- Katılım
- 31 Ara 2009
- Konular
- 1,484
- Mesajlar
- 7,104
- Reaksiyon Skoru
- 163
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 190
- TM Yaşı
- 16 Yıl 3 Ay 23 Gün
- MmoLira
- -183
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Rus şair ve yazar. Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatı'nın kurucusu kabul edilir.
Hayatı
Aleksandr Sergeeviç Puşkin, 26 Mayıs 1799da Moskovada doğar. Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibalin ne kadar soylu biri olduğunu söylememiz için ise dedesi Etiyopya'lı İbrahim Hannibalin Rus Çarı I. Petronun vaftiz çocuğu olduğunu belirtmemiz yeterli olacaktır. Görüldüğü gibi çok soylu bir ailenin üyesidir Puşkin. Annesi ve babası çok kültürlü ve aynı zamanda gösteriş düşkünü insanlardır. Zamanlarının çoğunu balolarda geçirdikleri için Puşkin, anne ve baba şefkatinden uzak bir çocuk olarak büyür. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızcası Rusçası kadar iyidir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü ve alaycı yazarlarına hayran olduğu Fransız Edebiyatını neredeyse ezberlemiştir ve Fransız şiirler ve komediler yazmaya başlamıştır. Döneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkinin evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine durmadan tuhaf masallar anlatıp, eski Rus türküleri söyleyen dadısı kadar etkilemez. Yaşlı dadısı Arinanın anlattıkları, Puşkinin çocukluk ruhunda silinmez izler bırakır.
Şiire başlaması
Puşkin, on iki yaşına geldiğinde, Rus Çarı I. Aleksandrın Tsarskoye Seloda (Çarın yazlık köyü) açtırdığı okula yazılır ve buradaki altı öğrenim yılı boyunca tıpkı okulun diğer öğrencileri gibi, Petersburga gitme izni bile verilmeden adeta dış dünyadan koparılarak eğitim görür. Puşkinin lise yıllarında yazdığı şiirlerinde bile, gerçekçilik eğilimi açıkça göze çarpar. O dönem şiirinde kullanılmayan kaba ve gündelik sözcükleri rahatlıkla kullandığı ve canlı, kıvrak bir zekanın izlerinin görüldüğü şiirleriyleDerjavinin dahi dikkatini çekmeyi başarır.
Artık ünlü bir şair sayılmaya başlayan Puşkin, bu sıkıcı okul yıllarından sonra büyük bir eğlence susuzluğu ile, Petersburgun canlı yaşamına dalar. Yazdığı ve birçoğu yasaklanan özgürlükçü şiirleri ve taşlamaları bu sıralarda dilden dile dolaşmaya başlar. Rus edebiyatı tarihinde şiir, ilk kez olarak, herkes üzerinde hayranlık uyandırır. Yeni doğan ve adeta üzerine titrenen bir çocuk gibi coşku ile büyümeye başlar.
Rus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasyaya atanır ve burada ünlü Kafkas Esiri ve Bahçesaray adlı destanlarını yazar. Onun edebiyatında ne klâsik şiirin kuralcılığı ne de Romantizmin sahte, fantastik güzellikleri yer alır. O, gerçeği duyumsar, gerçeğin içinden gelir ve onu olduğu gibi anlatmayı ister.
Kafkasyadan dönen Puşkinin Rusyadaki askeri yönetime ulu orta sövmesinden dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklanır ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakılır. Hükümet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini canla başla yerine getirir. Yirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeniy Onegin adlı romanını yazmaya başlar. Çingeneler, Peygamber ve Boris Godunov isimli önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazar.
Bu uzun, sıkıcı ve gergin sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskovaya çağırılan genç şairin kaleminden çıkan her şey artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkinin yaşamının ayrılmaz parçaları olur.
Evliliği
Puşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza aşık olur. Natalya ise edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkini bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur. Puşkin Natalyaya evlenme teklif eder; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere erteler. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılır ve Moskovadan uzaklaşmak ister. Bu nedenle de, 1829da, bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına gelir. Sonradan yazdığı Erzurum Yolculuğu adlı şiirinde yol izlenimlerini anlatan Puşkinin, daha başka birçok eserinde de Erzurumdan aldığı esinler yer bulur.
Moskovaya dönen Puşkin, Natalyaya evlenme teklifini yineler. Uzun çekişmelerden sonra Natalyanın ailesini de ikna etmeyi başarır ve sonunda nişanlanırlar. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinir. Natalyanın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam eder. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkinin. Tabii bir de gerici polisler... Bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden içi büyük bir acıyla dolsa da Puşkin, yazmaya devam eder. Yevgeniy Onegin, Don Juan , Veba Sırasında Ziyafet gibi manzum trajedyalarını ve Dubrovski, Maça Kızı gibi önemli eserlerini bu dönemde yazar. Gogolla olan arkadaşlığı da bu döneme rastlar. Öyle ki, Gogola ünlü Ölü Canlar romanını yazma fikrini Puşkin verir.
Ölümü
Pushkin_derzhavin.jpg Bu dönemde hayatına George Charles d'Anthès adında biri girer. Puşkin, o sıralarda yazdığı birkaç imzasız mektup aracılığıyla, d'Anthès adındaki bu Fransız delikanlısının bayan Natalya Puşkine kur yaptığını, bayan Natalya Puşkinin de d'Anthèse karşı kayıtsız kalmadığınıöğrenir. Çok üzülen Puşkin, 1837de d'Anthèsi düelloya çağırır. Bu bir anlamda Puşkinin ölüme meydan okuyuşudur. Çünkü, d'Anthèsin ordunun en iyi nişancılarından olduğu bilinmektedir. 27 Ocak 1837'de St.Petersburg yakınında Kara Dere'nin bir köşesinde düellonun yapılmasına karar verilir. Puşkin'in şahidi arkadaşı Danzas'tır. Düello'da kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilir. Düelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan d'Anthès, Puşkini karnından yaralamayı başarır. Büyük bir soğukkanlılıkla iki gün boyunca can çekişen Puşkin, 29 Ocak, 1837 tarihinde hayata gözlerini yumar.
Şairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve Yevgeniy Oneginin son baskısını kapış kapış tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa verir.
Gogol, Puşkin, olağanüstü bir olaydır. der; Dostoyevski daha mistik bir tavırla Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberimizdir. der. Puşkin, modern Rus Edebiyatının oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamıdır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus Edebiyatında gerçekçilik akımını başlatan liderdir.
Aleksandr Puşkin'in düello günü uğradığı son yer; Peterburg Nevski Prospekt'de Wolf's şekercisidir (şimdi ki Cafe Litteraturnia).Bu cafede Puşkin'in balmumundan bir heykeli vardır.
Eserleri
Ruslan i Lyudmila Ruslan ve Ludmila (1820) (şiir)
Kavkazskiy Plennik Kafkas Esiri (1822) (şiir)
Bakhchisarayskiy Fontan Bahçesaray Selsebili (1824) (şiir)
Tsygany, Çingeneler(öyküsel şiir) (1827)
Poltava (1829)
Küçük Trajediler (1830)
Boris Godunov (1825) (drama)
Papaz ve uşağı Balda'nın hikayesi (1830) (şiir)
Povesti Pokoynogo Ivana Petrovicha Belkina İvan Petroviç Belkin'in hikayesi (5 kısa hikayeden oluşur: Atış, Kar Fırtınası, Cenazeci, Menzil Müdürü ve Bey'in Kızı) (1831) (düzyazı)
Çar Saltan Masalı (1831) (şiir)
Dubrovsky (1832-1833, yayınlandı1841, roman)
Prenses ve 7 Kahraman (1833, şiir)
Pikovaya Dama Maça Kızı (1833) daha sonra operaya uyarlanmıştır.
Altın Horoz (1834, şiir)
Balıkçı ve Altın Balığın Hikayesi (1835, şiir)
Yevgeniy Onegin (1825-1832) (şiirsel roman)
Mednyy Vsadnik Bronz Süvari (1833, şiir)
Yemelyan Pugachev isyanının Tarihi (1834, düz yazı)
Kapitanskaya Dochka - Yüzbaşının Kızı (1836, düz yazı)
Kirdzhali Kırcali (kısa hikaye)
Gavriiliada
Istoriya Sela Goryukhina Goryukhino Köyü'nün Hikayesi (bitirilmemiştir)
Stseny iz Rytsarskikh Vremen Şövalye Hikayeleri
Yegipetskiye Nochi Mısır Geceleri (kısa şiirsel hikaye, bitirilmemiştir)
K A.P. Kern AP. Kern'ne (şiir)
Bratya Razboyniki Haydut Kardeşler (oyun)
Arap Petra Velikogo Büyük Petro'nun Arabı (tarihsel roman, bitirilmemiş)
Graf Nulin Kont Nulin
Zimniy vecher Kış akşamı
HAKKINDA YAZILANLAR
Puşkinin dinî bilincinin oluşmasında Doğunun etkisi: Doğu ve Puşkin
Vladimir Kazarin*
1820 yılında Kırım gezisi sırasında ve sonrasında, Puşkinin mektup ve eserlerinde, Tavrida olarak adlandırılan eski Kırım topraklarında, Ortodoks Hıristiyanlığının gelişmesi ile ilgili anı ve rivayetlerden bahsetmemesi, bu konuya fevkalade kayıtsız kaldığını gösterir.
Tamandayken, Kerç Boğazının iki kıyısında bulunan eski Taman Hanlığına ve büyük ihtimalle, 1792 yıllarının tarihî bulguları arasında en heyecan verici eserlerden olan Taman Hanlığının taştan yapılan muhteşem anıtına ilgi göstermiş ancak Puşkin Meryem Anayı Himaye kilisesinden hiç söz etmemiştir. Halbuki söz konusu Taman Hanlığının taş anıtı bir süre bu kilisede muhafaza edilmişti. Ayrıca, o dönemde Meryem Anayı Himaye kilisesine bağlı bir rivayet çok meşhurdu. Bu kilise, 1022 yılında Taman Hanı Mstislav tarafından, Kosogların hanı Rededü ile yapılan savaşta galip geldiği için kurulmuştur.
Eski vakayinamelerde bu kilisenin Meryem Ana kilisesinin kalıntıları üzerine kurulmuş olduğu rivayet edilmiştir. Puşkinin Meryem Ana Kilisesinden ve kuruluş özelliklerinden haberdar olduğu muhakkaktır, çünkü kendisi Taman Hanı Mstislavın şahsiyetine ilgi duymuş, Kafkas Esiri adlı uzun şiirindeki dipnotlarında bu handan da söz ederek, Mstislav adlı Taman Hanını anlatan ayrı bir eser yazmayı düşünmüştür. Puşkinin bütün bu olaylardan haberi vardır ancak eserlerinde bu konulardan hiç bahsetmemesi manidardır.
Kerçe geldiğinde Puşkin, büyük ihtimalle Hazret Yohhan kilisesini ziyaret etmiştir. Eski Bizans usulü ile inşa edilmiş bu kilise, şehrin esas görülmesi gereken yerlerinden birisidir, Kerçe gelen herhangi bir seyyah mutlaka burayı ziyaret etmiştir. Bu seyyahlar arasında, kiliseyi 1818 yılında ziyaret eden Çar I. Aleksandrın isminin söylenmesi meseleyi yeterince açıklıyor zannederim. Hz. Yohhan kilisesinin kuruluş tarihleri ile ilgili tartışmalar hala devam etmekte. Puşkinin yaşadığı dönemde, kilisenin kuruluş tarihi olarak M.S. VI yüzyıl (A. İ. Mihaylovski-Danilevski) ve III-IV. yüzyıl (G. V. Gerakov) tarihleri tahmin ediliyordu. Bunun yanında daha gerçekçi fikirler de vardır (İ. M. Muravyev-Apostol). Günümüzde ise bilim adamlarının bu konuda kesin bir cevabı yoktur, tahmin edilen tarih ise VIII-XIV. yüzyıllardır.
Sivastopol yakınlarında Fiyolent burnunda bulunan Georgi Manastırına Puşkinin yaklaşım tarzı çok manalıdır. O dönemde sadece Kırımın değil, bütün Rusya Ortodoks Hıristiyanlığının önemli kutsal yerlerinden olan bu manastırın kuruluşunun 1000. yıldönümü yaklaşıyordu. Rivayetlere göre, günümüzde manastırın bulunduğu yerde eskiden bir mağara kilisesi vardı. O kilisenin papazı ise Andrey Havarisi idi. Puşkin ise yazılarında, ancak manastırın bulunduğu yerin manzarasının çok güzel olduğuna ve manastır yakınlarında eskiden antik mitolojiye ait olan İfijeni Tavridada adlı rivayette anılan Diana mabedinin bulunmasından dolayı manastırdan bahsetmektedir.
Bahçesaray Selsebili adlı eserinde Hıristiyanlık (ancak Ortodoks Hıristiyanlığı değil, Katolisizm) konusu ortaya çıkacaktır. Bu konu da o dönemde moda olan romantizmin meydana getirdiği Avrupa (Hıristiyanlık) ve Şark (İslâm) kültürlerinin karşılaştırılması akımına uymasından dolayıdır.
Nihayet, sıraladığımız olaylar arasında en manidarı, bahsettiğimiz dönemde Kırımdan söz eden Puşkin, Kırım topraklarının Rus Hıristiyanlığının vatanı olması ve burada 988 yılında Prens Vladimirin vaftiz edilmesiyle ile ilgili bir kelime dahi söylememesidir. Böyle olmakla beraber, Ruslan ve Ludmila adlı uzun şiirinde ve Mstislav adlı uzun şiirinin karalamalarında Puşkin, Prens Vladimirden bahsetmiştir. O dönem, Rusyanın resmi tarihçisi olan N. M. Karamzinin yazmış olduğu Rusyanın vaftiz olayını anlatan kitabını dikkat ve titizlikle okumuş olan Puşkinin, söz ettiğimiz döneme ait eserlerinde bu vaftiz olayını ihmal etmesi anlamlı ve dikkat çekici bir tavırdır. 1825 yılında Kırımı gezen Griboyedov, Rusyanın bu vaftiz olayını çok düşünecek ve dile getirecektir.
Puşkinin bu önemli olaylara karşı kayıtsızlık ve suskunluğunun nedeni, 1820 yılında, döneminin modasına uygun olarak aşırı ateist olmasıdır. Arkasında, lise yıllarında yazdığı Rahip adlı ahlaki serbest uzun şiiri (1813) vardı, ilerisinde daha yazılacak ve Tanrıya kahredecek Gavriliada (1821) ve Odesadaki Temiz Ateizm Dersleri (1824, bahar) vardı. Dinî değerlerini ve Ortodoks Hıristiyanlığını Puşkin, 1824 sonbaharında Mihaylovskoye geldikten sonra yeni tanımaya ve benimsemeye başlamıştır. İlgi çekici olan şudur: Puşkinin dine ısınması, Kuran-ı Kerime nazireler yazdıktan sonra başlamıştır.
Kurân-ı Kerime nazire yazma fikri muhakkak, doğrudan Kırımla ilgilidir. Puşkin, Şark kültürünü, İslam dünyasını Kırım gezisi sırasında, özellikle Bahçesarayda bulunduğu sıralarda tanımıştır. Bir yabancı olan Puşkini, Kırım Tatarlarının dinî emirleri yerine getirme titizliği hayrete düşürmüştür. Bahçesaray Selsebili adlı uzun şiirinde Puşkin muhteşem Doğunun insanlarının Kuranın kutsal emirlerine titizlikle riayet etmeye hazır olduklarını, Peygamberi sevenlerin yaşlanırken Mekkeyi görme ve savaşta şehit olup cenneti kazanma arzularından çokça bahsetmiştir.
Kasım 1824de, nazireler üzerinde çalışan Puşkin, 1790 yılında çıkan M. Verevkin tarafında tercüme edilen Kurân-ı Kerimin metininden faydalanmıştır. Ancak Puşkin Kuran-ı Kerimdeki yazıları titizlikle takip etmemiştir. Onun şiirlerinin, kutsal kitabın surelerinin şiir diline tercümesi olduğunu söylemek yanlıştır. Puşkinin şiirleri, Kuran-ı Kerim sureleri esas alınarak, Tanrı ile insan arasındaki münasebetler üzerine yazılmış fikirlerdir.
Haklı olarak şu fikir ileri sürülebilir: Puşkin, Rus insanın bilincinde Ortodoks dininin yeri üzerinde, İslâmı tanıdıktan sonra düşünmeye başlamıştır. Bir derecede, Kurân-ı Kerim, Puşkini Hıristiyan buyruklarını analiz etmeye teşvik etmiştir. Kurân-ı Kerimin surelerini şiir diline çevirince, Puşkin, doğal olarak İncilin bölümlerini şiir diline çevirme fikrini benimsemiş ve gerçekleştirmiştir. 1823 yılında yazılan Eken şiirinde Puşkin, İncil hikayesinden yola çıkarak, bu hikayesini Demokrat İsa Mesihin masalı olarak yorumlamıştır. Boris Godunov trajedisinde (1824-1825) ise, şair tarafından tasvir edilen halk, Hıristiyanların gayretle ettikleri duanın Allaha ulaşmasını, Bahçesaray Selsebilinin kahramanlarının coşkusuyla arzu edecektir.
Kurân-ı Kerim naziresinden, Puşkinin İsa Peygamberin şahsiyetini açıklamaya çalıştığı ünlü Peygamber şiiri (1826) doğmuştur. Bu şiirde şair ilk defa bir Peygamberi, ferdi hayatı dışında bir Mesih olarak düşünecektir. Bunun yanında, Peygamber şiirinde, şair peygamberin vazifeleri arasında, Tanrıdan insan bilincine armağan edilen dinî değerleri şöyle yansıtmıştır:
Çölde yatan cesedime
Aniden bir ses geldi Tanrıdan,
Kalk, Peygamber, kalk, gör, işit,
Diyar diyar dolaşarak,
İrademi kabul et, ettir, git,
İnsan kalplerini sözlerinle yak.
* Vernadskiy Tavriya Milli Üniversitesi Profesörü, Rus Edebiyatı ve Yabancı Edebiyat kürsüsü başkanı (Simferopol, Kırım/Ukrayna).
Rus şair ve yazar. Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatı'nın kurucusu kabul edilir.
Hayatı
Aleksandr Sergeeviç Puşkin, 26 Mayıs 1799da Moskovada doğar. Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibalin ne kadar soylu biri olduğunu söylememiz için ise dedesi Etiyopya'lı İbrahim Hannibalin Rus Çarı I. Petronun vaftiz çocuğu olduğunu belirtmemiz yeterli olacaktır. Görüldüğü gibi çok soylu bir ailenin üyesidir Puşkin. Annesi ve babası çok kültürlü ve aynı zamanda gösteriş düşkünü insanlardır. Zamanlarının çoğunu balolarda geçirdikleri için Puşkin, anne ve baba şefkatinden uzak bir çocuk olarak büyür. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızcası Rusçası kadar iyidir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü ve alaycı yazarlarına hayran olduğu Fransız Edebiyatını neredeyse ezberlemiştir ve Fransız şiirler ve komediler yazmaya başlamıştır. Döneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkinin evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine durmadan tuhaf masallar anlatıp, eski Rus türküleri söyleyen dadısı kadar etkilemez. Yaşlı dadısı Arinanın anlattıkları, Puşkinin çocukluk ruhunda silinmez izler bırakır.
Şiire başlaması
Puşkin, on iki yaşına geldiğinde, Rus Çarı I. Aleksandrın Tsarskoye Seloda (Çarın yazlık köyü) açtırdığı okula yazılır ve buradaki altı öğrenim yılı boyunca tıpkı okulun diğer öğrencileri gibi, Petersburga gitme izni bile verilmeden adeta dış dünyadan koparılarak eğitim görür. Puşkinin lise yıllarında yazdığı şiirlerinde bile, gerçekçilik eğilimi açıkça göze çarpar. O dönem şiirinde kullanılmayan kaba ve gündelik sözcükleri rahatlıkla kullandığı ve canlı, kıvrak bir zekanın izlerinin görüldüğü şiirleriyleDerjavinin dahi dikkatini çekmeyi başarır.
Artık ünlü bir şair sayılmaya başlayan Puşkin, bu sıkıcı okul yıllarından sonra büyük bir eğlence susuzluğu ile, Petersburgun canlı yaşamına dalar. Yazdığı ve birçoğu yasaklanan özgürlükçü şiirleri ve taşlamaları bu sıralarda dilden dile dolaşmaya başlar. Rus edebiyatı tarihinde şiir, ilk kez olarak, herkes üzerinde hayranlık uyandırır. Yeni doğan ve adeta üzerine titrenen bir çocuk gibi coşku ile büyümeye başlar.
Rus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasyaya atanır ve burada ünlü Kafkas Esiri ve Bahçesaray adlı destanlarını yazar. Onun edebiyatında ne klâsik şiirin kuralcılığı ne de Romantizmin sahte, fantastik güzellikleri yer alır. O, gerçeği duyumsar, gerçeğin içinden gelir ve onu olduğu gibi anlatmayı ister.
Kafkasyadan dönen Puşkinin Rusyadaki askeri yönetime ulu orta sövmesinden dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklanır ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakılır. Hükümet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini canla başla yerine getirir. Yirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeniy Onegin adlı romanını yazmaya başlar. Çingeneler, Peygamber ve Boris Godunov isimli önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazar.
Bu uzun, sıkıcı ve gergin sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskovaya çağırılan genç şairin kaleminden çıkan her şey artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkinin yaşamının ayrılmaz parçaları olur.
Evliliği
Puşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza aşık olur. Natalya ise edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkini bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur. Puşkin Natalyaya evlenme teklif eder; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere erteler. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılır ve Moskovadan uzaklaşmak ister. Bu nedenle de, 1829da, bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına gelir. Sonradan yazdığı Erzurum Yolculuğu adlı şiirinde yol izlenimlerini anlatan Puşkinin, daha başka birçok eserinde de Erzurumdan aldığı esinler yer bulur.
Moskovaya dönen Puşkin, Natalyaya evlenme teklifini yineler. Uzun çekişmelerden sonra Natalyanın ailesini de ikna etmeyi başarır ve sonunda nişanlanırlar. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinir. Natalyanın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam eder. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkinin. Tabii bir de gerici polisler... Bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden içi büyük bir acıyla dolsa da Puşkin, yazmaya devam eder. Yevgeniy Onegin, Don Juan , Veba Sırasında Ziyafet gibi manzum trajedyalarını ve Dubrovski, Maça Kızı gibi önemli eserlerini bu dönemde yazar. Gogolla olan arkadaşlığı da bu döneme rastlar. Öyle ki, Gogola ünlü Ölü Canlar romanını yazma fikrini Puşkin verir.
Ölümü
Pushkin_derzhavin.jpg Bu dönemde hayatına George Charles d'Anthès adında biri girer. Puşkin, o sıralarda yazdığı birkaç imzasız mektup aracılığıyla, d'Anthès adındaki bu Fransız delikanlısının bayan Natalya Puşkine kur yaptığını, bayan Natalya Puşkinin de d'Anthèse karşı kayıtsız kalmadığınıöğrenir. Çok üzülen Puşkin, 1837de d'Anthèsi düelloya çağırır. Bu bir anlamda Puşkinin ölüme meydan okuyuşudur. Çünkü, d'Anthèsin ordunun en iyi nişancılarından olduğu bilinmektedir. 27 Ocak 1837'de St.Petersburg yakınında Kara Dere'nin bir köşesinde düellonun yapılmasına karar verilir. Puşkin'in şahidi arkadaşı Danzas'tır. Düello'da kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilir. Düelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan d'Anthès, Puşkini karnından yaralamayı başarır. Büyük bir soğukkanlılıkla iki gün boyunca can çekişen Puşkin, 29 Ocak, 1837 tarihinde hayata gözlerini yumar.
Şairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve Yevgeniy Oneginin son baskısını kapış kapış tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa verir.
Gogol, Puşkin, olağanüstü bir olaydır. der; Dostoyevski daha mistik bir tavırla Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberimizdir. der. Puşkin, modern Rus Edebiyatının oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamıdır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus Edebiyatında gerçekçilik akımını başlatan liderdir.
Aleksandr Puşkin'in düello günü uğradığı son yer; Peterburg Nevski Prospekt'de Wolf's şekercisidir (şimdi ki Cafe Litteraturnia).Bu cafede Puşkin'in balmumundan bir heykeli vardır.
Eserleri
Ruslan i Lyudmila Ruslan ve Ludmila (1820) (şiir)
Kavkazskiy Plennik Kafkas Esiri (1822) (şiir)
Bakhchisarayskiy Fontan Bahçesaray Selsebili (1824) (şiir)
Tsygany, Çingeneler(öyküsel şiir) (1827)
Poltava (1829)
Küçük Trajediler (1830)
Boris Godunov (1825) (drama)
Papaz ve uşağı Balda'nın hikayesi (1830) (şiir)
Povesti Pokoynogo Ivana Petrovicha Belkina İvan Petroviç Belkin'in hikayesi (5 kısa hikayeden oluşur: Atış, Kar Fırtınası, Cenazeci, Menzil Müdürü ve Bey'in Kızı) (1831) (düzyazı)
Çar Saltan Masalı (1831) (şiir)
Dubrovsky (1832-1833, yayınlandı1841, roman)
Prenses ve 7 Kahraman (1833, şiir)
Pikovaya Dama Maça Kızı (1833) daha sonra operaya uyarlanmıştır.
Altın Horoz (1834, şiir)
Balıkçı ve Altın Balığın Hikayesi (1835, şiir)
Yevgeniy Onegin (1825-1832) (şiirsel roman)
Mednyy Vsadnik Bronz Süvari (1833, şiir)
Yemelyan Pugachev isyanının Tarihi (1834, düz yazı)
Kapitanskaya Dochka - Yüzbaşının Kızı (1836, düz yazı)
Kirdzhali Kırcali (kısa hikaye)
Gavriiliada
Istoriya Sela Goryukhina Goryukhino Köyü'nün Hikayesi (bitirilmemiştir)
Stseny iz Rytsarskikh Vremen Şövalye Hikayeleri
Yegipetskiye Nochi Mısır Geceleri (kısa şiirsel hikaye, bitirilmemiştir)
K A.P. Kern AP. Kern'ne (şiir)
Bratya Razboyniki Haydut Kardeşler (oyun)
Arap Petra Velikogo Büyük Petro'nun Arabı (tarihsel roman, bitirilmemiş)
Graf Nulin Kont Nulin
Zimniy vecher Kış akşamı
HAKKINDA YAZILANLAR
Puşkinin dinî bilincinin oluşmasında Doğunun etkisi: Doğu ve Puşkin
Vladimir Kazarin*
1820 yılında Kırım gezisi sırasında ve sonrasında, Puşkinin mektup ve eserlerinde, Tavrida olarak adlandırılan eski Kırım topraklarında, Ortodoks Hıristiyanlığının gelişmesi ile ilgili anı ve rivayetlerden bahsetmemesi, bu konuya fevkalade kayıtsız kaldığını gösterir.
Tamandayken, Kerç Boğazının iki kıyısında bulunan eski Taman Hanlığına ve büyük ihtimalle, 1792 yıllarının tarihî bulguları arasında en heyecan verici eserlerden olan Taman Hanlığının taştan yapılan muhteşem anıtına ilgi göstermiş ancak Puşkin Meryem Anayı Himaye kilisesinden hiç söz etmemiştir. Halbuki söz konusu Taman Hanlığının taş anıtı bir süre bu kilisede muhafaza edilmişti. Ayrıca, o dönemde Meryem Anayı Himaye kilisesine bağlı bir rivayet çok meşhurdu. Bu kilise, 1022 yılında Taman Hanı Mstislav tarafından, Kosogların hanı Rededü ile yapılan savaşta galip geldiği için kurulmuştur.
Eski vakayinamelerde bu kilisenin Meryem Ana kilisesinin kalıntıları üzerine kurulmuş olduğu rivayet edilmiştir. Puşkinin Meryem Ana Kilisesinden ve kuruluş özelliklerinden haberdar olduğu muhakkaktır, çünkü kendisi Taman Hanı Mstislavın şahsiyetine ilgi duymuş, Kafkas Esiri adlı uzun şiirindeki dipnotlarında bu handan da söz ederek, Mstislav adlı Taman Hanını anlatan ayrı bir eser yazmayı düşünmüştür. Puşkinin bütün bu olaylardan haberi vardır ancak eserlerinde bu konulardan hiç bahsetmemesi manidardır.
Kerçe geldiğinde Puşkin, büyük ihtimalle Hazret Yohhan kilisesini ziyaret etmiştir. Eski Bizans usulü ile inşa edilmiş bu kilise, şehrin esas görülmesi gereken yerlerinden birisidir, Kerçe gelen herhangi bir seyyah mutlaka burayı ziyaret etmiştir. Bu seyyahlar arasında, kiliseyi 1818 yılında ziyaret eden Çar I. Aleksandrın isminin söylenmesi meseleyi yeterince açıklıyor zannederim. Hz. Yohhan kilisesinin kuruluş tarihleri ile ilgili tartışmalar hala devam etmekte. Puşkinin yaşadığı dönemde, kilisenin kuruluş tarihi olarak M.S. VI yüzyıl (A. İ. Mihaylovski-Danilevski) ve III-IV. yüzyıl (G. V. Gerakov) tarihleri tahmin ediliyordu. Bunun yanında daha gerçekçi fikirler de vardır (İ. M. Muravyev-Apostol). Günümüzde ise bilim adamlarının bu konuda kesin bir cevabı yoktur, tahmin edilen tarih ise VIII-XIV. yüzyıllardır.
Sivastopol yakınlarında Fiyolent burnunda bulunan Georgi Manastırına Puşkinin yaklaşım tarzı çok manalıdır. O dönemde sadece Kırımın değil, bütün Rusya Ortodoks Hıristiyanlığının önemli kutsal yerlerinden olan bu manastırın kuruluşunun 1000. yıldönümü yaklaşıyordu. Rivayetlere göre, günümüzde manastırın bulunduğu yerde eskiden bir mağara kilisesi vardı. O kilisenin papazı ise Andrey Havarisi idi. Puşkin ise yazılarında, ancak manastırın bulunduğu yerin manzarasının çok güzel olduğuna ve manastır yakınlarında eskiden antik mitolojiye ait olan İfijeni Tavridada adlı rivayette anılan Diana mabedinin bulunmasından dolayı manastırdan bahsetmektedir.
Bahçesaray Selsebili adlı eserinde Hıristiyanlık (ancak Ortodoks Hıristiyanlığı değil, Katolisizm) konusu ortaya çıkacaktır. Bu konu da o dönemde moda olan romantizmin meydana getirdiği Avrupa (Hıristiyanlık) ve Şark (İslâm) kültürlerinin karşılaştırılması akımına uymasından dolayıdır.
Nihayet, sıraladığımız olaylar arasında en manidarı, bahsettiğimiz dönemde Kırımdan söz eden Puşkin, Kırım topraklarının Rus Hıristiyanlığının vatanı olması ve burada 988 yılında Prens Vladimirin vaftiz edilmesiyle ile ilgili bir kelime dahi söylememesidir. Böyle olmakla beraber, Ruslan ve Ludmila adlı uzun şiirinde ve Mstislav adlı uzun şiirinin karalamalarında Puşkin, Prens Vladimirden bahsetmiştir. O dönem, Rusyanın resmi tarihçisi olan N. M. Karamzinin yazmış olduğu Rusyanın vaftiz olayını anlatan kitabını dikkat ve titizlikle okumuş olan Puşkinin, söz ettiğimiz döneme ait eserlerinde bu vaftiz olayını ihmal etmesi anlamlı ve dikkat çekici bir tavırdır. 1825 yılında Kırımı gezen Griboyedov, Rusyanın bu vaftiz olayını çok düşünecek ve dile getirecektir.
Puşkinin bu önemli olaylara karşı kayıtsızlık ve suskunluğunun nedeni, 1820 yılında, döneminin modasına uygun olarak aşırı ateist olmasıdır. Arkasında, lise yıllarında yazdığı Rahip adlı ahlaki serbest uzun şiiri (1813) vardı, ilerisinde daha yazılacak ve Tanrıya kahredecek Gavriliada (1821) ve Odesadaki Temiz Ateizm Dersleri (1824, bahar) vardı. Dinî değerlerini ve Ortodoks Hıristiyanlığını Puşkin, 1824 sonbaharında Mihaylovskoye geldikten sonra yeni tanımaya ve benimsemeye başlamıştır. İlgi çekici olan şudur: Puşkinin dine ısınması, Kuran-ı Kerime nazireler yazdıktan sonra başlamıştır.
Kurân-ı Kerime nazire yazma fikri muhakkak, doğrudan Kırımla ilgilidir. Puşkin, Şark kültürünü, İslam dünyasını Kırım gezisi sırasında, özellikle Bahçesarayda bulunduğu sıralarda tanımıştır. Bir yabancı olan Puşkini, Kırım Tatarlarının dinî emirleri yerine getirme titizliği hayrete düşürmüştür. Bahçesaray Selsebili adlı uzun şiirinde Puşkin muhteşem Doğunun insanlarının Kuranın kutsal emirlerine titizlikle riayet etmeye hazır olduklarını, Peygamberi sevenlerin yaşlanırken Mekkeyi görme ve savaşta şehit olup cenneti kazanma arzularından çokça bahsetmiştir.
Kasım 1824de, nazireler üzerinde çalışan Puşkin, 1790 yılında çıkan M. Verevkin tarafında tercüme edilen Kurân-ı Kerimin metininden faydalanmıştır. Ancak Puşkin Kuran-ı Kerimdeki yazıları titizlikle takip etmemiştir. Onun şiirlerinin, kutsal kitabın surelerinin şiir diline tercümesi olduğunu söylemek yanlıştır. Puşkinin şiirleri, Kuran-ı Kerim sureleri esas alınarak, Tanrı ile insan arasındaki münasebetler üzerine yazılmış fikirlerdir.
Haklı olarak şu fikir ileri sürülebilir: Puşkin, Rus insanın bilincinde Ortodoks dininin yeri üzerinde, İslâmı tanıdıktan sonra düşünmeye başlamıştır. Bir derecede, Kurân-ı Kerim, Puşkini Hıristiyan buyruklarını analiz etmeye teşvik etmiştir. Kurân-ı Kerimin surelerini şiir diline çevirince, Puşkin, doğal olarak İncilin bölümlerini şiir diline çevirme fikrini benimsemiş ve gerçekleştirmiştir. 1823 yılında yazılan Eken şiirinde Puşkin, İncil hikayesinden yola çıkarak, bu hikayesini Demokrat İsa Mesihin masalı olarak yorumlamıştır. Boris Godunov trajedisinde (1824-1825) ise, şair tarafından tasvir edilen halk, Hıristiyanların gayretle ettikleri duanın Allaha ulaşmasını, Bahçesaray Selsebilinin kahramanlarının coşkusuyla arzu edecektir.
Kurân-ı Kerim naziresinden, Puşkinin İsa Peygamberin şahsiyetini açıklamaya çalıştığı ünlü Peygamber şiiri (1826) doğmuştur. Bu şiirde şair ilk defa bir Peygamberi, ferdi hayatı dışında bir Mesih olarak düşünecektir. Bunun yanında, Peygamber şiirinde, şair peygamberin vazifeleri arasında, Tanrıdan insan bilincine armağan edilen dinî değerleri şöyle yansıtmıştır:
Çölde yatan cesedime
Aniden bir ses geldi Tanrıdan,
Kalk, Peygamber, kalk, gör, işit,
Diyar diyar dolaşarak,
İrademi kabul et, ettir, git,
İnsan kalplerini sözlerinle yak.
* Vernadskiy Tavriya Milli Üniversitesi Profesörü, Rus Edebiyatı ve Yabancı Edebiyat kürsüsü başkanı (Simferopol, Kırım/Ukrayna).


