C 1
chengdu
xranzei 1
xranzei
zendor2 1
zendor2
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Almira2 1
Almira2
romegames 1
romegames
D 1
delimuratt
melankolıa18 1
melankolıa18
shrpnl 1
shrpnl
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Ercan Poyraz

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan FinaL07
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 340

FinaL07

Level 29
TM Üye
Üye
Katılım
2 Ara 2010
Konular
4,879
Mesajlar
29,092
Online süresi
1h 12m
Reaksiyon Skoru
1,484
Altın Konu
0
TM Yaşı
15 Yıl 6 Ay 9 Gün
Başarım Puanı
418
MmoLira
-295
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

HAKKINDA YAZILANLAR

Ercan Poyraz`ın ardından yiğit iken ölenleri hatırlama
Orhan Seyfi Şirin

Eyüp Sabri Yüksel`in 90 ‘lı yıllarda zengin olmayı kafaya takmış kardeşi Aksekili Adnan Yüksel`den alırdım kitaplarım için kâğıtları. Sonra Adnan Yüksel baktı bizde biraz imkân var. Seka`dan kâğıt alacağı sabahın gecesi gelirdi ben de ona bir haftalığına 10 20 bin dolar mark bulup buluşturup verirdim. Haftasına parayı ödemeye geldiğinde, her seferinde onun iştahla yaptığı hesapları sonuna kadar dinler sonra da almazdım hisseme düşeni. Ercan Poyraz`a destek olduğunu söylerdi.
Genç yaşında öldüğünü öğrendiğim Ercan Poyraz`ın haberi sarstı beni.

Ercan Poyraz arkadaşımdı. Diğer yazı türlerini yazabildiğim halde iş şiire gelince yalnızca genç yaşında ölen arkadaşlarım için şiir yazabiliyorum son yıllarda. Şiir gibi yaşanan ve genç yaşta noktalanan ömürler, mısralar oluşturuyor ciğer parelerimden. İnşallah adları yaşar ve arkadaşları ve talebeleri iyi işler yaptıklarında ruhları tebessüm eder. Allah rahmet eylesin.

Seksenli yılların başında şiirler yazıyorum. Türkmen Yayınevi`nde. Bir gün bir şiir okudum. Ercan Poyraz şiirin yazıldığı kâğıdı aldı cebine koydu. Şiirin hatırladığım kısmı şöyleydi:

Gün olur pazara çıkar iplikler
Elbet anlaşılır farkımız bizim
Ayıklanır bataklıklar, çöplükler
Sarar dört bir yanı türkümüz bizim

Türk`üz Tanrıkut`tan gelir görgümüz
Hakk`ın huzurunda olur yargımız
Gün olur güneşi deler kargımız
Asılır hilale börkümüz bizim

Aradan on yıldan fazla geçti. Ercan Poyraz benim çoktan unuttuğum şiiri bir sihirbaz gibi cebinden çıkardı. Bırak dedim, benim kastettiğim gökyüzündeki hilal. Başka anlamlar çıkarırlar.

Bırakmam dedi. Bırakırsın bırakmazsın. Şakalaşıp durduk sonraları.

Eyüp Sabri Yüksel`in 90 ‘lı yıllarda zengin olmayı kafaya takmış kardeşi Aksekili

Adnan Yüksel`den alırdım kitaplarım için kâğıtları. Sonra Adnan Yüksel baktı bizde biraz imkân var. Seka`dan kâğıt alacağı sabahın gecesi gelirdi ben de ona bir haftalığına 10 20 bin dolar mark bulup buluşturup verirdim. Haftasına parayı ödemeye geldiğinde, her seferinde onun iştahla yaptığı hesapları sonuna kadar dinler sonra da almazdım hisseme düşeni. Ercan Poyraz`a destek olduğunu söylerdi. Sonra erken yaşta ölen rahmetli ve hürmetli Mustafa Ruşen`in çocukları için burs vermeyi kendiliğinden telefon açıp söyleyince iyice inandım.

6 Ekim 2002`de uçmağa varan Harun Ceyhan Bey`in hatırasına yazdığım şiir bestelenmeye de çok elverişli. Tek kelimesini değiştirerek Ercan`a adamak geldi içimden şimdilik. Birinci kıtada üçüncü kişiyi mahsus meçhul bıraktım. Dursun da olabilir. Arvasi hoca da olabilir. Bazılarıyla bir süre yol arkadaşlığı yaptığımız arkadaşlarımızdan sonradan vekil ya da bakan olanlardan biri olabilir.

REİS`İN ÖLÜMÜ

Bir ağlayıp gülmüştük
Türkmen`de buluşmuştuk.
Sac ayağı olmuştuk
Üçümüz bre Reis

Çıktık nice yangından
Kanat açtık enginden
Toktu nice zenginden
Açımız bre Reis

Bakışırdık bir kızla
Yaramız sardık tuzla
Bir idi dışımızla
İçimiz bre Reis

Nisanda kar yağardı
Bin bir ömre değerdi
Ne de çabuk ağardı
Saçımız bre Reis

Ay yıldıza kan verdik
Neslimize şan verdik
Pusularda can verdik
Kaçımız bre Reis

Hem hamiyet hem para
Olmadı bir arada
Bir yürekte kırk yara
Suçumuz bre Reis

Bakışırdık bir kızla (nakarat)
Çıktık nice yangından(nakarat)

Ne ten zevki, ne damak
Şeref için yaşamak
Çarpan bir kalp taşımak
Suçumuz bre reis

Gelmiş idik topraktan
Ayrılmamıştık Hak`tan
Uçmağa erer çoktan
Göçümüz bre reis

GARİB OZAN DESTANI ‘nda bir başka genç yaşta ölen arkadaşımız Mehmet Sait Şimdi için yazdığım şiir:

KÂBE YOLLARINDA MUMDU, GAZİLER!

Bilmeden demeyin “iyi biliriz“
Size arz edeyim kimdi gaziler!
Hamdı aşkın fırınında pişmeden;
Ülkü aleviyle çimdi gaziler

Arpa boyu İpek Yolu yürüdü,
*Kervan oldu, Kerbela`yı bürüdü,
Ömrü çıra gibi yandı eridi,
Kâbe yollarında mumdu gaziler!

**Motoruyla kuşlar gibi uçardı,
Yarenlik ederdi, sofra açardı,
Zalimleri kılıç gibi biçerdi,
Gelip geçti bir hoş demdi gaziler.

Mardin toprağında idi kalası,
Atabey soyluydu, hastı ihlası,
Garib Ozan derler idi mahlası,
Adı, Mehmet Sait Şimdi, gaziler

Şaşkınların hallerine gülmedi,
Yalan dünya gayretine dalmadı
Sazı, sözü, hatırası ölmedi
Bir dem gözlerini yumdu gaziler

Şirin üç gün sonra duydu, söyledi
Garib, Hakk`ın deryasını boyladı
“Ömür bestesini tamam eyledi “
Canlardan bir dua umdu gaziler.

*Eskiden hacca giden kervanlar Kerbela, Necef güzergahını kullanır, hayırseverler yollarda meşale, mum yakarlardı.

** 1977 yıllarında, atak bir genç olan Garip Ozan`ı, arkadaşı Asaf Dündar ile birlikte, Ankara`da Beş evlerden Cebeci`ye kadar her yerde kırmızı motosikletleriyle görmek mümkündü.
Ufuk Ötesi 6.11.2006 s.55
X

İSTANBUL'DA BİR ÜLKÜ BEYİ DAHA HAKKA YÜRÜDÜ
11 Temmuz 2006

İstanbul'da bir Ülkü beyi Hakk'a yürüdü. O ki, bütün şehit ailelerinin sevgilisi, gazilerimizin yardımcısı, mağdurlarımızın biricik dostuydu. Allah rızasını gözeterek gece gündüz demeden ülküdaşları için büyük bir azim, şevk ve heyecanla çalıştı. Nefsi için kimseye minnet etmedi velhasılı hiç gün yüzü de görmedi. Buna rağmen etrafındakilere örnek oldu, dava heyecanı verdi. İslam ümmetinden, Türk milletinden ÜLKÜCÜ bir fert olduğunu her zaman her yerde gururla dile getirdi. İnandığı değerler için inandığı gibi yaşadı ve yaşadığı gibi vefat etti.
11 Temmuz Salı günü saat 11 :00 da Bahçelievler Ulu Camii'nde kılınan cenaze namazı sonrası memleketi olan Ankara`ya yolcu edilen Poyraz'ın cenazesine Bahçelievler MHP İlçe Başkanı Suat Taştan ve İlçe Ülkücüleri eksiksiz katılırken Bahçelievlerin eski ilçe ve ocak başkanları, Mustafa Verkaya, Yavuz Ceylan, Hayrettin Alp, Yüksel Anıt, Ahmet Ayhan, MHP Eminönü eski İlçe Başkanı Memduh Yellice, MHP Eyüp eski İlçe Başkanı Hadi Özerdem, eski Eğitimcilerden Abdullah Kılıç, Türk-Sağlık sen İstanbul İl Başkanı Mahmut Akman, Zeki Anıt, Metin Bozkurt, Selçuk Zorlu, Teoman Zorlu, Ülkücü hareketin Gazilerinden Bünyamin Çiftçi ve Ahde vefayı tasa edinen arkadaşları cenazeye katılanlar arasındaydılar..
x
Ah Ercan, Poyraz Ercan!..
Servet KABAKLI Tercüman 12 Temmuz 2006

Güzel adam`ın ölümü...
AZİZ gönüldaşlarım, “eski şiirin rüzgârıyla“ 20`inci Asır Türk Şiiri`nin en büyük üstadlarından biri olan Yahya Kemal Beyatlı, “Rindlerin Ölümü“nün 2`nci ve son dörtlüğünde, “gül gönüllü güzel insanların ölümüne“ harikûlâde ölçüde bir güzelleme yapıyor:
“Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.“
Üstad Yahya Kemal`in tarif ettiği bu “serin serviler“iyle huzur veren ölüm, Kur`an-ı Kerim`in, Hz. Peygamberimiz`in (sav), evliyaullahın anlattığı “güzel ölümdür“ ki, Hz. Mevlânâ, bir bambaşka aşk ile “düğün gecesi“ sayar ölümü... Şu yaz ortasında hazan yaprağı gibi dökülen, fânî dünyayı birer birer terk edip, ebedî âleme göçen büyüklerimiz, dostlarımız, akranlarımız... Gün geçmiyor ki bir dostun “elveda“ ettiği haberini almayalım, “Bir namazlık saltanat“tan sonra, yetişebilmişsek tabutunu omuzlamayalım...
Ve o ciğer pareleyen Harput hoyratı... Her defin esnasında aklıma düşen, gönlümü kor ateşmişçesine kavuran o kesik hoyrat:
“Ohtalandım,
Oh değdi ohtalandım,
Yetiş kabrim üstüne,
Örtüldüm, tahtalandım!..“
Şair hesabı tutmuyor...

EVET, çoktan aştık Cahit Sıtkı`nın “35 Yaş“ barajını... “Yolun yarısı eder“ diye o nefis şiiriyle şairâne hesaplar yapan, yaptığı hesap şair hesabı olunca tutmayan, ruhunu 46 yaşında Cenab-ı Hakk`a teslim eden Cahit Sıtkı Tarancı... Ölüm korkusunu, ölüm karşısındaki çaresizliğini şiirlerinde gergef gergef işleyen Cahit Sıtkı Tarancı... “Gece gündüz gittiğimiz“, tükettiğimiz “uzun ince yol“ ki ömür yoludur... “Yolun yarısı“ mıdır, yoksa “bahanemiz“ sayılacak bir “baş ağrısı“nın zamanı mıdır?.. Biz âciz kullar, bunu nereden bileceğiz ki... İşte önceki ikindi vakti, Bağlarbaşı İlahiyat Fakültesi Camii`nden omuzladığımız Mustafa Necati Sepetçioğlu Hocamızı, bağrındaki civanlarına “ağlayan“ Karacaahmet`te, kendisi gibi meyve vermiş bir erik ağacının dibinde, Rabbimiz`in rahmetine emanet edip döndük. Ölüm ki gerçek dünyaya doğuşun başlangıcı... Yanımızda götürdüklerimizle, kendimize iyi veya kötü hayat kuracağız gerçeğin ta kendisi olan o ebedî dünyada...
İstanbul ki can İstanbul, İstanbul ki yâr İstanbul... İstanbul`suz olmuyor ama İstanbul`la yaşamak çok zor... İstanbul kıskanç mâşuk; kendisinden başka dostlara vakit ayırmasına tahammül edemiyor âşıklarının... İstanbul gayya kuyusu gibi, hayat öğüten değirmen misali büyük şehir... Herkes işiyle, işsizliğiyle, hayat mücadelesiyle meşgul... Şu “İstanbullu dünya telaşı içinde“, cenazeler de olmasa; cami avlusunda dostlarla buluşup da hâl hatır soramayacağız...
Fakat bu işte bir gariplik var... Birçok gönüldaşımız gelmiş Sepetçioğlu Hoca`yı uğurlamaya; peki Ercan Poyraz nerede?.. En yakın dostları, dâvâ arkadaşları cenaze namazında ama “İstanbulluluk telaşına“ teslim olmayan, çektiği onca çileye rağmen ömrünün her deminde hep “vefayı omuzlayan“ Ercan Poyraz niçin yok?.. Duymaması, işitmemesi milyonda bir ihtimal...
‘Güzel adam`ın ölümü...

O Ercan Poyraz ki çektiği geçim sıkıntısını bir yana bırakıp, Türkiye`nin dört bucağında Ülkücü şehitlerimizin ve 12 Eylül darbesinin mağduru olan ülküdaşlarımızın ailelerine yardım için didinen bir Ülkü devi, bir vefa adamı...

Ercan Poyraz ki Ankara`nın gariban ama bağrındaki güzelliklere kanaat eden ilçesi Nallıhan`ın Eymir Köyü`nde, 1954 yılında doğmuş, yetim büyümüş... 60`lı Yılların sonlarında bütünleşmiş Ülkücü Hareket`le, yılmaz bir neferi olmuş... 4 yıl boyunca Yusufiye çilesi çekmiş, “taş medrese“ eğitimi görmüş... Ülkücü Hareket içinde kendisine verilen yöneticilik görevlerini büyük bir feragatle yerine getirmiş... Pendik Kaynarca Ülkü Ocakları Başkanlığı ve Ülküm Ülkücü İşçiler Derneği İstanbul Şube Başkanlığı gibi önemli vazifeleri “ahde vefa ile“ yoğurmuş...

Kendisi herkese gösterdiği o vefadan nasiplenmiş mi?.. Hayır, “canım“ diye, “ülküdaşım“ diye sarıldığı bir kısım “kurt kırmaları“ tarafından sırtından hançerlenmiş... Neylesin, yaralarını “acı tebessümlerle“ sarmasını bilmiş Ercan Poyraz, içine atmış... Hani Orman var ya orman, baltaya demiş ki; “Sana söylenecek bir çift sözüm var. Ama neyleyim ki sapın benden...“ İşte o misal... Kendisine yapılan kötülüklerin acısını gönlüne gömmüş Ercan Poyraz...

“Teşkilat Ercan“ diye de bilinen; “Ülkücü geçinenlere ve Ülkücülerden geçinenlere“ karşı, iman dolu göğsüyle direnen bir Ülkücü olduğu için; birileri tarafından teşkilatlardan “dışlanmaya“ çalışılmış; ama o gönlünden “Müslüman Türk`ü yüceltme dâvasını“, Ülkücülüğü asla dışlamamış... Kırılmış ama eğilmemiş, küsmemiş dâvâsına Ercan Poyraz...

Aziz Ülküdaşlarım, Sepetçioğlu`nun cenaze merasimine katılmayışına hayret ettiğimiz; “ölümcül hastalık dışında gelmesi gerekirdi“ dediğimiz saatlerde; 12 Eylül öncesinden beri yargılandığı son davadan da nihayet berat eden ve ayaklarındaki ağrı dolayısıyla, 1 ay önce geçirdiği ameliyattan sonra sıhhat bulmaya başlayan bu yiğit Ülküdaşımız, Ercan Poyraz`ımız; meğer Bakırköy Devlet Hastanesi`nde “yüksek tansiyona bağlı kalp yetmezliği“ teşhisiyle can çekişiyormuş. Sabaha karşı da ruhunu Hakk`a teslim etmiş...
Cevat Saraç ülküdaşımın telefonla acı haberi verdiği saatte, Ercan Poyraz dâvâ arkadaşlarının omuzlarında, Şirinevler Ulu Camii`nden, vasiyeti üzerine defnedileceği Nallıhan`ın Eymir Köyü`ne uğurlanıyordu... O, ardında sadece engelli 2 evlat ve gözü yaşlı bir eş bırakmadı, Ülkücü şehitlerimizin ve 12 Eylül mağduru ülküdaşlarımızın aileleri de yetim kaldı...
X
 
тєşєккüяlєя.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst