Sıcak Su Kaynaklarının Kullanım Alanları ve Jeotermal Enerji

byburak01

Level 11
Katılım
31 Ara 2009
Konular
1,484
Mesajlar
7,104
Reaksiyon Skoru
163
Altın Konu
0
Başarım Puanı
190
TM Yaşı
16 Yıl 3 Ay 23 Gün
MmoLira
-183
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

Sıcak Su Kaynaklarının Kullanım Alanları ve Jeotermal Enerji

Jeotermal Enerji :

Ege ve Akdeniz bölgeleri gibi dünyanın önemli volkanik alanlarında yaşayan insanlar için, yer içinden gelen ısı düşüncesinin, uzun süreden beri bilinmekte olduğu kesin gibidir. Ancak, yer bilimleri, bu ilk dönemlerinde güçlü bir yapıya sahip olmadığından, yer altındaki sıcaklıklar üzerine güvenilir çok az bir bilgi vardır. Eski Yunanlılar Yeraltı Dünyası`nı belirli tanrıların ve ölen kişilerin ruhlarının ikametgahı olarak düşünmeyi tercih etmişlerdir. Diğer dinler de Yeraltı Dünyası`nı ruhların cezalandırma yeri olarak düşünme eğilimini göstermişlerdir. Yer içindeki çok yüksek sıcaklıklar çoğu zaman cezanın verildiği yer olarak düşünülmüştür. Örneğin; Ortaçağ hıristiyanlarının ve müslümanlarının cehennem kavramı, budistlerin avichi kavramı bunlara örnek olarak verilebilir. Diğer yandan İnkalar, kötü insanların ruhlarını yeraltındaki soğuk bölgelerde kalarak ceza göreceğine inanıyorlardı. Budizm`de ise soğukla olduğu kadar sıcakla da cezalandırmaya yönelik inanç vardı (Özçep ve Orbay, 2002; Orbay, 2001, Jassop, 1990; Bott, 1982; Fowler, 1990, Lowrie, 1997).

Tüm dünyada hızlı bir artış gösteren enerji gereksiniminin büyük bir kısmı bir süre daha fosil yakıtlar ve hidrolik enerji ile karşılanabilecektir. Fosil yakıtların kısa bir dönemde tükenebileceği ve bir süre sonra bunların yerini yeni enerji kaynaklarının alması beklenmektedir.Yapılan enerji kongrelerinde belirlenen sonuçlara göre; tüm dünya ülkeleri yeni enerji kaynaklarının geliştirmesine özen göstermektedir. Bu yeni enerji kaynaklarının en önemlilerinden biri de jeotermal enerjidir (Şimşek ve diğ., 1981).

Jeotermal enerjinin önemi ancak günümüzde yeni yeni anlaşılmaya çalışılan bir kavramdır. En geniş anlamıyla Yerküre`nin doğal ısısıdır (Armstead, 1983; Edwards ve diğ.,1982)

Jeotermal enerji yerkabuğunun işletilebilir derinliklerinde olağan dışı olarak birikmiş ısının oluşturduğu bir enerji türüdür. Bu ısı yeryüzüne doğal olarak sıcaksu kaynakları ve buhar şeklinde veya sondajlarla çıkartılan sıcaksu, sıcaksu + buhar ve buhar şeklinde ulaşmaktadır. Doğrudan veya başka enerji türlerine dönüştürülerek de ekonomik olarak kullanılabilir (Şimşek ve diğ.1981).

Yerin derinliklerinde varolan bu ısı kaynağı henüz soğumamış bir mağma kütlesi veya genç volkanizmayla ilgilidir. Yeraltına sızan meteorik sular, burada gözenekli ve geçirimli özelllikleri bulunan hazne kayalarda toplanır. Hazne kayalar üzerinde geçirimsiz örtü kaya vardır. Isı bu şekilde yerkabuğunun kırık ve çatlakları boyunca dolaşan sularla yeryüzüne aktarılabildiğinden, hidrotermal sistemler sözkonusu olur. Yerkabuğu içinde doğal su dolaşımına izin verecek nitelikte kırık yoksa ve yine de ısı birikimi varsa oluşturulacak yapay kırıklar içinde dolaştırılacak akışkanlarla yine enerji elde edilmesi mümkündür. Bu sistemlere kızgın kuru kaya denmektedir (Şimşek ve diğ., 1981; Armstead, 1983; Edwards ve diğ.,1982; Lee, 1957, Jassop, 1990).

Jeotermal kaynaklar akışkanların sıcaklıklarına ve taşıdıkları ısı enerjisine bağlı olarak düşük entalpili (akışkan sıcaklıkları 160 °C`den küçük), orta entalpili (akışkan sıcaklıkları 160 °C - 190 °C arasında), yüksek entalpili (akışkan sıcaklıkları 190 °C`den büyük) olarak ayrılmaktadırlar. Düşük ve orta entalpili kaynaklar özellikle ısıtma amaçlı kullanılırlar. Orta entalpili jeotermal akışkanın elektrik enerjisi üretiminde kullanımı için yeni teknolojilerin kullanımı şarttır. Düşük entalpili akışkanların kaplıca-termalizm uygulamaları önemlidir. Yüksek entalpili akışkanlar ise; elektrik üretimi ve buna bağlı entegre diğer işlerde kullanılırlar (Ültanır, 1998).

Tarihsel çağlarda sadece sağlık amacıyla kullanılan jeotermal enerjiden ilk olarak 1904 yılında İtalya`da elektrik üretimi gerçekleştirilmiştir. Dünyada son yıllarda jeotermal enerji kullanımı çok gelişmiş 1981 verilerine göre elektrik üretimi 2462 MW`a ve endüstriyel uygulamalar ve ısıtmacılıkta 6298 termal MW`a ulaşmıştır.

Ülkemizde 1962 yılında MTA Enstitüsü tarafından başlatılan jeotermal enerji aramaları ile Türkiye`nin önemli bir Jeotermal enerji kuşağı içinde bulunduğu ve bir çok jeotermal alanın bulunduğu belirlenmiştir. Bu çalışmalarda, jeoloji, jeofizik, jeokimya, jeomorfoloji, sondaj ve çeşitli test yöntemleri uygulanmıştır. Denizli Kızıdere Jeotermal alanı UNDP (Birleşmiş Milleteler Geliştirme Programı) ile ortak proje sonunda ilk geliştirilen alanımız olmuştur (Şimşek ve diğ., 1981).

Dünya Rezervleri

Yerin merkezindeki ısı enerjisi, kötü bir iletken olan yerkabuğundan gayet yavaş bir kondüksiyonla yeryüzüne doğru akmaktadır. Bu yavaşlığa rağmen dünyanın her yıl ısısından 250x105 kcal kadarını bu yolla kaybettiği tahmin edilmektedir. Kaybedilen bu ısı enerjisinin 35.7 milyar ton taşkömüre eşdeğer olduğu bu miktarın ise dünyanın yıllık enerji üretiminin 5-7 katı düzeyinde olduğu hesaplanmıştır (Şimşek ve diğ., 1981).

Diğer yandan dünyadaki toplam jeotermal enerji potansiyelinin 5x1020 ton taşkömüre eşdeğer olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bugün için ekonomik bakımdan işletilebilir maksimum derinlik olan 3 km içerisinde yerkabuğu bu potansiyelin küçük bir bölümünü içerir. Dünya jeotermal akışkanından elde edilebilecek toplam enerji miktarının 1980-2050 yılları arasındaki dönem için en az 100 milyon ton kömüre eşdeğer olacağı tahmin edilmektedir (Şimşek ve diğ., 1981).

Jeotermal Enerjinin Kullanımı:

Yeryüzüne ulaşan (sondajlarla veya doğal olarak) buhar ve sıcaksuyun içerdiği enerjiden ya doğrudan ısıtma ya da başka enerji türlerine dönüştürülerek yararlanılmaktadır.

Bunlar
1) Elektrik Enerjisi Üretimi
2) Isıtma
a) Seraların Isıtılması
b) Tropikal Bitki Yetiştirme
c) Binaları ve Kentleri Merkezi Isıtılması ve Sıcak Su Kullanımı
d) Toprak, cadde vb. ısıtma
e) Havaalanı Pistlerini Isıtma
f) Yüzme havuzu, Fizik tedavi vb. Isıtma
3) Çeşitli Endüstriyel Uygulamalar
olarak sınıflandırılabilir.

Jeotermal enerji, yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde olağandışı birikmiş ısının oluşturduğu bir enerji türüdür. Bu ısı yeryüzüne doğal olarak sıcaksu kaynağı ve buhar veya sondajlarla sıcaksu, sıcaksız-buhar ve buhar şeklinde ulaşmaktadır.

1962 yılından bu yana M.T.A. Enstitüsünce yapılan Jeoloji, Jeofizik, Jeokimya, Jeomorfoloji, sondaj ve test çalışmaları sonunda Türkiye'nin jeotermal enerji olanakları açısından çok zengin ülkeler arasında olduğu belirlenmiştir.

İlk uygulama olarak Denizli-Kızıldere'de 500 kW`lık pilot türbin ve 3000 m lik pilot sera ısıtmacılığı başarılı sonuçlar vermiş, 20 MW`lık elektrik üretim santralı TEK tarafından kurulmaya başlanmış ve 1982de üretime geçmesi planlanmıştır. Bunun yanısıra her birinin kapasitesi en az Kızıldere'ninki kadar olduğu saptanan yaklaşık 15 jeotermal alanın sondaj aşamasına gelinceye kadar tüm etüdleri yapılmış durumdadır.

Eldeki verilerle yapılan bir envanter çalışmasına göre; en az toplam 4500 MW kapasiteli elektrik üretim santralının kurulup işletilebileceği saptanmıştır. Bu kapasite hallerı ülkemizde elektrik üretimi yapan tüm santralların toplam kapasitesine eşdeğerdir. Elektrik üretiminin yanısıra doğrudan ısı enerjisi şeklinde kullanımda (kent ısıtması, tarımsal yada endüstriyel uygulamada) ise yine en az 31100 termal MWlık bir enerji sağlanabileceği hesaplanmıştır. Bu enerji ile 150.000 dönüm yerin ısıtılabileceği, 6.000.000 ton ürün elde edilebileceği ve ülke ekonomisine önemli bir katkıda bulunabileceği anlaşılmıştır (Şimşek ve diğ., 1981).

Jeotermal enerjinin maliyetinde % 50-80 oranındaki düşüklüğün, tükenmezliğin, yenilenebilirliğin, devreye girme çabukluğunun ve yurdumuz düzeyindeki olumlu dağılımın yanısıra ulusal enerji kaynağı olması ve özellikle elektrik dışı uygulamalarda;,ulusal teknolojinin yeterli olabilmesi, Türkiyenin bu yeni enerji kaynağının araştırılması ve işletilmesine ne denli önem vermesi gerektiğini göstermektedir. Jeotermal enerji artan enerji gereksinimimiz ve geleceğimiz için çok önemli bir enerji potansiyelidir. (Şimşek ve diğ., 1981)

Türkiye`de Jeotermal Enerji Araştırmalarına Yönelik Jeofizik Çalışmalar:

Türkiye Jeotermal Enerji yönünden şanslı ülkeler arasında yer almaktadır. Aktif faylarla sınırlı grabenler ve yaygın genç volkanizmaya bağlı olarak doğal buharın, hidrotermal alterasyonların ve sıcaklığı yer yer 100 °C`ye ulaşan 600`den fazla sıcak su kaynağının bulunuşu Türkiye`nin önemli jetermal potansiyele sahip olduğunun bir kanıtıdır (Ültanır, 1998).

1962 yılında MTA Enstitüsü tarafından bir sıcaksu envanter çalışması olarak başlatılan Türkiye`nin jeotermal enerji araştırılmasında, jeoloji, jeofizik, jeokimya, jeomorfoloji, sondaj test ve pilot jeotermal santral yapımı çalışmaları konusunda oldukça önemli deneyimler kazanılmıştır.

Jeofizik olarak; gravite, özdirenç, mağnetik ve sismik çalışmalarıyla makro ve mikro tektonik hatlar, üretime elverişli rezervuarların bulunabileceği saha sınırları ve yaklaşık derinlikler belirlenmektedir. 1981`e kadar 35050 km2 gravite, 2301 nokta ve 1598 km2 özdirenç ölçüm çalışması tamamlanmıştır. Uygulanan tüm jeofizik anomaliler üzerinde gradyan sondaj yerleri seçilmektedir. Gradyan sondajları, derinlikleri 60-120 m arasında değişen ve belirlenen saha sınırları içinde yer sıcaklığının değişiminin bulunması nedeniyle yapılan sığ sondajlardır. Bu arada eldeki verilerle Türkiye`nin bir ısı akısı haritası hazırlanmıştır.

Bu çalışamlarla Türkiye`nin aşağıdaki önemli jeotermal alanları belirlenmiştir:
• Denizli Kızıldere Jeoermal Alanı
• Aydın Germencik Söke Jeotermal Alanı
• Çankkale Tuzla Jeotermal Alanı
• İzmir Seferihisar Jeotermal Alanı
• İzmir Agamemnun Jeotermal Alanı
• Afyon Gecek Jeotermal Alanı
• Nevşehir Acıgöl Jeotermal Alanı
• Ve diğer jeotermal alanlar
Bugüne kadar bulunan jeotermal alanların % 95`i ısıtma amaçlı uygulamalara uygun sıcaklıkta olup 30 °C`nin üzerinde toplam 140 jeotermal alan Türkiye sathına dağılmış olmakla birlikte, çoğu Batı, kuzeybatı ve Orta Anadolu`da toplanmıştır (Ültanır, 1998).

Aydın Germencik Söke Jeotermal Alanı, Denizli Kızıldere Jeoermal Alanı ve Nevşehir Acıgöl Jeotermal Alanı kuyu sıcaklıklarına göre yüksek entalpili alanlar olup özellikle elektrik üretimi ve entengre ısıtma için uygundur.

Türkiye`de yeteri kadar jeotermal kuyu açılmamıştır. 140 jeotermal alana karşılık açılan kuyu sayısı 200 olup dünya standartlarına göre oldukça azdır. Bu potansiyelin ortaya konulması için daha çok kuyu açılması gerekmektedir. Aramaların geliştirilmesi ile jeotermal potansiyelde önemli artışlar beklenmektedir (Ültanır, 1998).

Jeotermal Enerjinin Üstünlükleri

Yerli enerji kaynaklarımızdan olan jeotermal enerjinin yurdumuzun içinde bulunduğu enerji darboğazı da gözönüne alındığında, enerji açığının karşılanmasında petrole olan bağımlılığın azaltılmasında ve döviz kaybının önlenmesi için öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. Jeotermal enerji hidrolik, güneş, rüzgar vb gibi tükenmez enerji gurubundandır.Bu nedenle er ya da geç tükenirliği olan kömür, petrol doğal gaz, bitümlü şist, nükleer enerji kaynaklarına oranla çok uzun ömürlüdür (Şamilgil, 1992).

Jeotermal enerjinin maliyeti gerek elektrik üretiminde, gerekse ısıtma yönünden diğer kaynaklardan üretilen enerji maliyetine oranla %50-80 daha ucuzdur. Bu oran gün geçtikçe artmaktadır.

Fosil ve nükleer kaynaklı enerji üretimlerine kıyasla çok daha az ve genellikle kabul edilebilir sınırlar içerisinde kalan bir ölçüde çevre sorunlarına neden olur. Jeotermal enerjide özellikle elektrik dışı uygulamalarda ulusal teknoloji kolaylıkla geliştirilebilir.Genellikle elektrik açığının fazla olduğu Batı ve Kuzeybatı Anadolu`da yüksek entalpili elektrik üretimine elverişli kaynaklar, Orta ve Doğu Anadolu`da ise ısıtma amcıyla düşük entalpili kaynaklar bulunmaktadır. Arama sondajları aynı zamanda üretim sondajı olabildiğinden uygulamaya geçiş süresi kısadır.

Jeotermal enerjinin yenilenebilirliği, tükenmezliği ve bunlara bağlı olarak maliyetinin diğer enerji türlerine göre %50-70 oranında ucuz olması, devreye girme çabukluğu, ülkemiz düzeyinde olumlu dağılımı, ulusal enerji kaynağımız olması, özellikle elektrik dışı uygulamalarda ulusal teknolojinin yeterliliği diğer enerji kaynaklarına göre önemini göstermektedir (Başol, 1985).

SONUÇLAR

İnsanoğlu etkinlikleri ile doğal çevreyi sürekli etkilemekte ve kirletmektedir. Enerji alanında bu etki en yüksek düzeylere ulaşmaktadır. Enerji, doğa tarafında insanoğluna sunulan yapısı gereği kirlilik yada temizlilik gibi ölçütlerle nitelendirilemeyen bir özelliğe sahiptir. Enerjiyi kirli ya da temiz yapan şey kullanılan üretim teknolojisidir. Enerji politikaları “temiz üretim“ baz alınarak hiç bir enerji kaynağı küçümsenmeden oluşturulmalı ve hayata geçirilmelidir. Türkiye`de yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanıma sokulmalıdır. Bu hem artan ithal enerji yükünün azaltılması, hem de enerji ve çevre sorununa sürdürülebilirlik ilkesi ile yaklaşılması açısından önemlidir. Bu bağlamda jeotermal enerji, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ve modern biomas enerjilerinin kaynaklarının bilimsel ve teknik yöntemlerle doğru belirlenmesi konusunda çalışmalar geliştirilmeli ve insanımızın hizmetine sunumu gerçekleştirilmelidir. Jeofizik ve jeolojik özellikleri bakımından Türkiye jeotermal enerji zenginliği açısından dünyanın sayılı ülkeleri arasında olup bu enerjinin başta ısıtma ve elektrik amaçlı kullanımını olmak üzere çeşitli kullanımları geliştirmelidir.

Sıcak Su Kaynaklarının Kullanım Alanları

Elektrik enerjisi Üretimi:

Sıcaklığı 60-180OC arasında değişen sular, elektrik enerjisi üretiminde kullanılabilir. Bunlardan sıcaklığı 150OC üzerinde olan jeotermal kaynaklar, yüksek basınçlı bir buhar haline geldiğinden buhar makinelerini işleterek elektrik enerjisi üretecek güce ulaştırır. Nitekim ülkemizde Afyonkarahisar-Gecek, Denizli-Kızıldere ve Sarayköy, Aydın Germencik, İzmir-Seferihisar ve Balçova, Kütahya-Sivas şu anda tespit edilmiş, en zengin jeotermal alanlardır. Ancak bunlardan sadece Denizli-Sarayköy ve Aydın-Germencik yakınlarındaki jeotermal alanlara santral kurulmuş ve üretime geçirilmiştir. Söz konusu alanlardan Afyonkarahisar-Gecek yaklaşık120-900m derinlikte dört önemli jeotermal enerji rezervine sahip, oldukça önemli bir kesimdir. Diğer enerji kaynakları ile karşılaştırıldığında son derece ekonomik olan jeotermal enerji için, yukarıda adı geçen diğer alanlarımızda da bir an önce santraller kurulmalıdır. Santrallerin ekonomik işletme ömürlerinin 40-60 yıl arasında değiştiği, kapasitelerinin ise sınırlı olduğu yolundaki görüşler hatalıdır. Çünkü jeotermal enerji, kendini yenileyen ve hammaddesi bedava olan bir enerji türüdür. Santral işletmeye açıldıktan 5-6 yıl sonra kendi masraflarını tamamen karşılar. Hammaddenin bedava oluşu diğer kaynaklara oranla enerjinin, %50-80 daha ucuza mal olmasını sağlar.

Son yıllarda buharlaşma noktası düşük gazlar kullanılarak, sıcaklığı 60-90OC arasında değişen sıcak sulardan elektrik enerjisi elde edilmektedir. Bu durum enerji açığı bulunan ülkemiz için oldukça sevindiricidir. Çünkü ülkemizde sıcaklığı 60OC ve üzerinde çok sayıda termal kaynak vardır.

Bursa-Merkez ilçe Bademlibahçe kaplıcası (53-84OC),Yalova Valide Hamamı kaynağı, Balıkesir Gönen
kaplıcaları (77-83OC), Balya ilçesi Ilıcadağ kaplıcası (58-63OC),Edremit ilçesi Derman kaplıcası (54-60OC), Çanakkale Ayvacık ilçesi Gülpınar kaplıcası (38-100OC), Ezine ilçesi Kestanbol kaplıcası (62-73OC), Yenice ilçesi Hamdibey kaplıcası (38-80OC), İzmir Dikili ilçesi Bademli kaplıcası (41-70OC), Dikili kaplıcası (42-64OC), Manisa Salihli ilçesi Kurşunlu kaplıcası (52-73OC), Turgutlu ilçesi Urganlı kaplıcası (50-78OC), Kula ilçesi Şehitler kaplıcası (60OC), Soma ilçesi Menteş kaplıcası (42-62OC), Afyonkarahisar Sandıklı ilçesi Sandıklı kaplıcaları (60-70OC) ile İhsaniye ilçesi Gazlıgöl kaplıcası (60-80OC), Kütahya Simav ilçesi Eynal kaplıcası (66-78OC), Gediz ilçesi Gediz Ilıcası (57-75OC), Bolu Seben ilçesi Bağlum kaplıcası (62-73OC), Mudurnu ilçesi Sarot kaplıcası (60-63OC), Ankara Kızılcahamam ilçesi Kızılcahamam kaplıcası (44-86OC), Kırşehir Çiçekdağı ilçesi Mahmutlu kaplıcası (63-70OC) bunlara örnek oluşturur. Adı geçen hidrotermal kaynaklardan bir kısmının şehir merkezinde yer alması (Bursa-Bademlibahçe kaplıcası), bir kısmının ünlü termal tesisler olmaları (Afyonkarahisar-Sandıklı kaplıcaları, Yalova-Valide Hamamı kaynağı, Balıkesir-Gönen kaplıcaları, Ezine-Kestanbol kaplıcası) nedeniyle santral kurulmasına uygun görünmemektedir. Ancak bu sıcak sulardan konut ve işyeri ısıtmasında yararlanılabilir. Diğer kaynaklar ise ekonomik fizibilitelerinin araştırılmasından sonra santral yapımına açılmalıdır.

Sanayi Alanında Kullanımı:

Sıcaklığın 90OC ve üzerinde olduğu hidrotermal kaynaklar, sanayide kurutma işleminin yapımı sırasında kullanılabilir. Gıda sanayi alanında (pastörize süt yapımı, bira mayalama işlemi, ot, sebze, balık ve et kurutulması, buharlaşma ile şeker rafinajı, buharlaşma ve kristalleşme ile tuz üretimi, konserve imali) sıcaklığı 90-140OC arasında değişen sular kullanılırken, inşaat sanayinde (çimento kurutulması) 110OC, kimya sanayi alanında (damıtma ile saf su elde edilmesi, hidrojen sülfit ve ağır su elde edilmesi, bazı kimyasal maddelerin elde edilmesi) 120-170OC, kağıt ve selüloz sanayi alanında (mobilya ahşabı ve inşaat kerestelerinin kurutulması ve kraft kâğıdı hamurunun hazırlanması, kağıt ağartma işlerinin yapımı,) 160-180OC arasında değişen sular kullanılır.
Sanayi alanında ihtiyaç duyulan sıcak su Afyonkarahisar-Gecek, Denizli-Kızıldere ve Sarayköy, Aydın-Germencik, İzmir-Seferihisar ve Balçova, Kütahya- Sivas jeotermal alanlarından sağlanabilir. Söz konusu alanlar ekonomik açıdan incelendiğinde genellikle tarım ağırlıklı bir özellik gösterirler. Bu özellik, yakın çevrelerinde gıda sektörüne yönelik sanayi tesislerinin kurulmasını teşvik etmelidir. Sanayinin gereksinim duyduğu hammadde, enerji ve işgücü yakın çevreden (köylerden) temin edileceğinden ekonomik maliyet oldukça düşük düzeyde kalacaktır. Nitekim jeotermal enerjiden faydalanılarak yapılan balık kurutma işlemi için Seferihisar çok uygundur. Çünkü Sığacık Körfezinde balık üretme çiftlikleri vardır. Afyon ve Kütahya şekerpancarının bol yetiştiği alanlar olduğu için şeker rafinajında; İzmir, Aydın ve Denizli illeri başta üzüm ve incir olmak üzere (kuru olarak yurt dışına ihraç edilir.) çeşitli sebze ve meyvenin yetişmesi nedeniyle kurutma ve konserve yapımında; İzmir (Çamaltı) ve İç Anadolu bölgesinde (Tuz gölü, Çankırı, Kırşehir, Nevşehir, Yozgat) tuz alanlarının varlığı sebebiyle tuz üretiminde; Sivas- Hafik- Zara çevresi jips ve alçıtaşı bulunan alanlar olduğundan çimento üretiminde kullanılabilir. Ayrıca söz konusu alanlarda köylülere kavak yetiştiriminin özendirilmesi kereste ve kağıt sanayini, hayvancılığın geliştirilmesi ise et kurutulması ve pastörize süt yapımını geliştirecektir. Sözü edilen sanayi tesisleri bu illerimizde daha önceden kurulmuş ve faaliyete geçmiş olabilirler, ancak ucuz bir enerji olan jeotermal enerjinin kullanılması daha ekonomik olacaktır. Diğer taraftan bu kesimlere yeni sanayi tesislerimizin kurulması dış ticaret açısından olumlu bir sonuç yaratacaktır.

Isıtma İşlerinde Kullanımı:

Sıcaklığı 50OC ve üzerinde olan sular çeşitli ısıtma işlemlerinin yapılması için kullanılır. Merkezi ısıtma sistemi ile şehirlerdeki konutlar, kamu kuruluşları, caddeler, havaalanları ve pistler, toplu köylerde evler, ahır, kümes ve seralar ısıtılabilir. Yurdumuzda Bursa'da, Balıkesir ilinde Balya, Edremit, Susurluk, Gönen, Burhaniye ilçelerinde, Çanakkale ilinde Yenice, Ezine, Biga, Ayvacık ilçelerinde, İzmir ilinde Çeşme, Seferihisar, Balçova, Dikili ilçelerinde, Manisa ilinde Salihli, Turgutlu, Soma, Kula ilçelerinde, Denizli ilinde Sarayköy, Akköy ilçelerinde, Afyon ilinde Sandıklı, İhsaniye ve Merkez ilçelerinde, Kütahya ilinde Simav, Gediz ilçelerinde, Bolu ilinde Seben ve Mudurnu ilçelerinde, Ankara ilinde Kızılcahamam, Beypazarı, Ayaş ilçelerinde, Niğde ilinde Ulukışla ilçesinde, Nevşehir ilinde Kozaklı ilçesinde, Kırşehir ilinde Çiçekdağ ilçesinde, Yozgat ilinde Sorgun ve Sarıkaya ilçelerinde, Tokat ilinde Artova ve Reşadiye ilçelerinde, Ağrı ilinde Diyadin ilçesinde, Bingöl Merkez ilçede bulunan suların sıcaklığı 50OC ve üzerinde olup ısıtma amaçlı kullanım için uygundur. Konutların ve hayvan barınaklarının ısıtılmasının yanı sıra sıcak suların seralarda kullanılması ülkemizin tarımsal potansiyelini arttırdığı gibi doğal yetişme sınırları dışında kalan ve etkili kış koşullarının hakim olduğu İç ve Doğu Anadolu bölgelerimizde sebze, meyve ve çiçek yetiştirilmesini sağlayarak bu bölgelerimize ek bir kazanç getirecektir. Seraların ısıtılması için 30OC ve üzerinde bir sıcaklığa gereksimin duyulması ülkemizde bu faaliyetin alanını oldukça genişletmektedir. Çünkü 30OC ve üzerindeki sıcaklıktaki suların yayılış alanı oldukça geniştir. Isıtma işlemi sırasında dikkat edilmesi gereken ısı kaybını en alt düzeye indirecek gelişmiş teknikler kullanmaktır. Bu bakımdan İzlanda, Fransa, Rusya, ABD, Macaristan, İtalya, Yeni Zelanda gibi söz konusu tekniği kullanan ülkeler dikkatle incelenmelidir.

Turizm Alanında Kullanımı:

Ülkemiz genç tektonik hareketlerin etkisi ile fayların, volkanik alanların, aktif deprem kuşaklarının bulunduğu bir hat üzerindedir ve bu nedenlere bağlı olarak termal sular bakımından oldukça zengindir. Termal kaynakların sayısı 1500'den fazladır, ancak 200 kadarı kaplıca olarak işletilmektedir. Kaplıca kaynaklarının mevcut potansiyeline rağmen kaplıca turizmi büyük ölçüde yöresel düzeyde kalmıştır. Ülkemizde geleneksel kaplıca tesislerinin yerine modern tesislerin yapılması turizmin gelişmesi açısından çok önemlidir. Günümüzde "bacasız sanayi" olarak nitelendirilen ve önemli bir döviz girdisi sağlayan turizmin, sadece yaz turizmi ile sınırlı kalmaması, bütün bir yıla yayılması ülkemiz ekonomisi açısından son derece önemlidir.
Balneoterapi, hidroterapi, sağlık turizmi gibi çeşitli adlar alan bu turizm biçimi sadece sıcak sular ile sınırlı değildir. İçme adı verilen soğuk veya ılık şifalı sular ve çamur banyoları da bu turizm kapsamına girmektedir. Ülkemiz 2000'den fazla şifalı suyu ile bu bakımdan da önemli bir konumdadır.
Söz konusu kaynak alanlarının modern tesisler olması yanında sağlık açısından önemi, bu kaynak alanlarının hava, su ve gürültü kirliliğinden korunmasını ve çevre düzenlemelerinin yapılmasını gerektirmektedir. Sıcak su kaynakları fay hatlarına bağlı olarak çıktığından bu bölgeler aktif deprem hatları üzerindedir, bu nedenle yapıların depreme dayanıklı ve az katlı biçimde tasarlanması gereklidir. Bu tesislerin, yöreye özgü mimari yapıyı yansıtan eski Türk ve Osmanlı tarzı konutlardan esinlenerek inşa edilmesi turistlerin ilgisini artıracaktır. Söz konusu tesislerin bünyesinde yer alacak olan yüzme havuzlarının ısıtılmasında da termal sulardan faydalanılmalıdır. Diğer taraftan, modern turizm tesislerinin kurulması yöre insanlarının iş olanaklarını da (yöresel yiyecek ve eşyaların satılması, turizm tesislerinde çalışılması gibi) arttıracaktır.

Sulama:

Yer altı sularının 20OC ve altında olanları ise sulama amacıyla kullanılmalıdır. Ancak suların içindeki kimyasal bileşimlerin önceden saptanması, tuz oranı yüksek olanların tercih edilmemesi gerekir. Sulamada genellikle klasik kanalet sistemi, basınçlı-alçak basınçlı sulama ve birim alan birim su yöntemleri kullanılır. Bunlardan birim alan birim su yöntemi özellikle kuraklık koşullarının hakim olduğu alanlarda su israfını önleyeceğinden olumlu sonuçlar verir. Ancak yaz kuraklıklarının hakim olduğu İç ve Güneydoğu bölgelerinde, sulama yöntemlerinin ciddi bir biçimde organize edilmesi gereklidir. Çünkü yanlış sulama nedeniyle toprakta bulunan tuzların eriyerek toprak tabakası üzerinde birikmesi tuzlanma sorununu gündeme getirecektir. Bu nedenle hem tarımda ürün çeşitliliği ve bolluğu benimsenmeli hem de topraklar koruma altında tutulmalıdır. Bu bakımdan benimsenecek en gelişmiş yöntem "damla sulama" yöntemidir. Bu sulama sistemi bitkinin gereksinim duyduğu suyu, bitki kök bölgesine doğrudan gönderir. Ayrıca bu yöntemle bitkiye gerekli olan besin elementlerinin, sulama suyuna karıştırılarak verilmesi olanağı da vardır. Damla yönteminde su, toprak yüzeyinden çok düşük basınçlı bir boru sistemiyle damlatıcılara kadar iletilir. Su, damlatıcılardan saatte birkaç litrelik küçük damlalar halinde bitki çevrelerine veya lateral boyunca ince bir hat halinde toprağa verilir. Bir damla sulama sistemi su kaynağı, kontrol ünitesi, ana boru hattı, yan boru hattı, lateral boru hattı ve damlatıcılardan oluşur. Damlama sisteminde her tür su kullanılabilir ancak suyun sediment ve yüzer madde içermemesi gereklidir. Şayet bu tip maddeler içeriyorsa kullanmadan önce temizlenmelidir. Bitkiye gerekli olan gübre ise sıvı olarak sisteme enjekte edilir ve vanalar aracılığı ile kontrol edilir.
Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Ülkemizde yer altı sularından kuyular açılması ile faydalanılır. Ancak bu yöntemle su çok fazla harcanır ve yaz aylarında kuyuların seviyesi düşer veya bazıları kuruyabilir. Damla yönteminde ise sarnıç veya kuyularda biriktirilen su kontrollü olarak harcandığından herhangi bir olumsuzlukla karşılaşılmaz. Çünkü bu yöntemle buharlaşma ve akış kaybı en alt seviyede tutulur, su kontrollü olarak verilir, toprak yüzeyi minimum düzeyde ıslanarak erozyon, bitki hastalıkları ve zararlılarının gelişmesi önlenir ve gübreleme düzenli olarak uygulanır.
Yurdumuzun kıyı bölgeleri, iç bölgelere oranla yüzey ve yer altı suları bakımından daha zengindir. Toros dağlarının eteklerinden çıkan voklüz kaynakları ve kıyı ovalarının hemen her kesiminden çıkan yer altı suları bunlara örnek gösterilebilir. Bu sulardan en üst düzeyde yararlanmak, seviyeleri ve akım değerlerinin düşmemesi ile mümkündür. Bu nedenle suların sarnıç gibi büyük depolarda toplanması düşünülmelidir.

Dış Ticaret Alanında Kullanımı:

Yer altı sularından en üst düzeyde yararlanmak ülkemizin dış ticareti üzerinde de olumlu gelişmeler yaratacaktır. Özellikle gıda sektöründe (konserve, kuru gıda satışı, pastörize süt, kuru et) düşük maliyetli yöntemlerle üretim miktarı arttırılacaktır. Yer altı sularının ekonomi üzerindeki diğer olumlu bir etkisi ise maden suyu satışlarıdır. Ülkemiz 2000'in üzerinde içme veya maden suyuna sahip olmasına rağmen bu sulardan yeterince faydalanılmamaktadır. Bir kısmında tesisler vardır, ancak çoğu modern standartların altındadır. Birçoğunda ise hiçbir tesis bulunmamaktadır ve sular boşa akmaktadır. Bu nedenle öncelikle mevcut maden sularının yerleri tespit edilmeli, daha sonra sertlik derecesi (sertlik derecesi 50 Fransız sertlik derecesini aşanlar kalitesiz içme suları olarak kabul edilir) ve pH değeri (pH değeri 0-7 arasında olmalı) belirlenmelidir. Sonuçlar standartlara uygun olursa bu sahada maden suyu dolum tesisleri kurulmalıdır. Kurulu tesislerde dolumu yapılan maden sularının büyük kısmı yurt içinde tüketilmekte, çok az bir kısmı yurt dışına gönderilmektedir. Ancak maden sularının ekonomik değeri küçümsenmemelidir. Yeni oluşturulacak tesislerle birlikte, bu sulardan yoksun ülkelere ve maden suyu tüketimi çok yüksek olan Batılı ülkelere ihraç etmek suretiyle önemli bir döviz girdisi sağlanabilir.
Sıcaklığı 20OC civarında olan, sertlik derecesi standartlara göre belirlenmiş sular, balık çiftlikleri kurulmasına da uygundur. Balık çiftlikleri ekonomik güçlük içinde olan köylülerimize alternatif iş sağlayacak bir olanaktır. Ekime uygun olmayan kıraç alanlarda oluşturulacak havuzlarda beslenen balıklar ülke içinde tüketildiği gibi yurt dışına ihraç edilebilir. Balık artıkları ise gübre ve hayvan yemi olarak kullanılabilir.
 
Paylasım icin tesekkurler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)