HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Delhi Türk Sultanlığı (1206-1413)
Hindistandaki Müslüman Gurlu Devletinin komutanlarından Kutbeddin Aybeg tarafından Delhide kurulan Türk devleti. Bu devlete; Muizzîler Halacîler Tuğluklar ve Seyyîdler olmak üzere dört Türk sülâlesi birbiri arkasından hâkim oldular. İslâmiyet Aşağı İndüs vâdisine ilk olarak Emevîler devrinde girmişti. Sonraları Hindistan içlerine Müslüman askerî kuvvetlerini ilk getiren Gazneli hükümdarlarıydı. Gazneliler Pencab bölgesini ele geçirerek burayı Hindistandaki daimî merkezleri yaptılar. İktidarlarının sonuna doğru ise Lahor merkez olmuştu. Gaznelilerin yerini alan Gurlular için Pencab Hindistanın fethi için önemli bir merkezdi. Gurlu Hânedânından 1173 senesinden sonra Gaznede hükümdar olan Şehâbüddîn (Muizzüddîn) Muhammed Ganj Ovasında hakimiyetini genişletti. Muînüddîn Çeştî hazretlerinden aldığı işaretle Ecmiri fethetti. Emrindeki Türk asıllı kumandanlardan Kutbeddin Aybegi bütün Hindistanın fethiyle vazifelendirdi. Hindistanda İslâmiyet'in yayılmasında önemli rol oynayan Muizzüddîn 1206 senesinde ölünce Lahora giden Kutbeddin Aybeg sultanlık teklifini kabul etti. Kuzey Hindistana hakim olup Delhi Türk Devletinin temelini attı. Ölen Muizzüddîn Muhammedin kardeşi ve Batı Gurluların Sultanı Gıyâseddîn Mahmud bu durumu kabul edip Kutbeddine Melik unvanını verdi. Bu sırada Sultan Muizzüddînin komutanlarından Taceddîn Yıldız Gaznede hüküm sürmekteydi. Aybeg onu yenerek Gazneye girdiyse de kırk gün kalabildi. Daha sonra Taceddin Yıldızın baskısı üzerine Hindistana çekildi. Orada İslâmiyet'in yayılması için çalıştı. Fethettiği yerleri cami ve medreselerle süsleyip mümtaz ilim sahipleriyle şenlendirdi. Alimlere fakir ve muhtaçlara maaşlar bağlattı. Sulh ve sükûnu sağlayıp memleketinde her türlü zulme mani oldu. Hak ve adaleti hakim kıldı.
Kutbeddin Aybeg 1210 senesinde vefat edince yerine damadı Şemseddin İltutmuş geçti. İltutmuş öncelikle diğer bölgelerde bağımsızlıklarını ilan eden komutanları da hakimiyeti altına aldı ve Hindistanda Türk İslâm hakimiyetini yeniden kurarak sağlamlaştırdı.
Daha sonra başarılı seferler düzenleyerek hakimiyet bölgesini genişletti. Vindhya Dağlarının kuzeyinde kalan bütün Hindistanı ele geçirdi. Abbasî Halîfesi Muntasır-billah tarafından tanınan Hindistanın ilk Müslüman Türk sultanı oldu. Nâsır ve Emîr-ül-Müminîn lakabını aldı. Bir ara İsmailîler onu öldürmeyi ve devleti ele geçirmeyi planladılarsa da muvaffak olamadılar. Delhi sultanlarının en büyüklerinden olan İltutmuş büyük İslâm âlimi Kutbüddîn-i Bahtiyâr Kâkînin talebelerindendi. İslâmiyet'in Hindistanda yayılması için çok gayret gösterdi. Ülkede birlik ve düzeni sağladı.
1236 senesinde Karakarlara karşı çıktığı seferde hastalanan İltutmuş Mayıs ayında vefat etti. Ölümünden sonra kızı Râziye Begüm Sultan başa geçtiyse de ileri gelen devlet adamlarının muhalefeti üzerine tahtı terk etmek zorunda kaldı. İç karışıklıklar devleti yıkılmanın eşiğine getirdi. Nitekim Moğollar; Sind Mültan ve Batı Pencaba girdiler. 1241 senesinde Lahoru yağmaladılar. Kırklar diye bilinen komutanlar arasında kıskançlık yüzünden parçalanmalar baş gösterdi. Guwalyar ve Rantambor bölgeleri devletin elinden çıktı. Doabdaki Hindli yol kesiciler yüzünden Bengal ile haberleşme tamamen kesildi.
Bu sırada İltutmuşun memlûklarından (köle) biri olan ve soyca Kıpçak Türklerine dayanan Balaban devlet içinde büyük bir nüfuz kazanmıştı. Balaban süratle harekete geçerek muhtelif bölgelerde isyanları bastırdı. Hind kabilelerini racaları ve bazı emîrleri cezalandırdı. 1247 senesinde Kâlinca ile Kemâ arasındaki bölgeyi ele geçirdi. 1255 senesinde Kutlug Hanın isyanını bastırdı. 1257 senesinde tekrar Hindistana giren Moğollara karşı büyük bir ordu hazırladı. Moğolların geri çekilmelerini fırsat bilerek birlikleri ile orduya katılmayan bazı vali ve beylerin üzerine yürüdü. Bunları sindirdi ve bir çoğunu affetti. Sultan Nâsıreddîn Mahmud Şahın 1266 yılında ölümü üzerine iktidarın gerçek hakimi olan Balaban Gıyâseddin lakabıyla tahta çıktı.
Tahta çıkar çıkmaz merkez ordusunu yeniden düzenledi. Âsâyişi bozan Hinduları ve Delhi civarındaki haydutları şiddetle cezalandırdı. Balaban idaresi altında büyük bir ordu bulunmasına rağmen sultanlığın kaybettiği toprakları geri almak için fazla bir gayret göstermedi. Tek düşüncesi hudutları tehdit eden Moğollara karşı hazırlıklı olmaktı. Bu gayeyle Sind ve Batı Pencabın idarî durumunu yeniden düzenledi. Bölgeye önce Şir Hanı ölümünden sonra oğlu Muhammed Hanı vali tayin etti. Diğer oğlu Mahmud Buğra Han ise bir orduyla kuzeyde bulunuyordu. 1279 senesinde Moğollar Pencaba saldırdılar. Delhi Sultanlığı topraklarında epeyce ilerleyerek Sütlüce Irmağını aştılar fakat bozguna uğratıldılar.
Moğol saldırısını fırsat bilen Bengal Valisi Tuğrul Han ayaklanarak bağımsızlığını ilan etti. Balaban Moğolları yendikten sonra kuzeyde bulunan oğlu Buğra Hanın ordusunu da yanına alarak Bengal üzerine yürüdü. Tuğrul Han hazinesini ve fillerini alarak Orissa ormanlarına sığındı ise de ele geçirilerek öldürüldü. Bengal valiliğine oğlu Mahmud Buğra Hanı tayin etti. Balabanın 1287 yılında vefatından sonra başa geçen Muizzüddîn Keykubâdın başarısız idaresi yerine geçen oğlu Keyûmersin de küçük yaşta olması üzerine Halaçların Reisi Firuz Şah rakiplerini yenerek Celâleddin lakabı ile Delhi Sultanlığının başına geçti. Celâleddin Firuz Şahın 1290 senesinde Delhi Sultanlığı tahtına geçmesinden sonra idare Halacîler sülâlesine geçti.
Delhi Sultanlığına hakim olan Halaç ailesi eski bir Türk kabilesi olan ve kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte Türkistandan göç edip doğu Afganistan ile Hindistanın kuzey hudutlarına yerleşen Halaç Türklerine mensupturlar.
Firuz Şah'ın tahta çıktıktan sonra Hintli Prenslere karşı seferleri müspet sonuçlar vermedi. Onun asıl isteği Moğollardan uzak kalmaktı. 1291-92 senesinde Moğol ordusunun büyük bir istilâ teşebbüsü başarıyla önlendi ve Moğolların çoğu esir edildi. Bu esirlerin büyük bir kısmı Müslüman olarak Delhi Türk Sultanlığının hizmetine girdiler. Aynı sene içinde Mandor ve Ucceyne seferler düzenlendi. Bu arada Karâ valisi ve damadı Alâeddin Muhammed hükümdardan izin almadan Devagir üzerine sefere çıktı. 1294 senesinde sekiz bin kişilik bir süvari birliğiyle yola çıkan Alâeddin Vindhyalar Dağlarını geçerek zor şartlar altında iki ay süren bir yolculuktan sonra Devagire vardı ve şehri kısa sürede ele geçirdi. Alâeddin aldığı büyük ganimetlerle ülkesine döndü. Firuz Şâh bu galibiyete çok sevindi. Yeğenini tebrik ve teftiş için Karâya gitti. 1296 yılında çıktığı bu yolculuğu esnasında vefat etti. Yerine Alâeddin Muhammed Halacî geçti.
Alâeddin Muhammed uzun seneler Moğol saldırılarına karşı koymakla uğraştı. 1299 senesinde Kutlug Hocanın kumandasında 200.000 kişilik bir Moğol ordusu Delhi önlerine kadar geldi. Alâeddin Moğollara karşı ordusunun az olmasına rağmen kahramanca savaştı ve Moğolları bozguna uğrattı. İç işlerini düzelten Alâeddin Muhammed 1302 senesinde fetihler yapmak için sefere çıktı. Racistanda ünlü Çitor Kalesini kuşatarak aldı. Fakat ordu bu seferden yorgun ve çok kayıp vermiş olarak döndü. Ayrıca Telingan Devleti üzerine gönderdiği ordu da başarı elde edemeden ve yorgun döndü.
1305 senesinde Amroha ve 1306 yılında Ravi yakınlarında Moğollar bozguna uğratıldı. Bu mücadeleler sırasında Dipâlpur eyaleti hudutları Melik Gazi Tuğlukun idaresine verildi. Melik Gazi'nin her sene düzenlediği seferlerden dolayı da Moğol tehlikesi kalktı.
Kuzey Hindistanın hemen hemen tamamına hakim olan Alâeddin 1308 senesinde Melik Kâfuru güney seferine gönderdi. Melik Kâfur önce Varangeli 1310 senesinde de Madura ve Duâramudrayı ele geçirdi. Böylece sultanlığın güney sınırları deniz sahiline kadar dayandı.
Sultan Alâeddin hiç tahsil görmediği halde şahsî kabiliyet ve tecrübeleri ile devlet topraklarını genişletti. Birçok idarî yenilik yaptı. Müslümanların refah ve huzur içinde yaşamalarını sağlamaya çalıştı. Sultan Alâeddin 1316 senesinde ölünce Melik Kâfur Veliahd Hızır Hanın yerine henüz 5-6 yaşındaki Şihâbüddîn Ömeri tahta çıkardı. Buna karşı çıkan Alâeddinin üçüncü oğlu Mübârek Han Melik Kâfuru öldürttü. 1316 senesi Nisan ayında kardeşini de hapse attırarak Kutbeddin lakabı ile tahta çıktı. Mübârek Han babasının bazı kanunlarını yürürlükten kaldırdı. Gucerât ve 1318 senesinde Devagirdeki isyanları bastırdı. Ancak bir Hindu dönmesi ve kölesi olan Hüsrev Han tarafından 1320 senesi Nisan ayında öldürüldü. Hüsrev Han tahta geçti.
Hüsrev Han tahta geçtiği zaman Pencapta hudut bölgeleri kumandanı olan Gazi Melik Tuğluk isyan etti. Oğlu Fahreddin Cavnanın da teşvikiyle Delhi üzerine yürüdü. Delhi önlerinde yapılan savaşı Gazi Melik Tuğluk kazandı. Hüsrev Han yakalanarak idam edildi. Gazi Melik de 1320 senesi Eylül ayının altısında Delhi Sultanlığı tahtına çıktı. Bu tarihten itibaren Delhi Sultanlığında Tuğluklar devri başladı.
Babası Türk annesi Hindli olan Gazi Gıyâseddin Melik Tuğluk tahta geçtikten bir hafta gibi kısa bir zaman zarfında sükûneti sağladı. Tuğluk-âbâd adı ile yeni bir şehir kurdu ve burasını hükümet merkezi yaptı. Dekkendeki Varangel Racası isyan edince Uluğ Han unvanı alan oğlu Cavna Hanı o bölgeye gönderdi. Bu sefer başarısızlıkla neticelendi. 1323 senesinde tekrar Dekken üzerine gönderildi. O da Bidârı fethettikten sonra Varangele doğru ilerleyerek burayı da ele geçirdi. Bu tarihten itibaren Varangel Sultanpür olarak adlandırıldı. Cavna Han bölgede son olarak Telingânayı fethetti. Burası ilk defa doğrudan doğruya Müslümanların idaresine girdi.
1325te Tuğluk Hanın ölümü üzerine oğlu Cavna Han Muhammed Şah lakabı ile tahta geçti. Muhammed bin Tuğluk bazı idarî ve askerî tedbirler aldı. Güneydeki fetihler sebebiyle bölgede yeni bir saltanat merkezi yapılmasına ihtiyaç duyarak 1327 senesinde Devagiri yeniden inşa ettirdi. Devletâbâd adını verdiği bu şehri hükümet merkezi yaptı. Hükümet memurları âlimler ve halktan pek çok kişi buraya yerleşti. Muhammed Han gönüllü göçün az olması yüzünden halkı Devletâbâda göç etmeye zorladı. Bu duruma kızan halk arazilerini terk ederek hırsızlığa başladı. Sultanın bunlar üzerine bir birlik göndermesi arazide ziraat yapılmasını zorlaştırdı ve Delhide kıtlık baş gösterdi.
Muhammed Han devri bundan sonra daimî olarak isyanlarla geçti. 1335 senesinde Maber Valisi Seyyid Celâleddin Madura bağımsızlığını ilan etti. Sultan bu valinin üzerine yürüdü ise de bir netice elde edemedi. Böylece Maber Delhi Sultanlığının idaresinden çıktı.
Bengal Valisi Behram Han'ın 1338 senesinde ölümünden sonra sultanlığa bağlı Doğu Bengal eyaleti istiklalini ilan etti. Aradan bir sene geçmeden Ali Şah Kar adında bir kumandan isyan etti fakat isyan anında bastırıldı. Arkasından Avadh Valisi Ayn-el-Mülk ayaklandı. Sultan bütün güçlüklere rağmen bu isyanı da bastırdı. Ayn-el-Mülk yakalanarak hapsedildi ise de bir süre sonra af edilerek tekrar Avadh valiliğine getirildi.
1343 senesinde Pencab eyaletindeki Sunâm Samânâ Kaythal ve Guhrâmda isyanlar çıktı. Ancak bu isyanlar şiddetli bir şekilde bastırıldı. Muhammed Tuğluk yine bir isyanı bastırmak üzere Sind Seferine çıktığı zaman Tahattha yakınlarında hastalanarak 1351 senesi Martında öldü. Muhammed Tuğlukun ölümü sırasında Hindistanda üçü ayaklanmalardan ortaya çıkma beş tane bağımsız Müslüman Türk devleti vardı.
Başsız ve güçsüz durumda kalan ordunun ileri gelen kumandanları ve devlet adamlarının ısrarıyla ölen sultanın yeğeni Firuz Şah sultanlığı istememesine rağmen tahta çıkarıldı.
Firuz Şah tahta geçtikten sonra devleti kuvvetlendirmek için seferlere çıktı. Bengal bölgesinin hakimi İlyas 1345 senesinde Batı Bengalde bağımsızlığını ilan etmiş 1352 senesinde ise Doğu Bengali ele geçirmişti. Firuz Şah önce İlyasın üzerine yürüdü ve onu İkdala Kalesine çekilmeye mecbur bıraktı. Firuz Şah bu seferden sonra Orissa üzerine yürüyerek burayı ele geçirdi. Orissa Racası barış yapmak istedi. Senelik yirmi fil vergi vermek üzere barış yapıldı.
Firuz Şah 1367 senesinde doksan bin süvarî 480 fil ve çok sayıda piyadeden meydana gelen ordusu ile Thattha üzerine sefer düzenledi. Çok büyük sıkıntıların çekildiği bu sefer sonunda Sind Câmlarının hükümdarı Câm Mâlinin senede 400.000 Hind parası vermesi şartıyla anlaştılar.
Firuz Şah 1388 senesi Eylül ayında seksen üç yaşındayken öldü. Her işinde âlimlere danışan Firuz Şah ülke topraklarını genişletmek için büyük seferlere çıkmaktan ziyade iç işleri ile uğraşmayı tercih etti. İşlerinde en büyük desteği hocası Celâleddin Hindîden görmekteydi. Vergileri koyup kaldırmakta dinin hükümlerine çok dikkat ederdi. Dine uymayan her türlü vergiyi kaldırdı. Devlet geliri azalacağı yerde daha da arttı. Devlet idaresinde yaptığı düzenlemeler malî ve iktisadi alanlarda büyük bir gelişmeye sebep oldu. Müslüman ve gayrimüslim bütün halkın refah ve saadetine hizmet etti.
Firuz Şah'tan sonra şehzadeler arasındaki mücadeleler onun yaptığı bütün iyi işlerin tahrip olmasına ve sultanlığın kötü duruma düşmesine sebep oldu. Bu mücadelelerden sonra torunu Gıyâseddin Tuğluk tahta geçti. Bu tarihten Timur Han'ın 1398 senesindeki Hindistan Seferine kadar taht altı defa el değiştirdi. Timur Han 1398 senesi Eylül ayında İndus Nehrini geçerek Hindistana girdi. Delhi Sultanı Mahmud Şah elindeki yetersiz kuvvetlerle karşı koymaya çalıştı ise de Delhi önündeki muharebede yenildi. Delhi Timur Hanın eline geçti. Timur Han 1399 senesinde Türkistana geri dönünce Mahmud Şah yeniden hükümdar unvanını aldı. Fakat önce Mallû sonra da Devlet Han Ludinin elinde bir kukla hükümdar olarak kaldı. Mahmud Şahın 1413 senesinde ölmesiyle Tuğluk Hânedânı sonra erdi.
1414 yılında Delhiyi ele geçiren Mültan Valisi Hızır Han ölünceye kadar bölgeyi Timur ve Şahruh adına idâre etti. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mübârek bağımsızlığını ilan etti. Böylece Delhi Sultanlığının idaresi peygamberimizin neslinden olduklarını iddiâ etmeleri yüzünden Seyyidler adını alan Hızır Han nesline geçti.
Mübârek Şahın saltanatı ayaklanmalarla geçti. Mübârek Şah 1434 senesinde nüfuzunu kırmak istediği veziri Server-ül-Mülk tarafından öldürüldü. Yerine kardeşinin oğlu Muhammed ondan sonra da 1444te onun oğlu Âlem Şah çıktı. Hepsinin saltanatı kargaşalık ayaklanma iç ve dış harplerle geçti. Bu yüzden devlet gittikçe zayıfladı. Son yıllarda devlet işleri Pencabın büyük bir kısmına hakim olan Behlül Han Ludî adında bir Afgan beyinin eline geçti. 1451 senesinde Behlülün baskısına dayanamayan Âlem Şah tahtı ona bırakarak Badaunda yerleşti. Böylece Delhi Türk Sultanlığı sona erdi ve hükümdarlık Afgan asıllı Lûdîlerin eline geçti.
Delhi Türk Sultanlığının idarî teşkilâtı genelde Türk İslâm devletlerinin teşkilâtına dayanmaktaydı. Saray teşkilâtının başında Vekil-i Dâr bulunurdu. Ondan sonra idaresinde hâciblerin görev yaptığı Emir Hâcib veya Bâr Bey denilen saray görevlisi gelirdi.
İdârî işlere vezir bakmaktaydı. Dinî işler ise Sadr-üs-Sudûr denilen görevlinin idaresindeydi. Bu zat aynı zamanda sultanlık baş kadısı Kâdı-i Memâlik görevini de yapardı.
Delhi Türk Sultanlığı süvarî kuvvetlerinin büyük rol oynadığı düzenli bir orduya sahipti. Askerler önce iktalardan faydalanırlardı. Daha sonra maaş almaya başladılar. Orduda fillerin önemli bir yeri vardı. Fillerin üzerinde okçular bulunurdu. Ayrıca bunlardan düşman saflarını yarmak ve maneviyatlarını bozmak için faydalanılırdı. Ordunun piyade sınıfının çoğunu Hindular meydana getirirdi. Hassa askerleri dışında piyadeler geçici olarak orduya alınırdı.
Birçok âlim şair yazar ve sanatkârı himayelerine alan Delhi Sultanları kültür ve sanatın gelişmesine büyük hizmet ettiler. Balaban devri ilim ve sanat bakımından önemlidir. Onun devrinde Ferîdeddîn Mesûd Sadreddîn bin Behâeddîn Zekeriyyâ Bedreddîn Ganevî gibi İslâm âlimleri Hamîdeddîn Bedreddîn Dımeşkî Hüsâmeddîn gibi tıp âlimleri yetişti. Büyük âlim Emir Hüsrev Dehlevî Delhi Sultanlarından himaye gördü. Hüsrev Dehlevî Hindistanda şiirlerini Farsça yazan şairlerin en büyüğüdür. Şairliği yanı sıra tarihî eserler de yazmıştır. Delhi sarayında yaşayan şairlerden birisi de Hüsrev Dehlevînin yakın arkadaşı Necmeddîn Hasan Sencerî idi. Bu iki zatın yakın dostu tarihçi Ziyâeddîn Bernî 1357 senesine kadar Delhi Sultanlığının tarihini anlatan Tarih-i Firuz Şah adlı eserin yazarıdır. Nizâmüddîn Evliyâ Ferîdüddîn Genc-i Şeker ve Şeyh Nureddin Celâleddin Hindî gibi büyük tasavvuf âlimleri Delhi Türk Sultanlığı zamanında yaşamış Hindistanın meşhur ve büyük velîleridir.
Delhi Sultanları geniş imar faaliyetlerinde bulundular. Günümüze kadar ulaşan birçok eserler yaptılar. Ayrıca yeni şehirler inşa ettiler. Yaptıkları eserlerin büyük kısmı Delhidedir. Kutbeddîn Aybegin yaptırmaya başladığı 79 metre yüksekliğindeki Kutb Minâr ismi ile meşhur minare daha sonra bitirilmiştir. Aybeg ayrıca Cayna mabetleri enkazını kullanarak Kıdvet-il-İslâm adlı camiyi inşa ettirdi.
Halacî Hânedânlığı zamanında Hindistandaki Müslüman mimarisi Selçuk mimârisi teknik ve üslubunun etkisinde gelişti. Alâeddin Halacî zamanında Kıdvet-il-İslâm Camiinin yanında yapılan medrese bunlardan biridir.
Tuğluklarda Firuz Şah birçok imar faaliyetlerinde bulundu. Ayrıca eski eserlerin tamir ve ihyasına büyük önem verdi. Hisar ve Cavnpûr gibi birçok meşhur şehir kurdu ve tamir ettirdi. Ayrıca Firuzâbâd adıyla Delhi yakınlarında yeni bir başkent inşa ettirdi. Buranın güneyinde Havz-ı Hassı denilen büyük havuzun kenarında bir medrese yaptırdı. Bunlardan başka; 50 sulama bendi 40 cami 30 medrese 20 hânkâh 100 kervansaray ve han 5 dârüşşifâ 100 türbe ve mezar 10 hamam 150 sulama işlerinde de kullanılabilecek kuyu ve su biriktirmeye mahsus havuz 100 köprü yaptırmıştır.
Hindistandaki Müslüman Gurlu Devletinin komutanlarından Kutbeddin Aybeg tarafından Delhide kurulan Türk devleti. Bu devlete; Muizzîler Halacîler Tuğluklar ve Seyyîdler olmak üzere dört Türk sülâlesi birbiri arkasından hâkim oldular. İslâmiyet Aşağı İndüs vâdisine ilk olarak Emevîler devrinde girmişti. Sonraları Hindistan içlerine Müslüman askerî kuvvetlerini ilk getiren Gazneli hükümdarlarıydı. Gazneliler Pencab bölgesini ele geçirerek burayı Hindistandaki daimî merkezleri yaptılar. İktidarlarının sonuna doğru ise Lahor merkez olmuştu. Gaznelilerin yerini alan Gurlular için Pencab Hindistanın fethi için önemli bir merkezdi. Gurlu Hânedânından 1173 senesinden sonra Gaznede hükümdar olan Şehâbüddîn (Muizzüddîn) Muhammed Ganj Ovasında hakimiyetini genişletti. Muînüddîn Çeştî hazretlerinden aldığı işaretle Ecmiri fethetti. Emrindeki Türk asıllı kumandanlardan Kutbeddin Aybegi bütün Hindistanın fethiyle vazifelendirdi. Hindistanda İslâmiyet'in yayılmasında önemli rol oynayan Muizzüddîn 1206 senesinde ölünce Lahora giden Kutbeddin Aybeg sultanlık teklifini kabul etti. Kuzey Hindistana hakim olup Delhi Türk Devletinin temelini attı. Ölen Muizzüddîn Muhammedin kardeşi ve Batı Gurluların Sultanı Gıyâseddîn Mahmud bu durumu kabul edip Kutbeddine Melik unvanını verdi. Bu sırada Sultan Muizzüddînin komutanlarından Taceddîn Yıldız Gaznede hüküm sürmekteydi. Aybeg onu yenerek Gazneye girdiyse de kırk gün kalabildi. Daha sonra Taceddin Yıldızın baskısı üzerine Hindistana çekildi. Orada İslâmiyet'in yayılması için çalıştı. Fethettiği yerleri cami ve medreselerle süsleyip mümtaz ilim sahipleriyle şenlendirdi. Alimlere fakir ve muhtaçlara maaşlar bağlattı. Sulh ve sükûnu sağlayıp memleketinde her türlü zulme mani oldu. Hak ve adaleti hakim kıldı.
Kutbeddin Aybeg 1210 senesinde vefat edince yerine damadı Şemseddin İltutmuş geçti. İltutmuş öncelikle diğer bölgelerde bağımsızlıklarını ilan eden komutanları da hakimiyeti altına aldı ve Hindistanda Türk İslâm hakimiyetini yeniden kurarak sağlamlaştırdı.
Daha sonra başarılı seferler düzenleyerek hakimiyet bölgesini genişletti. Vindhya Dağlarının kuzeyinde kalan bütün Hindistanı ele geçirdi. Abbasî Halîfesi Muntasır-billah tarafından tanınan Hindistanın ilk Müslüman Türk sultanı oldu. Nâsır ve Emîr-ül-Müminîn lakabını aldı. Bir ara İsmailîler onu öldürmeyi ve devleti ele geçirmeyi planladılarsa da muvaffak olamadılar. Delhi sultanlarının en büyüklerinden olan İltutmuş büyük İslâm âlimi Kutbüddîn-i Bahtiyâr Kâkînin talebelerindendi. İslâmiyet'in Hindistanda yayılması için çok gayret gösterdi. Ülkede birlik ve düzeni sağladı.
1236 senesinde Karakarlara karşı çıktığı seferde hastalanan İltutmuş Mayıs ayında vefat etti. Ölümünden sonra kızı Râziye Begüm Sultan başa geçtiyse de ileri gelen devlet adamlarının muhalefeti üzerine tahtı terk etmek zorunda kaldı. İç karışıklıklar devleti yıkılmanın eşiğine getirdi. Nitekim Moğollar; Sind Mültan ve Batı Pencaba girdiler. 1241 senesinde Lahoru yağmaladılar. Kırklar diye bilinen komutanlar arasında kıskançlık yüzünden parçalanmalar baş gösterdi. Guwalyar ve Rantambor bölgeleri devletin elinden çıktı. Doabdaki Hindli yol kesiciler yüzünden Bengal ile haberleşme tamamen kesildi.
Bu sırada İltutmuşun memlûklarından (köle) biri olan ve soyca Kıpçak Türklerine dayanan Balaban devlet içinde büyük bir nüfuz kazanmıştı. Balaban süratle harekete geçerek muhtelif bölgelerde isyanları bastırdı. Hind kabilelerini racaları ve bazı emîrleri cezalandırdı. 1247 senesinde Kâlinca ile Kemâ arasındaki bölgeyi ele geçirdi. 1255 senesinde Kutlug Hanın isyanını bastırdı. 1257 senesinde tekrar Hindistana giren Moğollara karşı büyük bir ordu hazırladı. Moğolların geri çekilmelerini fırsat bilerek birlikleri ile orduya katılmayan bazı vali ve beylerin üzerine yürüdü. Bunları sindirdi ve bir çoğunu affetti. Sultan Nâsıreddîn Mahmud Şahın 1266 yılında ölümü üzerine iktidarın gerçek hakimi olan Balaban Gıyâseddin lakabıyla tahta çıktı.
Tahta çıkar çıkmaz merkez ordusunu yeniden düzenledi. Âsâyişi bozan Hinduları ve Delhi civarındaki haydutları şiddetle cezalandırdı. Balaban idaresi altında büyük bir ordu bulunmasına rağmen sultanlığın kaybettiği toprakları geri almak için fazla bir gayret göstermedi. Tek düşüncesi hudutları tehdit eden Moğollara karşı hazırlıklı olmaktı. Bu gayeyle Sind ve Batı Pencabın idarî durumunu yeniden düzenledi. Bölgeye önce Şir Hanı ölümünden sonra oğlu Muhammed Hanı vali tayin etti. Diğer oğlu Mahmud Buğra Han ise bir orduyla kuzeyde bulunuyordu. 1279 senesinde Moğollar Pencaba saldırdılar. Delhi Sultanlığı topraklarında epeyce ilerleyerek Sütlüce Irmağını aştılar fakat bozguna uğratıldılar.
Moğol saldırısını fırsat bilen Bengal Valisi Tuğrul Han ayaklanarak bağımsızlığını ilan etti. Balaban Moğolları yendikten sonra kuzeyde bulunan oğlu Buğra Hanın ordusunu da yanına alarak Bengal üzerine yürüdü. Tuğrul Han hazinesini ve fillerini alarak Orissa ormanlarına sığındı ise de ele geçirilerek öldürüldü. Bengal valiliğine oğlu Mahmud Buğra Hanı tayin etti. Balabanın 1287 yılında vefatından sonra başa geçen Muizzüddîn Keykubâdın başarısız idaresi yerine geçen oğlu Keyûmersin de küçük yaşta olması üzerine Halaçların Reisi Firuz Şah rakiplerini yenerek Celâleddin lakabı ile Delhi Sultanlığının başına geçti. Celâleddin Firuz Şahın 1290 senesinde Delhi Sultanlığı tahtına geçmesinden sonra idare Halacîler sülâlesine geçti.
Delhi Sultanlığına hakim olan Halaç ailesi eski bir Türk kabilesi olan ve kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte Türkistandan göç edip doğu Afganistan ile Hindistanın kuzey hudutlarına yerleşen Halaç Türklerine mensupturlar.
Firuz Şah'ın tahta çıktıktan sonra Hintli Prenslere karşı seferleri müspet sonuçlar vermedi. Onun asıl isteği Moğollardan uzak kalmaktı. 1291-92 senesinde Moğol ordusunun büyük bir istilâ teşebbüsü başarıyla önlendi ve Moğolların çoğu esir edildi. Bu esirlerin büyük bir kısmı Müslüman olarak Delhi Türk Sultanlığının hizmetine girdiler. Aynı sene içinde Mandor ve Ucceyne seferler düzenlendi. Bu arada Karâ valisi ve damadı Alâeddin Muhammed hükümdardan izin almadan Devagir üzerine sefere çıktı. 1294 senesinde sekiz bin kişilik bir süvari birliğiyle yola çıkan Alâeddin Vindhyalar Dağlarını geçerek zor şartlar altında iki ay süren bir yolculuktan sonra Devagire vardı ve şehri kısa sürede ele geçirdi. Alâeddin aldığı büyük ganimetlerle ülkesine döndü. Firuz Şâh bu galibiyete çok sevindi. Yeğenini tebrik ve teftiş için Karâya gitti. 1296 yılında çıktığı bu yolculuğu esnasında vefat etti. Yerine Alâeddin Muhammed Halacî geçti.
Alâeddin Muhammed uzun seneler Moğol saldırılarına karşı koymakla uğraştı. 1299 senesinde Kutlug Hocanın kumandasında 200.000 kişilik bir Moğol ordusu Delhi önlerine kadar geldi. Alâeddin Moğollara karşı ordusunun az olmasına rağmen kahramanca savaştı ve Moğolları bozguna uğrattı. İç işlerini düzelten Alâeddin Muhammed 1302 senesinde fetihler yapmak için sefere çıktı. Racistanda ünlü Çitor Kalesini kuşatarak aldı. Fakat ordu bu seferden yorgun ve çok kayıp vermiş olarak döndü. Ayrıca Telingan Devleti üzerine gönderdiği ordu da başarı elde edemeden ve yorgun döndü.
1305 senesinde Amroha ve 1306 yılında Ravi yakınlarında Moğollar bozguna uğratıldı. Bu mücadeleler sırasında Dipâlpur eyaleti hudutları Melik Gazi Tuğlukun idaresine verildi. Melik Gazi'nin her sene düzenlediği seferlerden dolayı da Moğol tehlikesi kalktı.
Kuzey Hindistanın hemen hemen tamamına hakim olan Alâeddin 1308 senesinde Melik Kâfuru güney seferine gönderdi. Melik Kâfur önce Varangeli 1310 senesinde de Madura ve Duâramudrayı ele geçirdi. Böylece sultanlığın güney sınırları deniz sahiline kadar dayandı.
Sultan Alâeddin hiç tahsil görmediği halde şahsî kabiliyet ve tecrübeleri ile devlet topraklarını genişletti. Birçok idarî yenilik yaptı. Müslümanların refah ve huzur içinde yaşamalarını sağlamaya çalıştı. Sultan Alâeddin 1316 senesinde ölünce Melik Kâfur Veliahd Hızır Hanın yerine henüz 5-6 yaşındaki Şihâbüddîn Ömeri tahta çıkardı. Buna karşı çıkan Alâeddinin üçüncü oğlu Mübârek Han Melik Kâfuru öldürttü. 1316 senesi Nisan ayında kardeşini de hapse attırarak Kutbeddin lakabı ile tahta çıktı. Mübârek Han babasının bazı kanunlarını yürürlükten kaldırdı. Gucerât ve 1318 senesinde Devagirdeki isyanları bastırdı. Ancak bir Hindu dönmesi ve kölesi olan Hüsrev Han tarafından 1320 senesi Nisan ayında öldürüldü. Hüsrev Han tahta geçti.
Hüsrev Han tahta geçtiği zaman Pencapta hudut bölgeleri kumandanı olan Gazi Melik Tuğluk isyan etti. Oğlu Fahreddin Cavnanın da teşvikiyle Delhi üzerine yürüdü. Delhi önlerinde yapılan savaşı Gazi Melik Tuğluk kazandı. Hüsrev Han yakalanarak idam edildi. Gazi Melik de 1320 senesi Eylül ayının altısında Delhi Sultanlığı tahtına çıktı. Bu tarihten itibaren Delhi Sultanlığında Tuğluklar devri başladı.
Babası Türk annesi Hindli olan Gazi Gıyâseddin Melik Tuğluk tahta geçtikten bir hafta gibi kısa bir zaman zarfında sükûneti sağladı. Tuğluk-âbâd adı ile yeni bir şehir kurdu ve burasını hükümet merkezi yaptı. Dekkendeki Varangel Racası isyan edince Uluğ Han unvanı alan oğlu Cavna Hanı o bölgeye gönderdi. Bu sefer başarısızlıkla neticelendi. 1323 senesinde tekrar Dekken üzerine gönderildi. O da Bidârı fethettikten sonra Varangele doğru ilerleyerek burayı da ele geçirdi. Bu tarihten itibaren Varangel Sultanpür olarak adlandırıldı. Cavna Han bölgede son olarak Telingânayı fethetti. Burası ilk defa doğrudan doğruya Müslümanların idaresine girdi.
1325te Tuğluk Hanın ölümü üzerine oğlu Cavna Han Muhammed Şah lakabı ile tahta geçti. Muhammed bin Tuğluk bazı idarî ve askerî tedbirler aldı. Güneydeki fetihler sebebiyle bölgede yeni bir saltanat merkezi yapılmasına ihtiyaç duyarak 1327 senesinde Devagiri yeniden inşa ettirdi. Devletâbâd adını verdiği bu şehri hükümet merkezi yaptı. Hükümet memurları âlimler ve halktan pek çok kişi buraya yerleşti. Muhammed Han gönüllü göçün az olması yüzünden halkı Devletâbâda göç etmeye zorladı. Bu duruma kızan halk arazilerini terk ederek hırsızlığa başladı. Sultanın bunlar üzerine bir birlik göndermesi arazide ziraat yapılmasını zorlaştırdı ve Delhide kıtlık baş gösterdi.
Muhammed Han devri bundan sonra daimî olarak isyanlarla geçti. 1335 senesinde Maber Valisi Seyyid Celâleddin Madura bağımsızlığını ilan etti. Sultan bu valinin üzerine yürüdü ise de bir netice elde edemedi. Böylece Maber Delhi Sultanlığının idaresinden çıktı.
Bengal Valisi Behram Han'ın 1338 senesinde ölümünden sonra sultanlığa bağlı Doğu Bengal eyaleti istiklalini ilan etti. Aradan bir sene geçmeden Ali Şah Kar adında bir kumandan isyan etti fakat isyan anında bastırıldı. Arkasından Avadh Valisi Ayn-el-Mülk ayaklandı. Sultan bütün güçlüklere rağmen bu isyanı da bastırdı. Ayn-el-Mülk yakalanarak hapsedildi ise de bir süre sonra af edilerek tekrar Avadh valiliğine getirildi.
1343 senesinde Pencab eyaletindeki Sunâm Samânâ Kaythal ve Guhrâmda isyanlar çıktı. Ancak bu isyanlar şiddetli bir şekilde bastırıldı. Muhammed Tuğluk yine bir isyanı bastırmak üzere Sind Seferine çıktığı zaman Tahattha yakınlarında hastalanarak 1351 senesi Martında öldü. Muhammed Tuğlukun ölümü sırasında Hindistanda üçü ayaklanmalardan ortaya çıkma beş tane bağımsız Müslüman Türk devleti vardı.
Başsız ve güçsüz durumda kalan ordunun ileri gelen kumandanları ve devlet adamlarının ısrarıyla ölen sultanın yeğeni Firuz Şah sultanlığı istememesine rağmen tahta çıkarıldı.
Firuz Şah tahta geçtikten sonra devleti kuvvetlendirmek için seferlere çıktı. Bengal bölgesinin hakimi İlyas 1345 senesinde Batı Bengalde bağımsızlığını ilan etmiş 1352 senesinde ise Doğu Bengali ele geçirmişti. Firuz Şah önce İlyasın üzerine yürüdü ve onu İkdala Kalesine çekilmeye mecbur bıraktı. Firuz Şah bu seferden sonra Orissa üzerine yürüyerek burayı ele geçirdi. Orissa Racası barış yapmak istedi. Senelik yirmi fil vergi vermek üzere barış yapıldı.
Firuz Şah 1367 senesinde doksan bin süvarî 480 fil ve çok sayıda piyadeden meydana gelen ordusu ile Thattha üzerine sefer düzenledi. Çok büyük sıkıntıların çekildiği bu sefer sonunda Sind Câmlarının hükümdarı Câm Mâlinin senede 400.000 Hind parası vermesi şartıyla anlaştılar.
Firuz Şah 1388 senesi Eylül ayında seksen üç yaşındayken öldü. Her işinde âlimlere danışan Firuz Şah ülke topraklarını genişletmek için büyük seferlere çıkmaktan ziyade iç işleri ile uğraşmayı tercih etti. İşlerinde en büyük desteği hocası Celâleddin Hindîden görmekteydi. Vergileri koyup kaldırmakta dinin hükümlerine çok dikkat ederdi. Dine uymayan her türlü vergiyi kaldırdı. Devlet geliri azalacağı yerde daha da arttı. Devlet idaresinde yaptığı düzenlemeler malî ve iktisadi alanlarda büyük bir gelişmeye sebep oldu. Müslüman ve gayrimüslim bütün halkın refah ve saadetine hizmet etti.
Firuz Şah'tan sonra şehzadeler arasındaki mücadeleler onun yaptığı bütün iyi işlerin tahrip olmasına ve sultanlığın kötü duruma düşmesine sebep oldu. Bu mücadelelerden sonra torunu Gıyâseddin Tuğluk tahta geçti. Bu tarihten Timur Han'ın 1398 senesindeki Hindistan Seferine kadar taht altı defa el değiştirdi. Timur Han 1398 senesi Eylül ayında İndus Nehrini geçerek Hindistana girdi. Delhi Sultanı Mahmud Şah elindeki yetersiz kuvvetlerle karşı koymaya çalıştı ise de Delhi önündeki muharebede yenildi. Delhi Timur Hanın eline geçti. Timur Han 1399 senesinde Türkistana geri dönünce Mahmud Şah yeniden hükümdar unvanını aldı. Fakat önce Mallû sonra da Devlet Han Ludinin elinde bir kukla hükümdar olarak kaldı. Mahmud Şahın 1413 senesinde ölmesiyle Tuğluk Hânedânı sonra erdi.
1414 yılında Delhiyi ele geçiren Mültan Valisi Hızır Han ölünceye kadar bölgeyi Timur ve Şahruh adına idâre etti. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mübârek bağımsızlığını ilan etti. Böylece Delhi Sultanlığının idaresi peygamberimizin neslinden olduklarını iddiâ etmeleri yüzünden Seyyidler adını alan Hızır Han nesline geçti.
Mübârek Şahın saltanatı ayaklanmalarla geçti. Mübârek Şah 1434 senesinde nüfuzunu kırmak istediği veziri Server-ül-Mülk tarafından öldürüldü. Yerine kardeşinin oğlu Muhammed ondan sonra da 1444te onun oğlu Âlem Şah çıktı. Hepsinin saltanatı kargaşalık ayaklanma iç ve dış harplerle geçti. Bu yüzden devlet gittikçe zayıfladı. Son yıllarda devlet işleri Pencabın büyük bir kısmına hakim olan Behlül Han Ludî adında bir Afgan beyinin eline geçti. 1451 senesinde Behlülün baskısına dayanamayan Âlem Şah tahtı ona bırakarak Badaunda yerleşti. Böylece Delhi Türk Sultanlığı sona erdi ve hükümdarlık Afgan asıllı Lûdîlerin eline geçti.
Delhi Türk Sultanlığının idarî teşkilâtı genelde Türk İslâm devletlerinin teşkilâtına dayanmaktaydı. Saray teşkilâtının başında Vekil-i Dâr bulunurdu. Ondan sonra idaresinde hâciblerin görev yaptığı Emir Hâcib veya Bâr Bey denilen saray görevlisi gelirdi.
İdârî işlere vezir bakmaktaydı. Dinî işler ise Sadr-üs-Sudûr denilen görevlinin idaresindeydi. Bu zat aynı zamanda sultanlık baş kadısı Kâdı-i Memâlik görevini de yapardı.
Delhi Türk Sultanlığı süvarî kuvvetlerinin büyük rol oynadığı düzenli bir orduya sahipti. Askerler önce iktalardan faydalanırlardı. Daha sonra maaş almaya başladılar. Orduda fillerin önemli bir yeri vardı. Fillerin üzerinde okçular bulunurdu. Ayrıca bunlardan düşman saflarını yarmak ve maneviyatlarını bozmak için faydalanılırdı. Ordunun piyade sınıfının çoğunu Hindular meydana getirirdi. Hassa askerleri dışında piyadeler geçici olarak orduya alınırdı.
Birçok âlim şair yazar ve sanatkârı himayelerine alan Delhi Sultanları kültür ve sanatın gelişmesine büyük hizmet ettiler. Balaban devri ilim ve sanat bakımından önemlidir. Onun devrinde Ferîdeddîn Mesûd Sadreddîn bin Behâeddîn Zekeriyyâ Bedreddîn Ganevî gibi İslâm âlimleri Hamîdeddîn Bedreddîn Dımeşkî Hüsâmeddîn gibi tıp âlimleri yetişti. Büyük âlim Emir Hüsrev Dehlevî Delhi Sultanlarından himaye gördü. Hüsrev Dehlevî Hindistanda şiirlerini Farsça yazan şairlerin en büyüğüdür. Şairliği yanı sıra tarihî eserler de yazmıştır. Delhi sarayında yaşayan şairlerden birisi de Hüsrev Dehlevînin yakın arkadaşı Necmeddîn Hasan Sencerî idi. Bu iki zatın yakın dostu tarihçi Ziyâeddîn Bernî 1357 senesine kadar Delhi Sultanlığının tarihini anlatan Tarih-i Firuz Şah adlı eserin yazarıdır. Nizâmüddîn Evliyâ Ferîdüddîn Genc-i Şeker ve Şeyh Nureddin Celâleddin Hindî gibi büyük tasavvuf âlimleri Delhi Türk Sultanlığı zamanında yaşamış Hindistanın meşhur ve büyük velîleridir.
Delhi Sultanları geniş imar faaliyetlerinde bulundular. Günümüze kadar ulaşan birçok eserler yaptılar. Ayrıca yeni şehirler inşa ettiler. Yaptıkları eserlerin büyük kısmı Delhidedir. Kutbeddîn Aybegin yaptırmaya başladığı 79 metre yüksekliğindeki Kutb Minâr ismi ile meşhur minare daha sonra bitirilmiştir. Aybeg ayrıca Cayna mabetleri enkazını kullanarak Kıdvet-il-İslâm adlı camiyi inşa ettirdi.
Halacî Hânedânlığı zamanında Hindistandaki Müslüman mimarisi Selçuk mimârisi teknik ve üslubunun etkisinde gelişti. Alâeddin Halacî zamanında Kıdvet-il-İslâm Camiinin yanında yapılan medrese bunlardan biridir.
Tuğluklarda Firuz Şah birçok imar faaliyetlerinde bulundu. Ayrıca eski eserlerin tamir ve ihyasına büyük önem verdi. Hisar ve Cavnpûr gibi birçok meşhur şehir kurdu ve tamir ettirdi. Ayrıca Firuzâbâd adıyla Delhi yakınlarında yeni bir başkent inşa ettirdi. Buranın güneyinde Havz-ı Hassı denilen büyük havuzun kenarında bir medrese yaptırdı. Bunlardan başka; 50 sulama bendi 40 cami 30 medrese 20 hânkâh 100 kervansaray ve han 5 dârüşşifâ 100 türbe ve mezar 10 hamam 150 sulama işlerinde de kullanılabilecek kuyu ve su biriktirmeye mahsus havuz 100 köprü yaptırmıştır.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 412
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 16
