HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Romanın Adı : YABAN
Yazarı : Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Basıldığı kitabevi ve yılı : İletişim Yayınları 1995
Kaçıncı baskı : 25. Baskı
Yazarın kaçıncı romanı : Beşinci romanıdır.
(1927 : Kiralık Konak-Nur Baba
1928 : Hüküm Gecesi
1932 : Sodom ve Gomore
1932 : Yaban
1934 : Ankara
1937 : Bir Sürgün
1953-54 : Panaroma
: Hep O Şarkı)
Sayfa sayısı : 262
Romanın özeti :
Ahmet Celâl, bir paşa oğludur. Yedek subay olarak katıldığı 1. Dünya Savaşıânda bir kolunu kaybetmiştir. Daha otuzbeş yaşına basmadan kendisi için herşeyin bittiğini hissetmektedir. İstanbulâa İngilizlerin girmesi üzerine oraya dönemez ve emireri Mehmet Aliânin çağrısına uyarak onun Orta Anadoluânun Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne gidip yerleşir. Köylü için Ahmet Celâl bir âYabanâdır.
Mustafa Kemalâin başlattığı Kurtuluş Savaşıânı, Türk Ulusunun bağımsızlık davasını anlatmaya çalışır köylülere fakat kimse ona inanmaz. Ancak emireri Mehmet Ali, annesi Zeynep Kadın, Mehmet Aliânin kardeşi İsmail ve onun karısı Emine ile dostluk kurabilir. Köyün en zengin adamı ve ağası olan Salih Ağa, köyü ekonomik bakımdan sömürmektedir. Şeyh Yusuf ise din adamı maskesi altında köyü manevi yönden sömürmektedir. Devleti temsil eden muhtarın ise herhangi bir gücü yoktur. Köyün etkin ve güçlü olan iki tipi Ahmet Celâlâi engellemeye çalışırlar.
Sakarya Savaşıânın hemen öncesinde Yunan birliği köye girer. Direnenleri öldürür. Kendisi ile işbirliği yapan Salih Ağa ve Şeyh Yusufâu bile aldatır, sömürür, herkese zulmeder. Sakarya bozgunundan sonra köye ikinci Yunan birliği gelir. Köyü talan ederler. İnanılmaz derecede acımasız davranırlar.
Ahmet Celâl, emireri Mehmet Aliânin kardeşi İsmailâin karısı olan Emineyi sever. Köy düşman çizmesi altında inlemektedir. Köylü, kaderine razı olmuştur. Ahmet Celâl ise, Türk askerlerinin geleceği umudunu taşımaktadır. Sonunda o da dayanamaz ve Emine ile birlikte kaçar. İkisi de yaralanırlar. Emineânin yarası ağır olduğu için kaçacak durumda değildir. Ahmet Celâl, Emineâyi ve anılarını yazdığı defterini bırakarak tek başına bilmediği yollara bilmediği bir geleceğe doğru köyden uzaklaşır.
Yazarın Hayatı ve Eserleri :
Yakup Kadri Karaosmanoğlu 27 Mart 1889 tarihinde Kahireâde doğdu. Altı yaşındayken ailesiyle birlikte Manisaâya geldi. İlk öğrenimini bu kentteki Fevziye Mektebiânde tamamladı. Ortaokulun ikinci yılında İzmir İdadisiâne geçti. Çocukluğunda eğitim görmüş bir kişi olan annesinin kitap sevgisinden yararlanarak Ekmekçi Kadın, Monte Kristo gibi romanları okumak olanağını bulmuştu. Yıllar sonra özellikle Monte Kristoânun, kendi kişiliği üzerinde yarattığı etkiyi anlatacak ve âBelki bugünkü mevcudiyetimde Monte Kristo kahramanlarının bazıları halâ yaşamaktadır. İhtimal on bir, on iki yaşımda iken bu kitap elime geçmemiş olsaydı ben şimdi büsbütün başka bir adam olacaktımâ diye yazacaktır.
İzmirâdeki İdadi yıllarında (1903-1905) âEdebiyatı-ı Cedideâ şair ve romancılarını okuyarak gençliğinin ilk evresinde edebiyatçı kimliği duymaya başlayan sanatçı, Ömer Seyfettin, Baha Tevfik, Şehabettin Süleyman gibi genç yazarlarla tanıştı ve onların edebiyat çevresine katılma fırsatı buldu. 1905 sonlarında annesiyle Mısırâa gitti. Üç yıl kadar İskenderiyeâde bir Frerler Okuluânda Fransızca öğrenim gördü. Meşrutiyetin ilânından birkaç ay önce İstanbulâa geldi ve Hukuk Fakültesiânin son sınıfına kadar okudu. Bu yıllarda âFecr-i Âtiâ topluluğuna katılarak âMuhitâ âŞiir ve Tefekkürâ dergilerinde, daha sonra âServet-i Fünunâ ve âRübabâ, âİkdamâ gazete ve dergilerinde şiir ve öykülerini yayımladı. Kısa bir süre Üsküdar İdadisinâde edebiyat ve felsefe öğretmenliği yaptı. âTürk Yurduâ, âYeni Mecmuaâ, âİkdamâ, âDergahâ, âAkşamâ dergi ve gazetelerinde çıkan hikâye ve romanlarıyla dönemin ünlü yazarları arasına katıldı. Kurtuluş Savaşıânda Anadoluâya geçti. Daha sonra Mardin ve Manisaâdan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. Tiran, Prag, Lahey, Tahran ve Bernâde elçilik, Kurucu Meclisâte üyelik yaptı. Cumhuriyet döneminde âKadroâ, âVarlıkâ, âHayatâ, âMeydanâ dergileriyle, âCumhuriyetâ, âHakimiyet-i Milliyeâ, âUlusâ, âMilliyetâ, âYeni İstanbulâ ve âTercümanâ gazetelerinde roman, makale ve anıları yayımlandı. 13 Aralık 1974 yılında İstanbulâda öldü.
Yakup Kadri Karaosmanoğluânun eserleri :
Romanları :
Kiralık Konak - Nur Baba â Hüküm Gecesi â Sodom ve Gomore â Yaban â Ankara â Bir Sürgün â Panaroma - Hep O Şarkı
Hikâyeleri :
Bir Serencam â Rahmet â Milli Savaş Hikâyeleri
Yazarın edebi kişiliği (üslûbu) :
Yakup Kadri Karaosmanoğluânun edebi kişiliğini öykü anlayışı yönünden inceleyecek olursak bunun, iki dönemde geliştiği söylenebilir. Gençlik yılları sayılabilecek olan 1909-1916 yıllarında dili ve konularını işleyiş yönünden âEdebiyat-ı Cedideâ beğenisi; yaşama bakışı, seçtiği olaylar ve kişiler yönünden Mauppassant etkisinde görünür.
İlk dönemin ürünlerini topladığıâBir Serencamâdaki gerçekçi gözlemlere dayanan öykülerde bile yazar, öykünün akışını bozan belirtmelere yer verir.
Betimlemeleri, âbeyaz bir sis gibiâ, âderin bir mezar sukûneti â biçiminde Edebiyat-ı Cedide şiirinde çok rastlanan benzetmelerle süsler.
Kişilerin ruhsal durumlarını yansıtma çabasıyla şairaneliğe kapılır.
âAh!â âOf!â gibi ünlemler, (..), (....) noktayla biten kısa cümleler kullanır.
Dili eskidir. Fakat 1916âdan sonra Milli Edebiyat akımının ilkelerini benimseyerek dilini sadeleştirir.
Sanatçının romanlarında görülen üslûba geldiğimizde onun ilk romanı olan Kiralık Konakâtan itibaren bütün yapıtlarında bir dönemin özelliklerini, kendi tarih anlayışı içinde değerlendirerek yansıtmayı amaçladığı görülür. âSanat sanat içindirâ görüşünü savunarak yazı hayatına başlayan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Balkan Savaşı ve 1. Dünya bozgununu görünce de, âSanat önce bir toplumun, sonra bir ulusun,sonra da bir devrin ifadesidir.â İnancına varmış, böylece sanatın toplum için olduğu görüşünü benimsemiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, realist ve natüralist yazarların yöntemine uyarak, romanlarında toplumun bozulan, çöken yanlarını ele almıştır. Eserlerinin çoğu hep bir çöküşün hikâyesidir. âBir Sürgünâ âde Abdülhamit devrinin, âKiralık Konakâ âta Meşrutiyet devrinin, âHüküm Gecesiâ ânde yine aynı devrin, âNur Babaâ âda Bektaşi tekkesinin, âSodom ve Gomoreâ âde Mütareke devrinin, âYabanâ âda bir Anadolu köyünün çöküşü gösterilmiştir. Kişiler, çoklukla kafalarının içindeki hayatın dışarıdaki hayata uymamasından doğan hayâl kırıklığıyla dünyaya küserler. Yazarın eserlerindeki olumlu kişiler, genellikle içinde yaşadıkları çevrenin kötü gidişini görür, çıkış yolları tasarlar, fakat bunları gerçekleştirmek için bir çaba göstermezler. Bunlar sadece düşünen, gördüklerinden üzüntü ve acı duyan fakat bir türlü eyleme geçemeyen tiplerdir.
Yazar kimi zaman romanlarında doğrudan doğruya okuyucuya seslenmiş, kimi zaman da roman kişilerinin düşünce ve davranışlarında kendi varlığını sezdirmiştir. Örneğin âYabanâ âda Ahmet Celâl birçok yönleriyle yazarın duygu ve düşüncelerini yansıtmaktadır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, konuşma dilinin aynı zamanda yazı dili olması gerektiğini savunmuşsa da Türkçede karşılıkları bulunan Arapça ve Farsça sözcüklere, bu dillerin kurallarıyla yapılmış tamlamalara romanlarında yine de çok yer vermiştir. Ayrıca Fransızca kelimelere de romanlarında sıkça rastlanır.
Romanın Konusu :
Bu romanda yıllarca yüzüstü bırakılmış olan köylü ile aydın arasındaki uçurum konu olarak alınmıştır. Romanda belirtildiği gibi, şehirden gelmiş her aydın, köylü için bir âyabanâ dır.
Yazar, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yakıp yıktığı bölgelerde yapılan inceleme gezisinde gördüklerini birtakım öykü ve makalelerle anlatmıştı. Bunlar arasında, âDüşmanın Yaktığı Köyler Ahalisineâ adlı yazıda, köylü ile aydın arasındaki uzaklığa değinen ve aydınların köylüyü yüzüstü bırakmasından yakınan sanatçı, on yıl sonra aynı temayı Yabanâda işlemiştir. Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazar eserini, Kurtuluş Savaşı sıralarında, bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celâlâin anı defteri olarak sunar. Giriş bölümünde bunu şöyle anlatır : Garp Cephesi Kumandanlığının gönderdiği âTetkik-i Mezâlim Heyetiâ o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken bu kitabı teşkil eden yazıları, ortasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu.
Romanın konusunun geçtiği yer ve zaman (çevrenin özellikleri vb.) :
Yaban romanının konusu Kurtuluş Savaşı sırasında Anadoluâda Porsuk Nehri çevresindeki küçük bir köyde geçer. Köy son derece bakımsız, unutulmuş bir virane halindedir.
Eserin Kahramanları :
AHMET CELÂL :
Romanın baş kahramanıdır. 1. Dünya savaşında kolunu yitirmiştir. Yaşamaya küskün, karamsar bir şehirli tipidir. Köylüler ile olumlu ilişkiler kuramaz. Gerçekçi olmasına karşın gerçekler karşısında şaşkına dönen bir tiptir. İdealist düşüncelere sahiptir. Olaylara ve köy gerçeğine karamsar gözle bakar ve köylünün durumundan Türk aydınını sorumlu tutar.
MEHMET ALİ :
Ahmet Celâlâin emir eridir. Savaş sonrası köyüne dönmüştür. Ahmet Celâlâe saygı duymasına rağmen yine de köyüne ve köy geleneklerine bağlıdır. Köylüler gibi düşünür. Kaderine rıza göstermiş bir tiptir.
SALİH AĞA :
Köyün en zengin adamlarındandır.Fakat kılık kıyafeti ile bir dilenci gibidir. Bütün köy halkını nüfuzu altına almıştır. Köylüye kendini akıllı olarak tanıtmıştır. Onlara borç vererek kendine bağlı kalmalarını sağlamakta ve onları sömürmektedir. Son derece çıkarcı, acımasız ve yalancıdır. Köylü üzerinde kurduğu baskılar nedeniyle köyün ekonomisine yön verir.
ŞEYH YUSUF :
Salih Ağa köyü ekonomik yönden sömüren, bu yönde köylüler üzerinde baskılar kuran olumsuz bir tipleme ise, Şeyh Yusuf da köyü manevi yönden sömüren, bu yönde köylü üzerinde dinsel baskılar oluşturan olumsuz bir tiptir. Son derece cahildir. Dini bilgileri çok basittir. Temizliğe dikkat etmeyen, pasaklı bir adamdır.
ZEYNEP KADIN :
Mehmet Aliânin annesidir. Kaderine razı olmuş, acılar karşısında ağlamayı bile unutmuş, tarlasının, evinin işlerini tek başına çekip çeviren gerçek bir Türk anasıdır. Oğlunu, kocasını askerde, savaşlarda yitiren, yoksulluk ve acılar içinde ömrünü çalışmakla geçiren Türk kadınını temsil eder.
EMİNE :
Romanda ağırlığını koyan ikinci kadındır. Mehmet Aliânin kardeşi İsmailâin karısıdır. Ahmet Celâlâin ilgi duyduğu tek kadındır. Emine de Zeynep Kadın gibi olaylar karşısında edilgen bir yapıya sahiptir. Erkeklerin kurduğu köy dünyasında erkeklerin güdümünde sessizce yaşamaktadır. Yunan birliğinin öldürme ve kıyım eylemlerinden korkarak sonunda Ahmet Celâl ile kaçar.
YARDIMCI KAHRAMANLAR :
Bu ana tiplerin yanında yardımcı kişilerde vardır. Bunlar; Emeti Kadın, oğlu Küçük Hasan, Mehmet Aliânin kardeşi İsmail, Bekir Çavuş vb.dir. Bu tipler üzerinde fazla durulmamıştır.
Eserin hoşuma giden bir bölümü :
Yazarın eserinde Anadolu halkının geri kalışının ve bilgisizliğinin suçunu aydınlara yükleyen bölümlerinden örnekler en beğendiğim bölümleridir:
â Bunun sebebi, Türk münevveri, gene sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa
halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun. (...)
Eğer bilmiyorlarsa, kabahat kimin? Kabahat benimdir; kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyacak arkadaş senindir! Sen ve ben onları, asırlardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak şevkinden mahrum bir avuç kazazede halinde bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir.â
Eserin adıyla konusu arasındaki benzerlik:
Bu romanın adıyla konusu arasında çok kuvvetli bir benzerlik vardır. Çünkü köylüler Ahmet Celâlâi bir âyabanâ olarak görmektedirler.
Romanın ana düşüncesi:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu romanda ana düşünce olarak, aydınlar tarafından yüzyıllarca yüzüstü bırakılmış köyü, Anadoluâyu, Anadolu insanını bütün çıplaklığı,acılığı ve sertliğiyle göz önüne seriyor. Bu konuda aydınımızı suçluyor. Yazar, Anadolu Bozkırındaki Anadolu insanının feryadını, Türk aydınına duyurmak ve Türk aydınına yurt sorumluluğunu anlatmak istiyor.
Roman yazarının eserlerinde görülen özellikler:
Yakup Kadri Karaosmanoğluânun sanatının birinci dönemindeki, yani âsanatın sanat için olduğuâ görüşünü savunduğu dönemde yazdığı eserlerinde aşk, ruhsal bunalımlar ve bozukluklar, bireyle toplum gelenekleri arasındaki çatışmalar vb. görülür.
İkinci yani, âsanat toplum içindirâ görüşüyle yazdığı dönemdeki eserlerinde ise çoklukla savaş felaketleri işlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci döneminde gözlemlerden yararlanmış, ya doğrudan doğruya kendisinin gördüğü, ya da başkalarından dinlediği olayları yazmıştır.
2.Abdülhamit devrinde gezi özgürlüğü olmaması yüzünden konuları İstanbul sınırları içinde kapalı kalan Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarına karşılık, Yakup Kadri, daha ilk kitabından başlayarak, konularının çoğunu İstanbul dışındaki bölgelerden, genellikle Anadoluânun çeşitli yerlerinden almıştır.
Yakup Kadriânin bütün eserlerinde batılı sanatçı ve düşünürlerin açık etkileri görülür. Batı Edebiyat ve kültürüne sıkı sıkıya bağlılık gösteren sanatçı, kendi edebiyatımızdaki geleneksel konulara da yabancı durmamış; örneğin âBir Serencamâ hikayesinde Tanzimat edebiyatında sık rastlanan âtutsaklıkâ konusunu işlemiştir.
Sanatının 1. döneminde dil bakımından Edebiyat-ı Cedideânin tutumunu sürdürmüştür. Hattâ âGenç Kalemlerâ dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının
ileri sürdüğü dilde sadeleşme akımına karşı çıkmıştır. Fakat bir süre sonra Ziya Gökalpâin de etkisiyle âMilli Edebiyatâ akımını benimsemiş ve bu yolun en önemli sanatçılarından biri olmuştur.
Yakup Kadri; topluma, kişilere ve olaylara oldukları gibi değil, kendi mizacı ve fikirleri açısından bakan bir romancıdır. Romanını besleyen kaynaklar, yazarın özel
yaşamını, duygu, düşünce ve anıları ile toplumun geçirdiği tarih dönemleri ve büyük olaylardır.
Kişilerin (roman kahramanlarının) dış görünüşüne önem vermez. Bunları birkaç tasvir ile geçiştirir. Ruh bakımından ise kahramanları da kendisi gibi karamsardır.
Romanı arkadaşlarınıza önerir misiniz? Niçin? :
Evet öneririm. Her şeyden önce Anadolu insanının dertlerini dile getirmektedir. Yetişmekte olan gençler olarak onları cahillik ve görgüsüzlükle suçlamak yerine bunun sorumlusunun yine bizler olduğumuz bilincine varmak gerekir.
Kitap hakkında düşüncelerim :
Yazar, bu romanda köy insanının kendi ilişkilerini ve toplumsal olaylar karşısındaki tavrının işlerken genellikle inandırıcıdır. Bunda ortaya koyduğu günlük olayların sunuluşu kadar olayla ilgili kişilerin çizimindeki başarısının da payı vardır. Ahmet Celâlâin Şeyh Yusufâla karşılaşması, Cennetâin yabancı bir adamla yakalanmasında kocasının sessiz kalışı, Mehmet Aliânin yeniden askere alınışı, cephedeki çözülüş nedeniyle halkın göç etmesi gibi sahneler gerçek izlenimini uyandırıyor. Köylünün Yunan uçaklarından atılan propaganda yazılarındakileri öğrendiği zaman sevinmesi gibi sadece olayın anlatıldığı bölümlerde ise aynı inandırıcılık yoktur.
Yabanâda âşive taklidiâ yapılmadığı zaman daha doğal görünen diyaloglar vardır. Romanın bir çok yerinde köylü-aydın ilişkisi üzerine, roman sınırını aşıp makale havası veren sayfalar vardır. Bunlar okuyanı sıkmaktadır.
Türk romancılığının tarihi :
Türkiyeâde roman türü, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Edebiyatı döneminde, batı edebiyatından yapılan çevirilerle tanınmaya başladı. 1860-1880 arasında batının birkaç klâsik yazarının belli başlı yapıtları Türkçeâye aktarıldı. Victor Hugoâdan Sefiller, Daniel De Foeâden Robinson, Saint Pierreâden Pol ve Viginie, Alexandre Dumas Pereâden Monte Cristo gibi. Bu ilk çevirilerde seçilen yapıtlar, Divan Edebiyatının âLeylâ ile Mecnunâ, âFerhat ile Şirinâ, Aşık Edebiyatının âKerem ile Aslıâ âsı, Meddah hikâyeleri ile yetişen Türk okuyucularına aykırı gelmeyecek türden yapıtlardı. Aynı dönemde ilk yerli romanlar da yazılmaya başlandı. Ahmet Mithatâın âHasan Mellahâ adlı serüven romanında Monte Cristoânun, Namık Kemalâin âİntibahâ romanında Kamelyalı Kadınâın etkileri görülür.
Daha ilk yapıtlardan başlayarak Tanzimat romancılarının bi bölümü aydınlara (N.Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi yeğlemişlerdir. Bir bölümü de halka (Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım v.b.) seslenmişlerdir. Bunun sonucu olarak da halka seslenen yazarlar yalın dille, aydınlara seslenen yazarlarsa yabancı sözcük ve dil kurallarıyla yazmışlardır. Bu dönem romancılarının işledikleri başlıca temalar, aile kurumu, tutsaklık ve alafrangalıktır. Türk toplumundaki ataerkil aile düzeninin doğurduğu bunalımları çeşitli yönlerden işleyen en önemli yazarlar Şemsettin Sami (Taaşşuk-i Talât ve Fıtnat), Ahmet Mithat (Teehhül), Sami Paşazade Sezai (Sergüzeşt)âtir.
Tutsaklık konusunda Namık Kemal (İntibah), Nabizade Nazım (Zehra) âı sayabiliriz.
Aynı dönemdeki temalardan alafrangalık üzerine de Ahmet Mithat (Felâtun Bey ile Rakım Efendi), Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) çok önemlidir.
Edebiyat-ı Cedide döneminde batıya bağlanma eğilimi daha da güçlenmiş, Fransız gerçekçi ve natüralist yazarlar (Stendhal, Balzac, Flaubert, Mauppassant, Daudet) yolunda yazmaya özenilmiştir. Bunun sonucu olarak hep yaşamda görülen veya görülmesi olasılığı bulunan olay ve kişiler seçilmiştir. Bu aşırı batı hayranlığı dilimizi de etkilemiştir. Bu dönemde 2. Abdülhamitâin sıkı sansürü nedeniyle toplum sorunlarına değinilmemiş ve dolayısıyla âSanat için sanatâ görüşü benimsenmiştir. Bu dönemin başlıca yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın v.b.âdir. Aynı dönemde yaşayan Hüseyin Rahmi Gürpınar ise âtoplum için sanatâ görüşünü savunmuştur.
İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde Fransız realist ve natüralist yazarların yolunu izleyen romancılarımızdan Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Kiralık Konak, Yaban, Sodom ve Gomore), İngiliz Edebiyatının etkisinde kalan Halide edip Adıvar (Handan, Kalp Ağrısı) âı sayabiliriz. Halide Edip Adıvar Kurtuluş savaşı yıllarında toplumsal konulara eğilerek Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarında savaşın acılarını işlemiş, daha sonra da Türkiyeânin toplumsal durumunu yansıtan töre romanlarını, âSinekli Bakkalâ ve âSonsuz Panayırâ âı yazmıştır.
Bu dönemin diğer sanatçıları Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa v.b.âdir.
Daha sonra ise edebiyatın çeşitli dallarında eserler veren Memduh Şevket Esendalâı, Cevat Şakir Kabaağaçlıâyı, Osman Cemalâi, Mithat Cemalâi ve Abdülhak Şinasi Hisarâı sayabiliriz.
Cumhuriyet döneminde de realizm (Kemal Tahir, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar) natüralizm (Reşat Enis), toplumcu gerçekçilik (Sabahattin Ali, Orhan Kemal) gibi akımlar yanında izlenimleri öne alan (Sait Faik v.b.) davranışlar romanımıza çeşitlilik kazandırmıştır.
Romanın ait olduğu dönemin tarihi ve edebi özellikleri:
âYabanâ romanı, Batı Etkisindeki Türk Edebiyatının âMilli Edebiyatâ dönemine ait bir romandır.
Milli Edebiyat Dönemi : Meşrutiyet devrinde Osmanlı toplumunda dört siyasi akım görülmektedir: İslâmcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık ve Türkçülük.
İslâmcılık; kavimcilik düşüncesine karşı koyup, birleşik bir İslâm birliği, büyük bir İslâm devleti kurma ülküsüydü.
Osmanlıcılık; çeşitli uluslardan (Türk-Arap-Arnavut-Ermeni-Yunan-Sırp-Bulgar v.b.) birleşik Osmanlı devletinde bir Osmanlı ulusçuluğu kurma ülküsü idi.
Batıcılık; sürekli yenilgilerle çökmeğe başlayan devleti kurtarmak için toplumu doğu uygarlığından batı uygarlığına geçirme çabası idi.
Fakat gerek Balkanlarda yaşayan Hristiyan uluslar, gerek hiçbir toprak temeline dayanmayan Hristiyan azınlıklar arasında, önce Rusyaânın, daha sonra da Avrupaânın kışkırtmalarıyla başlayan âulusçulukâ hareketi Osmanlıcılık düşüncesinin ve Osmanlı
Devletiânin yıkımını hazırlamış, ayrıca Müslüman uluslar arasında da uyanan bağımsızlık istekleri Osmanlıcılık ülküsünden başka İslâmcılık ülküsünün de yıkımına yol açmıştır.
İşte bu devirde, imparatorluk içindeki çeşitli ulusların kendi benliklerine dönme eğilimi karşısında, bazı aydınlar, devletin çeşitli uluslara değil, âmillet-i hâkimeâ (egemen ulus) diye adlandırılan asıl sahibine, yani Türk halkına dayanması gerektiği düşüncesine ulaşmışlardır.Bu düşünce aydınların halka yönelmesine yol açmış ve bu davranışa âTürkçülükâ adı verilmiştir. Siyaset alanındaki bu âhalka doğruâ hareketi, edebiyatta âulusal kaynaklara dönme â düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. Bu düşünce dilde sadeleşme, yerli hayatı yansıtma, şiirde aruz ölçüsü yerine hece ölçüsünü kullanma ve Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanma anlamında kullanılmış; bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyata da âMilli Edebiyatâ adı verilmiştir.
Bu edebiyat hikâye ve romanlarının en önemli özelliği sade dille yazılmış olmalarıdır. Bu dönemde, âmemleket edebiyatıâ çığırının başarılı ilk örnekleri verilmiştir. Konular İstanbul sınırlarından çıkmış ve yurdun her köşesinden ve her tabakadan insan hayatı konu olarak alınmıştır.
Gözleme çok önem verilmiş ve bunun sonucu olarak Meşrutiyet döneminin Turancılık (Halide Edip Adıvar: Yeni Turan-Müfide Ferit: Aydemir), Türkçülük (Ulusçuluk), Osmanlıcılık (Ömer Seyfettin: Eshâb-ı Kehfimiz, Kırmızı Bayraklar v.b.), İslâmcılık (Reşat Nuri: Yaprak Dökümü, Peyami Safa: Fatih Harbiye), kimi eserlerde tema olarak alınmıştır.
Milli Edebiyat akımının hikâye ve roman yazarlarının başlıcaları şunlardır :
Ömer Seyfettin - Halide Edip Adıvar â Yakup Kadri Karaosmanoğlu â Refik Halit Karay â E.Ekrem Talu â O.C. Kaygılı â Reşat Nuri Güntekin â Peyami Safa â Mahmut Şevket Esendal â Halikarnas Balıkçısı ( C.Ş.Kabaağaçlı) â M.C. Kuntay â A.Ş. Hisar- M.Yesari.
Yararlandığım Kaynaklar :
Yaban : Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Türk Edebiyatı : Ahmet Kabaklı
Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman : Cevdet Kudret
Çağdaş Türk Edebiyatı : Şükran Kurdakul
Edebiyat Bilgileri : Rauf Mutluay
Büyük Larousse Ansiklopedisi
Türk Edebiyatı Antolojisi : Şemsettin Kutlu
Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü : Behçet Necatigil
Resimli Türk Edebiyatı : Nihat Sami Banarlı
Dile Gelseler : Vedat Günyol
Türk Dili, Türk Romanında Kurtuluş Özel Sayısı : Selim İleri
Yazarı : Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Basıldığı kitabevi ve yılı : İletişim Yayınları 1995
Kaçıncı baskı : 25. Baskı
Yazarın kaçıncı romanı : Beşinci romanıdır.
(1927 : Kiralık Konak-Nur Baba
1928 : Hüküm Gecesi
1932 : Sodom ve Gomore
1932 : Yaban
1934 : Ankara
1937 : Bir Sürgün
1953-54 : Panaroma
: Hep O Şarkı)
Sayfa sayısı : 262
Romanın özeti :
Ahmet Celâl, bir paşa oğludur. Yedek subay olarak katıldığı 1. Dünya Savaşıânda bir kolunu kaybetmiştir. Daha otuzbeş yaşına basmadan kendisi için herşeyin bittiğini hissetmektedir. İstanbulâa İngilizlerin girmesi üzerine oraya dönemez ve emireri Mehmet Aliânin çağrısına uyarak onun Orta Anadoluânun Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne gidip yerleşir. Köylü için Ahmet Celâl bir âYabanâdır.
Mustafa Kemalâin başlattığı Kurtuluş Savaşıânı, Türk Ulusunun bağımsızlık davasını anlatmaya çalışır köylülere fakat kimse ona inanmaz. Ancak emireri Mehmet Ali, annesi Zeynep Kadın, Mehmet Aliânin kardeşi İsmail ve onun karısı Emine ile dostluk kurabilir. Köyün en zengin adamı ve ağası olan Salih Ağa, köyü ekonomik bakımdan sömürmektedir. Şeyh Yusuf ise din adamı maskesi altında köyü manevi yönden sömürmektedir. Devleti temsil eden muhtarın ise herhangi bir gücü yoktur. Köyün etkin ve güçlü olan iki tipi Ahmet Celâlâi engellemeye çalışırlar.
Sakarya Savaşıânın hemen öncesinde Yunan birliği köye girer. Direnenleri öldürür. Kendisi ile işbirliği yapan Salih Ağa ve Şeyh Yusufâu bile aldatır, sömürür, herkese zulmeder. Sakarya bozgunundan sonra köye ikinci Yunan birliği gelir. Köyü talan ederler. İnanılmaz derecede acımasız davranırlar.
Ahmet Celâl, emireri Mehmet Aliânin kardeşi İsmailâin karısı olan Emineyi sever. Köy düşman çizmesi altında inlemektedir. Köylü, kaderine razı olmuştur. Ahmet Celâl ise, Türk askerlerinin geleceği umudunu taşımaktadır. Sonunda o da dayanamaz ve Emine ile birlikte kaçar. İkisi de yaralanırlar. Emineânin yarası ağır olduğu için kaçacak durumda değildir. Ahmet Celâl, Emineâyi ve anılarını yazdığı defterini bırakarak tek başına bilmediği yollara bilmediği bir geleceğe doğru köyden uzaklaşır.
Yazarın Hayatı ve Eserleri :
Yakup Kadri Karaosmanoğlu 27 Mart 1889 tarihinde Kahireâde doğdu. Altı yaşındayken ailesiyle birlikte Manisaâya geldi. İlk öğrenimini bu kentteki Fevziye Mektebiânde tamamladı. Ortaokulun ikinci yılında İzmir İdadisiâne geçti. Çocukluğunda eğitim görmüş bir kişi olan annesinin kitap sevgisinden yararlanarak Ekmekçi Kadın, Monte Kristo gibi romanları okumak olanağını bulmuştu. Yıllar sonra özellikle Monte Kristoânun, kendi kişiliği üzerinde yarattığı etkiyi anlatacak ve âBelki bugünkü mevcudiyetimde Monte Kristo kahramanlarının bazıları halâ yaşamaktadır. İhtimal on bir, on iki yaşımda iken bu kitap elime geçmemiş olsaydı ben şimdi büsbütün başka bir adam olacaktımâ diye yazacaktır.
İzmirâdeki İdadi yıllarında (1903-1905) âEdebiyatı-ı Cedideâ şair ve romancılarını okuyarak gençliğinin ilk evresinde edebiyatçı kimliği duymaya başlayan sanatçı, Ömer Seyfettin, Baha Tevfik, Şehabettin Süleyman gibi genç yazarlarla tanıştı ve onların edebiyat çevresine katılma fırsatı buldu. 1905 sonlarında annesiyle Mısırâa gitti. Üç yıl kadar İskenderiyeâde bir Frerler Okuluânda Fransızca öğrenim gördü. Meşrutiyetin ilânından birkaç ay önce İstanbulâa geldi ve Hukuk Fakültesiânin son sınıfına kadar okudu. Bu yıllarda âFecr-i Âtiâ topluluğuna katılarak âMuhitâ âŞiir ve Tefekkürâ dergilerinde, daha sonra âServet-i Fünunâ ve âRübabâ, âİkdamâ gazete ve dergilerinde şiir ve öykülerini yayımladı. Kısa bir süre Üsküdar İdadisinâde edebiyat ve felsefe öğretmenliği yaptı. âTürk Yurduâ, âYeni Mecmuaâ, âİkdamâ, âDergahâ, âAkşamâ dergi ve gazetelerinde çıkan hikâye ve romanlarıyla dönemin ünlü yazarları arasına katıldı. Kurtuluş Savaşıânda Anadoluâya geçti. Daha sonra Mardin ve Manisaâdan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. Tiran, Prag, Lahey, Tahran ve Bernâde elçilik, Kurucu Meclisâte üyelik yaptı. Cumhuriyet döneminde âKadroâ, âVarlıkâ, âHayatâ, âMeydanâ dergileriyle, âCumhuriyetâ, âHakimiyet-i Milliyeâ, âUlusâ, âMilliyetâ, âYeni İstanbulâ ve âTercümanâ gazetelerinde roman, makale ve anıları yayımlandı. 13 Aralık 1974 yılında İstanbulâda öldü.
Yakup Kadri Karaosmanoğluânun eserleri :
Romanları :
Kiralık Konak - Nur Baba â Hüküm Gecesi â Sodom ve Gomore â Yaban â Ankara â Bir Sürgün â Panaroma - Hep O Şarkı
Hikâyeleri :
Bir Serencam â Rahmet â Milli Savaş Hikâyeleri
Yazarın edebi kişiliği (üslûbu) :
Yakup Kadri Karaosmanoğluânun edebi kişiliğini öykü anlayışı yönünden inceleyecek olursak bunun, iki dönemde geliştiği söylenebilir. Gençlik yılları sayılabilecek olan 1909-1916 yıllarında dili ve konularını işleyiş yönünden âEdebiyat-ı Cedideâ beğenisi; yaşama bakışı, seçtiği olaylar ve kişiler yönünden Mauppassant etkisinde görünür.
İlk dönemin ürünlerini topladığıâBir Serencamâdaki gerçekçi gözlemlere dayanan öykülerde bile yazar, öykünün akışını bozan belirtmelere yer verir.
Betimlemeleri, âbeyaz bir sis gibiâ, âderin bir mezar sukûneti â biçiminde Edebiyat-ı Cedide şiirinde çok rastlanan benzetmelerle süsler.
Kişilerin ruhsal durumlarını yansıtma çabasıyla şairaneliğe kapılır.
âAh!â âOf!â gibi ünlemler, (..), (....) noktayla biten kısa cümleler kullanır.
Dili eskidir. Fakat 1916âdan sonra Milli Edebiyat akımının ilkelerini benimseyerek dilini sadeleştirir.
Sanatçının romanlarında görülen üslûba geldiğimizde onun ilk romanı olan Kiralık Konakâtan itibaren bütün yapıtlarında bir dönemin özelliklerini, kendi tarih anlayışı içinde değerlendirerek yansıtmayı amaçladığı görülür. âSanat sanat içindirâ görüşünü savunarak yazı hayatına başlayan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Balkan Savaşı ve 1. Dünya bozgununu görünce de, âSanat önce bir toplumun, sonra bir ulusun,sonra da bir devrin ifadesidir.â İnancına varmış, böylece sanatın toplum için olduğu görüşünü benimsemiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, realist ve natüralist yazarların yöntemine uyarak, romanlarında toplumun bozulan, çöken yanlarını ele almıştır. Eserlerinin çoğu hep bir çöküşün hikâyesidir. âBir Sürgünâ âde Abdülhamit devrinin, âKiralık Konakâ âta Meşrutiyet devrinin, âHüküm Gecesiâ ânde yine aynı devrin, âNur Babaâ âda Bektaşi tekkesinin, âSodom ve Gomoreâ âde Mütareke devrinin, âYabanâ âda bir Anadolu köyünün çöküşü gösterilmiştir. Kişiler, çoklukla kafalarının içindeki hayatın dışarıdaki hayata uymamasından doğan hayâl kırıklığıyla dünyaya küserler. Yazarın eserlerindeki olumlu kişiler, genellikle içinde yaşadıkları çevrenin kötü gidişini görür, çıkış yolları tasarlar, fakat bunları gerçekleştirmek için bir çaba göstermezler. Bunlar sadece düşünen, gördüklerinden üzüntü ve acı duyan fakat bir türlü eyleme geçemeyen tiplerdir.
Yazar kimi zaman romanlarında doğrudan doğruya okuyucuya seslenmiş, kimi zaman da roman kişilerinin düşünce ve davranışlarında kendi varlığını sezdirmiştir. Örneğin âYabanâ âda Ahmet Celâl birçok yönleriyle yazarın duygu ve düşüncelerini yansıtmaktadır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, konuşma dilinin aynı zamanda yazı dili olması gerektiğini savunmuşsa da Türkçede karşılıkları bulunan Arapça ve Farsça sözcüklere, bu dillerin kurallarıyla yapılmış tamlamalara romanlarında yine de çok yer vermiştir. Ayrıca Fransızca kelimelere de romanlarında sıkça rastlanır.
Romanın Konusu :
Bu romanda yıllarca yüzüstü bırakılmış olan köylü ile aydın arasındaki uçurum konu olarak alınmıştır. Romanda belirtildiği gibi, şehirden gelmiş her aydın, köylü için bir âyabanâ dır.
Yazar, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yakıp yıktığı bölgelerde yapılan inceleme gezisinde gördüklerini birtakım öykü ve makalelerle anlatmıştı. Bunlar arasında, âDüşmanın Yaktığı Köyler Ahalisineâ adlı yazıda, köylü ile aydın arasındaki uzaklığa değinen ve aydınların köylüyü yüzüstü bırakmasından yakınan sanatçı, on yıl sonra aynı temayı Yabanâda işlemiştir. Roman, anı biçiminde yazılmıştır. Yazar eserini, Kurtuluş Savaşı sıralarında, bir Anadolu köyüne yerleşen Ahmet Celâlâin anı defteri olarak sunar. Giriş bölümünde bunu şöyle anlatır : Garp Cephesi Kumandanlığının gönderdiği âTetkik-i Mezâlim Heyetiâ o viranelerde, taşlar altında kömürleşmiş insan kemiklerini araştırırken bu kitabı teşkil eden yazıları, ortasından yırtılmış ve kenarları yanmış bir defter halinde buldu.
Romanın konusunun geçtiği yer ve zaman (çevrenin özellikleri vb.) :
Yaban romanının konusu Kurtuluş Savaşı sırasında Anadoluâda Porsuk Nehri çevresindeki küçük bir köyde geçer. Köy son derece bakımsız, unutulmuş bir virane halindedir.
Eserin Kahramanları :
AHMET CELÂL :
Romanın baş kahramanıdır. 1. Dünya savaşında kolunu yitirmiştir. Yaşamaya küskün, karamsar bir şehirli tipidir. Köylüler ile olumlu ilişkiler kuramaz. Gerçekçi olmasına karşın gerçekler karşısında şaşkına dönen bir tiptir. İdealist düşüncelere sahiptir. Olaylara ve köy gerçeğine karamsar gözle bakar ve köylünün durumundan Türk aydınını sorumlu tutar.
MEHMET ALİ :
Ahmet Celâlâin emir eridir. Savaş sonrası köyüne dönmüştür. Ahmet Celâlâe saygı duymasına rağmen yine de köyüne ve köy geleneklerine bağlıdır. Köylüler gibi düşünür. Kaderine rıza göstermiş bir tiptir.
SALİH AĞA :
Köyün en zengin adamlarındandır.Fakat kılık kıyafeti ile bir dilenci gibidir. Bütün köy halkını nüfuzu altına almıştır. Köylüye kendini akıllı olarak tanıtmıştır. Onlara borç vererek kendine bağlı kalmalarını sağlamakta ve onları sömürmektedir. Son derece çıkarcı, acımasız ve yalancıdır. Köylü üzerinde kurduğu baskılar nedeniyle köyün ekonomisine yön verir.
ŞEYH YUSUF :
Salih Ağa köyü ekonomik yönden sömüren, bu yönde köylüler üzerinde baskılar kuran olumsuz bir tipleme ise, Şeyh Yusuf da köyü manevi yönden sömüren, bu yönde köylü üzerinde dinsel baskılar oluşturan olumsuz bir tiptir. Son derece cahildir. Dini bilgileri çok basittir. Temizliğe dikkat etmeyen, pasaklı bir adamdır.
ZEYNEP KADIN :
Mehmet Aliânin annesidir. Kaderine razı olmuş, acılar karşısında ağlamayı bile unutmuş, tarlasının, evinin işlerini tek başına çekip çeviren gerçek bir Türk anasıdır. Oğlunu, kocasını askerde, savaşlarda yitiren, yoksulluk ve acılar içinde ömrünü çalışmakla geçiren Türk kadınını temsil eder.
EMİNE :
Romanda ağırlığını koyan ikinci kadındır. Mehmet Aliânin kardeşi İsmailâin karısıdır. Ahmet Celâlâin ilgi duyduğu tek kadındır. Emine de Zeynep Kadın gibi olaylar karşısında edilgen bir yapıya sahiptir. Erkeklerin kurduğu köy dünyasında erkeklerin güdümünde sessizce yaşamaktadır. Yunan birliğinin öldürme ve kıyım eylemlerinden korkarak sonunda Ahmet Celâl ile kaçar.
YARDIMCI KAHRAMANLAR :
Bu ana tiplerin yanında yardımcı kişilerde vardır. Bunlar; Emeti Kadın, oğlu Küçük Hasan, Mehmet Aliânin kardeşi İsmail, Bekir Çavuş vb.dir. Bu tipler üzerinde fazla durulmamıştır.
Eserin hoşuma giden bir bölümü :
Yazarın eserinde Anadolu halkının geri kalışının ve bilgisizliğinin suçunu aydınlara yükleyen bölümlerinden örnekler en beğendiğim bölümleridir:
â Bunun sebebi, Türk münevveri, gene sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kütlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa
halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun. (...)
Eğer bilmiyorlarsa, kabahat kimin? Kabahat benimdir; kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyacak arkadaş senindir! Sen ve ben onları, asırlardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak şevkinden mahrum bir avuç kazazede halinde bırakmışız. Açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir.â
Eserin adıyla konusu arasındaki benzerlik:
Bu romanın adıyla konusu arasında çok kuvvetli bir benzerlik vardır. Çünkü köylüler Ahmet Celâlâi bir âyabanâ olarak görmektedirler.
Romanın ana düşüncesi:
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu romanda ana düşünce olarak, aydınlar tarafından yüzyıllarca yüzüstü bırakılmış köyü, Anadoluâyu, Anadolu insanını bütün çıplaklığı,acılığı ve sertliğiyle göz önüne seriyor. Bu konuda aydınımızı suçluyor. Yazar, Anadolu Bozkırındaki Anadolu insanının feryadını, Türk aydınına duyurmak ve Türk aydınına yurt sorumluluğunu anlatmak istiyor.
Roman yazarının eserlerinde görülen özellikler:
Yakup Kadri Karaosmanoğluânun sanatının birinci dönemindeki, yani âsanatın sanat için olduğuâ görüşünü savunduğu dönemde yazdığı eserlerinde aşk, ruhsal bunalımlar ve bozukluklar, bireyle toplum gelenekleri arasındaki çatışmalar vb. görülür.
İkinci yani, âsanat toplum içindirâ görüşüyle yazdığı dönemdeki eserlerinde ise çoklukla savaş felaketleri işlenmiştir.
Gerek birinci, gerekse ikinci döneminde gözlemlerden yararlanmış, ya doğrudan doğruya kendisinin gördüğü, ya da başkalarından dinlediği olayları yazmıştır.
2.Abdülhamit devrinde gezi özgürlüğü olmaması yüzünden konuları İstanbul sınırları içinde kapalı kalan Edebiyat-ı Cedide hikâye ve romanlarına karşılık, Yakup Kadri, daha ilk kitabından başlayarak, konularının çoğunu İstanbul dışındaki bölgelerden, genellikle Anadoluânun çeşitli yerlerinden almıştır.
Yakup Kadriânin bütün eserlerinde batılı sanatçı ve düşünürlerin açık etkileri görülür. Batı Edebiyat ve kültürüne sıkı sıkıya bağlılık gösteren sanatçı, kendi edebiyatımızdaki geleneksel konulara da yabancı durmamış; örneğin âBir Serencamâ hikayesinde Tanzimat edebiyatında sık rastlanan âtutsaklıkâ konusunu işlemiştir.
Sanatının 1. döneminde dil bakımından Edebiyat-ı Cedideânin tutumunu sürdürmüştür. Hattâ âGenç Kalemlerâ dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının
ileri sürdüğü dilde sadeleşme akımına karşı çıkmıştır. Fakat bir süre sonra Ziya Gökalpâin de etkisiyle âMilli Edebiyatâ akımını benimsemiş ve bu yolun en önemli sanatçılarından biri olmuştur.
Yakup Kadri; topluma, kişilere ve olaylara oldukları gibi değil, kendi mizacı ve fikirleri açısından bakan bir romancıdır. Romanını besleyen kaynaklar, yazarın özel
yaşamını, duygu, düşünce ve anıları ile toplumun geçirdiği tarih dönemleri ve büyük olaylardır.
Kişilerin (roman kahramanlarının) dış görünüşüne önem vermez. Bunları birkaç tasvir ile geçiştirir. Ruh bakımından ise kahramanları da kendisi gibi karamsardır.
Romanı arkadaşlarınıza önerir misiniz? Niçin? :
Evet öneririm. Her şeyden önce Anadolu insanının dertlerini dile getirmektedir. Yetişmekte olan gençler olarak onları cahillik ve görgüsüzlükle suçlamak yerine bunun sorumlusunun yine bizler olduğumuz bilincine varmak gerekir.
Kitap hakkında düşüncelerim :
Yazar, bu romanda köy insanının kendi ilişkilerini ve toplumsal olaylar karşısındaki tavrının işlerken genellikle inandırıcıdır. Bunda ortaya koyduğu günlük olayların sunuluşu kadar olayla ilgili kişilerin çizimindeki başarısının da payı vardır. Ahmet Celâlâin Şeyh Yusufâla karşılaşması, Cennetâin yabancı bir adamla yakalanmasında kocasının sessiz kalışı, Mehmet Aliânin yeniden askere alınışı, cephedeki çözülüş nedeniyle halkın göç etmesi gibi sahneler gerçek izlenimini uyandırıyor. Köylünün Yunan uçaklarından atılan propaganda yazılarındakileri öğrendiği zaman sevinmesi gibi sadece olayın anlatıldığı bölümlerde ise aynı inandırıcılık yoktur.
Yabanâda âşive taklidiâ yapılmadığı zaman daha doğal görünen diyaloglar vardır. Romanın bir çok yerinde köylü-aydın ilişkisi üzerine, roman sınırını aşıp makale havası veren sayfalar vardır. Bunlar okuyanı sıkmaktadır.
Türk romancılığının tarihi :
Türkiyeâde roman türü, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Edebiyatı döneminde, batı edebiyatından yapılan çevirilerle tanınmaya başladı. 1860-1880 arasında batının birkaç klâsik yazarının belli başlı yapıtları Türkçeâye aktarıldı. Victor Hugoâdan Sefiller, Daniel De Foeâden Robinson, Saint Pierreâden Pol ve Viginie, Alexandre Dumas Pereâden Monte Cristo gibi. Bu ilk çevirilerde seçilen yapıtlar, Divan Edebiyatının âLeylâ ile Mecnunâ, âFerhat ile Şirinâ, Aşık Edebiyatının âKerem ile Aslıâ âsı, Meddah hikâyeleri ile yetişen Türk okuyucularına aykırı gelmeyecek türden yapıtlardı. Aynı dönemde ilk yerli romanlar da yazılmaya başlandı. Ahmet Mithatâın âHasan Mellahâ adlı serüven romanında Monte Cristoânun, Namık Kemalâin âİntibahâ romanında Kamelyalı Kadınâın etkileri görülür.
Daha ilk yapıtlardan başlayarak Tanzimat romancılarının bi bölümü aydınlara (N.Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi yeğlemişlerdir. Bir bölümü de halka (Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım v.b.) seslenmişlerdir. Bunun sonucu olarak da halka seslenen yazarlar yalın dille, aydınlara seslenen yazarlarsa yabancı sözcük ve dil kurallarıyla yazmışlardır. Bu dönem romancılarının işledikleri başlıca temalar, aile kurumu, tutsaklık ve alafrangalıktır. Türk toplumundaki ataerkil aile düzeninin doğurduğu bunalımları çeşitli yönlerden işleyen en önemli yazarlar Şemsettin Sami (Taaşşuk-i Talât ve Fıtnat), Ahmet Mithat (Teehhül), Sami Paşazade Sezai (Sergüzeşt)âtir.
Tutsaklık konusunda Namık Kemal (İntibah), Nabizade Nazım (Zehra) âı sayabiliriz.
Aynı dönemdeki temalardan alafrangalık üzerine de Ahmet Mithat (Felâtun Bey ile Rakım Efendi), Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) çok önemlidir.
Edebiyat-ı Cedide döneminde batıya bağlanma eğilimi daha da güçlenmiş, Fransız gerçekçi ve natüralist yazarlar (Stendhal, Balzac, Flaubert, Mauppassant, Daudet) yolunda yazmaya özenilmiştir. Bunun sonucu olarak hep yaşamda görülen veya görülmesi olasılığı bulunan olay ve kişiler seçilmiştir. Bu aşırı batı hayranlığı dilimizi de etkilemiştir. Bu dönemde 2. Abdülhamitâin sıkı sansürü nedeniyle toplum sorunlarına değinilmemiş ve dolayısıyla âSanat için sanatâ görüşü benimsenmiştir. Bu dönemin başlıca yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın v.b.âdir. Aynı dönemde yaşayan Hüseyin Rahmi Gürpınar ise âtoplum için sanatâ görüşünü savunmuştur.
İkinci Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde Fransız realist ve natüralist yazarların yolunu izleyen romancılarımızdan Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Kiralık Konak, Yaban, Sodom ve Gomore), İngiliz Edebiyatının etkisinde kalan Halide edip Adıvar (Handan, Kalp Ağrısı) âı sayabiliriz. Halide Edip Adıvar Kurtuluş savaşı yıllarında toplumsal konulara eğilerek Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye romanlarında savaşın acılarını işlemiş, daha sonra da Türkiyeânin toplumsal durumunu yansıtan töre romanlarını, âSinekli Bakkalâ ve âSonsuz Panayırâ âı yazmıştır.
Bu dönemin diğer sanatçıları Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa v.b.âdir.
Daha sonra ise edebiyatın çeşitli dallarında eserler veren Memduh Şevket Esendalâı, Cevat Şakir Kabaağaçlıâyı, Osman Cemalâi, Mithat Cemalâi ve Abdülhak Şinasi Hisarâı sayabiliriz.
Cumhuriyet döneminde de realizm (Kemal Tahir, Samim Kocagöz, Kemal Bilbaşar) natüralizm (Reşat Enis), toplumcu gerçekçilik (Sabahattin Ali, Orhan Kemal) gibi akımlar yanında izlenimleri öne alan (Sait Faik v.b.) davranışlar romanımıza çeşitlilik kazandırmıştır.
Romanın ait olduğu dönemin tarihi ve edebi özellikleri:
âYabanâ romanı, Batı Etkisindeki Türk Edebiyatının âMilli Edebiyatâ dönemine ait bir romandır.
Milli Edebiyat Dönemi : Meşrutiyet devrinde Osmanlı toplumunda dört siyasi akım görülmektedir: İslâmcılık, Osmanlıcılık, Batıcılık ve Türkçülük.
İslâmcılık; kavimcilik düşüncesine karşı koyup, birleşik bir İslâm birliği, büyük bir İslâm devleti kurma ülküsüydü.
Osmanlıcılık; çeşitli uluslardan (Türk-Arap-Arnavut-Ermeni-Yunan-Sırp-Bulgar v.b.) birleşik Osmanlı devletinde bir Osmanlı ulusçuluğu kurma ülküsü idi.
Batıcılık; sürekli yenilgilerle çökmeğe başlayan devleti kurtarmak için toplumu doğu uygarlığından batı uygarlığına geçirme çabası idi.
Fakat gerek Balkanlarda yaşayan Hristiyan uluslar, gerek hiçbir toprak temeline dayanmayan Hristiyan azınlıklar arasında, önce Rusyaânın, daha sonra da Avrupaânın kışkırtmalarıyla başlayan âulusçulukâ hareketi Osmanlıcılık düşüncesinin ve Osmanlı
Devletiânin yıkımını hazırlamış, ayrıca Müslüman uluslar arasında da uyanan bağımsızlık istekleri Osmanlıcılık ülküsünden başka İslâmcılık ülküsünün de yıkımına yol açmıştır.
İşte bu devirde, imparatorluk içindeki çeşitli ulusların kendi benliklerine dönme eğilimi karşısında, bazı aydınlar, devletin çeşitli uluslara değil, âmillet-i hâkimeâ (egemen ulus) diye adlandırılan asıl sahibine, yani Türk halkına dayanması gerektiği düşüncesine ulaşmışlardır.Bu düşünce aydınların halka yönelmesine yol açmış ve bu davranışa âTürkçülükâ adı verilmiştir. Siyaset alanındaki bu âhalka doğruâ hareketi, edebiyatta âulusal kaynaklara dönme â düşüncesinin doğmasına yol açmıştır. Bu düşünce dilde sadeleşme, yerli hayatı yansıtma, şiirde aruz ölçüsü yerine hece ölçüsünü kullanma ve Halk edebiyatı nazım biçimlerinden yararlanma anlamında kullanılmış; bunları gerçekleştirmeyi ülkü edinen edebiyata da âMilli Edebiyatâ adı verilmiştir.
Bu edebiyat hikâye ve romanlarının en önemli özelliği sade dille yazılmış olmalarıdır. Bu dönemde, âmemleket edebiyatıâ çığırının başarılı ilk örnekleri verilmiştir. Konular İstanbul sınırlarından çıkmış ve yurdun her köşesinden ve her tabakadan insan hayatı konu olarak alınmıştır.
Gözleme çok önem verilmiş ve bunun sonucu olarak Meşrutiyet döneminin Turancılık (Halide Edip Adıvar: Yeni Turan-Müfide Ferit: Aydemir), Türkçülük (Ulusçuluk), Osmanlıcılık (Ömer Seyfettin: Eshâb-ı Kehfimiz, Kırmızı Bayraklar v.b.), İslâmcılık (Reşat Nuri: Yaprak Dökümü, Peyami Safa: Fatih Harbiye), kimi eserlerde tema olarak alınmıştır.
Milli Edebiyat akımının hikâye ve roman yazarlarının başlıcaları şunlardır :
Ömer Seyfettin - Halide Edip Adıvar â Yakup Kadri Karaosmanoğlu â Refik Halit Karay â E.Ekrem Talu â O.C. Kaygılı â Reşat Nuri Güntekin â Peyami Safa â Mahmut Şevket Esendal â Halikarnas Balıkçısı ( C.Ş.Kabaağaçlı) â M.C. Kuntay â A.Ş. Hisar- M.Yesari.
Yararlandığım Kaynaklar :
Yaban : Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Türk Edebiyatı : Ahmet Kabaklı
Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman : Cevdet Kudret
Çağdaş Türk Edebiyatı : Şükran Kurdakul
Edebiyat Bilgileri : Rauf Mutluay
Büyük Larousse Ansiklopedisi
Türk Edebiyatı Antolojisi : Şemsettin Kutlu
Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü : Behçet Necatigil
Resimli Türk Edebiyatı : Nihat Sami Banarlı
Dile Gelseler : Vedat Günyol
Türk Dili, Türk Romanında Kurtuluş Özel Sayısı : Selim İleri
