yarka0000 1
yarka0000
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
farkmt2official 1
farkmt2official
Hikaye Ekle

oyun incelemeleri(karışık)

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan aseruy
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 1K

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

Spiderman 3
Spider-Man`i bu kadar popüler yapan şey nedir diye sorarsak eğer, birçok kahramanın aksine hedef kitlesine müthiş uyuyor. Öncellikle genç, normal hayatında sıradan, taktığı maske sayesinde bir sembol ve insanlar kendini onun yerine koyabiliyor. Kimse kendini kolay, kolay Superman olarak düşünemez sanırım. Birçok süper kahramanın aksine, ailesi ve onlara karşı bir bağı var. Kendi hayatını kurmak için uğraşıyor. Diğer kahramanlar gibi nereden geldiği belli olmayan para kaynaklarına sahip değil. Hemen hepimiz gibi, parasını kendi kazanıyor. Hatta bunun için kullandığı yöntem çok eğlenceli. Son yıllarca, özellikle “Civil War“ adlı seride, canlı yayında gerçek kimliğini açıklaması gibi, karakteri zedeleyen ve orijinalliğini bozan şeyler yaşanmış olsa da. Hala çizgi roman dünyası için önemli bir karakter. Hakkında yazılacak çok fazla şey var, sırf hayatının gidişatı, klonlanması gibi maceraları için bile sayfalarca yazılabilir. Hemen korkmayın canım, bunları yazmayacağım, ama oyunla ilgili yorumları okumak için biraz daha sabretmeniz lazım...

Şimdiye kadar dünya üzerinde çıkmış her konsol için en azından bir tane Spider-Man oyunu yapıldı. Zamanın efsane konsol halk dilindeki adıyla ‘Kara Kutu` ya da ‘Ateri` deki, bir gökdelenin tepesine çıkmaya çalıştığımız ilk Spider-Man oyununu oynayanlar, yenileriyle karşılaştırıp, oyun sektöründeki evrimi bile görebilirler. Diğer kahramanların aksine, Spider-Man PC`lere vefalı davranan birisi. Yakın dönemde piyasaya sürülen tüm örümcek oyunları, PC`ye de çıktı. Bunları, kısaca hatırlatmak gerekirse…

Bizi ağına düşüren oyunlar

İlk olarak 2001 yılında, çizgi romanı baz alan bir Spider-Man oyunu ekranlarımızı süsledi. Zamanına göre gayet iyi bir aksiyon oyunuydu, ancak fazla renkliydi. Human Torch, Black Cat ve Venom gibi çizgi roman karakterleriyle karşılaşıyorduk. Aslında Peter`ın hayatında etkili olan hemen her kişi bu oyunda karşımıza bir şekilde çıkıyordu. Duvarlarda yürümek ve ağlarımızla oradan oraya sallanmak, en önemlisi Venom ile yarışmak müthiş zevkliydi. Değişilik kostüm seçenekleriyle birlikte iyi bir deneyimdi. Bir yıl sonra ise, ilk Spider-Man filminin gösterime girmesiyle birlikte yeni bir oyun daha geldi. Temel konu olarak ilk filmin konusuna odaklanmıştı, Spidy`i ve Peter Parker`ı Toby Macquire seslendiriyordu. Zamanına göre biraz abartı bir sistem istese de, başarılı bir oyundu. Çizgi romandaki düşmanların biraz modernize edilmiş halleriyle savaşıyorduk. Diğer Spider-Man oyununa göre, daha özgür ve iyi bir oynanışa sahipti. Şehrin detayları göz dolduruyordu. Ayrıca hava da süzülme zevkini de az çok vermişlerdi. Tek kusuru, ağlarımızın, bina yerine, gökyüzüne yapışıyor olmasıydı. Örümcek ağlarının aktif bir kullanımı yoktu. 2004 yılında, serinin ikinci filmiyle birlikte, oyunu da piyasaya sürüldü. Bu oyun PC kullanıcıları için tam bir felaket olmuştu. İlk oyundaki gibi bir oynanış ve daha iyi bir oyun bekleyenler, hayal kırıklığıyla karşılaştı. Yapımcılar PC versiyonunu konsollardan farklı yapmaya çalışmıştı. Ancak işin altında kalkamamışlardı. Mouse ağırlıklı interaktif bir oynanış hedefleyen yapımcılar, daha çok kalas ya da kütükçe bir oynanış tarzı geliştirmişlerdi. Ancak yaşça küçük olan oyuncuları tatmin edecek bir yapısı vardı. Mouse ile belirli noktalara nişan alıp, Manhattan şehrinde sözde özgürce dolaşıyorduk. Hiçbir çevikliği olmaya Spider-Man harmandalı oynar gibi hareketlerle, gök delenlerin arasında dolaşıyordu. Bu oyun yüzünden gerilen bünyelere 2005 yılında ilaç gibi Ultimate Spider-Man oyunu geldi. Çizgi romansal grafikleri ve özgürlükçü bir oynanış stiline sahipti. Her ne kadar ülkemizde pek bilinmeyen Ultimate evreninde geçtiği için, herkese hitap etmese, gayet güzel bir aksiyon oyunuydu. Hem Spider-Man hem de Venom`u oynayabiliyorduk. Tüm bu oyunlar içerisinde ilk kez, gökyüzünde süzülüyormuş, hızlıca gökdelenler arasında dolaşıyormuş hissine kapılıyorduk. Oyunun kusurları çoktu, ama herkesin aklındaki Spider-Man tarzı da hemen, hemen buydu. İstersek, etrafta dolanırken, şehirde çıkan olayları hallediyorduk, istersek de, ana hikayeye devam ediyorduk.
Evet, şimdi sıra esas konumuz geldi. Spider-Man 3, kendinden önce gelen tüm oyunların karışımı. Ultimate Spider-Man`deki özgürlük, Spider-Man 2`deki interaktiflik ve Spider-Man 1`deki oynanış. Hemen söylemek istiyorum ki, bir aksiyon oyunu için fazlasıyla yüksek bir sistem istiyor. Ne yazık bu yönüyle, birçok orta düzey PC oyunsunun canını yakacak. Yeni Nesil konsolların grafiklerini kullandığı için, böyle bir durum ortaya çıkmış.


Büyük şehirde yaşam zor

Spider-Man 3, istediği sistemi sonuna kadar kullanıp bize devasa yaşayan bir şehir sunuyor. Biz binalara tırmanırken ya da etrafta hoplarken, insanlarda kendi yaşamlarını sürdürüyorlar. Biz şehirde dolaşırken, gökdelenlerin camlarına, gökyüzünden görüntüler yansıyor. Artık iki örümcek ağını kullanabiliyoruz. Burada ki en büyük farklılık şehrin dizaynın da karşımıza çıkıyor. Gökdelenler gerçekten, o kadar büyükler ki, kendimizi aşağıya doğru çivileme bir şekilde bıraksak bile, yere çakılmamız en azından 10-15 saniye alıyor. Yere düşüyormuş ve havada süzülüyormuş hissi nihayet bu oyunda kendini gösteriyor. Ağımızı fırlattığımız zaman, hemen en yakındaki gökdelene yapışıyor. Buradaki ses efektleri direk filmden alınmış ve müthiş detaylı. Önce ağın fırlama ve yapışma sesi geliyor, daha sonra ise yavaş, yavaş gerilme seslerini duyuyoruz. Bundan sonra ileriye doğru hareket edebiliyoruz. Oyunun getirdiği başka bir yenilik ise, bu yolculuklar sırasında kullanılan dinamik kamera açıları. Hareket ettiğimiz tarafla birlikte kamer açıları da otomatik olarak değişiyor. Ayrıca Spidy artık daha çevik ve diğer oyunlarda olan, Tarzan gibi bir sallanma yerine, kendine yakışır şekilde akrobatik hareketler yapıyor. Bu iki özellik hem görsel olarak hem de oynanış bakımından, insana büyük bir haz veriyor. Ayrıca, bir yandan da üzerinden geçtiğimiz mekanların neresi olduğunu, oyun bize yazıyla söylüyor. Bu oyunu yeterince oynayan birisi sanırım kolay, kolay Manhattan`da kolay kolay kaybolmaz...

Spider-Man`in hızını oynanış sırasında hissedebiliyoruz. Mesela koşarken, bariz şekilde diğer canlılara kıyasla daha hızlıyız. Ya da binalar arasında örümcek ağlarımızla yolculuk ederken, bir yüzümüze rüzgar çarpmadığı kalıyor. Ancak bazen, bu kadar hızlı giderken, balkonlara ya da binaların sivri kenarlarına çarpabiliyoruz. Ya da kontrolümüzü kaybedip yere düşebiliyoruz. Artık binalara tırmanırken de zıplayabiliyoruz. Bu çok zevkli bir şey, koca bir gökdelene 4-5 zıplayışta çıkabiliyoruz. Ayrıca kontrol edebildiğimiz kamera açılarının da sınırı yok gibi. Gerçi diğer oyunlarda da hemen böyleydi, ama bu sefer grafikler çok güzel olduğu için daha bir göze hitap ediyor bu özellik. Bayrak direklerine bile tırmana bildiğimizi eklemek istiyorum. Evet, yeni güçlerimizi keşfettikten sonra, şimdi de Spider-Man olarak nasıl yaşadığımızı görelim. Bir çatının tepesine çıkıp biraz dinlenelim. M tuşuyla harita açılıyor. Buradan aktif olan, yan ya da ana görevlerden bir tanesini seçiyoruz. Ekranda mavi bir işaret çıkıyor ve bu görevin olduğu yere gitmemiz için bizi yönlendiriyor. Gerekli noktaya girince de, konuyu ve olayı anlatan bir sinematik ile karşılaşıyoruz. Spider-Man 3`ün oyununda, Kirsten Dust dışında herkes kendi karakterini seslendirmiş...


Farklı bir ortamda tanıdık yüzler

Spider-Man 3 filmin oyunu olabilir, ama çizgi romandan ve Marvel evreninden çok tanıdık yüzler de karşımıza çıkıyor. Sandman, Green Goblin 2 ve Venom gibi filmdeki düşmanları dışında, Kingpin, Lizard ve Kraven The Hunter, Rhino, Scorpion gibi karakterler oyun boyunca karşımıza çıkacak düşmanlar içerisinde. Özellikle erkek fanatiklerin sevgilisi, Black Cat`de Spidy`i bu macerasında yalnız bırakmamış. Ana görevler dışarısında, Manhattan semalarında, özgürce dolaşırken, başını derde sokan insanlara da yardım edebiliyoruz. Bir suç olduğu zaman interaktif bir şekilde bize haber veriliyor. Bu tarz olayları çözmek, Spider-Man`in günlük hayatının bir parçası. Oyundaki görevler, bunu kurtar, bunu döv tarzı değil. Bazen fotoğraf çekmek gibi eğlenceli görevleri de alabiliyoruz. Özel olarak düzenlenmiş dövüş sistemi ise oyunun en büyük gizli silahlarından. Spider-Man onlarca değişik kombo yapabiliyoruz. Fanatiklerin hoşuna gidecek olan bir yenilik ise, örümcek ağı da artık en önemli silahlarımızdan birisi. Mesela, havaya zıplayıp, ağlarımızla bir düşmanı havaya çekebiliyoruz, ayrıca yere düşene kadar onu dövebiliyoruz. Bu hareket benim favorilerimden birisi. Düşmanlara ya da etraftaki eşyalara, örümcek ağı atıyoruz, daha sonra ise onları etrafımızda çevirip güç alarak, başka bir düşmanın üzerine fırlatabiliyoruz. Üzerimize hızlı bir düşman geldiği vakit, örümcek ağını kullanıp kendimizi yukarı ya da sağa sola çekebiliyoruz. Bu özellikle boss dövüşlerinde çok işe yarıyor. Ayrıca, yine örümcek ağının kullanıp, çeşitli uçan tekme ya da uçuk kombo hareketleri de yapabiliyoruz. Yaratıcılığımız doğrultusunda, sınırsızız bu konu da...

Mause ve klavye ile gayet rahat bir kontrol sağlanabiliyor, ama yine de joypad ile oynamak daha kolay. Oyun içine gizlenmiş birçok bonusu açmak için token ya da bildiğimiz adıyla jeton toplamamız lazım. Ultimate Spider-Man`de de vardı bu özellik. Yeni kombolar dışında, örümcek ağıyla yapılacak yeni hareketleri de bunlar sayesinde açabiliyoruz. Spider-Man 3, bize toparladığımız tokenları ve şehir içindeki suç oranının istatistiklerini veren, bir oyun özeti menüsüne de sahip.


Filmlerin belki de en ilgi çekici sahnesi olan ama oyunlarda bir türlü karşımıza çıkmayan, örümcek refleksleri, nihayet kontrolümüz altında. Çok sıkıştığımız zaman Q`ya basıp, örümcek reflekslerimizi harekete geçiriyoruz. Bu sayede zaman yavaşlıyor ve belirli bir süre istediğimiz gibi hareket edebiliyoruz. Eğer ağ atmaktan ya da koşmaktan sıkılırsanız, şehrin sorunları sizi gererse. Gidip yüzebiliyoruz da. Hutson nehrinde kısa bir yüzüş sinirlerinizi yatıştıracaktır.

Siyah bu yıl çok moda

Spider-Man 3`ün en beklenilen kısmı, ünlü siyah kostümü yani simbiyot ile birleşmesiydi. Çizgi romanlar da, ‘Secret War` adlı, özel seri de ilk olarak karşımıza çıkıyordu bu kostüm. Spider-Man`in kostümü yırtılınca, mecburiyetten bu siyah kostümü kullanmıştı. Hiçte küçümsenmeyecek bir zaman çizgi romanlarda Spider-Man`i yeni siyah kostümü ve ona verdiği yeteneklerle gördük. Fanatiklerin büyük tepkisini çeken bu radikal değişikliğin esas nedeni ise zaman içerisinde karşımıza çıktı. Bu aslında bir kostüm değil, ortak yaşam formuydu. Yaşayabilmek için başka bir canlıya ihtiyacı vardı. Birleştiği zaman, önce o canlının özelliklerini taklit ediyor daha sonra zamanla, kendi karakterini ve DNA`sını üstün kılarak tüm kontrolü ele geçiriyordu. Symbiot`un kişiliği ise kötüydü, bencil agresif ve sadece kendi üstün gelecek şekilde davranıyordu. Zamanla bu karizmatik kostüm içerisinde Peter Parker`da o hale gelmeye başladı. Neyse ki, tam zamanında Fantastic Four`dan Reed Richards`a gidip, bu kostümden kurtuldu. Yoksa sevgili kahramanımız, yüzyılın suçlularından birisi olacaktı. Ancak daha sonra kostüm kaçıp, o sıralar Peter`ın en kıl olduğu insanla, Eddie Brock ile birleştiler. Eddie Brock`un öfkesi ve nazsız yapısı sayesinde, Venom adlı canavar ortaya çıktı. Eddie her şeyi kabul edince, Symbiot tam bir birleşme gösterip, daha güçlü hale gelmiştir. Üstelik uzun süre Spider-Man ile birleşik kaldığı için, onun DNA özelliklerini kopyalayıp, örümcek güçlerinin hemen hepsini de sahip bir düşmandı...

Oyunda ve filmde hikaye biraz daha farklı, tabii ki bunu anlatmayacağım. Ancak Spider-Man siyah kostüme sahip olunca, büyük bir değişiklikte geçiriyor. Öncellikle, gücü ve çevikliği daha da artıyor. O kadar hızlanıyor ki neredeyse kontrolsüz hale geliyor. Siyah kostümün komboları ise daha saldırgan. Ayrıca, yeni bir özellik olarak Rage Meter – öfke ölçer – eklenmiş. Yeterince sinirlenince Spider-Man bariz şekilde cinnet geçiriyor. Etrafımıza bir gelenek olarak sinirlenince kırmızı öfke kıvılcımları yaymaya başlıyoruz. Bu animasyon bence gereksiz ve gerçekçiliği öldürüyor. Neyse, öfkelenince artık gücümüz ve hızımız abartı sınırlara ulaşıyor. Peş peşe attığımız yumrukları gözlerimiz seçmekte zorlanıyor. Bu karakter ve hareket değişikliği sanki başka bir karakter oynuyormuşuz gibi bir his veriyor. Bir fiyatına iki Spider-Man diyebiliriz bu duruma. Ayrıca Siyah kostüm sayesinde daha dayanıklı hale geliyoruz. Eskiden bir araba sopa yiyince ölüyorsak, artık bir kamyon sopaya bana mısın demiyoruz...

Bazı özel, aksiyon sahnelerinde oynanış tümüyle değişiyor. Daha önce Fahrenheit oyununda gördüğümüz, gerekli tuşlara zamanında basma, tarzında bir hal alıyor. Buralara kontrol tam olarak biz de değil. Zamanında tuşlara basarsak eğer, Spider-Man hareketlerini yapıyor. Bunun içinde biraz hızlı olmamız lazım. Bunları başarırsak görsel olarak güzel şeyler çıkıyor karşımıza. Oyuna renk katsın diye mi konulmuş yoksa bir sonraki Spider-Man projeleri için bir nabız yoklaması mı bilmiyorum. Şahsen benim hoşuma gitti. Aslında bir bakıma kötü yanı ise, oyun içerisindeki bu kontrol karmaşası her oyuncunun üstesinden geleceği bir tarzda değil...

Toparlamak gerekirse Spider-Man`in bu seferki, PC macerası oyunculara biraz pahalıya patladı. İstediği yüksek sistem, kontrol için gerekli tuşların yoğunluğu, ayrıca arada sırada karşımıza çıkan ve resmen joy pad sattırmak için yapılmış kontrol hataları, canımızı sıksa da, tüm bunlara deyecek kadar zevkli bir oyun. İlk kez kendimi tam anlamıyla Spider-Man gibi his etiğimi söyleyebilirim. Yeni Nesil konsol grafikleri nedeniyle şu anda sisteminiz yetmiyorsa, yeni bir PC aldıktan sonra mutlaka deneyin.

spiderman 2
Büyük güç, büyük sorumluluk...

Süper Kahramanlar, Çizgi Roman`ların değişilmez öğeleridir. Yıllar boyunca çeşitli süper kahramanların maceralarını takip ettik. Barbar Conan`dan tutun, Süpermen`e, Batman`e, Hulk`a kadar bir sürü, bir sürü süper kahraman gerek çocukların, gerek gençlerin, gerek büyüklerin hayal gücünü süsledi. Ancak aralarında bir kahraman, Peter Parker isimli genç bir üniversite öğrencisi, tüm bu kahramanlardan daha ileriye çıktı. Neden mi?

Bir süper kahraman olmak her babayiğidin harcı değildir, öncelikle. Her ne kadar ödülü büyük olsa da, radyoaktif bir örümcek tarafından ısırılmak, nükleer bir kazada tüm radyasyona maruz kalmak veya galaksinin öbür ucundaki bir gezegenden gelip yaşlı bir çiftin evinin yanına iniş yapmak dünya yüzündeki kimsenin sevinerek isteyeceği bir şey değildir. Bu yüzden insanlar bu kahramanları kendileri ile özdeşleştirmeye, kendilerinden bir şeyler aramaya çalıştılar. Şehirden uzak bir malikanede, kendi başına yaşayan zengin Bruce Wayne`den pek bir şey bulamadılar, ancak vaktinin yarısını dünyayı kurtararak, kalan yarısını da halasına bakarak, sevgilisi ve karısı Mary Jane`i dışarıda yemeğe çıkartarak, üniversitede Master`ını yapmaya çalışarak geçiren Peter Parker, tam insanlara göreydi.

Örümcek Adam, gerçekten de ilginç bir süper kahramandır. Onda hem Batman`in zekası, hem de Süpermen`in gücü vardır, ama ikisinin de soğukluğuna sahip değildir. Düşmanları ile dövüşürken bile güler, onlarla dalga geçer, ama yine de tam vaktinde sinirlenmiş düşmanından gelen darbeden kaçar. Onun bu kadar tutulmasının nedenlerinden biri de budur zaten. Böyle büyük bir kahramanı “kaçıramayacağını“ fark eden film endüstrisi, derhal Spider-Man`in filmini çıkarttı. Film de o kadar tuttu ki, yakın tarihimizde ikincisi de vizyona girdi. Oyun endüstrisi de eksik kalır mı? Derhal filmin bir oyununu çıkardılar!

...ancak Hard Disk`te küçük bir yer ister...

Spider Man 2, bir aksiyon oyunu. Bu kadar basit. Kafanızı zorlayacak bulmacalar, bulmanız gereken anahtarlar yok. Sadece bölümde ilerliyor ve önünüze geleni bir güzel pataklıyorsunuz. Oyunda, tahmin edebileceğiniz gibi, radyoaktif bir enerjiye maruz kalan bir örümcek tarafından ısırılan Peter Parker`ı yönetiyoruz.

Oyun, direkman filmdeki bir sahneden başlıyor. Ünlü bilimadamı Doctor Octopus, oldukça riskli bir enerji deneyine girişir, ancak bir şeyler yanlış gider, bir hesaplama hatası olur ve enerji kaynağı patlar. Octopus`un bu deneyi güvenli bir mesafeden yönetmek için kullandığı dört tane mekanik, ahtapot şeklindeki kollar ise patlamanın ve ısının sonucunda Octopus`un omurgası ile kaynaşmışlardır. Octopus, yaptığı yanlışı kabullenemez ve deneyini tekrar yapmak için işe koyulur.

Oyunda ilk olarak hapishanede çıkan bir isyanı bastırmaya gidiyoruz. Daha sonra, bu isyanın bazı suçluları serbest bırakmak için Octopus tarafından planlandığını anlıyor ve onu durdurmak için harekete geçiyoruz. Konu bundan ibaret, ancak hikaye boyunca karşılaşacağınız düşmanlarımızın ardı arkası kesilmiyor.

Oyun bazı noktalarında filmin hikayesinden tamamen kopuyor -Puma`yı kovaladığınız bölüm bunun güzel bir örneği mesela. Bu görevler bittikten sonra filmin konusuna geri dönüyoruz -tabi isterseniz. Yeteri kadar görev yaptıktan sonra, şehirde istediğiniz gibi dolaşabiliyor, gezebiliyor, ufak yan görevleri yapabiliyoruz.

Oyunun kontrolleri oldukça, oldukça basit. W, A, S, D tuşları ile hareket ediyor, Space Bar ile darbelerden kaçıyoruz. Sağ klik ile sıçrıyor, sol klik ile de bir sürü şey yapabiliyoruz -basitlik de buradan geliyor zaten. Eğer örümcek şeklindeki Crosshair`ı bir duvara tutar ve kliklerseniz Örümcek duvara bir ağ atıp kendini çekiyor. Bir düşmana doğrultur ve kliklerseniz yumruk veya tekme atıyor. Eğer uzaktaki bir düşmana doğrultursanız ve kliklerseniz suratına ağ atıveriyor.

Tabii bir de sallanma, yani swinging var. Oyundaki en eğlenceli kısım kesinlikle burası. Şehir içlerinde, genellikle binaların yanlarında örümcek ağı sembolleri var. Bu sembollere nişan alıp kliklerseniz Örümcek bir ağ atıyor, kendini çekip sallanmaya başlıyor. Havada daha sonra bunun gibi sembollere nişan alıp, sıçrayıp klikleyerek şehirde çok kısa sürede yol katedebiliyorsunuz, aynı zamanda Örümcek`in sallanıp atlarken yaptığı hareketler filmdekilerle neredeyse aynı.

Örümceklerin de hisleri vardır...

Tabii, bir de vazgeçilmez Örümcek Hissi var. İlk oyunda, bu “his“ sadece bir düşmana yaklaştığınız zaman harekete geçer, ekranı kızıllaştırırdı. Spider Man: The Movie`de ise kafanıza bir şey düşmeden veya üzerinizden bir kamyon geçmeden biraz önce harekete geçerdi -tam zamanında sıçramak veya eğilmek zorunda kalırdınız. Bu oyunda ise iki farklı şekilde çalışıyor. Birincisi oyun içinde; bir düşmana yaklaştıkça ekranın kenarında beyaz çizgiler beliriyor, siz de tehlikenin yakında olduğunu anlıyorsunuz. İkincisi ise oyun içi demo`larda. Bu demolarda tam kafanıza bir şey düşecekken veya biri sizi tepeleyip geçecekken ekranda Tehlike! Yazısı çıkıyor ve hemen altında bir hareket yapmanız isteniyor. Sıçrama, eğilme gibi. Bunu tam zamanında yapabilirseniz tehlikeden kurtuluyorsunuz, yapamazsanız canınız ciddi miktarda azalıyor.

Oyun içindeki düşmanlarımız genellikle serseriler. Bu şahıslardan bazıları silah taşıyor, ama size gerçek anlamda zarar veremiyorlar, bir-iki darbede onları yere yıkıveriyorsunuz. Bir de genellikle bölüm sonlarında karşımıza çıkan Boss`lar var. Bu düşmanları, dediğim gibi, Spider-Man hayranları hemen hatırlayacaklardır. Hatırlamasanız bile, ufak bir ekran çıkıyor ve size karşınızdaki düşmanın ismini, mesleğini, zayıf ve güçlü noktalarını anlatıyor. Bir de ekranın üstünde bir iki resim ile onu nasıl yeneceğiniz anlatılıyor. Zaten kolay olan oyun için bu gerçekten fazlalık olmuş -düşmanın zayıf noktalarını öğrenmek yerine onunla savaşarak anlamak kesinlikle daha eğlenceli olabilirdi.

Oyun gerçekten kolay. Bazı zor noktalar -ki onlar da yeterince dikkatli olursanız rahatlıkla geçilebiliyorlar. Bu da kısa bir süre sonra oyuncuyu sıkabiliyor -sonuçta önünüze çıkan her şeyi rahatlıkla ezebiliyorsunuz, sizi zorlayacak olanların zayıf noktalarını ise zaten oyun size söylüyor.

Bu yetmezmiş gibi, öldürdüğünüz her düşmanın üzerinden sağlığınızı arttıran şeyler düşüyor. Bu oyunda hile kullanmanıza gerek yok -neredeyse ölümsüzsünüz zaten. Ağ sınırınız yok, istediğiniz kadar duvarlarda yürüyebiliyor ve karşıdaki büyük gökdelenin yirmi üçüncü katına yapışabiliyorsunuz. Bir de adrenalin seviyeniz var, bu tavana vurduğunda daha yükseğe sıçrayabiliyor ve karşınıza çıkan çoğu şeyi tek vuruşta öldürebiliyorsunuz. Eğer bölüm sonundaki Boss`lara adrenalin seviyeniz tamken giderseniz, sizi zorlaması gereken savaşlar bile bir dakikada bitebiliyor.

Peter Parker, Örümcek Adam

Oyunun grafiklerine diyecek bir şey yok. Bir Action oyununa yetecek güzellikte, tabii, özellikle Örümcek Adam`ın animasyonları oldukça güzel, ama bir Prince of Persia: Sands of Time ile karşılaştırıldığında sönük kalıyor. Grafikleri, aslında, bir önceki oyun olan Spider Man: The Movie`den bile daha kötü -siz ne kadar bunu bir devam oyunu olarak görüp bazı şeylerin gelişmiş olmasını bekleseniz de.

Oyundaki karakterlerin seslendirmeleri gerçekten inanılmaz. Filmle birebir bu sesler. Aynı zamanda oyun boyunca Örümcek Adam, dövüştüğü düşmanları ile dalga geçiyor, bazen o kadar komik diyaloglar çıkıyor ki karşınıza, klavyeyi ve mouse`u bırakıp gülmeye başlıyorsunuz. Her karakterin seslendirmesi, dediğim gibi, ayrı bir güzel ve deyim yerinde ise “cuk oturmuş“. Oyunda biraz ilerleyip Mysterio ile karşılaştığınızda ne demek istediğimi rahatlıkla anlayabileceğinize inanıyorum.

Müzikler. Oyunun en berbat kısmı kesinlikle bu. Belki de sorun müziğin olmaması olabilir. Dövüşmeye başladığınız anlarda duyuluyor müzik, oyunun geri kalan kısmında da tamamen arka planda kalıyor, halbuki böyle bir aksiyon oyununda müzikler ön plana çıkmalı, oyuncuyu heyecanlandırmalıdır.

Oynanabilirlik gerçekten basit. Zaten demolar bittiğinde ve kontrolü elinize aldığınızda sarkastik bir ses, size ağ atmayı, dövüşmeyi ve hareket etmeyi anlatıyor. Örümcek`i zaten birkaç tuşla yönettiğinizden kısa sürede olayı kapıyor ve rahatlıkla hareket edip dövüşmeye başlıyorsunuz.

Atmosfer bakımından ise Spider Man 2, tek büyük kusuru, yani kolaylığı dışında oldukça etkileyici. Şehirde binadan binaya sıçrarken, suçluları yakalarken ve işinizi bitirip Mary Jane ile buluşmaya giderken kendinizi gerçekten Peter Parker gibi hissediyorsunuz.

Kısacası, Spider Man 2, üzerinde uğraşıldığı belli olan, ama müzik ve zorluk gibi iki büyük eksiği ile kalitesini düşüren bir oyun. Oyunun, Spider Man 2 filminin çıkışına yetiştirilmeye çalışıldığı belli... Belki aceleye getirilmese, çok daha güzel ve doyurucu bir oyun olabilirdi Spider Man 2.

spiderman 1
Üzerine basıp da geçemeyeceğiniz yegane örümcek, daha da doğrusu sabahları gittiği işinde bir gazeteci, suçlulara karşı da amansız bir engel olan Örümcek Adam PC`ye PlayStation için yapılan oyunun çevirisi ile geri döndü. Uzun zamandır PC`de görünmeyen Peter Parker`ı da böylece yeniden görmüş olduk.

Spider-Man, bu efsane kahramanın çizgi romanını bilmeyen yoktur herhalde. Zamanın ilerlemesi ile birlikte geliştikçe gelişen bu seriyi okuyanların, okumasa da bilenlerin, hatta bilmeyenlerin bile az çok bildiği Örümcek Adam düzeni sağlamak için geri döndü. Kendine özgü çizim ve yaratıklarıyla hafızalarımızda yer edinen bu kahraman o çok iyi bildiğimiz düşmanlarına karşı savaşını devam ettiriyor. Ne kadar PC`ye PS`ten geldiğini açıkça belli etse de bunu diğer özellikleriyle kapatıyor.

Oyunu bilgisayarınıza yükleyip çalıştırdıktan sonra karşınıza gelen demo ile oyuna başlıyorsunuz. Bu demoda sizin kılığınıza girmiş bir sahtekarın ortalığı karıştırdığını, adınıza leke sürdüğünü görüyorsunuz. Dr.Otto Octavius`un da parmağının bulunduğunu anladığınız bu işi çözmek için yola koyulmanız oyunun başlangıcını oluşturuyor. Pek özenli olmasa da hoş olan demolar eşliğinde devam ettiğiniz oyunda kimi zaman dost kahramanlara rastlarken, kimi zaman da kötü tarafın kahramanlarıyla savaşıyorsunuz. Dostlarınız size pek yardımcı olmasalar da bir-iki laflayıp canınızın sıkılmasını engelliyor, düşmanlarınız da o sıkılmayan canınıza okuyor. Bu gibi etkenler altında karşınıza çıkan yaratıklarla mücadele edip, zor olmayan bazı bulmacaları çözerek oyuna devam ediyorsunuz ama asıl olaylar, hareketlenmeye başladığımızda ortaya çıkıyor.

Örümcek Adam`ın PS`ten çeviri olduğunu, en iyi şekilde kamera açılarından anlıyorsunuz. Sizi arkanızdan takip eden üçüncü şahıs kamera, kimi zaman öyle bir yerde kalıyor ki önünüzü görememenizden dolayı havaya yumruk ve tekme savurur hale geliyorsunuz. Belki yanımdaki düşmana isabet eder de vururum diyerek kendinizi korumaya çalışıyorsunuz. O yüzden kimi zaman kamera açıları canınızı sıkabiliyor. Kamera sorununu hallettikten sonra içine girdiğiniz kavgaların ne kadar yüzeysel kaldığını görüyorsunuz. Hele ki kimi zaman küçük bir dönüş yapmak bile imkansız oluyor, bir iki derece döneyim derken, bir de bakmışsınız ki arkanızdaki duvarı görüyorsunuz.

Kameradaki kusur biraz kaba olan kontrollerle birleşince sorun çıkarabiliyor. Kavgalar ise kimi zaman çekilmez oluyor. Tekme ve yumruklar ile basit kombolar oluşturarak saldırdığınız düşmanlarınızı örümcek ağınız ile şok edebiliyorsunuz. Örümcek ağınız ile düşmanları kısa bir süreliğine hareketsiz bırakabiliyor, ağdan bir top yaparak saldırabiliyor, uzaktaki düşmanı kendinize çekebiliyor veya etrafınızda bir koruma kalkanı oluşturabiliyorsunuz. Tamam, Örümcek Adam`ın çizgi filmlerinde karatenin inceliklerini öğrenmiyorduk ama yumruk ve tekme ile daha iyi kombolar oluşturabilir, ağımızı daha verimli bir şekilde kullanabilirdik ki bunları yapılması muhtemel bir başka Spider-Man oyununda görmeyi de umabiliriz.

Ne var ki ağ konusunda hakkı yenmeyecek bir bölüm var. O da binalar arasında ağınızı bir oraya bir buraya atarak ilerlemeniz. Çizgi filminde gökdelenlerin tepesinde ağını nereye yapıştırarak ilerlediğini bir türlü bulamadığım Örümcek Adam oyunda size bu keyfi gayet güzel bir şekilde veriyor. Yerdeyken belirlediğiniz yöne doğru salına salına ilerlerken havada yön değiştiremiyorsunuz. Bu kimi zaman gerekiyor ama o kadar da önemli değil. Bu süzülme olayını gayet iyi yapan Activision`daki arkadaşlar örümceğimizin duvarlara sakız gibi yapışmasını da gayet iyi becermişler. Örümcek Adam`ınız ile duvar, tavan basmadık yer bırakmıyorsunuz. Yerdeyken bir ağ fırlatışınız ile tavana yapışabiliyor, tavanda süzülerek üzerlerine geldiğiniz düşmanlarınıza ani saldırılar yapabiliyorsunuz. Sizin tavana tırmandığınızı gören düşmanların ise bu numarayı yememeleri daha bir güzel oluyor.

Düşman zekası için birer dahiler diyemem ama fena değiller. İsabetli atışlar yapmaları gayet iyi, hele ki yakın mesafede hızlı olamazsanız affetmiyorlar. Ancak ne var ki arkalarından bütün mekanı dağıtarak gelmeme rağmen dönüp bir kez olsun bakmamaları, arkasında arkadaşını döverken eğer yüzü bana dönmezse müdahale etmemeleri pek de hoş değil ama oyun genel olarak hızlı bir şekilde harekete dayalı olduğu için (siz isterseniz düşmanlarınızı ağınızla dolma gibi sarıp, sonra döver ve ortada ağır ağır dolaşabilirsiniz, size kalmış ama kimi bölümler de zamana karşı yarıştığınız için bu pek de iyi bir yöntem değil) pek de sorun çıkmıyor gibi gözüküyor. Zaten bu gibi şeylerin nedeni de PS oyunlarının PC`ye geçişte yaşadıkları sorunlardan ileri geliyor (Grafiklerde, oynanabilirlikte yaşanan sorunlardan).

Grafik demişken, grafiklerin çok iyi olmadığını ama fena da gözükmediğini söyleyebilirim. Ne oyunlar gördüm PS`ten çevirme, keşke çevirmeselermiş de, öyle bıraksalarmış dediğim. Bu açıdan grafiklerin göze hoş göründüğünü ama bir Max Payne ile boy ölçüşemeyeceğini söyleyebilirim. Binalar üzerinde dolaşırken mekandaki boşluk gözünüze çarpacaktır ama dediğim gibi bunlar da aksiyon öğeleriyle kapatılmaya çalışılmış. Ağınızı sağlı sollu ata ata süzülerek ilerlemeniz gerçekten çok güzel.

Oyun atmosfer olarak da, birebir kahramanların ve düşmanların kullanılması, seslerin orijinal karakterlere ait olması sayesinde sizi içine çekebiliyor. Kimi zaman karşınıza çıkan grafiklerdeki boşluk sizi biraz sıkabiliyor ama bunları o kadar da dert etmiyorsunuz. Karakter modellemeleri de az poligondan oluşmasına rağmen gayet güzel. Çizgi filmde veya romanda gördüğünüz karakterlere karşı savaşmak gayet zevkli. Hatırlayacağınız üzere her bir karakterin kendine has özellikleri vardı. Bu da bir nevi bölüm sonu canavarı mahiyetindeki düşman kahramanlara karşı savaşınızı daha bir güzel hale getiriyor. Hele ki Rhino`ya (gergedan adam) karşı savaşırken karakterimin, isabetsiz vuruşlarına karşılık olarak onunla alay eden konuşması, oyun esnasında kendi kendine durumla ilgili olarak diyaloglar kurması, demolardaki ve oyunun içindeki güzel esprileri sizi daha da bir oyuna ısındırıyor,atmosferin içine çekiyor. Bu gibi etkenler Örümcek Adam`ın dünyasına daha da girmenize yardımcı olabiliyor ama PS her alanda olduğu gibi burada da etkisini gösteriyor ki o ayrı...

Oyunun menü kısmına bakacak olursak gayet basit ve kullanışlı (PS,PS,PS...) olduğunu görüyoruz. Mouse kullanımına olanak veren menüden training kısmına; oyunda bulduğunuz nesneler doğrultusunda oyun içerisindeki kostümünüzü değiştirebildiğiniz vb. kısımlara ulaşabildiğiniz special bölümüne; oyunda karşınıza çıkan karakterleri, ana bölümlerin girişindeki resimleri görebileceğiniz, oyunda izlediğiniz demoları tekrar izleyebileceğiniz ve oyun içerisinde bulduğunuz dergilere bakabileceğiniz gallery bölümüne ve çok da fazla detay içermeyen options bölümüne geçiş yapabiliyorsunuz. Bu kadar az detayın yanında bir multiplayer bölüm beklemek ayıp olurdu ki oyunu yapanlar da böyle düşünüp bir multiplayer eklememişler. Canları sağolsun, biz de konuya dayalı olarak ilerler, online oynamayıveririz.

Spider-Man 3D aksiyon seven herkesin az veya çok bir kez göz atması gereken bir oyun. PS`ten PC`ye yapılan çok başarılı bir geçiş olmadığı kesin ama pek çok çeviriye göre de gayet iyi. Çizgi filmleri ve romanlarıyla büyüdüğümüz bu karakterin yeni oyunu da bizi bu eski günlere elinden geldiğince götürmeye çalışıyor. Sanırsam birşeyleri başarmışlar da, bu yüzden bu oyun denenmeyi hak ediyor. Alıp oynamanızda fayda var. Oyunu hemen bitireyim demeyin sonra o kadar ağla sinek avlarsınız.
gta 3
"Şüpheli batıya doğru ilerliyor.Tüm birimler devreye.Aman tanrım bu adam çıldırmış olmalı!Durun sağa çekti!Dikkat şüpheli silahlı ve deli gibi etrafa ateş açıyor.Bir sivil arabanın önünü kesti.Şoföre doğru ilerliyor.Ateş etti vurun!!!..."

İşte size tanıtacağım oyun böyle bir oyun.Yapımcı Firma : Rockstar Games.Grand Theft Auto 3 Third person yani kahramanımızı arkadan görerek yönettiğinizayrıca arabada kullandığınız bir oyun.Adamımız araba hırsızı,katil,keskin nişancı ve kaçakcı.Ne ararsanız mevcut.Oyun isterseniz senaryo dahilinde istersenizde kendi kafanıza göre dolaşarak ilerleyebiliyorsunuz...

Oyunun başında polis arabasından kaçıyorsunuz ve ilk işiniz bir araba bulup oradan uzaklaşmak oluyor.Araba kaçırmak için herhangi bir A.B.D. vatandaşınınönünü kesip ön kapılarından herhangi birinin yanında ? tuşuna basmanız yeterli.Kapıyı açıp şoförü dışarı atar ve arabanın kontrolünü alabilirsiniz.Burdan sonrası size kalmış,ister deliler gibi araba kullanınister mission`lara gidip kendinize bir görev alın.Ha bu arada ağır hasar gören bir arabanın içinde iseniz ve duman çıkıyorsa hemen arabadan uzaklaşın yoksa kendinizi tüm silahlarınızı kaybetmiş bir şekilde Hastanenin önünde bulabilirsiniz...

Oyunun görev bölümü;bir mafya babasını taşımaktan tutunda,bir gemi dolusuadamı çatıdan sniperla avlamaya kadar çeşitli ve çok.Tabiki oyun ilerledikçe görevler zorlaşıyor ve karakterimizin mafya alemindeki karizması dahada artıyor.Görevler tıpkı bir filmmiş gibi akıcı ve güzel düşünülmüş.Görevlerinizi sırayla telefonlardan veya belli başlı buluşma noktalarından alabiliyorsunuz.Bunlarıda ekranın sol alt tarafında bulunan radar ekranı ile takip edebilirsiniz.Size tavsiyemmutlaka bir gözünüz radar ekranında olsun.Çünkübazı görevlerde belli zamanlarda belli noktalara gitmeniz gerekiyor.Bunun içinde en kısa yolu bulmaınz ve zamanında orada olmanız gerekiyor...

Oyunumuz oldukça çok yönlü sonuçta hem araba kullanıyorhem araba patlatıyor hem polisten kaçıyor hemdesilahlı çatışmalara giriyorsunuz.Bir görevde de araba kullanırken kahramanımız sağ elindeki UZI ile camdan tüm düşmanlarını kevgire çeviriyor.Oyunda kullandığınız silahlar:Beyzbol sopası,demir levye,44lük tabanca,UZI,SHOTGUN,Lav makinesi,Taramalı tüfek,Bazooka,el bombası ve Molotof kokteyli...

Ne diyelim adam tek başına ordu gibi...

GTA 3 bence klasik olmaya aday bir oyun ve herkesin arşivinde mutlaka olmalı.Eksileri olarak pek birşey söyleyemeyeceğim. Fakat oyunun Frame`i normalde biraz düşük ve bunun dışındabir kötü yanı yok...

3 tane adada geçen yüzlerce görev,Spor arabalar,Jeepler ve kamyonlar vs...İsterseniz kafanıza göre takılıp gerçektende bir şehir kadar büyük haritalarda dolaşıp inanılmaz eğlenceli zaman geçirebiliyorsunuz.

GTA2`den sonra oyun resmen bir devrime uğramış.3D grafikler,büyük haritalar ve oynanabilirliliğ,n çok üst seviyelere çıkartılması.Herkese tavsiye ederim.Son olarak size bir Tüyo:

Bazı özel araçların(Taxi,Polis arabası,itfaiye,rapçi arabası vs...)sirenlerini ve özellikleri varsa kullanımlarını R3 yani sağ analog kolunun üzerine basarak aktif hale getirebilirsiniz...

gta vc
Grand Theft Auto. Araba soygunu. Araba çalmak için bir insanın deli oması gerekir. Çünkü elbet bir yerde yakalanacaktır. Bu işi hobi haine getirmiş insanlar da vardı. Arabayı çalarlar, parçalara ayırıp satarlar. Bu iş sonucunda ise belki arabanın değerinden daha fazla para elde ederler. Bazı ülkelerde araba hırsızlığı çok ileri düzeydedir. Konumuz bu değil elbette. Konumuz GTA denen, bugüne kadar yapılmış en detaylı ve eğlenceli oyun.
GTA ilk çıktığı zamanlar, kuş bakışı görüntüsüyle bizleri çok etkilemişti. O zamana göre, müthiş bir serbestlik sunuyordu. Gençlerde her zaman kötü birşeyler yapıp dikkat çekme isteği vardır. GTA, bu yüzden çok sevildi ve oynandı. GTA"dan sonra bir ikincisi gelmişti. Yine kuş bakışı görüntüler, ama bu sefer cilalanmış olarak geldi önümüze. Biz onlarla uğraşırken de, Rockstar Games denen dahi yapımcı grubu, GTA 3 için çalışıyordu. GTA 3"ün yapımının bitmesine az kala, haberleri yayıldı. Söylenenlere kimse inanmıyordu tam olarak. Şahsen ben hiçbirine inanmamıştım. Çünkü inanılmaz bir serbestlikten bahsediliyordu. Yoldan geçen her arabayı çalabileceksiniz, radyo kanallarını istediğiniz gibi değiştirebileceksiniz, yayalarla etkileşime girebileceksiniz ve istediğiniz gibi ortalığı dağıtabileceksiniz. Hal böyle olunca, herkesi bir telaş sardı ve beklemeye koyuldu. Tüm bu bahsedilen şeyler, 3 boyutlu ve canlı bir dünyada olacaktı. Nefesler tutuldu ve GTA 3 piyasaya çıktı. Herkes evlerine kapandı, yataklar tozlandı, mouse"lar aşındı. Geceler geceleri kovaladı. Bir süre sonra GTA 3 heyecanı kaybolmaya başladı. Ama artık o heyecan, yeniden körüklenecek. Çünkü GTA 3 için yeni bir kardeş geldi, GTA Vice City!
Artık herşey daha detaylı, daha büyük, daha eğlenceli ve daha parlak. Oyun daha önce konsollarda çıkmıştı. Gören görmüştür tabi. Meraklısı çok. Ama PC versiyonu hepsinden başka. İsterseniz hemen PC versiyonunun avantajlarından bahsedelim. PC versiyonunda, mouse sayesinde çok kolay hareket edebilirsiniz. İstemediğiniz kadar tuş da emrinize amade, hem de rahatınıza uygun bir şekilde. Ayrıca donanımınızın izin verdiği ölçüde, grafikleri istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz. Monitör de destekliyorsa, istediğiniz çözünürlüğe çıkabiliyorsunuz. Son çıkan ekran kartları ve deli gibi RAM"ler sayesinde de görülebilir uzaklık oldukça fazla olabiliyor. Ayrıca internetten resmi siteyi takip ederek, yeni skinler, müzikler, araçlar ve benzeri eklentiler indirebiliyorsunuz. Replay seçeneğiniz var ve EAX 3.0 desteği sayesinde, sadece grafiklerle değil, seslerle de mest olabiliyorsunuz. İşte PC farkları burada.
Oyunun ön incelemelerinden, TV programlarından ve benzeri yerlerden zaten detayları biliyorsunuz. Ben PC versiyonunun farklarına öncelik vermek istedim. Oyun konsept olarak aynı zaten. Yine görevler alıyoruz, yine araba çalıyoruz ve görevleri istediğimiz gibi yerine getiriyoruz. Tabi ki bunlar kuru kuruya olmuyor. Yeni yeteneklerimiz de var. Artık motorsikler gibi değişik araçlar da kullanabiliyoruz. Kazandığımız paralarla mekan kiralayıp, işletebiliyoruz. Buna benzer harika eğlenceli şeyler eklenmiş oyuna. Asla sıkılmayacaksınız. Önceki oyunda, görevlerden sıkılan taksicilik, ambulans şoförlüğü ve hatta polislik yapabiliyordu. Bu oyunda da aynen bunlar devam ediyor. Hatta daha da heyecanlı bir şekilde. Çünkü yeni özellikler de eklenmiş oyuna. Ben herşeyi burada önünüze sermek de istemiyorum. Oyunun kalitesi belli, ben burda oyunu yerden yere vursam da, binlerce kişi gidip alacaktır. Bu nedenle oyunun zevkini kaçıracak şeylerden bahsetmek istiyorum. Birisi bana bir oyundaki çok iyi ve süpriz, şok edici noktalardan bahsetseydi, sinirlenirdim ve oyundan alacağım zevk baltalanırdı.

Vice City"i yükledikten sonra, ilk izlenimlerim hep olumlu yönde oldu. Oyun artık daha detaylı ve renkli idi. Hatta daha aydınlık, ışıklı da diyebiliriz. Grafik motoru aynı zaten, sadece üzerinde değişiklikler, modifiyeler yapılmış. İyi de edilmiş denebilir. Fizik kuralları bir hayli iyi işlemekte. Araba içindeyken, arabasına göre kullanımları da değişiyor. Koskocaman bir kamyon zor dönerken, sağlam bir Viper ile yolları birbirine katıveriyorsunuz. Yaya olarak da, ilk oyundaki gibi silah kullanabiliyorsunuz. Ancak, bu kez hareketler daha esnek olmuş. Bina içleri de oyuna yeni eklenen bir özellik. Dışarısının güzelliği gibi, içerisi de oldukça detaylı yapılmış. Dışarıdan içeri girerken ufak bir yükleme oluyor, bu dışarı çıkarken de tekrarlıyor tabi. Sıkıcı değil, RAM"iniz fazlaysa görmezden bile gelebilirsiniz. PC"de kısa süren bu yükleme süreleri, konsolda daha uzun sürüyor. Sağlam RAM"ler ile hiç yükleme olmamasını bile sağlayabilirsiniz ki bazen bende yükleme yapmadı. Sebebini bilmiyorum.
Şehir eskisinden çok daha canlı. Binalar gerçekten bina olduklarını hissettiriyor. Dev gibi gökdelenler, sanki üzerinize geliyorlarmış gibi. Diplerindeyken yukarı baktığınız zaman içiniz tuhaf oluyor. Yolda gördüğünüz kişiler de, mümkün olduğunca birbirinden farklı yapılmış. Hareketleri çok gerçekçi, sizin hareketlerinize de vakit kaybetmeden tepkilerini veriyorlar. Görevleri yapmadan, sırf etrafı dolaşsanız bile, saatlerinizi bu oyuna vermeniz gerekiyor. Şehir alanı da katlandıkça katlanmış gibi duruyor. Kesin boyutlarını bilmiyorum ama oldukça büyük olduğu kesin. Neyse ki hava taşıtları oyuna eklenmiş, yoksa uzun yollar bir işkence olabilirdi. Deniz taşıtlarındaki sorun da bu oyunda ortadan kaldırılmış. Bazen durduk yere denize düşebiliyordunuz veya botun içinden geçebiliyordunuz. Binip inmek de sancılıydı. Bütün bunlar bu oyunda geride kalmış.
Nelerden bahsetmeliyim bilmiyorum ki. Oyunda tonlarca şey var. Oyunda orta hızda bir araba kullanmak çok keyifli. Kontroller çok kolay. Herşey yerli yerinde zaten, asla zorluk çekmiyorsunuz. Arabanın diğer arabalar arasından süzülerek geçmesi, virajları tam almak gibi sürüş keyfi, oyun tarafından size her saniye yaşatılıyor. Görevler gittikçe zorlaştığından, her zaman da tetikte olmanız gerekiyor. Arka sokaklarda neler oluyor bil bilseniz Arka sokak kavgaları bu oyunda daha bir çetin geçmekte. Cepleriniz dolu gitmeniz, hatta bagajı da doldurmanız iyi olacak gibi. Oyunu oynarken ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Grafikler. Oyunun en çarpıcı yanı. İlk oyundan pek farkı yok aslında. Tarih geriye gittiğinden, tarz da geriye gitmiş. O yılları yansıtan kıyafetler, arabalar ve binalar var. Ama herşey harika görünmekte. Görülebilir uzaklık maksimum olduğu zaman, yaşayan bir şehir ayaklarınızın altında oluyor. Arabaların hasar modellemesi de çok iyi. Karakterler de çok iyi modellenmiş. Nasıl biri olduklarını tiplerinden anlayabiliyorsunuz. Hareketleri de yine laubali, yine salına salına. Grafiklerde hiç sorun yaşamadım. En sevdiğim grafik efekti ise batan güneşin ekrana yansıması. Kırmızı bir renk, arabadan ve parlak yüzeylerden yansıyor falan. İnsanın içini rahatlatıyor gerçekten de.

gta sa
Uzun süren oyun serilerini devam ettirmek çok güç bir iştir. Seriye ait çıkarılan her yeni oyunda oyuncuların beklentileri dikkate alınmalı, yeni oyunu eskisinden farklı kılacak pek çok yenilik getirmeli ve yeni oyunu eskisinden daha güzel yapmalıdır yapımcılar. Biz oyuncuların da gördüğü üzere bu hiç de kolay bir iş değildir. Pek çok seri vardır ki ilk oyundan sonra gelenler ancak onun zayıf birer gölgesi olabilmiştir (Tomb Raider serisi mesela). Bazı seriler de vardır ki çıkan her yeni oyunda seri bir ya da birkaç adım daha ileri taşınır, yenilikler bitmez ve en önemlisi bu yenilikler güzeldir, oyuncuyu mutlu eder ve bazen de şaşırtır. Bu serilerin yapımcılarının sırrı nedir bilinmez, ancak madem üzümü yiyoruz bağını da sormayıverelim. İyi seri denince de akla ilk GTA serisi ve Rockstar Games gelir. Her yeni GTA oyununu bir öncekinden daha büyük, daha eğlenceli ve daha güzel yapabilmiştir Rockstar.GTA serisinin son oyunu San Andreas da buna bir istisna değil.

Wassup Nigga'
Aslında böyle bir oyunu anlatmak çok zor bir iştir. Anlatacak, açıklayacak özelliğin neredeyse sınırı yoktur. Ben en iyisi hikayeden başlayayım. İsmimiz Carl, ya da kısaca "CJ". Beş yıl önce Los Santos'da başımızı belaya soktuğumuz için Liberty City'ye taşınmışız. Ancak eski çete arkadaşlarından gelen haberle sarsılır ve mahalleye geri dönmeye karar veririz. Annemiz öldürülmüştür ve biz bunun arkasındakileri bulup durumu eşitleme isteğiyle yanıp tutuşuruz. Ancak yuvaya döndüğümüzde bizi zor günler beklemektedir. Beş yıl önce kaçtığımız için kendi çetemizdeki arkadaşlarımız bize olan saygılarını kaybetmişlerdir. Önce eski saygınlığımızı kazanmak, sonra da San Andreas'ı temizleyip annemizin intikamını almamız gerekmektedir.

Hikaye tam bir çete hikayesi, diğer çetelerle süren savaş, toplanan haraçlar vs. ile tam bir çete ortamı hakim oyunda. Yer yer silah çalacak, yer yer haraç toplayıp düşman çetelerin adamlarıyla çarpışacaksınız. Görev çeşitliliği açısından San Andreas'da hiç sıkıntı yok. Bir görev hiçbir zaman bir diğerine benzemiyor, bir görevde uyuşturucu kullanılan evi basıp içeridekileri temizlerken, başka bir görevde ordu deposunu basıp silah çalabiliyor, yemek yerken size saldıran düşman çete üyelerini kovalayıp, sokak yarışlarına katılabiliyorsunuz. Birbirini tekrarlamayan görevler sayesinde de oyundan sıkılmıyorsunuz. Buna uzun bir de oyun süresini ekleyince gerçekten uzun ve keyifli bir deneyim bekliyor oyuncuyu.

Yapabileceğiniz şeylerin sayısı o kadar çok ki! Elinizde spreyle şehirdeki diğer çete grafitilerini bulup üstüne kendi çetenizinkini yapabilir, boş vaktinizde spor salonunda vücut ve fitness çalışabilir, saçınıza yeni şekiller verip vücudunuzu dövme ile kaplatabilir, gece vakti bulduğunuz evleri soyabilir ya da lüks mü lüks bir arabayla "pimping" yapmaya çıkabilirsiniz. Taksi, polis ve ambulans görevlerini ise eski oyunlardan hatırlayacaksınız. Yapılacak ek görevler sayesinde oyun gerçekten uzun olmuş. Asıl senaryo bile uzun olduğu ve bu sefer gezdiğimiz alan da eskisine göre kat kat büyük olduğu için oyunu tamamen bitirmek bir hayli zaman alacağa benziyor. Bir oyuncu daha ne isteyebilir ki!

'ey There Homie!
Görsel ve işitsel olarak seri halen aynı üstün çizgisini koruyor. Grafiksel olarak Vice City'ye göre büyük geliştirmeler yapılmış. Araç ve kişi modellemerindeki detay artışı gerçekten güzel olmuş ve göze hitap eder hale gelmiş. Hava durumuna göre de artık yeni efektler bekliyor oyuncuları. Yağmur efekti gözden geçirilmiş ve daha gerçekçi hale gelmiş. Ayrıca artık hava çok sıcak olduğunda görüntü hafif dalgalı hale geliyor ve kendinizi oyunun içinde hissetmenizi sağlıyor. Araç kullanırken de çok hızlandığınız zaman NFS:Underground serisindeki Motion Blur gibi bir efekt giriyor devreye ve hız duygusunu daha iyi yaşıyorsunuz.

gta ıv
ta Iv Bize Özgür Bir Şehir Yaşamı Sunuyor..

Roman Niko`yu Çağrırken Telefonda Bazı Yalanlar Söylüyor Biz Bu Yalanları Şehre Gelince Anlıyoruz.Roman Bazı Kişilere Büyük Borçları Olan Biri Ve Biz Gelince Onun Borçlarını Kapatmak İçin Bazı Pis İşler Yapıyoruz.İşleri Yaparken Konu Farklı Boyutlara Taşınıyor Ve Bizi Sürükleyici Ve Süprizlerle Oldu Hikayeler Bekliyor.4. Oyunu eski Oyunlarından en Büyük Ve Dikkat Çeken Özellik İse Grafikler.Trailer`dan Oyunun Grafiklerini Görmüşssünüzdür.Karakterlerin Tasarımları,Şehrin,Araçların,Elbise Ve Bir çok Küçük Detayın Grafiği Bizi Büyülüyor.Oyunda Kullanılan Grafik Motoru R.A.G.E (Rockstar Advanced Game Engine, daha önce Table Tennis oyununda kullanıldı). Bunların Yanı Sıra Çatışmalarda Etraft Mermilerden Zarar Görücek Ve Elimizde Ağrı Bir Silah Varken ( Sopa,Demir Vs.. ) Duvara Vurduğumuzda Kırılmalar Görücez.Bu Kez Şehrimiz 24 Saat Canlı Ve Şehirdeki İnsanlar Farklı Kıyafet Ve Yüze Sahipler Hepsi Birbirinin Aynısı Değil.Bizim Dikkatimizi Çeken ise Bu Özellik.Şehirde Gezerken Gazete Okuyan,Telefonla Konuşan,Duvara Yaslanmış Gibi Normal Hayatta Gördüğümüz Davranışa Sahip İnsanlar Olacak.4.Oyunda İnsanlarla İlişkileriniz Çok Önemli. Sizi Bir Yere Davet Ettiklerinde Gitmesseniz Ve Bunu Defalarca Tekrarlarsanız o İnsanlar Olan İlişkiniz Bitiyor.Bazen Telefonla Arkadaşlarınızı Arayıp Belirli Bir Buluşma Alanaı Belirleyip Eğlenebiliyoruz Ve Dertlerimizi Anlatabiliyoruz.

Şehir Polis Kaynıyor…

4.Oyunda Arba Hırsızlığının Yanı Sıra Taksi Tutmaya Daha Fazla Önem Verilmiş Çünki Bu Kez Şehir Güvenliği Üst Seviyede Buda Demektirki Zorlu Polisler Bizleri Bekliyor.Kontrollerden Bahsetmek Gerekirse Oynadığınızda Size Zevk Veren Önemli Hususlardan Biri Kontroller Olacak.Bu Kez Çok Daha Farklı Ve Gelişmiş Kontroller Bizi Bekliyor.Radarımız Fazla Gelişmiş Yerine Daha Sade Olarak Konmuş. Radarın Üstünde Yeşil Çubuklarla Sağlık Göstergemiz Bulunuyor.Artık Radar`dan Fazla Görev Yapmıycaz.Ama Daha iyi bir Özellik var GPS Sistemi Ve Telefonla Hareket Edicez.Bizi Telefonla Arayıp Adresi Vericekler Ve Biz GPS ile Adresi Bulucaz. Nerdeyse Her Arabada GPS Mevcut.
+rep
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst