TGamesZeus 1
TGamesZeus
Best Studio 1
Best Studio
berkmenoo 1
berkmenoo
InfernoShade 1
InfernoShade
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
onur akbaş 1
onur akbaş
IronTalonX 1
IronTalonX
D 1
delimuratt
berzahx 1
berzahx
Hikaye Ekle

Yaam Döngüsünden Oidipusa

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan turkmmo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 421

turkmmo

Level 1
Gold Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
31,034
Mesajlar
0
Online süresi
5m 10s
Reaksiyon Skoru
208
Altın Konu
0
TM Yaşı
17 Yıl 9 Ay 3 Gün
Başarım Puanı
719
MmoLira
40
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Yaşam Döngüsü�den Oidipus�a

Giriş:

İlkin söz vardı der kitap. Yuhanna İncilinin Efes�te yazıldığını söyler Halikarnas Balıkçısı� Gerekçeyi de �logos� sözcüğünün orada kullanır olmasıyla ilişkilendirir.
Platon bu sözü duysaydı, �hangi söz diyebilirdi?� diye sorar Azra Erhat. Mythos mu, epos mu, logos mu?

Mythos söylenen ve duyulan sözdür, masal/öykü/efsane anlamına gelir. İnsanların anlattıkları öykülerde ekleme/çıkarma yapabilecekleri hatta yalan söyleyecekleri için mythos�a güvenilmez. Heredotos da bunu söyler: �Değeri olmayan güvenilmez söylenti.�

Epos belli bir düzen ve ölçüye göre söylenen, okunan sözdür. İnsana tanrı armağanıdır. Büyülü sözlerini bir araya getirerek insanları etkileyen ozanların sözüdür daha çok. Epik ve epope olarak batı yazınında yerini almıştır epos.

Mythos ve epos arasında bir yakınlık bulabiliriz. Mythos söylenen sözün, anlatılan öykünün içeriğini oluştururken, epos onun aldığı ölçülü, süslü, dengeli biçimdir.

Logos�un sözcülüğünü başta Herakleitos olmak üzere İonyalı düşünürler, yani doğa bilginleri yapar. Logos gerçeğin insan sözüyle dile gelmesini ifade eder. Logos bir yasal düzeni yansıtır, insanın bedeninde ve ruhunda, aynı zamanda evrende ve doğada bulunandır. Logos insanda düşünce, doğada kanundur. Logos�un bulanık sularını göz önüne sermek düşünürün asıl görevidir. Logos kavramı ile açılan çığır dosdoğru bilime varmıştır. Ayrıca Anadolulu düşünürlerin açtığı bu çığıra, bilimin yüzyıllar sonra dâhil olduğunu bile söyleyebiliriz. Balıkçı, o zamanlar için Anadolu�nun özellikle batı-Anadolu�nun büyü devrini aştığını, din devrini de geride bıraktığını aktarır ve ekler: �İnsan usunun erişebileceği en son noktaya yani fenne erişmiştir.�

Mythos ile epos uyumlu bir biçimde birleşirlerken, onlarla logos arasında gün geçtikçe artan bir karşıtlık oluşur. Birbirlerine zıt iki akım olmuş diyebiliriz. Bilginler mythos�un uydurduğu epos�un dile getirdiği söylenceleri hor görseler de, yapıtlarını epos ile yazarlar. Bu biçimle, destana özgü heksametron ölçüsü ile yazarlar. Yalnız Herakleitos düzyazıyla dile getirir düşüncelerini.

Heksametron bir vezindir. Uzun ve kısa hecelerden oluşur. Bu veznin kökeni ise: Dikte İni�nde Rhea, Zeus�un doğumundan önce Kronos�un sol elinin parmaklarından Daktyl denilen beş küçük tanrı yaratır. Rhea Daktyllere bir çuvala taş doldurup hazır tutmalarını söyler. Zeus doğunca, çocuğu saklarlar, Khronos�a da içi taş dolu çuvalı verirler. Bir başka söylenceye göre de doğum sırasında acıyla sağ elini toprağa saplar ve parmaklarının ucundan daktyller çıkar. Hemen kalkanlarını birbirine vurarak şarkı söylemeye başlarlar. Khronos doğan çocuğun sesini böylelikle duymaz. Daktyl parmak demektir. Parmaklardaki boğumların uzun (bu uzunluk, tarak kemiği ekleminden parmağın ikinci boğumu arasıdır) ve kısa olmaları nedeniyle bir uzun iki kısa heceden oluşan vezne heksametron denilir. Daktilo sözcüğünü de daktylden türetmişler.

İnanç dizgelerinde bir simge olarak elin öyküsü çok eskidir. Fransa�daki Kro-magnon insanına gidecek olursak 25. 000�20.000 yıldan söz etmemiz gerekir. Korunma amaçlı iki elimizi, parmaklarımız açık başımızı kollamamız, nah sana derken yine parmaklarımız açık elimizi öne doğru devindirmemizin kökenlerinde, 25 000 yıllık serüvenin izleri olduğunu söylemektedirler.

Mythoslogia sözcüğünde karşıt bu iki kavram (mythos-logos) birleşmiş görünseler de, erken ilkçağda �mythologein-masal anlatmak� fiiline bakarak bu sözcüğü başka bir yere oturtabiliriz. Mythologein sözlü gelenekle dilden dile aktarılarak anlatılan söylence/masal/efsanelerin ozanlarca sürdürülmesi demektir. Mythoslogia kavramı da aynı anlama gelir. Hem masal ve efsanelerin toplandığı kitap için, hem de ilkçağ sonlarında �mythographos� yani mythos yazarı denilen derleyicilerin yaptığı iş için kullanılır.



Yaşam döngüsü:

İnsanlar sezgileriyle çok önceden bu döngünün ayırtına varırlar. İlkbaharda toprağın canlanması, yazın hasat ve sonrası bitkilerin kavrularak kurumaya başlaması, sonbahardan sonra da yapraklarını dökerek uykuya dalmalarını bir döngü olarak açıklarlar. Yağmur olarak yeryüzüne düşen suyun, karın/buzun eriyip buharlaşmasıyla yeniden gökyüzüne çıktığının ayırtına varmışlar ya da sezgisel olarak kabullenmişler. Ayrıca suyun dirimsel önemini çok önceleri ayrımsayıp suyu, canlılığı, yani bereket getiren canlılığı kutsamışlar.

Bu mevsimsel döngüyü, kışın yeraltında saklanan, baharla birlik yeryüzüne dönen ve fışkırıp gelişen bitkisel varlığı Adonis ile simgelemişler. Adonis Sami dilinde "efendi" anlamına gelen Tammuz adının Hellenceleştirilmiş karşılığıdır. Adonis söylencesi Sumer ve Hitit kaynaklarından gelmedir. Adonis, yani Tammuz�un Sumer dilindeki adı Dumuzi�dir. Sumer tanrısı Dumuzi, giderek Tammuz�a ve Anadolu�da da Attis ve Adonis�e dönüşmüştür. Bu tasar, bitkilerin ölen ve yeniden dirilen tanrısıdır. Bu tanrılar da, doğada olduğu gibi sonbaharda ölürler, ilkbaharda yeniden dirilirler. Yılın en verimli ayı olan hasat ayı, Temmuz adını da bu tanrıdan almaktadır (ay takvimi). Bu tanrının sevgili ya da karısının adı Sumerlerde İanna, İnanna ya da İnanas adlarıyla anılmaktadır. İnanna Samilerde İştar, Aştart ya da Aştoret (Helenler bunu Astarte biçiminde kullanmışlar), Anadolu�da Kybele (Helen ve Roma�ya da geçmiştir), Hellenlerde de Aphrodite olarak evrilmiştir.

Ana tanrıça, yani yaratılışın dişil yanı ile yaratılışın eril yanını betimleyen, her bir dönem sonunda ölüp yeniden dirilen tanrı inancı Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya, Trakya/Balkanlar, Asya�nın bir kısmında etkin biçimde vardır. Ana tanrıça aynı zamanda toprağı simgeler, yani toprak dişi ilkedir (rahmi tarlaya/toprağa benzeten adlandırma). Toprağı dölleyen yağmurdur, yani yağmur/su erkek ilkedir (er suyu).

Yaratılış, yaşam-ölüm döngüsü ile mevsimsel ve göksel değişimler arasındaki bağlantı oldukça önemlidir. Ana tanrıça, evrenin yaratıcısı ve doğurma gücüne sahip yaşam veren imge olarak kutsaldır. İlkbaharla birlikte canlanan doğanın simgeciliğiyle açıklanabilecek biçimde tanrıyla birleşmesi ve verimlilik sürecini başlatması gerekmektedir.

Eril yan hem sevgili/koca hem de oğul içeriği taşımaktadır.

İlkbaharın gelişiyle başlayan doğadaki canlanış tanrının genç kral olarak yeryüzüne çıkışı anlamını taşımaktadır. Bitki ruhuyla özdeş eril tanrının yeryüzüne çıkışı simgeselliğinin altında, bitkilerin büyümesi ve toprağın yenilenmesi anlamı çıkarılmalıdır.

Animizm

İnsanoğlu çevresindeki bütün şeylerin ruhlu olduğu inanmış. İlksellerin çevrelerindeki hayvan, bitki, ağaç, taş, toprak vb. gibi bütün doğa nesnelerini ve belirtilerini ruhlu sayma inancını, animizm, dile getirir. Bu ruh kavramına, inancına nasıl varıldığını, bundan da cin ve peri inançlarına nasıl geçildiğini, giderek din inancının nasıl gerçekleştiğini araştıran bazı kişilere göre insanlar, uyku, düş, ateşli hastalıklar, esrime, delilik ve ölüm gibi psiko-fizyolojik olgulardan animizme varmışlar. Bazı araştırmacılara göre de, ilksellerin öz duyuş ve dileyişlerini çevrelerindeki dünyada etki gösteren güçlere yüklemişler diye ifade edilmektedir. Dünyada işbaşında olan bir sürü ruhun kendisine iyi davranmalarını sağlamak için onlara tapmak zorunda kalmışlar.

Kuttören

Toplayıcı avcı dönemlerinde, yapılan avlanmaların bir kuttören çerçevesinde yapıla geldiği aktarılmaktadır. Topluluk, hayvanı yakaladıktan sonra etini yer ve kanını içer. Hatta kanı, tenine sürer. Böylelikle hayvanın gücünün kendisine geçmesine olanak sağlar. Yüzdüğü deriyi başına ya da omuzlarına koyarak bu başarısını kutlarcasına devinir. Önceleri gelişi güzel olan devinimin, daha sonraları belirli ölçülerle doğudan-batıya doğru yapılan beden devinimlerine, hatta oradan da halk oyunlarına evrildiği aktarılmaktadır. Omuzlara alınan yüzülmüş deri zamanla yerini �post�a bırakır. Anadolu�da, Kafkasya, Balkanlar�da yaygınlaşan �kutsal-post�un ilk örneklerinin böyle ortaya çıktığı sanılmaktadır (Post nişin). Hatta zeybeklerin cepkenlerinin arkalarında, omuzlardan aşağı inen işlevsiz bez parçalarının bir zamanlar postlarıyla devindikleri için sağa sola savrulan postun ayakları olduğunu ifade eder Balıkçı.
Bu eylemelerden sonra avcılar avladıkları hayvanla birlikte inlerine döner. İn duvarlarına ellerinin ve avlanmanın resmini yapmalarıyla kuttören sona erer. Topluluk erkekleri bu avlanmayı yapmak zorundadır. Bu bir bakıma erkeğin gücünü kanıtlaması, aynı zamanda doğada var saydığı güçleri kendinde özdeşleştirmesidir. Zamanla erkeklerin, söylencelerde ortaya çıkan Kalydon Avı, Argonautlar-Altın Post�u ele geçirmek, sonraki soyun Troia Seferi, Gılgameş Destanı, Odysseus vb. de hep erkeklerin bir şeyler yaptığını, bir uğurda uğraş verdiklerini görürüz.

 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst