- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 4 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Talebin ne olduğunu anlamaya çalışırken tüketici doygunluğu kavramının önemini ele aldıktan sonra, bu kavramın kuramsal temeli olan yarar modeli üzerinde durulmaktadır. Bu modelin gerekliliği, varsayımları, yarar ve toplam yarar kavramı ve fonksiyonları, marjinal yarar ilkesi, modelin sonuçları ve modelin gerçekçi olup olmadığı incelendikten sonra, tüketici seçimi ve talep ilişkisi, bütçe sınırı, kıvamlı (en uygun) tüketim bileşimi, marjinal yerine geçme oranı üzerinde de ayrıca incelemeler yapılmaktadır.
İncelenen konunun tüketicilerin bir malı neden ve nasıl talep ettiğini anlattığını hiç bir kavramda unutmamak gerekir. Bütün kavramlar ve değerlendirmeler, tüketici talebinin içyüzünü ortaya çıkarmaktır. Bunun için kendinizin de bir tüketici olduğunu (belki de aynı zamanda bir üretici) göz önünde tutarak anlatılanları kendinize ve çevrenize uyarlamaya çalışın. Bundan önceki konuda talebe ilişkin olarak anlatılan genel ilkelere de yeri geldikçe dönün.
Talep çözümlemesi yapılırken, talebin bağlı olduğu değişkenlerden yola çıkılır. Tüketicilerin doygunluğu, işletmenin uyguladığı fiyat ve tüketici geliri bu değişkenlerin en önemlisidir. Bu değişkenlere dayanarak talebi çözümlerken üç temel model ortaya çıkar. Bunlar:
• Yarar Modeli
• Fiyat Modeli
• Gelir Modeli
Yarar modeli, talep konusunda çözüm getirilemeyen kimi konuları aydınlatması ve günümüz koşullarına da uyarlanabilmesi açısından önem kazanmaktadır. Öncelikle bu modelin incelenmesinde yarar vardır.
PİYASA, ARZ ve TALEP
Piyasa Nedir?
Piyasa, gerek mal ve hizmetlerin, gerekse üretim faktörlerinin alıcı ve satıcılarının karşı karşıya geldiği ve iktisadi kararların verildiği ortamdır. ilk bakışta böylesine geniş bir tanımın sınırlarını çizmek çok zordur. Örneğin Türkiye'de, ekonominin bütününü içine alan bir piyasa mı kastedilmektedir? Yoksa İstanbul'daki "Perşembe Pazarı" da başlıbaşına bir piyasa mıdır?
İktisatta genel anlamda piyasa dendiği zaman, politik ve ekonomik bütünlüğü olan tüm ekonomi, piyasa tanımı içine girer. Van'dan Edirne'ye kadar bölgesel birçok alışveriş ortamı bulunmakla birlikte, ülkede piyasa bütünlüğünü sağlayan ortak sosyoekonomik yapı, iktisadi kanunlar, dış ticaret rejimi, taban fiyat politikası, asgarı ücretler, memur maaşları, işgücünün serbest dolanımı, v.s. pek çok etken vardır ki Türkiye Ekonomisi'nin piyasasını oluşturur. Türkiye'deki piyasayı oluşturan etkenler, İran veya Yunanistan'dan çok farklıdır. Siyasal sınırı geçtiğimiz zaman:
- Mal fiyatları
-Ücretler,
- İş bulma olanakları,
- Dış ticaret rejimi,
- Para birimi,
- Ticaret koşulları dolayısiyle herşey ayrı bir özellik içine girer.
A.B.D.'nin Güney-Batı sınırında Meksika'ya geçtiğimiz zaman da ayrı bir piyasa yapısı, ayrı bir ekonomik dünya ile karşılaşırız. Daha keskin bir örnek verelim: Güney Kore'den Kuzey Kore'ye geçildiğinde, ekonomik yapı bütünü ile değişir.
Şu halde, bir ülkenin ekonomik, politik ve sosyal bütünlüğü içinde oluşan bir piyasa vardır. Biz buna "ulusal" piyasa diyoruz.
Ulusal piyasa dışında görülen ikinci bir piyasa da "uluslararası piyasa" dır. Siyasal olarak ayrı bir birimin kontrolünde olmayan, coğrafı bütün uiusların içinde bulunduğu bu ortamda. kendine özgü ekonomik kurallar işler. Bütün dünya ekonomilerinin oluşturduğu uluslararası piyasada:
Bütün dünya ekonomilerinin şu veya bu derecede payları vardır, G.A.T.T., O.E.C.D., Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Uluslararası Çalışma Örgütü (I.L.O.). Uluslararası Tarım ve Gıda Teşkilatı (F.A.O.), gibi uluslararası ekonomik kuruluşların etkisi vardır. Ayrıca. "çok uluslu şirketler" adını verdiğimiz, sınai, ticarı, malı kuruluşların etkisi vardır.
Biz bu bölümde piyasa analizlerini yaparken, şimdilik, ulusal piyasa (kapalı ekonomi) sınırları içinde kalacağız. Ülusal ekonomi sınırları içinde kalınarak piyasa sorununa eğildiğimiz zaman, özel mülkiyet ve girişim özgürlüğünün bulunduğu ekonomiler ile üretim faktörlerinin ve üretimitr tamamen devletin elinde ve denetiminde olduğu kollektivist ekonomileri birbirlerinden ayırmamız gerekir.
Günümüzde, iç piyasa ile dış piyasalar bütünleşme içine girmiştir. Firmalar üretim kararlarında, iç ve dış piyasaları birlikte göz önüne almak zorundadırlar.
Doğu Bloku'nun çökmesiyle, merkezi planlama devtetçilikten uzaklaşılmıştır. Piyasa ekonomisi dediğimiz zaman, iç ve dış piyasayı birlikte ele alan bir yaklaşım, artık yalnızca sanayileşmiş batı ülkelerinde değil, bütün dünyada uygulanmaya başlayan bir anlayış durumuna gelmiştir.
Türk ekonomisi, özellikle 1989 yılından itibaren hızlı bir biçimde dış pazarlarla bütünleşme içine girmiştir. Birçok sanayileşmekte olan ülke de bu çizgi içinde bir politika izlemektedir.
Özel mülkiyet ve özel girişim, 1980'li ve 1990'lı yıllarda, hızlı bir biçimde, karma ekonomik yapının ve devletçiliğin yerini, batı ülkeleri dışında da almaya başlamıştır. Ancak, bu yapı altında da, kamu otoritesinin, kaynak dağılımını ve ekonominin dış piyasalardaki etkinliğini yönlendirmesi ve piyasa ekonomisinin, oyunun kuralları içinde oynanması için rol alması söz konusudur.
Eski kollektivist ekonomilerde ise özel girişimci ve özel mülkiyet bulunmadığından,
- Hangi malların,
- Ne miktarda ve nasıl,
- Kimin için,
Üretileceği gibi, kaynak dağılımı ile ilgili temel kararlar "merkezi otorite" tarafından verilir. Bu durumda, yukarıda belirttiğimiz anlamda bir piyasadan veya piyasa ekonomisinden söz edebilmek için asgarı koşullar:
Böyle bir ortamda, üretim kararlarının oluşumu, mal ve hizmetlerin dolaşımı basit bir şema ile şu şekilde gösterilebilir: özel mülkiyet ve girişim özgürlüğüdür.
Talep
Talep, bir şeyi (malı, hizmeti. faktörü) hem satın alma isteği, hem de satın alacak parasal güce sahip olma durumudur. Dolayısıyla ekonomide. alıcıların (talep edenlerin) tutumu ile ilgili bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye' de 1991 yılında yaratılan millı gelirin (% 80) i tüketim mallarına harcanmıştır dediğimiz zaman, bir talep olayı vardır.
Talep edilen "şeyler" açısından değerlendirildiği zaman,
- Mal,
- Hizmet,
- Üretim faktörü söz konusu olur.
Diğer taraftan talep:
a) Bir ekonominin tümü için "topiam" talep olabilir. Bu durumda ekonomide üretilen bütün mal ve
hizmetler ile faktörlere olan talep anlaşılır.
b) Bir tek mala (A) malına olan "toplam talep" şeklinde ortaya çıkabilir.
c) Bir bireyin bütün mal ve hizmetlere veya bir tek mala olan talebi şeklinde olabilir. (Aynı şey firma
için de sözkonusudur.)
Üretim olayını incelerken, üretimle birlikte faktör gelirlerinin de ortaya çıktığını gördük. Üretiım faktörleri üretimi gerçekleştirmelerinin karşılığı olarak "faktör gelirleri" veya "faktör paylarını" elde ediyorlardır.
- Ücret
- Kar
- Faiz
- Kira
olarak gerçekleşen faktör gelirleri ile, faktörsahipleri (halk) gereksinmelerini karşılamak için mal ve hizmet "talep ederler."
Mal piyasasında görülen bu talep yanında, "üretim faktörleri piyasası" nda da bir talep söz konusudur.
Talebi Değiştiren Faktörler :
1.Tüketicinin zevki, (Z)
2.Tüketicinin geliri, (Y)
3.İkame ve tamamlayıcı malların fiyatları, (Pi) (i=1,2,….n)
4.Gelecekte beklenen fiyat, (Fp)
5.Nüfus (L)
6.Gelir Dağılımı, (D)
Bu bağlam içersinde bir malın piyasa talep fonksiyonunun
Qd = Qd ( P1 , P2 ,…, Pn , Y , L, D, Z, Fp )
olduğunu varsayabiliriz. Analiz sırasında talep fonksiyonunda bu kadar değişkenin bulunması işlerimizi çok karıştıracağından ilgimizi yalnızca bir malın piyasa talebi ve o malın fiyatı arasındaki ilişkiye yöneltmek durumundayız. Yani piyasa talep fonksiyonunun aşağıdaki basit formda olduğunu varsayacağız :
Qd = f ( P ) = ά + βP ( ά > 0 β < 0 )
Buradaki talep eğrisinin negatif eğimli olmasının iktisadi açıdan iki sebebe bağlıyabiliriz:
Azalan marjinal fayda kanunu : Azalan marjinal fayda kanunu bir malın tüketilen her ilave biriminin sağlayacağı ek faydanın bir önceki birimin sağladığından daha az olacağını ifade eder. Bu durumda tüketicilerin her yeni mal talebinde ödemeyi arzu edecekleri fiyatın daha az olacağı yönündedir
Gelir ve ikame etkileri : Bir malın fiyatı yükseldiğinde tüketicinin reel geliri reel geliri azalacaktır. Tüketici veri geliri ile daha az mal satın alacaktır. Yine bir malın fiyatının yükselmesi bu malın ikamesinin de dahil olduğu diğer malların fiyatlarının nispi olarak ucuzlaması anlamına gelir. Refahını korumaya çalışan tüketici fiyatı artan maldan tüketimini azaltarak ikame mallara yönelecektir.
İktisadi bekleyişlerimiz içersinde talep eğrisinin negatif eğimli olmasını öngörürüz fakat talep eğrisinin pozitif olabileceği istisna durumlarda vardır.Bu durumda malın fiyatı artarken talep edilen miktarının artması, malın fiyatı düşerkende talep miktarının azalmasıdır.İktisat teorisi içersinde buna Giffen Paradoksu denir.Her düşük malda Giffen Paradoksu ortaya çıkmaz.Bunun için ayrıca o mal için gelir etkisinin ikame etkisinden büyük olması gerekir.19. yüzyılda fakir İrlandalıların başlıca yiyeceği olan patates örnek olarak verilebilir. Gelir o kadar düşüktür ki asgari bir gıda seviyesi ancak patates yenilerek sağlanabilir.Yani gelir sadece patates almaya yetecek kadar azdır.Patates fiyatı düştüğünde tüketici patates tüketimini kısar ve artan gelirini başka yere harcar.
Tek Bir Mal İçin Toplam Talep
Önce işi basit durumda ele alarak, tek bir mala, (A) malına olan talebi belirleyen etkenleri bulalım. Bir piyasada, çok sayıdaki maldan bir tanesi olan (A) malına olan talebi belirleyen faktörler şunlardır:
- (A) malının fiyatı
- Alıcıların toplam parasal gelirleri (Y),
- Piyasadaki diğer malların fiyatları (Pa ... Pz)
- Zevkler ve alışkanlıklar (T).
Bu durumda, (A) malı için piyasadaki toplam talep fonksiyonu şu şekilde belirlenir:
D = f (P : Pb ... Pz : Y : T)
Bu etkenleri biraz daha genişleterek "faiz haddi" ve "bilinmeyen etkenleri" de fonksiyona koyabiliriz. Faiz haddi (r) dayanıklı malların talebi bakımından önemlidir. Bilinmeyen etkenler (u) ise, bir piyasadan diğer bir piyasaya farklılık gösterebilir. Bu durumda, bir mala karşı piyasadaki talep fonksiyonu şu şekli alır:
= f (Pa : Pb ... Pz : : Y : T : r : u )
(A) malı için toplam talebi belirleyen etkenlerin etkileme durumu şu şekilde ortaya çıkar:
a) Diğer etkenler değişmezken A malının fiyatı (P) nın düşmesi (D) yı arttırır, buna karşılık, yükselmesi (D) nın düşmesine yol açar.
b) Denklemde (Pa ... Pz) olarak belirlenen diğer malların fiyatları içinde özellikle, "A" malına "rakip" ve "tamamiayıcı" nitelikte olan mallar önemlidir. "A" malına rakip olan mallar, A malının yerini tutabilen, "A" malı yerine "ikame" edebilen mallardır. Rakip malın fiyatı düşerse, "A" malının talebi azalır, buna karşıhk, fiyatı yükselirse, "A" malının talebi artar. "A" malı ile " tamamlayıcı" nitelik taşıyan malların fiyatlarındaki değişmeler ile farklı etki yapar. Otomobil ve benzin tamamlayıcı mallardır. Burada "A" malı otomobil ise, diğer etkenler veri iken, benzin fiyatı artar ise, otomobil talebi azalır. benzin fiyatı düştüğünde ise otomobile talep artar. Rakip ve tamamlayıcı mallar dışındaki bütün diğer malların fiyatlarınm da "D" üzerinde etkisi vardır. Rakip ve tamamlayıcı mallar ile, P, Y, T, r. u veri iken diğer malların fiyatı artarsa "D" azalır, düşerse "D" artar.
c) Gelir (Y) ile (D) arasındaki ilişkiye gelince: gelir arlışı (D) yı arttırır. gelir azalışı ise düşürür.
d) Zevkler ve alışkanlıklar (T) da (D) üzerinde etkili olurlar. Örneğin 1991 yılında yün kravatlar moda olur ise diğer kravatlara olan talep azalır.
e) Faiz haddi de, vadeli satışlarda uygulanan faiz haddi bakımından önem kazanır. Bu durumda dayanıklı tüketim malları talebi açısından önemlidir. "u" ise, yukarıdaki etkenler dışında kalan bilinmeyen veya beklenmedik değişmeleri ifade etmektedir.
Görülüyor ki. tek mala karşı olan toplam talep açısından etkili olan ve fonksiyona dahil edilen birçok etken söz konusu olmaktadır.
Talep Eğrisi
Bir malın tüm alıcılarının, malın değişik fiyat seviyelerinin her birimde o maldan zaman birimi başına satın almaya hazır oldukları toplam miktarları gösteren eğriye talep eğrisi denir.
Bir mala karşı olan toplam talep söz konusu olduğunda, malın birim fiyatı ile malın talep miktarı arasındaki ilişkiyi gösteren eğridir. (A) malı için, her fiyat düzeyinde, alıcıların talep miktarları ortaya çıkmış olur.
"A" malı fiyatı 10.000 TL iken 50.000 adet, 5000 TL iken 60.000 adet, talep ediliyor ise durumu diyagram üzerinde aşağıdaki gibi gösterebilinir.
Diyagramdan da görüldüğü gibi, "A" malının fiyatı ile "A" malından talep edilen miktarlar arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Fiyat düştükçe talep edilen miktar artar. Yukarıda, tek mal için "piyasa talep eğrisi" söz konusu olmaktadır.
Bir tek mal için (A malı) piyasadaki toplam talep, piyasadaki bireylerin (alıcıların) taleplerinin toplamından meydana gelir. "C1" ve "Cn" e kadar piyasada (n) sayıda alıcı varsa, (n1) nci alıcının (A) malı için talebi (Qn1):
Qn1 = Q1 (P)
"A" malı için piyasadaki toplam talep eğrisi ise, "n" sayıdaki alıcıların taleplerinin toplamından meydana gelir. "A" malı için toplam talep Q ise
Q = Σ Qn1 (P)
veya
Q = O (P)
olarak ortaya çıkar. "A" malının fiyatının "y" ekseni üzerinde sıfırdan sonsuza kadar olan değişik fiyat düzeyleri karşısında, bireylerin ayrı ayn talep miktarı vardır. Bu da bireylerin, talep eğrilerini oluşturur. Bunların toplamı ise. "A" malı için piyasa talep eğrisini verir.
Sorunu basit olarak açıklayabilmek için, piyasada "n" sayıda alıcı yerine belli sayıda alıcının bulunduğunu gösterelim. Bunlar D1 D2 olsun. Durumu diyagram üzerinde açıklayalım:
Bir alıcı "A" malı için "D1 " talep eğrisine sahiptir. "A" malının fiyatı P2 ise talep QQ1 kadar. P3 ise Q2 kadardır. ikinci alıcının aynı mal için talep eğrisi D2 olsun. Bu durumda, "A" malının fiyatı P2 iken ikinci alıcının talebi sıfırdır. Fiyat P2 ye düştüğünde ise QQ2 kadar söz konusu olur.
İki kişinin talebinden oluşan piyasa talep eğrisine (A malı için) gelince:
"A" malının fiyatı P1 iken piyasada bu mala talep yoktur. 1. ve 2. alıcılar. bu fiyattan "A" malına herhangi birtalepte bulunmuyorlar."A" nalınm fiyatı P2 ye düşünce, sadece birinci alıcı, OQ1 kadar talebe sahiptir. Biz Q1 miktarını. aynen piyasa talebine (III) OQ1 olarak aktarıyoruz. "A" malının fiyatı P3 olduğunda ise hem birinci, hem de ikinci alıcılar talepte bulunuyorlar.
Bu fiyattan. birinci alıcının talebi olan OQ2 ile ikinci alıcının OQ3 talebini toplayıp. piyasa talebini (OM) meydana getiriyoruz.
OQ2 + OQ3 = OM
Aynı mantıkla hareket ettiğimizde. piyasa talep eğrisi (D) ortaya çıkar. Bu toplama işini (n) sayıda alıcının bulunduğu piyasa için yaparsak, yine "A" malı için piyasa talep eğrisini bulmuş oluruz.
"A" malı için piyasa talep eğrisini etkileyen faktörleri bir bütün olarak görelim:
- "A" nın fiyatı,
- Diğer malların fiyatı.
- Gelir,
- Zevkler ve alışkanlıklar,
- Nüfus hacmi ve nüfusun kompozisyonu?
- Gelirin ekonomideki böiüşümü, paylaşımı,
- Beklerımeyen diğer etkenler.
Buraya kadar yaptığımız kısa açıklamada şunu gördük.
a) Bir malın (A) malının piyasadaki topiam talebini etkileyen bazı faktörler vardır. Bu faktörlerdeki değişmeler. bir tek alıcı açısından • olduğu kadar toplam talep (A malı talebi) açısından da değişmelere yol açar.
b) Talep egrisi (A) malının değişik fiyatları karşısında bu maldan ne miktarda talep edileceğini gösterir.
Bu durum karşısında, "A" malının fiyatı belirli bir düzeyde iken "A" malının talebini etkileyen diğer faktörler dolayısıyla. talep eğrisinde değişmeler ortaya çıkabilir.
Talep Kayması:
Bir malın fiyatı değişmediği halde, o malın talep edllen miktarda değişme olması, talep kayması olarak tanımla nır.
"A" malının toplam talep eğrisi D1 piyasadaki fiyatı da P1 olsun. P1 fiyatı üzerinden talep edilen miktar OQ1 dir. "A" malının D1 talep eğrisinin, orijinden uzaklaşarak, sağa doğru kaydığını varsayalım (D2). Yeni D2 talep eğrisi ile talep eğrisinde bir kayma olmuş, talep artmıştır. Yenı D2 talep eğrisi ile talep edilen miktar OQ2 dir. Görüldüğü gibi, aynı P1 fiyatından, eskisine oranla O1Q2 kadar daha fazla talep edilmektedir.
Talep kayması aksi yönde de olabilir. Bu durumda, P^ fiyatı ile den daha az bir talep söz konusudur. Talep kaymasının, mutlaka ilk talep eğrisine paralel olmasıda gerekmez.
Talep kaymasına yol açan başlıca etkenler şu şekilde özetlenebilir.
a) Gelirdeki değişmeler: gelir düzeyindeki artış ve azalışlar söz konusudur.
b) Zevklerde ve alışkanlıklardaki değişmeler: A malı ile ilgili olarak zevkler ve alışkanlıklar değişebilir. Özellikle giyim ve gösterişle ilgili mallarda bu durum kuwetle görülür.
c) Tamamlaytcı nitelikteki malların fiyatlarında değişmeler: A malını tamamlayan malların fiyatları yükselir ise, talep azalması, düşerse talep artması yönünde etkiler ortaya çıkar.
d) Rakip malların fiyatlarındaki artışlar: A malına rakip (ikame) olan malların fiyatı artarsa, A malının talebi yükselir. Koyun ve sığır etinin fiyatt çok yükselir ise balık talebi artar. Tabii burada. balık fiyatının değişmediğini varsayıyoruz.
Yukarıda sayılan faktörlerin etkisi ile, (A) malının fiyatı değişmeksizin, talebin artması veya azalması, dolayısıyle talep kayması olayı ortaya çıkar.
Talep Elastiklikleri:
Bir malın fiyatındaki nispi değişme sonucunda talep edilen miktardaki nispi değişmeyi gösterir. Fiyattaki değişmelere karşın miktarın duyarlılığı para birimi başına miktar birimleri cinsinden ölçülmektedir.Örneğin, İngiliz armutları için talebin fiyat değişmeleri karşısındaki duyarlılığı Sterlin (£) başına k paunds ağırlığı olurken, Türk armutları için Türk Lirası ( TL ) başına n kilogram olacaktır.Bu örnek dQd / dP ‘nin, her ülkedeki armut talebinin fiyat değişiklikleri karşısında duyarlılığı için bir ölçüt oluşturmakla beraber, bu ülklerdeki talep duyarlılığı ile ilgili basit bir karşılaştırma yapmamıza olanak vermediğini göstermektedir.Böyle bir karşılaştırma yapabilmek için herhangi bir birimden bağımsız bir ölçüte gereksinimimiz vardır.Sonuç olarak, bu gibi durumlarda talebin fiyat esnekliği olarak bilinen ölçütü kullanmamız gerekmektedir.
Qd = ƒ ( P ) şeklindeki talep fonksiyonu için talebin fiyat esnekliği ( Ed ), miktardaki yüzde değişmenin fiyattaki yüzde değişmeye oranı olarak tanımlanır.Böylece,
∆Qd / Qd ∆Qd P dQd P
Ed ≡ - ——— = —— * —— = —— * ——
∆ P/ P ∆ P Qd dP Qd
olarak gösterilebilir.
Talep Esnekliğini Etkileyen Faktörler :
a)İkame edilip edilemiyeceği,
b)Bütçe içindeki yeri,
c)Kullanım alanı
Talep ile ilgili olarak üç elastiklik vardır:
- Talebin fiyat elastikliği,
- Talebin çapraz elastikliği,
- Talebin gelir elastikliği,
Şimdi bu elastiklikleri sırasıyla görelim:
Talebin Fiyat Elastikliği
(A) malının fiyatında meydana gelen değişmelerin, bu malm talep edilen miktarlarına ne oranda yansıdığını, talebin fiyat elastikliği ile anlarız. (A) malının fiyatı, 15.000 TL.'den 10.000 TL.'ye düştüğü zaman, bu malın talebi yüzde kaç artmaktadır?
- Malın fiyatındaki ve nisbı değişmeleri esas almaktadır.
Durumu diyagram üzerinde inceleyelim.
(A) malının fiyatı OP, iken bu maldan OQ kadar talep edilmekır. Fıyatın OP `ye düştüğünü kabul edelim. Yeni fiyattan talep edilen miktar OQ2 dir.
Burada dikkat edilecek nokta şudur. Fiyattaki nisbi değişmenin (Δp/p), mal talebinde yol açtığı nisbı değişme (AQ/Q) araştırılmaktadır.
Yukarıdaki diyagramda:
OP1 = 110
OP2 = 100
OQ1 = 50
OQ2 = 57 olsun.
a) Fiyattaki nisbi değişme: (100 - 100) : 110 = -0.09
b) Talep miktarındaki nisbi değişme: (57 - 50) : 50 = 0.14
b/a = [(0.14) / -(0.09)] = -1.55 oldu = elastiklik. Talebin fiyat elastikliği formülünü genel olarak belirtelim:
e = AD/D : AP/P
Yukarıdaki diyagramda fiyatın talep elastikliğini, (K) noktası yerine (L) noktasında hesaplamış olsa idik, elastiklik (-1.55) yerine (-1) in altında bir değer alırdı, (-0,8), (-0,7) gibi. Çünkü L noktasında, yukarıdaki elastiklik formülüne göre, D>P olacaktı. Oysa K noktasında D<P dir. Görülüyor ki, talep eğrisinin Y eksenine yakın olduğu noktalarda mutlak değer olarak, e>1.X eksenine yakın olduğu noktalarda e<1. ortada ise e = 1 dir.
Bu durumu da diyagramda belirtelim:
(M) noktasında e = 1 olması sonucu: fiyattaki nisbı değişme ile miktardaki nisbı değişme eşit olur. Örneğin, fiyat % 10 düşmüş ise talep edilen miktar % 10 artar.
Talebin Çapraz Elastikliği
Bir malın fiyatında meydana gelen nispi değişme sonucu diğer malın talep edilen miktarında ortaya çıkan nispi değişmeye denir.
dQx Py Eç = 0 iki mal arasında ilişki yoktur.
Eç = ——— * ——— Eç > 0 ise X ve Y ikame maldır.
dPy Qx Eç < 0 ise X ve Y tamamlayıcı maldır
Talebin çapraz elastikliğinde, "A" malına olan talep miktarındaki | değişme "A" malına "rakip" veya "tamamlayıcı" nitelikteki malların fiyatlarındaki değişme açısından ele alınır.
- Rakip veya tamamlayıcı nitelikteki malların fiyatlarındaki değişme oranı ile,
- "A" malının talebindeki değişme oranı söz konusu olmaktadır.
Burada da aynen yukarıda olduğu gibi:
- Rakip de tamamlayıcı malların fiyat değişmeleri, (AP/P) alınır.
- Bunun, "A" malı açısından yarattığı (AD/D) oranı araştırılacak, her iki oranın bölünmesi ile çapraz elastiklik hesaplanır.
e = (ADa/Da) / (APb : Pb)
olarak ortaya çıkar.
Rakip ve tamamlayıcı mal fiyatlarındaki değişmenin. "A" malının talep miktarını etkileme yönleri farklıdır: A malına rakip (ikame) birtek B malının bulunduğunu varsayalım. B malının fiyatı artarsa, A malının talebinde azalma değil, artma olur.
a) Rakip mallar açısından:
A malını tamamlayan C malının fiyatı artarsa, A malına olan talep azalır. Görülüyor ki, A malına rakip ve tamamlayan malların fiyatlarmdaki değişme. A malına olan talep üzerinde farklı etkiler yapmaktadırlar.
Talebin Gelir Elastikliği
Tüketicinin gelirinde meydana gelen nisbi değişme sonucunda, bir malın talep edilen miktarında meydana gelen nispi değişmedir.
dQd Y Eg < 0 Düşük mal
Eg =- ————— * —— Eg >0 Normal mal
dY Qd Eg >1 Yüksek mal
Gelir elastikliği, gelirdeki değişmeler ile talepteki artış arasındaki ilişkiyi ortaya koyar:
e = (AD/D) : (AY/Y)
Gelirdeki (% 10)luk bir artış, A malının talebinde (% 15) artışa yol açıyorsa:
e = 0,05/0,10 = 0,5
Gelirdeki değişme ile mal talebindeki değişme, genellikle aynı yönde kabul edilir. "Gelirartışı, A malı talebini arttırır" gibi. Fakat (AY/Y) ile (AD/D) nin değerleri önem taşır.
Burada:
- Gelir düzeyi
- Malın, tüketimi zorunlu (mübrem) veya düşük mal olup olmaması gibi etkenler önem taşır.
a) A malı, tüketimi zorunlu (mübrem) oian bir mal olsun (peynir ve harcıalem elbiselik kumaş);
- Gelir düzeyinin çok düşük olduğu bir ekonomide gelir artışı, büyük ölçüde mübrem mallara gidebilir. Çünkü, "gelir düzeyinin çok düşük olmasından. zorunlu mallar bile karşılanamamaktadır."
- Gelir düzeyinin daha yüksek olduğu bir ekonomide ise, gelirdeki artışların (AY), daha çok göstermelik mallara, lüks tüketim mallarına kaydığı görülür. Bu durumda A malı peynir ise, "A"nın gelir elastikliğinin düşük olması doğaldır.
b) "A" malı lüks bir mal olsun (otomobil)
- Gelir düzeyi gelişmekte olan Türkiye, İspanya gibi ülkelerde bu malların gelir elastikliği yüksektir.
1973-75 yıllarında, Türkiye'de binek otomobilinin, yıllık talep artışı aşağıdaki gibidir. 1980 öncesinde, yıllık 100.000 dolayında olan yıllık talep 1990'lı yıllarda, yılda 400.000 dolayına çıkmıştır. Ancak nisbi olarak, durum yine büyük değişim göstermemiştir.
Nüfusun (% 80)`i için, otomobil, lüks mal grubuna girmektedir. Aynı yıllarda gelir artışının çok üzerinde olan binek otomobili talebinin artış hızı, bu, malın lüks bir mal olmasına bağlıdır.
Talebin gelir elastikliğine bağlı olarak gelir artış oranı ve bir malın talep artış oranı arasındaki ilişkiyi etkileyen birçok faktör vardır:
- Malın türü (lüks, göstermelik, zorunlu v.s.)
- Ekonomideki gelir düzeyi,
- Gelirin bölünüşü,
- Ekonomideki tüketim oranı,
- Ekonominin üreti yapısı ile sosyal yapısındaki değişmeler gibi.
Talebin genel olarak "sert" veya "yumuşak" oluşu
Yukarıda talebin fiyat elastikliğini incelerken, talep eğrisinin "herhangi bir noktasında" elastiklik sorununu ele aldık. Eğimi sabit (doğru) olan talep eğrisinin değişik noktalarına talep elastikliği çok farklı olarak ortaya çıktı. Bu durum elastiklik tanımından meydana geliyordu.
Elastiklik, miktar ve fiyat arasındaki nisbı değişe oranına göre hesaplandığı için. talep doğrusu üzerindeki noktaların x ve y eksenine yakın veya uzak olmasına göre, aynı doğru üzerinde farklı elastiklikler ortaya çıkıyordu. Bu tanımdan ayrı olarak talep eğrisinin (doğrusunun) sert veya yumuşak (az elastik veya çok elastik) olması söz konusudur. Birinci şekilde sert (katı ve az elastik) bir talep söz konusudur. Buradaki katılık artık mutlak değişmeler açısından önemlidir.
(P) nin K, noktasındaki AP azalışının, q (miktar) üzerinde yaratacağı AD küçüktür. Yani fiyat değişmesi (AP) karşısında A malının talep miktarındaki değişme (AD) azdır (AD < AP) anlamına gelir.
Genellikle mübrem (zorunlu) mallarda durum böyledir. Ekmeğin fiyatı 3000 TL. den 4000 TL.'ye çıkarsa, talebindeki azatma çok sınırlı olur. İkinci şekilde yumuşak (çok elastik) bir talep eğrisi görülüyor. Esas olarak lüks mallarda görülen bir durumdur. Talep eğrisinin sertlik (yumuşaklık) derecesi ile ilgili olarak üç özel durum vardır: Birinci şekilde elastiklik sıfırdır. A malının fiyatı ne olursa olsun, talep edilen miktar (Oq1) dir. Talebin, fiyat karşısında bir duyarlığı yoktur. İkinci şekilde ise elastiklik sonsuzdur. Fiyat sıfır ile P1 arasında I iken talep edilen mat miktarı sonsuzdur. Fiyat (P1) üzerine çıktığında talep sıfır olur.
Üçüncü şekilde ise "birim" elastiklik söz konusudur.Eğrinin her | noktasında elastiklik eşittir. Talep elastiklikleri ile ilgili olarak buraya kadar açıkladığımız hususlar gerek teori gerekse uygulama büyük önem taşır.
Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde:
- Firmaların gerek tek olarak, gerekse endüstri dalı düzeyindeki fiyat politikalarında,
- Kamu iktisadı kuruluşlarının fiyat politikatarında.
- Destekleme alımları ile ilgili olarak fiyatlandırılmalarında.
- (Fiyat kontrol komiteleri)nin fiyat tespit politikalarında.
- Yerel idarelerin (belediyeler) "narh" fiyat düzeyleri ile ilgili politikalarında, malların talep koşulları, bu arada talep elastiklikleri büyük önem kazanır.
Şimdi elastikliklerin ne anlam ifade ettiklerini toplu olarak görelim. Elastiklik katsayısı Talebin fiyat elastikliği anlamı (e) Adlandırılışı
e = 0 Fiyat değişmesi karşısında miktar değişmez. Tam elastiklik
e = 0 ile 1 arasında Miktar değişmesindeki yüzde, fiyat değişmesindeki yüzdenin altında. Az elastiklik
e = 1 Miktar değişmesi yüzdesi, fiyat değişme yüzdesine eşit. Birim elastiklik.
e 1 ile ∞ arasında Miktar değişmelerindeki yüzde, fiyat değişmelerindeki yüzdenin üzerinde.
e = ∞ Veri fiyatın altında tüketiciler, bütün üretimi alırlar, bu fiyatın üzerinde talep yoktur. Tam elastiklik.
ARZ VE ARZ MİKTARI
Temel ekonomik eşitliğimizin bir yanında talep yer alırken, diğer yanında firmaların piyasaya arz etmeye hazır oldukları mal ve hizmetler yani arz yer almaktadır. Herhangi bir mal veya hizmetin arzı, diğer değişkenler sabitken, belli bir zaman diliminde piyasada üreticilerin değişik fiyat düzeylerinde satmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarını ifade eder.
Arz edilen herhangi bir malın (X malı) miktarı ile bu miktarı belirleyen tüm faktörler arasındaki ilişki arz fonksiyonuyla gösterilir. Dolayısıyla (X) malı için arz fonksiyonu;
olarak yazılabilir. Bu fonksiyonel eşitlikte, arz edilen X malı miktarı bağımlı değişken olmakta ve sol tarafta gösterilmektedir. Arzı etkileyen değişkenler ise, sağ tarafta yer almaktadır. (X) malının kendi fiyatı (Px) dışındaki değişkenler [üretim maliyetleri ya da girdi fiyatları (Pg), diğer malların fiyatları (Py), teknoloji (T), beklentiler €, vergiler (Tg), sübvansiyonlar (Sg) ve firma sayısı (Nf)] sabit varsayıldığından üzerlerine tire konulmuştur.
Burada kullanılan ceteris paribus varsayımı altında, yani diğer değişkenlerin sabit olduğu varsayımında, arz fonksiyonu şu şekilde yazılabilir:
XS = f (Px)
Daha basit yazılımla, X malının fiyatı (Px) bağımsız değişken ve arz edilen X malı miktarı ise bağımlı değişkendir. Arz edilen miktar ve fiyat arasında varolan ilişki pozitiftir. Bu tanımdaki, ceteris paribus varsayımı, üreticilerin bir malı satma arzularının fiyattan başka değişkenlere de bağlı olduğunu ifade eder. işte bu değişkenlerin sabit olduğu varsayılarak sadece iki değişken arasındaki ilişki incelenir. Bu ilişki kısaca arz kanunu olarak isimlendirilir. Arz kanunu, diğer değişkenler sabitken daha yüksek fiyat düzeylerinde arz edilen mal ve hizmet miktarının daha yüksek olacağını; daha düşük fiyat düzeylerinde ise üreticilerin sunmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarının daha düşük olacağını ifade eder.( )
Belirli bir malın tam rekabet şartları altındaki arzı doğrudan satıcının vereceği kararlara bağlıdır. Bir üreticinin piyasaya mal getirip getirmeyeceği, ne kadar mal getireceği, arz ve talebe göre teşekkül eden fiyattan, malın ne kadarını satacağı hususundaki karar ve davranışları iki faktöre bağlıdır.
Birincisi, sübjektif faktörlere yani üreticinin mala atfettiği öneme satış sonrası eline geçecek para miktarına, paraya olan ihtiyacın şiddetine ve piyasa tahminlerine bağlıdır. İkincisi ise objektif faktörlerdir ki bu da maliyetlerdir ( )
Arz Tablosu
Diğer değişkenler sabitken, belli bir ekonomide ve belli bir zaman diliminde üreticilerin değişik fiyatlardan sunmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarlarını özetleyen tabloya arz tablosu denir. ( )
Mal arzı genel olarak tanımlandığında, bir ekonomide üreticilerin üretmek arzusunda ve gücünde oldukları üretimdir.
Daha önce incelemiş olduğumuz talep, ekonomide alıcılar açısından ortaya çıkıyordu ve çok yönlü idi. Faktör gelirine sahip olanların mal talebi yanında, üreticilerin üretim faktörü talebi söz konusu 1 idi. Arz olayında da çok yönlü bir durum vardır.
- Mal ve hizmet arzı yanında,
- Üretim faktörleri arzı da söz konusudur. Yukarıda mat arzı için veriş olduğumuz tanımı, faktör arzı için de kullanabiliriz. Faktör arzı, faktör sahiplerinin belirli koşullar içinde arz etmek arzusunda ve gücünde oldukları üretim faktörleri faktör arzını meydana getirir.
Ekonomide:
- Mal piyasası ve
- Faktör piyasası
birlikte bulunurlar. Mal piyasasında mal arzının bulunmasına karşılık, faktör piyasasında faktör arzından söz edilir. Biz burada "arz" başlığı altında. piyasadaki genel koşulları inceleyeceğiz Amacımız. "piyasa denen ortamı anlamak için bunun bir parças; olan arz. piyasa içindeki yerine oturtmaktır." Yoksa üretim fonksiyonu ile ilpili sorunları tartışmak değildh. Zaten üretim başlığı altında incelenen bölümde üretim fonksiyonu ve bazı özel koşullar incelenmiştir. Biz burada yalnızca. piyasayı genel olarak tanırken. piyasanın işleyişini ortaya koyarken. arzın bu genel görünüm içindeki yerini belirtmeye çalışacağız.
Bunun yanında, faktör piyasasının arz koşullarına girilmeyecek, sadece mal piyasası ele alınacaktır. Amaç, tüketici ve firma dengeterine girmeden önce, bireyin ve firmanın içinde bulunduğu ortamı belirtmek, piyasayı daha iyi tanımaktır.
Arz olayına göre, en basit görünümden başlayalım:
Bir ekonomide, herhangi bır yıl içinde üretilip piyasaya satış için arzedilen bütün mallar ve hizmetler o yılın arzını meyadana getirir. Buna ayrıca, bir yıl öncesinden kalan ve sözü edilen yıl içinde piyasaya arz edilen malları da eklememiz gerekir. Bu kuşkusuz, "kapalı ekonomi" modeli için söz konusudur. Açık ekonomi olduğunda, uluslararası piyasa da işin içine girer. Biz burada şimdilik kapalı ekonomi modeli içinde kalacağız.
Ekonomide arz olayı bütün mal hizmetleri kapsayacak şekilde toptam arz olarak ortaya çıktığı gibi, ekonomide herhangi bir malın (A malının) toplam arzı olarak da görülebilir. Şimdi bir adım daha atmış bulunuyoruz. Ekonomide (A) malının toplam arzı söz konusu edilmektedir. Bir tarafta (A) malını üreten az veya çok sayıda firma, diğer taraftan (A) malmı arz eden firmaların toplam arzı, (A) malı arzı görülüyor. Böyle bir malın piyasada "toplam arzı" olayı ile karşılaşmış oluyoruz. (A) malını arzedenler (üretenler) kimlerdir? Bu sorunun cevabı ekonominin yapısına bağlıdır.
- Tamamen özel sektörün hakim olduğu bir piyasada,özel firmalar üretim ve arzı gerçekleştirirler. (A.B.D. ve Almanya gıbi)
- Sadece kamu kesiminin üretim faaliyetınde bulunduğu Rusya gibi kollektivist ülkelerde devlet kuruluşlan bu işi yaparlar.
- Türkiye, gibı karma ekonomik yapıya sahip ekonomilerde ise hem kamu hem de özel kuruluşlar üretim ve arzı gerçekleştirirler.
Bir malın (A malı) arzı söz konusu olduğundan üreticiler açısından arzı bekleyen etkenler şunlardır:
a) Üretilecek olan A malının piyasadaki fiyatı
b) A malı dışında. diğer malların fiyatları.
c) A malının üretimi için gerekli olan üretim faktörlerinin fiyatları.
d) A maiının üretimi ile ilgili olarak "teknolojik durum"
e) Üreticinin amacı,
Ancak unutulmamalıdır ki bu faktörler. firma dengesi (veya üretim teorisi) açısından A malının arzını belirleyen etkenlerdir. Bunun dışında. piyasadaki (ekonomideki) diğer koşullar açısından üretimi belirleyen daha birçok faktör vardır. Arz ile ilgili olarak konuyu fazla dağıtmadan. arz eğrisine geçelim:
Arz Eğrisi:
Diğer değişkenler sabitken, değişik fiyat düzeylerinde arz edilen mal ve hizmet miktarlarını birleştiren eğri arz eğrisi olarak isimlendirilir. Çok daha genel bir ifadeyle, arz eğrisi arz tablosundaki kombinasyonların, fiyat ve arz edilen miktar eksenleri içinde çizilmesidir. Arz eğrisinde de talep eğrisinde olduğu gibi, oluşturulan grafikte dikey eksende değişik fiyat düzeyleri yer almaktadır. Yatay eksende ise arz edilen mal ve hizmet miktarlarına yer verilmektedir. (1)
Aynen talep olayındaki talep eğrisi gibi. arz olayında da arz eğrisi vardır. Arz eğrisi arz edenlerin (üreticilerin). A malından, herhangi fiyatlarda ne kadar arzedeceklerini gösteren eğridir. Diğer bir deyişle: A malının fiyatları karşısında değişik arz miktarlarını ortaya koymaktadır.
Arz eğrisi daha gerçekçi olarak belirttiğimizde. artan maliyetleri de göz önünde tutarak, "doğru şeklinde değil. giderek, x ekseni ile yaptığı açı büyüyen bir biçimde" çizmemiz gerekir. Piyasa ekonomisi modeli içinde üreticiler (firmalar) "kar amacı" güttüklerinden, piyasada kendileri için gösterge olan gelir ve gider (hasılat ve maliyet) öğeleri karşısmda üretim planları (hedef) yaparlar. Firma açısından gelir ve gider hesapları kabaca şu şekilde yapılır:
Gelir (hasılat); "P" malının fiyatı. "Q" üretim miktarı ise gelir = PXQ gider (maliyet); her üretim düzeyi (Q)'için, veri teknbloji şerçevesinde, (kullanılan girdiler) X (girdilerin fiyatları) = maliyet olarak görülür:
- İşgücü (ücret)
- Makine (amortisman)
- Toprak, bina (kira)
- Kredi (faiz)
- Kullanıian hammadde ve ara malları (bunların piyasa fiyatları)
- Teknoloji (know-how ödemesi veya araştırma masrafı) gibi öğeler, genel anlamda "üretim için gerekli olan girdiler" dir.
Üreticiler açısından yukarıdaki maliyet unsurları, "kendi iradeleri dışında" piyasada oluşmaktadır. Bu durumda, A malının hangi fiyat düzeyinde ne miktarda üretim yapabilecekleri, "firmaların kendi kar maksimizasyonu" durumlarına göre ortaya çıkar. A malını üretmek durumunda bulunan bütün firmalar açısından ortaya çıkan bu durum bize, "piyasada, A malının arz eğrisini" verir.
Yukarıdaki diyagrama göre: A malının fiyatı (P) ise, arzedilen A mah miktarı (üretim miktarı) OQ olacaktır. Bu, daha önce de söylendiği gibi, belirli zaman aralığı için söz konusudur. Yukarıdaki diyagramda da görüldüğü gibi. arz eğrisi pozitif eğilimlidir. Fiyat arttıkça üretim miktan artar.
A malının arzı,
a) Piyasadaki herhangi bir firmanın arzı,
b) "A" malı için piyasadaki toplam arz eğrisi olarak ikiye ayrılır. A malı için piyasa arz eğrisini, piyasadaki firmaların arzını toplayarak buluruz.
Arz Elastikliği:
Talep eğrisinde olduğu gibi, arz eğrisinde de elastiklik söz konusudur. Arz elastikliği, fiyat değişmeleri karşısında, arzın (üretimin) duyarlılığını ifade eder. A malının piyasadaki fiyatı % 10 artarsa, fiyattaki bu (% 10)luk artışa üretimin tepkisi (yanıtı) ne olur? Üretim % 5 hni yoksa % 15 mi artar? Arz elastikliğinin anlamı budur.
Durumu bir diyagramla açıklayalım:
e = (AQ/Q) : (AP/P) olarak arz elastikliği ifade edilir.
Yukarıdaki diyagramda arz eğrisi, orijinden geçen bir "doğru" olarak çizildiğinden, elastiklik doğrunun her noktasında eşittir (nokta elastiklik olarak). Şimdi arz eğrisini, aşağıda görüldüğü gibi, x ekseni ile giderek büyüyen açılar yapan bir eğri olarak kabul edelim:
Bu durumda K ve L noktalarındaki elastiklikler çok farklı olacaktır. K noktasında olduğu gibi, çizilen teğet, orijinin üst kısmında y eksenini kesiyor ise elastik bir arzdan söz edilir. L noktasında olduğu gibi x eksenini keserek orijinin altına y eksenine ulaşan noktalarda ise arz elastikliği azalmış olur. Kullanılan formül yine aynıdır.
Firma dengesini incelerken. arz eğrisinin, maliyetlere bağlı olarak, doğru şeklinde değil de. değişik varsayımlar altında şekillenen farklı eğriler olarak nasıl ortaya çıktığını ayrıntılarıyla göreceğiz. Arz, doğru değil eğri olarak ele alındığı zaman, "iki nokta arasındaki elastikliğin" eğrinin her noktasında farklı olarak ortaya çıkması doğaldır. Talep eğrisinde olduğu gibi, arz eğrisinde de. çok veya az elastik durumlar söz konusudur.
Burada üç özel durumu diyagram üzerinde belirtelim:
Birinci şekilde sonsuz elastikliğe sahiptir. A malının fiyat OP1 arasında iken arz sıfırdır. Fiyat P1, in üzerine çıkınca arz sonsuz olur.
İkinci şekilde arz elastikliği sıfırdır. A malının fiyatı ne olursa olsun üretim OQ1 kadardır. Üçüncü şekilde arz eğrisi orijinden geçen bir doğrudur. Burada elastiklik birime eşittir.
Arz edilen miktarda değişiklik ve arz değişmesi (Kayması)
Arzı anlatırken hiçbir zaman birbirine karıştırılmaması gereken bir hususta arz miktarındaki değişme ile arzın kayması ya da değişmesidir. Çünkü arz miktarındaki değişme aynı arz eğrisi üzerinde fiyatlardaki değişme karşısında arz miktarlarının buna tepkisidir. Arz kayması ise aynı fiyat seviyelerinde o malı arz edenlerin değişik nedenlerle öncekine göre daha fazla ya da daha az mal arz etmek istemeleridir. Bu nedenle arz eğrisi sağa ya da sola kaymaktadır.
Arz değişmesi veya kayması ise, arz eğrisinin bazı faktörlerin etkisiyle sağa veya sola kaymasıdır. Arz eğrisindeki bu kayma malın kendi fiyatı dışında arzı etkileyen faktörlerin birindeki bir değişmenin sonucudur.
Arzda da talepte olduğu gibi genel bir kural vardır. Firmaların üretmek ve satışa sunmak istedikleri mal miktarını etkileyen değişkenlerden (malın kendi fiyatı dışında) herhangi birindeki değişme o malın arz eğrisinin bütününü kaydıracaktır.
Şekilde görüldüğü gibi arz eğrisinin (SS) sağa doğru kayarak S2S2 durumuna gelmesi arzın arttığını, sola doğru kayarak S1S1 duruma gelmesi de arzın azaldığını göstermektedir.
Eğer arz azalırsa,
İ. Aynı fiyattan daha az mal arz edilir. Şekil © de görülmektedir.
İİ. Veyahut, aynı miktar mal daha yüksek fiyattan satılır. Şekil (d) de görülmektedir.
Arzın Azalması
Arzdaki Kaymalar
Piyasada fiyat dışındaki değişkenlerde meydana gelen değişmeler eğrinin sağ veya sol kaymasına neden olur. arz eğrisinin kaymasına neden olabilecek temel faktörler;
• Kullanılan girdilerin fiyatı (üretim maliyetleri),
• Teknoloji ve verimlilik,
• Vergiler ve sübvansiyonlar,
• Diğer malların fiyatları,
• Üreticilerin beklentileri,
• Endüstrideki firmaların sayısı
şeklinde sıralanabilir. Şimdi sırasıyla bu faktörlerden birinde meydana gelecek olan değişmenin arz eğrisi üzerinde yaratacağı etkiyi değerlendirelim.
Talep kaymasında olduğu gibi arz eğrisinde de kayma söz konusudur. Bir tek üretici açısından: aynı fiyatta daha fazla veya daha az mal satmak: esas olarak maliyet öğelerinde veya teknolojide ortaya çıkan değişiklikler ile olur. (Maliyet yapısında ve teknolojide değişme). Firmalar açısından ortaya çıkan bu durum, A malı için piyasa arz eğrisini de etkiler.
Maliyet analizlerini henüz geçilmediğinden, arz kayması ile ilgili daha fazla açıklama burada yapılmayacaktır. Bu bölümlerde arz ve arz eğrisi: çok genel olarak ele alınmıştır. Amacımız. daha sonraki bölümlerde ele alacağımız tüketici ve firma davranışlannın "nasıl bir ortam içinde" bulunduklarını anlamak için "piyasa" ile ilgili genel bilgiler vermekti. Konu ile ilgili ayrıntılı noktalara, özellikle "firma dengesi" ile ilgili bölümde tekrar dönülecektir.
Piyasada Fiyat Oluşumu
Bu bölümde şimdiye kadar piyasa, talep ve arz ile ilgili genel bilgiler verdik. Amacımız; tüketici ve firma dengesine geçmeden, en küçük iktisadi birimler olan birey ve firmanın "nasıl bir ortam içinde bulunduklarını" açıklamaktı. Bu ortam ile ilgili bilgileritamamlamak için, piyasa dediğimiz ortam içinde "fiyatların nasıl oluştuğunu" da kısaca görmemiz gerekiyor. Piyasa ekonomisinin esasını, fiyat mekanizması oluşturur. Mal ve faktör fiyatlarının durumuna göre tüketiciler (alıcılar) ve firmalar davranışta bulunurlar, (veya dengeye gelirler). Bu nedenle fiyat oluşumunun, piyasa ekonomisi bakımından büyük önemi vardır.
Piyasa ekonomisinde ekonomiye "herhangi bir müdahale yoktur". Bu ortam içinde teorik olarak: tam rekabet piyasası ve eksik rekabet piyasalarından söz edilir. Fiyat oluşumunun da, bu değişik varsayımlar altmda incelenmesi gerekir. Burada yalnızca, tam rekabet piyasasında, A malının fiyat oluşumu, kısaca açıklanacaktır.
Piyasada A malının fiyatı, A malının "piyasa arz" ve "piyasa talep" eğrilerinin kesiştikleri noktada oluşur. Durumu diyagram üzerinde görelim. (A) malının piyasa fiyatının oluşumu: y ekseninde A malının fiyatı, x ekseninde de, A malının piyasadaki arz (S) ve talep (D) miktarları gösterilmiştir. A malının toplam üreticilerinin (firmaların) ve toplam tüketicilerinin (alıcılar) oluşturdukları bu eğriler, sadece bir tek nokta. (E) noktasında kesişirler.
Bunun anlamı şudur: Üretici ve tüketicileri aynı anda tatmin eden "bir tek fiyat ve üretim düzeyi" vardır. Yukarıdaki diyagramda bu nokta (E) noktasıdır. Bu fiyata "denge fiyatı" adı verilir. (E) noktasınm altında ve üstünde oluşacak P3 ve P2 fiyatları, A malının piyasa arzı ve piyasa talebi arasındaki dengeyi sağlayamaz. Fiyatın (P2) olduğunu varsayalım: bu fiyatta alıcıların almak arzusunda olduğu mtktar P2 D2 üreticilerin üretmek arzusunda oldukları miktar ise P2 S2 dir. Arz ve talep miktarları arasında dengesizlik vardır.
Şimdi A malının fiyatının P3 olduğunu varsayalım: bu fiyat düzeyinde de arz ve talep miktarları arasında uyumsuzluk vardır. Alıcılar bu fiyattan P3D3 kadar almak arzusunda oldukları halde üreticiler bu fiyattan P3S3 kadar üretmek isteyeceklerdir. Birinci durumda (P2 fiyat düzeyinde) üretim fazlası ve talep azlığı fiyatın yeniden P^ düzeyinde inmesine yol açar.
İkinci durumda ise talep fazlası ve üretim azlığı fiyat yükselterek yeniden P1 düzeyine inmesine yol açar. İkinci durumda ise talep fazlası ve üretim azlığı fiyat yükselterek yeniden P1 düzeyine çıkarır. Sonuç olarak, denge fiyatı dışında bir fiyat söz konusu olmaz.
Yukarıdaki diyagramda: D2S2: Arz fazlası D3S3: Talep fazlası olarak tanımlanır. Yukarıda, mal piyasasında, herhangi bir mal (A malı) için fiyat oluşumu ele alındı. Tam rekabet koşulları içinde arz, talep ve denge fiyatı ile ilgili genel kurallar faktör piyasası içinde geçerlidir. Kuşkusuz. genel kuralların ilerisindeki özelliklere girildiğinde. önemli bazı farklılaşmalar olur.
A malının fiyat oluşumu ile ilgili olarak yukarıda çizilen diyagramda A malı için arz (S) ve talep (D) eğrileri belirlidir. Belirli bir (t) zamanındaki fiyat oluşumunu ifade etmektedir. Oysa (t,) zamanından (t2) ye geçildiğinde, arz ve talep eğrilerinde "kaymalar" ortaya çıkabilir.
Gelirin, alışkanlıkların ve zevklerin değişmesi sonucu talep eğrisi kayma göstereceği gibi, faktör fiyatlarında ve teknolojide değişiklik olması sonucunda arz eğrisi de değişebilir.
Durumu diyagram yardımı ile açıklayalım: Birinci şekilde, sadece talep eğrisi sağa doğru kayma göstermiştir. Bu kayma sonucu yeni kesişme noktası (E2)dir. Bu durumda A malı H2 fiyatında Q2 kadar arz ve talep edilmektedir. İkinci şekilde hem talep, hem de arz eğrisinde sağa doğru kayma olmuş. fiyat (P^den (P2)ye düşmüştür. Yeni denge fiyatında arz ve talep eşitliğini sağlayan A malı miktarı (OQ2) dir.
Fiyat düşme yerine artma da gösterebilir. hatta: sabit de kalabilirdi. Üç almaşıktan'hangisinin ortaya çıkacağını, arz ve talep eğrilerinin "kayma durumları" belirler.
Fiyat oluşumu ile ilgili olarak yaptığımız sınırlı açıklamalar, tam rekabet piyasasının esas almıştır.
- Üreticiler ve tüketiciler açısından tam rekabetten uzaklaşma sonucunda,
- Veya piyasaya dışarıdan yapılacak bir müdahale ile fiyat oluşumu da tamamen ve kısmen değişikliğe uğrar. Piyasa analizlerine ileride tekrar değinildiğinde, konu ayrıntılı olarak incelenecektir.
ÜRETİM FAKTÖRLERİ
Üretim “üretim faktörlerini bir araya getirerek ürün elde etmek“ şeklinde de tanımlanabilir. Üretim faktörleri, ürünün elde edilmesi aşamalarında kullanılan faktörlerdir. Bunlar emek, sermaye, teşebbüs ve topraktır.
Amacımız bu elde edilen ürünlerle ihtiyaçlarımızı giderme, bir fayda elde etmektir. Fakat unutulmaması gerekli bir konu vardır ki, o da ihtiyaçlarımızı tatmin eden her türlü mal ve hizmetin meydana getirilmesinin üretim kavramına dahil edilmesidir. Buna göre, hizmet erbabı denilen avukat, doktor, memur ve sanatçıların yaptıkları işin de başlanıldığı andan malın som tüketicisi tarafından satın alınmasına kadar devam eden süreçtir.
Örnek olarak pamuğun üretimi toprağa tohumun atıldığı dönemden başlayıp, gömlek olarak satın aldığımız son ana kadar devam eder. Bu nedenle üretimi “malların faydasını artırmak ya da faydalı hizmetler ifa etmek“ şeklinde tanımlayabiliriz.
EMEK VE ÜCRET
Emek Kavramı
Emek ekonomi bilimi açısından en değerli ve en önemli ekonomik faktördür. Ekonomi bilimi açısından emek;insanların ihtiyaçlarını giderme,yani verim yoluyla gelir elde etmeyi amaç edinmiş zihni ve bedeni insan çalışmalarıdır.
Emek şahsa ,yani yapanın şahsiyetine bağlı bir faktördür; çünkü onu, işi yapanın şahsiyetinden ayrı olarak ele alma olanağı yoktur. Bu önemli nokta , emeği aynı zamanda diğer bütün ekonomik mallardan ayrı olarak incelemeyi zorunlu kılar. Emek ,diğer ekonomik mal ve faktörlerin katkısıyla bir mal gibi üretilip saklanamaz. Bu özelliğinden dolayı emek bir mal değildir. Oluşması ve verimliliği, yalnız çalışan insanın isteğine bağlıdır.
Emek üretim faktörleri arasında doğrudan insanla ilgili olanıdır.
Emek düzeyi, bir mamulün üretilmesi için harcanan emek süresi (t1) ile emeğin yoğunluğunun (Ey) çarpımına eşittir.
Emek düzeyi =t1 x Ey
Ücret
Ücretin Tanımı
Ücret tarihsel oluşumu içinde çeşitli bilim dallarında inceleme konusu olmuştur.Bu nedenle de ücret kavramının çeşitli tanımları yapılmıştır.Ücret kavramının gerek çeşitli bilim dalları içindeki tanımı gerkse genel tanımlarını şöyle sıralaya biliriz:
• Ekonomi alanında ücret, “emeğin fiyatı“ olarak belirlenirken,Sosyal Siyaset alanında,“işgörenin geçim aracı“ ve İş Hukuku alanında ise “işgörenin düşünsel bedensel çalışmalarının karşılığı“, şeklinde tanımlanmıştır.
• Ekonomik açıdan yapılan diğer bir tanıma göre de ücretler , işgücüne yapılan tüm ödemeleri ve ödeme biçimlerini kapsar.Ödenen bvu ücretler çoğunlukla , saat ücreti, haftalık veya aylık ücretler diye adlandırılır.
• Bir başka tanıma göre ücret, üretim faaliyetine bedensel ve düşünsel çaba harcayarak katkıda bulunan kişiye emeği karşılığı üretim miktarı, zaman veya başka bir kritere göre belli bir yöntemle hesaplanarak ödenen paradır.
Ücretin Önemi
İşçinin tek gelir kaynağı bedensel ve zihinsel gücü yani işgücüdür.Ücretler emekçilerin gelir ve hayat seviyesini tayin eden ve sanayideki gelişmeyi etki eden önemli bir maliyet unsuru olarak ve toplumdaki gelir dağılımıyla sosyal adaleti ölçen gösterge olması nedenleriyle çok cepeli bir maliyet arz eder.
Emekçilerin tek gelir kaynağı ücretten ibaret olduğuna göre, gelir seviyeleri ülkenin satın alma potansiyelini de tayin eder.Ücretle birlikte satın alma gücü de artar.
İşletme açısından ücret, en önemli maliyet unsuru olduğundan rekabete etkisi büyüktür.
Ücret milli ekonomi açısından da hem prodüktivite artışına sebep olması hem de sosyal adalet ve gelir dağılımını sağlaması nedeniyle önem arz eder.
Ücret sosyal ve iktisadi hayatta çok yönlü olup işveren, işçi ve sendikacı için ayrı ayrı önem ifade eder, çünkü;
1.Ücret emeği karşılığında çalışan işçilerin, gelirini ve hayat düzeyini belirler.
2.Ülke sanayisinin gelişmesinde önemli bir etken olan maliyet ve fiyat oluşumuna etkir.
3.Milli gelirin gruplar arasındaki dağılımında sosyal adaletin dağılış oranını gösterir.
4.İşçi yönünden gelir, işveren yönünden maliyet unsuru olan ücret;işçi ve işveren yönünden tamamen aksi yönlerden düşünülen iki zıt kutup gibidir.
Ücreti Oluşturan Faktörler
Genel olarak ücret üç kısımdan oluşur;
• Kök (baz) ücret
• Primler
• Sosyal yardımlar
Bu ayrım işçiliklerin maliyete atılmasında;direkt işçilik maliyetleri; endirekt işçilik maliyetleri ve işçilikle ilgili diğer maliyetler şeklinde üçlü ayrıma tabi tutulması sonucunu doğurmaktadır.
Kök Ücret
İşçiye sağlanan yan çıkarların yani ikramiye, prim, sosyal yardımlar ile diğer ek ödemelerin katılmadığı ücrete kök ücret denir. Buna göre kök ücret ; işçiye yapmış olduğu iş karşılığında ödenen parasal tutardır.
Primler
Prim adıyla çalışanlara verilen ödemeler, normal koşullara oranla işçinin yükleneceği ek yük ve külfetleri, gösterdiği özel ve olağanüstü çabaları karşılamaya yönelik ilave ödemelerdir. Bu özel çalışmalar için normal ücretin üzerinde ücret oranları öngörülebilir.
Türkiye`de prim adı altındaki ödemelerin çoğu yasal bir zorunluluk haline dönüşmüştür. Normal mesainin üstündeki çalışmaları, birden fazla vardiyalı işletmelerde gece vardiyaları, ağır, tehlikeli ve beceri isteyen riskli işler için özel primler öngörülebilir.
Sosyal Yardımlar
Kök ücret ve primlere ek olarak çalışanlara çeşitli sosyal yardımlar verilebilir. Örneğin; ücretli yıllık tatiller, parasız öğle yemeği, yol parasının ödenmesi veya çalışanların servis araçlarıyla taşınması, sosyal sigorta ödemeleri dışında doğum, hastalık, ölüm, evlenme yardımları, çocuk zammı, eğitim yardımı ve diğer aynı yardımlar olabilmektedir.
Ücret Haddi-Ücret Geliri
Belirli bir süre içinde emek karşılığı kazanılan paraya ücret geliri, belirli bir zaman veya üretim birimi başına ödenen paraya ücret haddi denir. Saat, gün, hafta veya aylık ücret hadleri saptanabilir. Bu tanımlara göre bir işçinin bir yıl içinde emeği karşılığı kazandığı paraların toplamı ücret geliri ve aynı işçinin parça veya saat başına aldığı para ücret haddidir. Bu iki kavramı birbirinden ayırt etmek gerekir. Örneğin; bir inşaat işçisinin gündeliği ücret haddidir. Gündelik çok yüksek olabilir, fakat iş yılın ancak belirli aylarında yapıldığından, inşaat işçisinin bir yıl içinde kazandığı toplam para, yani ücret geliri düşüktür. Ücret geliri çalışma süresiyle ücret haddinin çarpımına eşittir.
Ücret-Maaş
Her ikisi de ücrettir. Sadece maaş ödeme süresi bakımından daha uzundur. Ayrıca maaş çalışmadan önce, ücret ise çalıştıktan sonra ay sonunda ödenir.
Brüt Ücret-Net Ücret
İşverenin çalışana ödediği ve ücret bordrosunda gösterilen ücret brüt, bu ücretten vergiler, sosyal sigorta primleri ve diğer kamu kesintileri, konut edinme fonu, zorunlu tasarruf fonu, savunma fonu, sendika aidatı vb. kesintilerden sonra çalışanın eline efektif olarak geçen gelire net ücret denir.
Nominal Ücret-Reel Ücret
Doğrudan para ile ifade edilen ücret büyüklüğüne nominal ücret denir. Aylık ücret 50.000.000 TL. gibi.
Reel ücret ise, nominal ücret karşılığında satın alınabilecek mal ve hizmet anlamına gelir. İşçilerin parasal ücret artışı ile gerçek ücret artışları hep aynı yönlü olmayabilir. Nominal ücret bir dönemden diğerine sürekli artış gösterse bile mal ve hizmetleri satın alma gücü azalma gücü azalma gösterebilir. Bu nedenle ücret politikaları saptanırken reel ücretler esas alınır.
Asgari Ücretin Belirlenmesi
Sosyal ve ekonomik gelişmelere ve fiyat dalgalanmalarına bağlı olarak değişen ve işçinin yaşam ihtiyaçlarını minimum düzeyde gidermesini sağlayan ücrete “asgari ücret“ denir.
Asgari ücret uygulanmasında üç yol vardır;
1.Devletin bir kanunla tüm ülke çapında tek bir asgari ücret tespit etmesi,
2.Kanunla düzenlenen komisyonlar tarafından bölgeler ve işkolları itibariyle ayrı ayrı asgari ücretin tespiti,
3.Toplu sözleşmelerle asgari ücretin düzenlenmesi,
Asgari ücret tespitinde sadece fizyolojik değil, kültürel asgari geçim haddinin de dikkate alınması gerekir.
Ücret belli bir yerde çalışan kimsenin yani emeğin fiyatı veya geliridir. Ücret deyince sadece işçi ücretleri değil, aynı zamanda avukat, memur, doktor vb. çalışan kesimin emekleri karşılığında aldıkları gelirlerde ücret sayılır. Emeğini satan kişi, aslında çalışma yeteneğini ya da verimini satmaktadır.
a)Nominal ve Reel Ücret
Nominal ücret, emek faktörünün yaptığı iş karşılığı aldığı para miktarıdır. Reel ücret ise, emek faktörünün para halindeki ücreti ile satın alabileceği mal ve hizmet tutarıdır.
b)Ücret Politikası
Devlet, özellikle işçi sınıfını korumak amacıyla ücretlerin belirlenmesinde müdahale edebilir.
Devlet asgari ücreti kanunla belirler ve piyasada çalıştırılan işçilere bu ücretin altında bir ücret verme teklifinde bulunulamaz. Bu ücretin üzerindeki ücret düzeylerine devlet karışmaz.
Devlet ücretleri artan fiyatlara göre ayarlayabilir. Bunun için bir katsayı belirlenir. Ve fiyatlar arttıkça belirlenen katsayıya göre ücretler otomatik olarak artar.
SERMAYE VE FAİZ
Ekonomilerde sermaye birikimini sağlayan tasarruflar iradi ve zorunlu tasarruflar olmak üzere iki grupta toplanır. İradi tasarruflar hiçbir dış etkinin altında kalmaksızın, zenginleşme, güven, alışkanlıklar gibi faktörlerin etkisiyle yapılan tasarruflardır. Sermayenin kaynağı olan tasarruflar gelir düzeyine, faiz haddine, paranın istikrarına sosyal, siyasal istikrara bağlı olarak değişir. Örneğin; gelirler yükseldikçe tasarruflar, dolayısıyla sermaye miktarı artar.
Enflasyon dönemlerinde ise paranın değeri düştüğü için harcamalar artacak ve tasarruflar azalacaktır. Zorunlu tasarruflar ise devlet tarafından ya da piyasaya hakim gruplar tarafından alınan kararlara kişilerin uyma zorunluluğundan kaynaklanır.
Zorunlu tasarruflara vergiler yada firmaların dağıttıkları karları sınırlandırarak yeni yatırımlarda kullanması şeklindeki oto-finansman yöntemi örnek olarak gösterilebilir.
TOPRAK VE RANT
Toprağın kendi ile beraber yer altı ve yerüstü her türlü zenginlik üretim faktörüdür. Başka bir ifadeyle üretilmemiş, önceden varolan üretim faktörü topraktır. Toprağın gelirine ise “rant“ denir. Rant, “çalışmadan elde edilen gelir“ anlamında da kullanılır.
Ricardo rantın doğuşunu toprakların farklı kalitelerde bulunmasına bağlamıştır. Yani verimsiz topraklara doğru gidildiği için rantın meydana geldiğini ileri sürmüştür ve buna “ diferansiyel rant“ demiştir.
Toprak üzerinde çalıştırılan işgücü artırılırsa, azalan verimler kanunu nedeniyle marjinal ürün eğrisi gittikçe alçalacaktır.
GİRİŞİM VE KAR
Mal ve hizmet üretmek için diğer üretim faktörlerini bir araya getiren girişimci, bu faaliyeti sonucunda kar elde eder. Kar, üretim maliyetleri ile satış fiyatları arasındaki pozitif farktır. Piyasa ekonomisinde kar, ekonomik gelişmenin bir sonucudur. Bu çerçevede nüfus artışı teknik gelişmeler vb. faktörler karı arttırıcı yönde etki ederler.
Kar aynı zamanda ekonomik gelişmenin itici gücüdür. Çünkü kar yatırımları arttıracağından firmalar oto-finansmana giderek faaliyet alanlarını genişletirler.
Kar, milli gelirin miktarını arttırabilir. Çünkü alternatifler arasında rantabilitesi (karlılığı) azalan kesim değerini kaybeder ve açıkta kalan üretim faktörleri başka faaliyet alanlarına kayarak milli geliri arttırabilir. İki kar teorisi vardır:
a)Teknik Yeniliklere Dayanan Kar Teorisi
Schumpeter tarafından ortaya atılan bu teoriye göre durgun (stasyoner) ekonomide kar yoktur. Sermaye sahibinin geliri bir yönetici ücreti niteliğindedir. Ekonomi gelişince kar ön plana çıkar.
Müteşebbisler üretim faktörlerinin bileşimini değiştirip piyasaya yenilikler getirir ve çığır açarlar. Kar bu yeniliklerin mükafatıdır. Müteşebbisin yeni atılım yapmasını sağlar.
b)Riske ve Belirsizliğe Dayanan Kar Teorisi
Bu teoriye göre müteşebbis riski üzerine alan kimsedir. Gelecek dönem belirsiz olduğu için, örneğin ileride fiyatların hangi oranda ve yönde değişeceği bilinmediği için üretimin hangi düzeyde gerçekleştirileceği konusunda karar vermek güçtür.
Ücret, faiz ve rant önceden bellidir, ancak kar belli değildir. Söz konusu teorinin sahibi Von Thunen karı “ Bir zahmetin bedelidir, girişimci geleceğe dayanan tahminler ve planlar yapar. Bu tahmin ve plan hesapları çok emek ister ve zahmetlidir, belirsizdir“ şeklinde tanımlamıştır.
GİRİŞİMCİLİK KAVRAMI
Girişimci emek, teknoloji, sermaye ve doğal kaynaklar olarak sayılan üretim faktörlerini bir araya getirerek mal veya hizmet üreten bireydir.
Girişimcilik; yaşanılan çevre içerisinde ortaya çıkan fırsatları sezme, o sezgilerden yola çıkarak projeler oluşturma, projeleri yaşama taşıma ve zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırma becerisine sahip olmaktır.
Tanımda da yer aldığı üzere girişimcilik ekonomik faaliyetlerin temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde TÜSİAD girişimciyi, “bilinenleri en iyi yapan ve hünerlerine aklını da katan, olağan ve olağan dışı koşullarda işgücü ve sermaye kaynaklarını verimli bir biçimde kullanacak önlemleri düşünen, analiz eden, planlayan, yürürlüğe koyan, uygulayan ve sonuçlarını denetleyebilen kişi yaratıcı girişimcidir“ diye tanımlamaktadır.
Bu tanımda da girişimciliğin sadece maddi faktörler yoluyla değil bilişsel yeteneklerden yola çıkarak ortaya çıktığı ve geliştiği söylenebilir. Girişimci birey bilişsel özelliklere sahiptir ve yeni bilgi ve uygulamalara açıktır.
Girişimde bulunma bir süreç olarak ele alınabilir ve yeni bir işletme kurmak için fırsatlar bulma, değerlendirme ve geliştirmeyi içerir.
Girişimciliğin en önemli bileşeni risk almaktır. Yani girişimci, fırsatları yakaladığında, her tür riski alarak projelerini gerçekleştirmeye çalışandır. Girişimcilik ise, girişimcilerin risk alma, fırsatları kovalama, hayata geçirme ve yenilik yapma süreçlerinin tümüne verilen addır. Bu yüzdendir ki hem şirket açma süreci, hem de yenilikler yapma süreci girişimcilik kapsamındadır.
Dolayısıyla yenilik yapmakla birlikte şirket kuruluşları bir girişimcilik göstergesi olarak kabul edilebileceği düşünülmektedir. Ancak bu süreçte girişimciyi bazı riskler beklemektedir. Bunlar ekonomik risk, sosyal ilişkilerdeki risk, kariyer riski, psikolojik ve sağlık riski.
Girişimci bu risklerle karşı karşıya olduğu gibi gerekli üretim faktörlerini de bir araya getirerek bir yenilik yapma peşindedir.
Girişimcilik tanımında yenilik vardır ve bu yenilik mevcut kaynakların yeni bir birleşimini ifade eder, bir diğer deyişle: yeni bir malın yada servisin üretimi, yeni bir üretim metodunun geliştirilmesi, yeni bir pazarın oluşturulması, yeni bir hammadde kaynağının bulunması ve endüstrinin yeniden yapılandırılması yeniliktir. Girişimcilerin özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür; belirsizlik altında karar alabilen, kararlı ve azimli, güçlü sezgi sahibi, iyi gözlemci, hayal gücü yüksek, kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip, çok yönlü düşünebilen, ikna gücüne sahip olan, bağımsız düşünebilen, esnek, yaratıcı, kendine güvenen kişilik.
Girişimcilerin bulundukları topluma karşı görevleri ve katkıları bulunmaktadır. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz :
1. Ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde en önemli sorunlardan biri işsizliktir. İşsizlik ürün/hizmet üretimi için yeni yatırımların yapılmaması sonucunda doğar. Girişimci sayısı ne kadar artarsa, istihdam oranı da artmaktadır. Dolayısıyla işsizlikten kurtulmanın en etkin yolu, kişilerin kendi işlerini kurmalarıdır.
2. Toplumsal refah düzeyinin yükselmesi bireylerin refahlarıyla ilgilidir. Bireylerin refahını artıracak bir faktör ise kendi işine sahip olmasıdır. Dolayısıyla girişimcilik toplumsal refahın oluşturulmasında ve tabana yayılmasında etkin rol oynayabilecek bir mekanizmadır.
3. Girişimciler hem bilim ve teknolojiyi kullanarak, hem de bu alanlara kaynak aktararak bilim ve teknolojinin gelişmesine yardımcı olmaktadırlar.
4. Girişimciler kullanılmayan potansiyelleri kullanarak, bunların atıl olmalarını önlerler.
Girişimcilik, finansal, fiziksel ve sosyal risklere katlanılarak parasal ödüller, kişisel tatmin ve bağımsızlık elde edilerek yeni bir değer yaratma sürecidir. Bu tanımda da yer aldığı üzere, hangi alanda olursa olsun girişimci olmanın dört temel yönünü vurgulamaktadır: Birincisi, girişimcilik yaratıcılık sürecini içinde barındırır. Yeni bir değer yaratma, girişimcinin kendisi ve toplum için bir değer ifade etmelidir. İkincisi, girişimcilik gerekli zamanın ve çabanın ayrılmasını gerektirir. Gerekli riskleri üstlenmek, girişimciliğin üçüncü yönüdür. Sonuncusu ise, girişimci olmanın ödülleriyle ilgilidir. Bunlar bağımsızlık, kişisel tatmin ve parasal ödüller gibi girişimciler için önemli olan ödüllerdir.
Talep, bir malın satılan ya da satılacak olan toplam niceliğidir. Bir mala karşı ortaya çıkan her istek talep değildir. Talebin oluşması için, mala karşı gereksinme ya da istek olması, malın fiyatını ödeme gücünün ve isteğinin bulunması gerekir.
Tüketim malları talebi, tüketicilerin kişisel istekleri gereksinmelerini karşılamak amacıyla gerçekleştirilir. Üretim malları talebi ise, başka malların üretilmesi için gerekli olan mallara karşı ortaya çıkar.
Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekleştirmek için kullanmak zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılır. Bu faktörler üretimi gerçekleştirmek için kullanılan Doğal Kaynaklar (Hammadde ve Toprak), Emek (İşgücü), Sermaye (Milli Servet) ve Girişim (Teşebbüs) üretim faktörleridir.
Toprak; tarım, taş ve toprağa dayalı sanayi benzeri alanlarda hammade olma, mal ve hizmet üretimi için, kurulacak bir tesisin inşaası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelliği ile karşımıza çıkar.
Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek üretim faktörü ekonomide istihdam elde edilen işgücünü temsil eder. En vasıfsız işgücünden, en tepe yöneticiye kadar üretimde görev alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer alması, alın teri karşılığında ücret alması ile mümkün olabilir.
Sermaye üretim faktörü, bir ulusal ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi, üretildikten sonra tüketim merkezlerine taşınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst unsurlardır. Binalar, demirbaş, yollar,fabrikalar, makinalar, taşıt araçları,içmesuyu, doğalgaz sistemleri gibi... Yani yer altında ve yer üstünde bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim faktörü kapsamına girer ve tüm bu değerlerin toplamı Milli Servet`i temsil eder.
Girişim üretim faktörü ise, diğer üç faktörü piyasalardan, temin eden, mal ve hizmet üretimini organize eden faktördür. Mal ve hizmet üretiminin gerçekleşmesi için yatırım yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan faktördür.
İncelenen konunun tüketicilerin bir malı neden ve nasıl talep ettiğini anlattığını hiç bir kavramda unutmamak gerekir. Bütün kavramlar ve değerlendirmeler, tüketici talebinin içyüzünü ortaya çıkarmaktır. Bunun için kendinizin de bir tüketici olduğunu (belki de aynı zamanda bir üretici) göz önünde tutarak anlatılanları kendinize ve çevrenize uyarlamaya çalışın. Bundan önceki konuda talebe ilişkin olarak anlatılan genel ilkelere de yeri geldikçe dönün.
Talep çözümlemesi yapılırken, talebin bağlı olduğu değişkenlerden yola çıkılır. Tüketicilerin doygunluğu, işletmenin uyguladığı fiyat ve tüketici geliri bu değişkenlerin en önemlisidir. Bu değişkenlere dayanarak talebi çözümlerken üç temel model ortaya çıkar. Bunlar:
• Yarar Modeli
• Fiyat Modeli
• Gelir Modeli
Yarar modeli, talep konusunda çözüm getirilemeyen kimi konuları aydınlatması ve günümüz koşullarına da uyarlanabilmesi açısından önem kazanmaktadır. Öncelikle bu modelin incelenmesinde yarar vardır.
PİYASA, ARZ ve TALEP
Piyasa Nedir?
Piyasa, gerek mal ve hizmetlerin, gerekse üretim faktörlerinin alıcı ve satıcılarının karşı karşıya geldiği ve iktisadi kararların verildiği ortamdır. ilk bakışta böylesine geniş bir tanımın sınırlarını çizmek çok zordur. Örneğin Türkiye'de, ekonominin bütününü içine alan bir piyasa mı kastedilmektedir? Yoksa İstanbul'daki "Perşembe Pazarı" da başlıbaşına bir piyasa mıdır?
İktisatta genel anlamda piyasa dendiği zaman, politik ve ekonomik bütünlüğü olan tüm ekonomi, piyasa tanımı içine girer. Van'dan Edirne'ye kadar bölgesel birçok alışveriş ortamı bulunmakla birlikte, ülkede piyasa bütünlüğünü sağlayan ortak sosyoekonomik yapı, iktisadi kanunlar, dış ticaret rejimi, taban fiyat politikası, asgarı ücretler, memur maaşları, işgücünün serbest dolanımı, v.s. pek çok etken vardır ki Türkiye Ekonomisi'nin piyasasını oluşturur. Türkiye'deki piyasayı oluşturan etkenler, İran veya Yunanistan'dan çok farklıdır. Siyasal sınırı geçtiğimiz zaman:
- Mal fiyatları
-Ücretler,
- İş bulma olanakları,
- Dış ticaret rejimi,
- Para birimi,
- Ticaret koşulları dolayısiyle herşey ayrı bir özellik içine girer.
A.B.D.'nin Güney-Batı sınırında Meksika'ya geçtiğimiz zaman da ayrı bir piyasa yapısı, ayrı bir ekonomik dünya ile karşılaşırız. Daha keskin bir örnek verelim: Güney Kore'den Kuzey Kore'ye geçildiğinde, ekonomik yapı bütünü ile değişir.
Şu halde, bir ülkenin ekonomik, politik ve sosyal bütünlüğü içinde oluşan bir piyasa vardır. Biz buna "ulusal" piyasa diyoruz.
Ulusal piyasa dışında görülen ikinci bir piyasa da "uluslararası piyasa" dır. Siyasal olarak ayrı bir birimin kontrolünde olmayan, coğrafı bütün uiusların içinde bulunduğu bu ortamda. kendine özgü ekonomik kurallar işler. Bütün dünya ekonomilerinin oluşturduğu uluslararası piyasada:
Bütün dünya ekonomilerinin şu veya bu derecede payları vardır, G.A.T.T., O.E.C.D., Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Uluslararası Çalışma Örgütü (I.L.O.). Uluslararası Tarım ve Gıda Teşkilatı (F.A.O.), gibi uluslararası ekonomik kuruluşların etkisi vardır. Ayrıca. "çok uluslu şirketler" adını verdiğimiz, sınai, ticarı, malı kuruluşların etkisi vardır.
Biz bu bölümde piyasa analizlerini yaparken, şimdilik, ulusal piyasa (kapalı ekonomi) sınırları içinde kalacağız. Ülusal ekonomi sınırları içinde kalınarak piyasa sorununa eğildiğimiz zaman, özel mülkiyet ve girişim özgürlüğünün bulunduğu ekonomiler ile üretim faktörlerinin ve üretimitr tamamen devletin elinde ve denetiminde olduğu kollektivist ekonomileri birbirlerinden ayırmamız gerekir.
Günümüzde, iç piyasa ile dış piyasalar bütünleşme içine girmiştir. Firmalar üretim kararlarında, iç ve dış piyasaları birlikte göz önüne almak zorundadırlar.
Doğu Bloku'nun çökmesiyle, merkezi planlama devtetçilikten uzaklaşılmıştır. Piyasa ekonomisi dediğimiz zaman, iç ve dış piyasayı birlikte ele alan bir yaklaşım, artık yalnızca sanayileşmiş batı ülkelerinde değil, bütün dünyada uygulanmaya başlayan bir anlayış durumuna gelmiştir.
Türk ekonomisi, özellikle 1989 yılından itibaren hızlı bir biçimde dış pazarlarla bütünleşme içine girmiştir. Birçok sanayileşmekte olan ülke de bu çizgi içinde bir politika izlemektedir.
Özel mülkiyet ve özel girişim, 1980'li ve 1990'lı yıllarda, hızlı bir biçimde, karma ekonomik yapının ve devletçiliğin yerini, batı ülkeleri dışında da almaya başlamıştır. Ancak, bu yapı altında da, kamu otoritesinin, kaynak dağılımını ve ekonominin dış piyasalardaki etkinliğini yönlendirmesi ve piyasa ekonomisinin, oyunun kuralları içinde oynanması için rol alması söz konusudur.
Eski kollektivist ekonomilerde ise özel girişimci ve özel mülkiyet bulunmadığından,
- Hangi malların,
- Ne miktarda ve nasıl,
- Kimin için,
Üretileceği gibi, kaynak dağılımı ile ilgili temel kararlar "merkezi otorite" tarafından verilir. Bu durumda, yukarıda belirttiğimiz anlamda bir piyasadan veya piyasa ekonomisinden söz edebilmek için asgarı koşullar:
Böyle bir ortamda, üretim kararlarının oluşumu, mal ve hizmetlerin dolaşımı basit bir şema ile şu şekilde gösterilebilir: özel mülkiyet ve girişim özgürlüğüdür.
Talep
Talep, bir şeyi (malı, hizmeti. faktörü) hem satın alma isteği, hem de satın alacak parasal güce sahip olma durumudur. Dolayısıyla ekonomide. alıcıların (talep edenlerin) tutumu ile ilgili bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye' de 1991 yılında yaratılan millı gelirin (% 80) i tüketim mallarına harcanmıştır dediğimiz zaman, bir talep olayı vardır.
Talep edilen "şeyler" açısından değerlendirildiği zaman,
- Mal,
- Hizmet,
- Üretim faktörü söz konusu olur.
Diğer taraftan talep:
a) Bir ekonominin tümü için "topiam" talep olabilir. Bu durumda ekonomide üretilen bütün mal ve
hizmetler ile faktörlere olan talep anlaşılır.
b) Bir tek mala (A) malına olan "toplam talep" şeklinde ortaya çıkabilir.
c) Bir bireyin bütün mal ve hizmetlere veya bir tek mala olan talebi şeklinde olabilir. (Aynı şey firma
için de sözkonusudur.)
Üretim olayını incelerken, üretimle birlikte faktör gelirlerinin de ortaya çıktığını gördük. Üretiım faktörleri üretimi gerçekleştirmelerinin karşılığı olarak "faktör gelirleri" veya "faktör paylarını" elde ediyorlardır.
- Ücret
- Kar
- Faiz
- Kira
olarak gerçekleşen faktör gelirleri ile, faktörsahipleri (halk) gereksinmelerini karşılamak için mal ve hizmet "talep ederler."
Mal piyasasında görülen bu talep yanında, "üretim faktörleri piyasası" nda da bir talep söz konusudur.
Talebi Değiştiren Faktörler :
1.Tüketicinin zevki, (Z)
2.Tüketicinin geliri, (Y)
3.İkame ve tamamlayıcı malların fiyatları, (Pi) (i=1,2,….n)
4.Gelecekte beklenen fiyat, (Fp)
5.Nüfus (L)
6.Gelir Dağılımı, (D)
Bu bağlam içersinde bir malın piyasa talep fonksiyonunun
Qd = Qd ( P1 , P2 ,…, Pn , Y , L, D, Z, Fp )
olduğunu varsayabiliriz. Analiz sırasında talep fonksiyonunda bu kadar değişkenin bulunması işlerimizi çok karıştıracağından ilgimizi yalnızca bir malın piyasa talebi ve o malın fiyatı arasındaki ilişkiye yöneltmek durumundayız. Yani piyasa talep fonksiyonunun aşağıdaki basit formda olduğunu varsayacağız :
Qd = f ( P ) = ά + βP ( ά > 0 β < 0 )
Buradaki talep eğrisinin negatif eğimli olmasının iktisadi açıdan iki sebebe bağlıyabiliriz:
Azalan marjinal fayda kanunu : Azalan marjinal fayda kanunu bir malın tüketilen her ilave biriminin sağlayacağı ek faydanın bir önceki birimin sağladığından daha az olacağını ifade eder. Bu durumda tüketicilerin her yeni mal talebinde ödemeyi arzu edecekleri fiyatın daha az olacağı yönündedir
Gelir ve ikame etkileri : Bir malın fiyatı yükseldiğinde tüketicinin reel geliri reel geliri azalacaktır. Tüketici veri geliri ile daha az mal satın alacaktır. Yine bir malın fiyatının yükselmesi bu malın ikamesinin de dahil olduğu diğer malların fiyatlarının nispi olarak ucuzlaması anlamına gelir. Refahını korumaya çalışan tüketici fiyatı artan maldan tüketimini azaltarak ikame mallara yönelecektir.
İktisadi bekleyişlerimiz içersinde talep eğrisinin negatif eğimli olmasını öngörürüz fakat talep eğrisinin pozitif olabileceği istisna durumlarda vardır.Bu durumda malın fiyatı artarken talep edilen miktarının artması, malın fiyatı düşerkende talep miktarının azalmasıdır.İktisat teorisi içersinde buna Giffen Paradoksu denir.Her düşük malda Giffen Paradoksu ortaya çıkmaz.Bunun için ayrıca o mal için gelir etkisinin ikame etkisinden büyük olması gerekir.19. yüzyılda fakir İrlandalıların başlıca yiyeceği olan patates örnek olarak verilebilir. Gelir o kadar düşüktür ki asgari bir gıda seviyesi ancak patates yenilerek sağlanabilir.Yani gelir sadece patates almaya yetecek kadar azdır.Patates fiyatı düştüğünde tüketici patates tüketimini kısar ve artan gelirini başka yere harcar.
Tek Bir Mal İçin Toplam Talep
Önce işi basit durumda ele alarak, tek bir mala, (A) malına olan talebi belirleyen etkenleri bulalım. Bir piyasada, çok sayıdaki maldan bir tanesi olan (A) malına olan talebi belirleyen faktörler şunlardır:
- (A) malının fiyatı
- Alıcıların toplam parasal gelirleri (Y),
- Piyasadaki diğer malların fiyatları (Pa ... Pz)
- Zevkler ve alışkanlıklar (T).
Bu durumda, (A) malı için piyasadaki toplam talep fonksiyonu şu şekilde belirlenir:
D = f (P : Pb ... Pz : Y : T)
Bu etkenleri biraz daha genişleterek "faiz haddi" ve "bilinmeyen etkenleri" de fonksiyona koyabiliriz. Faiz haddi (r) dayanıklı malların talebi bakımından önemlidir. Bilinmeyen etkenler (u) ise, bir piyasadan diğer bir piyasaya farklılık gösterebilir. Bu durumda, bir mala karşı piyasadaki talep fonksiyonu şu şekli alır:
= f (Pa : Pb ... Pz : : Y : T : r : u )
(A) malı için toplam talebi belirleyen etkenlerin etkileme durumu şu şekilde ortaya çıkar:
a) Diğer etkenler değişmezken A malının fiyatı (P) nın düşmesi (D) yı arttırır, buna karşılık, yükselmesi (D) nın düşmesine yol açar.
b) Denklemde (Pa ... Pz) olarak belirlenen diğer malların fiyatları içinde özellikle, "A" malına "rakip" ve "tamamiayıcı" nitelikte olan mallar önemlidir. "A" malına rakip olan mallar, A malının yerini tutabilen, "A" malı yerine "ikame" edebilen mallardır. Rakip malın fiyatı düşerse, "A" malının talebi azalır, buna karşıhk, fiyatı yükselirse, "A" malının talebi artar. "A" malı ile " tamamlayıcı" nitelik taşıyan malların fiyatlarındaki değişmeler ile farklı etki yapar. Otomobil ve benzin tamamlayıcı mallardır. Burada "A" malı otomobil ise, diğer etkenler veri iken, benzin fiyatı artar ise, otomobil talebi azalır. benzin fiyatı düştüğünde ise otomobile talep artar. Rakip ve tamamlayıcı mallar dışındaki bütün diğer malların fiyatlarınm da "D" üzerinde etkisi vardır. Rakip ve tamamlayıcı mallar ile, P, Y, T, r. u veri iken diğer malların fiyatı artarsa "D" azalır, düşerse "D" artar.
c) Gelir (Y) ile (D) arasındaki ilişkiye gelince: gelir arlışı (D) yı arttırır. gelir azalışı ise düşürür.
d) Zevkler ve alışkanlıklar (T) da (D) üzerinde etkili olurlar. Örneğin 1991 yılında yün kravatlar moda olur ise diğer kravatlara olan talep azalır.
e) Faiz haddi de, vadeli satışlarda uygulanan faiz haddi bakımından önem kazanır. Bu durumda dayanıklı tüketim malları talebi açısından önemlidir. "u" ise, yukarıdaki etkenler dışında kalan bilinmeyen veya beklenmedik değişmeleri ifade etmektedir.
Görülüyor ki. tek mala karşı olan toplam talep açısından etkili olan ve fonksiyona dahil edilen birçok etken söz konusu olmaktadır.
Talep Eğrisi
Bir malın tüm alıcılarının, malın değişik fiyat seviyelerinin her birimde o maldan zaman birimi başına satın almaya hazır oldukları toplam miktarları gösteren eğriye talep eğrisi denir.
Bir mala karşı olan toplam talep söz konusu olduğunda, malın birim fiyatı ile malın talep miktarı arasındaki ilişkiyi gösteren eğridir. (A) malı için, her fiyat düzeyinde, alıcıların talep miktarları ortaya çıkmış olur.
"A" malı fiyatı 10.000 TL iken 50.000 adet, 5000 TL iken 60.000 adet, talep ediliyor ise durumu diyagram üzerinde aşağıdaki gibi gösterebilinir.
Diyagramdan da görüldüğü gibi, "A" malının fiyatı ile "A" malından talep edilen miktarlar arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Fiyat düştükçe talep edilen miktar artar. Yukarıda, tek mal için "piyasa talep eğrisi" söz konusu olmaktadır.
Bir tek mal için (A malı) piyasadaki toplam talep, piyasadaki bireylerin (alıcıların) taleplerinin toplamından meydana gelir. "C1" ve "Cn" e kadar piyasada (n) sayıda alıcı varsa, (n1) nci alıcının (A) malı için talebi (Qn1):
Qn1 = Q1 (P)
"A" malı için piyasadaki toplam talep eğrisi ise, "n" sayıdaki alıcıların taleplerinin toplamından meydana gelir. "A" malı için toplam talep Q ise
Q = Σ Qn1 (P)
veya
Q = O (P)
olarak ortaya çıkar. "A" malının fiyatının "y" ekseni üzerinde sıfırdan sonsuza kadar olan değişik fiyat düzeyleri karşısında, bireylerin ayrı ayn talep miktarı vardır. Bu da bireylerin, talep eğrilerini oluşturur. Bunların toplamı ise. "A" malı için piyasa talep eğrisini verir.
Sorunu basit olarak açıklayabilmek için, piyasada "n" sayıda alıcı yerine belli sayıda alıcının bulunduğunu gösterelim. Bunlar D1 D2 olsun. Durumu diyagram üzerinde açıklayalım:
Bir alıcı "A" malı için "D1 " talep eğrisine sahiptir. "A" malının fiyatı P2 ise talep QQ1 kadar. P3 ise Q2 kadardır. ikinci alıcının aynı mal için talep eğrisi D2 olsun. Bu durumda, "A" malının fiyatı P2 iken ikinci alıcının talebi sıfırdır. Fiyat P2 ye düştüğünde ise QQ2 kadar söz konusu olur.
İki kişinin talebinden oluşan piyasa talep eğrisine (A malı için) gelince:
"A" malının fiyatı P1 iken piyasada bu mala talep yoktur. 1. ve 2. alıcılar. bu fiyattan "A" malına herhangi birtalepte bulunmuyorlar."A" nalınm fiyatı P2 ye düşünce, sadece birinci alıcı, OQ1 kadar talebe sahiptir. Biz Q1 miktarını. aynen piyasa talebine (III) OQ1 olarak aktarıyoruz. "A" malının fiyatı P3 olduğunda ise hem birinci, hem de ikinci alıcılar talepte bulunuyorlar.
Bu fiyattan. birinci alıcının talebi olan OQ2 ile ikinci alıcının OQ3 talebini toplayıp. piyasa talebini (OM) meydana getiriyoruz.
OQ2 + OQ3 = OM
Aynı mantıkla hareket ettiğimizde. piyasa talep eğrisi (D) ortaya çıkar. Bu toplama işini (n) sayıda alıcının bulunduğu piyasa için yaparsak, yine "A" malı için piyasa talep eğrisini bulmuş oluruz.
"A" malı için piyasa talep eğrisini etkileyen faktörleri bir bütün olarak görelim:
- "A" nın fiyatı,
- Diğer malların fiyatı.
- Gelir,
- Zevkler ve alışkanlıklar,
- Nüfus hacmi ve nüfusun kompozisyonu?
- Gelirin ekonomideki böiüşümü, paylaşımı,
- Beklerımeyen diğer etkenler.
Buraya kadar yaptığımız kısa açıklamada şunu gördük.
a) Bir malın (A) malının piyasadaki topiam talebini etkileyen bazı faktörler vardır. Bu faktörlerdeki değişmeler. bir tek alıcı açısından • olduğu kadar toplam talep (A malı talebi) açısından da değişmelere yol açar.
b) Talep egrisi (A) malının değişik fiyatları karşısında bu maldan ne miktarda talep edileceğini gösterir.
Bu durum karşısında, "A" malının fiyatı belirli bir düzeyde iken "A" malının talebini etkileyen diğer faktörler dolayısıyla. talep eğrisinde değişmeler ortaya çıkabilir.
Talep Kayması:
Bir malın fiyatı değişmediği halde, o malın talep edllen miktarda değişme olması, talep kayması olarak tanımla nır.
"A" malının toplam talep eğrisi D1 piyasadaki fiyatı da P1 olsun. P1 fiyatı üzerinden talep edilen miktar OQ1 dir. "A" malının D1 talep eğrisinin, orijinden uzaklaşarak, sağa doğru kaydığını varsayalım (D2). Yeni D2 talep eğrisi ile talep eğrisinde bir kayma olmuş, talep artmıştır. Yenı D2 talep eğrisi ile talep edilen miktar OQ2 dir. Görüldüğü gibi, aynı P1 fiyatından, eskisine oranla O1Q2 kadar daha fazla talep edilmektedir.
Talep kayması aksi yönde de olabilir. Bu durumda, P^ fiyatı ile den daha az bir talep söz konusudur. Talep kaymasının, mutlaka ilk talep eğrisine paralel olmasıda gerekmez.
Talep kaymasına yol açan başlıca etkenler şu şekilde özetlenebilir.
a) Gelirdeki değişmeler: gelir düzeyindeki artış ve azalışlar söz konusudur.
b) Zevklerde ve alışkanlıklardaki değişmeler: A malı ile ilgili olarak zevkler ve alışkanlıklar değişebilir. Özellikle giyim ve gösterişle ilgili mallarda bu durum kuwetle görülür.
c) Tamamlaytcı nitelikteki malların fiyatlarında değişmeler: A malını tamamlayan malların fiyatları yükselir ise, talep azalması, düşerse talep artması yönünde etkiler ortaya çıkar.
d) Rakip malların fiyatlarındaki artışlar: A malına rakip (ikame) olan malların fiyatı artarsa, A malının talebi yükselir. Koyun ve sığır etinin fiyatt çok yükselir ise balık talebi artar. Tabii burada. balık fiyatının değişmediğini varsayıyoruz.
Yukarıda sayılan faktörlerin etkisi ile, (A) malının fiyatı değişmeksizin, talebin artması veya azalması, dolayısıyle talep kayması olayı ortaya çıkar.
Talep Elastiklikleri:
Bir malın fiyatındaki nispi değişme sonucunda talep edilen miktardaki nispi değişmeyi gösterir. Fiyattaki değişmelere karşın miktarın duyarlılığı para birimi başına miktar birimleri cinsinden ölçülmektedir.Örneğin, İngiliz armutları için talebin fiyat değişmeleri karşısındaki duyarlılığı Sterlin (£) başına k paunds ağırlığı olurken, Türk armutları için Türk Lirası ( TL ) başına n kilogram olacaktır.Bu örnek dQd / dP ‘nin, her ülkedeki armut talebinin fiyat değişiklikleri karşısında duyarlılığı için bir ölçüt oluşturmakla beraber, bu ülklerdeki talep duyarlılığı ile ilgili basit bir karşılaştırma yapmamıza olanak vermediğini göstermektedir.Böyle bir karşılaştırma yapabilmek için herhangi bir birimden bağımsız bir ölçüte gereksinimimiz vardır.Sonuç olarak, bu gibi durumlarda talebin fiyat esnekliği olarak bilinen ölçütü kullanmamız gerekmektedir.
Qd = ƒ ( P ) şeklindeki talep fonksiyonu için talebin fiyat esnekliği ( Ed ), miktardaki yüzde değişmenin fiyattaki yüzde değişmeye oranı olarak tanımlanır.Böylece,
∆Qd / Qd ∆Qd P dQd P
Ed ≡ - ——— = —— * —— = —— * ——
∆ P/ P ∆ P Qd dP Qd
olarak gösterilebilir.
Talep Esnekliğini Etkileyen Faktörler :
a)İkame edilip edilemiyeceği,
b)Bütçe içindeki yeri,
c)Kullanım alanı
Talep ile ilgili olarak üç elastiklik vardır:
- Talebin fiyat elastikliği,
- Talebin çapraz elastikliği,
- Talebin gelir elastikliği,
Şimdi bu elastiklikleri sırasıyla görelim:
Talebin Fiyat Elastikliği
(A) malının fiyatında meydana gelen değişmelerin, bu malm talep edilen miktarlarına ne oranda yansıdığını, talebin fiyat elastikliği ile anlarız. (A) malının fiyatı, 15.000 TL.'den 10.000 TL.'ye düştüğü zaman, bu malın talebi yüzde kaç artmaktadır?
- Malın fiyatındaki ve nisbı değişmeleri esas almaktadır.
Durumu diyagram üzerinde inceleyelim.
(A) malının fiyatı OP, iken bu maldan OQ kadar talep edilmekır. Fıyatın OP `ye düştüğünü kabul edelim. Yeni fiyattan talep edilen miktar OQ2 dir.
Burada dikkat edilecek nokta şudur. Fiyattaki nisbi değişmenin (Δp/p), mal talebinde yol açtığı nisbı değişme (AQ/Q) araştırılmaktadır.
Yukarıdaki diyagramda:
OP1 = 110
OP2 = 100
OQ1 = 50
OQ2 = 57 olsun.
a) Fiyattaki nisbi değişme: (100 - 100) : 110 = -0.09
b) Talep miktarındaki nisbi değişme: (57 - 50) : 50 = 0.14
b/a = [(0.14) / -(0.09)] = -1.55 oldu = elastiklik. Talebin fiyat elastikliği formülünü genel olarak belirtelim:
e = AD/D : AP/P
Yukarıdaki diyagramda fiyatın talep elastikliğini, (K) noktası yerine (L) noktasında hesaplamış olsa idik, elastiklik (-1.55) yerine (-1) in altında bir değer alırdı, (-0,8), (-0,7) gibi. Çünkü L noktasında, yukarıdaki elastiklik formülüne göre, D>P olacaktı. Oysa K noktasında D<P dir. Görülüyor ki, talep eğrisinin Y eksenine yakın olduğu noktalarda mutlak değer olarak, e>1.X eksenine yakın olduğu noktalarda e<1. ortada ise e = 1 dir.
Bu durumu da diyagramda belirtelim:
(M) noktasında e = 1 olması sonucu: fiyattaki nisbı değişme ile miktardaki nisbı değişme eşit olur. Örneğin, fiyat % 10 düşmüş ise talep edilen miktar % 10 artar.
Talebin Çapraz Elastikliği
Bir malın fiyatında meydana gelen nispi değişme sonucu diğer malın talep edilen miktarında ortaya çıkan nispi değişmeye denir.
dQx Py Eç = 0 iki mal arasında ilişki yoktur.
Eç = ——— * ——— Eç > 0 ise X ve Y ikame maldır.
dPy Qx Eç < 0 ise X ve Y tamamlayıcı maldır
Talebin çapraz elastikliğinde, "A" malına olan talep miktarındaki | değişme "A" malına "rakip" veya "tamamlayıcı" nitelikteki malların fiyatlarındaki değişme açısından ele alınır.
- Rakip veya tamamlayıcı nitelikteki malların fiyatlarındaki değişme oranı ile,
- "A" malının talebindeki değişme oranı söz konusu olmaktadır.
Burada da aynen yukarıda olduğu gibi:
- Rakip de tamamlayıcı malların fiyat değişmeleri, (AP/P) alınır.
- Bunun, "A" malı açısından yarattığı (AD/D) oranı araştırılacak, her iki oranın bölünmesi ile çapraz elastiklik hesaplanır.
e = (ADa/Da) / (APb : Pb)
olarak ortaya çıkar.
Rakip ve tamamlayıcı mal fiyatlarındaki değişmenin. "A" malının talep miktarını etkileme yönleri farklıdır: A malına rakip (ikame) birtek B malının bulunduğunu varsayalım. B malının fiyatı artarsa, A malının talebinde azalma değil, artma olur.
a) Rakip mallar açısından:
A malını tamamlayan C malının fiyatı artarsa, A malına olan talep azalır. Görülüyor ki, A malına rakip ve tamamlayan malların fiyatlarmdaki değişme. A malına olan talep üzerinde farklı etkiler yapmaktadırlar.
Talebin Gelir Elastikliği
Tüketicinin gelirinde meydana gelen nisbi değişme sonucunda, bir malın talep edilen miktarında meydana gelen nispi değişmedir.
dQd Y Eg < 0 Düşük mal
Eg =- ————— * —— Eg >0 Normal mal
dY Qd Eg >1 Yüksek mal
Gelir elastikliği, gelirdeki değişmeler ile talepteki artış arasındaki ilişkiyi ortaya koyar:
e = (AD/D) : (AY/Y)
Gelirdeki (% 10)luk bir artış, A malının talebinde (% 15) artışa yol açıyorsa:
e = 0,05/0,10 = 0,5
Gelirdeki değişme ile mal talebindeki değişme, genellikle aynı yönde kabul edilir. "Gelirartışı, A malı talebini arttırır" gibi. Fakat (AY/Y) ile (AD/D) nin değerleri önem taşır.
Burada:
- Gelir düzeyi
- Malın, tüketimi zorunlu (mübrem) veya düşük mal olup olmaması gibi etkenler önem taşır.
a) A malı, tüketimi zorunlu (mübrem) oian bir mal olsun (peynir ve harcıalem elbiselik kumaş);
- Gelir düzeyinin çok düşük olduğu bir ekonomide gelir artışı, büyük ölçüde mübrem mallara gidebilir. Çünkü, "gelir düzeyinin çok düşük olmasından. zorunlu mallar bile karşılanamamaktadır."
- Gelir düzeyinin daha yüksek olduğu bir ekonomide ise, gelirdeki artışların (AY), daha çok göstermelik mallara, lüks tüketim mallarına kaydığı görülür. Bu durumda A malı peynir ise, "A"nın gelir elastikliğinin düşük olması doğaldır.
b) "A" malı lüks bir mal olsun (otomobil)
- Gelir düzeyi gelişmekte olan Türkiye, İspanya gibi ülkelerde bu malların gelir elastikliği yüksektir.
1973-75 yıllarında, Türkiye'de binek otomobilinin, yıllık talep artışı aşağıdaki gibidir. 1980 öncesinde, yıllık 100.000 dolayında olan yıllık talep 1990'lı yıllarda, yılda 400.000 dolayına çıkmıştır. Ancak nisbi olarak, durum yine büyük değişim göstermemiştir.
Nüfusun (% 80)`i için, otomobil, lüks mal grubuna girmektedir. Aynı yıllarda gelir artışının çok üzerinde olan binek otomobili talebinin artış hızı, bu, malın lüks bir mal olmasına bağlıdır.
Talebin gelir elastikliğine bağlı olarak gelir artış oranı ve bir malın talep artış oranı arasındaki ilişkiyi etkileyen birçok faktör vardır:
- Malın türü (lüks, göstermelik, zorunlu v.s.)
- Ekonomideki gelir düzeyi,
- Gelirin bölünüşü,
- Ekonomideki tüketim oranı,
- Ekonominin üreti yapısı ile sosyal yapısındaki değişmeler gibi.
Talebin genel olarak "sert" veya "yumuşak" oluşu
Yukarıda talebin fiyat elastikliğini incelerken, talep eğrisinin "herhangi bir noktasında" elastiklik sorununu ele aldık. Eğimi sabit (doğru) olan talep eğrisinin değişik noktalarına talep elastikliği çok farklı olarak ortaya çıktı. Bu durum elastiklik tanımından meydana geliyordu.
Elastiklik, miktar ve fiyat arasındaki nisbı değişe oranına göre hesaplandığı için. talep doğrusu üzerindeki noktaların x ve y eksenine yakın veya uzak olmasına göre, aynı doğru üzerinde farklı elastiklikler ortaya çıkıyordu. Bu tanımdan ayrı olarak talep eğrisinin (doğrusunun) sert veya yumuşak (az elastik veya çok elastik) olması söz konusudur. Birinci şekilde sert (katı ve az elastik) bir talep söz konusudur. Buradaki katılık artık mutlak değişmeler açısından önemlidir.
(P) nin K, noktasındaki AP azalışının, q (miktar) üzerinde yaratacağı AD küçüktür. Yani fiyat değişmesi (AP) karşısında A malının talep miktarındaki değişme (AD) azdır (AD < AP) anlamına gelir.
Genellikle mübrem (zorunlu) mallarda durum böyledir. Ekmeğin fiyatı 3000 TL. den 4000 TL.'ye çıkarsa, talebindeki azatma çok sınırlı olur. İkinci şekilde yumuşak (çok elastik) bir talep eğrisi görülüyor. Esas olarak lüks mallarda görülen bir durumdur. Talep eğrisinin sertlik (yumuşaklık) derecesi ile ilgili olarak üç özel durum vardır: Birinci şekilde elastiklik sıfırdır. A malının fiyatı ne olursa olsun, talep edilen miktar (Oq1) dir. Talebin, fiyat karşısında bir duyarlığı yoktur. İkinci şekilde ise elastiklik sonsuzdur. Fiyat sıfır ile P1 arasında I iken talep edilen mat miktarı sonsuzdur. Fiyat (P1) üzerine çıktığında talep sıfır olur.
Üçüncü şekilde ise "birim" elastiklik söz konusudur.Eğrinin her | noktasında elastiklik eşittir. Talep elastiklikleri ile ilgili olarak buraya kadar açıkladığımız hususlar gerek teori gerekse uygulama büyük önem taşır.
Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde:
- Firmaların gerek tek olarak, gerekse endüstri dalı düzeyindeki fiyat politikalarında,
- Kamu iktisadı kuruluşlarının fiyat politikatarında.
- Destekleme alımları ile ilgili olarak fiyatlandırılmalarında.
- (Fiyat kontrol komiteleri)nin fiyat tespit politikalarında.
- Yerel idarelerin (belediyeler) "narh" fiyat düzeyleri ile ilgili politikalarında, malların talep koşulları, bu arada talep elastiklikleri büyük önem kazanır.
Şimdi elastikliklerin ne anlam ifade ettiklerini toplu olarak görelim. Elastiklik katsayısı Talebin fiyat elastikliği anlamı (e) Adlandırılışı
e = 0 Fiyat değişmesi karşısında miktar değişmez. Tam elastiklik
e = 0 ile 1 arasında Miktar değişmesindeki yüzde, fiyat değişmesindeki yüzdenin altında. Az elastiklik
e = 1 Miktar değişmesi yüzdesi, fiyat değişme yüzdesine eşit. Birim elastiklik.
e 1 ile ∞ arasında Miktar değişmelerindeki yüzde, fiyat değişmelerindeki yüzdenin üzerinde.
e = ∞ Veri fiyatın altında tüketiciler, bütün üretimi alırlar, bu fiyatın üzerinde talep yoktur. Tam elastiklik.
ARZ VE ARZ MİKTARI
Temel ekonomik eşitliğimizin bir yanında talep yer alırken, diğer yanında firmaların piyasaya arz etmeye hazır oldukları mal ve hizmetler yani arz yer almaktadır. Herhangi bir mal veya hizmetin arzı, diğer değişkenler sabitken, belli bir zaman diliminde piyasada üreticilerin değişik fiyat düzeylerinde satmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarını ifade eder.
Arz edilen herhangi bir malın (X malı) miktarı ile bu miktarı belirleyen tüm faktörler arasındaki ilişki arz fonksiyonuyla gösterilir. Dolayısıyla (X) malı için arz fonksiyonu;
olarak yazılabilir. Bu fonksiyonel eşitlikte, arz edilen X malı miktarı bağımlı değişken olmakta ve sol tarafta gösterilmektedir. Arzı etkileyen değişkenler ise, sağ tarafta yer almaktadır. (X) malının kendi fiyatı (Px) dışındaki değişkenler [üretim maliyetleri ya da girdi fiyatları (Pg), diğer malların fiyatları (Py), teknoloji (T), beklentiler €, vergiler (Tg), sübvansiyonlar (Sg) ve firma sayısı (Nf)] sabit varsayıldığından üzerlerine tire konulmuştur.
Burada kullanılan ceteris paribus varsayımı altında, yani diğer değişkenlerin sabit olduğu varsayımında, arz fonksiyonu şu şekilde yazılabilir:
XS = f (Px)
Daha basit yazılımla, X malının fiyatı (Px) bağımsız değişken ve arz edilen X malı miktarı ise bağımlı değişkendir. Arz edilen miktar ve fiyat arasında varolan ilişki pozitiftir. Bu tanımdaki, ceteris paribus varsayımı, üreticilerin bir malı satma arzularının fiyattan başka değişkenlere de bağlı olduğunu ifade eder. işte bu değişkenlerin sabit olduğu varsayılarak sadece iki değişken arasındaki ilişki incelenir. Bu ilişki kısaca arz kanunu olarak isimlendirilir. Arz kanunu, diğer değişkenler sabitken daha yüksek fiyat düzeylerinde arz edilen mal ve hizmet miktarının daha yüksek olacağını; daha düşük fiyat düzeylerinde ise üreticilerin sunmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarının daha düşük olacağını ifade eder.( )
Belirli bir malın tam rekabet şartları altındaki arzı doğrudan satıcının vereceği kararlara bağlıdır. Bir üreticinin piyasaya mal getirip getirmeyeceği, ne kadar mal getireceği, arz ve talebe göre teşekkül eden fiyattan, malın ne kadarını satacağı hususundaki karar ve davranışları iki faktöre bağlıdır.
Birincisi, sübjektif faktörlere yani üreticinin mala atfettiği öneme satış sonrası eline geçecek para miktarına, paraya olan ihtiyacın şiddetine ve piyasa tahminlerine bağlıdır. İkincisi ise objektif faktörlerdir ki bu da maliyetlerdir ( )
Arz Tablosu
Diğer değişkenler sabitken, belli bir ekonomide ve belli bir zaman diliminde üreticilerin değişik fiyatlardan sunmaya hazır oldukları mal ve hizmet miktarlarını özetleyen tabloya arz tablosu denir. ( )
Mal arzı genel olarak tanımlandığında, bir ekonomide üreticilerin üretmek arzusunda ve gücünde oldukları üretimdir.
Daha önce incelemiş olduğumuz talep, ekonomide alıcılar açısından ortaya çıkıyordu ve çok yönlü idi. Faktör gelirine sahip olanların mal talebi yanında, üreticilerin üretim faktörü talebi söz konusu 1 idi. Arz olayında da çok yönlü bir durum vardır.
- Mal ve hizmet arzı yanında,
- Üretim faktörleri arzı da söz konusudur. Yukarıda mat arzı için veriş olduğumuz tanımı, faktör arzı için de kullanabiliriz. Faktör arzı, faktör sahiplerinin belirli koşullar içinde arz etmek arzusunda ve gücünde oldukları üretim faktörleri faktör arzını meydana getirir.
Ekonomide:
- Mal piyasası ve
- Faktör piyasası
birlikte bulunurlar. Mal piyasasında mal arzının bulunmasına karşılık, faktör piyasasında faktör arzından söz edilir. Biz burada "arz" başlığı altında. piyasadaki genel koşulları inceleyeceğiz Amacımız. "piyasa denen ortamı anlamak için bunun bir parças; olan arz. piyasa içindeki yerine oturtmaktır." Yoksa üretim fonksiyonu ile ilpili sorunları tartışmak değildh. Zaten üretim başlığı altında incelenen bölümde üretim fonksiyonu ve bazı özel koşullar incelenmiştir. Biz burada yalnızca. piyasayı genel olarak tanırken. piyasanın işleyişini ortaya koyarken. arzın bu genel görünüm içindeki yerini belirtmeye çalışacağız.
Bunun yanında, faktör piyasasının arz koşullarına girilmeyecek, sadece mal piyasası ele alınacaktır. Amaç, tüketici ve firma dengeterine girmeden önce, bireyin ve firmanın içinde bulunduğu ortamı belirtmek, piyasayı daha iyi tanımaktır.
Arz olayına göre, en basit görünümden başlayalım:
Bir ekonomide, herhangi bır yıl içinde üretilip piyasaya satış için arzedilen bütün mallar ve hizmetler o yılın arzını meyadana getirir. Buna ayrıca, bir yıl öncesinden kalan ve sözü edilen yıl içinde piyasaya arz edilen malları da eklememiz gerekir. Bu kuşkusuz, "kapalı ekonomi" modeli için söz konusudur. Açık ekonomi olduğunda, uluslararası piyasa da işin içine girer. Biz burada şimdilik kapalı ekonomi modeli içinde kalacağız.
Ekonomide arz olayı bütün mal hizmetleri kapsayacak şekilde toptam arz olarak ortaya çıktığı gibi, ekonomide herhangi bir malın (A malının) toplam arzı olarak da görülebilir. Şimdi bir adım daha atmış bulunuyoruz. Ekonomide (A) malının toplam arzı söz konusu edilmektedir. Bir tarafta (A) malını üreten az veya çok sayıda firma, diğer taraftan (A) malmı arz eden firmaların toplam arzı, (A) malı arzı görülüyor. Böyle bir malın piyasada "toplam arzı" olayı ile karşılaşmış oluyoruz. (A) malını arzedenler (üretenler) kimlerdir? Bu sorunun cevabı ekonominin yapısına bağlıdır.
- Tamamen özel sektörün hakim olduğu bir piyasada,özel firmalar üretim ve arzı gerçekleştirirler. (A.B.D. ve Almanya gıbi)
- Sadece kamu kesiminin üretim faaliyetınde bulunduğu Rusya gibi kollektivist ülkelerde devlet kuruluşlan bu işi yaparlar.
- Türkiye, gibı karma ekonomik yapıya sahip ekonomilerde ise hem kamu hem de özel kuruluşlar üretim ve arzı gerçekleştirirler.
Bir malın (A malı) arzı söz konusu olduğundan üreticiler açısından arzı bekleyen etkenler şunlardır:
a) Üretilecek olan A malının piyasadaki fiyatı
b) A malı dışında. diğer malların fiyatları.
c) A malının üretimi için gerekli olan üretim faktörlerinin fiyatları.
d) A maiının üretimi ile ilgili olarak "teknolojik durum"
e) Üreticinin amacı,
Ancak unutulmamalıdır ki bu faktörler. firma dengesi (veya üretim teorisi) açısından A malının arzını belirleyen etkenlerdir. Bunun dışında. piyasadaki (ekonomideki) diğer koşullar açısından üretimi belirleyen daha birçok faktör vardır. Arz ile ilgili olarak konuyu fazla dağıtmadan. arz eğrisine geçelim:
Arz Eğrisi:
Diğer değişkenler sabitken, değişik fiyat düzeylerinde arz edilen mal ve hizmet miktarlarını birleştiren eğri arz eğrisi olarak isimlendirilir. Çok daha genel bir ifadeyle, arz eğrisi arz tablosundaki kombinasyonların, fiyat ve arz edilen miktar eksenleri içinde çizilmesidir. Arz eğrisinde de talep eğrisinde olduğu gibi, oluşturulan grafikte dikey eksende değişik fiyat düzeyleri yer almaktadır. Yatay eksende ise arz edilen mal ve hizmet miktarlarına yer verilmektedir. (1)
Aynen talep olayındaki talep eğrisi gibi. arz olayında da arz eğrisi vardır. Arz eğrisi arz edenlerin (üreticilerin). A malından, herhangi fiyatlarda ne kadar arzedeceklerini gösteren eğridir. Diğer bir deyişle: A malının fiyatları karşısında değişik arz miktarlarını ortaya koymaktadır.
Arz eğrisi daha gerçekçi olarak belirttiğimizde. artan maliyetleri de göz önünde tutarak, "doğru şeklinde değil. giderek, x ekseni ile yaptığı açı büyüyen bir biçimde" çizmemiz gerekir. Piyasa ekonomisi modeli içinde üreticiler (firmalar) "kar amacı" güttüklerinden, piyasada kendileri için gösterge olan gelir ve gider (hasılat ve maliyet) öğeleri karşısmda üretim planları (hedef) yaparlar. Firma açısından gelir ve gider hesapları kabaca şu şekilde yapılır:
Gelir (hasılat); "P" malının fiyatı. "Q" üretim miktarı ise gelir = PXQ gider (maliyet); her üretim düzeyi (Q)'için, veri teknbloji şerçevesinde, (kullanılan girdiler) X (girdilerin fiyatları) = maliyet olarak görülür:
- İşgücü (ücret)
- Makine (amortisman)
- Toprak, bina (kira)
- Kredi (faiz)
- Kullanıian hammadde ve ara malları (bunların piyasa fiyatları)
- Teknoloji (know-how ödemesi veya araştırma masrafı) gibi öğeler, genel anlamda "üretim için gerekli olan girdiler" dir.
Üreticiler açısından yukarıdaki maliyet unsurları, "kendi iradeleri dışında" piyasada oluşmaktadır. Bu durumda, A malının hangi fiyat düzeyinde ne miktarda üretim yapabilecekleri, "firmaların kendi kar maksimizasyonu" durumlarına göre ortaya çıkar. A malını üretmek durumunda bulunan bütün firmalar açısından ortaya çıkan bu durum bize, "piyasada, A malının arz eğrisini" verir.
Yukarıdaki diyagrama göre: A malının fiyatı (P) ise, arzedilen A mah miktarı (üretim miktarı) OQ olacaktır. Bu, daha önce de söylendiği gibi, belirli zaman aralığı için söz konusudur. Yukarıdaki diyagramda da görüldüğü gibi. arz eğrisi pozitif eğilimlidir. Fiyat arttıkça üretim miktan artar.
A malının arzı,
a) Piyasadaki herhangi bir firmanın arzı,
b) "A" malı için piyasadaki toplam arz eğrisi olarak ikiye ayrılır. A malı için piyasa arz eğrisini, piyasadaki firmaların arzını toplayarak buluruz.
Arz Elastikliği:
Talep eğrisinde olduğu gibi, arz eğrisinde de elastiklik söz konusudur. Arz elastikliği, fiyat değişmeleri karşısında, arzın (üretimin) duyarlılığını ifade eder. A malının piyasadaki fiyatı % 10 artarsa, fiyattaki bu (% 10)luk artışa üretimin tepkisi (yanıtı) ne olur? Üretim % 5 hni yoksa % 15 mi artar? Arz elastikliğinin anlamı budur.
Durumu bir diyagramla açıklayalım:
e = (AQ/Q) : (AP/P) olarak arz elastikliği ifade edilir.
Yukarıdaki diyagramda arz eğrisi, orijinden geçen bir "doğru" olarak çizildiğinden, elastiklik doğrunun her noktasında eşittir (nokta elastiklik olarak). Şimdi arz eğrisini, aşağıda görüldüğü gibi, x ekseni ile giderek büyüyen açılar yapan bir eğri olarak kabul edelim:
Bu durumda K ve L noktalarındaki elastiklikler çok farklı olacaktır. K noktasında olduğu gibi, çizilen teğet, orijinin üst kısmında y eksenini kesiyor ise elastik bir arzdan söz edilir. L noktasında olduğu gibi x eksenini keserek orijinin altına y eksenine ulaşan noktalarda ise arz elastikliği azalmış olur. Kullanılan formül yine aynıdır.
Firma dengesini incelerken. arz eğrisinin, maliyetlere bağlı olarak, doğru şeklinde değil de. değişik varsayımlar altında şekillenen farklı eğriler olarak nasıl ortaya çıktığını ayrıntılarıyla göreceğiz. Arz, doğru değil eğri olarak ele alındığı zaman, "iki nokta arasındaki elastikliğin" eğrinin her noktasında farklı olarak ortaya çıkması doğaldır. Talep eğrisinde olduğu gibi, arz eğrisinde de. çok veya az elastik durumlar söz konusudur.
Burada üç özel durumu diyagram üzerinde belirtelim:
Birinci şekilde sonsuz elastikliğe sahiptir. A malının fiyat OP1 arasında iken arz sıfırdır. Fiyat P1, in üzerine çıkınca arz sonsuz olur.
İkinci şekilde arz elastikliği sıfırdır. A malının fiyatı ne olursa olsun üretim OQ1 kadardır. Üçüncü şekilde arz eğrisi orijinden geçen bir doğrudur. Burada elastiklik birime eşittir.
Arz edilen miktarda değişiklik ve arz değişmesi (Kayması)
Arzı anlatırken hiçbir zaman birbirine karıştırılmaması gereken bir hususta arz miktarındaki değişme ile arzın kayması ya da değişmesidir. Çünkü arz miktarındaki değişme aynı arz eğrisi üzerinde fiyatlardaki değişme karşısında arz miktarlarının buna tepkisidir. Arz kayması ise aynı fiyat seviyelerinde o malı arz edenlerin değişik nedenlerle öncekine göre daha fazla ya da daha az mal arz etmek istemeleridir. Bu nedenle arz eğrisi sağa ya da sola kaymaktadır.
Arz değişmesi veya kayması ise, arz eğrisinin bazı faktörlerin etkisiyle sağa veya sola kaymasıdır. Arz eğrisindeki bu kayma malın kendi fiyatı dışında arzı etkileyen faktörlerin birindeki bir değişmenin sonucudur.
Arzda da talepte olduğu gibi genel bir kural vardır. Firmaların üretmek ve satışa sunmak istedikleri mal miktarını etkileyen değişkenlerden (malın kendi fiyatı dışında) herhangi birindeki değişme o malın arz eğrisinin bütününü kaydıracaktır.
Şekilde görüldüğü gibi arz eğrisinin (SS) sağa doğru kayarak S2S2 durumuna gelmesi arzın arttığını, sola doğru kayarak S1S1 duruma gelmesi de arzın azaldığını göstermektedir.
Eğer arz azalırsa,
İ. Aynı fiyattan daha az mal arz edilir. Şekil © de görülmektedir.
İİ. Veyahut, aynı miktar mal daha yüksek fiyattan satılır. Şekil (d) de görülmektedir.
Arzın Azalması
Arzdaki Kaymalar
Piyasada fiyat dışındaki değişkenlerde meydana gelen değişmeler eğrinin sağ veya sol kaymasına neden olur. arz eğrisinin kaymasına neden olabilecek temel faktörler;
• Kullanılan girdilerin fiyatı (üretim maliyetleri),
• Teknoloji ve verimlilik,
• Vergiler ve sübvansiyonlar,
• Diğer malların fiyatları,
• Üreticilerin beklentileri,
• Endüstrideki firmaların sayısı
şeklinde sıralanabilir. Şimdi sırasıyla bu faktörlerden birinde meydana gelecek olan değişmenin arz eğrisi üzerinde yaratacağı etkiyi değerlendirelim.
Talep kaymasında olduğu gibi arz eğrisinde de kayma söz konusudur. Bir tek üretici açısından: aynı fiyatta daha fazla veya daha az mal satmak: esas olarak maliyet öğelerinde veya teknolojide ortaya çıkan değişiklikler ile olur. (Maliyet yapısında ve teknolojide değişme). Firmalar açısından ortaya çıkan bu durum, A malı için piyasa arz eğrisini de etkiler.
Maliyet analizlerini henüz geçilmediğinden, arz kayması ile ilgili daha fazla açıklama burada yapılmayacaktır. Bu bölümlerde arz ve arz eğrisi: çok genel olarak ele alınmıştır. Amacımız. daha sonraki bölümlerde ele alacağımız tüketici ve firma davranışlannın "nasıl bir ortam içinde" bulunduklarını anlamak için "piyasa" ile ilgili genel bilgiler vermekti. Konu ile ilgili ayrıntılı noktalara, özellikle "firma dengesi" ile ilgili bölümde tekrar dönülecektir.
Piyasada Fiyat Oluşumu
Bu bölümde şimdiye kadar piyasa, talep ve arz ile ilgili genel bilgiler verdik. Amacımız; tüketici ve firma dengesine geçmeden, en küçük iktisadi birimler olan birey ve firmanın "nasıl bir ortam içinde bulunduklarını" açıklamaktı. Bu ortam ile ilgili bilgileritamamlamak için, piyasa dediğimiz ortam içinde "fiyatların nasıl oluştuğunu" da kısaca görmemiz gerekiyor. Piyasa ekonomisinin esasını, fiyat mekanizması oluşturur. Mal ve faktör fiyatlarının durumuna göre tüketiciler (alıcılar) ve firmalar davranışta bulunurlar, (veya dengeye gelirler). Bu nedenle fiyat oluşumunun, piyasa ekonomisi bakımından büyük önemi vardır.
Piyasa ekonomisinde ekonomiye "herhangi bir müdahale yoktur". Bu ortam içinde teorik olarak: tam rekabet piyasası ve eksik rekabet piyasalarından söz edilir. Fiyat oluşumunun da, bu değişik varsayımlar altmda incelenmesi gerekir. Burada yalnızca, tam rekabet piyasasında, A malının fiyat oluşumu, kısaca açıklanacaktır.
Piyasada A malının fiyatı, A malının "piyasa arz" ve "piyasa talep" eğrilerinin kesiştikleri noktada oluşur. Durumu diyagram üzerinde görelim. (A) malının piyasa fiyatının oluşumu: y ekseninde A malının fiyatı, x ekseninde de, A malının piyasadaki arz (S) ve talep (D) miktarları gösterilmiştir. A malının toplam üreticilerinin (firmaların) ve toplam tüketicilerinin (alıcılar) oluşturdukları bu eğriler, sadece bir tek nokta. (E) noktasında kesişirler.
Bunun anlamı şudur: Üretici ve tüketicileri aynı anda tatmin eden "bir tek fiyat ve üretim düzeyi" vardır. Yukarıdaki diyagramda bu nokta (E) noktasıdır. Bu fiyata "denge fiyatı" adı verilir. (E) noktasınm altında ve üstünde oluşacak P3 ve P2 fiyatları, A malının piyasa arzı ve piyasa talebi arasındaki dengeyi sağlayamaz. Fiyatın (P2) olduğunu varsayalım: bu fiyatta alıcıların almak arzusunda olduğu mtktar P2 D2 üreticilerin üretmek arzusunda oldukları miktar ise P2 S2 dir. Arz ve talep miktarları arasında dengesizlik vardır.
Şimdi A malının fiyatının P3 olduğunu varsayalım: bu fiyat düzeyinde de arz ve talep miktarları arasında uyumsuzluk vardır. Alıcılar bu fiyattan P3D3 kadar almak arzusunda oldukları halde üreticiler bu fiyattan P3S3 kadar üretmek isteyeceklerdir. Birinci durumda (P2 fiyat düzeyinde) üretim fazlası ve talep azlığı fiyatın yeniden P^ düzeyinde inmesine yol açar.
İkinci durumda ise talep fazlası ve üretim azlığı fiyat yükselterek yeniden P1 düzeyine inmesine yol açar. İkinci durumda ise talep fazlası ve üretim azlığı fiyat yükselterek yeniden P1 düzeyine çıkarır. Sonuç olarak, denge fiyatı dışında bir fiyat söz konusu olmaz.
Yukarıdaki diyagramda: D2S2: Arz fazlası D3S3: Talep fazlası olarak tanımlanır. Yukarıda, mal piyasasında, herhangi bir mal (A malı) için fiyat oluşumu ele alındı. Tam rekabet koşulları içinde arz, talep ve denge fiyatı ile ilgili genel kurallar faktör piyasası içinde geçerlidir. Kuşkusuz. genel kuralların ilerisindeki özelliklere girildiğinde. önemli bazı farklılaşmalar olur.
A malının fiyat oluşumu ile ilgili olarak yukarıda çizilen diyagramda A malı için arz (S) ve talep (D) eğrileri belirlidir. Belirli bir (t) zamanındaki fiyat oluşumunu ifade etmektedir. Oysa (t,) zamanından (t2) ye geçildiğinde, arz ve talep eğrilerinde "kaymalar" ortaya çıkabilir.
Gelirin, alışkanlıkların ve zevklerin değişmesi sonucu talep eğrisi kayma göstereceği gibi, faktör fiyatlarında ve teknolojide değişiklik olması sonucunda arz eğrisi de değişebilir.
Durumu diyagram yardımı ile açıklayalım: Birinci şekilde, sadece talep eğrisi sağa doğru kayma göstermiştir. Bu kayma sonucu yeni kesişme noktası (E2)dir. Bu durumda A malı H2 fiyatında Q2 kadar arz ve talep edilmektedir. İkinci şekilde hem talep, hem de arz eğrisinde sağa doğru kayma olmuş. fiyat (P^den (P2)ye düşmüştür. Yeni denge fiyatında arz ve talep eşitliğini sağlayan A malı miktarı (OQ2) dir.
Fiyat düşme yerine artma da gösterebilir. hatta: sabit de kalabilirdi. Üç almaşıktan'hangisinin ortaya çıkacağını, arz ve talep eğrilerinin "kayma durumları" belirler.
Fiyat oluşumu ile ilgili olarak yaptığımız sınırlı açıklamalar, tam rekabet piyasasının esas almıştır.
- Üreticiler ve tüketiciler açısından tam rekabetten uzaklaşma sonucunda,
- Veya piyasaya dışarıdan yapılacak bir müdahale ile fiyat oluşumu da tamamen ve kısmen değişikliğe uğrar. Piyasa analizlerine ileride tekrar değinildiğinde, konu ayrıntılı olarak incelenecektir.
ÜRETİM FAKTÖRLERİ
Üretim “üretim faktörlerini bir araya getirerek ürün elde etmek“ şeklinde de tanımlanabilir. Üretim faktörleri, ürünün elde edilmesi aşamalarında kullanılan faktörlerdir. Bunlar emek, sermaye, teşebbüs ve topraktır.
Amacımız bu elde edilen ürünlerle ihtiyaçlarımızı giderme, bir fayda elde etmektir. Fakat unutulmaması gerekli bir konu vardır ki, o da ihtiyaçlarımızı tatmin eden her türlü mal ve hizmetin meydana getirilmesinin üretim kavramına dahil edilmesidir. Buna göre, hizmet erbabı denilen avukat, doktor, memur ve sanatçıların yaptıkları işin de başlanıldığı andan malın som tüketicisi tarafından satın alınmasına kadar devam eden süreçtir.
Örnek olarak pamuğun üretimi toprağa tohumun atıldığı dönemden başlayıp, gömlek olarak satın aldığımız son ana kadar devam eder. Bu nedenle üretimi “malların faydasını artırmak ya da faydalı hizmetler ifa etmek“ şeklinde tanımlayabiliriz.
EMEK VE ÜCRET
Emek Kavramı
Emek ekonomi bilimi açısından en değerli ve en önemli ekonomik faktördür. Ekonomi bilimi açısından emek;insanların ihtiyaçlarını giderme,yani verim yoluyla gelir elde etmeyi amaç edinmiş zihni ve bedeni insan çalışmalarıdır.
Emek şahsa ,yani yapanın şahsiyetine bağlı bir faktördür; çünkü onu, işi yapanın şahsiyetinden ayrı olarak ele alma olanağı yoktur. Bu önemli nokta , emeği aynı zamanda diğer bütün ekonomik mallardan ayrı olarak incelemeyi zorunlu kılar. Emek ,diğer ekonomik mal ve faktörlerin katkısıyla bir mal gibi üretilip saklanamaz. Bu özelliğinden dolayı emek bir mal değildir. Oluşması ve verimliliği, yalnız çalışan insanın isteğine bağlıdır.
Emek üretim faktörleri arasında doğrudan insanla ilgili olanıdır.
Emek düzeyi, bir mamulün üretilmesi için harcanan emek süresi (t1) ile emeğin yoğunluğunun (Ey) çarpımına eşittir.
Emek düzeyi =t1 x Ey
Ücret
Ücretin Tanımı
Ücret tarihsel oluşumu içinde çeşitli bilim dallarında inceleme konusu olmuştur.Bu nedenle de ücret kavramının çeşitli tanımları yapılmıştır.Ücret kavramının gerek çeşitli bilim dalları içindeki tanımı gerkse genel tanımlarını şöyle sıralaya biliriz:
• Ekonomi alanında ücret, “emeğin fiyatı“ olarak belirlenirken,Sosyal Siyaset alanında,“işgörenin geçim aracı“ ve İş Hukuku alanında ise “işgörenin düşünsel bedensel çalışmalarının karşılığı“, şeklinde tanımlanmıştır.
• Ekonomik açıdan yapılan diğer bir tanıma göre de ücretler , işgücüne yapılan tüm ödemeleri ve ödeme biçimlerini kapsar.Ödenen bvu ücretler çoğunlukla , saat ücreti, haftalık veya aylık ücretler diye adlandırılır.
• Bir başka tanıma göre ücret, üretim faaliyetine bedensel ve düşünsel çaba harcayarak katkıda bulunan kişiye emeği karşılığı üretim miktarı, zaman veya başka bir kritere göre belli bir yöntemle hesaplanarak ödenen paradır.
Ücretin Önemi
İşçinin tek gelir kaynağı bedensel ve zihinsel gücü yani işgücüdür.Ücretler emekçilerin gelir ve hayat seviyesini tayin eden ve sanayideki gelişmeyi etki eden önemli bir maliyet unsuru olarak ve toplumdaki gelir dağılımıyla sosyal adaleti ölçen gösterge olması nedenleriyle çok cepeli bir maliyet arz eder.
Emekçilerin tek gelir kaynağı ücretten ibaret olduğuna göre, gelir seviyeleri ülkenin satın alma potansiyelini de tayin eder.Ücretle birlikte satın alma gücü de artar.
İşletme açısından ücret, en önemli maliyet unsuru olduğundan rekabete etkisi büyüktür.
Ücret milli ekonomi açısından da hem prodüktivite artışına sebep olması hem de sosyal adalet ve gelir dağılımını sağlaması nedeniyle önem arz eder.
Ücret sosyal ve iktisadi hayatta çok yönlü olup işveren, işçi ve sendikacı için ayrı ayrı önem ifade eder, çünkü;
1.Ücret emeği karşılığında çalışan işçilerin, gelirini ve hayat düzeyini belirler.
2.Ülke sanayisinin gelişmesinde önemli bir etken olan maliyet ve fiyat oluşumuna etkir.
3.Milli gelirin gruplar arasındaki dağılımında sosyal adaletin dağılış oranını gösterir.
4.İşçi yönünden gelir, işveren yönünden maliyet unsuru olan ücret;işçi ve işveren yönünden tamamen aksi yönlerden düşünülen iki zıt kutup gibidir.
Ücreti Oluşturan Faktörler
Genel olarak ücret üç kısımdan oluşur;
• Kök (baz) ücret
• Primler
• Sosyal yardımlar
Bu ayrım işçiliklerin maliyete atılmasında;direkt işçilik maliyetleri; endirekt işçilik maliyetleri ve işçilikle ilgili diğer maliyetler şeklinde üçlü ayrıma tabi tutulması sonucunu doğurmaktadır.
Kök Ücret
İşçiye sağlanan yan çıkarların yani ikramiye, prim, sosyal yardımlar ile diğer ek ödemelerin katılmadığı ücrete kök ücret denir. Buna göre kök ücret ; işçiye yapmış olduğu iş karşılığında ödenen parasal tutardır.
Primler
Prim adıyla çalışanlara verilen ödemeler, normal koşullara oranla işçinin yükleneceği ek yük ve külfetleri, gösterdiği özel ve olağanüstü çabaları karşılamaya yönelik ilave ödemelerdir. Bu özel çalışmalar için normal ücretin üzerinde ücret oranları öngörülebilir.
Türkiye`de prim adı altındaki ödemelerin çoğu yasal bir zorunluluk haline dönüşmüştür. Normal mesainin üstündeki çalışmaları, birden fazla vardiyalı işletmelerde gece vardiyaları, ağır, tehlikeli ve beceri isteyen riskli işler için özel primler öngörülebilir.
Sosyal Yardımlar
Kök ücret ve primlere ek olarak çalışanlara çeşitli sosyal yardımlar verilebilir. Örneğin; ücretli yıllık tatiller, parasız öğle yemeği, yol parasının ödenmesi veya çalışanların servis araçlarıyla taşınması, sosyal sigorta ödemeleri dışında doğum, hastalık, ölüm, evlenme yardımları, çocuk zammı, eğitim yardımı ve diğer aynı yardımlar olabilmektedir.
Ücret Haddi-Ücret Geliri
Belirli bir süre içinde emek karşılığı kazanılan paraya ücret geliri, belirli bir zaman veya üretim birimi başına ödenen paraya ücret haddi denir. Saat, gün, hafta veya aylık ücret hadleri saptanabilir. Bu tanımlara göre bir işçinin bir yıl içinde emeği karşılığı kazandığı paraların toplamı ücret geliri ve aynı işçinin parça veya saat başına aldığı para ücret haddidir. Bu iki kavramı birbirinden ayırt etmek gerekir. Örneğin; bir inşaat işçisinin gündeliği ücret haddidir. Gündelik çok yüksek olabilir, fakat iş yılın ancak belirli aylarında yapıldığından, inşaat işçisinin bir yıl içinde kazandığı toplam para, yani ücret geliri düşüktür. Ücret geliri çalışma süresiyle ücret haddinin çarpımına eşittir.
Ücret-Maaş
Her ikisi de ücrettir. Sadece maaş ödeme süresi bakımından daha uzundur. Ayrıca maaş çalışmadan önce, ücret ise çalıştıktan sonra ay sonunda ödenir.
Brüt Ücret-Net Ücret
İşverenin çalışana ödediği ve ücret bordrosunda gösterilen ücret brüt, bu ücretten vergiler, sosyal sigorta primleri ve diğer kamu kesintileri, konut edinme fonu, zorunlu tasarruf fonu, savunma fonu, sendika aidatı vb. kesintilerden sonra çalışanın eline efektif olarak geçen gelire net ücret denir.
Nominal Ücret-Reel Ücret
Doğrudan para ile ifade edilen ücret büyüklüğüne nominal ücret denir. Aylık ücret 50.000.000 TL. gibi.
Reel ücret ise, nominal ücret karşılığında satın alınabilecek mal ve hizmet anlamına gelir. İşçilerin parasal ücret artışı ile gerçek ücret artışları hep aynı yönlü olmayabilir. Nominal ücret bir dönemden diğerine sürekli artış gösterse bile mal ve hizmetleri satın alma gücü azalma gücü azalma gösterebilir. Bu nedenle ücret politikaları saptanırken reel ücretler esas alınır.
Asgari Ücretin Belirlenmesi
Sosyal ve ekonomik gelişmelere ve fiyat dalgalanmalarına bağlı olarak değişen ve işçinin yaşam ihtiyaçlarını minimum düzeyde gidermesini sağlayan ücrete “asgari ücret“ denir.
Asgari ücret uygulanmasında üç yol vardır;
1.Devletin bir kanunla tüm ülke çapında tek bir asgari ücret tespit etmesi,
2.Kanunla düzenlenen komisyonlar tarafından bölgeler ve işkolları itibariyle ayrı ayrı asgari ücretin tespiti,
3.Toplu sözleşmelerle asgari ücretin düzenlenmesi,
Asgari ücret tespitinde sadece fizyolojik değil, kültürel asgari geçim haddinin de dikkate alınması gerekir.
Ücret belli bir yerde çalışan kimsenin yani emeğin fiyatı veya geliridir. Ücret deyince sadece işçi ücretleri değil, aynı zamanda avukat, memur, doktor vb. çalışan kesimin emekleri karşılığında aldıkları gelirlerde ücret sayılır. Emeğini satan kişi, aslında çalışma yeteneğini ya da verimini satmaktadır.
a)Nominal ve Reel Ücret
Nominal ücret, emek faktörünün yaptığı iş karşılığı aldığı para miktarıdır. Reel ücret ise, emek faktörünün para halindeki ücreti ile satın alabileceği mal ve hizmet tutarıdır.
b)Ücret Politikası
Devlet, özellikle işçi sınıfını korumak amacıyla ücretlerin belirlenmesinde müdahale edebilir.
Devlet asgari ücreti kanunla belirler ve piyasada çalıştırılan işçilere bu ücretin altında bir ücret verme teklifinde bulunulamaz. Bu ücretin üzerindeki ücret düzeylerine devlet karışmaz.
Devlet ücretleri artan fiyatlara göre ayarlayabilir. Bunun için bir katsayı belirlenir. Ve fiyatlar arttıkça belirlenen katsayıya göre ücretler otomatik olarak artar.
SERMAYE VE FAİZ
Ekonomilerde sermaye birikimini sağlayan tasarruflar iradi ve zorunlu tasarruflar olmak üzere iki grupta toplanır. İradi tasarruflar hiçbir dış etkinin altında kalmaksızın, zenginleşme, güven, alışkanlıklar gibi faktörlerin etkisiyle yapılan tasarruflardır. Sermayenin kaynağı olan tasarruflar gelir düzeyine, faiz haddine, paranın istikrarına sosyal, siyasal istikrara bağlı olarak değişir. Örneğin; gelirler yükseldikçe tasarruflar, dolayısıyla sermaye miktarı artar.
Enflasyon dönemlerinde ise paranın değeri düştüğü için harcamalar artacak ve tasarruflar azalacaktır. Zorunlu tasarruflar ise devlet tarafından ya da piyasaya hakim gruplar tarafından alınan kararlara kişilerin uyma zorunluluğundan kaynaklanır.
Zorunlu tasarruflara vergiler yada firmaların dağıttıkları karları sınırlandırarak yeni yatırımlarda kullanması şeklindeki oto-finansman yöntemi örnek olarak gösterilebilir.
TOPRAK VE RANT
Toprağın kendi ile beraber yer altı ve yerüstü her türlü zenginlik üretim faktörüdür. Başka bir ifadeyle üretilmemiş, önceden varolan üretim faktörü topraktır. Toprağın gelirine ise “rant“ denir. Rant, “çalışmadan elde edilen gelir“ anlamında da kullanılır.
Ricardo rantın doğuşunu toprakların farklı kalitelerde bulunmasına bağlamıştır. Yani verimsiz topraklara doğru gidildiği için rantın meydana geldiğini ileri sürmüştür ve buna “ diferansiyel rant“ demiştir.
Toprak üzerinde çalıştırılan işgücü artırılırsa, azalan verimler kanunu nedeniyle marjinal ürün eğrisi gittikçe alçalacaktır.
GİRİŞİM VE KAR
Mal ve hizmet üretmek için diğer üretim faktörlerini bir araya getiren girişimci, bu faaliyeti sonucunda kar elde eder. Kar, üretim maliyetleri ile satış fiyatları arasındaki pozitif farktır. Piyasa ekonomisinde kar, ekonomik gelişmenin bir sonucudur. Bu çerçevede nüfus artışı teknik gelişmeler vb. faktörler karı arttırıcı yönde etki ederler.
Kar aynı zamanda ekonomik gelişmenin itici gücüdür. Çünkü kar yatırımları arttıracağından firmalar oto-finansmana giderek faaliyet alanlarını genişletirler.
Kar, milli gelirin miktarını arttırabilir. Çünkü alternatifler arasında rantabilitesi (karlılığı) azalan kesim değerini kaybeder ve açıkta kalan üretim faktörleri başka faaliyet alanlarına kayarak milli geliri arttırabilir. İki kar teorisi vardır:
a)Teknik Yeniliklere Dayanan Kar Teorisi
Schumpeter tarafından ortaya atılan bu teoriye göre durgun (stasyoner) ekonomide kar yoktur. Sermaye sahibinin geliri bir yönetici ücreti niteliğindedir. Ekonomi gelişince kar ön plana çıkar.
Müteşebbisler üretim faktörlerinin bileşimini değiştirip piyasaya yenilikler getirir ve çığır açarlar. Kar bu yeniliklerin mükafatıdır. Müteşebbisin yeni atılım yapmasını sağlar.
b)Riske ve Belirsizliğe Dayanan Kar Teorisi
Bu teoriye göre müteşebbis riski üzerine alan kimsedir. Gelecek dönem belirsiz olduğu için, örneğin ileride fiyatların hangi oranda ve yönde değişeceği bilinmediği için üretimin hangi düzeyde gerçekleştirileceği konusunda karar vermek güçtür.
Ücret, faiz ve rant önceden bellidir, ancak kar belli değildir. Söz konusu teorinin sahibi Von Thunen karı “ Bir zahmetin bedelidir, girişimci geleceğe dayanan tahminler ve planlar yapar. Bu tahmin ve plan hesapları çok emek ister ve zahmetlidir, belirsizdir“ şeklinde tanımlamıştır.
GİRİŞİMCİLİK KAVRAMI
Girişimci emek, teknoloji, sermaye ve doğal kaynaklar olarak sayılan üretim faktörlerini bir araya getirerek mal veya hizmet üreten bireydir.
Girişimcilik; yaşanılan çevre içerisinde ortaya çıkan fırsatları sezme, o sezgilerden yola çıkarak projeler oluşturma, projeleri yaşama taşıma ve zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırma becerisine sahip olmaktır.
Tanımda da yer aldığı üzere girişimcilik ekonomik faaliyetlerin temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde TÜSİAD girişimciyi, “bilinenleri en iyi yapan ve hünerlerine aklını da katan, olağan ve olağan dışı koşullarda işgücü ve sermaye kaynaklarını verimli bir biçimde kullanacak önlemleri düşünen, analiz eden, planlayan, yürürlüğe koyan, uygulayan ve sonuçlarını denetleyebilen kişi yaratıcı girişimcidir“ diye tanımlamaktadır.
Bu tanımda da girişimciliğin sadece maddi faktörler yoluyla değil bilişsel yeteneklerden yola çıkarak ortaya çıktığı ve geliştiği söylenebilir. Girişimci birey bilişsel özelliklere sahiptir ve yeni bilgi ve uygulamalara açıktır.
Girişimde bulunma bir süreç olarak ele alınabilir ve yeni bir işletme kurmak için fırsatlar bulma, değerlendirme ve geliştirmeyi içerir.
Girişimciliğin en önemli bileşeni risk almaktır. Yani girişimci, fırsatları yakaladığında, her tür riski alarak projelerini gerçekleştirmeye çalışandır. Girişimcilik ise, girişimcilerin risk alma, fırsatları kovalama, hayata geçirme ve yenilik yapma süreçlerinin tümüne verilen addır. Bu yüzdendir ki hem şirket açma süreci, hem de yenilikler yapma süreci girişimcilik kapsamındadır.
Dolayısıyla yenilik yapmakla birlikte şirket kuruluşları bir girişimcilik göstergesi olarak kabul edilebileceği düşünülmektedir. Ancak bu süreçte girişimciyi bazı riskler beklemektedir. Bunlar ekonomik risk, sosyal ilişkilerdeki risk, kariyer riski, psikolojik ve sağlık riski.
Girişimci bu risklerle karşı karşıya olduğu gibi gerekli üretim faktörlerini de bir araya getirerek bir yenilik yapma peşindedir.
Girişimcilik tanımında yenilik vardır ve bu yenilik mevcut kaynakların yeni bir birleşimini ifade eder, bir diğer deyişle: yeni bir malın yada servisin üretimi, yeni bir üretim metodunun geliştirilmesi, yeni bir pazarın oluşturulması, yeni bir hammadde kaynağının bulunması ve endüstrinin yeniden yapılandırılması yeniliktir. Girişimcilerin özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür; belirsizlik altında karar alabilen, kararlı ve azimli, güçlü sezgi sahibi, iyi gözlemci, hayal gücü yüksek, kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip, çok yönlü düşünebilen, ikna gücüne sahip olan, bağımsız düşünebilen, esnek, yaratıcı, kendine güvenen kişilik.
Girişimcilerin bulundukları topluma karşı görevleri ve katkıları bulunmaktadır. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz :
1. Ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde en önemli sorunlardan biri işsizliktir. İşsizlik ürün/hizmet üretimi için yeni yatırımların yapılmaması sonucunda doğar. Girişimci sayısı ne kadar artarsa, istihdam oranı da artmaktadır. Dolayısıyla işsizlikten kurtulmanın en etkin yolu, kişilerin kendi işlerini kurmalarıdır.
2. Toplumsal refah düzeyinin yükselmesi bireylerin refahlarıyla ilgilidir. Bireylerin refahını artıracak bir faktör ise kendi işine sahip olmasıdır. Dolayısıyla girişimcilik toplumsal refahın oluşturulmasında ve tabana yayılmasında etkin rol oynayabilecek bir mekanizmadır.
3. Girişimciler hem bilim ve teknolojiyi kullanarak, hem de bu alanlara kaynak aktararak bilim ve teknolojinin gelişmesine yardımcı olmaktadırlar.
4. Girişimciler kullanılmayan potansiyelleri kullanarak, bunların atıl olmalarını önlerler.
Girişimcilik, finansal, fiziksel ve sosyal risklere katlanılarak parasal ödüller, kişisel tatmin ve bağımsızlık elde edilerek yeni bir değer yaratma sürecidir. Bu tanımda da yer aldığı üzere, hangi alanda olursa olsun girişimci olmanın dört temel yönünü vurgulamaktadır: Birincisi, girişimcilik yaratıcılık sürecini içinde barındırır. Yeni bir değer yaratma, girişimcinin kendisi ve toplum için bir değer ifade etmelidir. İkincisi, girişimcilik gerekli zamanın ve çabanın ayrılmasını gerektirir. Gerekli riskleri üstlenmek, girişimciliğin üçüncü yönüdür. Sonuncusu ise, girişimci olmanın ödülleriyle ilgilidir. Bunlar bağımsızlık, kişisel tatmin ve parasal ödüller gibi girişimciler için önemli olan ödüllerdir.
Talep, bir malın satılan ya da satılacak olan toplam niceliğidir. Bir mala karşı ortaya çıkan her istek talep değildir. Talebin oluşması için, mala karşı gereksinme ya da istek olması, malın fiyatını ödeme gücünün ve isteğinin bulunması gerekir.
Tüketim malları talebi, tüketicilerin kişisel istekleri gereksinmelerini karşılamak amacıyla gerçekleştirilir. Üretim malları talebi ise, başka malların üretilmesi için gerekli olan mallara karşı ortaya çıkar.
Firmaların mal ve hizmet üretimi gerçekleştirmek için kullanmak zorunda oldukları her unsur üretken kaynaklar veya üretim faktörleri olarak adlandırılır. Bu faktörler üretimi gerçekleştirmek için kullanılan Doğal Kaynaklar (Hammadde ve Toprak), Emek (İşgücü), Sermaye (Milli Servet) ve Girişim (Teşebbüs) üretim faktörleridir.
Toprak; tarım, taş ve toprağa dayalı sanayi benzeri alanlarda hammade olma, mal ve hizmet üretimi için, kurulacak bir tesisin inşaası için gerekli olan arazi anlamında gayrimenkul olma özelliği ile karşımıza çıkar.
Emek insanın kafa ve vücut çabasıdır. Emek üretim faktörü ekonomide istihdam elde edilen işgücünü temsil eder. En vasıfsız işgücünden, en tepe yöneticiye kadar üretimde görev alan her birey emek faktörü içerisinde yer alır. Bir bireyin emek üretim faktörü içerisinde yer alması, alın teri karşılığında ücret alması ile mümkün olabilir.
Sermaye üretim faktörü, bir ulusal ekonomide mal ve hizmetlerin üretilmesi, üretildikten sonra tüketim merkezlerine taşınması ve tüketilmesi için kullanılan tüm alt ve üst unsurlardır. Binalar, demirbaş, yollar,fabrikalar, makinalar, taşıt araçları,içmesuyu, doğalgaz sistemleri gibi... Yani yer altında ve yer üstünde bulunan tüm fiziki unsurlar sermaye üretim faktörü kapsamına girer ve tüm bu değerlerin toplamı Milli Servet`i temsil eder.
Girişim üretim faktörü ise, diğer üç faktörü piyasalardan, temin eden, mal ve hizmet üretimini organize eden faktördür. Mal ve hizmet üretiminin gerçekleşmesi için yatırım yapan ve birikimlerini kaybetme riskini göze alarak mal ve hizmet üretiminde görev alan faktördür.
- Katılım
- 28 Nis 2011
- Konular
- 4,027
- Mesajlar
- 56,078
- Reaksiyon Skoru
- 5,787
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 1 Ay 10 Gün
- Başarım Puanı
- 405
- Yaş
- 43
- MmoLira
- -11
- DevLira
- 0
Paylasım icin tesekkurler.
- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 4 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
Rica ederim.