HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
İSLAMCILIK İslam ve İslamcılık arasındaki ilişki ne oryantalistlerin iddia ettikleri kadar direkt ne de anti-oryantalistlerin sanacakları gibi sadece fırsatçıdır. Öncelikle ifade edilmelidir ki, analitik bir İslamcılık tanımı yapmak sanıldığı gibi kolay değildir. Literatür incelendiğinde, bu zorluk rahatlıkla görülebilir. Pek çok yazar, operasyonel bir tanım yapma ihtiyacı bile duymaksızın, örneğin İslamcılığın âne idüğüâ ya da âbitip-tükendiğiâ yönündeki popüler ve bir kadar da âciddiâ tartışmaya dahil oluverir. Sonuçta, âparti siyasetiâ takip eden MSP-RP-AKP türü sistem-içi politik oluşumları baz alan bir bitiş/tükeniş edebiyatı örneğinde görüleceği gibi, doğruluğu âkendinden menkulâ neticelere ulaşılır! Kimileri de postmodern dönemin atmosferini gereğinden fazla solumaktan olsa gerek, kendi âindiâ tanımı çerçevesinde (hadi ânesnellikâ demeyelim ama, gerçeğe tekabüliyet noktasında dahi hemen hiçbir kayıtla kendini bağlı görmeden) bir İslamcılık profili çıkarmaya çalışır. Bu tablonun üreteceği sonuç, tabii olarak kavram kargaşasıdır ve sırf bu yüzden İslamcılık denildiğinde, zihinlerde âfluâ bir görüntü hasıl olmaktadır. Bu temel soruna, tanımsal netliğe ulaşmakla (ve analitik kriterler ölçeğinde bir tasnif çabası göstermekle) cevap bulunabileceği açıktır. Ancak ortaya konulan fikri hasılaya bakıldığında, bu noktada tatmin edici bir neticeye ulaşılamadığı söylenebilir. Bu bağlamda altı çizilmesi gereken hususlardan biri olarak, modernizm/gelenek ikileminin dar sınırlarına hapsedilmiş tanımlama çabalarının, derde derman olamayacağını ifade edilebilir. Temel zaafın bu noktada odaklandığı görülüyor. Olguyu tanımlarken, bir âsalkımâ metaforundan hareket eden bu yaklaşımda, kavramın anlam alanına etkide bulunan farklı uzanımların kendine özgü alanları somut hatlarla birbirinden ayrılmamakta; dolayısıyla kavramın âöz anlamıânı belirleme noktasında hayati önemi haiz olan âkesişme noktalarıânın tayini zorlaşmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak, örneğin İslamcılığı bir gelenek temelinde tanımlayan yaklaşım ile, modernizm temelinde tanımlayan yaklaşım, âeşit düzeydeâ haklılık payesine kavuşmaktadır. Halbuki bu, kavramsal düzeyde açık bir çelişkiyi içinde de barındırır. Bu olumsuzluktan kurtulmanın yolu, âanalitik terimlerâ ölçeğinde bir tasnif çabası güdülmesi ve kavramların âözüânü oluşturan mana(lar)ın tayinine çalışılmasıdır. Ancak böylesi bir çaba, âsomutâ bir tanım üretebilir. İSLAMCILIK FİKRİNİN ORTAYA ÇIKIŞI 19. yüzyıl İslam alemi büyük bir gerilemenin içindeydi. İstila edilmiş pek çok yerde müslümanlar yaşıyordu. Bağımsız devlet olarak sayabileceklerimiz; Fas, İran, Afganistan ve Osmanlıdır. Fasâın durumu kötüydü. Fransa tarafından istila edilmek üzereydi. İran ise İngiliz ve Rusların büyük etkisi altındaydı ve bağımsız hareket edemiyordu. Afganistan, uzak bir diyardı ve küçüktü. Fakat Osmanlı devleti bu devletlere göre daha güçlü ve bağımsızdı. Osmanlı devletinin durumu günden güne kötüleşiyor ve Avrupa, İslam aleminin en güçlü kalesi olan Osmanlıya saldırıyordu. Osmanlı Devleti Avrupaânın desteğini almak ve içişlerini karışmalarını engellemek amacıyla; 3 Kasım 1839âda Tanzimat Fermanıânı ilan etti. Bunun bir devamı olarak 1856âda Islahat Fermanı ilan edildi. 23 aralık 1876âda I. Meşrutiyet ilan edildi. Böylece padişahın yanında yönetime ortak olunmuş ve I. Meşrutiyet dönemi başlamış oldu. (1876-1908) 20. yüzyıla gelindiğinde İttihat ve Terakkiânin baskısıyla II. Abdülhamid, II. Meşrutiyeti ilan etti. 31 Mart olayı da bu dönemde rastlar. Bu yüzyılda yapılan Trablusgarp (1911-1912) ve Balkan (1912-1913) savaşlarındaki malubiyet 20. yüzyıla yenik olarak başlanmasına sebep oldu. İslamcılık, Osmanlı devletinin çöküş sürecindeki âkurtuluşu İslamâın yeniden anlaşılmasında ve hayata hakim kılınmasındaâ gören anlayışlar doğrultusunda, dinin bir tür ideolojiye indirgenmesiyle ortaya çıkan siyasi ideolojik bir akımdır. âİslamcılık, 19 ve 20. yüzyılda İslamâın bir bütün olarak (inanç, felsefe, eğitim, ibadet...) yeniden hayata hakim kılmak ve akılcı bir metotla Müslümanları ve İslam dünyasını batı sömürgesinden kurtarmak, medenileşmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist, modernist ve eklektik yönleri baskın siyasi fikri ve ilmi çalışmaların arayışların teklif ve çözümlenişinin bütününü ihtiva eden bir hareket olarak da tanımlanabilir. 19. yüzyılın ikinci yarısında bir fikir olarak ortaya çıkan bu politikayı II. Abdülhamid benimsemiştir.
