- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 9 Ay 6 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
UYANIŞ DEVİRLERİNDE TERCÜMENİN ROLÜ Eskiden beri medeniyetlerin, kendi içlerinde kendi kendilerine doğup büyüyebileceklerine inanılmıştır ve eskiye dair vesikalara çoğu zaman ulaşılamamıştır. Ya kaybolmuş ya da yok edilmişlerdir. Bunun bir sebebini her medeniyetin kendinden önce gelenleri hiçe sayarak kendini başlangıç kabul etmesi olarak görebiliriz. Bütün canlılarda özellikle insan topluluklarında her kımıldama, her değişme bir horlamanın eseridir. Medeniyetler arasında karşılıklı etkileşim vardır. Kendi içine kapanan ve her şeyi kendi içinde halletmeye çalışan cemiyetlerin, yeni bir şey yaratmasına tek tek ve büyük medeni açılış yoluna gitmesine imkan yoktur. Mesela, Yunan düşüncelerinin kaynakları Orta Asyaâdan gelmiş olan Sümerlerde aranmaktadır. Hatta İran, Sümer ve Çin medeniyetleri arasında bağların olduğu görülmektedir. Fakat zamanla Çin, Hint ve Osmanlı medeniyetleri kendi içlerine kapanmalarından dolayı yok olmuşlardır. Medeni açılışta bir dönüm noktasına sebep olan, uyanış devirlerine yaratıcılık kudretini veren tercümedir. Medeni açılışın sürekliliğini temin eden bütün bu karşılıklı tesirler kompleksini hulâsa eder. genelde bütün uyanış hareketleri birer büyük tercüme devri ile başlamıştır. 1. Medeni açılma yolunda bilinen en eski uyanış hareketi, eski Yunan uyanışıdır ve Sümerlerden, Fenikeâden, Mısırâdan olmak üzere Yunan ilmi 3 kaynaktan gelmektedir. Yunanlılar işte bu üç kaynaktan gelen teknik veya yarı nazari ilmi tamamıyla nazari ve akli bir hale getirdiler. Tarihçi Viardotâya göre bu ilk nakil vazifesini görenler Araplardır. Uygur Türk medeniyeti de, Yunan medeniyeti gibi karşılıklı tesirlerden doğmuştur. Uygurlar İslamiyetâten sonra da, Türk kavimleri arasında en çok irfan eseri vücuda getirmişlerdir ve Moğollar devrinde onlara katiplik ederek Çağatay edebiyatını meydana çıkarmışlardır. Hindistanâdan gelen Budizm, İranâdan gelen Maniheizm ve İran vasıtasıyla gelen Hıristiyanlık, Çinâden gelen ikinci Budizm Uygur memleketlerinde, çok zengin bir kütüphane teşkil edecek kadar eser bırakmıştır. Orta Asyaâya Budizmâin ilk yayılışı Yûşiler vasıtasıyla olmuştur. Budist eserler. Hint lisanlarından Toharcaya, oradan Uygur Türkçeâsine nakledilmiştir. VIII. Asırda Uygur kitaplarından Brahmanizmâle karışık bir şekilde yeni bir Budizm cereyanının girmeye başladığı anlaşılıyor. 8. ve 9. asırlarda çok yüksek mahsuller vermeye başlayan Uygur, sanat ve edebiyatı mevzu ve ruh itibariyle Pudizmâden â büyük nispette â mülhem oldu. Uygurlar üzerinde en çok tesir yapan cereyanlardan biri de Maniterizmâdir. Maniânin dini felsefesi Nazari ve diyalektik esas ve Mitolojik esas olmak üzere iki esastan oluşuyordu. Bu dini âfelsefi cereyan 8. asır ortalarında Uygur memleketine girdi. Ve Uygurlar, dini kitaplar, Mani şarkıları ve ilahileri, tedavi fennine ait risaleler, bazı resimler, minyatürlerin bir kısmını neşretmişlerdir. Nasturi eserleri de Uygurlar tarafından tercüme edilmiş, Uygurlar tarafından tercüme suretiyle meydana getirilmiş olan bir Nasturi edebiyatı teşekkül etmiştir. Uygurların İslamlaşması da tercüme faaliyetlerine yeni bir canlılık getirmiştir. Türk kavimleri arasında İslâm ilimleri, tasavvuf ve siyaseti ilk önce öğrenen ve kendi dillerine çeviren Uygurlar olmuştur. Moğollar devrinde, Çağatay edebiyatı namının da Uygurlar Farsça tasavvuf kitaplarını, hikmete ve edebiyata ait eserleri nakletmekte büyük muvaffakiyet göstermişlerdir. Uygurların, fikir tarihinde önemli bir iz bırakmalarının sebebini onun tek taraflılığında aramak gerekir. İlk zamanın sonlarında Yeni Eflatunculuk diye tanınan büyük felsefe ve ilim hareketinin doğması tarihinin en mühim hadiselerinden biridir. Roma ilim ve felsefede Yunanlıların çırağı olmaktan hiçbir zaman kurtulamadı. Bundan dolayı, eğer İskenderiye Kütüphanesi ve Yeni Eflatunculuk hareketi olmamış olsaydı fikir faaliyeti kuvvetini ve akışını kaybedecekti. İskenderiye mektebi ismiyle tanınan felsefî cereyanın doğması, Mısırâda hakim olan Batlamyos Soterâin, İskender İmparatorluğu parçalandıktan sonra dağılmış olan alimleri toplaması ve o zamana kadar vücuda gelmiş bütün imi ve felsefi eserleri toplatarak Serapium Mabediânin yanında büyük bir kütüphane meydana getirmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu zamanda Yunan ilminin yeni tesirleri ile bilhassa eski Mısır zihniyeti kaynaşarak yeni bir dünya görüşü meydana geldi. Fakat Mısır Krallığı Romaânın istilası altında kaldığı zaman bu büyük ilim hareketi durdu. İskenderiye Kütüphanesi tarihte iki kez yangın tehlikesi geçirmiş [

