HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
T
Take a break: istirahat etmek, mola vermek, dinlenmek
You are so tired why don't you take a break?
Çok yorgunsunuz, niçin dinlenmiyorsunuz?
Take a chance: Şansını denemek
Take a chance in this new game.
Bu yeni oyunda şansınızı deneyin.
Take an interest in: ilgi göstermek, ilgilenmek
He takes a great interest in painting.
O, resim yapmaya büyük ilgi gösteriyor.
Take a look at: Gözatmak
Take a look at the dress, you don't have to buy it.
Elbiseye bir gözatın, almak zorunda değilsiniz.
Take a joke: Şakadan anlamak
Why can't you take a joke?
Niçin şakadan anlamıyorsun?
Take a seat: Oturmak, birine oturmasını önermek
He told me to take a seat.
Oturmamı söyledi.
Take a step: Adım atmak, ilerlemek
Take a step forward then you will be able to see it.
Öne doğru bir adım daha atın, o zaman görebilirsiniz.
Take a trip: Yolculuk etmek
I am planning taking a trip to Italy.
italya'ya yolculuk etmeyi tasarlıyorum.
Take a walk: Yürüyüşe çıkmak
I shall take a walk in the park today.
Bugün parkta yürüyüşe çıkacağım.
Take advantage of: Yararlanmak, faydalanmak
I took advantage of my two weeks holiday and went to Bodrum.
iki haftalık tatilimden yararlanarak Bodrum'a gittim.
Take after: Benzemek
He takes after his father.
O, babasına benziyor.
Take apart: Sökmek, parçalara ayırmak
It is an old clock, there is no need to take it apart.
Çok eski bir saattir, sökmenize hiç gerek yok.
Take away: Alıp götürmek, uzaklaştırmak, kaldırmak, çıkarmak
Take away that old car from here.
Şu eski arabayı buradan götürün.
Take one's breath: Nefesini kesmek, şaşırtmak
The horror film took my breath away.
Korku filmi nefesimi kesti.
Take by surprise: Boş bulunmak, hayrete düşürmek, baskınla almak
I was taken by surprise.
Boş bulundum.
Take care of: Dikkat etmek, özen göstermek
I'm sure you will take care of my house.
Evime dikkat edeceğinizden eminim.
Take charge of: Bir görevi üstüne almak, üstlenmek
Can you take charge of the foods for the picnic?
Piknik için yiyecek işini üstlenebilir misiniz?
Take down:
1) Not etmek
2) indirmek
3) Sökmek
1- Take down everything he says.
Söylediklerinin hepsini not edin.
2- Help me to take down that big box.
Şu büyük kutuyu indirmeme yardım edin.
3- Children like to take down their new toys.
Çocuklar yeni oyuncaklarını sökmekten hoşlanırlar.
Take for granted: Öyle olmadığı halde öyle olduğu varsayımında bulunmak, bir şeyi olmuş gibi farzetmek
You take too much for granted.
Her şeyi olmuş bitmiş gibi farzediyorsunuz.
Take hold of: Tutmak, kavramak
Take hold of my arm.
Kolumu tut.
Take in:
1) Anlamını kavramak
2) Aldatmak
1- You must take in what teachers say.
Öğretmenlerin söylediklerinin anlamını kavramalısın.
2- I was taken in, when I bought that second hand car.
Şu ikinci el arabayı aldığım zaman aldandım.
Take it easy:
1) Aldırmamak, boş vermek
2) Kendini yormamak
1- Don't worry about that girl, just take it easy.
O, kız için endişelenme, boş ver (aldırma).
2- Take it easy, you are working very hard.
Kendinizi yormayın, çok fazla çalışıyorsunuz.
Take into account: Hesaba katmak
Taking into account that he is very clever, you can't win the
competition.
Onun çok akıllı olduğunu hesaba katarsak, yarışmayı kazanamazsın.
Take into consideration: Gözönüne almak, dikkate almak
Take into consideration that he is very young.
Çok genç olduğunu dikkate alınız.
Take on:
1) işe almak
2) Alınmak, kırılmak
3) Sorumluluk yüklenmek
1- My boss is taking on some new secretaries.
Patronum işe yeni sekreterler alıyor.
2- He took on terribly but I was only joking.
O, çok kötü alındı, fakat ben sadece şaka yapıyordum.
3- I can't take on this serious job.
Bu ciddi işin sorumluluğunu yüklenemem.
Take off:
1) Çıkarmak
2) Uçağın havalanması, kalkması
1- Take off your shoes and come in.
Ayakkabılarınızı çıkarın ve içeri girin.
2- Please fasten your seat belt, the plane is taking off.
Lütfen kemerlerinizi bağlayın, uçak kalkıyor.
Take one's eyes off: Gözünü ayırmak
I can't take my eyes off her.
Gözlerimi ondan ayıramıyorum.
Take one's advice: Öğüt almak, nasihatını dinlemek
If you had taken my advice, you would have entered to the
univercity.
Eğer, benim öğüdümü tutsaydın, şimdi üniversiteye girmiş olacaktın.
Take one's time: Acele etmemek, işi aceleye getirmemek
You shall take your time while you are playing chess.
Satranç oynarken acele etmemelisiniz.
Take my word: inanmak, sözüne güvenmek
Take my word you will pass your exams.
inan bana, sınavlarını vereceksin.
Take on trust: itimat etmek, güvenmek
You must take it on trust.
Güvenmelisiniz.
Take out of:
1) Diş, leke, bıçak ..... v.b. çıkarmak
2) ...... den, ...... dan çıkarmak
1- I have to wash your shirt to take out that pen mark.
Kalem lekesini çıkarmak için gömleğini yıkamam gerek.
2- He took out a pen from his bag.
O, çantasından bir kalem çıkardı.
Take over: Görev, sorumluluk, yönetim üstlenmek, üzerine almak
You will take over my job, won't you?
Take a break: istirahat etmek, mola vermek, dinlenmek
You are so tired why don't you take a break?
Çok yorgunsunuz, niçin dinlenmiyorsunuz?
Take a chance: Şansını denemek
Take a chance in this new game.
Bu yeni oyunda şansınızı deneyin.
Take an interest in: ilgi göstermek, ilgilenmek
He takes a great interest in painting.
O, resim yapmaya büyük ilgi gösteriyor.
Take a look at: Gözatmak
Take a look at the dress, you don't have to buy it.
Elbiseye bir gözatın, almak zorunda değilsiniz.
Take a joke: Şakadan anlamak
Why can't you take a joke?
Niçin şakadan anlamıyorsun?
Take a seat: Oturmak, birine oturmasını önermek
He told me to take a seat.
Oturmamı söyledi.
Take a step: Adım atmak, ilerlemek
Take a step forward then you will be able to see it.
Öne doğru bir adım daha atın, o zaman görebilirsiniz.
Take a trip: Yolculuk etmek
I am planning taking a trip to Italy.
italya'ya yolculuk etmeyi tasarlıyorum.
Take a walk: Yürüyüşe çıkmak
I shall take a walk in the park today.
Bugün parkta yürüyüşe çıkacağım.
Take advantage of: Yararlanmak, faydalanmak
I took advantage of my two weeks holiday and went to Bodrum.
iki haftalık tatilimden yararlanarak Bodrum'a gittim.
Take after: Benzemek
He takes after his father.
O, babasına benziyor.
Take apart: Sökmek, parçalara ayırmak
It is an old clock, there is no need to take it apart.
Çok eski bir saattir, sökmenize hiç gerek yok.
Take away: Alıp götürmek, uzaklaştırmak, kaldırmak, çıkarmak
Take away that old car from here.
Şu eski arabayı buradan götürün.
Take one's breath: Nefesini kesmek, şaşırtmak
The horror film took my breath away.
Korku filmi nefesimi kesti.
Take by surprise: Boş bulunmak, hayrete düşürmek, baskınla almak
I was taken by surprise.
Boş bulundum.
Take care of: Dikkat etmek, özen göstermek
I'm sure you will take care of my house.
Evime dikkat edeceğinizden eminim.
Take charge of: Bir görevi üstüne almak, üstlenmek
Can you take charge of the foods for the picnic?
Piknik için yiyecek işini üstlenebilir misiniz?
Take down:
1) Not etmek
2) indirmek
3) Sökmek
1- Take down everything he says.
Söylediklerinin hepsini not edin.
2- Help me to take down that big box.
Şu büyük kutuyu indirmeme yardım edin.
3- Children like to take down their new toys.
Çocuklar yeni oyuncaklarını sökmekten hoşlanırlar.
Take for granted: Öyle olmadığı halde öyle olduğu varsayımında bulunmak, bir şeyi olmuş gibi farzetmek
You take too much for granted.
Her şeyi olmuş bitmiş gibi farzediyorsunuz.
Take hold of: Tutmak, kavramak
Take hold of my arm.
Kolumu tut.
Take in:
1) Anlamını kavramak
2) Aldatmak
1- You must take in what teachers say.
Öğretmenlerin söylediklerinin anlamını kavramalısın.
2- I was taken in, when I bought that second hand car.
Şu ikinci el arabayı aldığım zaman aldandım.
Take it easy:
1) Aldırmamak, boş vermek
2) Kendini yormamak
1- Don't worry about that girl, just take it easy.
O, kız için endişelenme, boş ver (aldırma).
2- Take it easy, you are working very hard.
Kendinizi yormayın, çok fazla çalışıyorsunuz.
Take into account: Hesaba katmak
Taking into account that he is very clever, you can't win the
competition.
Onun çok akıllı olduğunu hesaba katarsak, yarışmayı kazanamazsın.
Take into consideration: Gözönüne almak, dikkate almak
Take into consideration that he is very young.
Çok genç olduğunu dikkate alınız.
Take on:
1) işe almak
2) Alınmak, kırılmak
3) Sorumluluk yüklenmek
1- My boss is taking on some new secretaries.
Patronum işe yeni sekreterler alıyor.
2- He took on terribly but I was only joking.
O, çok kötü alındı, fakat ben sadece şaka yapıyordum.
3- I can't take on this serious job.
Bu ciddi işin sorumluluğunu yüklenemem.
Take off:
1) Çıkarmak
2) Uçağın havalanması, kalkması
1- Take off your shoes and come in.
Ayakkabılarınızı çıkarın ve içeri girin.
2- Please fasten your seat belt, the plane is taking off.
Lütfen kemerlerinizi bağlayın, uçak kalkıyor.
Take one's eyes off: Gözünü ayırmak
I can't take my eyes off her.
Gözlerimi ondan ayıramıyorum.
Take one's advice: Öğüt almak, nasihatını dinlemek
If you had taken my advice, you would have entered to the
univercity.
Eğer, benim öğüdümü tutsaydın, şimdi üniversiteye girmiş olacaktın.
Take one's time: Acele etmemek, işi aceleye getirmemek
You shall take your time while you are playing chess.
Satranç oynarken acele etmemelisiniz.
Take my word: inanmak, sözüne güvenmek
Take my word you will pass your exams.
inan bana, sınavlarını vereceksin.
Take on trust: itimat etmek, güvenmek
You must take it on trust.
Güvenmelisiniz.
Take out of:
1) Diş, leke, bıçak ..... v.b. çıkarmak
2) ...... den, ...... dan çıkarmak
1- I have to wash your shirt to take out that pen mark.
Kalem lekesini çıkarmak için gömleğini yıkamam gerek.
2- He took out a pen from his bag.
O, çantasından bir kalem çıkardı.
Take over: Görev, sorumluluk, yönetim üstlenmek, üzerine almak
You will take over my job, won't you?
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 23
