önemlidir.
Siirlerinde sembolistlerin etkisi vardir.
Sade bir dille yazdigi siirlerde hece ölçüsünü kullanmistir.
Hikâye ve romanlarinda dönemin toplum hayatini ve çeliskilerini ortaya
koymustur. Psikolojik yön de önemlidir.
Dili basariyla kullanmistir.
Siirleri: Siirler.
Deneme: Bes Sehir.
Roman: Huzur, Mahur Beste, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Disindakiler.
Hikâye: Yaz Yagmuru, Abdullah Efendiânin Rüyalari.
Edebiyat: 19. Asir Türk Edebiyati Tarihi.
Abdülhak Sinasi Hisar (1888-1963)
Tenkitçi ve romanci.
Nesirlerinde görgü, hatira, tasvir ve kültür unsurlari agir basar.
Sanatli ve uzun cümleleri vardir.
Romanlari: Fehim Bey ve Biz, Çamlicaâdaki Enistemiz.
Diger eserleri: Bogaziçi Mektuplari, Geçmis Zaman Köskleri, Bogaziçi Yalilar.
b. Son Dönem Türk Edebiyati
Garipçiler
Orhan Veli Kanik ve onunla ayni tarzi paylasan Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat, siirlerini 1941 yilinda Garip adli kitapta topladilar, Garipçiler adiyla anildilar ve Türk siirinde yeni bir akim meydana getirdiler.
Bu adi almalarinda Orhan Veliânin âKitabe-i Seng-i Mezarâ adli siirinin garip tepkilere sebep olasinin ve garip bulunmasinin etkisi olmustur.
Bu akimin amaci siiri, öteden beri vazgeçilmez unsurlar sayilan vezin, kafiye, nazim sekli, nazim birimi; sairanelik, mecazli söyleyis, söz sanati ve süs gibi unsurlardan siyirarak, duyularin yalin ifadesi hâline getirmekti.
Bu akimda hiç bir kural ve kaliba baglanmamak prensip edinilmistir.
Sade bir dil kullanmislardir.
Günlük ve siradan konulari islemislerdir. Siradan insanlarin problemleri, yasama sevinci, hayattaki gariplikler siirlerinin baslica konularidir. Siirde o zamana kadar islenmemis konulari ele almislardir.
Orhan Veli, bu tarzda yazdigi basarili siirlerle kendisinden sonrakileri büyük ölçüde etkiledi.
Genç yasinda Rusya'ya giden ve oradan marksist ve materyalist bir inançla dönen Nazim Hikmet Ran (1902-1963) Türkçenin estetigini Mayakovski tesirleri tasiyan yeni bir tarzda kullanarak ihtilâlci siirler yazdi. 1960'li yillardan sonra Türk Edebiyati içinde yayginlasan sosyalist akiminin baslangici bu siirler oldu.
Ahmet Muhip Diranas, siiri tamamen estetik olarak kabul eden sairlerdendir. Ayni nesilden olan Arif Nihat Asya (1904-1976) üslûp ve ruh yönünden zenginligini siirlerine aksettiren orijinal bir sairdir.
Türk edebiyatinda küçük klâsik hikâye yazma geleneginin kurucusu ve en basarili temsilcisi olan Ömer Seyfettin'in (1884-1920) hikâye kitaplari 144 baski yaparken kendisi en çok okunan yazar oldu.
Sait Faik Abasiyanik (1906-1948) ve Sabahattin Ali'nin 1935 yilindan sonra yayinladiklari hikâyeler, birbirinden farkli iki yeni çigir açti.
Sait Faik, konulari Istanbul'da geçen ve sahsî izlenimlerine dayanan siir
duygusuyla dolu hikâyeler yazdi.
Materyalist bir dünya görüsüne sahip olan Sabahattin Ali, dis tasvirlere ve sade olaylara fazla önem veren hikâyeler yazdi. Bu iki yazarla birlikte 1960'li yillardan sonra yogunlasan günlük olaylar, düsünce ve beklentiler edebiyata girmeye basladi.
Ilk yazilarinda günlük hayati ele almis, sosyal hayattaki çarpikliklari, zekî ve nükteli bir üslûpla dile getirmistir. Hayatin gülünç yanlarini karikatürize etmistir.
Sade ve temiz bir dille yazdigi Memleket Hikâyeleriânde Anadolu insaninin hayatini bütün canliligi ile yansitmistir. Gözlem yeteneginin üstünlügü dikkat çeker. Eserlerinde kisilerin ruh tahlillerine fazla deginmez.
Insanlarin dürüst olmayan, kurnazlik ve menfaatçilikle ilgili yönlerini ortaya kor. Bunu mizah ve elestiri ile yapar. Hiciv, eserlerinde önemli bir unsurdur. Sahislari kendi sosyal çevreleri ile birlikte anlatir. Konusma dilinin bütün canliligini ve tabiiligini ortaya kor.
Romanlari: Istanbul'un Iç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylisi, Kadinlar Tekkesi, Anahtar
Hikâyeleri: Memlekete Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri (Hatayâda sürgünde yazdigi eseridir).
Hiciv ve Mizah Yazilari: Kirpinin Dedikleri, Deli, Sakin Aldanma Inanma Kanma, Tanidiklarim.
4. Millî Edebiyat Akimi
Modern Türk Edebiyatini yaratma amaciyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî topluluklari büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransiz sanatina bagli, dil ve üslûpta Osmanlicayi sürdüren, millî kimlik ve kisilige ulasamamis bir edebiyat vücuda getirmislerdir.
Osmanli Imparatorluguânun dagilisi sirasinda, Türk aydinlarinin büyük bir bölümü, ümmete bagli Osmanliciligin terk edilerek milliyetçiligin benimsenmesinin, memleketin gelecegi için gerekli olduguna inaniyorlardi. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akimlari dogmus, her sahada millî kimlik arayislari baslamistir.
Türk dili, Türk vezni, Türk zevki ve kültürü ile millî konulari, millî ülküleri isleyen Türk edebiyati ihtiyaci ve özlemi sonucunda 1911-1923 yillari arasinda Millî Edebiyat akimi var olmustur.
Türk milletine mensup olma suuru, tarih içinde devamlilik düsüncesi, oldugu gibi kalarak batililasma inanci, 1911-1923 yillari arasindaki akimin temelleridir. Bu dönemin bariz özelligi, Türk romantizminin edebî tezahürlerini göstermesidir.
Cumhuriyetâin kurulusunu hazirlayan milliyetçilik ideolojisi içinde dogan Milli Edebiyat akimi Cumhuriyetâin ilk yillarinda en olgun eserlerini verdi. Cumhuriyet rejimi ve bu devirde meydana getirilen sosyal ve iktisadî müesseseler üstünde baslarinda büyük Türk sosyologu ve düsünürü Ziya Gökalp'in bulundugu Türkçü ve Milliyetçi münevver zümre etkili oldu. Gökalp'in Türkiye ve Türkler için sekillendirdigi düsünceler basta Atatürk olmak üzere, Cumhuriyeti kuran birinci neslin dünya görüsünün kaynagini teskil etti.
Halka ulasabilmek ve onunla bütünlesebilmek için onun dilini kullanmak gerektigine inanan bu nesil yazarlari, eserlerinde konusma dilini kullandilar.
Halk dilini kullanirken gençlik yillarinda hayran olduklari Edebiyat-i Cedide (Yeni Edebiyat) yazarlarinin ince zevkini günlük dile aktardilar.
1911 yilinda Selânikâte çikarilmaya baslanan Genç Kalemler dergisinde basladi bu çalismalar. Bir kismi daha sonra Cumhuriyet dönemi yazar ve sairleri arasinda da yer alan bu edebiyatin temsilcilerinin en önemlileri, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin (öncü), Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip (öncü), Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlibel, Enis Behiç Koryürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, Refik Halit Karay, Resat Nuri
Güntekin, Yakup Kadri, Halide Edik Adivar, Hamdullah Suphi, Ahmet Hikmet Müftüoglu, Necip Fazil Kisakürek, Fuat Köprülü, Halide Nusret Zorlutuna, Sükûfe Nihal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpinar'dir.
Milli Edebiyat akiminin özellikleri, Cumhuriyetâin ilk on yilinin da bir özeti
olmaktadir. Bu çerçeve içerisinde, Milli Edebiyat akiminin ilkeleri de su
sekilde belirtilebilir: Dilde yalinlik (en mühim prensip), Türkçe karsiligi olan Arapça ve Farsça kelimelerin atilmasi. Yalin (süssüz, sanatsiz, özentisiz) bir dille yazma; Istanbul Türkçesini kullanma.
**Halk edebiyati siir biçimlerinden yararlanma
**Hece ölçüsü
**Konu seçiminde yerlilik
**Konularini hayattan, ülke sartlarindan seçme
**Millî kaynaklara yönelme
Islâmci, Osmanlici, gelenekçi görüslere sahip yazarlardan bireysel egilimli yazarlara kadar tüm edebiyatçilara açik bir bütünlük mevcuttur. Çünkü artik söz konusu olan Millî Edebiyat akimi kavrami degil, Millî Edebiyat dönemidir. Bu akim dilde ve duyusta 1911-1915 dönemi milliyetçilik fikirlerinin ön plânda oldugu roman, hikâye, tiyatro eseri ve siirler verilmesini saglamistir.
Baslangiçta Fecr-i Âtî roman ve hikâyecisi olan Yakup Kadri Karaosmanoglu ve Refik Halit Karay, gerçek kisiliklerini Millî Edebiyat akimi içerisinde göstermislerdir.
Fecr-i Âtî toplulugu disinda kalan, Istiklâl Marsi sairi Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatli, kendi siir anlayislarina göre eserler veren ve daha sonra Millî Edebiyat akimina katilan sairlerdir.
Gerek Mehmet Âkif Ersoy gerekse Yahya Kemal Beyatli, siir dili ile konusma dili arasindaki uzlasmayi saglamislar, Türk diline zor uyan aruzun engellerini ortadan kaldirip, yasayan Türkçe ile basarili siirler yazmislardir.
Dönemin Sanatçilari
Ömer Seyfettin (1884-1920)
Son devir Türk hikâyeciliginin en önemli isimlerindendir. Yeni Lisan hareketinin savunucularindandir. Amaci millî suuru kuvvetlendirmek, toplum hayatindaki aksak yönleri ortaya çikarmaktir.
Konularini gerçek hayattan alir. Bu sebeple hikâyeleri realist özellik tasir. Konulari genellikle tarihî olaylar, çocukluk hatiralari ve yasanan günlük olaylardir. Ask konusunu da bu hikâyelerinde isler. Kahramanlik, hikâyelerinin önemli konularindandir.
Bazi eserlerinde sosyal hayattaki gülünç özellikleri karikatürize eder. Türklerin Balkanlarâda ugradiklari zulümleri de konu edinmistir. Dili oldukça sadedir ve yalindir. Kurgulari oldukça basarilidir.
Hikâyeleri: Eshab-i Kehfâimiz, Harem, Efruz Bey, Yalniz Efe, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Beyaz Lâle, Bomba, Bahar ve Kelebekler,
Ziya Gökalp (1876-1924)
Türkçülük cereyanini bir sisteme baglayan fikir adami ve bu sistemi eserlerinde isleyen bir sanatçidir.Türk milletinin din, dil, ahlâk, edebiyat yönünden ayni kültürle yetismis kisilerden olustuguna inanan Gökalp, eserleriyle Türk milliyetçiliginin sinirlarini belirlemis, millî edebiyatin da fikir yönüyle temellerini olusturmustur. Onun Türkçülük anlayisi, dil, edebiyat, din, iktisat, güzel sanatlar ve siyaset alanlarini kapsar. Turancilik ideolojisini de savunmustur.
Edebiyati, bu fikirlerini yaymak için bir araç olarak kullanmistir. Sanat yapma kaygisi yoktur. Siir ve nesir alaninda eserleri vardir. Destan, masal ve makaleler de yazmistir.
Dile önem vermistir. Eserlerini sade bir dille yazmistir. Türk dilinin gelismesi yolunda çaba harcamistir. Türkçe karsiliklari olan Arapça ve Farsça kelimelerin atilmasindan, Türkçelesmis kelimelerin de artik Türkçe sayilmasindan yanadir.
Ona göre millî vezin hece veznidir.
Siirleri: Kizil Elma, Altin Isik, Yeni Hayat
Fikrî Eserleri: Türk Medeniyeti Tarihi, Türk Töresi, Türkçülügün Esaslari, Türklesmek-Muasirlasmak-Islâmlasmak, Malta Mektuplari.
Ali Canip Yönten (1887-1967)
Daha önce Fecr-i Âtîâde yer alan sanatçi, daha sonra millî edebiyat akiminin öncülügünü yapmis, Ömer Seyfettinâle birlikte çikardiklari Genç Kalemler dergisinde bas yazarlik yapmistir.
Yeni Lisan hareketinin savunucularindandir.
Siirlerinin hece vezniyle ve sade bir dille yazmistir. Siirlerinin bir kismini Geçtigim Yol adi altinda yayimlamistir. Sonralari siiri birakip edebiyat incelemeleri yapmistir.
Fuat Köprülü (1890-1966)
Edebiyat tarihi ve tarih arastirmacisidir.
Türk edebiyatini dönemlere ayiran, bilimsel yöntemlerle inceleyen ilk
arastirmacidir.
Eserleri: Türk Edebiyatinda Ilk Mutasavviflar, Türk Edebiyati Tarihi, Türk Saz Sairleri, Türk Dili ve Edebiyati Hakkinda Arastirmalar.
Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)
Halkçilik ve milliyetçilik düsüncesini siirlerinde islemistir. Sahsî duygulara ve tabiata pek rastlanmaz.
Siirleri sosyal faydaya yöneliktir ve didaktiktir. Bu yüzden bir kuruluk göze çarpar.
Hece veznini ve bati edebiyati nazim sekillerini kullanmistir.
Dilinin tamamen sade oldugu söylenemez.
Siirleri: Türk Sazi, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destani, Turana Dogru.
Resat Nuri Güntekin (1889-1956)
Millî edebiyat akimindan etkilenen sanatçilardandir.
Söhretini Çalikusu romaniyla kazanmistir.
Birçok eserinde Anadoluâyu, Anadolu hayatini ve insanini, batil inançlari,
yanlis batililasmayi, insanimizin bilime ve egitime ihtiyacini islemistir.
Mizah ögesine de yer vermistir.
Romanlarinda güçlü gözlemciligine dayanan bir realizm ve canli bir üslûp vardir. Psikolojik tahlillerde de basarilidir. Eserlerinde konusma dili hâkimdir
Roman, hikâye, tiyatro ve gezi yazisi türünde eserleri vardir.
Romanlari: Çalikusu, Gizli El, Dudaktan Kalbe, Acimak, Eski Hastalik, Aksam Günesi, Yaprak Dökümü , Damga, Miskinler Tekkesi
Hikâyeleri: Eski Ahbap, Tanri Misafiri, Sönmüs Yildizlar, Boyunduruk
Gezi Yazilari: Anadolu Notlari
Tiyatrolari: Yaprak Dökümü, Eski Rüya, Hançer, Balikesir Muhasebecisi, Eski Borç, Gözdagi
5. Millî Mücadele Dönemi Türk Edebiyati
Yakup Kadri Karaosmanoglu (1899-1974)
Üsküdar Idadisi'nde edebiyat ve felsefe ögretmenligi yapti (1916-17). Ikdam gazetesinde çalisti. Yeni Mecmua'da Erenlerin Bagindan yazilarini yayimladi (1918-19). Tedavi olmak için gittigi Isviçre'de üç yil kaldi. Mütareke devrinde Ikdam, Dergâh gibi gazete ve dergilerde yazdigi yazi ve öyküleriyle Kurtulus Savasi'na destekledi. Ikdam'da Kiralik Konak (1920), Aksam'da Nur Baba (1921) romanlarini tefrika ettirdi. 1921'de Ankara'ya çagrildi.
Toplumsal yapidaki bu degisimi öykü ve romanlarinda yansitan Yakup Kadri, hayata bakisini, bu farklilasma durumlarinin ondaki yansilarini söyle dile getirmektedir: "On sekiz yasimda iken seyda (deli) bir anarsist idim. Yüksek bir makam sahibi veya herhangi bir kudretli adami yere sermek en büyük gayemdi.
Sonradan bir ihtilalin basina geçmek ve halk kitlelerini bir rüzgârin bir ormani dalgalandirisi gibi harekete getirmek istedim. Otuzumda bunlarin hepsinden vazgeçmis, hiçbir seye inanmaz olmus ve kendimi cismani hazlara terk etmistim.
Fakat etin bu iltihabindan ruhun baska türlü bir iltihabi ile uyandim. Mistik bir sevda can evimi bir yanginin alevi gibi sarmisti. Bu alevle tutustukça hayat buluyordum. Ve ilik uzletimi (toplum hayatindan uzakligimi) yüzleri berrak su kaynaklarini andiran hayaletlerle dolduruyordum. Iste, millet askina ben bunlar arasinda vasil oldum. Ve bu ask yolunda can vermeyi o vakit cana minnet bildim.
Lâkin, bu yeni dinde kendime peygamber yine kendimdim. Onun için ruhum imansiz kalan cemaat gibi perisandi. Ne vakit ki Anadolu yaylalarinin maverasindan (ötesinden) O'nun (Atatürk'ün) sesini duydum; Nur ile ates, vecd (kendinden geçme) ile humma (ates) arasindaki farki o vakit bildim. Ancak bu millet mürsidinin emri altindadir ki, kisir bir atesle beyhude yere yanip tutusmaktan ve yipratici ihtilaçlar içinde beyhude yere kivranip durmaktan kurtuldum. Ruhum, hemen ilâhî diyebilecegim bir nizam (düzen) içine girdi.
Kütahya, Simav, Gediz, Eskisehir, Sakarya yörelerine gezi. Garp cephesinin bulundugu mevkide olup bitenlere taniklik etti. Anadolu gerçegi ile yüzlesen Yakup Kadri; Kurtulus Savasi'nin yansilarini yakindan gözledi. Cumhuriyet'in kurulusunda Mardin (1923-1931), daha sonra da Manisa milletvekili oldu (1931-1934). 1923-25 arasi Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye (Ulus) gazetelerinde yazdi. Burada iki yil kaldi. Istanbul'da çikan Milliyet'te yazdi. Hüküm Gecesi romanini bu gazetede tefrika ettirdi (1927). Sodom ve Gomore'yi yazdi (1928).
1932'de yazdigi Yaban birçok tartismalara neden oldu. Roman, 1942'de CHP Roman Armagani'nda ikinciligi kazandi. Ayni yil Vedat Nedim Tör, Sevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge, Ismail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kuruculari arasinda yer aldi. Dergi, 1934'te kapanmak zorunda kalinca, Tiran elçiligine atandi. Bunu Prag (1935), La Haye (1939), Bern (1942), Tahran (1949), Bern (1951-1954) elçilikleri izledi.
1961'de Kurucu Meclis üyeliginde, 1961-1965'te de Manisa milletvekilliginde bulundu. Cumhuriyet, Hakimiyet-i Milliye, Ulus, Milliyet, Yeni Istanbul, Tercüman; Kadro, Varlik, Hayat, Meydan gibi gazete ve dergilerde makale, roman ve anilari yayimlanan Yakup Kadri, 13 Aralik 1974'te Ankara'da öldü.
Romanlarinda, ülkenin yaklasik yüz yili askin zaman dilimini (1861-1950) konu edindi. Toplumsal degisim sürecinin toplumun farkli kesimlerindeki yansilarini gerçekçi bir bakisla yansitti. Tarihe taniklikla birlikte, insan-toplum iliskilerinde bu süreçte biçimlenen durumlari irdeledi. Tanik oldugu olaylar, yasadigi ortam onun edebiyat anlayisini biçimlendirmistir. Fecr-i Âtî içinde 'sanat sanat içindir' anlayisindan yola çikan Yakup Kadri, kosullarin gücü içindeki degisimi de yillar sonra söyle dile getirecektir: "Bu coskunlugum, sanat perisi yolunda bu serdengeçtiligim, ilk millî felâketimiz olan Balkan Harbi'ne kadar, bütün atesiyle devam etti. Fakat ne vakit ki, Çatalca önüne dayanan düsman toplarinin sesini ta yatagim içinden isitmege basladim, hisseder gibi oldum ki, hayatta benim yaptigim mücadeleden daha mühimleri vardir. Balkan Harbi'ni daha bir sürü millî felâketler takip etti. Ben gene 'Sanat sahsî ve muhteremdir' diyordum. Fakat onun yani basinda, hiç degilse onun kadar 'sahsî' ve 'muhterem' seyler olabilecegini düsünmege baslamistim."
Öykü ve romanlarinda dilde sadelesme ve yeni bir edebiyat anlayisinin örneklerine veren Yakup Kadri, bir bakima degisim döneminin romancisidir. Romanlarinda, ülkenin Batililasmadan Cumhuriyet'in kurulus yillarina deginki degisim ve dönüsüm süreçlerini konu edinir. Çözülme ve yeniden yapilanma... Bu süreçteki insan ve toplum gerçegine gerçekçi bir bakisla yaklasir. Yakup Kadri, romanlarinin yapisal olusumunu degerlendirirken, sunlari söyler: "Romanlarimin kronolojik mahiyeti benim istek veya kararimla meydana gelmis bir sey degildir.
Romanda yegâne (biricik) gayem, hayatin heyecanini verebilmek ve canli tipler yaratmaktir. Bunda ne dereceye kadar muvaffak oldugumu bilmiyorum. Roman yazarken tanidigim kimseleri ve yasadigim hayat safhalarini bir ham madde olarak kullanirim. Romanlarimi uzun müddet tasarlarim. Fakat not alip materyal toplamak adetim degildir."
Fecr-i Âtîâde iken ferdiyetçi sanat anlayisini benimseyen sanatçi, daha sonra millî Edebiyat cereyanina katildi.
Ilk eserlerinde mistik bir hava vardir.
1916âdan sonra ülke gerçeklerini ve millî duygulari isleyen hikâyeler yazmistir.
Roman, hikâye, deneme, mensur siir, makale ve ani türünde eserleri vardir. Romanlarinda Türk halkinin yasayisi ve problemleri baslica konudur.
Tanzimatâtan Cumhuriyetâe kadar olan dönemde Türk halkinin yasadigi gelisme ve degismeleri islemistir. Aydinlarla halk arasindaki zitliklari da konu edinmistir.
Eserlerinde saglam bir gözlemcilik ve ona dayanan bir realizm vardir. Eserleri teknik bakimdan saglamdir. Karakterleri basariyla anlandirmistir.
Titiz bir üslûpçudur.
Hikâyeleri: Bir Serencam, Rahmet, Millî Savas Hikâyeleri
Romanlari: Kiralik Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama...
Diger eserleri: Erenlerin Bagindan, Zorakî Diplomat, Anamin Kitabi,
Vatan Yolunda...
Halide Edip Adivar (1884-1964)
Romanci ve hikâyeci.
Ünlü, Sultanahmet mitingi ile halki costurmus ve bizzat millî mücadelenin içinde yer almistir.
Romanlarindaki belli basli konular, Kurtulus Savasi, çocukluk hatiralari ve asktir.
Kahramanlarini daha çok kadinlar arasindan seçen sanatçi, karakter bulmakta basarilidir. Kadinlara da üstün özellikleri vermistir.
Gözlem, tasvir ve tahlillerde basarilidir.
Sosyal çevreye önem verir.
Dili kullanmada basarili degildir. Daginik, düzensiz bir üslûbu vardir.
Eserleri: Handan, Son Eseri, Atesten Gömlek, Vurun kahpeye, Zeynoânun Oglu, Sinekli Bakkal, Tatarcik, Mor Salkimli Ev, Daga Çikan Kurt, Harap Mabetler
Bes Hececiler
Siire 1. Dünya Savasi ve Millî Mücadele yillarinda baslayan, Mütareke yillarinda söhret kazanan hececiler, Anadolu'yu ve vasat insan tipini siire soktular.
Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlik ve yigitlik, isledikleri baslica konulardir.
Hecenin bu bes sairi millî edebiyat akimindan etkilenmis ve aruzu birakarak siirlerinde heceyi kullanmaya baslamislardir. Bunda da oldukça basarili olmuslardir.
Siirde sade ve özentisiz olmayi tercih etmislerdir.
Orhan Seyfi Orhon (1890-1972)
Siirlerinde konusma dilini kullanmistir.
Bazi siirlerinde halk siiri sekillerini kullanmistir.
Daha çok sahsî temalari isleyen sair vatanî konulari da islemistir.
Eserleri: Firtina ve Kar, Peri Kizi ile Çoban, Gönülden Sesler, O Beyaz Bir Kustu.
Yusuf Ziya Ortaç (1896-1967)
Siire aruzla baslamis, da ha sonra heceyi kullanmistir.
Günlük hayatin çesitli görünümlerini sade bir dille islemistir.
Akbaba adli mizah dergisini çikarmistir.
Eserleri: Akindan Akina, Asiklar Yolu, Yanardag, Bir Rüzgâr Esti.
Faruk Nafiz Çamlibel (1898-1973)
Bes Hececilerin en genci ve en basarilisidir. Buna ragmen aruzu da tamamen terk etmemistir.
Siirlerinde Anadoluâyu, memleket sevgisini anlatmistir. Ferî konulari da
islemistir.baslica konu ve temalari, ask, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlik, ihtiras.
Lirik siirleri vardir.
Siirleri: Han Duvarlari, Çoban Çesmesi, Dinle Neyden, Gönülden Gönüle.
Tiyatro eserleri: Canavar, Akin, Özyurt, Kahraman.
Enis Behiç Koryürek'in (1892-1949)
Siire aruzla baslamistir.
Heceyle yazdigi ilk siirlerinde aski islemekle beraber, daha sonra Kurtulus Savasi yillarinda millî duygulari ve tarihî kahramanliklari islemistir.
Siirleri: Miras, Günesin Ölümü.
Halit Fahri Ozansoy (1891-1971)
âAruza Vedaâ adli siiriyle aruzu birakip heceyi kullanmaya baslamistir.
Siirlerinde konusulan Türkçeyi basariyla kullanmistir.
Derin bir melânkoli ev karamsarlik tasiyan siirlerinde ferdî konulari
islemistir.
Siir, roman ve tiyatro türünde eserleri vardir: Cenk Duygulari, Efsaneler, Baykus, Hayalet.
Dönemin Bagimsiz Isimleri
Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936)
Dinî, millî siirleriyle taninir.
Bir destan sairidir (Çanakkale Sehitlerine). Islâmcilik akiminin temsilcisidir. Siirlerinde dinî lirizm dikkati çeker. Ögretici, ögüt verici, birligi ve bütünlügü saglayici siirleri vardir.
Savas sirasinda ve sonrasinda kurtulusun ve gelismenin ancak dine sarilmakla olacagini, batinin sadece ilminin alinabilecegini savunmustur.
Türk siirine gerçek realizm onunla girmistir. O, toplum hayatini bütün
yönleriyle aksettirmistir. Hatta sokak aralarinda konusulan dili bile siirine yansitabilmistir.
Gözlemlerinden çokça faydalanmistir. Tasvir edici ve tahkiyeli anlatimi
sayesinde siirinde canli tablolar çizmistir.
Aruzu Türkçeye basariyla uygulamistir.
Nazmi nesre yaklastiranlardandir. Manzum hikâye seklinde siirleri vardir.
Bu siirlerinde günlük hayati, toplum hayatini basariyla anlatmistir. Özellikle yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karsi acima duygusu bu tür siirlerinde belirgindir. Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasir, Mahalle Kahvesi bu türün örnekleridir.
Siirlerini Safahat adli kitabinda toplamistir. Safahat yedi kitaptan olusur:
Safahat, Hakkâin Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatiralar, Asim ve Gölgeler.
Makaleleri A. Abdülkadiroglu tarafindan yayimlanmistir.
Yahya Kemal Beyatli (1884-1958)
Sair ve yazar.
Eski nazim biçimleriyle -az da olsa degisiklige ugratarak- yeni konulari
islemistir.
Aruzu Türkçede basariyla uygulamistir. Sadece Ok siirini heceyle yazmistir.
Siirde dile, uygun kelimelerin seçilerek yerli yerinde kullanilmasina özen
göstermistir.
Parnasizmin en önemli temsilcisidir.
Siirde sekil mükemmelligine, ahenge ve kafiyeye önem vermistir.
Isledigi baslica konu ve temalar: ask,i tabiat, kahramanlik, ölüm, sonsuzluk.
Siirlerinde Osmanli hayranligi oldukça açiktir ve Istanbul'u da siirde en çok isleyen sairdir. O tam bir Istanbul asigidir. Tevfik Fikretâin âSisâ adli,
Istanbul'u tahkir ettigi siirine karsi âSiste Söylenisâ adli siiriyle cevap
vermistir.
Siirleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Sirin Rüzgâriyla, Rubailer.
Nesirleri: Egil Daglar, Aziz Istanbul, Edebiyata Dair.
6. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyati
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyati, Divan edebiyatinin terk edilmesinden sonra tesekkül eden Tanzimat, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Millî Edebiyat adlariyla anilan edebiyat tarzlari vasitasiyla olusturulan zemin üzerine kurulmustur.
Cumhuriyet devri edebiyatinin ilk dönem eserleri degisen siyasî, sosyal ve kültürel çerçevenin etkilerini tasir.
Dildeki sadelesme hareketi artik yerlesmistir.
Aruz birakilarak hece kullanilmistir.
Siirde ve düz yazida toplumun her kesiminden gelen sanatçilar sayesinde konular oldukça genisletilmistir. Buna bagli olarak mekânlar da çesitlilik kazanmistir.
Anadoluâya daha çok yer verilmistir. Roman ve hikâyelerde toplum sorunlari, gözleme dayanan bir gerçeklikle anlatilmistir.
Kurtulus Savasi ve bu dönemdeki toplum hayati da konu edilmistir.
Tiyatro eserlerinde de millî konular islenmistir.
a. 1940 Yilina Kadar Türk Edebiyati
1900'den sonra dogan, ilk gençlik ve olgunluk yillari Cumhuriyetâin ilk devresinde geçen ilk sairler nesli, siire Yahya Kemalâin, Ahmet Hasimâin ve bati sairlerinin etkisiyle ve kendi yaraticiliklarinin katkisiyla yeni estetik sekiller kazandirdi.
Ahmet Hamdi Tanpinar, Türkçeye Paul Valery'nin siir görüsünü uygulayarak, yogun kapali, derin siirler yazdi.
Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967), Tanpinar'i hatirlatan özelliklerin yer aldigi folklor kaynakli degisik eserler meydana getirdi.
Necip Fazil Kisakürek (1905-1983) çok yönlü kisiliginin etkisiyle ve Türkçeyi ustaca kullandigi siir ve piyeslerinde Anadolu insaninin mistik egilimlerini orijinal ve modern bir üslûpla ifade etti.
Yedi Mesaleciler
Sabri Esat Siyavusgil, Ziya Osman Saba, Yasar Nabi Nayir, Kenan Hulusi
(hikâyeci), Cevdet Kudret Solok, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk.
Bu edebî topluluk yeni bir edebiyat, farkli bir siir anlayisi olusturmak için
toplanmistir.
Bes Hececilerâe karsi çikmislardir.
âSamimîlik, canlilik ve devamli yenilikâ ilkelerini benimsediler.
Fransiz edebiyatini örnek alacaklarini bildirdiler.
Buna ragmen kendileri de Bese Hececilerâin yolundan gitmislerdir. Türk siirine herhangi bir yenilik getirmemislerdir.
Dönemin Sanatçilari
Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967)
Avrupai siir anlayisindan âsik tarzi söyleyise yönelmistir.
Siirlerinde iç duygu ve bununla birlikte gelisen hafif sesli bir musiki havasi vardir.
Siir kitabi: Siirler.
Tiyatrolari: Koçyigit Köroglu, Kösebasi, Bir Pazar Günü, Satilik Ev
Necip Fazil Kisakürek (1905-1983)
Siirlerinde insanin evrendeki yerini, madde ve ruh meselelerini, insanin iç dünyasina ait çesitli yönleri, gizli duygulari islemistir. Hissi ve fikri siir olusturan iki unsur olarak kabul eder. Saglam bir dil ve üslûp; kuvvetli bir lirizm, basarili bir teknik sahibidir.
Agaç ve Büyük Dogu dergilerini çikarmistir.
Siirleri: Örümcek Agi, Kaldirimlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervani, Çile
Siirlerim.
Roman ve tiyatro türünde de eserleri vardir: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularindan Hikâyeler, Hikâyelerim.
Cahit Sitki Taranci (1910-1956)
Sade, yalin, ahenkli bir dille, konusma diliyle siirler yazmistir.
Siirlerinde iç sikintilarini, karamsarligi, özellikle sürekli korktugu ölümü,
ama bununla birlikte yasama bagliligi konu edinmistir.
Siirleri: Otuz Bes Yas, Düsten Güzel, Ömrümde Sükût
Nesirleri: Ziyaâya Mektuplar
Memduh Sevket Esendal (1883-1952)
Romanci ve hikâyeci.
Romanlarinda kendi deyimi ile âtopluma ayna tutmusturâ.
Hikâyelerinde gözlem gücü son derece güçlüdür.
Toplum hayatindaki aksakliklara deginmistir.
Dili temiz; anlatimi güçlüdür. Konusma dilini kullanmistir.
Hikâyelerinde Çehov tarzinin temsilcisidir.
Romanlari: Ayasli ve Kiracilari, Vassaf Bey.
Hikâyeleri: Hikâyeler, Otlakçi, Hava Parasi, Mendil Altinda, Temiz Sevgiler.
Ahmet Hamdi Tanpinar (1901-1962)
Hikâye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi ve siir türlerinde eserler vermistir. Ama en önemli özelligi sairligidir.
Siirlerindeki temel unsurlar; his, hayal ve musikidir. En çok isledigi konu
zamandir. Suuralti da önemlidir.
Siirlerinde sembolistlerin etkisi vardir.
Sade bir dille yazdigi siirlerde hece ölçüsünü kullanmistir.
Hikâye ve romanlarinda dönemin toplum hayatini ve çeliskilerini ortaya
koymustur. Psikolojik yön de önemlidir.
Dili basariyla kullanmistir.
Siirleri: Siirler.
Deneme: Bes Sehir.
Roman: Huzur, Mahur Beste, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Sahnenin Disindakiler.
Hikâye: Yaz Yagmuru, Abdullah Efendiânin Rüyalari.
Edebiyat: 19. Asir Türk Edebiyati Tarihi.
Abdülhak Sinasi Hisar (1888-1963)
Tenkitçi ve romanci.
Nesirlerinde görgü, hatira, tasvir ve kültür unsurlari agir basar.
Sanatli ve uzun cümleleri vardir.
Romanlari: Fehim Bey ve Biz, Çamlicaâdaki Enistemiz.
Diger eserleri: Bogaziçi Mektuplari, Geçmis Zaman Köskleri, Bogaziçi Yalilar.
b. Son Dönem Türk Edebiyati
Garipçiler
Orhan Veli Kanik ve onunla ayni tarzi paylasan Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat, siirlerini 1941 yilinda Garip adli kitapta topladilar, Garipçiler adiyla anildilar ve Türk siirinde yeni bir akim meydana getirdiler.
Bu adi almalarinda Orhan Veliânin âKitabe-i Seng-i Mezarâ adli siirinin garip tepkilere sebep olasinin ve garip bulunmasinin etkisi olmustur.
Bu akimin amaci siiri, öteden beri vazgeçilmez unsurlar sayilan vezin, kafiye, nazim sekli, nazim birimi; sairanelik, mecazli söyleyis, söz sanati ve süs gibi unsurlardan siyirarak, duyularin yalin ifadesi hâline getirmekti.
Bu akimda hiç bir kural ve kaliba baglanmamak prensip edinilmistir.
Sade bir dil kullanmislardir.
Günlük ve siradan konulari islemislerdir. Siradan insanlarin problemleri, yasama sevinci, hayattaki gariplikler siirlerinin baslica konularidir. Siirde o zamana kadar islenmemis konulari ele almislardir.
Orhan Veli, bu tarzda yazdigi basarili siirlerle kendisinden sonrakileri büyük ölçüde etkiledi.
Genç yasinda Rusya'ya giden ve oradan marksist ve materyalist bir inançla dönen Nazim Hikmet Ran (1902-1963) Türkçenin estetigini Mayakovski tesirleri tasiyan yeni bir tarzda kullanarak ihtilâlci siirler yazdi. 1960'li yillardan sonra Türk Edebiyati içinde yayginlasan sosyalist akiminin baslangici bu siirler oldu.
Ahmet Muhip Diranas, siiri tamamen estetik olarak kabul eden sairlerdendir. Ayni nesilden olan Arif Nihat Asya (1904-1976) üslûp ve ruh yönünden zenginligini siirlerine aksettiren orijinal bir sairdir.
Türk edebiyatinda küçük klâsik hikâye yazma geleneginin kurucusu ve en basarili temsilcisi olan Ömer Seyfettin'in (1884-1920) hikâye kitaplari 144 baski yaparken kendisi en çok okunan yazar oldu.
Sait Faik Abasiyanik (1906-1948) ve Sabahattin Ali'nin 1935 yilindan sonra yayinladiklari hikâyeler, birbirinden farkli iki yeni çigir açti.
Sait Faik, konulari Istanbul'da geçen ve sahsî izlenimlerine dayanan siir
duygusuyla dolu hikâyeler yazdi.
Materyalist bir dünya görüsüne sahip olan Sabahattin Ali, dis tasvirlere ve sade olaylara fazla önem veren hikâyeler yazdi. Bu iki yazarla birlikte 1960'li yillardan sonra yogunlasan günlük olaylar, düsünce ve beklentiler edebiyata girmeye basladi.

