- Katılım
- 1 Eyl 2010
- Konular
- 356
- Mesajlar
- 2,759
- Reaksiyon Skoru
- 53
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 135
- TM Yaşı
- 15 Yıl 7 Ay 24 Gün
- MmoLira
- -112
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Ladikli Ahmet Ağa
asker, mutasavvıf
1888 yılında Konyanın Sarayönü ilçesine bağlı, Lâdik (Halıcı) kasabasında dünyaya geldi. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine'dir. Yusuflar Sülâlesindendir. Üç erkek, bir kız olmak üzere, dört kardeştir. Yıllarca çobanlık yaptığından dolayı, muhitinde, Çoban Mehmet olarak tanındı. Sonradan Elma soyadını aldı.
Manevi bir yolla kendisine Hüdâî adı verildi:
Ol Mevlam koymuştur Hüdâî adım
Melekler ederler gökte feryadım
Mevlamın aşkından almışım tadım
Yansa da ayrılmaz haktan Hüdâî
Ladikli Ahamet Ağa, Hatice Hanım'la evlendi. İkisi oğlan, dördü kız olmak üzere, altı çocuğu vardır.
Askerliği
26 sene askerlik yapmış bir İstiklâl Savaşı gazisidir. Kanal harekâtında İngilizlere karşı arkadaşları ile birlikte harp ederken, sağ omzundan hilal şeklinde yaralanır. En yakın dört arkadaşının kahramanlıklarını ve şehit düştüklerini, yaralı bir vaziyette seyreder. Sonra oraları düşman istila eder. Düşman askerleri yaralı askerlerimizi ölmeyen kalmasın diyerek süngülerler. Bu esnada başını bir şehidin kolunun altına sokar. Düşmanlar hiç diri asker kalmadı diyerek uzaklaşıp giderler.
Askerlik Sonrası
Vatanın kurtuluşundan sonra askerden bir gazi olarak memleketi Lâdike dönmüş ve vefatına kadar burada örnek bir şahsiyet olarak yaşamıştır. Hayvancılık ve tarımla geçimini sağlamıştır.
Zamanının çoğunu odasına gelen misafirlerine hizmet ederek geçirmiş, onları iyiliğe ve hayra davet etmiş, kimseyi ayırmadan herkese duâ etmiş, sohbetinde katılan hiç kimseyi eli ve gönlü boş çevirmemiştir. Boş kaldığı zamanlarda dağlarda çobanlık yapmış, tarla ve bahçelerini ekip biçmekle meşgul olmuştur.
Son günleri ve vefatı
Son zamanlarında hasta yatarken "Sen gidince bizler ne yapacağız Ahmet Ağa?" diye ağlamaya başlayan misafirlerine, yataktan doğrularak "ALLÂH var oğlum. Allâh var, keder yok!" demiştir. Evlatlarından birisi eline varıp, "Baba hakkını helal et" dediği zaman "Oğlum bende üç emanet var. Onları sahiplerine verirsen, hakkımı helal etmiş olacağım. Sen olmasan da onlar emanetleri alıp götürecekler. Ama sen de onları görsen iyi olur" der.
Ve tarihler 8 Haziran 1969 perşembeyi gösterirken, rahmet-i Rahmana kavuşur. Kabri, Lâdik Kasabası mezarlığındadır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Ladikli Hacı Ahmet Ağa
Hüseyin Öztürk
Vakit 15.03.2006
O bir Allah dostu
Adını duyan, kendisini tanıyan, hayatını bilen herkesin söylediği tek bir ifade şekli var. O bir Allah dostu
Allah dostu Ladikli Hacı Ahmet Ağa ile ilgili en uzun malumatı Denizlide Ömer Lütfi Tekinkayadan almıştım. Konyaya gittiğimde bana mihmandarlık yapan dostum bir diğer dostum Ömer beyin; Cuma Namazını Ladikli Ahmet Ağanın memleketinde kılalım mı teklifini havada kaptım.
Ladik kasabası, Konyanın Sarayönü ilçesine bağlı şirin bir belde. Ladikli Ahmet Ağada bu şirin beldenin gönüllere taht kurmuş bir sevgilisi. Ama önce Allah ve Rasulünün sevgilisi.
Ladikli Ahmet Ağanın yaşadıkları ve kerametleri anlatılmakla bitecek gibi değil. O yüzden bu sefer kısa bir bilgi verip, İnşallah; Hüseyin Çelebi Seyahatnamesinde uzun uzun anlatacağım.
Ladikte Allah dostu ile ilgili bilgi ararken, kendimizi Allah dostunun adına kurulan dernekte bulduk. Dernek başkanı Mustafa Doğan ve Ahmet Ağanın oğlundan torunu Ahmet Elma ve kızından torunu İsmet Eserle tanışıp uzun uzun konuştuk.
Türkiyenin gavurunu, münafığını, fitnecisini, fesatçısını, bilmem ama Elhamdülillah Müslümanım diyen herkesin böyle zatları tanımasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Doğru adam olmak ve doğru inanmak için böyle yakın örnekler çok önemli.
Konyanın ileri gelenlerinden ve kanaat önderlerinden, benim de kendisini çok sevdiğim Tahir Büyükkörükçü hocam, Ahmet Ağanın canlı şahitlerindendir. Hocamın kendisiyle görüşmek istedim ama rahatsız olduğu için görüşmedim. Allah şifalar versin.
Ladikli Ahmet Ağa hakkında kısa bir bilgi vermek üzere Tahir Büyükkörükçü hocamızdan alıntı yapmayı daha uygun buldum. Tahir hocamdan aktaran da oğlu Abdurrahman Büyükkörükçüdür.
Ladikli Ahmet Ağa, Ladikte dünyaya teşrif eder. Babası Mehmet Efendidir. 1897 seferberliğine iki ağabeyi ile katılan üstad, yıllarca cephede kalır. Balkanlarda cereyan eden harplerin hepsinde, 1. Cihan Harbinde, İstiklâl Harbinde kahramanca, yiğitçe düşmana karşı koyar. Bir ağabeyini Çanakkale Savaşında, diğerini Kırkgazilerde şehid verir.
Yıllarca Batı cephelerinde koşturan üstada, Gazilik şerefini bahşeden kader, bu defa onu meşhur Kanal harekâtında Filistinin mahzun Gazze civarına sevk eder. Üstadın da aralarında bulunduğu birlik, kahpe İngilizin pususuna düşer ve yiğitlerimizin hemen hepsi şehid olur.
Üstad Ahmet Ağa, çok az kalan yaralıların arasındadır. Ne kalkmaya, ne de üç günlük mesafedeki karargâha ulaşmaya hâli vardır. Sabahın serinliğinde azıcık gözü açılır. Sonrasını dostlarına hep şöyle anlatırdı:
Valla gardaşım, yattığım yerde Şehadet şerbetini içmeyi beklerken, karşıdan beyaz bir atın üzerinde bir zat çıkageldi. Bana; Ahmed ne oldu, yaralandın mı, diyerek atından inip matarasından ab-ı hayat misali bir su verdi. Beni yerimden kaldırıp yaramı tedavi etti, sonra arkasına bindirip karargâha kadar getirdi. Askerler sana inanmayabilirler, nöbetçi subayına hadiseyi anlat ve selamımı söyle. Memlekete döndüğün zaman bazı değişik hâllerle karşılaşacaksın, endişelenme, beni bekle dedi.
Sonra Ladikte geçen nurlu nice yıllar. Kalıbıyla halkın içinde, onlardan biri. Ama kalbiyle hep Allah ile beraber. Bir büyük insan, bir hak dostu, bir Peygamber aşığı, bir velî. Yurdun dört bir yanından gelen ziyaretçilerin himmetini rica ettiği bir Allah eri.
-Ne olur Ahmet Ağa, bizi şefaatten unutma diye rica eden babama; Vallahi hocam. Rabbim imkân verirse dostlara bir mendil sallayacağız buyurmuşlardır.
Ve öyle bir mendil sallar ki, Ahmet Ağa . Yarına İnşallah.
xxx
Gayb Aleminin Askerleri Ve Ladikli Ahmet Ağa
Hakan Yılmaz Çebi
haycebi@mynet.com
Gayb; göz önünde olmayan; alamet ve emmare ile bilinemeyen, hakkında delil bulunmayan, gizli olan manalarının yanında; His ve aklın ötesinde kalan, insan tarafından kavranamayan ve manevi alem manalarında açıklanır. Bir de GAYB ERENLERİ vardır ki Cenab-ı Hakkın kudretinden ikrama layık görülmüş bu kişiler; özel bir ordu disipliniyle hareket ederler. Anadolu kültüründe adları ÇARIKLI ERKAN-I HARPtir.
Bu çarıklı erkanı harbin kurucusu ve baş kumandanı Hz. HIZIR Alehisselamdır.
HIZIR GİBİ YETİŞMEK deyimi halk kültürümüzde önemli bir deyimdir. Çok sıkıntılı bir zamanımızda geliveren, sıkışık-darlık zamanlarında yardımda bulunan insanlar için bu nitelemeyi kullanırız.
Deyimin aslı ise tabi yine Hz. Hızırın misyonuna-vazifesine dayanıyor
ESRAR İLMİNİN BAŞKUMANDANI HZ. HIZIR
Biz Hz. Hızırı Kurandaki ayetlerden tanıyoruz. Bu ilmin sırrı da çilingiri de KEHF SURESİnde. 60 ve 82. ayetlerde (KEHF SURESİ) anlatılan Hz. Musa ve HIZIR arasında geçen seyahat esnasında yaşananlar bu ilmi - İLM-İ LEDUN, İLM-İ BATIN, HAVASÜL HAVAS -tarif eder.
Yaşananlar bu ilmi; yaşatan ( HZ. HIZIR) bu ilmin adamlarının vazifesini ve maiyetini bizlere açıklamaya kafidir.
LEDUN İLMİ SU GİBİ AKAR GÖNÜLE
Bu ilmin lütfedildiği kişiler MURADlardır. Yani bir irşad edicinin talebesi olmakla bu ilim elde edilemez. Alim olmak, mürşid olmak ayrı bir sanat.
MÜRİT Allahı arayan ve bulan kişidir. MURAD ise Cenabı Mevlanın bulduğu-seçtiği. Mürit iradesine bağlı olarak gevşek davranabilir, yapamayacağım diyebilir ancak MURADın böyle bir hakkı yoktur. Zira vazifelendirme padişahtan geliyor, reddedilemez.Son derece zahir ve batın ilimlerde yüksek derece yetişmiş birisi bu ilmin mümessili olduğu gibi, hiç okumamış hatta birkaç surenin dışında sure bilmeyen insanlar bile bu gayb ordusunun neferi olarak vazifelendirilebilir. Yani MUHYİDDİN-İ ARABİ gibi bir ilim zirvesi yanında az sonra değineceğimiz LADİKLİ AHMET AĞA gibi bir ümmi zat-ı muhterem de olabilir. Bu lütuf sahibinin tasarrufu cevahirini yaratanı bilir.Bu ilim çoğunlukla tanımadığınız bir PİR-İ FANİNİN sekerat halindeyken size içirdiği bir tas SUyla bazen de yedirdiği herhangi bir yiyecekle açığa çıkar. (Nitekim Ladikli Ahmet Ağa da 1. Dünya Savaşında Kanal Harekatı sırasında vurulup öldü diye bırakıldığı bir sırada bir atlı tarafından SU içirilerek tayyi mekan yaptırılır.)
Bu suyu içtikten sonra gelenin rüyada mı yaşadığınız hayatta mı olduğunu analiz etmeniz ne kadar zamanınızı alıyorsa; içtiğiniz suyun su mu başka bir şey mi somut mu soyut mu olduğunu da anlamanız o kadar vaktinizi alacaktır. Ancak susuzluktan çatladığınız bir anda suya kandığınızı bilmeniz işin bu maiyetini daha fazla kurcalamanıza gerek olmadığını cevaplamanıza yetecektir.
Size yedirilen şeyle bu ilim verilecekse; bu yiyecek bazen en bilinen meyve hatta markalı bir çubuk kraker, bisküvi de olabilir. Nitekim LADİKLİ Ahmet Ağa rahmeti rahmana kavuştuktan sonra bu ilmi oğluna devretmek isteyen gayb aleminden gelen üç kişinin verdiği yiyeceği onların yanında önce bir lokmacık yemiş olan Zekeriya; daha sonra tadını beğenmediğinden bu yiyeceği sözde onlara çaktırmadan hasıraltı etmiştir. Ancak bu yiyeceği yemesinin akabinde ne olacağını öğrenince bu yiyeceği hasıraltından çıkarmak istemiş lakin yiyeceğin ortadan yok olmasıyla ancak ısırdığı kadar bir miktar gayb ilmine vakıf olabilmiştir. Anlayacağımız ortada bir de böyle bir durum var.
Sonrası
Sonrası istidadınıza, gayretinize kalmış
Ancak ikram bir kere yağmaya başlamışlar için ziyaretler belli bir süreden sonra sıklaşmaya başlayacaktır.
Taki; 300ler 70ler 40lar 7ler, 3ler (Büdela, Nüceba, Nükeba vs.) KUTUPLAR - KUTB-U İRŞAD- ilim nurunun zirvesi/ KUTB-U VELAYET insan benliğinin zirve terbiyedarı - ve GAVS-I AZAM makamlarına doğru bir seyir başlayacaktır. (Not: 40lar makamı iki kısımdır ki her dönem 40 Hanımsultan Evliyada bu makamdadır)
Ancak bu yolun yolcusu olmak bile en yüce payedir. Bu yolun yolcusunun gözünde dünya hayatının makamları üç-beş yaşındaki çocukların oyuncaklarıyla oynarken kendilerine verdikleri payeler gibi komik ve çocukça kalmaktadır ki işin aslı da budur!!!
Hz. HIZIR ÜNİVERSİTESİ
Kendiside Hz. Hızırın TALEBELERİNDEN OLAN Bediüzzaman Said Nursi - hatta bir defasında ellerinde kelepçe olduğu halde Ladike tayyi mekan yaparak Ahmet Ağaya Hz. Hızıra çok sıkıntı çektiğini iletmesini söylemiş daha sonra sabretmesi söylenmesi üzerine çıkardığı kelepçelerini bizzat yeniden bileklerine takarak geri dönmüştür- Hızır Aleyhisselam ve ondan ders alanlar için güzel bir izahı vardır.
-Hızır Aleyhisselam hayatta mıdır? Eğer hayattaysa niye bazı alimler hayatta olduğunu kabul etmiyorlar? Sorusuna şu cevabı veriyor.
-Hayatın 5 MERTEBESİ vardır ve her mertebenin farklı şarları bulunmaktadır.
Birinci mertebesi, bildiğimiz, şu içinde bulunduğumuz hayattır ki pek çok kayıtla mukayyettir. Hızır Aleyhisselam hayatın ikinci mertebesinde yer aldığı için, bazı alimler hayatta olup olmadığı konusunda şüpheye düşmüşlerdir.
İkinci mertebe Hazreti Hızır ve İlyas Aleyhisselamın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimi mukayyet değillerdir. Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.
Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hz. Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hatta makamı velayette bir makam vardır ki; MAKAM-I HIZIR tabir edilir. O makama gelen bir Veli, Hızırdan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi yanlış olarak ayn-ı Hızır telakki edilir olunur. (Birinci Mektup)
HAVASSIN TEKNOLOJİSİ
Havassın teknolojisi ESMAYI İLAHİYEye bağlı sırlar!.. Onlar kendilerine verilen, kendilerine bildirilen ESMAYI üç/beş defa ya da her ne kadar tekrarlanması gerekiyorsa, onu söyleyip sır olup gidiyorlar. Bize garip gelen, imkansız görünen şeyler maddeden beri o alemde öylesine sıradan ki
O muazzam görünmeyen mücerret teknolojiden geriye sadece avam olan bizlere kalan miras sadece şu üçüdür:
ŞECERE (SOYAĞACI)- HIRKA-MÜHÜR!!!
Lakin Ladikli Ahmet Ağa vefat ettikten sonra oğlu Zekeriyaya gelen GAYB ALEMİNİN ÜÇ ATLISI da bu görünür mirası istiyorlar kendilerinden. Zira Zekeriya daha işin başında hikmeti anlayamamış mirastan olmuştur. Ehhh bunların da artık ehline verilmesi gerekiyordur Yani bayrak teslimi gibi bir ritüel var ortada..
HAVASSIN TOPLANMA YERLERİ
Kutsi gecelerde MEKKE-MEDİNE-KUDÜS-SEMERKANT-BUHARA-ŞAM-ROMA VE İSTANBULDAKİ muhtelif yerler buluşma noktalarıdır Kİ aynı zamanda- dünya hayatında tarihten bu yana azami ehemmiyete sahip yukarıdaki 8 şehrin 4ünün Cennette bu mekana yakışır tezahürlerinin olduğu ifade edilir.
Ancak tabiri uygunsa bir de içtima merkezleri vardır bu Uluların.
MEKKE-İ MÜKERREMEDEKİ ZEMZEM SUYUNUN BAŞI BERAT GECELERİNDE TOPLANMA YERİDİR DENİR
Nitekim Ladikli Ahmet Ağamız da bir Berat gecesi evinde toplanan misafirlerinin Eee Ahmet Ağa bugün nereye gideceksiniz sorusu üzerine; Bu gece Mekke-i Mükerremede bir toplantı olacak. Harem-i Şerifte Zemzem kuyusunun başında Her sene bu gece Zemzem kuyusunun suyu coşar kabarır, ağzına kadar gelir. Resulallah Efendimizin ruhaniyeti ve bütün peygamberler Evliyaullah orada toplanırlar. Orada hep birlikte dua yapılır. Sonra o kuyudan bir su içilir, artanı da oraya dökülür, ondan sonra su normale çekilir. Zemzem kuyusunun suyunun bitmeyişinin hikmeti bu Her sene bu merasim yapılır şeklinde verdiği cevapla bu durumu açıklamaktan çekinmemiştir. Başka birisi bu ve benzeri sırları verse belki boynu kırılır ancak o izinlidir
HAVAS MÜCADELESİNİN YETKİ SINIRI
Avamdan zaman zaman çok kişi sormuştur. Cenabı Allahın kudretinden nüveler taşıyan bu seçkinler o halde niye nükleer başlıklı füzeleri kilitlemiyor, süpersonik uçakları düşürmüyor, zalim başbakanları, komutanları merdivenden yuvarlayarak kafasını gözünü patlatıp zulmün önünü kesmiyorlar vs.
Dilerseniz safça ifade edilen bu durumu da bu tarz bir sorularla karşılaşan Ladikli Ahmet Ağanın verdiği cevapla açıklayalım:
Şahıs soruyor: Hacı Baba ne olacak bu dünyanın hali? Nasıl düzelir ?..
Evlat dedi şöyle sakin sakin, bu Çoban Ahmed var ya (kendisine hitabı öyle idi)
Eğer müsaade etseler, iki üç saatte dünyayı düzeltirim amma, hikmeti ilahidir onu biz düzeltemeyiz Emirsiz hareket edemeyiz Bu hadiseler böyle olacak, HERKESİN İMAN ÖLÇÜSÜ, CİHAD ÖLÇÜSÜ ORTAYA ÇIKACAK! MÜMİNİ, MÜNAFIĞI; MÜŞRİĞİ KAFİRİ ORTAYA ÇIKACAK!!! VE HADİSELER GELİŞE GELİŞE ORTAYA ÇIKACAK.
Nitekim yetki ve izin meselesi bu. Milyonlarca adamı kendisini korumaları için besleyen FİRAVUNu bir üfürüklük canı olan sivrisinekle telef eden Cenabı Allah; dilese bütün insanlığı secde vaziyetinde toplamaz mı?.. Toplar elbet!
Lakin müddet ve imtihan meselesi
HAVAS VE ASKERİ HİZMET
Tüm havas adamlarında olduğu gibi Peygamber Ocağı olarak görülen orduya karşı özel bir ihtimam ve sevgi vardır.
Sırf bizim milli tarihimiz ve bu milli tarihimizdeki yakın tarihte bile binlerce gayb adamının yardımı vardır ordumuz neferlerine. Bırakınız Kıbrıs harbini Güneydoğu Anadoludaki terör belasında dahi bu mikyasta bir çok olay yaşamışızdır. Halen daha nöbette uyuyan bir çok asker gerekirse tokatlanarak uyandırılır. Hatta hastalanıp devriyeye çıkamayan bir çok komutanın gece devriye de görüldüğü çok olmuştur.
Ladikli Ahmet Ağada da azami bir ordu ve asker sevgisi vardır. Bu yüzden dışarıdan kendisini ziyarete gelenlerin ve istişare edenlerin çoğu asker. Zira yukarıda da değindiğimiz gibi o Türk Ordusunun çarıklı erkanı harbindendir.
Bu yüzden adı çevresinde GAYB RİCALİNİN ASKERİYE KOLUNDA GÖREVLİ şeklinde çıkmıştır. Mesela Albay Necmi Sami Bey Ladikli Ahmet Ağanın en sevdiği dostudur.
O her an göreve hazır diplomat bir asker gibi Küba Amerika arasında Kübaya konuşlandırılan Rus füzelerinin Amerikan casus uyduları tarafından tesbit edilmesi üzerine 3. Dünya savaşını engellemek için Cezayir dağlarında toplantıya tayyi mekan yaparken; bir gün aldığı emrin pusula kağıdını dostlarına gösterdikten sonra LADİKTEN WAŞİNGTONA 4 DAKİKA DA GİDECEK KADAR HIZLI GÖREV ADAMIDIR.
ASKERİ İSTİHBARATA HAİNLİK EDEN YANAR
Bir Ziyaretçisine Hacı Ahmed Ağa Anlatmışlardı:
Edirnede askerlik yapan bir Türk Çavuşu, iki Bulgar subayına, Edirnenin Askeriyeye ait planlarını ağır bir para karşılığı satmış, kimsenin haberi yok. Manevi emir aldık, yine iki arkadaş görevlendirildik.
Bulgar Subayları planları alıp Kumandanlarına teslim etmek üzere merdivenlerden çıkarlarken bir anda arkalarından yetişerek birine ben birine arkadaşım tepelerine vurduk. İkisi de merdivenlerden aşağı yuvarlandılar. Hemen ceplerinden planları alarak yerlerimize döndük.
Sıra Çavuşa geldi; Vatan haini olduğundan, o da öldürülecekti. Terhis oluncaya kadar dokunmadık, manevi emir öyle idi.Nihayet terhis oldu, külfetli bir para ile sevinerek binmiş, memleketine dönüyordu. Memleketine gelip, tam trenden inerken; Onun da tepesine vurduk, sanki trenden düşüp ölmüştü. Böylece vazife yapılmış oldu.
KORE HARBİ VE YARILAN KUŞATMA
Kore harbinin olduğu devre, yine bir ziyaretimde;Hacı Babayı ziyaret için Ladike gitmiştim, gece odasında kalıp odasında misafir olduk. Yatsı namazına kadar beraber kaldıktan sonra, Hacı Baba namazı kıldı ve sonra bizden müsaade alıp gitti.Sabah namazında geldi ve bize: Bugün Korede idik; Türk askeri çember içine girmiş, imha edilmek üzere idi. Kurtarılmak için Mevladan izin çıktı, manevi arkadaşlarımla Koreye yetiştik. Bizim askerin önüne düştük. Kafir askerleri bizi görürler ;lakin bizim askerler göremezler.Kılıçları çektik, küffar askerini kılıçtan geçirerek bizim askere yol verdik. Bakın sabah radyo haberleri verirken duyacaksınız..! dedi.
Sabahleyin bir radyo getirdiler, ilk haberleri açtılar;Korede bulunan, Albay Tahsin Yazıcı oğlu komutasındaki Türk çember içine alınmış. İnanılmaz bir kahramanlık örneği vererek çemberi yarmış, kafirleri perişan etmişler.. diye radyo haber veriyordu..!Çemberi yaranın kimler olduğundan onların haberleri yoktu. İşte Allahın manevi ordularının vazifeleri..!
AHMET AĞA VE PİLOT TEĞMEN
Bir gün, pilot Teğmen uçağı ile eğitim uçuşu sırasında, uçağı arıza yapıyor ve bir tarlaya mecburi iniş yapmak durumunda kalıyor. Her ne kadar yerde arızayı gidermiş ise de, uçağın bu tarla üzerinden kalkmasının imkanı yok. Bulunduğu yer öyle ıssız ki çevrede canlı yok. Hocam emir verdi...;
-Ahmed, git şu pilot Teğmene yardım et,uçağını kaldır..dedi.
Hemen geldim, pilot çaresizlik içerisinde bocalamakta, ne yapacağını bilememekte idi. Selam verdim;
-Ne yapıyorsun delikanlı?.. dedim.
O da durumunu anlattı. Ben dedim ki:
-Oğlum sen uçağı çalıştır, kalkış için ben sana yardım edeyim!
Şaşırmış bir halde:
-Nasıl yardım edeceksin? dedi.
-Sen çalıştır. ben uçağı kaldırayım.! dedim.
-Hacı Baba kaç tonluk dört motorlu bir uçak. Nasıl kaldıracaksın..? dedi.
-Yavrum! Sen çalıştır bakalım.! dedim.
-Neyse çalıştırayım bakalım.. dedi ve uçağı çalıştırdı.
Allahın izniyle:
-Bismillah.. Ya Allah..! deyip yardım edip uçağı kaldırdık ve uçup gitti.
Pilot der ki:
Hacı Baba uçağı kaldırıpta, uçak havalanınca; uçağın kuyruk tarafına oturduğunu gördüm ve..
-Eyvah, Hacı Baba düşecek.. dedim.
Bir müddet sonra, Hacı Baba bulunduğu yerden kayboldu.
Ben yine;
-Eyvah, Hacı Baba düştü!!.. diye müteessir olmuştum.
Mensup olduğum karargaha varıp durumu ve başımdan geçenleri kumandanıma anlattım. Kumandanım bana;
-Maneviyat adamlarından biri sana yardım etmiş..! dedi.
Pilot Teğmen bu maneviyat adamları nerede bulunur acaba, diye araştırma yapıyor. Şarkta filan yerde var diyorlar, tarif edilen kimseyi buluyor; fakat aradığı ve gördüğü değil. Böyle bir çok yerleri geziyor. Nihayet bir gün Konyada Ladikli Hacı Ahmed Ağayı haber veriyorlar.
Konyaya gelip Hacı Ahmed Ağayı soruşturuyor, kendisine Ladik kasabasını tarif ediyorlar. Bir arkadaşı ile taksiye binip Ladike geliyorlar. Hacı Ahmed Ağayı sorarak odasını öğreniyorlar. Pilot, Hacı Babanın odasına giripte, kendisini görünce..
-Hah.. işte bu amca..! deyip, eline ayağına sarılıyor.
Hacı Ahmed Ağa.:
-Oğlum benzetmiş olabilirsin.. diye gizlenmeye çalışırsa da.
Pilot.:
-Hayır yanılmıyorum, o sendin..! diyordu.
Beraberce camiye gidip geldikten sonra, o gün orada misafir kalıyorlar. Ertesi gün veda ederek yerlerine dönüyorlar.
Genelde bedenen Ladikin dışına çıkmayan bu zatı muhterem, iş vazifelendirilmeye gelince tayyi mekanla Avrupa-Amerika-Amerika demeden kaşla göz arasında yok oluyordu. Bu yüzden döndüğünde üzerine bazen kar bazen çöl toprağı bulanmış olmasına kimse şaşırmıyordu. Hatta gideceği yeri önceden öğrenenler gitti yerlerinden özel masum siparişler bile veriyorlardı kendisine. Hurma, muz gibi.
En iyisi daha fazla bu meselede kelam etmek yerine gelin siz Araştırmacı-Yazar Mustafa Özdamarın kaleme aldığı Kırk Kandil yayınlarından çıkan LADİKLİ AHMET AĞA kitabını okuyunuz. Eminim benim söylemek istediklerimden daha iyisini kalbiniz size yorumlayacaktır. Hele birde meselenin fevki üzerine ruhi zekanızda çalışmaya başlamışsa belki hayatınızın bir yerlerinde Hz. Hızırla veya Hızır ordusundan birileriyle karşılaştığınızı hatırlayacaksınızdır.
KALBİNİ AYNA YAPANLARIN İSE ARAMASINA GEREK YOK! BİR KAŞ AYNASI BİLE GÜNEŞİ İÇİNE ALMIYOR MU?..
Sözün yine onun gönlüne sığdıramadığı halini şiirle anlattığı mısralardan sadece şu ikisiyle kemale taşıyıp Hz. Noktayı koyalım yerine.
BİR ÜSTADDAN OKUMADIM YOL NEDİR ERKÂN NEDİR
İLMİ ZAHİR OKUMADIM KALPDEKİ BÜRHAN NEDİR
asker, mutasavvıf
1888 yılında Konyanın Sarayönü ilçesine bağlı, Lâdik (Halıcı) kasabasında dünyaya geldi. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine'dir. Yusuflar Sülâlesindendir. Üç erkek, bir kız olmak üzere, dört kardeştir. Yıllarca çobanlık yaptığından dolayı, muhitinde, Çoban Mehmet olarak tanındı. Sonradan Elma soyadını aldı.
Manevi bir yolla kendisine Hüdâî adı verildi:
Ol Mevlam koymuştur Hüdâî adım
Melekler ederler gökte feryadım
Mevlamın aşkından almışım tadım
Yansa da ayrılmaz haktan Hüdâî
Ladikli Ahamet Ağa, Hatice Hanım'la evlendi. İkisi oğlan, dördü kız olmak üzere, altı çocuğu vardır.
Askerliği
26 sene askerlik yapmış bir İstiklâl Savaşı gazisidir. Kanal harekâtında İngilizlere karşı arkadaşları ile birlikte harp ederken, sağ omzundan hilal şeklinde yaralanır. En yakın dört arkadaşının kahramanlıklarını ve şehit düştüklerini, yaralı bir vaziyette seyreder. Sonra oraları düşman istila eder. Düşman askerleri yaralı askerlerimizi ölmeyen kalmasın diyerek süngülerler. Bu esnada başını bir şehidin kolunun altına sokar. Düşmanlar hiç diri asker kalmadı diyerek uzaklaşıp giderler.
Askerlik Sonrası
Vatanın kurtuluşundan sonra askerden bir gazi olarak memleketi Lâdike dönmüş ve vefatına kadar burada örnek bir şahsiyet olarak yaşamıştır. Hayvancılık ve tarımla geçimini sağlamıştır.
Zamanının çoğunu odasına gelen misafirlerine hizmet ederek geçirmiş, onları iyiliğe ve hayra davet etmiş, kimseyi ayırmadan herkese duâ etmiş, sohbetinde katılan hiç kimseyi eli ve gönlü boş çevirmemiştir. Boş kaldığı zamanlarda dağlarda çobanlık yapmış, tarla ve bahçelerini ekip biçmekle meşgul olmuştur.
Son günleri ve vefatı
Son zamanlarında hasta yatarken "Sen gidince bizler ne yapacağız Ahmet Ağa?" diye ağlamaya başlayan misafirlerine, yataktan doğrularak "ALLÂH var oğlum. Allâh var, keder yok!" demiştir. Evlatlarından birisi eline varıp, "Baba hakkını helal et" dediği zaman "Oğlum bende üç emanet var. Onları sahiplerine verirsen, hakkımı helal etmiş olacağım. Sen olmasan da onlar emanetleri alıp götürecekler. Ama sen de onları görsen iyi olur" der.
Ve tarihler 8 Haziran 1969 perşembeyi gösterirken, rahmet-i Rahmana kavuşur. Kabri, Lâdik Kasabası mezarlığındadır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Ladikli Hacı Ahmet Ağa
Hüseyin Öztürk
Vakit 15.03.2006
O bir Allah dostu
Adını duyan, kendisini tanıyan, hayatını bilen herkesin söylediği tek bir ifade şekli var. O bir Allah dostu
Allah dostu Ladikli Hacı Ahmet Ağa ile ilgili en uzun malumatı Denizlide Ömer Lütfi Tekinkayadan almıştım. Konyaya gittiğimde bana mihmandarlık yapan dostum bir diğer dostum Ömer beyin; Cuma Namazını Ladikli Ahmet Ağanın memleketinde kılalım mı teklifini havada kaptım.
Ladik kasabası, Konyanın Sarayönü ilçesine bağlı şirin bir belde. Ladikli Ahmet Ağada bu şirin beldenin gönüllere taht kurmuş bir sevgilisi. Ama önce Allah ve Rasulünün sevgilisi.
Ladikli Ahmet Ağanın yaşadıkları ve kerametleri anlatılmakla bitecek gibi değil. O yüzden bu sefer kısa bir bilgi verip, İnşallah; Hüseyin Çelebi Seyahatnamesinde uzun uzun anlatacağım.
Ladikte Allah dostu ile ilgili bilgi ararken, kendimizi Allah dostunun adına kurulan dernekte bulduk. Dernek başkanı Mustafa Doğan ve Ahmet Ağanın oğlundan torunu Ahmet Elma ve kızından torunu İsmet Eserle tanışıp uzun uzun konuştuk.
Türkiyenin gavurunu, münafığını, fitnecisini, fesatçısını, bilmem ama Elhamdülillah Müslümanım diyen herkesin böyle zatları tanımasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Doğru adam olmak ve doğru inanmak için böyle yakın örnekler çok önemli.
Konyanın ileri gelenlerinden ve kanaat önderlerinden, benim de kendisini çok sevdiğim Tahir Büyükkörükçü hocam, Ahmet Ağanın canlı şahitlerindendir. Hocamın kendisiyle görüşmek istedim ama rahatsız olduğu için görüşmedim. Allah şifalar versin.
Ladikli Ahmet Ağa hakkında kısa bir bilgi vermek üzere Tahir Büyükkörükçü hocamızdan alıntı yapmayı daha uygun buldum. Tahir hocamdan aktaran da oğlu Abdurrahman Büyükkörükçüdür.
Ladikli Ahmet Ağa, Ladikte dünyaya teşrif eder. Babası Mehmet Efendidir. 1897 seferberliğine iki ağabeyi ile katılan üstad, yıllarca cephede kalır. Balkanlarda cereyan eden harplerin hepsinde, 1. Cihan Harbinde, İstiklâl Harbinde kahramanca, yiğitçe düşmana karşı koyar. Bir ağabeyini Çanakkale Savaşında, diğerini Kırkgazilerde şehid verir.
Yıllarca Batı cephelerinde koşturan üstada, Gazilik şerefini bahşeden kader, bu defa onu meşhur Kanal harekâtında Filistinin mahzun Gazze civarına sevk eder. Üstadın da aralarında bulunduğu birlik, kahpe İngilizin pususuna düşer ve yiğitlerimizin hemen hepsi şehid olur.
Üstad Ahmet Ağa, çok az kalan yaralıların arasındadır. Ne kalkmaya, ne de üç günlük mesafedeki karargâha ulaşmaya hâli vardır. Sabahın serinliğinde azıcık gözü açılır. Sonrasını dostlarına hep şöyle anlatırdı:
Valla gardaşım, yattığım yerde Şehadet şerbetini içmeyi beklerken, karşıdan beyaz bir atın üzerinde bir zat çıkageldi. Bana; Ahmed ne oldu, yaralandın mı, diyerek atından inip matarasından ab-ı hayat misali bir su verdi. Beni yerimden kaldırıp yaramı tedavi etti, sonra arkasına bindirip karargâha kadar getirdi. Askerler sana inanmayabilirler, nöbetçi subayına hadiseyi anlat ve selamımı söyle. Memlekete döndüğün zaman bazı değişik hâllerle karşılaşacaksın, endişelenme, beni bekle dedi.
Sonra Ladikte geçen nurlu nice yıllar. Kalıbıyla halkın içinde, onlardan biri. Ama kalbiyle hep Allah ile beraber. Bir büyük insan, bir hak dostu, bir Peygamber aşığı, bir velî. Yurdun dört bir yanından gelen ziyaretçilerin himmetini rica ettiği bir Allah eri.
-Ne olur Ahmet Ağa, bizi şefaatten unutma diye rica eden babama; Vallahi hocam. Rabbim imkân verirse dostlara bir mendil sallayacağız buyurmuşlardır.
Ve öyle bir mendil sallar ki, Ahmet Ağa . Yarına İnşallah.
xxx
Gayb Aleminin Askerleri Ve Ladikli Ahmet Ağa
Hakan Yılmaz Çebi
haycebi@mynet.com
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
Gayb; göz önünde olmayan; alamet ve emmare ile bilinemeyen, hakkında delil bulunmayan, gizli olan manalarının yanında; His ve aklın ötesinde kalan, insan tarafından kavranamayan ve manevi alem manalarında açıklanır. Bir de GAYB ERENLERİ vardır ki Cenab-ı Hakkın kudretinden ikrama layık görülmüş bu kişiler; özel bir ordu disipliniyle hareket ederler. Anadolu kültüründe adları ÇARIKLI ERKAN-I HARPtir.
Bu çarıklı erkanı harbin kurucusu ve baş kumandanı Hz. HIZIR Alehisselamdır.
HIZIR GİBİ YETİŞMEK deyimi halk kültürümüzde önemli bir deyimdir. Çok sıkıntılı bir zamanımızda geliveren, sıkışık-darlık zamanlarında yardımda bulunan insanlar için bu nitelemeyi kullanırız.
Deyimin aslı ise tabi yine Hz. Hızırın misyonuna-vazifesine dayanıyor
ESRAR İLMİNİN BAŞKUMANDANI HZ. HIZIR
Biz Hz. Hızırı Kurandaki ayetlerden tanıyoruz. Bu ilmin sırrı da çilingiri de KEHF SURESİnde. 60 ve 82. ayetlerde (KEHF SURESİ) anlatılan Hz. Musa ve HIZIR arasında geçen seyahat esnasında yaşananlar bu ilmi - İLM-İ LEDUN, İLM-İ BATIN, HAVASÜL HAVAS -tarif eder.
Yaşananlar bu ilmi; yaşatan ( HZ. HIZIR) bu ilmin adamlarının vazifesini ve maiyetini bizlere açıklamaya kafidir.
LEDUN İLMİ SU GİBİ AKAR GÖNÜLE
Bu ilmin lütfedildiği kişiler MURADlardır. Yani bir irşad edicinin talebesi olmakla bu ilim elde edilemez. Alim olmak, mürşid olmak ayrı bir sanat.
MÜRİT Allahı arayan ve bulan kişidir. MURAD ise Cenabı Mevlanın bulduğu-seçtiği. Mürit iradesine bağlı olarak gevşek davranabilir, yapamayacağım diyebilir ancak MURADın böyle bir hakkı yoktur. Zira vazifelendirme padişahtan geliyor, reddedilemez.Son derece zahir ve batın ilimlerde yüksek derece yetişmiş birisi bu ilmin mümessili olduğu gibi, hiç okumamış hatta birkaç surenin dışında sure bilmeyen insanlar bile bu gayb ordusunun neferi olarak vazifelendirilebilir. Yani MUHYİDDİN-İ ARABİ gibi bir ilim zirvesi yanında az sonra değineceğimiz LADİKLİ AHMET AĞA gibi bir ümmi zat-ı muhterem de olabilir. Bu lütuf sahibinin tasarrufu cevahirini yaratanı bilir.Bu ilim çoğunlukla tanımadığınız bir PİR-İ FANİNİN sekerat halindeyken size içirdiği bir tas SUyla bazen de yedirdiği herhangi bir yiyecekle açığa çıkar. (Nitekim Ladikli Ahmet Ağa da 1. Dünya Savaşında Kanal Harekatı sırasında vurulup öldü diye bırakıldığı bir sırada bir atlı tarafından SU içirilerek tayyi mekan yaptırılır.)
Bu suyu içtikten sonra gelenin rüyada mı yaşadığınız hayatta mı olduğunu analiz etmeniz ne kadar zamanınızı alıyorsa; içtiğiniz suyun su mu başka bir şey mi somut mu soyut mu olduğunu da anlamanız o kadar vaktinizi alacaktır. Ancak susuzluktan çatladığınız bir anda suya kandığınızı bilmeniz işin bu maiyetini daha fazla kurcalamanıza gerek olmadığını cevaplamanıza yetecektir.
Size yedirilen şeyle bu ilim verilecekse; bu yiyecek bazen en bilinen meyve hatta markalı bir çubuk kraker, bisküvi de olabilir. Nitekim LADİKLİ Ahmet Ağa rahmeti rahmana kavuştuktan sonra bu ilmi oğluna devretmek isteyen gayb aleminden gelen üç kişinin verdiği yiyeceği onların yanında önce bir lokmacık yemiş olan Zekeriya; daha sonra tadını beğenmediğinden bu yiyeceği sözde onlara çaktırmadan hasıraltı etmiştir. Ancak bu yiyeceği yemesinin akabinde ne olacağını öğrenince bu yiyeceği hasıraltından çıkarmak istemiş lakin yiyeceğin ortadan yok olmasıyla ancak ısırdığı kadar bir miktar gayb ilmine vakıf olabilmiştir. Anlayacağımız ortada bir de böyle bir durum var.
Sonrası
Sonrası istidadınıza, gayretinize kalmış
Ancak ikram bir kere yağmaya başlamışlar için ziyaretler belli bir süreden sonra sıklaşmaya başlayacaktır.
Taki; 300ler 70ler 40lar 7ler, 3ler (Büdela, Nüceba, Nükeba vs.) KUTUPLAR - KUTB-U İRŞAD- ilim nurunun zirvesi/ KUTB-U VELAYET insan benliğinin zirve terbiyedarı - ve GAVS-I AZAM makamlarına doğru bir seyir başlayacaktır. (Not: 40lar makamı iki kısımdır ki her dönem 40 Hanımsultan Evliyada bu makamdadır)
Ancak bu yolun yolcusu olmak bile en yüce payedir. Bu yolun yolcusunun gözünde dünya hayatının makamları üç-beş yaşındaki çocukların oyuncaklarıyla oynarken kendilerine verdikleri payeler gibi komik ve çocukça kalmaktadır ki işin aslı da budur!!!
Hz. HIZIR ÜNİVERSİTESİ
Kendiside Hz. Hızırın TALEBELERİNDEN OLAN Bediüzzaman Said Nursi - hatta bir defasında ellerinde kelepçe olduğu halde Ladike tayyi mekan yaparak Ahmet Ağaya Hz. Hızıra çok sıkıntı çektiğini iletmesini söylemiş daha sonra sabretmesi söylenmesi üzerine çıkardığı kelepçelerini bizzat yeniden bileklerine takarak geri dönmüştür- Hızır Aleyhisselam ve ondan ders alanlar için güzel bir izahı vardır.
-Hızır Aleyhisselam hayatta mıdır? Eğer hayattaysa niye bazı alimler hayatta olduğunu kabul etmiyorlar? Sorusuna şu cevabı veriyor.
-Hayatın 5 MERTEBESİ vardır ve her mertebenin farklı şarları bulunmaktadır.
Birinci mertebesi, bildiğimiz, şu içinde bulunduğumuz hayattır ki pek çok kayıtla mukayyettir. Hızır Aleyhisselam hayatın ikinci mertebesinde yer aldığı için, bazı alimler hayatta olup olmadığı konusunda şüpheye düşmüşlerdir.
İkinci mertebe Hazreti Hızır ve İlyas Aleyhisselamın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimi mukayyet değillerdir. Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.
Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hz. Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hatta makamı velayette bir makam vardır ki; MAKAM-I HIZIR tabir edilir. O makama gelen bir Veli, Hızırdan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi yanlış olarak ayn-ı Hızır telakki edilir olunur. (Birinci Mektup)
HAVASSIN TEKNOLOJİSİ
Havassın teknolojisi ESMAYI İLAHİYEye bağlı sırlar!.. Onlar kendilerine verilen, kendilerine bildirilen ESMAYI üç/beş defa ya da her ne kadar tekrarlanması gerekiyorsa, onu söyleyip sır olup gidiyorlar. Bize garip gelen, imkansız görünen şeyler maddeden beri o alemde öylesine sıradan ki
O muazzam görünmeyen mücerret teknolojiden geriye sadece avam olan bizlere kalan miras sadece şu üçüdür:
ŞECERE (SOYAĞACI)- HIRKA-MÜHÜR!!!
Lakin Ladikli Ahmet Ağa vefat ettikten sonra oğlu Zekeriyaya gelen GAYB ALEMİNİN ÜÇ ATLISI da bu görünür mirası istiyorlar kendilerinden. Zira Zekeriya daha işin başında hikmeti anlayamamış mirastan olmuştur. Ehhh bunların da artık ehline verilmesi gerekiyordur Yani bayrak teslimi gibi bir ritüel var ortada..
HAVASSIN TOPLANMA YERLERİ
Kutsi gecelerde MEKKE-MEDİNE-KUDÜS-SEMERKANT-BUHARA-ŞAM-ROMA VE İSTANBULDAKİ muhtelif yerler buluşma noktalarıdır Kİ aynı zamanda- dünya hayatında tarihten bu yana azami ehemmiyete sahip yukarıdaki 8 şehrin 4ünün Cennette bu mekana yakışır tezahürlerinin olduğu ifade edilir.
Ancak tabiri uygunsa bir de içtima merkezleri vardır bu Uluların.
MEKKE-İ MÜKERREMEDEKİ ZEMZEM SUYUNUN BAŞI BERAT GECELERİNDE TOPLANMA YERİDİR DENİR
Nitekim Ladikli Ahmet Ağamız da bir Berat gecesi evinde toplanan misafirlerinin Eee Ahmet Ağa bugün nereye gideceksiniz sorusu üzerine; Bu gece Mekke-i Mükerremede bir toplantı olacak. Harem-i Şerifte Zemzem kuyusunun başında Her sene bu gece Zemzem kuyusunun suyu coşar kabarır, ağzına kadar gelir. Resulallah Efendimizin ruhaniyeti ve bütün peygamberler Evliyaullah orada toplanırlar. Orada hep birlikte dua yapılır. Sonra o kuyudan bir su içilir, artanı da oraya dökülür, ondan sonra su normale çekilir. Zemzem kuyusunun suyunun bitmeyişinin hikmeti bu Her sene bu merasim yapılır şeklinde verdiği cevapla bu durumu açıklamaktan çekinmemiştir. Başka birisi bu ve benzeri sırları verse belki boynu kırılır ancak o izinlidir
HAVAS MÜCADELESİNİN YETKİ SINIRI
Avamdan zaman zaman çok kişi sormuştur. Cenabı Allahın kudretinden nüveler taşıyan bu seçkinler o halde niye nükleer başlıklı füzeleri kilitlemiyor, süpersonik uçakları düşürmüyor, zalim başbakanları, komutanları merdivenden yuvarlayarak kafasını gözünü patlatıp zulmün önünü kesmiyorlar vs.
Dilerseniz safça ifade edilen bu durumu da bu tarz bir sorularla karşılaşan Ladikli Ahmet Ağanın verdiği cevapla açıklayalım:
Şahıs soruyor: Hacı Baba ne olacak bu dünyanın hali? Nasıl düzelir ?..
Evlat dedi şöyle sakin sakin, bu Çoban Ahmed var ya (kendisine hitabı öyle idi)
Eğer müsaade etseler, iki üç saatte dünyayı düzeltirim amma, hikmeti ilahidir onu biz düzeltemeyiz Emirsiz hareket edemeyiz Bu hadiseler böyle olacak, HERKESİN İMAN ÖLÇÜSÜ, CİHAD ÖLÇÜSÜ ORTAYA ÇIKACAK! MÜMİNİ, MÜNAFIĞI; MÜŞRİĞİ KAFİRİ ORTAYA ÇIKACAK!!! VE HADİSELER GELİŞE GELİŞE ORTAYA ÇIKACAK.
Nitekim yetki ve izin meselesi bu. Milyonlarca adamı kendisini korumaları için besleyen FİRAVUNu bir üfürüklük canı olan sivrisinekle telef eden Cenabı Allah; dilese bütün insanlığı secde vaziyetinde toplamaz mı?.. Toplar elbet!
Lakin müddet ve imtihan meselesi
HAVAS VE ASKERİ HİZMET
Tüm havas adamlarında olduğu gibi Peygamber Ocağı olarak görülen orduya karşı özel bir ihtimam ve sevgi vardır.
Sırf bizim milli tarihimiz ve bu milli tarihimizdeki yakın tarihte bile binlerce gayb adamının yardımı vardır ordumuz neferlerine. Bırakınız Kıbrıs harbini Güneydoğu Anadoludaki terör belasında dahi bu mikyasta bir çok olay yaşamışızdır. Halen daha nöbette uyuyan bir çok asker gerekirse tokatlanarak uyandırılır. Hatta hastalanıp devriyeye çıkamayan bir çok komutanın gece devriye de görüldüğü çok olmuştur.
Ladikli Ahmet Ağada da azami bir ordu ve asker sevgisi vardır. Bu yüzden dışarıdan kendisini ziyarete gelenlerin ve istişare edenlerin çoğu asker. Zira yukarıda da değindiğimiz gibi o Türk Ordusunun çarıklı erkanı harbindendir.
Bu yüzden adı çevresinde GAYB RİCALİNİN ASKERİYE KOLUNDA GÖREVLİ şeklinde çıkmıştır. Mesela Albay Necmi Sami Bey Ladikli Ahmet Ağanın en sevdiği dostudur.
O her an göreve hazır diplomat bir asker gibi Küba Amerika arasında Kübaya konuşlandırılan Rus füzelerinin Amerikan casus uyduları tarafından tesbit edilmesi üzerine 3. Dünya savaşını engellemek için Cezayir dağlarında toplantıya tayyi mekan yaparken; bir gün aldığı emrin pusula kağıdını dostlarına gösterdikten sonra LADİKTEN WAŞİNGTONA 4 DAKİKA DA GİDECEK KADAR HIZLI GÖREV ADAMIDIR.
ASKERİ İSTİHBARATA HAİNLİK EDEN YANAR
Bir Ziyaretçisine Hacı Ahmed Ağa Anlatmışlardı:
Edirnede askerlik yapan bir Türk Çavuşu, iki Bulgar subayına, Edirnenin Askeriyeye ait planlarını ağır bir para karşılığı satmış, kimsenin haberi yok. Manevi emir aldık, yine iki arkadaş görevlendirildik.
Bulgar Subayları planları alıp Kumandanlarına teslim etmek üzere merdivenlerden çıkarlarken bir anda arkalarından yetişerek birine ben birine arkadaşım tepelerine vurduk. İkisi de merdivenlerden aşağı yuvarlandılar. Hemen ceplerinden planları alarak yerlerimize döndük.
Sıra Çavuşa geldi; Vatan haini olduğundan, o da öldürülecekti. Terhis oluncaya kadar dokunmadık, manevi emir öyle idi.Nihayet terhis oldu, külfetli bir para ile sevinerek binmiş, memleketine dönüyordu. Memleketine gelip, tam trenden inerken; Onun da tepesine vurduk, sanki trenden düşüp ölmüştü. Böylece vazife yapılmış oldu.
KORE HARBİ VE YARILAN KUŞATMA
Kore harbinin olduğu devre, yine bir ziyaretimde;Hacı Babayı ziyaret için Ladike gitmiştim, gece odasında kalıp odasında misafir olduk. Yatsı namazına kadar beraber kaldıktan sonra, Hacı Baba namazı kıldı ve sonra bizden müsaade alıp gitti.Sabah namazında geldi ve bize: Bugün Korede idik; Türk askeri çember içine girmiş, imha edilmek üzere idi. Kurtarılmak için Mevladan izin çıktı, manevi arkadaşlarımla Koreye yetiştik. Bizim askerin önüne düştük. Kafir askerleri bizi görürler ;lakin bizim askerler göremezler.Kılıçları çektik, küffar askerini kılıçtan geçirerek bizim askere yol verdik. Bakın sabah radyo haberleri verirken duyacaksınız..! dedi.
Sabahleyin bir radyo getirdiler, ilk haberleri açtılar;Korede bulunan, Albay Tahsin Yazıcı oğlu komutasındaki Türk çember içine alınmış. İnanılmaz bir kahramanlık örneği vererek çemberi yarmış, kafirleri perişan etmişler.. diye radyo haber veriyordu..!Çemberi yaranın kimler olduğundan onların haberleri yoktu. İşte Allahın manevi ordularının vazifeleri..!
AHMET AĞA VE PİLOT TEĞMEN
Bir gün, pilot Teğmen uçağı ile eğitim uçuşu sırasında, uçağı arıza yapıyor ve bir tarlaya mecburi iniş yapmak durumunda kalıyor. Her ne kadar yerde arızayı gidermiş ise de, uçağın bu tarla üzerinden kalkmasının imkanı yok. Bulunduğu yer öyle ıssız ki çevrede canlı yok. Hocam emir verdi...;
-Ahmed, git şu pilot Teğmene yardım et,uçağını kaldır..dedi.
Hemen geldim, pilot çaresizlik içerisinde bocalamakta, ne yapacağını bilememekte idi. Selam verdim;
-Ne yapıyorsun delikanlı?.. dedim.
O da durumunu anlattı. Ben dedim ki:
-Oğlum sen uçağı çalıştır, kalkış için ben sana yardım edeyim!
Şaşırmış bir halde:
-Nasıl yardım edeceksin? dedi.
-Sen çalıştır. ben uçağı kaldırayım.! dedim.
-Hacı Baba kaç tonluk dört motorlu bir uçak. Nasıl kaldıracaksın..? dedi.
-Yavrum! Sen çalıştır bakalım.! dedim.
-Neyse çalıştırayım bakalım.. dedi ve uçağı çalıştırdı.
Allahın izniyle:
-Bismillah.. Ya Allah..! deyip yardım edip uçağı kaldırdık ve uçup gitti.
Pilot der ki:
Hacı Baba uçağı kaldırıpta, uçak havalanınca; uçağın kuyruk tarafına oturduğunu gördüm ve..
-Eyvah, Hacı Baba düşecek.. dedim.
Bir müddet sonra, Hacı Baba bulunduğu yerden kayboldu.
Ben yine;
-Eyvah, Hacı Baba düştü!!.. diye müteessir olmuştum.
Mensup olduğum karargaha varıp durumu ve başımdan geçenleri kumandanıma anlattım. Kumandanım bana;
-Maneviyat adamlarından biri sana yardım etmiş..! dedi.
Pilot Teğmen bu maneviyat adamları nerede bulunur acaba, diye araştırma yapıyor. Şarkta filan yerde var diyorlar, tarif edilen kimseyi buluyor; fakat aradığı ve gördüğü değil. Böyle bir çok yerleri geziyor. Nihayet bir gün Konyada Ladikli Hacı Ahmed Ağayı haber veriyorlar.
Konyaya gelip Hacı Ahmed Ağayı soruşturuyor, kendisine Ladik kasabasını tarif ediyorlar. Bir arkadaşı ile taksiye binip Ladike geliyorlar. Hacı Ahmed Ağayı sorarak odasını öğreniyorlar. Pilot, Hacı Babanın odasına giripte, kendisini görünce..
-Hah.. işte bu amca..! deyip, eline ayağına sarılıyor.
Hacı Ahmed Ağa.:
-Oğlum benzetmiş olabilirsin.. diye gizlenmeye çalışırsa da.
Pilot.:
-Hayır yanılmıyorum, o sendin..! diyordu.
Beraberce camiye gidip geldikten sonra, o gün orada misafir kalıyorlar. Ertesi gün veda ederek yerlerine dönüyorlar.
Genelde bedenen Ladikin dışına çıkmayan bu zatı muhterem, iş vazifelendirilmeye gelince tayyi mekanla Avrupa-Amerika-Amerika demeden kaşla göz arasında yok oluyordu. Bu yüzden döndüğünde üzerine bazen kar bazen çöl toprağı bulanmış olmasına kimse şaşırmıyordu. Hatta gideceği yeri önceden öğrenenler gitti yerlerinden özel masum siparişler bile veriyorlardı kendisine. Hurma, muz gibi.
En iyisi daha fazla bu meselede kelam etmek yerine gelin siz Araştırmacı-Yazar Mustafa Özdamarın kaleme aldığı Kırk Kandil yayınlarından çıkan LADİKLİ AHMET AĞA kitabını okuyunuz. Eminim benim söylemek istediklerimden daha iyisini kalbiniz size yorumlayacaktır. Hele birde meselenin fevki üzerine ruhi zekanızda çalışmaya başlamışsa belki hayatınızın bir yerlerinde Hz. Hızırla veya Hızır ordusundan birileriyle karşılaştığınızı hatırlayacaksınızdır.
KALBİNİ AYNA YAPANLARIN İSE ARAMASINA GEREK YOK! BİR KAŞ AYNASI BİLE GÜNEŞİ İÇİNE ALMIYOR MU?..
Sözün yine onun gönlüne sığdıramadığı halini şiirle anlattığı mısralardan sadece şu ikisiyle kemale taşıyıp Hz. Noktayı koyalım yerine.
BİR ÜSTADDAN OKUMADIM YOL NEDİR ERKÂN NEDİR
İLMİ ZAHİR OKUMADIM KALPDEKİ BÜRHAN NEDİR
- Katılım
- 14 Tem 2010
- Konular
- 1,537
- Mesajlar
- 105,012
- Reaksiyon Skoru
- 6,538
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 445
- TM Yaşı
- 15 Yıl 9 Ay 14 Gün
- MmoLira
- -873
- DevLira
- 0
Sağolasın..
- Katılım
- 1 Eyl 2010
- Konular
- 356
- Mesajlar
- 2,759
- Reaksiyon Skoru
- 53
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 135
- TM Yaşı
- 15 Yıl 7 Ay 24 Gün
- MmoLira
- -112
- DevLira
- 0
ö.dql
- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 4364s
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 418
- TM Yaşı
- 15 Yıl 4 Ay 22 Gün
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
Paylaşım İçin Teşekkürler..
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 19
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 17
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 53
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 34
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 17



