Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Aydınlanma Felsefesi

  • Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 1
  • Görüntüleme 371

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
Başarım Puanı
400
TM Yaşı
15 Yıl 6 Ay 19 Gün
MmoLira
183
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

AYDINLANMA FELSEFESİ

l760 yılına doğru “Aydınlıklar felsefesi “ zafere ulaşır; kendilerine «Filozoflar» denen kişilerin kaleminde ete kemiğe bürünmüş bir felsefedir bu. Filozoflar, düşüncelerini, trajediler, epik, öğretici ve yerici şiirler, romanlar, yergi eserleri, diyaloglar, sistem açıklamaları ve sözlüklerle ortaya koymuşlardır. Bütünlüğüne eserler arasında, en başta gelen de, bir sözlüktür: D`Alembert `le Diderot `nun yayınladıkları Fransız Ansiklopedisi, XVIII. yüzyılın bir özetidir; nasıl ki, vaktiyle Aquino`lu Toma da, ilahiyat adına böylesi bir özetlemeye gitmişti. Eserin ilk cildi, başında d`Alembert`in yazdığı bir «önsöz»le, Temmuz 1751`de yayımlanır; siyasal iktidarın yığınla engeline karşı 1764`te tamamlanır; 17 cildi metin ve 17 cildi de resimlere ayrılmıştır. Çoğu hali vakti yerinde ve resmi unvanlara sahip, avukat, hekim, profesör, rahip, akademisyen, sanayici, üretici 130 yardımcının katıldığı ve fiyatı bakımından da büyük aydın burjuvaziye hitap eden Ansiklopedi; bir burjuva eseridir.

Başlıca «Filozoflar» arasında, V oltaire ve Diderot gibi evrensel yazarlar, Montesquieu gibi hukukçular, d`Alembert gibi matematikçiler, genel olarak burjuvazinin çeşitli katlarından çıkıp gelmiş insanlardır; aralarında, burjuvaziye, kılıç soylularından daha yakın olan kaftan soylu vardır.

Çağın düşüncesi, geçmiş yüzyıllardan çok daha fazla olarak burjuvadır.
Bu burjuvaların anlayışı a k ı l c ı , p o z i t i f ve y a r a r c ı dır. Hepsi de açıklık, aydınlık, akla uygunluk ilkelere saygı isterler her yerde; bu ilkelerde, özdeşliktir, çelişmezliktir, nedensellik ve kanunsallıktır. Aklın yüce bir değeri vardır:Herşeyi yapabilir o, herşeye erişebilir ve herşeyi yargılıyabilir; ahir zaman hükümdarıdır o. Voltaire gibi ona sınır getirmek isteyenler bile, en azından şöyle düşünürler: Aklın dışında karanlık ve kaos vardır; bilgiye ulaştırmada tek geçerli aracımızdır o bizim. Akıl, yahu ve açık gerçeklerden hareket ederek çıkarsamalarda bulunur; ama asıl yaptığı, olayları gözlemler ve kanunlar çıkarır onlardan. İnsana yararlı bilgilerin arkasındadır o; işe yarayamayan ne ki var boştur.

Filozofların çoğu y a r a d a n c ı (deiste)dır. Akılları onlara, bir ilk nedenin olması gerektiğini göstermiştir; çünkü onsuz, nedenden nedene sınırsız olarak geçilememektedir; böylece, herşeyin kendisine tabi olduğu, giderek kadiri mutlak olan bir Ebedi Varlık vardır. Bu yüce varlık, baştan aşağıya zekadır da aynı zamanda; çünkü Evren, hayran kalınacak derecede kurulup düzenlenmiş bir mekaniktir: Bu düzen, düzenleyici bir zekayı da içerir. Tepeden tırnağa güçlü ve zeki olan bu yüce varlık Tanrıdır. Onu tanıyamayız biz, ne olduğunu da bilemeyiz, ama var olduğunu biliriz Bütün dinlerin ortak temeli e v r e n s e l d i n d i r bu.Tanrı, zorunlu olarak eksik bırakmıştır eserini: Çünkü, yetkin bir dünya Tanrıyla karışırdı, Tanrı olurdu; oysa, yalnız Tanrıdır yetkin olan. Ne var ki, kadiri mutlak, zeka sahibi, böylesine ahenkli bir dünyayı yaratan Tanrı, «mümkün dünyaların en iyisi»ni de zorunlu olarak yaratmıştır. Eğer kötülükler varsa bu dünyada, bizim anlayamadığımız daha yüce bir iyilik adınadır. Bu öğretiye 1737`de bir ad da konur: İ y i m s e r l i k. Yürekten yandaşı önce Voltaire`dir bu görüşün; 1755`teki o korkunç Lizbon depreminden sonra en azgın düşmanı kesilir ve tutar -o zehir zemberek- Candide i yazar (1759). Bir yerinde şöyle konuşturur kahramanlarını: «Nedir iyimserlik? diye soru yordu Cacambo-Heyhat! dedi Candide, herşey kötü olduğunda herşey iyidir diye tutturma kudurganlığı!». O andan başlayarak da, iyimserlik çözülmeğe başlar.

Duygularımız şunu açıklıyor bize: Yeryüzünde m u t l u l u k, yani zevk için varız. Zevk, bir haktır. Bencillik, ahlakın temelidir. Ancak, iyi anlaşılmalıdır bu: Akıl onu yeder ve ona, insanların birbirlerine karşılıklı yardım gereksinmesi içinde olduklarını, giderek bu gereksinmenin karşılıklı ödevler yüklediğini gösterir; bu gerçekten, ahlakın bütün kuralları çıkar ve ahlak belki de bütün bilimler içinde en yetkin olanıdır. Bundan, temel kurallar doğar: Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma; sana yapılmasını istediğini, sen başkasına yap! Hoşgörürlük, yardımseverlik, insanlık kuralları da bunun sonucudur. Aslında, hepsi de bunların, insanın o doğal yüceliğine uygundur; ama herkes, günün sonunda işi teraziye vurmalı: Acı dan çok zevk elde etmişse, onun kefesi ağır basıyorsa, bu ahlaki hesap onun mutlu olduğunu gösterir. Şu da çıkar bu ahlaktan:Kötü hareket eden insan, aldanmış bir insandır. Ruhun ölümsüzlüğüne ve ölümden sonra ceza görüleceğine inanç da böylesi bir ahlak sonucudur: İnsanlar yanılıyor ve bana haketmediğim bir acıyı çektiriyorlar; bir başka dünyada, ödüller ve cezalara başvurarak, böylesi bir haksızlığı gidermemek de, Yüce Varlığın yetkinliğine yakışmaz.

Toplumlar, insanların mutluluğu a d ı n a örgütlenmelidirler. İşte bunu sağlamak, için, insanlar, daha başlarda bir «s ö z l e ş m e » yapmışlardır araların da ve doğal felaketlerle düşmanlarına karşı güçlerini birleştirmişlerdir. Bu mutluluk, doğal kanunların sonucu olan doğ a l h a k l a r a saygı duyulursa gerçekleşebilir. Böylece insanlar, bu hakları güvenceye bağlasınlar diye hükümetlerini seçerler ve yönetenlerle yönetilenler arasında da gerçek bir sözleşme vardır; yönetilenler, bu sözleşmeye uymayan ve bu doğal haklara saygısızlık eden ya da etmeğe yeltenen yöneticiyi değiştirebilirler Böylece, başkaldırı bir haktır; ancak, hükümet de, görevini yerine getirmek için b ü t ü n y e t k i l e r i elinde tutmalıdır. Hükümet, belli bir genişlikteki devletler için despotik ve monarşik olmalıdır: «Bir Cumhuriyette, onu parçalayıp yıkacak bölünmeler olur zorunlu olarak»; «bizi bütün mutluluktan, mümkün bütün özgürlüklerden ve toplum halinde insanın yeryüzünde yararlanabileceği bütün olanaklardan yararlandırabilecek gerçek araçları bulan yalnız ve yalnız monarşik hükümettir». Despot, yalnız «Filozoflar»dan bilgi alacaktır, almalıdır Aydındespotluğu kuramı budur.

İnsanlık, aydınlıkların yayılışıyla sürekli ilerler; eğitim, ilerlemenin en güçlü aracıdır. Eğitim, devletin yararına olmak üzere, devletçe yönetilmelidir; bu eğitim, devletin çeşitli görevlerini yerine getirecek yetenekte, aynı ruhla donanmış yurttaşlar yetiştirecektir. Eğitimle, devletin genel asayişiyle yükümlü Bakanın gözetiminde sürekli bir daire uğraşmalıdır. Eğitim doğal, duygucu olmalı; duyulabilir olanla, betimlemeyle başlamalı ve zihni alana yükselmeli; yalindan kalkıp karmaşık olana gitmeli; nedenlerini araştırmadan önce olaylardan emin olmalı; yalnız sağlam kafalar değil, sağlam bedenler de yetiştirmeğe yönelik bulunmalı; pratik olmalı, yani eğitim yapılan ülkenin dilinde olmalı, modern tarihi, coğrafyayı, doğa bilimlerini. matematiği, fiziği, bir el çalışmasını içi ne almalıdır. La Chalotais adlı bir Fransız, başkalarının yanı sıra, 1763`te yayımladığı Ulusal Eğitim Üstüne Deneme adlı ese rinde bu noktalarda ısrar ediyordu. Öğretim, öte yandan herkese açık olmalı: «Gerçek yakındır ve her zaman, herkesin elinin altına konulabilir». D`Alembert, Ansiklopedi`deki maddelerden birinde böyle yazıyordu.

Aydınlanma felsefesi ya da 18. yüzyıl felsefeleri genel olarak insanın kendisin yaşamın düzenlenmesini yeniden gündeme almış, hem düşüncenin hem de toplumsal yaşamın köklü değişimlere uğrayacağı bir sürecin fikirsel/felsefi başlatıcısı olmuştur. Bu yüzyılın sonlarına doğru meydana gelen Fransız devrimi (1789), ve ardında gerçekleşen modernleşme süreçleri, düşünsel anlamda etkilerini ve kaynaklarını aydınlanma felsefesinde bulmaktadır.
Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağda hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temelendirilmesi olarak belirtilir. Bu yüzyıl yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir. Böylece ilerleme ideali, insanın geleneğin köleliğinden kurtularak sürekli mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır.
Aydınlanma felsefesinin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesanstan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması sözkonusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir.
Aydınlanma Çağı, akıl'ı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönenilen dönemdir. Kant, aydınlanmacılığı, "aklı kullanma cesareti" olarak tanımlandığında, genel olarak Aydınlanma Çağı'nın felsefesini vermektedir. 18. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkıp gelişmiş ve "aydınlanma" fikriyle yaygınlaşmıştır.
Aydınlanma çağının ana fikri, akıl aracılığıyla doğru bilgilere ulaşılabileceği ve bu doğru bilgi ile de toplumsal yaşamın düzenlenebileceğidir. Öte yandan bilim alanındaki önemli gelişmeler de aydınlanma çağına öncülük eder ve bu çağda ayrıca çok yoğun yeni bilimsel gelişmeler kaydedilir. Daha 15.yüzyıldan itibaren meydana gelmeye başlayan yeni keşifler ve icatlar bu süreci hazırlamış, bunun sonunda da "karanlık çağ" olarak değerlendirilen Ortaçağ'ın sonuna gelinmiştir. Deney ve gözlem, aklın uygulama araçları olarak bu dönemde bilimsel yöntemim ilkeleri biçiminde ortaya çıkmış ve doğa bilimlerinde önemli gelişmelere kaynaklık etmiştir.
Avrupadaki endüstri devrimleri'de bu sürecin maddi temelini oluşturmaktadır. Bunun sonucunda modern yaşamın temellleri atılmıştır. 1789 Fransız ihtilalinin temelinde, Fransız aydınlanmacılığının belirleyici bir etkisi vardır.
 
Paylasım icin tesekkurler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst