- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,387
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Liberalizmin tanımının kolay olmadığı düşünülür. Bunun nedeni "Britannica"nın ileri sürdüğü gibi Liberalizmin kuramcılığı küçümsemesi ve pragmatizme yönelmesi değildir. Pragmatizmin kendisi başlı başına bir kuramdır. Ve Liberalizmin kuramcıları düşünce tarihinde iyi bilinen adlardır. Gene de Liberalizmin bir tanımını vermenin güç olduğunu kabul etmek gerekir, çünkü 'libertas' sözcüğünün anlamı 'özgürlük' iken, Liberalizm özgürlüğü Moral ve Etik (ahlaksal ve törel) açınımından soyutlar, böylece Özgürlüğü bir minimuma indirger. Liberalizmin bir tanımı verilecekse, onun gerçekten de bir Özgürlükçülük olduğu, ama Özgürlüğü özsel olarak Mülkiyet Özgürlüğüne indirgediği söylenebilir. Liberalizmin moral kuramını açındıran düşünürler (Locke, Hume, Bentham, Mill) Duyunç-Dürtü ikileminde birincilliği açıkça Dürtüsel yana bırakırlar. Ahlaksal olanın haz veren, yararlı olan olduğunu ileri sürerler. Böylece asıl Ahlak kavramını çürütürler. Ahlak kavramının bu bozulması dolaysız İstencin, Mülkiyet İstencinin Özgürlüğü için saltık olarak zorunludur. Liberalizm, ilkesi gereği Politik belirlenimleri de Mülkiyet İstencine altgüdümlü kılar ve böylece Yasanın (Devletin) bir enaza indirgenmesi gerektiğini savunur.
Liberalist düşünürlerin kendi aralarında çelişkili görüşler ileri sürmüş olmaları Liberalizmin kavramını ilgilendirmez. Bu düşünürlerin çelişkileri bir yandan kendi kişisel özgünlüklerine aittir, Liberalist mantığa değil. Öte yandan, Çelişkilerin ve kuramsal türlülük görünüşünün bir ikinci nedeni Liberalizmin Mülkiyet Özgürlüğünü Ahlak ve Törellik pahasına ileri sürmesi, ve bu nedenle kılgıda eksiksiz bir geçerlik kazanamaması ve kuramını dışsal koşullara uyarlamak zorunda olmasıdır. Buna göre 18'inci ve 19'uncu yüzyıl Liberalizm türünün 20 yüzyıl türünden ayrımlar göstermesi Liberalist kuramda çelişkiler olmaktan çok realite karşısında yapılan ince ayarlardır. 18 ve 19'uncu yüzyılda "Klasik Liberalizm" denilen şey 20'nci yüzyılda 'tutuculuk' ya da 'neo-klasisizm' gibi yeni bir adla, ama gene de eski bir içerik ile ortaya çıkar.
Liberalizm soyut Özgürlük ilkesine dayandığı ve Moral ve Törel belirlenimleri tanımadığı ölçüde kılgısal olarak olanaksız bir kuramdır. Bu yüzden Liberalizm ait olduğu kültüre bağlı olarak her zaman bir derece sorunudur.
1) Bireysellik (Tarihsel Temel).
Liberalizmin kökeni İbrani peygamberlerine, ön-Sokratik felsefecilere ve İsa'ya dek götürülür, çünkü bunlarda insan bireyselliğinin öneminin tanındığı ileri sürülür. Hiç kuşkusuz bireysel özgürlüğü tanıma noktasına ulaşamayan kültürler (Çin, Hindistan, Orta Doğu vb.) daha öte tarihsel açınımlarını da durdurmuşlardır. Ama bunun nedeni Liberalizmi tanımamaları değil, dizgesel bütünlükleri içinde herhangi bir değişime direnecek denli sağlamlaşmalarıdır. Ayrıca Liberalizmin bireysel özgürlük ile anladığı şey bir bütün olarak insanın gizilliklerinin değil, ama Mülkiyet ile ilgili gizilliklerin özgürleşmesidir. Böyle bir uslamlama bu nedenle sofizm olarak görünür.
Liberalist bakış açısından bireysel özgürlük kümenin özgürlüğü ile, topluluğun töre, yasa ve yetkesi ile karşıtlık içinde görülür ve bireyin kendini toplumsal bağlardan kurtarması gerektiği düşünülür. Gerçekte topluluğun kendini bireysellik pahasına ileri sürmesi ve giderek onu ezmesi yalnızca bireyin zararına değil, ama topluluğun da zararınadır ve toplulukta birşeylerin yolunda gitmediğini gösterir. Bu düzeye dek bireyin özgürlüğü toplumunun özgürlüğü ile bir ve aynıdır ve topluluk bireyselliği siliyorsa daha şimdiden kendi özgürlüğünü de silmiş olmalıdır. Tarihsel Çin toplumu bireyselliği tanımayan Doğu tininin tipik örneğidir. Ama bu kültürde bireysel özgürlüğün yanısıra toplumsal özgürlük de yitiktir. Bireyin gizilliklerinin gelişmemesinin yanında Tüze, Yasalar, Devlet de gelişmez.
2) Özgürlük Kavramı ilk kez Batıda doğmadı
Bireysel özgürlüğün kazanılmasının Batının benzersiz bir başarımı olduğu ileri sürülür. Gerçekte tarihsel olarak ilkin Stoacılık, Hıristiyanlık ve daha sonra İslam köleliğin ortadan kalkışının zeminini hazırlamışlardır. Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra Hıristiyan Avrupa tepeden tırnağa feodal bir kültürdü ve bireysel haklar açısından çağdaşı olan Çin gibi, Hindistan gibi kültürlerin de çok çok gerisindeydi. Özellikle Germanik Avrupa bireyler gizilliklerinin gelişimini her bakımdan önleyen bir şiddet düzeni ve keyfi dışsal kısıtlamalar altında yaşıyordu. Batı Hıristiyanlıkta içerilen özgürlük ve eşitlik tinini ancak Reformasyon ile birlikte özümsedi, ya da daha doğrusu bu özgürlük ve eşitlik kavramını özümsemesinin kendisi Reformasyon olarak bildiğimiz süreçtir. Ve Reformasyonun güdüsü de Germanik tine dışsaldır. Reformasyon dinsel topluluğun Yurttaş Toplumuna dönüşmesi için gerekli zemini sağladı, çünkü Katolik Kilisenin ve dinadamları sınıfının denetiminden kurtulan kentler eğitimde, tecimde, işleyimde ve politik örgütlenişte aşamalı bir özgürleşme süreci ile birlikte gelişmeye başladılar. Bu arada Osmanlı İmparatorluğu modernleşmeye bütünüyle kapalı olmamasına karşın, yapısının sağlamlığının kendisinden ötürü başlangıçta cılız olan modern değişimlere karşı büyük ve güçlü bir iç direnç gösterdi ve buna göre modernleşmede başarısı sınırlı oldu.
Avrupa'da tecim, işleyim ve kentleşme güçlenirken, sürece ilkin Devlet el koydu ve Merkantilizm olarak bilinen politikaya göre ekonomik yaşam en azından kuramda en küçük ayrıntılarına dek Devlet düzenlemeleri altına alındı. Bireysel girişimciliği engelleyici olan bu politikaya güçlenmekte olan Protestan (özellikle Kalvinist) Burjuva sınıfı karşı çıktı.
Liberalizmin Fransa ve Almanya'dan çok İngiltere'de etkili olmasını açıklamak için Liberalizme direnen moral ve törel eğilimleri dikkate almamız gerekir. İngiltere'nin ekonomik olarak önde olmasının içerideki ve dışarıdaki sömürünün yoğunluğu ile orantılı olması ölçüsünde, İngiliz başarısının moral başarısızlık ile doğru orantılı olduğu sonucu çıkarılabilir.
Liberalist düşünürlerin kendi aralarında çelişkili görüşler ileri sürmüş olmaları Liberalizmin kavramını ilgilendirmez. Bu düşünürlerin çelişkileri bir yandan kendi kişisel özgünlüklerine aittir, Liberalist mantığa değil. Öte yandan, Çelişkilerin ve kuramsal türlülük görünüşünün bir ikinci nedeni Liberalizmin Mülkiyet Özgürlüğünü Ahlak ve Törellik pahasına ileri sürmesi, ve bu nedenle kılgıda eksiksiz bir geçerlik kazanamaması ve kuramını dışsal koşullara uyarlamak zorunda olmasıdır. Buna göre 18'inci ve 19'uncu yüzyıl Liberalizm türünün 20 yüzyıl türünden ayrımlar göstermesi Liberalist kuramda çelişkiler olmaktan çok realite karşısında yapılan ince ayarlardır. 18 ve 19'uncu yüzyılda "Klasik Liberalizm" denilen şey 20'nci yüzyılda 'tutuculuk' ya da 'neo-klasisizm' gibi yeni bir adla, ama gene de eski bir içerik ile ortaya çıkar.
Liberalizm soyut Özgürlük ilkesine dayandığı ve Moral ve Törel belirlenimleri tanımadığı ölçüde kılgısal olarak olanaksız bir kuramdır. Bu yüzden Liberalizm ait olduğu kültüre bağlı olarak her zaman bir derece sorunudur.
1) Bireysellik (Tarihsel Temel).
Liberalizmin kökeni İbrani peygamberlerine, ön-Sokratik felsefecilere ve İsa'ya dek götürülür, çünkü bunlarda insan bireyselliğinin öneminin tanındığı ileri sürülür. Hiç kuşkusuz bireysel özgürlüğü tanıma noktasına ulaşamayan kültürler (Çin, Hindistan, Orta Doğu vb.) daha öte tarihsel açınımlarını da durdurmuşlardır. Ama bunun nedeni Liberalizmi tanımamaları değil, dizgesel bütünlükleri içinde herhangi bir değişime direnecek denli sağlamlaşmalarıdır. Ayrıca Liberalizmin bireysel özgürlük ile anladığı şey bir bütün olarak insanın gizilliklerinin değil, ama Mülkiyet ile ilgili gizilliklerin özgürleşmesidir. Böyle bir uslamlama bu nedenle sofizm olarak görünür.
Liberalist bakış açısından bireysel özgürlük kümenin özgürlüğü ile, topluluğun töre, yasa ve yetkesi ile karşıtlık içinde görülür ve bireyin kendini toplumsal bağlardan kurtarması gerektiği düşünülür. Gerçekte topluluğun kendini bireysellik pahasına ileri sürmesi ve giderek onu ezmesi yalnızca bireyin zararına değil, ama topluluğun da zararınadır ve toplulukta birşeylerin yolunda gitmediğini gösterir. Bu düzeye dek bireyin özgürlüğü toplumunun özgürlüğü ile bir ve aynıdır ve topluluk bireyselliği siliyorsa daha şimdiden kendi özgürlüğünü de silmiş olmalıdır. Tarihsel Çin toplumu bireyselliği tanımayan Doğu tininin tipik örneğidir. Ama bu kültürde bireysel özgürlüğün yanısıra toplumsal özgürlük de yitiktir. Bireyin gizilliklerinin gelişmemesinin yanında Tüze, Yasalar, Devlet de gelişmez.
2) Özgürlük Kavramı ilk kez Batıda doğmadı
Bireysel özgürlüğün kazanılmasının Batının benzersiz bir başarımı olduğu ileri sürülür. Gerçekte tarihsel olarak ilkin Stoacılık, Hıristiyanlık ve daha sonra İslam köleliğin ortadan kalkışının zeminini hazırlamışlardır. Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra Hıristiyan Avrupa tepeden tırnağa feodal bir kültürdü ve bireysel haklar açısından çağdaşı olan Çin gibi, Hindistan gibi kültürlerin de çok çok gerisindeydi. Özellikle Germanik Avrupa bireyler gizilliklerinin gelişimini her bakımdan önleyen bir şiddet düzeni ve keyfi dışsal kısıtlamalar altında yaşıyordu. Batı Hıristiyanlıkta içerilen özgürlük ve eşitlik tinini ancak Reformasyon ile birlikte özümsedi, ya da daha doğrusu bu özgürlük ve eşitlik kavramını özümsemesinin kendisi Reformasyon olarak bildiğimiz süreçtir. Ve Reformasyonun güdüsü de Germanik tine dışsaldır. Reformasyon dinsel topluluğun Yurttaş Toplumuna dönüşmesi için gerekli zemini sağladı, çünkü Katolik Kilisenin ve dinadamları sınıfının denetiminden kurtulan kentler eğitimde, tecimde, işleyimde ve politik örgütlenişte aşamalı bir özgürleşme süreci ile birlikte gelişmeye başladılar. Bu arada Osmanlı İmparatorluğu modernleşmeye bütünüyle kapalı olmamasına karşın, yapısının sağlamlığının kendisinden ötürü başlangıçta cılız olan modern değişimlere karşı büyük ve güçlü bir iç direnç gösterdi ve buna göre modernleşmede başarısı sınırlı oldu.
Avrupa'da tecim, işleyim ve kentleşme güçlenirken, sürece ilkin Devlet el koydu ve Merkantilizm olarak bilinen politikaya göre ekonomik yaşam en azından kuramda en küçük ayrıntılarına dek Devlet düzenlemeleri altına alındı. Bireysel girişimciliği engelleyici olan bu politikaya güçlenmekte olan Protestan (özellikle Kalvinist) Burjuva sınıfı karşı çıktı.
Liberalizmin Fransa ve Almanya'dan çok İngiltere'de etkili olmasını açıklamak için Liberalizme direnen moral ve törel eğilimleri dikkate almamız gerekir. İngiltere'nin ekonomik olarak önde olmasının içerideki ve dışarıdaki sömürünün yoğunluğu ile orantılı olması ölçüsünde, İngiliz başarısının moral başarısızlık ile doğru orantılı olduğu sonucu çıkarılabilir.





