- Katılım
- 31 Ara 2009
- Konular
- 1,484
- Mesajlar
- 7,104
- Reaksiyon Skoru
- 163
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 190
- TM Yaşı
- 16 Yıl 3 Ay 23 Gün
- MmoLira
- -183
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Jeomagnetizma ve Paleomagnetizma
Bir jeofizik disiplini olan, Jeomağnetizma ve Paleomağnetizma; Yer'in çekirdeğinden Uzay'adeğin Yermağnetik alanını,Yerküre'nin yapısı, dinamiği ve gelişimini anlamak üzere yapılan çalışmaların ortak adıdır.
Jeomağnetizma konusundaki uzmanlar, günümüzde yerin mağnetik alnını ölçerler ve yermağnetik alının kökenini araştırmak için kullanırlar.Paleomagnetizma uzmanları ise kıtalar ve okyanuslardan elde edilen kayaç ve sedimanlarda varolan fosil (kalıntı) mıknatıslanmayı yorumlarlar. Bu kayaç ve sedimanlar; okyanus tabanı yayılması, kıtaların kayması ve yermağnetik alanın polarite terslenmeleri gibi kayıtları üzerinde barındırırlar. Jeomağnetizma ve Paleomağnetizma çalışmalarında bir diğer anahtar kavram; mağnetik minerallerin fiziksel ve kimyasasal yapısıdır. Bu mıknatıslanmanın nasıl oluştuğunu ve oluşmakta olduğu hakkında, eski dönemlerdeki iklim ve çevre şartları, yerkabuğunu anlamak için yaşamsal olan mağnetik anomalileri, bileşim, ısısal vb özelliklerdeki değişimlerle ilişkilidir. Ayrıca elektromağnetik dalgalarla yer içine yapılan indüksiyon, Gezegenimiz içindeki derin yapılar hakkında bize bilgi verir.
Jeomagnetizma Nedir?
Paleomağnetizma Nedir ?
Dünyada Jeomagnetizma ve Paleomagnetizmanın Gelişimi
Türkiye'de İlk Jeomagnetik çalışmalar
Modern Türkiye'de Jeomagnetizma
Jeomagnetizma
Yerküresinin büyük bir mıknatıs gibi davrandığını,İngiliz saray doktoru William GİLBERT�in �De Magnete�adlı eserini yayımladığı 1600 yılından beri bilmekteyiz. Daha sonra 1839�dabüyük alman matematikçisi C.A.GAUSS Yerin manyetik alanının büyük kısmının bizzat Yerin içinden ,değişken olan küçük bir bölümünün ise Yeryuvarı dışından geldiğini saptamış ve Yerin gerçek alanına çok yakın olan dipol alanı tanımlamıştır.
Şimdi yerin manyetik alanının özelliklerini kısaca açıklayalım:Havada yatay bir düzlem üzerinde serbestçe hareket eden bir düzlem üzerinde serbestçe hareket edebilen bir mıknatıs çubuğun veya aynı durumda olan pusula ibresinin bir ucu sağa sola hareket ettikten sonra Yerküresinin coğrafik kuzey kutbuna yönelir ;ancak ibrenin hareketsiz duruma geldiği anda gösterdiği bu yön tam olarak coğrafik kuzey noktası değil buna yakın fakat aralarında oldukça mesafe bulunan yerin kuzey mağnetik kutbudur ve bu iki nokta arasında 11.6derecelik bir açı vardır.
Pusula ibrelerinin gösterdiği yön ile coğrafik kutup noktası arasındaki açıya sapma açısı veya deklinasyon açısı denir ve (D)harfi ile gösterilir.Bu açı heryerde farklı değerler alır. Sapma açısının sıfır olduğu yerlerde pusula ibresi aynı zamanda coğrafik kuzey kutbu gösterir.
Ayrıca,ağırlık merkezi üzerinden geçen yatay eksen etrafında serbestçe hareket eden bir mıknatıs çubuğunun veya pusula ibresinin kuzey ucu kuzey yarıküresinde ve güney ucu güney yarıküresinde aşağı doğru eğilir ,yatay düzlemle belirli bir açı yapar.Bu açıya da ,mağnetik eğim veya enklinezon denir ve (I) harfi ile gösterilir.Bu açının değeride bölgelere göre değişiklik gösterir.
Yer mağnetizması aslında karmaşık bir konuudur.Mağnetik alanın bileşenleri ve diğer elemanları ,sapma ve eğim açılarım ,yer yer,bölge bölge farklı değerler taşırlar ve zamanla değişikliklere uğrarlar.
Yerin mağnetik alanının gün begün hafif fakat muntazam bir şekilde vukua gelen değişikliğine günlük değişim denir.Mağnetik alanın günlük değişimleri ve mağnetik fırtınalar yukarı atmosferdeki elektrik akımından ileri gelir.
Yerin mağnetik alanının uzun süreli fakat muntazam olmayan değişikliğine seküler değişim denir.Yıllar ve yüzyıllar boyunca vukua gelen bu değişim genellikle sapma ve eğim değerlerinde ve mağnetik alan şiddetinde kendini gösterir.Seküler deeğişimden elde ettiğimiz en önemli sonuç Yerin mağnetik alanının yılda ortalama 0,2 derece kadar batıya kaymakta olduğunun saptanmasıdır.
Paleomagnetizma
Kayaçlardaki doğal kalıcı mağnetizmanın yönlerinin ölçülmesi yolu ile Yerin mağnetik alanının jeolojik, arkeolojik ve kozmik geçmişteki durumunun incelenmesi yöntemine paleomağnetizma denir.
Paleomanyetik araştırma ,arazi üzerinde çok sayıda yönlü kayaç örneği almakla başlar.Volkanik kayaçlarda birçok lav akıntılarından ,sediment kayaçlarda ise ,en az on binlerce senelik serilerinden değişik örnekler toplamak gerekir.Normal olarak test edilecek herbir durum için bir kayaç örneğinden veya 1 karot parçasından 6 veya daha fazla parça alınır ve bunlar üzerinde yapılan ölçülerin ortalama değeri bulunur.Statigrafik serilerden alınan örneklerin yaş bakımından oldukça farklı olmalarına dikkat edilir.
Yeteri kadar yönlü parçalar toplandıktan sonra bunlar içindeki kalıcı mıknatıslanma ve onun doğrultusu ölçülür.Elde eddilen doğal kalıcı mıknatıslanma hakkındaki bilgiler, datalar,stereografik projeksiyon düzlemi üzerinde değerlendirilir.Ancak jeomağnetik alanın geçmişteki durumunu incelerken ,ölçülen doğal kalıcı mıknatıslanmanın kayacın oluşumu sırasında meydana gelmiş,sonradan bir değişikliğe uğramamış olmasına dikkat edilir.Çünkü çoğu kayacın oluşumundan sonra ,kimyasal etkenlerle meydana gelen sekonder mağnetizasyon kayaçtaki primer kalıcı mıknatıslanmayı büyük ölçüde etkiler onu değiştirir.
Kayaçlardaki bu ikincil mağnetizasyonu tespit etmek ve temizlemek için ,sahada ve laboratuarda birçok testler yapılır ve böylece sekonder mağnetizasyonun alan yönü ölçmelerindeki zararlı etkisi önlenmiş olur.
Paleomagnetizma mıknatıslanmayla ilgili bir konu olduğu için mıknatıslanma olayındanda bahsetmekte fayda görüyorum:
Bir cismin mıknatıslığı cismi oluşturan atomlar içinde elektronların hareketlerinden ileri gelir.Bildiğimiz gibi bir atomun merkezinde çekirdek çevresinde elektronlar bulunur.İki tip elktron hareketi vardır bunlardan birincisi çekirdek çevresindeki dönme hareketidir;diğeri ise elektronların kendi ekseni etrafında dönme hareketidir,buna iğ hareketi veya spin hareketi denir.
Elektronlar yörünge hareketleri sırasında bir manyetik alan husule getirdikleri için onlara bir çeşit mıknatıs diye bakılabilir ve onun bu mıknatıslığı ,yörünge hareketinin mağnetik momenti olarakda söylenebilir.Bir atomun mağnetik momenti ,atomun yapısına katılan bütün elktronların yörünge ve spin hareketlerine ait mağnetik momentlerin toplamıdır.
Cisimlerin içinde bulunan bu manyetik momentlerden ve onların hareketlerinden dolayı bir çok çeşit kayaç türü oluşmuştur:
a)Dia-mağnetik
b)Paramağnetik
c)Ferromağnetik
d)Antiferromağnetik
e)Ferrimağnetik
DÜNYADA JEOMAGNETİZMA VE PALEOMAGNETİZMANIN GELİŞİMİ
I- JEOMAGNETİZMA
I-I ) Jeomagnetizma'nın Tarihsel Gelişimi
M.Ö. altıncı yüzyılda eski Yunanlıların mıknatıslanmayı bildikleri kesindir. Felsefenin babası Thales, (M.Ö. 640-546) mıknatıs taşının çekme özelliğini anlatır ve bu özelliği taşta varolan ruha bağlar .Ancak bu dönemde mıknatısın çekme özelliğinin bilincinde olan Yunanlılarca bu mıknatısın iki kutbunun bulunduğu ve coğrafi kuzeye yönelme özelliği bilinmemekteydi.
Yerküre çevresinde bir magnetik alanın varlığı, bu alanın oluşum nedeni ve bsaşlangıcı uzun yıllar araştırıcıların uğraş alanı olmuştur. Yermagnetik alanının varlığı pusula adı verilen bir aygıt ile kolayca ortaya konulabilir. Düşey bir iğnenin ucuna oturmuş ve yatay düzlemde iğne çevresinde kolayca dönebilen mıknatıslanmış ibreden oluşa pusula, aynı zamanda tüm mıknatıs cisimlerinin Kuzey (N) ve Güney (S) kutuplarının yerlerini bulmak için kullanılmaktadır.
Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
İlk pusula, İngiltere'de Alexander Neckman adlı bir din adamının doğa bilimleri üzerine 1167 yılında yaptığı iki yayından anlaşılacağı üzerine, denizcilerce 11. yüzyılda kullanılmaya başlanmış, Arap ve İran gemicilerine yollarını bulmakta yardımcı olmuştur. O dönemde pusula ince bir iplikle yatay kalacak bir biçimde asılmış veya kamış gibi suda yüzebilen cisimlere bağlı küçük mıknatıs taşından oluşmuştu.
Avrupalı gemiciler pusulayı 12. yüzyıldan itibaren kullanmaya başlamışlardı. 14. yüzyılda ise pusula artık tüm gemilerde bulunuyordu.
Yerküre'nin dev bir mıknatıs oluşunun ve onun da bir mıknatıs gibi kuzey güney olarak iki kutbunun bulunduğunu insanlar daha sonraki yıllarda öğrendiler. Örneğin C.Colombus, 1492'de Atlantik Okyanusu'nda Doğu Hindistan'a varmak için batıya doğru açıldığı ve Amerika'nın keşfi ile sonuçlanan ünlü deniz yolculuğu döneminde mıknatısın sürekli olarak kuzey coğrafi kutbu göstereceği inancında idi. Atlantik'te yolculuğu ilerledikçe ibrenin coğrafi kuzeyden git gide ayrılışının izlenmesi denizlere kaybolma korkusu ile emilerde bulunanların kaptanlarına karşı ayaklandıkları ve bu ayaklanmanın Colombus tarafından güçlükle fakat büyük bir ustalıkla önlendiği ilginçtir (Anlatıldığına göre Colombus, "gemilerde fazlasıyla soğan ve sarımsak yedikleri pusulanın ise fena kokulardan hoşlanmadığını anlatarak onun düzensiz çalıştığını söylerler).
Eğim açısı (I) ile ilgili ilk yazılı kayıt, 1544 yılındadır. Bu tarihte yazılmış bir mektupta Nürnberg'li bir alet ustası olan Hatman'ın yaptığı bir aygıt anlatılmaktadır. Aygıt ağırlık merkezinden geçen yatay bir eksene bağlı demir bir çubuktan oluşmaktadır. Çubuk mıknatıslanmadan önce her yönde denge halinde kalabilmekte iken boyunca mıknatıslandığı zaman dengesi bozulmakta ve yatayla belirli bir açı oluşturarak denge halini almakta idi. Bu açıklamanın yapıldığı mektup ancak 1831 yılında Koninsberg arşivlerinde ele geçebilmiş olduğundan uzun yıllar olay saklı kalmıştır. Bu arada İngiliz araştırıcı olan Norman, Hartman'dan bağımsız olarak 1576 yılında eğim açısını bir kez daha bulmuş ve ölçme yolunu göstermiştir.
13. yüzyıl, düşünme ve sorunlara yanıt arama çağı olarak başlamıştır. Dönemin öncüleri arasında Roger Bacon görülmektedir. Düşünür yıllarca deneysel bilimlerin gelişmesi yönünde büyük çaba harcamıştır Önemli yapıtı olan Opus Tetium'u 1267 yılında yayınlamıştır .Bocon aynı zamanda yine üstün bir araştırmacı ve düşünür olan Fransız din adamı Pierre Maricourt'u tanıtmaktadır. Maricourt, 1269'da bir dostuna yazdığı mektuplarda uzun uzun araştırmalarından sözetmektedir. Özellikle döneminde cisimlerin mıknatıslanmaları üzerine yaptığı araştırmalar matbaa olmadığından elyazısı kopyaları elden ele dolaşmıştır. Maricourt'un yaptığı deneylerden bir tanesi ilgi çekicidir: araştırıcı mıknatıs taşını yontarak küre şeklini vermiş ve bu küre yüzeyinin değişik yerlerine küçük mıknatıs taşlarının yapıştığını görmüştür. Küçük mıknatısların aldığı yönler küre üzerine işaretlendiği zaman Maricourt bu işaretlerden oluşan çizgilerin kürenin belirli iki yerinde toplandıklarını izlemiştir. Bu yerler yaklaşık olarak kürenin bir çapının yüzeyi deldikleri yerlere rastlamakta idi. Bu noktalara araştırıcı kutup adını vermiştir. Maricourt aynı mıknatıslanmış yüzeyi bir tahta parçasına monte etmiş ve su üzerine bırakmıştır. Bu zaman da kürenin bir kutbunun yerkürenin kuzey kutbuna yönelmiş olduğunu görmüştür. Benzer diğer bir küre de suda diğerine yaklaştırıldığında iki kürenin aynı tarafa yönelen kutuplarının bir diğerini ötelediği karşıt kutupların ise birbirini çektikleri açık olarak saptanmıştır.
I-II ) Jeomagnetizmanın Doğuşu
Magnetik D ve I açılarının doğru olarak ölçümleri jeomagnetizma bilim dalının doğuşunda öngelişmelerdir ve dalın doğuşunu bir hekim olan Jilliam Gilbert (1540-1603) sağlamıştır. Gilbert, Maricourt'un deneylerini ele almış, sağlanan sonuçları önemle incelemiş, kendi yaratıcı gücünü de katarak dört ciltlik Latince yazılmış olan "De Magnet" adlı eserini meydana getirmiştir. De Magnet bilim tarihinin önemli yapıtları arasındadır ve bu yapıtı övenler arasında büyük Galile de bulunmaktadır. Yapıtta magnetizmanın bugün bilinen önemli bir çok konuları kuramsal ve deneysel yönleri ile sunulmuştur. Gilbert bu önemli yapıtında Yerküre'nin dev bir mıknatıs olduğunu kutupların yerlerini magnetik meridyeni, meridyen boyunca kürenin magnetik alanının dağılımını açıklamış ve aynı zamanda cisimlerin mıknatıslanma yolları ve özellikleri günümüzde benzer yapıtlarda görülen ölçülerde anlatmıştır. Şekil 1'de Gilbert'in "De Magnet" isimli eserinden alınan çizim verilmiştir. Londra'daki yermagnetik alanının sistemli gözlenmesi de Gilbert dönemine rastlamaktadır.
I-III) Yermagnetik Alanının Yerküre Üzerinde Ölçümleri
İlk dönemlerde yermagnetik alanı bilimsel çalışmalardan çok, yarar sağlama amacına yönelik olarak ölçülmekteydi. Örneğin denizciler denizlerde yollarını izleyebilmek ya da limanlara sığınabilmek için sapma açısını bilme gereğini duyarlarken, topoğraf ve maden arayıcıları da magnetik alanın değişik değerleri ile ilgilenmekteydiler.
Bugün bilinenlere göre insan yararına dönük olarak ilk önemli sapma açısı ölçümlerini Portekizli denizci Castro yapmıştır. Araştırma, 1538-1541 yılları arasında Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nun batı kısmında yapılmıştır.
Okyanuslara ait ilk magnetik harita İngiliz astronomu Halley tarafından yapılmıştır. Şekil 2'de bu harita verilmiştir. Aynı zamanda matematik ve yerfizikçi olan araştırıcı, önce yermagnetik alanı ile kuramsal ilgilenmiş, araştırma sonuçlarını 1683 ve 1692 yıllarında yayınlamıştır. Bu çalışmalarında Halley, D sapma açısının dağılımını, seküler değişimini incelemiş ise de vardığı sonuçları yetersiz görerek ölçülere yönelmiştir. 1698-1700 yılları arasında kuzeyden güneye Atlantik Okyanusu'nu dolaşmış ve 1701 yılında bu deniz için D haritasını düzenlemiştir. Sonraki yıllarda diğer denizlerde de gözlemini sürdürmüş ve D magnetik bileşen haritasını Hind ve Çin denizlerine kadar genişletmiştir. Halley'in haritaları uzun yıllar insanlara yarar sağlamıştır.
I eğim açısı ölçümleri D'ye oranla daha az yapılmıştır. İlk dünya magnetik eğim haritası, 1678 yılında yayınlanmıştır. I eğim açısının coğrafi enlemle değiştiğini ilk olarak Humbolt göstermiştir.
Magnetik alan şiddeti, standart birimler cinsinden ancak 1832 yılından sonra Gaus'un çalışmaları ile sağlanabilmiştir. Bağıl değer olarak alan şiddeti daha önceleri Humbolt tarafından 1799-1803 yılları arasında Güney Amerika yolculuğunda yapılmıştır.
Okyanuslardaki magnetik alan değerleri hakkındaki bilgilerimiz içinde bulunduğumuz yüzyılın başında ilerleme göstermiştir. Bunu Amerikan Carnegie Enstitüsü'nün çalışmalarına borçluyuz. Bu kuruluşun yönetimi altında, özel olarak ve tamamen anti magnetik maddeden yapılmış olan iki araştırma gemisi değişik dönemlerde okyanuslara açılarak bir çok ölçüleri gerçekleştirmiştir. Bu gemilerden Galile, 1905-1909 yılları arasında okyanuslarda yaklaşık olarak 64.000 millik ve ikincisi Carnegie ise 80°N ve 60° enlemleri arasında ve 1909-1929 yılları süresince 298.000 millik yolculuk sonunda Türk limanları da dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde ölçüler yapmıştır.
Rusların Zarya adlı anti magnetik gemisi 1957-1958 uluslararası jeofizik yılı nedeniyle 15 ay süresince Atlantik ve Hint Okyanusları'nda 47.000 mil tutarı bir yol izlemiş ve bu iki denizde magnetik alan vektörü sürekli kaydedilmiştir. Aynı dönemde Amerika Hidrografya Enstitüsü'nün havadan yapmış olduğu sürekli kayıtlarla büyük denizlerin magnetik ölçüsü yapılmamış olanlarının boşlukları doldurulmuştur.
Yermagnetik alanının kaynağının yerinin tartışılması için ilk küresel harmonik analiz, 1839 yılında Gaus tarafından yapılmıştır. Gaus analiz sonucu yermagnetik alan kaynağının tamamen yerin içinde olduğunu matematik yoldan bulmuştur ki Gilbert yıllar önce ispatsız olarak aynı sonucu iddia etmiştir. Gaus'dan sonra yapılan benzer analizler yermagnetik alanını magnetik momentinin son yüzyıl içerisinde %5 oranında yavaş bir azalma gösterdiği ortaya konmuştur. Ayrıca küresel harmonik analiz yolu ile alanın dış kaynaklı bir bileşeninin de olduğu anlaşılmıştır. Bugün magnetik alanın arzın dışındaki dağılımını da saptamak ve yukarı atmosferin iletken ortamı olan iyonosfer ile onun ötesinde varolan elektrik akımlarının nasıl değiştiklerini araştırmak olanaklıdır. Vangard serisinden başlayarak uzaya fırlatılan uydularla yapılan kayıtlar yermagnetik alanının değerini birçok yer yarıçapı uzaklıklara kadar saptama olanağı vermiştir.
I-IV) Geçici Magnetik Alan Değişimleri ve Magnetik Alan Bozuklukları
Bu konu altında seküler değişmeye kıyasla yönü ve büyüklükleri çabuk değişen geçici değişmelerin incelenme dönemleri sırlanacaktır. Geçici değişimleri ilk olarak 1722 yılında Graham tarafından ortaya konmuştur. Bu araştırmacı Londra'da pusula ignesinin sapmalarını incelemiş ve sapma açısının bazı günler yavaş ve düzgün bazı günler ise bozuk değiştiğini gözlemiştir.
İlk magnetik gözlemevi Göttingen'de Gaus tarafından kurulmuş ve yermagnetik alanının üç bileşeni (D, H ve Z) ilk olarak burada ölçülmüştür. 1836-1841 yılları arasında dünyada Gaus sistemine göre çalışan 50 kadar gözlemevinin bulunduğu saptanmıştır.
I-V) Yer Üzerinde Uzun Süreli Birlikte Yapılan Gözlemler, Kutup Yılları ve Jeofizik Yılı
Yermagnetik alanı ile uğraşan bilim adamları nihayet ayrı ayrı yerlerde ve değişik zamanlarda yapılan ölçümlerin yeterli olmadığı inancıyla büyük bir alanda ve aynı dönemde beraber ölçümler yapılmasına karar vermişlerdir.
İlk birleşme 1.8.1882 ile 1.9.1883 yılları arasında onüç ay süre ile kuzey ve güney yarımkürelerinin yukarı enlemlerinde (özellikle kutuplar ve yakınlarında) magnetik ve meteorolojik gözlem ve ölçümler yapmışlar, kutup ışıklarını izlemişlerdir. Bu denemeye katılan devletlerin sayısı 11 dir. Bu deneme o kadar başarılı olmuştur ki çalışmaları 50 yıl ara ile yinelemek kararı alınmıştır.
Birinci kutup yılına benzer ölçüde 1.8.1932-31.8.1933 yılları arasında yine 13 ay süre ile aynı bölgelerde çalışmalar yapılmıştır. Bu kez çalışmaya katılan devletlerin sayısı 22'ye yükselmiştir.
3. uluslararası ortak çalışma döneminin 2.'sinden 50 yıl sonra 1982-1983 yılları arasında yapılması karara bağlanmış iken özellikle İkinci Dünya Savaşı süresince jeofiziğin hemen her alanında meydana gelen çok hızlı gelişmeler ve teknik olanaklar nedeni ile 1982 yılına kadar beklenmesi gereksiz ve uzun görülmüştür.1950 yılından başlayarak yapılan her uluslararası toplantıda konu gündeme açılmış ve sonunda üçüncü dönemin 50 yerine 25 yıla indirilmesi ve çalışmaların 1957-58 yılları arası sürdürülmesi onaylanmıştır.
Çalışmalar 1.6.1957 ile 31.12.1958 tarihleri arası bu kez 19 ay süre ile düzenlenmiştir. Araştırmaların yer ve çeşidinde farklılıklar göstermesi nedeni ile bu defa incelemelerin yerleri yalnızca kutup bölgeleri değil tüm yerküresini kapsamış ve buralarda ayırım gösterilmeden iyonosfer ve uzay olaylarını da içine alan tüm jeofizik konularını araştırmak üzere ele alınmıştır. Bu dönemde ortak çalışmaya katılan devletler sayısı 67'ye yükselmiştir. Sayılan nedenlerden ötürü son dönem Uluslararası Jeofizik Yılı olarak isimlendirilmiştir.
II-)PALEOMAGNETİZMA: TANIMLAMALAR ve TARİHSEL GELİŞİM
Manyetik mineral içeren kayaçlar oluşumları sırasında mıknatıslanma kazanırlar, bu, kayacın yaşına bakılmaksızın onların şu anki manyetik özelliklerinin incelenmesi ile ayrılabilen (izolate) bu oluşum anındaki orijinal bileşenin incelemesine olanak tanır. Bu oluşum sırasında kazanılan (orijinal) kalıntı mıknatıslanmasının ölçülmesi, eski jeomanyetik alanın karakterinin (doğasının) belirlenmesinde kullanılabilir ve bu jeolojik zaman boyunca yerküre'nin fiziksel bir özelliğinin ayrıntılı olarak belirlenmesine olanak tanıyan yegane jeofizik gözlemdir. Jeomanyetik alan Yer'in çekirdeğinden kaynaklandığı için, bu çalışmalar hem alanın kendisinin hem de yer içinin kökeni ve evrimi için kritik öneme sahiptir. Bu tür jeomanyetik çalışmalar ayrıca kayaçların tarihlenmesine ve onların geçmiş mekansal ilişkilerinin belirlenmesine olanak tanıyan geniş bir jeolojik ve jeofizik uygulama alanına sahiptir.
II-I) TARİHSEL GELİŞİM
Paleomanyetizmanın tarihçesi mıknatıs taşı olarak bilinen kayacın (ledosetone = manyetikçe zengin kayaç) yöne bağlı özelliklerinin keşfi ile yakından ilişkilendirilir. Mıknatıs taşını (lodestone) oluşturan parçaların çekme ve itme özellikleri bu özelliklerin büyük olarak düşünüldüğü tarih öncesi zamanlarda iyice bilinmesine rağmen, genellikle bu yönlü özelliklerin ilk olarak Çin'lilerce M.Ö. birkaç yüzyıl evvel keşfedildiğine inanılır. Çin'deki kesin olan kayıtlar M.S. birinci yüzyıla aittir. Manyetik sapma (denklinasyon) coğrafi güney ve manyetik pusula iğnesinin güneye doğru yönü arasındaki karşılaştırmaların varolduğu M.S. 720'de kesin olarak bilinmekteydi.
Avrupa'da, mıknatıs taşının yönlü özelliklerine ilişkin bilinen ilk kaynak; bu yıllarda iyi bilinen pusulanın daha ileri bir modelinin varolduğu 1190'da Alexander Neckham tarafından yapılan tanımlamadır. Yer'in yüzeyi üzerinde spesifik noktalar olarak kuzeye ve güneye yönlenmesiyle bir mıknatısın dipol (çift kutuplu) karakteri Avrupa'da Petrus Peregirus tarafından 1269'da keşfedilmiştir ve o ayrıca pusula iğnesinin yönü ile o zaman evrenin ekseni olduğuna inandığı yerküre'nin kutuplarının dönmesiyle ilişkilendirdi. Manyetik sapmanın diğer kıtalardan bağımsız olarak Avrupa'da keşfi büyük olasılıkla aynı zamanlarda ya da az sonra yapılmıştı ancak böyle değişimler genel olarak 15.yüzyılın sonuna kadar mıknatıstaşının üniform olmamasına bağlanıyordu.
Yatay olarak asılı duran bir magnetik iğnenin ya da mıknatıs taşının eğimi (inklinasyon) kesin olarak Çinli'lerce biliniyordu fakat bağımsız olarak Avrupa'da Pregirus tarafından keşfedildiği görülür ve daha sonra iki ayrı olay ile 1544'de George Hartman ve 1576'da Robert Norman tarafından yeniden keşfedilmiştir. Bir bölgeden diğerine sapma açısındaki değişim, Afrika çevresinde Kızıl Deniz'e seyahat ederken, 1538 ve 1541 yılları arasında 43 sapma açısı gözleminin Jogo de Costro tarafından yapıldığı 16. yüzyılın ortalarına kadar görünmez. 1546'da Flemenk Kartograf Gerhard Mercator, dünyanın değişken diğer bölgelerinde, coğrafi ve pusula koordinatları arasındaki benzer uyumsuzlukları (discrepancy) farketti.
İlk gerçek bilim adamı olara düşünülen William Gilbert,bu gözlemleri Peregrinus ve diğerlerinin çalışmaları ile birlikte 1600'de yayınlanan kendi eseri "De magnet"de kullandı.O yerküre'nin manyetik alanını üniform olarak mıknatıslanmış bir küre olarak tanımladı. Daha sonra 1635'de Henry Gellibrand, Londra'daki 1580, 1622 ve 1634 yıllarında ölçülen sapma açıları arasında önemli farklılıklar buldu ve sapma açısının sadece bölgesel olarak değişmediği aynı zamanda zaman ile de değiştiği sonucuna ulaştı. Yer'in manyetik alanının yönündeki bu zaman değişimi onun seküler (uzun süreli) değişimi olarak bilinir.
Jeomanyetik alanın büyü ölçekteki haritaları Edmund Halley tarafından derlendi ve 1700 yılı için Kuzey ve Güney Atlantik'deki eşsanma eğrilerini (izogonlar) gösterdi ve ilk eşeğim eğrileri (izoklinler) Johann Carl Wilcke tarafından 1768'e doğru yayınlandı aynı zamanda düşünüldü ki bir geminin boylamı bu haritalardan belirlenebilir ancak kronometrelerdeki gelişme bu uygulamadaki ilgiyi azalttı. 1899'da, 1550'den 1700'e elli (50) yıl aralıklarla sapma açısı değerinin haritalarını yapmak üzere Van Bemmelen için oldukça yeterli veri vardı. Ayrıca, yer'in manyetik alanının esas olarak iki kutuplu yapısını ve içsel kökenini matematik olarak kurmak için, onun yeni olarak geliştirdiği küresel harmonik analizlerden yararlanmak amacıyla 1839'da Gauss'a yeterli veri vardı.
Kayaçların mıknatıslanmalarının incelenmesi hiç kuşkusuz mıknatıs taşı'nın ilk keşfine kadar gitmek zorundadır.Ve bir navigasyon aleti olarak pusulanın kullanılışı, pusula iğnesinin saptırdığı yeterli derecede manyetik özelliğe sahip bir çok kayacın keşfedilmesine eşlik etmiş olmalıdır. Bu güçlü manyetik kayaçların çoğu yıldırımla (lightning) mıknatıslanmaktadır ve 1797'de Alexander von Humbolt, Palatinate'deki bir dağın doruğunda yapılan pusula okumalarındaki değişim için bu açıklamayı verdi. 19. yüzyılın ortalarıyla mıknatıs ve pusula yapımındaki ilerlemelerle, yıldırım ile yönlenmiş magmatik kayaçların daha zayıf kalıntı mıknatıslanmalarının saptanması mümkün olmuştur. Ve 1849'da, Delesse göstermiştir ki bazı lavlar üniform olarak yer'in manyetik alanına paralel mıknatıslanmışlardır.
1853'de Melloni, Vezüv ve Phlegraean lavları üzerindeki belirli İtalyan lavların kalıntı bir mıknatıslanmaya sahip olduğunu buldu ve 1859'da Forsterman ile çalışmalar gösterdi ki bu mıknatıslanma lavların 100 C'ye ısınmasıyla kaybolmaktadır. Fakat soğuyunca yeniden kazanılmaktadır. Bu araştırma 1894'de ve Folgerhaiter'in lavlar üzerindeki kalıntı mıknatıslanma yönlerini bulduğu 1895'de geliştiridi. Ve fırınlanmış çömleklerin, ısınan ve soğuyan materyallerin zamanındaki yer'in manyetik alanının yönüyle kesin olarak birleştiğini ve bu orijinal yönün en az 2000 yıldan beri korunabildiğini bulmuştur. Benzer manyetik kararlılık, 1901'de Brunhes ve David tarafından mağmatik kayaçlar için önerildi. 1904'de bulundu ki lav blokları onların alındığı taş ocağındaki lavlar için belirteç eğimine M.Ö. birinci yüzyılda sahip olarak tapınağın inşaasında kullanılmış olmalıydı, böylece lavın kalıntı mıknatıslanma yönleri
tapınağın kaldırılması, taşınması ve inşaası sırasında değişmeden korunmuştu.
Günümüzdeki yer manyetik alanı yönüne zıt polariteye sahip akyaçlar 1860'da Bravn tarafından Hindistan'da rapor edilmişti fakat yıldırımların anomali etkisi ile kesinlikle ilişkisi olmayarak terslenmiş bir mıknatıslanmanın ilk gözlemi 1906'da Brunhes tarafından Fransa'da yapılmıştır. Daha sonra ters olarak mıknatıslanmış kayaçlar, Spitsbergen, Greenland ve Avusturalya'da 1910 ve 1926 yılları arası olayın dünya çapındaki karakterini onaylayacak biçimde Mercanton tarafından bulundu. Bunun daha sonraki bir onayı erken Kuvaterner (yaklaşık 1 milyon yıl önce), peryodunda terslenmiş bir polaritenin tanınması, Japonya, Kore ve Mançurya'dan elde ettiği kayaç örnekleri ile 1929'da Matayuma tarafından yapılan çalışmalardan geldi.
Modern paleomağnetik çalışmaların öncüsü, 1924 ve 1925'de yayınladığı Etna'nın tarihsel lavları üzerine yaptığı çalışması ile Raymond Chevallien'dir. Bu çalışma, yıldırım tarafından etkilenen zonların ayırımını ve 12. yüzyıldan beri yer manyetik alanının yönündeki değişimleri belirlenmesini kapsayacak biçimde, bireysel akmalar içindeki mıknatıslanmaların üniformluğunu içeriyordu. Kayaçların kalıntı mıknatıslanmasına dayanan Chevarlier'in jeomanyetik belirlemeleri, tarihsel kayıtlar ile dünyanın birçok parçasında yapılmış olan paleomanyetik belirlemeler ve gözlemler arasındaki benzer uyum ile karşılaştırılmasıyla kanıtlandı.
1930'lar ile böylece paleomanyetizma hakkındaki temel keşiflerin çoğu yapılmıştır. İlerki çalışmalar, normal bir çubuk mıknatıstan daha zayıf mıknatıslanmaya ve milyonlarca yaşa sahip çeşitli kayaçların mıknatıslanmalarının hassas olarak belirlenmesini olanaklı kılacak biçimde, daha sofistike ölçüm ve analiz tekniklerinin gelişimine yol açtı. Böyle katkılar sadece fiziksel süreçlerin artan bilgisi (L.Neel tarafından yapılan çalışma gibi) ile Fisher tarafından yapılan istatistik tekniklerin gelişimi ile olabilir.
Bu araştırmalar, paleomanyetik tekniklerin çeşitli jeolojik ve jeofizik problemlere olası uygulamalarıyla genişçe desteklenmiştir. Birçok insan çok daha yeni çalışmalara gelişmelere katkı koymuştur. Bununla birlikte temelde, ana sonuçlar yalnızca bir düzine ya da biraz daha fazla araştırmacı tarafından elde edilmiştir ki bu sonuçlar bilim adamlarının kuşkuculuğu ile birlikte günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür.
TÜRKİYE�DE İLK JEOMAGNETİK ÇALIŞMALAR
I-) ÜLKEMİZDE PUSULA NE ZAMANDAN BERİ BİLİNMEKTEDİR?
Ülkemizde pusulanın ilk olarak ne zaman girdiği hakkında herhangi bir kayda rastlamış değiliz. Yalnız, XVI. asır başlarında gemici pusulasının (compas) bizde bilinmekte olduğu muhakkaktır. Bunu, XVI. asrın meşhur Türk deniz coğrafyacılarından PİRİ REİS'in, deniz coğrafyasına dair ilk Türk eseri olan KİTAB-I BAHRİYYE'sine yazdığı manzum mukaddimeden öğreniyoruz .PİRİ REİS bu mukaddimede gemici pusulasının kısaca tarifini yapmıştır. Bütün Ortaçağ müelliflerinin dediği gibi� mıknatıs taşının Kutup Yıldızı tesiri altında bulunduğunu ve "Pusulada, hartide (haritada) beyanın böyle olduğunu anlatmıştır. Fakat, ne bu bahisde ve ne de haritaya ait bahislerde pusula ibresinin Coğrafi Kuzey'den inhiraf edebileceği hakkında veya pusulayı nerede görüp öğrendiğine dair hiçbir bilgi vermemiştir . Böylece PİRİ REİS'in magnetik deklinasyoN hakkında herhangi bir fikre sahip bulunmadığını anlıyoruz.
KİTAB-I BAHRİYYE'nin ilk telif tarihini biliyoruz ki 927/1521'dir. 1525'te Kanuni Sultan Süleyman'a takdim olunan nüsha, genişletilmiş ikinci şeklidir. O halde 1500 yılında vukua gelen bir deniz muharebesinde gemi reisliği ettiği malum bulunan PİRİ REİS'in XVI. asrın ilk yıllarında gemici pusulasını öğrenmiş ve kullanmış bulunması ve dolayısıyla o tarihlerde, gemici pusulasının memleketimizde bilinmekte olması icap eder... Her ne kadar ileride görüleceği üzere AVFİ'nin meşhur eseri CAVAMİ-AL-HİKAYAT VE LAVAMİ-AL RİVAYAT'ın Türkçeye ilk çevrilişi Sultan Murat II devrinde olduğu gözönüne alınarak mıknatıs taşının özelliklerinden, bizde XV. asır ortalarına doğru bahis edilmiş olduğu söylenebilir ise de bunun pusulayı bilmek demek olamayacağını kayda hacet yoktur.
Daha evvelki tarihlerde bilinmesi ihtimaline gelince; bunu pek varit göremiyoruz. Çünkü, �Avrupa'da ilk olarak 1187'de bahsi geçen gemici pusulası, her ne kadar 1260'dan itibaren imal edilmeye başlanmış ise de Osmanlıların, İstanbul fethini müteakip açık denizlerde sefere başladıkları XV. asır sonlarından evvel pusulayı Avrupalılardan öğrenmiş olmaları düşünülemez. Araplardan öğrenmiş bulunmaları da muhtemel değildir. Zira Arapların daha önceki tarihlerde pusulayı bildikleri ve bunu deniz seferlerinde kullandıkları hakkında gerek Batı ve gerek İslam kaynaklarında tatmin edici bir kayıt bulunmadığı ileride görülecektir.
II-) MAGNETİK SAPMA AÇISINDAN İLK BAHSEDİLMESİ (962/1554)
Bizde magnetik sapma açısından ilk bahseden müellif, kanaatimizce, SEYDİ ALİ REİS'tir (962/1554). Kanuni zamanında Basra açıkları ve Hind denizlerinde felaketli bir seyahatten sonra karaya çıkmaya mecbur olan bu âlim amiral, Hindistan'da Ahmedâbad'da yazdığını kaydettiği MUHİT adlı eserinde pusula ahvaline PİRİ REİS'e nazaran daha geniş bir yer ayırmıştır. Şimdiye kadar hiç basılmamış olan eserin Revan Köşkü kütüphanesinde görülen el yazması nüshasında, gemiciler için pusulanın bozulması bir "afettir" denilerek gemide iki tane pusula bulundurulması gerektiği; bunların birbirine "şahit" olacağı ve bir ibreden diğerine sürtmek suretiyle mıknatısiyet verilebileceği anlatılmaktadır. Bununla beraber, mıknatısı kırmızı bir çuha içinde saklamak; soğan, sarımsak kokusundan uzak tutmak; bozulursa taze keçi kanı veya sirke ile, ıslatmak gibi şimdi pek garip bulacağınız tavsiyeler de yazılıdır.
Görülüyor ki o tarihlerde üklemizde Almanya'dan bol miktarda kıblenüma (boussole flottante) girmiştir ve gemici pusulası umumileşmiştir. Fakat pusula ibresinin Kuzey'den sapması, yani magnetik deklinasyon bilinmekle beraber bunun zaman içinde ve bir mahalden öbür mahalle değişebileceği hakkında henüz hiçbir fikir yoktur; ancak sapma açısının Portekiz ve Fransa'da yedi derece Doğu'ya doğru olmasından ve Almanya'dan gelen pusulaların böyle bir işareti havi bulunmasından önkestirim yolu ile memleketimizde de öyle olacağı tahmin edilmektedir. Bu tahmin sonraları kat'i bir kanaat haline girmiş olacakki, tarihimizin en büyük ansiklopedisti olan KATİP ÇELEBİ bile 1058/1648 yılında yzamaya başladığı CİHANNÜMA'sında zaman ve mekan farkı gözetmeksizin, pusula ibresinin yedi derece Doğu'ya yöneldiğini tekrarlamaktadır. Sadece SEYDİ ALİ REİS'in verdiği malumat, menşei gösterilmeden, hatta kısaltılarak zikrolunur. Bu da XVII. asır ortalarında dahi jeomagnetik bilgimizin Avrupalılara nispetle pek iptidai olduğunu ve memleketimizde o tarihlere kadar hiçbir sapm açaısı belirlemesi yapılmamış bulunduğunu gösterir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Hidrografi Neşriyatı Seri No.81-6, (Mürsiyeli İbrahim Haritası 1461) adlı yayında Dr.Ing. Doğan Uçar tarafından Uluslararası Türk - İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresi'ne sunulduğu bildirilen tebliğinde Dr.Uar, portulanlar ve bu arada Mürsiyeli İbrahim haritasındaki kartografik gösterme tekniği hakkında gerekli izahatı verirken şöyle demektedir:
�Haritanın nokta konum presizyonlarını araştırmak için denemeyle coğrafik ağ oluşturulması düşünülmüştür. Enlem-Boylam dairelerini temsil eden çizgilerle bölümlendirilen coğrafik pafta ağının başında haritadaki kıble-yıldız doğrultusunun coğrafik kuzey ile belli bir açı yaptığı saptanmış ve bu açının değeri daha sonraki incelemelerle 11° olarak belirlenmiştir. Bu değer, büyük bir olasılıkla, haritanın yapıldığı yıllarda Trablusgarp'taki deklinasyona eşittir�. Bu tahminde deklinasyonun ciheti hakkında herhangi bir kayıt yoktur. İleride görüleceği üzere bunun Doğu olması gerekmektedir. Mikdarına gelince, 1500 yıllarında 5°'den fazla olmaması en kuvvetli ihtimaldir.
III-) İLK OLARAK MAGNETİK SAPMA AÇISI BELİRLENMESİ ( 1140/1727 )
İlk Türk matbaasının 1726 yılında İBRAHİM MÜTEFERRİKA tarafından kendi evinde kurulduğu ve bu matbaada ilk olarak ,basılan kitaplar listesinde, müsbet ilme ait altı eserden birinin CİHANNÜMA olduğu bilinmektedir.
CİHANNÜMA'nın matbu nüshasını İBRAHİM MÜTEFERRİKA "Tezyil-al-tâbı" ser-levlası ile uzunca bir not eklemiştir.
Mütferrika'nın TEZYİL'i bittikten sonra bir pusula resmi yapılıp ayrıca şeklin üstüne şu ibare yazılmıştır:
"İşbu binyüz kırk tarihinde mahmiye-i İstanbul'da pusula ibresi imtihan olunup nokta-i şimalden garb cânibine onbir buçuk dereceye karib inhirafı muhakkak olmağla bundan gaflet olunmamak için bu mahalde zabt olundu".
Biz, Hicrî 1140 veya Miladi 1727 yılında İstanbul'da yapılan ve ileride Batı dokümanlarıyla karşılaştırarak doğruluğunu göstereceğimiz bu deklinasyon tayininin İstanbul'da ve Osmanlı İmparatorluğu hudutları içinde Türkler tarafından yapılmış ilk jeomagnetik ölçme olduğu kanaatindeyiz.
Diğer taraftan, SEYDİ ALİ REİS'in ve KATİP ÇELEBİ'Nin hep Avrupa'dan gelen pusulalardan bahsetmelerine mukabil, İBRAHİM MÜTEFERRİKA'nın İstanbul'da imal edilmiş bir pusula ile ölçmenin yapıldığını söyemesi o tarihlerde memleketimizde pusula imal edilmekte olduğunu da göstermektedir.
Burada, şunu zikretmeden geçemeyeceğiz: İBRAHİM MÜTEFERRİKA, TEZYİL'inde deklinasyonun sebeplerine, zamana ve mevkiye göre değişeceğine dair � Avrupalı bir müelliften aldığını ileride göreceğimiz� bir hayli malumat verir ve tek misal olarak, CİHANNÜMA�nın metnine atfen KATİP ÇELEBİ zamanında İstanbul'da ibrenin Kuzey noktasından Doğu'ya mail bulunduğunu söylerki bu da, bahis konusu tayinden evvel memleketimizde hiçbir jeomagnetik ölme yapılmamış olduğu hakkındaki kanaatimizi sağlamlaştırır. ebek'te elde edilen miktarı zikreylerken MÜTEFERRİKA'nın "hilaf-ı mesmu" tabirini kullanmasından da, o tarihe kadar hep KATİP ÇELEBİ ve dolayısıyla SEYDİ ALİ REİS'in tahmin yolu ile naklettikleri deklinasyon miktarının kabul edilmekte olduğu anlaşılır.
JEOMAGNETİZMA HAKKINDA GENEL TARİHÇE
Memleketimizde bu ilk tayinin Batı kaynakları ile mukayesesini daha iyi yapabilmek için jeomagnetizme ait başlıca eserlerden özetleyeceğimiz şu kısa tarihçeyi buraya ekliyoruz:
Çinlilerin, mıknatısın belli bir istikabet alma hassasını Hıristiyanlıktan 2500 yıl önce bildikleri, fakat bu bilgide ndeniz seferlerinde ve ölçü işlerinde ancak Milattan sonra VII. veyaVIII. asırlarda faydalanmaya başladıkları kabul edilmektedir. Her ne kadar Çin İmparatorluğunun mitoloji ile karışık eski anallerinde Milâttan önce 2634 yılında koyu bir sis altında cereyan eden bir muharebe esnasında Güney istikametinin düşey bir eksen üzerinde müteharrik bir mıknatıs yardımıyla tayin edildiği anlatılmakta ise de bu keyfiyet, o tarihlerde Çinlilerin pusulayı bildiklerine kafi bir delil sayılmamaktadır. Nitekim, jeomagnetizm konusu üzerinde yazılmış son ve en mükemmel eser olan Geomagnetism'in "Tarihi Notlar'ında bu hususta verilen yegane kesin kaynak 1030-1090 Milâdi yılları arasında yaşamış Çinli ansiklopedisis müellif SHON-KUA'nın Güney'i österen mıknatısı tarif etmiş olmasından ibarettir.
Eski Mısırlıların ve Fenikelilerin pusulayı bildiklerine dair hiçbir kayıt bulunamamıştır. Eski Yunan ve Latin literatürlerinde mıknatıs taşınan çekme ve itme hassalarına ait birçok referanslar mevcut ise de "magnetik kutuplama" (polarité magnétique) hakkında her hangi bir kayda rastlanmamıştır.
ARAPLAR PUSULAYI AVRUPALILARDAN EVVEL BİLİYORLAR MIYDI?
1884-1886 fasılasında Akdeniz havzasında birtakım jeomagnetik ölçmeler yapan ve bunları Fransa Boylamlar Bürosu'nun 1890 yılı Analı'nda yayınlayan ANTOINE D'ABBADIE bu münasebetle yazdığı uzunca bir tarihçede, Arapların sapma açısı değişimlerini bilmeleri gerektiğini; çünkü, sapma açısının sıfır olmasına göre pusula ibresinin durumunu değiştirdiklerini kaydediyor. Fakat, pusulanın Araplar tarafından ne zaman ve nasıl bilindiği, sapma açısının değişiminin hangi tarihte ve nasıl farkına varıldığı hakkında hiçbir açıklamada bulunmuyor. Onun için bizbu imaya fazla bir kıymet vermiyoruz. Nitekim bundan on sene sonra, 1900'de, jeomagnetizme dair başlıca eserlerden birini yayınlayan Fransız fizikçi E.MASCART, bu hususta bir şey söylememekte; sadece, Arapların pusulayı Avrupalılardan evvel bilmelerinin ve Haçlı seferleri esnasında Avrupalılara nakil etmelerinin "muhtemel" olduğunu kaydı ile ile yetinmektedir. Daha sonraları -1939 ve 1951'de- neşredilen en muteber jeomagnetiz eserleri ise pek mükemmel olan tarihi notlarında ve bibliografyalarında böyle bir ihtimali bile meskut geçmektedirler.
İslam kaynaklarına gelince, bu hususta kat'i bir hükme varmak için bütün ilgili İslam eserlerini gözden geçirmiş olmak gibi büyük bir iddiadan uzak kalarak şunları söyleyebiliriz:
Bir kerre ,Eski Yunanlıların ve Latinlerin pusulayı bilmedikleri muhakkak olduğuna göre Arapların onlardan bunu öğrenmiş olmalarına ihtimal verilemez.
Emeviler devrinde -Malidi 661-746 fasılasında- Çin Seddi'ne kadar dayanan fütühat sırasında ve sonraları Çinlilerden öğrenmiş bulunmaları ihtimali de zayıftır. Çünkü, hep Yunan eserlerini tercüme etmiş olan Arapların Hind kaynaklarından çevirmiş oldukları, astronomi ve coğrafyaya ait, bir tek eser gösterebiliyor ki o da Abbasi Halifesi Mansur zamanında Bağdad'a Hindistan'dan getirilen SİDHANTA'dır.
Hindistan'da uzun müddet kalarak Sanskrit dilini öğrenmesi itibariyle Hind -belki de Çin- kaynaklarının en fazla incelemekle tanınmış bulunan ve gerek İslamlar ve gerek Batılılarca Ortaçağ'ın en büyük alimlerinden sayılan ABUL RAYHAN AL-BİRUNİ'nin 362, 973-440/1048) coğrafyaya ait meşhur ve nadir eseri TAHDİD-İ NİHAYAT-ALEMAKİN LİTASHİH-İ MESAFAT-AL MASAKİN'inde ise pusulaya hiç temas edilmediğini tahkik ettik. Diğer eserlerinde böyle bir kaydın bulunmadığı, bilhassa KAZVINİ'nin biraz sonra söyleyeceğimiz şehadeti ile sabittir. Keza, faaliyet sahaları itibariyle Çin kaynakları ile temasa gelmesi en fazla melhuz olan alimlerden Meraga Rasathane ve Kütüphanesi'nin kurucusu ve en eski Türk ve Hitay takviminin nakili, NASİR-AL-DİN TUSİ'nin (597/1201-672/1274) ve daha sonraki zamanlarda yaşamış, Semerkand Mektebi üstadlarının eserleri arasında da pusulaya ait herhangi bir risale yoktur. Nitekim KATİP ÇELEBİ'nin meşhur bibliografya eseri "KEŞF-AL-ZUNÛN'da dahi pusuladan bahseden bir esere işaret olunduğunu göremedik.
Diğer taraftan ne AL BİRUNİ tarafından tanzim edilen denizler haritasında ve ne de Endülüslü meşhur coğrafyacı İDRİSİ'nin (493/1099-576/1180) oldukça tafsilatlı düz ve dairevi dünya haritaları ile diğer eski Arap haritalarında cihetleri gösterir herhangi bir pusula şekli veya işareti görülmemektedir. Ayrıca, SEYDİ ALİ REİS dahi, daha evvel işaret ettiğimiz veçhile, eskilerin -yani eski müslümanların- pusulayı bilmediğini tasrih eylemiştir.
ALDO MİELİ tarafından 1938'de yayınlanmış olan "Arap ilmi ve onun dünya ilim tekamülündeki rolü" adlı eserde, AVFİ ve BAYLAK gibi bazı İslam edip ve yazarlarının anlattıkları hikaye ve rivayetlere dayanılarak, Arapların pusulaya XIII. asırdan evvel bildikleri, hatta icad eyledikleri yolunda ileri sürülen iddiaya burada temas etmek yerinde olur... KATİP ÇELEBİ'nin ALCEMAL MUHAMMED-BİN-AL-AVFİ diye zikreylediği bu İran'lı edip, İslam ansiklopedisi'ne göre 1171?-1233? arasında yaşamıştır. Farisi dilinde yazdığı ve ALDO MİELİ'ye göre 12324ye doğru telifini bitirdiği CAVAMİ-AL-HİKAYAT VE LAVAMİ-AL RİVAYAT adlı eseri İslam aleminde büyük şöhret almıştır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk devirlerinde Sultan Murad II, emri ile İBN-ARABŞAH (vefat tarihi, 854/1451); Şehzade Mehmed namına şair NECATİ (vefat tarihi, Hicri 91); Şehzade Bayezid bin Süleyman namına SALİH BİN CELAL (vefat tarihi Hicri 973) taraflarından üç defa Türkçeye tercüme edilmiştir. Biz eserin Ayasofya Kütüphanesi'nde bulduğumuz SALİH BİN CELAL tercümesini gözden geçirdik. "Acayip ve garaip tılısımlar hikayetlerindedir" başlıklı dördüncü Kısım yirminci Bâb'ında müellif, mıknatıs taşının "nikris illetine müptela olan irisi anı elinde tutsa ağrısı gider..." gibi şimdi pek tuhaf bulacağımız bazı hassalarını (!) ve Sultan Mahmud bin Sübüstekin'in Hind'deki fütühatı sırasında kadim bir kilise tavanında boşlukta asılı duran bir demir haçın hikayesini anlatır .Sonra, kendisinin katıldığı bir deniz seferinde fırtına esnasında kaptanın "balık şeklinde içi boş bir demirden alet çıkarıp bir tas su içine attığını ve anın dönüp dönüp Kıble semtinde durduğunu ve böylece geminin doğru yola revan olduğunu" gözleriyle gördüğünü yazar. Hatta "Mıknatıs taşının demire muhkem sürüldükte anın üzerinde eseri kalarak Kıble istikametini alma hassasını bizzat imtihan ettiğini" ilave eder. Aynı Bâb'ın sonunda "mıknatısiyetin zeytin yağ sürmekle zail olacağı ve teke kanına atılır ise geri geleceği" yolundaki rivayetler bize SEYDİ ALİ REİS'in aynı mahiyetteki nakillerini hatırlatmaktadır. Eserde mevzuumuz ile ilgili başka bir kayıt yoktur... AVFİ ve eserleri hakkında ilk mühim tetkiki yapan MİRZA MUHAMMED KAZVİNİ'ye göre İslam müellifleri arasında mıknatisiyetten ilk bahseden AVFİ'dir (13, AVFİ maddesi). ALDO MİELI'nin bu konuda ileri sürdüğü, BAYLAK'a ait diğer kayıt, 1282 tarihli; yani yarım asır daha sonradır. Bu ikinci kaydı, ALDO MİELİ ile beraber daha vazıh addetmeye de imkân yoktur. Çünkü AVFİ'nin anlattıklarına yeni bir şey ilave etmiş değildir... İmdi, Hıristiyanlıktan 2500 yıl önceki eski Çin Anal'lerinde Güney istikametinin bir düşey eksen üzerinde müteharrik mıknatıs yardımı ile tayin olduğu kaydedildiğini ve fakat bunun, o tarihlerde Çinlilerin pusulayı bildiklerine kafi bir delil sayılmadığını ve ancak XI. asırda yaşamış Çinli ansiklopedist SHON-KUA4ya ait ilk ciddi kaydın üzerinde durulduğunu bu bahse girerken söylemiştik. Bu yerinde kanaate uygun olarak çok eski Çin kayıtlarını bir "tarihi roman" diye vasıflandıran ve ancak SHON-KUA'ya ait kaydın bir değer taşıyabileceğini belirten ALDO MİELİ, AVFİ ve BAYLAK'ın sözü geçen hikayemsi müşahedelerine ve kat'i bir mahiyet taşıması mümkün olmayan bir takım şüpheli atıf ve istidlallere dayanmak suretiyle "arapların, hiç olmazsa, XII. asır başlangıcından beri pusulayı bildiğine" inanmakta ve hatta "XI. asrın ilk yarısı içinde Araplar tarafından pusulanın keşfedilmiş olması ihtimalini" ileri sürmektedir... Biz bu gibi iddiaları tereddütle karşılıyor ve Arapların pusulayı Avrupalılardan önce öğrenmiş veya icad etmiş oldukları hakkında İslam kaynaklarında dahi tatmin edici bir kayıt bulunmadığına hükmetmeyi ihtiyata daha uygun buluyoruz.
Avrupa'da gemici pusulasından 1187'de ilk olarak bahseten ALEXANDER NECCAM'dır ve GILBERT'e göre gemici pusulasını Çinlilerden öğrenerek 1260'da ilk imal eden PAULUS VENTULUS adlı bir İtalyandır. Bugün kullandığımız tipte bir mihver üzerinde müteharrik pusulalar XIV. asır ortalarına doğru düşünülmüştür.
Deklinasyonun keşfi hakkında belli bir tarih verilmemekle beraber 1450'de Nürnberg'de magnetik deklinasyon miktarını gösteren işaretleri havi, güneş kadranına benzer nakli kabil cihazlar yapıldığı ve 1492 tarihindeki Cermen yol haritalarının deklinasyon miktarını beliren pusula şekillerini ihtiva ettiği tesbit olunmuştur.
İlk deklinasyon ölçmesi GEORGE HARTMANN tarafından 110'da Roma'da yapılmıştır. Bundan sonra 1520-1544 fasılasında, bir taraftan -tarih sırasıyla- Viyana, Bavyera'da Handshat, Diepp, Floransa, Lizbon, Paris ve Nürnberg'de; diğer taraftan Doğu Hind adaları ve Batı Hindistan kıyılarında deklinasyon tayinlerine başlandığını görüyoruz.
Pusulanın ve deklinasyon ölçmesinin tarihi bu kadar eski olmasına rağmen inklinasyon ve magnetik alan şiddeti hakkında keşifler yenidir. İnklinasyondan ilk defa G.HARTMANN'ın 1544 tarihli ber mektubunda bahsedilmiş ise de, inklinasyon pusulasının imali ve bu miktarın ölçülmesi, ilk olarak, Londra'da 1576 yılında inklinasyo pusulasını bizzat imal eden ROBERT NORMAN adlı bir İngiliz'e nasip olmuş; alan şiddetinin tayini ise, bu tarihten tam iki asır sonra 1776'da BORDA'yı beklemiştir.
Karalardaki deklinasyon tayinlerine bilhassa Christopher Colomb'un keşfetmesiyle ehemmiyet kazanan, deniz tayinleri de eklenerek az zamanda dokümanların çoğalması ve 1635'de astronom HENRY GELLİBRAND tarafından asırlık değişimin keşfi, nihayet astronom HALLEYe 1700 yılına ait ilk izogon (eşit deklinasyon) haritasının tanzimi şerefini sağlamıştır (1701)... Bundan yirmibir sene sonra, yani bizde ilk deklinasyon tayini yapıldığından altı sene evvel, WILLAAM WHISTON ilk inklinasyon haritasını neşretmiştir (1721).
Jeomagnetizm'e ait eserlere gelince: bunlar da muvazi bir inkişaf göstererek 1576'da ROBERT NORMAN; 1581'de BROUGH bu mevzuda ilk eserleri yayınlamışlardır. Fakat, Arz küresinin bir mıknatıs gibi mütelası lüzumunu, yani ilk
rasyonel jeomagnetik teoriyi, 1600 yılında yayınladığı meşhur DE MAGNETE adlı eserinde ortaya atan WILLAAM GILBERT olmuştur.
Jeomagnetik alanı 1838'de analitik bir şekilde ilk olarak münakaşa edenin meşhur matematikçi GAUSS olduğunu da bu münasebetle kaydedelim.
BİZDEKİ İLK SAPMA AÇISI BELİRLEMESİNİN BATI DÖKÜMANLARI İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Bizleri medeniyet tarihimiz bakımından acı bir mukayeseye götürecek olan bu tarihçeden sonra memleketimizdeki ilk deklinasyon ölçmesinin verdiği neticeyi elimizde bulunan Avrupa dokümanları ile karşılaştıralım:
Bu dokümanlar, Türkiye'de Jeomagnetizm Ölçmeleri adlı monografimizin sonundaki cetvele ayrıca derceylediğimiz v ehepsi İstanbul'a ait bulunan, aşağıdaki deklinasyon miktarları ile HALLEY tarafından 1700 yılı ve ondan sonra yayınlanmalarına rağmen 1500, 1600 yılları başlangıçlarına irca edilmiş izogon haritalarındaki Agonik (sıfır deklinasyon) hatlarının durumudur.
İstanbul'daki deklinasyon tayinleri:
Yıl Miktar Râsıt
1600 0° . 0', 0 W Krugeras
1625 2° . 0', 0 W Fournier 1694 9° . 0' . 0,W
12° . 0' . 0, W Chazelles
1820(*)12° . 0' . 0, W Gauttier
1858 6° . 40' . 0, W Evans
Bu miktarların (*) işaretlisi meşhur Fransız fizikçisi M.BECQUEREL'in TRAITÉ COMPLET DE MAGNÉTISME adlı eserinde mevcut I.DUPERRY Cetveli'nden diğerleri de Paris Jeofizik Enstitüsü Müdürü Prof.TELLIER'nin bize emanet etmek lütfunda bulunduğu 1867'de basılmış nadir bir risaleden alınmıştır.
A. FLEMING'in grafiği ise interpolasyon yolu ile bize şu miktarları vermektedir:
İstanbul'da deklinasyon
Yıl Miktar
1500 3° . E
1600 3° . W
1700 11° W
1800 13° .W
1907 3° . W
Bu miktar ile yukarıdakiler arasında gözüken farkları münakaşa edecek değiliz; esasen buna lüzum da yoktur. Yalnız 1694 yılı için CHAZELLES tarafından verilen iki değerin ortalamasını kabul edeceğiz ki bu da 1700 yılına ait FLEMING değeri ile uyuşmaktadır.
Görülüyor ki:
Deklinasyonun (Sapma açısı)İstanbul'da 1727 yılında 11°.5 Batı olduğunu gösteren Bebek ölçmesi Avrupa dokümanları ile tam intibak halindedir. Hatta bu tecrübe, 1694 yılına ait birbirinden 3° farklı CHAZELLES değerlerinin doğurduğu tereddüdü, aynı devreye ait FLEMING değeri lehine kaldırmaktadır.
Bundan başka aynı dokümanlar yardımıyla deklinasyonun 1600'den bu yana, İstanbul'daki asırlık değişimi (variation séculaire) ve memleketimizin içinde nasıl bir seyir gösterdiği hakkında pek kaba ve fakat oldukça vazıh bir fikir edinebiliyoruz:
Deklinasyonun İstanbul'da yıl başına isabet eden değişim miktarları:
I. Cetvel'e göre:
1600-1625 fasılasında + 4,8
1625-1694 fasılasında + 6,0 veya + 8,4
1694-1820 fasılasında + 1,4 veya 0,0
1820-1858 fasılasında - 8,4;
II. Cetvel'e göre:
1600-1700 fasılasında + 5'
1700-1800 fasılasında + 2'
1800-1900 fasılasında - 6'
Kandilli Rasathanesi'nde yapılan ilk tayinlerin verdiği neticelere göre deklinasyon 1927 Martı'nda Doğu 6'dır. Halen Doğu 2°,5 ve yıllık değişim miktarı +5' civarındadır. Bütün izahlardan anlaşılıyor ki: İstanbul'da bilinmeyen bir mebdeden XVI. asır sonlarına kadar Doğu olan deklinasyon bu tarihten ta 1923 yılı başına kadar hep Batı kalmış ve Batı'ya doğru sapma XVIII. asır sonları ile XIX. asır başları arasında maximumdan geçmiştir. 1923'den beri Doğu'ya doğru artmakta devam etmektedir. Asırlık değişim miktarının ise -maximumdan geçiş devri hariç- XVI. asırdan bu yana, pek kaba bir takriblik ile 5' etrafında oynadığına hükmolunabilir... Diğer taraftan 1500 yılı haritasında mevcut iki Agonik'ten biri olup Anadolu'nun Doğu'sunu, İskenderun'dan Batum'a, bir doğru gibi kesen ve Batı'sındaki Avrupa memleketlerinde, dolayısıyla memleketimizde o tarihlerde deklinasyonun hep Doğu olduğunu gösteren hat, 1600'de Yunanistan'ın Batı'sına kaymış; yani o yıllarda deklinasyon, Yunanistan'da ve memleketimizde Batı'ya dönmüştür. Bu hat, 1700'de Atlantik ortalarına, 1800'de Amerika kıt'ası Doğu'suna kadar ilerlemiş... ve: 1600'den beri Avustralya ve Çin sahillerinde karışık hareketlerde bulunan ikinci Agonik, ancak 1937'de Hindistan ortası, Kızıldeniz'in Batı Kıyısı ve Girit Adası Doğusu'ndan dolaşmak suretiyle İstanbul'un hemen Batı'sından geçebilmiştir
Bir jeofizik disiplini olan, Jeomağnetizma ve Paleomağnetizma; Yer'in çekirdeğinden Uzay'adeğin Yermağnetik alanını,Yerküre'nin yapısı, dinamiği ve gelişimini anlamak üzere yapılan çalışmaların ortak adıdır.
Jeomağnetizma konusundaki uzmanlar, günümüzde yerin mağnetik alnını ölçerler ve yermağnetik alının kökenini araştırmak için kullanırlar.Paleomagnetizma uzmanları ise kıtalar ve okyanuslardan elde edilen kayaç ve sedimanlarda varolan fosil (kalıntı) mıknatıslanmayı yorumlarlar. Bu kayaç ve sedimanlar; okyanus tabanı yayılması, kıtaların kayması ve yermağnetik alanın polarite terslenmeleri gibi kayıtları üzerinde barındırırlar. Jeomağnetizma ve Paleomağnetizma çalışmalarında bir diğer anahtar kavram; mağnetik minerallerin fiziksel ve kimyasasal yapısıdır. Bu mıknatıslanmanın nasıl oluştuğunu ve oluşmakta olduğu hakkında, eski dönemlerdeki iklim ve çevre şartları, yerkabuğunu anlamak için yaşamsal olan mağnetik anomalileri, bileşim, ısısal vb özelliklerdeki değişimlerle ilişkilidir. Ayrıca elektromağnetik dalgalarla yer içine yapılan indüksiyon, Gezegenimiz içindeki derin yapılar hakkında bize bilgi verir.
Jeomagnetizma Nedir?
Paleomağnetizma Nedir ?
Dünyada Jeomagnetizma ve Paleomagnetizmanın Gelişimi
Türkiye'de İlk Jeomagnetik çalışmalar
Modern Türkiye'de Jeomagnetizma
Jeomagnetizma
Yerküresinin büyük bir mıknatıs gibi davrandığını,İngiliz saray doktoru William GİLBERT�in �De Magnete�adlı eserini yayımladığı 1600 yılından beri bilmekteyiz. Daha sonra 1839�dabüyük alman matematikçisi C.A.GAUSS Yerin manyetik alanının büyük kısmının bizzat Yerin içinden ,değişken olan küçük bir bölümünün ise Yeryuvarı dışından geldiğini saptamış ve Yerin gerçek alanına çok yakın olan dipol alanı tanımlamıştır.
Şimdi yerin manyetik alanının özelliklerini kısaca açıklayalım:Havada yatay bir düzlem üzerinde serbestçe hareket eden bir düzlem üzerinde serbestçe hareket edebilen bir mıknatıs çubuğun veya aynı durumda olan pusula ibresinin bir ucu sağa sola hareket ettikten sonra Yerküresinin coğrafik kuzey kutbuna yönelir ;ancak ibrenin hareketsiz duruma geldiği anda gösterdiği bu yön tam olarak coğrafik kuzey noktası değil buna yakın fakat aralarında oldukça mesafe bulunan yerin kuzey mağnetik kutbudur ve bu iki nokta arasında 11.6derecelik bir açı vardır.
Pusula ibrelerinin gösterdiği yön ile coğrafik kutup noktası arasındaki açıya sapma açısı veya deklinasyon açısı denir ve (D)harfi ile gösterilir.Bu açı heryerde farklı değerler alır. Sapma açısının sıfır olduğu yerlerde pusula ibresi aynı zamanda coğrafik kuzey kutbu gösterir.
Ayrıca,ağırlık merkezi üzerinden geçen yatay eksen etrafında serbestçe hareket eden bir mıknatıs çubuğunun veya pusula ibresinin kuzey ucu kuzey yarıküresinde ve güney ucu güney yarıküresinde aşağı doğru eğilir ,yatay düzlemle belirli bir açı yapar.Bu açıya da ,mağnetik eğim veya enklinezon denir ve (I) harfi ile gösterilir.Bu açının değeride bölgelere göre değişiklik gösterir.
Yer mağnetizması aslında karmaşık bir konuudur.Mağnetik alanın bileşenleri ve diğer elemanları ,sapma ve eğim açılarım ,yer yer,bölge bölge farklı değerler taşırlar ve zamanla değişikliklere uğrarlar.
Yerin mağnetik alanının gün begün hafif fakat muntazam bir şekilde vukua gelen değişikliğine günlük değişim denir.Mağnetik alanın günlük değişimleri ve mağnetik fırtınalar yukarı atmosferdeki elektrik akımından ileri gelir.
Yerin mağnetik alanının uzun süreli fakat muntazam olmayan değişikliğine seküler değişim denir.Yıllar ve yüzyıllar boyunca vukua gelen bu değişim genellikle sapma ve eğim değerlerinde ve mağnetik alan şiddetinde kendini gösterir.Seküler deeğişimden elde ettiğimiz en önemli sonuç Yerin mağnetik alanının yılda ortalama 0,2 derece kadar batıya kaymakta olduğunun saptanmasıdır.
Paleomagnetizma
Kayaçlardaki doğal kalıcı mağnetizmanın yönlerinin ölçülmesi yolu ile Yerin mağnetik alanının jeolojik, arkeolojik ve kozmik geçmişteki durumunun incelenmesi yöntemine paleomağnetizma denir.
Paleomanyetik araştırma ,arazi üzerinde çok sayıda yönlü kayaç örneği almakla başlar.Volkanik kayaçlarda birçok lav akıntılarından ,sediment kayaçlarda ise ,en az on binlerce senelik serilerinden değişik örnekler toplamak gerekir.Normal olarak test edilecek herbir durum için bir kayaç örneğinden veya 1 karot parçasından 6 veya daha fazla parça alınır ve bunlar üzerinde yapılan ölçülerin ortalama değeri bulunur.Statigrafik serilerden alınan örneklerin yaş bakımından oldukça farklı olmalarına dikkat edilir.
Yeteri kadar yönlü parçalar toplandıktan sonra bunlar içindeki kalıcı mıknatıslanma ve onun doğrultusu ölçülür.Elde eddilen doğal kalıcı mıknatıslanma hakkındaki bilgiler, datalar,stereografik projeksiyon düzlemi üzerinde değerlendirilir.Ancak jeomağnetik alanın geçmişteki durumunu incelerken ,ölçülen doğal kalıcı mıknatıslanmanın kayacın oluşumu sırasında meydana gelmiş,sonradan bir değişikliğe uğramamış olmasına dikkat edilir.Çünkü çoğu kayacın oluşumundan sonra ,kimyasal etkenlerle meydana gelen sekonder mağnetizasyon kayaçtaki primer kalıcı mıknatıslanmayı büyük ölçüde etkiler onu değiştirir.
Kayaçlardaki bu ikincil mağnetizasyonu tespit etmek ve temizlemek için ,sahada ve laboratuarda birçok testler yapılır ve böylece sekonder mağnetizasyonun alan yönü ölçmelerindeki zararlı etkisi önlenmiş olur.
Paleomagnetizma mıknatıslanmayla ilgili bir konu olduğu için mıknatıslanma olayındanda bahsetmekte fayda görüyorum:
Bir cismin mıknatıslığı cismi oluşturan atomlar içinde elektronların hareketlerinden ileri gelir.Bildiğimiz gibi bir atomun merkezinde çekirdek çevresinde elektronlar bulunur.İki tip elktron hareketi vardır bunlardan birincisi çekirdek çevresindeki dönme hareketidir;diğeri ise elektronların kendi ekseni etrafında dönme hareketidir,buna iğ hareketi veya spin hareketi denir.
Elektronlar yörünge hareketleri sırasında bir manyetik alan husule getirdikleri için onlara bir çeşit mıknatıs diye bakılabilir ve onun bu mıknatıslığı ,yörünge hareketinin mağnetik momenti olarakda söylenebilir.Bir atomun mağnetik momenti ,atomun yapısına katılan bütün elktronların yörünge ve spin hareketlerine ait mağnetik momentlerin toplamıdır.
Cisimlerin içinde bulunan bu manyetik momentlerden ve onların hareketlerinden dolayı bir çok çeşit kayaç türü oluşmuştur:
a)Dia-mağnetik
b)Paramağnetik
c)Ferromağnetik
d)Antiferromağnetik
e)Ferrimağnetik
DÜNYADA JEOMAGNETİZMA VE PALEOMAGNETİZMANIN GELİŞİMİ
I- JEOMAGNETİZMA
I-I ) Jeomagnetizma'nın Tarihsel Gelişimi
M.Ö. altıncı yüzyılda eski Yunanlıların mıknatıslanmayı bildikleri kesindir. Felsefenin babası Thales, (M.Ö. 640-546) mıknatıs taşının çekme özelliğini anlatır ve bu özelliği taşta varolan ruha bağlar .Ancak bu dönemde mıknatısın çekme özelliğinin bilincinde olan Yunanlılarca bu mıknatısın iki kutbunun bulunduğu ve coğrafi kuzeye yönelme özelliği bilinmemekteydi.
Yerküre çevresinde bir magnetik alanın varlığı, bu alanın oluşum nedeni ve bsaşlangıcı uzun yıllar araştırıcıların uğraş alanı olmuştur. Yermagnetik alanının varlığı pusula adı verilen bir aygıt ile kolayca ortaya konulabilir. Düşey bir iğnenin ucuna oturmuş ve yatay düzlemde iğne çevresinde kolayca dönebilen mıknatıslanmış ibreden oluşa pusula, aynı zamanda tüm mıknatıs cisimlerinin Kuzey (N) ve Güney (S) kutuplarının yerlerini bulmak için kullanılmaktadır.
Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
İlk pusula, İngiltere'de Alexander Neckman adlı bir din adamının doğa bilimleri üzerine 1167 yılında yaptığı iki yayından anlaşılacağı üzerine, denizcilerce 11. yüzyılda kullanılmaya başlanmış, Arap ve İran gemicilerine yollarını bulmakta yardımcı olmuştur. O dönemde pusula ince bir iplikle yatay kalacak bir biçimde asılmış veya kamış gibi suda yüzebilen cisimlere bağlı küçük mıknatıs taşından oluşmuştu.
Avrupalı gemiciler pusulayı 12. yüzyıldan itibaren kullanmaya başlamışlardı. 14. yüzyılda ise pusula artık tüm gemilerde bulunuyordu.
Yerküre'nin dev bir mıknatıs oluşunun ve onun da bir mıknatıs gibi kuzey güney olarak iki kutbunun bulunduğunu insanlar daha sonraki yıllarda öğrendiler. Örneğin C.Colombus, 1492'de Atlantik Okyanusu'nda Doğu Hindistan'a varmak için batıya doğru açıldığı ve Amerika'nın keşfi ile sonuçlanan ünlü deniz yolculuğu döneminde mıknatısın sürekli olarak kuzey coğrafi kutbu göstereceği inancında idi. Atlantik'te yolculuğu ilerledikçe ibrenin coğrafi kuzeyden git gide ayrılışının izlenmesi denizlere kaybolma korkusu ile emilerde bulunanların kaptanlarına karşı ayaklandıkları ve bu ayaklanmanın Colombus tarafından güçlükle fakat büyük bir ustalıkla önlendiği ilginçtir (Anlatıldığına göre Colombus, "gemilerde fazlasıyla soğan ve sarımsak yedikleri pusulanın ise fena kokulardan hoşlanmadığını anlatarak onun düzensiz çalıştığını söylerler).
Eğim açısı (I) ile ilgili ilk yazılı kayıt, 1544 yılındadır. Bu tarihte yazılmış bir mektupta Nürnberg'li bir alet ustası olan Hatman'ın yaptığı bir aygıt anlatılmaktadır. Aygıt ağırlık merkezinden geçen yatay bir eksene bağlı demir bir çubuktan oluşmaktadır. Çubuk mıknatıslanmadan önce her yönde denge halinde kalabilmekte iken boyunca mıknatıslandığı zaman dengesi bozulmakta ve yatayla belirli bir açı oluşturarak denge halini almakta idi. Bu açıklamanın yapıldığı mektup ancak 1831 yılında Koninsberg arşivlerinde ele geçebilmiş olduğundan uzun yıllar olay saklı kalmıştır. Bu arada İngiliz araştırıcı olan Norman, Hartman'dan bağımsız olarak 1576 yılında eğim açısını bir kez daha bulmuş ve ölçme yolunu göstermiştir.
13. yüzyıl, düşünme ve sorunlara yanıt arama çağı olarak başlamıştır. Dönemin öncüleri arasında Roger Bacon görülmektedir. Düşünür yıllarca deneysel bilimlerin gelişmesi yönünde büyük çaba harcamıştır Önemli yapıtı olan Opus Tetium'u 1267 yılında yayınlamıştır .Bocon aynı zamanda yine üstün bir araştırmacı ve düşünür olan Fransız din adamı Pierre Maricourt'u tanıtmaktadır. Maricourt, 1269'da bir dostuna yazdığı mektuplarda uzun uzun araştırmalarından sözetmektedir. Özellikle döneminde cisimlerin mıknatıslanmaları üzerine yaptığı araştırmalar matbaa olmadığından elyazısı kopyaları elden ele dolaşmıştır. Maricourt'un yaptığı deneylerden bir tanesi ilgi çekicidir: araştırıcı mıknatıs taşını yontarak küre şeklini vermiş ve bu küre yüzeyinin değişik yerlerine küçük mıknatıs taşlarının yapıştığını görmüştür. Küçük mıknatısların aldığı yönler küre üzerine işaretlendiği zaman Maricourt bu işaretlerden oluşan çizgilerin kürenin belirli iki yerinde toplandıklarını izlemiştir. Bu yerler yaklaşık olarak kürenin bir çapının yüzeyi deldikleri yerlere rastlamakta idi. Bu noktalara araştırıcı kutup adını vermiştir. Maricourt aynı mıknatıslanmış yüzeyi bir tahta parçasına monte etmiş ve su üzerine bırakmıştır. Bu zaman da kürenin bir kutbunun yerkürenin kuzey kutbuna yönelmiş olduğunu görmüştür. Benzer diğer bir küre de suda diğerine yaklaştırıldığında iki kürenin aynı tarafa yönelen kutuplarının bir diğerini ötelediği karşıt kutupların ise birbirini çektikleri açık olarak saptanmıştır.
I-II ) Jeomagnetizmanın Doğuşu
Magnetik D ve I açılarının doğru olarak ölçümleri jeomagnetizma bilim dalının doğuşunda öngelişmelerdir ve dalın doğuşunu bir hekim olan Jilliam Gilbert (1540-1603) sağlamıştır. Gilbert, Maricourt'un deneylerini ele almış, sağlanan sonuçları önemle incelemiş, kendi yaratıcı gücünü de katarak dört ciltlik Latince yazılmış olan "De Magnet" adlı eserini meydana getirmiştir. De Magnet bilim tarihinin önemli yapıtları arasındadır ve bu yapıtı övenler arasında büyük Galile de bulunmaktadır. Yapıtta magnetizmanın bugün bilinen önemli bir çok konuları kuramsal ve deneysel yönleri ile sunulmuştur. Gilbert bu önemli yapıtında Yerküre'nin dev bir mıknatıs olduğunu kutupların yerlerini magnetik meridyeni, meridyen boyunca kürenin magnetik alanının dağılımını açıklamış ve aynı zamanda cisimlerin mıknatıslanma yolları ve özellikleri günümüzde benzer yapıtlarda görülen ölçülerde anlatmıştır. Şekil 1'de Gilbert'in "De Magnet" isimli eserinden alınan çizim verilmiştir. Londra'daki yermagnetik alanının sistemli gözlenmesi de Gilbert dönemine rastlamaktadır.
I-III) Yermagnetik Alanının Yerküre Üzerinde Ölçümleri
İlk dönemlerde yermagnetik alanı bilimsel çalışmalardan çok, yarar sağlama amacına yönelik olarak ölçülmekteydi. Örneğin denizciler denizlerde yollarını izleyebilmek ya da limanlara sığınabilmek için sapma açısını bilme gereğini duyarlarken, topoğraf ve maden arayıcıları da magnetik alanın değişik değerleri ile ilgilenmekteydiler.
Bugün bilinenlere göre insan yararına dönük olarak ilk önemli sapma açısı ölçümlerini Portekizli denizci Castro yapmıştır. Araştırma, 1538-1541 yılları arasında Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'nun batı kısmında yapılmıştır.
Okyanuslara ait ilk magnetik harita İngiliz astronomu Halley tarafından yapılmıştır. Şekil 2'de bu harita verilmiştir. Aynı zamanda matematik ve yerfizikçi olan araştırıcı, önce yermagnetik alanı ile kuramsal ilgilenmiş, araştırma sonuçlarını 1683 ve 1692 yıllarında yayınlamıştır. Bu çalışmalarında Halley, D sapma açısının dağılımını, seküler değişimini incelemiş ise de vardığı sonuçları yetersiz görerek ölçülere yönelmiştir. 1698-1700 yılları arasında kuzeyden güneye Atlantik Okyanusu'nu dolaşmış ve 1701 yılında bu deniz için D haritasını düzenlemiştir. Sonraki yıllarda diğer denizlerde de gözlemini sürdürmüş ve D magnetik bileşen haritasını Hind ve Çin denizlerine kadar genişletmiştir. Halley'in haritaları uzun yıllar insanlara yarar sağlamıştır.
I eğim açısı ölçümleri D'ye oranla daha az yapılmıştır. İlk dünya magnetik eğim haritası, 1678 yılında yayınlanmıştır. I eğim açısının coğrafi enlemle değiştiğini ilk olarak Humbolt göstermiştir.
Magnetik alan şiddeti, standart birimler cinsinden ancak 1832 yılından sonra Gaus'un çalışmaları ile sağlanabilmiştir. Bağıl değer olarak alan şiddeti daha önceleri Humbolt tarafından 1799-1803 yılları arasında Güney Amerika yolculuğunda yapılmıştır.
Okyanuslardaki magnetik alan değerleri hakkındaki bilgilerimiz içinde bulunduğumuz yüzyılın başında ilerleme göstermiştir. Bunu Amerikan Carnegie Enstitüsü'nün çalışmalarına borçluyuz. Bu kuruluşun yönetimi altında, özel olarak ve tamamen anti magnetik maddeden yapılmış olan iki araştırma gemisi değişik dönemlerde okyanuslara açılarak bir çok ölçüleri gerçekleştirmiştir. Bu gemilerden Galile, 1905-1909 yılları arasında okyanuslarda yaklaşık olarak 64.000 millik ve ikincisi Carnegie ise 80°N ve 60° enlemleri arasında ve 1909-1929 yılları süresince 298.000 millik yolculuk sonunda Türk limanları da dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde ölçüler yapmıştır.
Rusların Zarya adlı anti magnetik gemisi 1957-1958 uluslararası jeofizik yılı nedeniyle 15 ay süresince Atlantik ve Hint Okyanusları'nda 47.000 mil tutarı bir yol izlemiş ve bu iki denizde magnetik alan vektörü sürekli kaydedilmiştir. Aynı dönemde Amerika Hidrografya Enstitüsü'nün havadan yapmış olduğu sürekli kayıtlarla büyük denizlerin magnetik ölçüsü yapılmamış olanlarının boşlukları doldurulmuştur.
Yermagnetik alanının kaynağının yerinin tartışılması için ilk küresel harmonik analiz, 1839 yılında Gaus tarafından yapılmıştır. Gaus analiz sonucu yermagnetik alan kaynağının tamamen yerin içinde olduğunu matematik yoldan bulmuştur ki Gilbert yıllar önce ispatsız olarak aynı sonucu iddia etmiştir. Gaus'dan sonra yapılan benzer analizler yermagnetik alanını magnetik momentinin son yüzyıl içerisinde %5 oranında yavaş bir azalma gösterdiği ortaya konmuştur. Ayrıca küresel harmonik analiz yolu ile alanın dış kaynaklı bir bileşeninin de olduğu anlaşılmıştır. Bugün magnetik alanın arzın dışındaki dağılımını da saptamak ve yukarı atmosferin iletken ortamı olan iyonosfer ile onun ötesinde varolan elektrik akımlarının nasıl değiştiklerini araştırmak olanaklıdır. Vangard serisinden başlayarak uzaya fırlatılan uydularla yapılan kayıtlar yermagnetik alanının değerini birçok yer yarıçapı uzaklıklara kadar saptama olanağı vermiştir.
I-IV) Geçici Magnetik Alan Değişimleri ve Magnetik Alan Bozuklukları
Bu konu altında seküler değişmeye kıyasla yönü ve büyüklükleri çabuk değişen geçici değişmelerin incelenme dönemleri sırlanacaktır. Geçici değişimleri ilk olarak 1722 yılında Graham tarafından ortaya konmuştur. Bu araştırmacı Londra'da pusula ignesinin sapmalarını incelemiş ve sapma açısının bazı günler yavaş ve düzgün bazı günler ise bozuk değiştiğini gözlemiştir.
İlk magnetik gözlemevi Göttingen'de Gaus tarafından kurulmuş ve yermagnetik alanının üç bileşeni (D, H ve Z) ilk olarak burada ölçülmüştür. 1836-1841 yılları arasında dünyada Gaus sistemine göre çalışan 50 kadar gözlemevinin bulunduğu saptanmıştır.
I-V) Yer Üzerinde Uzun Süreli Birlikte Yapılan Gözlemler, Kutup Yılları ve Jeofizik Yılı
Yermagnetik alanı ile uğraşan bilim adamları nihayet ayrı ayrı yerlerde ve değişik zamanlarda yapılan ölçümlerin yeterli olmadığı inancıyla büyük bir alanda ve aynı dönemde beraber ölçümler yapılmasına karar vermişlerdir.
İlk birleşme 1.8.1882 ile 1.9.1883 yılları arasında onüç ay süre ile kuzey ve güney yarımkürelerinin yukarı enlemlerinde (özellikle kutuplar ve yakınlarında) magnetik ve meteorolojik gözlem ve ölçümler yapmışlar, kutup ışıklarını izlemişlerdir. Bu denemeye katılan devletlerin sayısı 11 dir. Bu deneme o kadar başarılı olmuştur ki çalışmaları 50 yıl ara ile yinelemek kararı alınmıştır.
Birinci kutup yılına benzer ölçüde 1.8.1932-31.8.1933 yılları arasında yine 13 ay süre ile aynı bölgelerde çalışmalar yapılmıştır. Bu kez çalışmaya katılan devletlerin sayısı 22'ye yükselmiştir.
3. uluslararası ortak çalışma döneminin 2.'sinden 50 yıl sonra 1982-1983 yılları arasında yapılması karara bağlanmış iken özellikle İkinci Dünya Savaşı süresince jeofiziğin hemen her alanında meydana gelen çok hızlı gelişmeler ve teknik olanaklar nedeni ile 1982 yılına kadar beklenmesi gereksiz ve uzun görülmüştür.1950 yılından başlayarak yapılan her uluslararası toplantıda konu gündeme açılmış ve sonunda üçüncü dönemin 50 yerine 25 yıla indirilmesi ve çalışmaların 1957-58 yılları arası sürdürülmesi onaylanmıştır.
Çalışmalar 1.6.1957 ile 31.12.1958 tarihleri arası bu kez 19 ay süre ile düzenlenmiştir. Araştırmaların yer ve çeşidinde farklılıklar göstermesi nedeni ile bu defa incelemelerin yerleri yalnızca kutup bölgeleri değil tüm yerküresini kapsamış ve buralarda ayırım gösterilmeden iyonosfer ve uzay olaylarını da içine alan tüm jeofizik konularını araştırmak üzere ele alınmıştır. Bu dönemde ortak çalışmaya katılan devletler sayısı 67'ye yükselmiştir. Sayılan nedenlerden ötürü son dönem Uluslararası Jeofizik Yılı olarak isimlendirilmiştir.
II-)PALEOMAGNETİZMA: TANIMLAMALAR ve TARİHSEL GELİŞİM
Manyetik mineral içeren kayaçlar oluşumları sırasında mıknatıslanma kazanırlar, bu, kayacın yaşına bakılmaksızın onların şu anki manyetik özelliklerinin incelenmesi ile ayrılabilen (izolate) bu oluşum anındaki orijinal bileşenin incelemesine olanak tanır. Bu oluşum sırasında kazanılan (orijinal) kalıntı mıknatıslanmasının ölçülmesi, eski jeomanyetik alanın karakterinin (doğasının) belirlenmesinde kullanılabilir ve bu jeolojik zaman boyunca yerküre'nin fiziksel bir özelliğinin ayrıntılı olarak belirlenmesine olanak tanıyan yegane jeofizik gözlemdir. Jeomanyetik alan Yer'in çekirdeğinden kaynaklandığı için, bu çalışmalar hem alanın kendisinin hem de yer içinin kökeni ve evrimi için kritik öneme sahiptir. Bu tür jeomanyetik çalışmalar ayrıca kayaçların tarihlenmesine ve onların geçmiş mekansal ilişkilerinin belirlenmesine olanak tanıyan geniş bir jeolojik ve jeofizik uygulama alanına sahiptir.
II-I) TARİHSEL GELİŞİM
Paleomanyetizmanın tarihçesi mıknatıs taşı olarak bilinen kayacın (ledosetone = manyetikçe zengin kayaç) yöne bağlı özelliklerinin keşfi ile yakından ilişkilendirilir. Mıknatıs taşını (lodestone) oluşturan parçaların çekme ve itme özellikleri bu özelliklerin büyük olarak düşünüldüğü tarih öncesi zamanlarda iyice bilinmesine rağmen, genellikle bu yönlü özelliklerin ilk olarak Çin'lilerce M.Ö. birkaç yüzyıl evvel keşfedildiğine inanılır. Çin'deki kesin olan kayıtlar M.S. birinci yüzyıla aittir. Manyetik sapma (denklinasyon) coğrafi güney ve manyetik pusula iğnesinin güneye doğru yönü arasındaki karşılaştırmaların varolduğu M.S. 720'de kesin olarak bilinmekteydi.
Avrupa'da, mıknatıs taşının yönlü özelliklerine ilişkin bilinen ilk kaynak; bu yıllarda iyi bilinen pusulanın daha ileri bir modelinin varolduğu 1190'da Alexander Neckham tarafından yapılan tanımlamadır. Yer'in yüzeyi üzerinde spesifik noktalar olarak kuzeye ve güneye yönlenmesiyle bir mıknatısın dipol (çift kutuplu) karakteri Avrupa'da Petrus Peregirus tarafından 1269'da keşfedilmiştir ve o ayrıca pusula iğnesinin yönü ile o zaman evrenin ekseni olduğuna inandığı yerküre'nin kutuplarının dönmesiyle ilişkilendirdi. Manyetik sapmanın diğer kıtalardan bağımsız olarak Avrupa'da keşfi büyük olasılıkla aynı zamanlarda ya da az sonra yapılmıştı ancak böyle değişimler genel olarak 15.yüzyılın sonuna kadar mıknatıstaşının üniform olmamasına bağlanıyordu.
Yatay olarak asılı duran bir magnetik iğnenin ya da mıknatıs taşının eğimi (inklinasyon) kesin olarak Çinli'lerce biliniyordu fakat bağımsız olarak Avrupa'da Pregirus tarafından keşfedildiği görülür ve daha sonra iki ayrı olay ile 1544'de George Hartman ve 1576'da Robert Norman tarafından yeniden keşfedilmiştir. Bir bölgeden diğerine sapma açısındaki değişim, Afrika çevresinde Kızıl Deniz'e seyahat ederken, 1538 ve 1541 yılları arasında 43 sapma açısı gözleminin Jogo de Costro tarafından yapıldığı 16. yüzyılın ortalarına kadar görünmez. 1546'da Flemenk Kartograf Gerhard Mercator, dünyanın değişken diğer bölgelerinde, coğrafi ve pusula koordinatları arasındaki benzer uyumsuzlukları (discrepancy) farketti.
İlk gerçek bilim adamı olara düşünülen William Gilbert,bu gözlemleri Peregrinus ve diğerlerinin çalışmaları ile birlikte 1600'de yayınlanan kendi eseri "De magnet"de kullandı.O yerküre'nin manyetik alanını üniform olarak mıknatıslanmış bir küre olarak tanımladı. Daha sonra 1635'de Henry Gellibrand, Londra'daki 1580, 1622 ve 1634 yıllarında ölçülen sapma açıları arasında önemli farklılıklar buldu ve sapma açısının sadece bölgesel olarak değişmediği aynı zamanda zaman ile de değiştiği sonucuna ulaştı. Yer'in manyetik alanının yönündeki bu zaman değişimi onun seküler (uzun süreli) değişimi olarak bilinir.
Jeomanyetik alanın büyü ölçekteki haritaları Edmund Halley tarafından derlendi ve 1700 yılı için Kuzey ve Güney Atlantik'deki eşsanma eğrilerini (izogonlar) gösterdi ve ilk eşeğim eğrileri (izoklinler) Johann Carl Wilcke tarafından 1768'e doğru yayınlandı aynı zamanda düşünüldü ki bir geminin boylamı bu haritalardan belirlenebilir ancak kronometrelerdeki gelişme bu uygulamadaki ilgiyi azalttı. 1899'da, 1550'den 1700'e elli (50) yıl aralıklarla sapma açısı değerinin haritalarını yapmak üzere Van Bemmelen için oldukça yeterli veri vardı. Ayrıca, yer'in manyetik alanının esas olarak iki kutuplu yapısını ve içsel kökenini matematik olarak kurmak için, onun yeni olarak geliştirdiği küresel harmonik analizlerden yararlanmak amacıyla 1839'da Gauss'a yeterli veri vardı.
Kayaçların mıknatıslanmalarının incelenmesi hiç kuşkusuz mıknatıs taşı'nın ilk keşfine kadar gitmek zorundadır.Ve bir navigasyon aleti olarak pusulanın kullanılışı, pusula iğnesinin saptırdığı yeterli derecede manyetik özelliğe sahip bir çok kayacın keşfedilmesine eşlik etmiş olmalıdır. Bu güçlü manyetik kayaçların çoğu yıldırımla (lightning) mıknatıslanmaktadır ve 1797'de Alexander von Humbolt, Palatinate'deki bir dağın doruğunda yapılan pusula okumalarındaki değişim için bu açıklamayı verdi. 19. yüzyılın ortalarıyla mıknatıs ve pusula yapımındaki ilerlemelerle, yıldırım ile yönlenmiş magmatik kayaçların daha zayıf kalıntı mıknatıslanmalarının saptanması mümkün olmuştur. Ve 1849'da, Delesse göstermiştir ki bazı lavlar üniform olarak yer'in manyetik alanına paralel mıknatıslanmışlardır.
1853'de Melloni, Vezüv ve Phlegraean lavları üzerindeki belirli İtalyan lavların kalıntı bir mıknatıslanmaya sahip olduğunu buldu ve 1859'da Forsterman ile çalışmalar gösterdi ki bu mıknatıslanma lavların 100 C'ye ısınmasıyla kaybolmaktadır. Fakat soğuyunca yeniden kazanılmaktadır. Bu araştırma 1894'de ve Folgerhaiter'in lavlar üzerindeki kalıntı mıknatıslanma yönlerini bulduğu 1895'de geliştiridi. Ve fırınlanmış çömleklerin, ısınan ve soğuyan materyallerin zamanındaki yer'in manyetik alanının yönüyle kesin olarak birleştiğini ve bu orijinal yönün en az 2000 yıldan beri korunabildiğini bulmuştur. Benzer manyetik kararlılık, 1901'de Brunhes ve David tarafından mağmatik kayaçlar için önerildi. 1904'de bulundu ki lav blokları onların alındığı taş ocağındaki lavlar için belirteç eğimine M.Ö. birinci yüzyılda sahip olarak tapınağın inşaasında kullanılmış olmalıydı, böylece lavın kalıntı mıknatıslanma yönleri
tapınağın kaldırılması, taşınması ve inşaası sırasında değişmeden korunmuştu.
Günümüzdeki yer manyetik alanı yönüne zıt polariteye sahip akyaçlar 1860'da Bravn tarafından Hindistan'da rapor edilmişti fakat yıldırımların anomali etkisi ile kesinlikle ilişkisi olmayarak terslenmiş bir mıknatıslanmanın ilk gözlemi 1906'da Brunhes tarafından Fransa'da yapılmıştır. Daha sonra ters olarak mıknatıslanmış kayaçlar, Spitsbergen, Greenland ve Avusturalya'da 1910 ve 1926 yılları arası olayın dünya çapındaki karakterini onaylayacak biçimde Mercanton tarafından bulundu. Bunun daha sonraki bir onayı erken Kuvaterner (yaklaşık 1 milyon yıl önce), peryodunda terslenmiş bir polaritenin tanınması, Japonya, Kore ve Mançurya'dan elde ettiği kayaç örnekleri ile 1929'da Matayuma tarafından yapılan çalışmalardan geldi.
Modern paleomağnetik çalışmaların öncüsü, 1924 ve 1925'de yayınladığı Etna'nın tarihsel lavları üzerine yaptığı çalışması ile Raymond Chevallien'dir. Bu çalışma, yıldırım tarafından etkilenen zonların ayırımını ve 12. yüzyıldan beri yer manyetik alanının yönündeki değişimleri belirlenmesini kapsayacak biçimde, bireysel akmalar içindeki mıknatıslanmaların üniformluğunu içeriyordu. Kayaçların kalıntı mıknatıslanmasına dayanan Chevarlier'in jeomanyetik belirlemeleri, tarihsel kayıtlar ile dünyanın birçok parçasında yapılmış olan paleomanyetik belirlemeler ve gözlemler arasındaki benzer uyum ile karşılaştırılmasıyla kanıtlandı.
1930'lar ile böylece paleomanyetizma hakkındaki temel keşiflerin çoğu yapılmıştır. İlerki çalışmalar, normal bir çubuk mıknatıstan daha zayıf mıknatıslanmaya ve milyonlarca yaşa sahip çeşitli kayaçların mıknatıslanmalarının hassas olarak belirlenmesini olanaklı kılacak biçimde, daha sofistike ölçüm ve analiz tekniklerinin gelişimine yol açtı. Böyle katkılar sadece fiziksel süreçlerin artan bilgisi (L.Neel tarafından yapılan çalışma gibi) ile Fisher tarafından yapılan istatistik tekniklerin gelişimi ile olabilir.
Bu araştırmalar, paleomanyetik tekniklerin çeşitli jeolojik ve jeofizik problemlere olası uygulamalarıyla genişçe desteklenmiştir. Birçok insan çok daha yeni çalışmalara gelişmelere katkı koymuştur. Bununla birlikte temelde, ana sonuçlar yalnızca bir düzine ya da biraz daha fazla araştırmacı tarafından elde edilmiştir ki bu sonuçlar bilim adamlarının kuşkuculuğu ile birlikte günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür.
TÜRKİYE�DE İLK JEOMAGNETİK ÇALIŞMALAR
I-) ÜLKEMİZDE PUSULA NE ZAMANDAN BERİ BİLİNMEKTEDİR?
Ülkemizde pusulanın ilk olarak ne zaman girdiği hakkında herhangi bir kayda rastlamış değiliz. Yalnız, XVI. asır başlarında gemici pusulasının (compas) bizde bilinmekte olduğu muhakkaktır. Bunu, XVI. asrın meşhur Türk deniz coğrafyacılarından PİRİ REİS'in, deniz coğrafyasına dair ilk Türk eseri olan KİTAB-I BAHRİYYE'sine yazdığı manzum mukaddimeden öğreniyoruz .PİRİ REİS bu mukaddimede gemici pusulasının kısaca tarifini yapmıştır. Bütün Ortaçağ müelliflerinin dediği gibi� mıknatıs taşının Kutup Yıldızı tesiri altında bulunduğunu ve "Pusulada, hartide (haritada) beyanın böyle olduğunu anlatmıştır. Fakat, ne bu bahisde ve ne de haritaya ait bahislerde pusula ibresinin Coğrafi Kuzey'den inhiraf edebileceği hakkında veya pusulayı nerede görüp öğrendiğine dair hiçbir bilgi vermemiştir . Böylece PİRİ REİS'in magnetik deklinasyoN hakkında herhangi bir fikre sahip bulunmadığını anlıyoruz.
KİTAB-I BAHRİYYE'nin ilk telif tarihini biliyoruz ki 927/1521'dir. 1525'te Kanuni Sultan Süleyman'a takdim olunan nüsha, genişletilmiş ikinci şeklidir. O halde 1500 yılında vukua gelen bir deniz muharebesinde gemi reisliği ettiği malum bulunan PİRİ REİS'in XVI. asrın ilk yıllarında gemici pusulasını öğrenmiş ve kullanmış bulunması ve dolayısıyla o tarihlerde, gemici pusulasının memleketimizde bilinmekte olması icap eder... Her ne kadar ileride görüleceği üzere AVFİ'nin meşhur eseri CAVAMİ-AL-HİKAYAT VE LAVAMİ-AL RİVAYAT'ın Türkçeye ilk çevrilişi Sultan Murat II devrinde olduğu gözönüne alınarak mıknatıs taşının özelliklerinden, bizde XV. asır ortalarına doğru bahis edilmiş olduğu söylenebilir ise de bunun pusulayı bilmek demek olamayacağını kayda hacet yoktur.
Daha evvelki tarihlerde bilinmesi ihtimaline gelince; bunu pek varit göremiyoruz. Çünkü, �Avrupa'da ilk olarak 1187'de bahsi geçen gemici pusulası, her ne kadar 1260'dan itibaren imal edilmeye başlanmış ise de Osmanlıların, İstanbul fethini müteakip açık denizlerde sefere başladıkları XV. asır sonlarından evvel pusulayı Avrupalılardan öğrenmiş olmaları düşünülemez. Araplardan öğrenmiş bulunmaları da muhtemel değildir. Zira Arapların daha önceki tarihlerde pusulayı bildikleri ve bunu deniz seferlerinde kullandıkları hakkında gerek Batı ve gerek İslam kaynaklarında tatmin edici bir kayıt bulunmadığı ileride görülecektir.
II-) MAGNETİK SAPMA AÇISINDAN İLK BAHSEDİLMESİ (962/1554)
Bizde magnetik sapma açısından ilk bahseden müellif, kanaatimizce, SEYDİ ALİ REİS'tir (962/1554). Kanuni zamanında Basra açıkları ve Hind denizlerinde felaketli bir seyahatten sonra karaya çıkmaya mecbur olan bu âlim amiral, Hindistan'da Ahmedâbad'da yazdığını kaydettiği MUHİT adlı eserinde pusula ahvaline PİRİ REİS'e nazaran daha geniş bir yer ayırmıştır. Şimdiye kadar hiç basılmamış olan eserin Revan Köşkü kütüphanesinde görülen el yazması nüshasında, gemiciler için pusulanın bozulması bir "afettir" denilerek gemide iki tane pusula bulundurulması gerektiği; bunların birbirine "şahit" olacağı ve bir ibreden diğerine sürtmek suretiyle mıknatısiyet verilebileceği anlatılmaktadır. Bununla beraber, mıknatısı kırmızı bir çuha içinde saklamak; soğan, sarımsak kokusundan uzak tutmak; bozulursa taze keçi kanı veya sirke ile, ıslatmak gibi şimdi pek garip bulacağınız tavsiyeler de yazılıdır.
Görülüyor ki o tarihlerde üklemizde Almanya'dan bol miktarda kıblenüma (boussole flottante) girmiştir ve gemici pusulası umumileşmiştir. Fakat pusula ibresinin Kuzey'den sapması, yani magnetik deklinasyon bilinmekle beraber bunun zaman içinde ve bir mahalden öbür mahalle değişebileceği hakkında henüz hiçbir fikir yoktur; ancak sapma açısının Portekiz ve Fransa'da yedi derece Doğu'ya doğru olmasından ve Almanya'dan gelen pusulaların böyle bir işareti havi bulunmasından önkestirim yolu ile memleketimizde de öyle olacağı tahmin edilmektedir. Bu tahmin sonraları kat'i bir kanaat haline girmiş olacakki, tarihimizin en büyük ansiklopedisti olan KATİP ÇELEBİ bile 1058/1648 yılında yzamaya başladığı CİHANNÜMA'sında zaman ve mekan farkı gözetmeksizin, pusula ibresinin yedi derece Doğu'ya yöneldiğini tekrarlamaktadır. Sadece SEYDİ ALİ REİS'in verdiği malumat, menşei gösterilmeden, hatta kısaltılarak zikrolunur. Bu da XVII. asır ortalarında dahi jeomagnetik bilgimizin Avrupalılara nispetle pek iptidai olduğunu ve memleketimizde o tarihlere kadar hiçbir sapm açaısı belirlemesi yapılmamış bulunduğunu gösterir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Hidrografi Neşriyatı Seri No.81-6, (Mürsiyeli İbrahim Haritası 1461) adlı yayında Dr.Ing. Doğan Uçar tarafından Uluslararası Türk - İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresi'ne sunulduğu bildirilen tebliğinde Dr.Uar, portulanlar ve bu arada Mürsiyeli İbrahim haritasındaki kartografik gösterme tekniği hakkında gerekli izahatı verirken şöyle demektedir:
�Haritanın nokta konum presizyonlarını araştırmak için denemeyle coğrafik ağ oluşturulması düşünülmüştür. Enlem-Boylam dairelerini temsil eden çizgilerle bölümlendirilen coğrafik pafta ağının başında haritadaki kıble-yıldız doğrultusunun coğrafik kuzey ile belli bir açı yaptığı saptanmış ve bu açının değeri daha sonraki incelemelerle 11° olarak belirlenmiştir. Bu değer, büyük bir olasılıkla, haritanın yapıldığı yıllarda Trablusgarp'taki deklinasyona eşittir�. Bu tahminde deklinasyonun ciheti hakkında herhangi bir kayıt yoktur. İleride görüleceği üzere bunun Doğu olması gerekmektedir. Mikdarına gelince, 1500 yıllarında 5°'den fazla olmaması en kuvvetli ihtimaldir.
III-) İLK OLARAK MAGNETİK SAPMA AÇISI BELİRLENMESİ ( 1140/1727 )
İlk Türk matbaasının 1726 yılında İBRAHİM MÜTEFERRİKA tarafından kendi evinde kurulduğu ve bu matbaada ilk olarak ,basılan kitaplar listesinde, müsbet ilme ait altı eserden birinin CİHANNÜMA olduğu bilinmektedir.
CİHANNÜMA'nın matbu nüshasını İBRAHİM MÜTEFERRİKA "Tezyil-al-tâbı" ser-levlası ile uzunca bir not eklemiştir.
Mütferrika'nın TEZYİL'i bittikten sonra bir pusula resmi yapılıp ayrıca şeklin üstüne şu ibare yazılmıştır:
"İşbu binyüz kırk tarihinde mahmiye-i İstanbul'da pusula ibresi imtihan olunup nokta-i şimalden garb cânibine onbir buçuk dereceye karib inhirafı muhakkak olmağla bundan gaflet olunmamak için bu mahalde zabt olundu".
Biz, Hicrî 1140 veya Miladi 1727 yılında İstanbul'da yapılan ve ileride Batı dokümanlarıyla karşılaştırarak doğruluğunu göstereceğimiz bu deklinasyon tayininin İstanbul'da ve Osmanlı İmparatorluğu hudutları içinde Türkler tarafından yapılmış ilk jeomagnetik ölçme olduğu kanaatindeyiz.
Diğer taraftan, SEYDİ ALİ REİS'in ve KATİP ÇELEBİ'Nin hep Avrupa'dan gelen pusulalardan bahsetmelerine mukabil, İBRAHİM MÜTEFERRİKA'nın İstanbul'da imal edilmiş bir pusula ile ölçmenin yapıldığını söyemesi o tarihlerde memleketimizde pusula imal edilmekte olduğunu da göstermektedir.
Burada, şunu zikretmeden geçemeyeceğiz: İBRAHİM MÜTEFERRİKA, TEZYİL'inde deklinasyonun sebeplerine, zamana ve mevkiye göre değişeceğine dair � Avrupalı bir müelliften aldığını ileride göreceğimiz� bir hayli malumat verir ve tek misal olarak, CİHANNÜMA�nın metnine atfen KATİP ÇELEBİ zamanında İstanbul'da ibrenin Kuzey noktasından Doğu'ya mail bulunduğunu söylerki bu da, bahis konusu tayinden evvel memleketimizde hiçbir jeomagnetik ölme yapılmamış olduğu hakkındaki kanaatimizi sağlamlaştırır. ebek'te elde edilen miktarı zikreylerken MÜTEFERRİKA'nın "hilaf-ı mesmu" tabirini kullanmasından da, o tarihe kadar hep KATİP ÇELEBİ ve dolayısıyla SEYDİ ALİ REİS'in tahmin yolu ile naklettikleri deklinasyon miktarının kabul edilmekte olduğu anlaşılır.
JEOMAGNETİZMA HAKKINDA GENEL TARİHÇE
Memleketimizde bu ilk tayinin Batı kaynakları ile mukayesesini daha iyi yapabilmek için jeomagnetizme ait başlıca eserlerden özetleyeceğimiz şu kısa tarihçeyi buraya ekliyoruz:
Çinlilerin, mıknatısın belli bir istikabet alma hassasını Hıristiyanlıktan 2500 yıl önce bildikleri, fakat bu bilgide ndeniz seferlerinde ve ölçü işlerinde ancak Milattan sonra VII. veyaVIII. asırlarda faydalanmaya başladıkları kabul edilmektedir. Her ne kadar Çin İmparatorluğunun mitoloji ile karışık eski anallerinde Milâttan önce 2634 yılında koyu bir sis altında cereyan eden bir muharebe esnasında Güney istikametinin düşey bir eksen üzerinde müteharrik bir mıknatıs yardımıyla tayin edildiği anlatılmakta ise de bu keyfiyet, o tarihlerde Çinlilerin pusulayı bildiklerine kafi bir delil sayılmamaktadır. Nitekim, jeomagnetizm konusu üzerinde yazılmış son ve en mükemmel eser olan Geomagnetism'in "Tarihi Notlar'ında bu hususta verilen yegane kesin kaynak 1030-1090 Milâdi yılları arasında yaşamış Çinli ansiklopedisis müellif SHON-KUA'nın Güney'i österen mıknatısı tarif etmiş olmasından ibarettir.
Eski Mısırlıların ve Fenikelilerin pusulayı bildiklerine dair hiçbir kayıt bulunamamıştır. Eski Yunan ve Latin literatürlerinde mıknatıs taşınan çekme ve itme hassalarına ait birçok referanslar mevcut ise de "magnetik kutuplama" (polarité magnétique) hakkında her hangi bir kayda rastlanmamıştır.
ARAPLAR PUSULAYI AVRUPALILARDAN EVVEL BİLİYORLAR MIYDI?
1884-1886 fasılasında Akdeniz havzasında birtakım jeomagnetik ölçmeler yapan ve bunları Fransa Boylamlar Bürosu'nun 1890 yılı Analı'nda yayınlayan ANTOINE D'ABBADIE bu münasebetle yazdığı uzunca bir tarihçede, Arapların sapma açısı değişimlerini bilmeleri gerektiğini; çünkü, sapma açısının sıfır olmasına göre pusula ibresinin durumunu değiştirdiklerini kaydediyor. Fakat, pusulanın Araplar tarafından ne zaman ve nasıl bilindiği, sapma açısının değişiminin hangi tarihte ve nasıl farkına varıldığı hakkında hiçbir açıklamada bulunmuyor. Onun için bizbu imaya fazla bir kıymet vermiyoruz. Nitekim bundan on sene sonra, 1900'de, jeomagnetizme dair başlıca eserlerden birini yayınlayan Fransız fizikçi E.MASCART, bu hususta bir şey söylememekte; sadece, Arapların pusulayı Avrupalılardan evvel bilmelerinin ve Haçlı seferleri esnasında Avrupalılara nakil etmelerinin "muhtemel" olduğunu kaydı ile ile yetinmektedir. Daha sonraları -1939 ve 1951'de- neşredilen en muteber jeomagnetiz eserleri ise pek mükemmel olan tarihi notlarında ve bibliografyalarında böyle bir ihtimali bile meskut geçmektedirler.
İslam kaynaklarına gelince, bu hususta kat'i bir hükme varmak için bütün ilgili İslam eserlerini gözden geçirmiş olmak gibi büyük bir iddiadan uzak kalarak şunları söyleyebiliriz:
Bir kerre ,Eski Yunanlıların ve Latinlerin pusulayı bilmedikleri muhakkak olduğuna göre Arapların onlardan bunu öğrenmiş olmalarına ihtimal verilemez.
Emeviler devrinde -Malidi 661-746 fasılasında- Çin Seddi'ne kadar dayanan fütühat sırasında ve sonraları Çinlilerden öğrenmiş bulunmaları ihtimali de zayıftır. Çünkü, hep Yunan eserlerini tercüme etmiş olan Arapların Hind kaynaklarından çevirmiş oldukları, astronomi ve coğrafyaya ait, bir tek eser gösterebiliyor ki o da Abbasi Halifesi Mansur zamanında Bağdad'a Hindistan'dan getirilen SİDHANTA'dır.
Hindistan'da uzun müddet kalarak Sanskrit dilini öğrenmesi itibariyle Hind -belki de Çin- kaynaklarının en fazla incelemekle tanınmış bulunan ve gerek İslamlar ve gerek Batılılarca Ortaçağ'ın en büyük alimlerinden sayılan ABUL RAYHAN AL-BİRUNİ'nin 362, 973-440/1048) coğrafyaya ait meşhur ve nadir eseri TAHDİD-İ NİHAYAT-ALEMAKİN LİTASHİH-İ MESAFAT-AL MASAKİN'inde ise pusulaya hiç temas edilmediğini tahkik ettik. Diğer eserlerinde böyle bir kaydın bulunmadığı, bilhassa KAZVINİ'nin biraz sonra söyleyeceğimiz şehadeti ile sabittir. Keza, faaliyet sahaları itibariyle Çin kaynakları ile temasa gelmesi en fazla melhuz olan alimlerden Meraga Rasathane ve Kütüphanesi'nin kurucusu ve en eski Türk ve Hitay takviminin nakili, NASİR-AL-DİN TUSİ'nin (597/1201-672/1274) ve daha sonraki zamanlarda yaşamış, Semerkand Mektebi üstadlarının eserleri arasında da pusulaya ait herhangi bir risale yoktur. Nitekim KATİP ÇELEBİ'nin meşhur bibliografya eseri "KEŞF-AL-ZUNÛN'da dahi pusuladan bahseden bir esere işaret olunduğunu göremedik.
Diğer taraftan ne AL BİRUNİ tarafından tanzim edilen denizler haritasında ve ne de Endülüslü meşhur coğrafyacı İDRİSİ'nin (493/1099-576/1180) oldukça tafsilatlı düz ve dairevi dünya haritaları ile diğer eski Arap haritalarında cihetleri gösterir herhangi bir pusula şekli veya işareti görülmemektedir. Ayrıca, SEYDİ ALİ REİS dahi, daha evvel işaret ettiğimiz veçhile, eskilerin -yani eski müslümanların- pusulayı bilmediğini tasrih eylemiştir.
ALDO MİELİ tarafından 1938'de yayınlanmış olan "Arap ilmi ve onun dünya ilim tekamülündeki rolü" adlı eserde, AVFİ ve BAYLAK gibi bazı İslam edip ve yazarlarının anlattıkları hikaye ve rivayetlere dayanılarak, Arapların pusulaya XIII. asırdan evvel bildikleri, hatta icad eyledikleri yolunda ileri sürülen iddiaya burada temas etmek yerinde olur... KATİP ÇELEBİ'nin ALCEMAL MUHAMMED-BİN-AL-AVFİ diye zikreylediği bu İran'lı edip, İslam ansiklopedisi'ne göre 1171?-1233? arasında yaşamıştır. Farisi dilinde yazdığı ve ALDO MİELİ'ye göre 12324ye doğru telifini bitirdiği CAVAMİ-AL-HİKAYAT VE LAVAMİ-AL RİVAYAT adlı eseri İslam aleminde büyük şöhret almıştır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk devirlerinde Sultan Murad II, emri ile İBN-ARABŞAH (vefat tarihi, 854/1451); Şehzade Mehmed namına şair NECATİ (vefat tarihi, Hicri 91); Şehzade Bayezid bin Süleyman namına SALİH BİN CELAL (vefat tarihi Hicri 973) taraflarından üç defa Türkçeye tercüme edilmiştir. Biz eserin Ayasofya Kütüphanesi'nde bulduğumuz SALİH BİN CELAL tercümesini gözden geçirdik. "Acayip ve garaip tılısımlar hikayetlerindedir" başlıklı dördüncü Kısım yirminci Bâb'ında müellif, mıknatıs taşının "nikris illetine müptela olan irisi anı elinde tutsa ağrısı gider..." gibi şimdi pek tuhaf bulacağımız bazı hassalarını (!) ve Sultan Mahmud bin Sübüstekin'in Hind'deki fütühatı sırasında kadim bir kilise tavanında boşlukta asılı duran bir demir haçın hikayesini anlatır .Sonra, kendisinin katıldığı bir deniz seferinde fırtına esnasında kaptanın "balık şeklinde içi boş bir demirden alet çıkarıp bir tas su içine attığını ve anın dönüp dönüp Kıble semtinde durduğunu ve böylece geminin doğru yola revan olduğunu" gözleriyle gördüğünü yazar. Hatta "Mıknatıs taşının demire muhkem sürüldükte anın üzerinde eseri kalarak Kıble istikametini alma hassasını bizzat imtihan ettiğini" ilave eder. Aynı Bâb'ın sonunda "mıknatısiyetin zeytin yağ sürmekle zail olacağı ve teke kanına atılır ise geri geleceği" yolundaki rivayetler bize SEYDİ ALİ REİS'in aynı mahiyetteki nakillerini hatırlatmaktadır. Eserde mevzuumuz ile ilgili başka bir kayıt yoktur... AVFİ ve eserleri hakkında ilk mühim tetkiki yapan MİRZA MUHAMMED KAZVİNİ'ye göre İslam müellifleri arasında mıknatisiyetten ilk bahseden AVFİ'dir (13, AVFİ maddesi). ALDO MİELI'nin bu konuda ileri sürdüğü, BAYLAK'a ait diğer kayıt, 1282 tarihli; yani yarım asır daha sonradır. Bu ikinci kaydı, ALDO MİELİ ile beraber daha vazıh addetmeye de imkân yoktur. Çünkü AVFİ'nin anlattıklarına yeni bir şey ilave etmiş değildir... İmdi, Hıristiyanlıktan 2500 yıl önceki eski Çin Anal'lerinde Güney istikametinin bir düşey eksen üzerinde müteharrik mıknatıs yardımı ile tayin olduğu kaydedildiğini ve fakat bunun, o tarihlerde Çinlilerin pusulayı bildiklerine kafi bir delil sayılmadığını ve ancak XI. asırda yaşamış Çinli ansiklopedist SHON-KUA4ya ait ilk ciddi kaydın üzerinde durulduğunu bu bahse girerken söylemiştik. Bu yerinde kanaate uygun olarak çok eski Çin kayıtlarını bir "tarihi roman" diye vasıflandıran ve ancak SHON-KUA'ya ait kaydın bir değer taşıyabileceğini belirten ALDO MİELİ, AVFİ ve BAYLAK'ın sözü geçen hikayemsi müşahedelerine ve kat'i bir mahiyet taşıması mümkün olmayan bir takım şüpheli atıf ve istidlallere dayanmak suretiyle "arapların, hiç olmazsa, XII. asır başlangıcından beri pusulayı bildiğine" inanmakta ve hatta "XI. asrın ilk yarısı içinde Araplar tarafından pusulanın keşfedilmiş olması ihtimalini" ileri sürmektedir... Biz bu gibi iddiaları tereddütle karşılıyor ve Arapların pusulayı Avrupalılardan önce öğrenmiş veya icad etmiş oldukları hakkında İslam kaynaklarında dahi tatmin edici bir kayıt bulunmadığına hükmetmeyi ihtiyata daha uygun buluyoruz.
Avrupa'da gemici pusulasından 1187'de ilk olarak bahseten ALEXANDER NECCAM'dır ve GILBERT'e göre gemici pusulasını Çinlilerden öğrenerek 1260'da ilk imal eden PAULUS VENTULUS adlı bir İtalyandır. Bugün kullandığımız tipte bir mihver üzerinde müteharrik pusulalar XIV. asır ortalarına doğru düşünülmüştür.
Deklinasyonun keşfi hakkında belli bir tarih verilmemekle beraber 1450'de Nürnberg'de magnetik deklinasyon miktarını gösteren işaretleri havi, güneş kadranına benzer nakli kabil cihazlar yapıldığı ve 1492 tarihindeki Cermen yol haritalarının deklinasyon miktarını beliren pusula şekillerini ihtiva ettiği tesbit olunmuştur.
İlk deklinasyon ölçmesi GEORGE HARTMANN tarafından 110'da Roma'da yapılmıştır. Bundan sonra 1520-1544 fasılasında, bir taraftan -tarih sırasıyla- Viyana, Bavyera'da Handshat, Diepp, Floransa, Lizbon, Paris ve Nürnberg'de; diğer taraftan Doğu Hind adaları ve Batı Hindistan kıyılarında deklinasyon tayinlerine başlandığını görüyoruz.
Pusulanın ve deklinasyon ölçmesinin tarihi bu kadar eski olmasına rağmen inklinasyon ve magnetik alan şiddeti hakkında keşifler yenidir. İnklinasyondan ilk defa G.HARTMANN'ın 1544 tarihli ber mektubunda bahsedilmiş ise de, inklinasyon pusulasının imali ve bu miktarın ölçülmesi, ilk olarak, Londra'da 1576 yılında inklinasyo pusulasını bizzat imal eden ROBERT NORMAN adlı bir İngiliz'e nasip olmuş; alan şiddetinin tayini ise, bu tarihten tam iki asır sonra 1776'da BORDA'yı beklemiştir.
Karalardaki deklinasyon tayinlerine bilhassa Christopher Colomb'un keşfetmesiyle ehemmiyet kazanan, deniz tayinleri de eklenerek az zamanda dokümanların çoğalması ve 1635'de astronom HENRY GELLİBRAND tarafından asırlık değişimin keşfi, nihayet astronom HALLEYe 1700 yılına ait ilk izogon (eşit deklinasyon) haritasının tanzimi şerefini sağlamıştır (1701)... Bundan yirmibir sene sonra, yani bizde ilk deklinasyon tayini yapıldığından altı sene evvel, WILLAAM WHISTON ilk inklinasyon haritasını neşretmiştir (1721).
Jeomagnetizm'e ait eserlere gelince: bunlar da muvazi bir inkişaf göstererek 1576'da ROBERT NORMAN; 1581'de BROUGH bu mevzuda ilk eserleri yayınlamışlardır. Fakat, Arz küresinin bir mıknatıs gibi mütelası lüzumunu, yani ilk
rasyonel jeomagnetik teoriyi, 1600 yılında yayınladığı meşhur DE MAGNETE adlı eserinde ortaya atan WILLAAM GILBERT olmuştur.
Jeomagnetik alanı 1838'de analitik bir şekilde ilk olarak münakaşa edenin meşhur matematikçi GAUSS olduğunu da bu münasebetle kaydedelim.
BİZDEKİ İLK SAPMA AÇISI BELİRLEMESİNİN BATI DÖKÜMANLARI İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Bizleri medeniyet tarihimiz bakımından acı bir mukayeseye götürecek olan bu tarihçeden sonra memleketimizdeki ilk deklinasyon ölçmesinin verdiği neticeyi elimizde bulunan Avrupa dokümanları ile karşılaştıralım:
Bu dokümanlar, Türkiye'de Jeomagnetizm Ölçmeleri adlı monografimizin sonundaki cetvele ayrıca derceylediğimiz v ehepsi İstanbul'a ait bulunan, aşağıdaki deklinasyon miktarları ile HALLEY tarafından 1700 yılı ve ondan sonra yayınlanmalarına rağmen 1500, 1600 yılları başlangıçlarına irca edilmiş izogon haritalarındaki Agonik (sıfır deklinasyon) hatlarının durumudur.
İstanbul'daki deklinasyon tayinleri:
Yıl Miktar Râsıt
1600 0° . 0', 0 W Krugeras
1625 2° . 0', 0 W Fournier 1694 9° . 0' . 0,W
12° . 0' . 0, W Chazelles
1820(*)12° . 0' . 0, W Gauttier
1858 6° . 40' . 0, W Evans
Bu miktarların (*) işaretlisi meşhur Fransız fizikçisi M.BECQUEREL'in TRAITÉ COMPLET DE MAGNÉTISME adlı eserinde mevcut I.DUPERRY Cetveli'nden diğerleri de Paris Jeofizik Enstitüsü Müdürü Prof.TELLIER'nin bize emanet etmek lütfunda bulunduğu 1867'de basılmış nadir bir risaleden alınmıştır.
A. FLEMING'in grafiği ise interpolasyon yolu ile bize şu miktarları vermektedir:
İstanbul'da deklinasyon
Yıl Miktar
1500 3° . E
1600 3° . W
1700 11° W
1800 13° .W
1907 3° . W
Bu miktar ile yukarıdakiler arasında gözüken farkları münakaşa edecek değiliz; esasen buna lüzum da yoktur. Yalnız 1694 yılı için CHAZELLES tarafından verilen iki değerin ortalamasını kabul edeceğiz ki bu da 1700 yılına ait FLEMING değeri ile uyuşmaktadır.
Görülüyor ki:
Deklinasyonun (Sapma açısı)İstanbul'da 1727 yılında 11°.5 Batı olduğunu gösteren Bebek ölçmesi Avrupa dokümanları ile tam intibak halindedir. Hatta bu tecrübe, 1694 yılına ait birbirinden 3° farklı CHAZELLES değerlerinin doğurduğu tereddüdü, aynı devreye ait FLEMING değeri lehine kaldırmaktadır.
Bundan başka aynı dokümanlar yardımıyla deklinasyonun 1600'den bu yana, İstanbul'daki asırlık değişimi (variation séculaire) ve memleketimizin içinde nasıl bir seyir gösterdiği hakkında pek kaba ve fakat oldukça vazıh bir fikir edinebiliyoruz:
Deklinasyonun İstanbul'da yıl başına isabet eden değişim miktarları:
I. Cetvel'e göre:
1600-1625 fasılasında + 4,8
1625-1694 fasılasında + 6,0 veya + 8,4
1694-1820 fasılasında + 1,4 veya 0,0
1820-1858 fasılasında - 8,4;
II. Cetvel'e göre:
1600-1700 fasılasında + 5'
1700-1800 fasılasında + 2'
1800-1900 fasılasında - 6'
Kandilli Rasathanesi'nde yapılan ilk tayinlerin verdiği neticelere göre deklinasyon 1927 Martı'nda Doğu 6'dır. Halen Doğu 2°,5 ve yıllık değişim miktarı +5' civarındadır. Bütün izahlardan anlaşılıyor ki: İstanbul'da bilinmeyen bir mebdeden XVI. asır sonlarına kadar Doğu olan deklinasyon bu tarihten ta 1923 yılı başına kadar hep Batı kalmış ve Batı'ya doğru sapma XVIII. asır sonları ile XIX. asır başları arasında maximumdan geçmiştir. 1923'den beri Doğu'ya doğru artmakta devam etmektedir. Asırlık değişim miktarının ise -maximumdan geçiş devri hariç- XVI. asırdan bu yana, pek kaba bir takriblik ile 5' etrafında oynadığına hükmolunabilir... Diğer taraftan 1500 yılı haritasında mevcut iki Agonik'ten biri olup Anadolu'nun Doğu'sunu, İskenderun'dan Batum'a, bir doğru gibi kesen ve Batı'sındaki Avrupa memleketlerinde, dolayısıyla memleketimizde o tarihlerde deklinasyonun hep Doğu olduğunu gösteren hat, 1600'de Yunanistan'ın Batı'sına kaymış; yani o yıllarda deklinasyon, Yunanistan'da ve memleketimizde Batı'ya dönmüştür. Bu hat, 1700'de Atlantik ortalarına, 1800'de Amerika kıt'ası Doğu'suna kadar ilerlemiş... ve: 1600'den beri Avustralya ve Çin sahillerinde karışık hareketlerde bulunan ikinci Agonik, ancak 1937'de Hindistan ortası, Kızıldeniz'in Batı Kıyısı ve Girit Adası Doğusu'ndan dolaşmak suretiyle İstanbul'un hemen Batı'sından geçebilmiştir
- Katılım
- 5 May 2009
- Konular
- 5,610
- Mesajlar
- 21,752
- Online süresi
- 7330s
- Reaksiyon Skoru
- 641
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 441
- Yaş
- 32
- TM Yaşı
- 16 Yıl 11 Ay 23 Gün
- MmoLira
- 125
- DevLira
- 0
Teşekkürler.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 36
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 41



