- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,206
- Mesajlar
- 16,375
- Online süresi
- 4ay 15g
- Reaksiyon Skoru
- 3,970
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- TM Yaşı
- 10 Yıl 2 Ay 29 Gün
- MmoLira
- 2,055
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
TOPLUMSAL CİNSİYET’E DAİR GENEL ÇERÇEVELER
Connell toplumsal cinsiyetle ilgili yaklaşımları dört başlık altında incelemiştir.
1.5.1.DIŞSAL KURAMLAR:
Biyolojik belirlenimcilik dışındaki en etkin dışsal teoriler, kadınların ezilmesinin temel belirleyicisinin, sınıf ilişkileri, kapitalist sistem veya üretim ilişkilerinin temeline yerleştirilen Marksist analizlerdir. Bu çerçevenin en kolay anlaşılabilir biçimi bütün toplumsal eşitsizliklerin kökeninin kapitalizm olmasından dolayı kapitalistlere karşı girilen sınıf mücadelesinin birincil önemi yüzünden “Kadınların kurtuluş hareketleri sınıf mücadelesiyle ilişkilidir.” düşüncesidir.
Özellikle Karen Miles, kadınların ezilmesinin yönetici sınıfa nasıl hizmet ettiğini açıklamaya çalışmıştır. Kadın işçiler daha düşük ücret aldıkları için kapitalistler daha fazla kâr sağlamaktadırlar. Cinsiyetçilik işçi sınıfının bölünmesine neden olmaktadır. Kadınların ezilmesi ailenin korunması ve sürekliliğinin sağlanmasına neden olmaktadır (Miles;1974:45). Sosyalist ve feministlerin bu basit sentezi daha Ortodoks Marksistler için üzerinde durulması gereken yeni bir olgu oluşturmuştur. Ortodoks Marksistler için Marksizm’le Feminizm arasında hiçbir ortak nokta bulunmamaktadır. Onlara göre Feminizm, çalışan dürüst kadınlara yönelik burjuva aldatmacısıdır.
Bu tarz görüşler Sovyetler birliği ve Çin’de hala kabul edilen resmi öğretilerdir. Çin, cinsiyete dayalı iş bölümüne dokunmaksızın, uyumlu bir çekirdek aile idealini getirerek kadınları ataerkil geniş aileden kurtarmayı denemektedir. Sovyetler Birliği ise kadınların görevi olarak bakılan çocuk bakımı ve ev işleri gibi toplumsal yüklerin giderilmesinden memnun yapıdadır. Cinsel politikalarla bağlantılı siyasetler, sınıf çizgisinin kıvrım ve yol ayrımlarına tabi kılınmaktadır.
Bu teorinin yadsıdığı ya da göremediği özellik yani kadınlara hükmedilmesi, kapitalizmin ortaya çıkışından daha eskidir. Ancak tabiki kapitalizm sayesinde tüm sınıflarda yaşanmaktadır ve kapitalist olmayı terk eden ülkelerde de varlığını korumaktadır. Farklı sınıflara ait kadınların farklı çıkarları vardır ama bunun farkına varabilmek için mutlak şart olarak sınıfın teorik önceliğini vurgulayan dogma olması gerekmez. Yani sınıf mücadelesi bir dogma ya da postüla değildir.
1970’lerden sonra yapısal Marksizm’inde etkisiyle Miles gibi teorisyenler aile hakkında yeni analizler yapmışlardır. Temel görüş aile, cinsellik ya da toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, tüm ayrıntılarıyla üretim ilişkilerini içinde “yeniden üretim” alanında olduğudur.
Üretim tarzı tüm tarihsel çağın bel kemiğidir. Bu nedenle üretim ilişkileri bir süreç içinde yeniden üretilmeksizin var olmaz. Bu zorunluluk aile, çocuk bakımı, ev yaşamı gibi toplumsal süreçlerin var olmasını zorunlu kılar. “Toplumsal yeniden üretim teorisi” bu şekliyle ataerkilliğe ilişkin basit sınıfsal çıkar teorileri karşısında bir ilerlemenin gerçekleştiğini göstermektedir.
“Yeniden üretim” : Üretim alanındaki boşlukları doldurmak üzere çocuk doğurmak ve günün sonunda yorgun işçiye hizmet etmek gibi görülebilir. “Yeniden üretim” alternatif olarak, kültürün ve psikolojinin konusu şeklinde, insanları endüstrileştirerek kapitalist endüstrideki kare boşluklara yerleştiren bir “toplumsallaşma” konusu olarak da görülebilir. Bu tarz bir yaklaşım eğitim ve kültürün, kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılamak üzere çarpıtılma biçimlerine yönelik sosyalist eleştirilerde de sıkça görülen konuları bir arada toplamıştır. Yeniden üretim teorisi, kapitalizmde kadınların tabi kılınmaları ile ekonomik sömürü arasında, tüm sistemi etkileyen bir bağlantı olduğu var sayımı oluşturmuştur. Bu bağlantı ise belirli çıkarlara ve gruplara değil toplumsal örgütlenmenin bütünleşmiş yapısının tümüne yerleşmiş olarak görülmektedir.
Kapitalizmin ihtiyaçlarıyla toplumsal cinsiyetin özgünlüğü arasındaki bağ güçlükle oluşturula bilinir. Kapitalizmin varlığını sürdürebilmesi için egemen grupların, bir tür yeniden üretim stratejisiyle başarı kazanmak zorunda oldukları yeterince açıktır. Ancak kazanılan başarının cinsel hiyerarşiyi ve cinsel baskıyı üretmek zorunda olması bu kadar açık değildir. Bazı açılardan kapitalizmin mevcut ataerkil yapıları yıktığı, kadına daha fazla özgürlük ve eşitlik için kişisel hak tanıdığı yönünde görüşler vardır. Ancak kapitalizm ve ataerkillik ilişkisinin sadece işlevsel olmadığı da açıktır. Aralarındaki uyum yeniden üretim teorisinin varsaydığından daha şüpheli ve ilişkileri daha çelişkilidir (Connell;1998:73-74).
Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin budanmış bir yapı olarak kavramaya yönelik çalışmaların bazı uyarlamalarında toplumsal yeniden üretim ve ataerkillik, üretim alanının bir parçası olarak değil, ideoloji alanında ortaya çıkan olgular olarak görülmektedir. Diğer uyarlamalarda ise yeniden üretim toplumsal işbölümü yalnızca tek bir iş tipi yani ev işleriyle ilintilendirilmiştir. Toplumsal cinsiyet ilişkilerini sınıf ilişkilerine kıyasla daha az kavranabilir bir olgu olduğu görüşü toplumsal cinsiyetle ilgili görüşlerin temelini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak toplumsal cinsiyet ilişkileri budanmış bir yapı değildir. Üretim ilişkilerinin bir parçasıdır. Ve en başından beri üretim ilişkilerinin parçası olarak vardır. Yeniden üretimleri sırasında bir karışma söz konusu değildir. Bu yaklaşımın sonucu olarak 1970’lerden sonra ataerkillik ile kapitalizmin nasıl bağlantılı olduğu sorusuna sosyalist feministler farklı yaklaşımlarla cevap verirler. Birbirinden kopuk gibi algılansa da toplumsal cinsiyet ilişkilerinin sınıf ilişkilerine paralel olduğu, ikisinin bir karşılıklı etkileşim içinde bulunduğu ve bir anlamda sınıf ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyet ilişkilerinin temelini kurduğu yönündeki görüşler aslında sosyalist feministlerin düşüncelerinin aynı temele kurulu olduğunu gösterir (Connell;1998:75-76).
Connell toplumsal cinsiyetle ilgili yaklaşımları dört başlık altında incelemiştir.
1.5.1.DIŞSAL KURAMLAR:
Biyolojik belirlenimcilik dışındaki en etkin dışsal teoriler, kadınların ezilmesinin temel belirleyicisinin, sınıf ilişkileri, kapitalist sistem veya üretim ilişkilerinin temeline yerleştirilen Marksist analizlerdir. Bu çerçevenin en kolay anlaşılabilir biçimi bütün toplumsal eşitsizliklerin kökeninin kapitalizm olmasından dolayı kapitalistlere karşı girilen sınıf mücadelesinin birincil önemi yüzünden “Kadınların kurtuluş hareketleri sınıf mücadelesiyle ilişkilidir.” düşüncesidir.
Özellikle Karen Miles, kadınların ezilmesinin yönetici sınıfa nasıl hizmet ettiğini açıklamaya çalışmıştır. Kadın işçiler daha düşük ücret aldıkları için kapitalistler daha fazla kâr sağlamaktadırlar. Cinsiyetçilik işçi sınıfının bölünmesine neden olmaktadır. Kadınların ezilmesi ailenin korunması ve sürekliliğinin sağlanmasına neden olmaktadır (Miles;1974:45). Sosyalist ve feministlerin bu basit sentezi daha Ortodoks Marksistler için üzerinde durulması gereken yeni bir olgu oluşturmuştur. Ortodoks Marksistler için Marksizm’le Feminizm arasında hiçbir ortak nokta bulunmamaktadır. Onlara göre Feminizm, çalışan dürüst kadınlara yönelik burjuva aldatmacısıdır.
Bu tarz görüşler Sovyetler birliği ve Çin’de hala kabul edilen resmi öğretilerdir. Çin, cinsiyete dayalı iş bölümüne dokunmaksızın, uyumlu bir çekirdek aile idealini getirerek kadınları ataerkil geniş aileden kurtarmayı denemektedir. Sovyetler Birliği ise kadınların görevi olarak bakılan çocuk bakımı ve ev işleri gibi toplumsal yüklerin giderilmesinden memnun yapıdadır. Cinsel politikalarla bağlantılı siyasetler, sınıf çizgisinin kıvrım ve yol ayrımlarına tabi kılınmaktadır.
Bu teorinin yadsıdığı ya da göremediği özellik yani kadınlara hükmedilmesi, kapitalizmin ortaya çıkışından daha eskidir. Ancak tabiki kapitalizm sayesinde tüm sınıflarda yaşanmaktadır ve kapitalist olmayı terk eden ülkelerde de varlığını korumaktadır. Farklı sınıflara ait kadınların farklı çıkarları vardır ama bunun farkına varabilmek için mutlak şart olarak sınıfın teorik önceliğini vurgulayan dogma olması gerekmez. Yani sınıf mücadelesi bir dogma ya da postüla değildir.
1970’lerden sonra yapısal Marksizm’inde etkisiyle Miles gibi teorisyenler aile hakkında yeni analizler yapmışlardır. Temel görüş aile, cinsellik ya da toplumsal cinsiyet ilişkilerinin, tüm ayrıntılarıyla üretim ilişkilerini içinde “yeniden üretim” alanında olduğudur.
Üretim tarzı tüm tarihsel çağın bel kemiğidir. Bu nedenle üretim ilişkileri bir süreç içinde yeniden üretilmeksizin var olmaz. Bu zorunluluk aile, çocuk bakımı, ev yaşamı gibi toplumsal süreçlerin var olmasını zorunlu kılar. “Toplumsal yeniden üretim teorisi” bu şekliyle ataerkilliğe ilişkin basit sınıfsal çıkar teorileri karşısında bir ilerlemenin gerçekleştiğini göstermektedir.
“Yeniden üretim” : Üretim alanındaki boşlukları doldurmak üzere çocuk doğurmak ve günün sonunda yorgun işçiye hizmet etmek gibi görülebilir. “Yeniden üretim” alternatif olarak, kültürün ve psikolojinin konusu şeklinde, insanları endüstrileştirerek kapitalist endüstrideki kare boşluklara yerleştiren bir “toplumsallaşma” konusu olarak da görülebilir. Bu tarz bir yaklaşım eğitim ve kültürün, kapitalizmin ihtiyaçlarını karşılamak üzere çarpıtılma biçimlerine yönelik sosyalist eleştirilerde de sıkça görülen konuları bir arada toplamıştır. Yeniden üretim teorisi, kapitalizmde kadınların tabi kılınmaları ile ekonomik sömürü arasında, tüm sistemi etkileyen bir bağlantı olduğu var sayımı oluşturmuştur. Bu bağlantı ise belirli çıkarlara ve gruplara değil toplumsal örgütlenmenin bütünleşmiş yapısının tümüne yerleşmiş olarak görülmektedir.
Kapitalizmin ihtiyaçlarıyla toplumsal cinsiyetin özgünlüğü arasındaki bağ güçlükle oluşturula bilinir. Kapitalizmin varlığını sürdürebilmesi için egemen grupların, bir tür yeniden üretim stratejisiyle başarı kazanmak zorunda oldukları yeterince açıktır. Ancak kazanılan başarının cinsel hiyerarşiyi ve cinsel baskıyı üretmek zorunda olması bu kadar açık değildir. Bazı açılardan kapitalizmin mevcut ataerkil yapıları yıktığı, kadına daha fazla özgürlük ve eşitlik için kişisel hak tanıdığı yönünde görüşler vardır. Ancak kapitalizm ve ataerkillik ilişkisinin sadece işlevsel olmadığı da açıktır. Aralarındaki uyum yeniden üretim teorisinin varsaydığından daha şüpheli ve ilişkileri daha çelişkilidir (Connell;1998:73-74).
Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin budanmış bir yapı olarak kavramaya yönelik çalışmaların bazı uyarlamalarında toplumsal yeniden üretim ve ataerkillik, üretim alanının bir parçası olarak değil, ideoloji alanında ortaya çıkan olgular olarak görülmektedir. Diğer uyarlamalarda ise yeniden üretim toplumsal işbölümü yalnızca tek bir iş tipi yani ev işleriyle ilintilendirilmiştir. Toplumsal cinsiyet ilişkilerini sınıf ilişkilerine kıyasla daha az kavranabilir bir olgu olduğu görüşü toplumsal cinsiyetle ilgili görüşlerin temelini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak toplumsal cinsiyet ilişkileri budanmış bir yapı değildir. Üretim ilişkilerinin bir parçasıdır. Ve en başından beri üretim ilişkilerinin parçası olarak vardır. Yeniden üretimleri sırasında bir karışma söz konusu değildir. Bu yaklaşımın sonucu olarak 1970’lerden sonra ataerkillik ile kapitalizmin nasıl bağlantılı olduğu sorusuna sosyalist feministler farklı yaklaşımlarla cevap verirler. Birbirinden kopuk gibi algılansa da toplumsal cinsiyet ilişkilerinin sınıf ilişkilerine paralel olduğu, ikisinin bir karşılıklı etkileşim içinde bulunduğu ve bir anlamda sınıf ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyet ilişkilerinin temelini kurduğu yönündeki görüşler aslında sosyalist feministlerin düşüncelerinin aynı temele kurulu olduğunu gösterir (Connell;1998:75-76).

