Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Said Nursi...

ufkunprenses

Level 26
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
22 Haz 2010
Konular
705
Mesajlar
23,810
Online süresi
40592s
Reaksiyon Skoru
1,521
Altın Konu
0
Başarım Puanı
339
TM Yaşı
15 Yıl 10 Ay 5 Gün
MmoLira
222
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

Said Nursî[2] [3], (Bediüzzaman Said Nursî [4], nüfus kaydında Sait Okur) (d. 5 Ocak - 12 Mart 1878 [5], Hizan, Bitlis - ö. 23 Mart 1960, Şanlıurfa) İslam âlimi ve filozofu, Risale-i Nur Külliyatı'nın yazarı ve Nur Cemaatinin üstadı. Yaşadığı dönemin İslam uleması tarafından verilen "Bediüzzaman" -zamanın en iyisi- lakabı[6], zamanla çağdaş ve fikirdaşlarınca ismiyle beraber anılarak, Bediüzzaman Said Nursî şeklinde söylenmiştir.

Said Nursi, 31 Mart İsyanı sonrasında tutuklandı, yargılandı ve suçsuz bulunarak serbest bırakıldı. Milli Mücadele'ye destek verdi, Mustafa Kemal' in ricası üzerine Ankara'ya giderek kendisiyle görüştü ve bir süre Ankara'da ikamet ettikten sonra Van'a yerleşti. Şeyh Sait İsyanı sonrasında tutuklanmadı ancak takibe alındı ve Burdur, Isparta, Kastamonu, Barla vb. yerlere sürgün edildi. Sürgün döneminde bazı kitaplarından dolayı yargılandı ve yargılamalar esnasında Eskişehir, Denizli, Afyon' da hapis yattı ancak bütün yargılamalardan kendisi ve kitapları beraat etti.

23 Mart 1960'da Şanlıurfa`da vefat etti. Urfa Halil-ur Rahman Dergahı'na defnedildi. Ancak 12 Temmuz 1960'da 27 Mayıs Darbesi hükümetinin emriyle mezarı yıktırıldı ve açıklanmayan bir yere (muhtemelen Isparta Şehir Mezarlığı) nakledildi.[7]

Takipçilerine Nurcular ya da "Nurcu cemaatler" denilmektedir. Nurcular, Said Nursi'nin Risale-i Nur eserlerini ve bunlarda anlatılan dini fikirleri duyurmayı görev bilirler.[8]


Hayatı:
Said Nursi, 1878[9] yılında Bitlis`in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde (bugünkü adı Kepirli) doğdu. Babasının adı Mirza, annesinin adı Nuriye'dir.

Nursi, hayatının "Eski Said", "Yeni Said" ve "Üçüncü Said" olmak üzere üç dönemden oluştuğunu ifade eder. Eserlerinde, 45 yaşına kadar olan hayatını "Eski Said" dönemi olarak ifade etmiştir. Eski Said, imani yöntemlerle birlikte İslamiyete siyaset yoluyla da hizmet edilebileceği fikriyle hareket etmiştir. Daha sonra, zamanın gelişen olayları onun bu fikrini değiştirmiş ve siyasetten tamamiyle çekilmiştir.[10].

Eski Said'in "Yeni Said"'e geçişinde, Said Nursi'nin, Abdulkadir Geylani'nin Fütuh'ul Gayb isimli kitabından aldığı ders önemli rol oynamıştır.[11] Risale-i Nur Külliyatı'nın büyük kısmı Yeni Said döneminde yazılmıştır. Said Nursi, Eski Said ile Yeni Said dönemlerini şu cümlesiyle özetlemektedir:

"Eski Said, daha ziyade akli gidiyordu, Yeni Said ise ilhama da mazhardır, akıl-kalp ittifakıyla hareket eder."

1948'deki Afyon hapsinden sonraki hayatını ise "Üçüncü Said" dönemi olarak ifade etmiştir.[12] Bu dönemde, yazımı tamamlanmış olan Risale-i Nur eserlerinin farklı kesimden insanlara ulaştırılmasıyla ilgilenmiştir. Bu amaçla birçok şehirde ve köylerde el ile yazılan risalelerin okunması, okutulması, bazı merkezlerde risalelerin daktilo ile çoğaltılması; Ankara, İstanbul ve doğu illerini de kapsayacak şekilde risalelerin bütün toplumsal tabakalara ulaştırılması işleri ile ilgilenmiştir. Yine bu dönemde mahkemelerden iade edilen Nur Risaleleri ve bazı illerde bir kısım Nur Talebelerine dava açılması sebepleriyle resmi makamlarla görüşmeleri olmuştur. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti hükümetinin Risale-i Nur hareketine olumsuz bakmaması ve yayımlanmasına engel olmaması sebebiyle, risaleler bu dönemde matbaalarda basılmış ve gerek Anadoluya gerek Mısır, Pakistan, Amerika, Roma gibi çeşitli ülkelere gönderilmiştir.[13]

Tahsili:
Zamanın harikası (zamanın eşsiz güzelliği) anlamına gelen "Bediüzzaman" isminin yanı sıra "Molla Said", "Molla Said-i Meşhur", "Said-i Nursi", "Said-i Kürdi" gibi isimler kullandığı bilinmektedir.

İlk eğitimini Nurs köyünde, ağabeyi Molla Abdullah'tan almıştır. Dokuz yaşında (1887) Tağ Köyü`ndeki Molla Mehmed Emin Efendi`nin medresesinde öğrenim hayatına başlamıştır. Tarihçe-i Hayat isimli eserinin İlk Hayatı kısmında, izzetine çok önem verdiği ve âmirane söylenen en küçük bir söze bile tahammül edemediği bu nedeniyle Tağ köyü medresesinden ayrıldığı ve köyüne geri döndüğü yazılmıştır. Köyüne döndükten sonra, haftada bir ziyaretlerine gelen ağabeyi Molla Abdullah'ın verdiği dersleri takip etti. Beş yıl süren tahsil hayatı boyunca Molla Mehmed Emin Efendi Medresesi, Mir Said Veli Medresesi, Molla Fethullah Efendi Medreselerinde eğitim aldı. Risalelerinde, bu süre zarfında Kur`an`ı hatmettiğini, sarf ve nahiv kitaplarını İzhar`a kadar okuduğunu, Doğu Beyazıt`ta bulunan Şeyh Mehmet Celali`nin medresesinde üç ay süren bir eğitim gördüğünü, bu eğitimi sırasında her gün günde üç saat meşgul olarak yüze yakın kitabı okuyup ezberine aldığını, medreselerde eğitimi yapılan kitaplar dışında pek çok başka kitabı da okuduğunu yazmıştır.[14][15][16][17][18][19] Daha sonra icazetini aldığı ve sonra Doğubeyazıt`tan ayrıldığı bildirilmektedir.[20]

Arkadaşları ve bazı hocalarıyla olan tartışmaları ve kavgaları sebebiyle medrese eğitiminde aksamalar olmuştur.[21] Bir gün Said Nursi'yi öldürmek için Cezire Ağa'sının hizmetçisi hançerine davrananınca Said Nursi silahına davranır fakat muhatabında hareket görmeyince onu soğuk suya batırıp çıkarır.[22] Daha sonra köyüne dönen Said Nursi kışı köyünde geçirir. Bir gün rüyasında kıyametin koptuğunu görür, sırat köprüsünün başına gidip durmak hatırına gelir: Rüyasında "Herkes oradan geçer, ben de orada beklerim" diye düşünür, ve sırat köprüsünün başına gider. Bütün peygamberleri teker teker görür ve nihayet Muhammed'i ziyaret ettikten sonra uyanır.[23] Bu rüyadan etkilenerek tekrar eğitimine devam etmek istediğini babasına söyler, babasının izniyle Müküs ocağındaki Mir Hasan Veli Medresesine gider.

"Bediüzzaman" lakabını alması:
Anlaşılması en zor konuları kolaylıkla anladığı, okuduğu kitapları kolaylıkla ezberine aldığı ve ilmi münazaralardan galip ayrıldığı gibi özelliklerinden etkilenen Molla Fethullah Efendi, Molla Said'e "Bediüzzaman" lakabını vermiştir.

Van'dakı ikameti ve eğitim vermesi:
Risalelerinde, bu dönemden sonra Bitlis`e gelen Said Nursi'nin ilmi alt yapısı ve farklı kişiliğinin, Bitlis Valisi Ömer Paşanın dikkatini çektiği ve Vilayet konağında kalarak çalışmalarına devam etmesi için ona bir oda tahsis edildiği yazılmıştır.[28] Risale-i Nur kitapçıklarından alınan bilgilere göre burada iki yıl ilmi çalışmalar yapan Said Nursi daha sonra Van Valisi Hasan Paşa tarafından Van'a davet edilmiştir ve Van'da on yıl kadar ilmi çalışmalarına Vali Konağı'nda devam etmiştir. Hasan Paşa'nın valilik görevini bırakmasından sonra İşkodralı Tahir Paşa da Said Nursi ile ilişkilerini devam ettirmiş ve Said Nursi konağın kendisine ayrılan bölümünde çalışmalarına devam etmiştir.[29] Valinin konağında ilmi çalışmalarına devam ederken, kendi medresesi olan Horhor Medresesi'nde de talebelerine ders vermekte olduğu da kendi eserlerinde anlatılmaktadır.

İstanbul'a ilk gelişi ve üniversite teklifi:
Said Nursi, fen bilimleriyle İslami ilimlerin birlikte okutulacağı, idealindeki üniversite düşüncesini hükümete iletmek için 1907 yılında İstanbul'a gelir. Mısır'daki El Ezher Üniversitesine kardeş olarak tarif ettiği bu üniversiteye Medresetüz-Zehra adını vermiştir. Bediüzzaman kendi deyimi ile İslam coğrafyasının merkezinde bu üniversiteyi kurarak din ilimleriyle fen bilimlerinin birlikte okutulmasını hedeflemiştir. Medresetüz-Zehra'nın Arapça, Türkçe ve Kürtçe olmak üzere üç dilde eğitim yapacağını belirtmektedir.[33] İstanbul`da ilk önce Ferik Ahmed Paşa`nın evine yerleşmiştir.[34] Doğu`da kurulmasını istediği üniversite ile ilgili bir dilekçeyi padişahın özel kalem dairesi olan Mabeyn-i Hümayun`a sunan Said Nursi'nin bu talebi için hükümet bir teşebbüste bulunmadı. İstanbul'a gelişinden iki ay sonra Fatih'te bulunan Şekerci Hanı'na yerleşen [35] Said Nursi, odasının kapısına “Burada her suale cevap verilir, her müşkül hallolunur; fakat sual sorulmaz“ şeklinde bir yazı asarak ilmi bilgisini kanıtlamak istedi.[36]

Van'da Medresetü`z-Zehra isimli bir okul kurma fikrini gerçekleştirebilmek için 1907 yılında II. Abdülhamit'e istida vermek amacıyla selamlık törenine üzerinde yöresel kıyafetleri, başında sarığı ve hançeri ile katıldı. Bu hareketi neticesinde önce tutuklandı daha sonra akıl hastahanesine kapatıldı.[37] 1907'de serbest kaldıktan sonra keskin bir Abdülhamit muhalifi olarak İttihat ve Terakki Cemiyetiyle irtibata geçmek için Selanik'e gitti. Selanik'te cemiyetin önde gelen isimlerinden daha sonra Selanik Mebusu olacak olan Emanuel Karasso ile ve cemiyetin diğer önderleri ile görüştü.[38] Selanik'de Meşrutiyetin İlanı'ndaki kutlamalarda II. Abdülhamit idaresine karşı hürriyet nutukları söyledi. Nutuklarında hürriyet'in gelmesinden önce Gebermiş İstibdadı muhafaza için şeriat meselesinden geri adım atılmış olduğunu söylemişti.[38] Bu dönemde Osmanlı Devletinin güvenlik ve istihbarat kurumu olan Teşkilat-ı Mahsusa'da görev aldığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye olduğu yazılmıştır.[37][39][40] Teşkilat-ı Mahsusa tarafından 1915 yılında Bitlis'de Rus Cephesinde görevlendirildiği, Libya'ya gönderildiği tarihçi Cemal Kutay tarafından yazılmış ancak bu görevlendirilme bilgisinin doğru olmadığı yönünde itirazlar olmuştur.[41]

Gönüllü alay komutanlığı ve Ruslara esir düşmesi:
1915-1917 arasında Osmanlı-Rus Savaşında Kafkas Cephesinde gönüllü alay komutanlığı (albay) yaparken Ruslara esir düştü. 1917 yılında Kostroma Esir Kampı`ndan kaçarak İstanbul'a döndü. İstanbul'a döndükten sonra zamanın en üst Fetva kurulu olan Dar-ül Hikmet-ül İslamiye'de görev aldı.

Kürt Teali Cemiyeti'nin üyeleri[43][44][45] Said Nursi'yi cemiyetlerine davet etmişlerdir. Ancak Nursi bu teklifi cemiyete gönderdiği bir mektupla reddetmiştir.[46][47] [48] 15 Şubat 1919 tarihinde sonradan Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alan Cemiyet-i Müderrisîn'in kurucu azaları arasında yer aldı.[49][50]

Milli Mücadeleyi desteklemesi:
İstanbul'un işgalinde işgalci güçlere karşı mücadele ederek ilim adamlarını ve halkı uyarmıştır. Bazı İstanbul âlimlerinin Kuva-yı Milliye ve Milli Mücadele aleyhinde verdiği fetvayı, "İşgal altındaki bir yerde bulunan sorumluların verdiği fetva irade özgürlüğü bulunmadığı için mualleldir (sakat ve tutarsızdır)" gerekçesiyle karşı çıkmış ve çürütmüştür.

Mustafa Kemal'in ve Eski Van valisi Tahsin Bey gibi dostlarının da ısrarlı davetleri sonucu, 9 Kasım 1922'de Ankara`ya gitmiş ve bir süre Ankara'da ikamet etmiştir.[51] Milli Meclis'in 2. oturumuna dinleyici olarak katılmıştır.[52] Ancak, Milletvekillerine yaptığı "Türkiye'nin şekillenmesinde mânevî dinamiklerin ihmal edilmemesi gerektiği" çağrısı bazı kişiler tarafından sert olarak karşılandı. [53] Her şeye rağmen Bediüzzaman, Medreset-üz Zehra için çalışmaktan geri durmadı. II. Meşrutiyet döneminde Van`da temelini attığı fakat savaş yüzünden inşaatı başlatılamayan üniversitenin yeniden kurulması için Mebuslara bir kanun teklifi hazırlattırdı. Bu teklif mecliste bulunan iki yüz milletvekilinden 163`ünün imzasıyla kanunlaştı. Ankara`daki çalışmalarından sonra 1923 yılının Mayıs ayı başlarında Van`a gitti. [54] [55]

 
Teşekkürler ...
 
Teşekkürler
 
Teşekkürler
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst