- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,384
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Ocak 1999 tarihinden itibaren Avrupa Para Birliği’nin (APB) geçişin son aşaması başlamıştır. Bu tarihten itibaren mali ve ekonomik açıdan birbirinden farklılık gösteren 11 Avrupa Birliği (AB) üyesi ülke ulusal para politikası uygulamasındaki tüm yetkileri Avrupa Merkez Bankası’na devretmiştir. Ayrıca Parasal Birliğe katılan ülkelerin ulusal para birimleri ile Euro arasındaki kurlar geri dönülemez biçimde sabitlemiş ve ortak para birimi Euro mali piyasalarda kaydi olarak kullanmaya başlamıştır. Sadece bu açıdan Avrupa Para Birliği, 1946 yılında uygulanmaya başlanan ve 1971 yılında esnek kur sisteminin benimsenmesi ile sona eren Bretton Woods Sistemi’nden bu yana uluslararası para sisteminde yaşanan en önemli gelişme olmakla birlikte yeni yüzyılın başında Euro uluslararası piyasalarda dolaşımda olan ve diğer ülkelerde de kabul edilen temel paralardan biri olacaktır.
GİRİŞ
Parasal Birlik, Birliği oluşturan ülkelerin büyüklükleri, global ekonomiye yüksek entegrasyon dereceleri ile dünya üretimi ve uluslararası ticarette paylarının yüksek olması nedeniyle dünya ekonomisini önemli ölçüde etkileyecektir. Fiyat istikrarının sağlanması ve Avrupa Birliği içinde ticaretin artırılması amacıyla oluşturulan parasal birlik; ticari ve ekonomik ilişkilerde, rekabette, sermaye piyasalarına güvende ve geçişlilikte artış yaratacak, faiz oranlarının birbirine yakınlaşmasını, muhasebe kayıtlarında ve ücretlerde şeffaflığı sağlayacak, büyümeyi pozitif yönde etkileyecek, uluslararası ilişkilerde güçlü ve istikrarlı bir para birimi olma niteliğine sahip Euro'nun giderek artan bir şekilde kullanılmasına paralel olarak, Türkiye ekonomisini yakından etkileyecektir.
I. PARA BİRLİĞİ KAVRAMI
Para birliği, döviz kurlarında birliğin sağlanmasını, sermaye hareketlerine konan tüm kısıtlamaların kaldırılmasını, üye ülkeler arasında konvertibilitenin gerçekleştirilmesini, konvertibilitenin korunacağı konusunda tam bir güvencenin sağlanmasını ve milli paraların birbirine çevrilmesinde her türlü banka giderlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Para birliğinin gerçekleştirilmesinde döviz kuru birliğinin sağlanmış olması birinci şarttır. Birlik içindeki milli paralar daralan ve giderek ortadan kalkan bir bant içinde sabit bir pariteyle birbirine bağlanır.
Para birliğinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için birlik içinde tam bir konvertibilitenin sağlanmış olması gerekir. Tam konvertibilite olmadan birlik içinde ortak döviz rezervleri fonu ve borç tasfiye sisteminin işlemesi mümkün değildir. Ayrıca, döviz kuru kısıtlamaları olmamalıdır. Birlik ülkelerden birinin veya birkaçının devamlı ödemeler bilançosu açığı vermesi ve bu açığın diğer üyeler tarafından finanse edilmesi, uzun dönemli bir çözüm değildir. Bilançoları denge-siz olan üyelerin bu dengesizlikleri giderebilmeleri için izlemiş oldukları para ve maliye politikaları arasında mutlaka bir koordinasyonun sağlanmış olması gerekir.
İkinci şart, Birlik içinde üye ülkelerden döviz rezervlerinin tamamının ortak bir rezerv fonunda toplanması, para birliği için diğer önemli bir şarttır. Bu fon, merkez bankası emrine tahsis edilerek, birliğe üye ülkelerin karşılaşabilecekleri geçici nitelikteki ödemeler bilançosu açıkları kapatılmış olur. Merkez bankası, birliğe üye ülkeler arasındaki kurların sabit tutulabilmesi için döviz piyasasına müdahale eder ve birlik parasının diğer paralara karşı serbestçe dalgalanmasını sağlar. Birlikte tek bir merkez bankası ve bu bankanın çıkaracağı tek bir ortak para birimi olacağı için, izlenecek para politikası ile ilgili kararlar bu bankaca alınır. Ülke merkez bankaları, birlik merkez bankasının şubeleri olarak faaliyet gösterir. Para politikası, yanında maliye politikasında da uyum sağlanır.
Para birliğinde ülkeler, kendi milli paraları arasındaki kurların dalgalanma marjını ortadan kaldırarak sabit kur sistemini uygular, buna karşılık birlik dışındaki paralara karşı milli paralarını dalgalanmaya bırakır. Bu bakımdan para birliğinin optimum para sahası ile yakın ilişkisi vardır. Bu yakın ilişkiye rağmen her iki kavram arasında fark vardır. Para sahasında sistem bir rezerv paraya dayanır. Para birliğinde ise bir ülkenin veya bu ülkenin parasının etkinliği yoktur. Para birliğine dahil olan ülkeler, birlik dışı ülkelere karşı esnek bir döviz kuru politikası izleyebileceği gibi, ortak bir dalgalanma politikasını da kabul edebilir. Birlik içinde sabit kur sistemi uygulandığı için ekonomik birleşme daha kolay sağlanır. Para birliğinin sonucunda döviz kuru birliği gerçekleştirilirse, hem cari ve hem de vadeli döviz kurları sabitleştirilir. Cari ve vadeli kurlardaki birliği, tam konvertibilite sağlar. Bu kurlar arasında, enflasyon hızları ve faiz oranları kadar farklılık olabilir. Böylece birlik içinde sermaye, faiz farkına göre serbestçe hareket eder ve dolayısıyla bu piyasalar da bütünleşmiş olur.
Para birliğinde son amaç,Tek bir para biriminin birlik içinde kullanılmasının sağlanmasıdır. Bu ise,sonuçta politik birleşmeye yol açar. Günümüzde AB ülkelerinin parasal birlik sağlama yolundaki çabalarını, politik birleşmeden soyutlamak mümkün değildir.
II. AVRUPA TOPLULUKLARINDA PARASAL BİRLİĞİN GELİŞiMİ
1959 Kasım ayında Jean Monnet başkanlığında toplanan Birleşik Avrupa İçin Eylem Komitesi (The Action Committee for the United States of Europe) tarafından hazırlanan Rapor'da, EPB'in ana hatları belirlenmiştir. Fakat o günkü şartlarda bu fıkirleri uygulamaya geçirmek mümkün olamamıştır. Konu sistematik olarak, 196O'lı yıllarda Schuman Planı hayata geçirilip gümrük birliğinin planlanandan önce tamamlanması ve ortak tarım politikasının başarılı olması üzerine yeniden ortaya atılmıştır. Avrupa Topluluklarında ekonomik ve parasal birlik yaratma konusundaki ilk ciddi girişim, 1-2 Aralık 1969 La Haye Zirve'sinde yapılmıştır. Zirve sonucunda altı ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanları, politik istek varolduğu sürece, Topluluk içinde aşamalı olarak bir ekonomik ve parasal birliğin gerçekleştirilmesi konusunda görüş birliğine varmışlardır. EPB'e yönelik olarak hazırlanan Werner Raporu ile devam eden gelişmeler, 1972 Paris Zirvesi'nde üye ülkelerin EPB'e ulaşma yolundaki politik irade beyanları ile somut bir aşamaya ulaşmıştır. Bu sonuçta, 1971 yılında ABD'nin doların altın konvertibilitesine son vermesi ile Bretton Woods Sisteminin çökmesinin önemli bir etkisi olmuştur.
28-29 Haziran 1988'de toplanan Hannover Zirvesi'nde, Toplulukta aşamalı olarak bir ekonomik ve parasal birlik oluşturulması hedefı benimsenmiş, bu amaç doğrultusunda Zirve, bir "Çalışma Komitesi" ne görev vermiştir. Komite, yaklaşık 9 ay süren çalışmalarını tamamlayarak "Avrupa Topluluğu'nda Ekonomik ve Parasal Birlik Kurma Konusunda Rapor" olarak bilinen Raporunu (Delors Raporu) yayınlamıştır. Bu Rapor, 26-27 Haziran 1989'da Madrid'te yapılacak Topluluk Zirvesi'nde görüşülmek amacıyla 17 Nisan 1989'da Zirve'nin Sekreteryasına iletilmiştir. 1970 yılında hazırlanan Werner Raporu'ndan sonra Delors Raporu, Avrupa'da ekonomik ve parasal birliğin gerçekleştirilmesine yönelik ikinci önemli teşebbüstür.
Delors Rapor'u, 26-27 Haziran 1989 Madrid Zirve'sinde görüşülerek onaylanmıştır. Böylece, EPB için ilk aşamanın 1 Temmuz 1990 tarihinde başlanması kararlaştırılmıştır. Zirve'de aynca, Komisyon'dan, Merkez Bankaları Guvernörler Komitesi ile Para Komitesi'nden ilk aşamanın 1 Temmuz 1990 tarihinde başlayabilmesi için gereken önlemleri almaları istenmiştir.Bundan sonraki aşamalarda yapılacak düzenlemelerin tartışılacağı bir "Hükümetlerarası Konferans"ın toplanması için hazırlık çalışmalarına başlanılması da kararlaştırılmıştır.
Madrid Zirvesi'nde İngiltere, Delors Raporunu, henüz gündemde olmayan politik birlik öngörmesi yüzünden kabul etmemiştir. İngiltere'nin itirazına rağmen Delors Raporu'ndaki aşamalardan ilkine geçilmiş ve bu konuda bir dizi kararlar alınmıştır. Bu ülkenin itirazı, bundan sonra ikinci ve üçüncü aşamalarda gerekli olacak kurumsal değişmeler konusunda engelleme yapabileceğini ortaya koymuştur.
8-9 Aralık 1989 tarihli Strasbourg Zirvesi'nde, İngiltere'nin karşı koymasına rağmen, Ekonomik ve Parasal Birliğin ikinci ve üçüncü aşamalarına geçişle ilgili hazırlıkları gerçekleştirecek Hükümetlerarası Konferans'ın, 14-15 Aralık 1990 tarihlerinde yapılması kararlaştırılmıştır.
Komisyon, Madrid ve Strasbourg Zirve'lerinden sonra, EPB'in Ekonomik Temelleri ile Fayda ve Maliyet Analizine ilişkin Raporu'nu, 20 Mart 1990 tarihinde Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi'ne sunmuştur. Çünkü bu iki Zirve'de Komisyon'dan 14-15 Aralık 1990 tarihinde yapılacak Hükümetlerarası Konferansta görüşülecek olan EPB'in ekonomik temelleri, fayda ve maliyet analizi kurumsal düzenlemesi konusunda çalışma yapması istenmiş idi. Komisyon Raporu, E. Guigou'nun başkanlığında hazırlanan Rapor'a ve İngiltere Maliye Bakanlığı'nın Kasım 1989 tarihli Guvernörler Komitesi ile Para Komitesi'nin görüşlerine dayanmıştır. Rapor, EPB'in son aşaması üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu aşamada; Toplulukta ortak bir para politikası izlenecek, buna uygun federatif bir organizasyona gidilecek, ekonomik politikaların yönetiminde daha sıkı işbirliği yapılacak ve muhtemel bir ortak para biriminin kullanımına geçilecektir.
Komisyon, EPB' in kurumsal yapısı ve idari düzenlemeler ile ilgili Rapor'u, 17 Mayıs 1990 tarihinde Dışişleri Bakanları Konseyi'ne iletmiştir. Rapor'un bu Konsey'e sunulmasının sebebi, 14-15 Aralık 1990 tarihinde başlayacak olan Hükümetler arası Konferans'ta EPB' in kurumsal yapısının, bütün üye ülkelerin onayı ile bir anlaşmada belirlenme zorunluluğudur. Delors Raporu'nda olduğu gibi Komisyon bu Raporu'nda da; AMB'nın, üye devletlerin otoritelerinden bağımsız olarak politik açıdan hesap verebilmesini, AMB ile Bakanlar Konseyi, Komisyon ve Parlamento arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini ve bu kurumlar arasındaki denge sorununu ele almıştır.
Rapor'a göre Topluluğun ekonomi politikasının temel hedefleri, fiyat istikrarı içinde büyüme, yüksek seviyede istihdam sağlama ile ödemeler dengesini gerçekleştirmektir. Ekonomi politikası, üye ülkelerin bu alanda izledikleri politikaların koordinasyonunu sağlamayı, rekabet ve yapısal politikalar gibi her üye ülkede farklı ortak politikaların koordinasyonunu kapsamaktadır. Döviz kuru politikalarının değişmez bir şekilde sabitleştirilmesi temeline dayanacak olan para politikasının ana hedefi ise, Topluluk içinde fiyat istikrarını sağlamak ve genel ekonomi politikasını desteklemektir.
Fiyat istikrarı için üye ülkeler, bütçe açıklarını para basarak kapatamayacaklar ve kendi bütçe politikalarından sorumlu olacaklardır. Bütçelerinin açık vermesi durumunda, sınırsız bir şekilde kamu borçlanmasına gidilmeyecektir. Ancak, istisnai olarak belirli durumlarda Topluluk seviyesinde mali yardım sağlanabilecektir. Ortak para politikasını belirlemesi ve yürütmesi için bir Avrupa Merkez Bankası (EuroFed) kurulacaktır.
Topluluk ve üye ülkelerde, kısa ve orta vadeli ekonomik gelişmelerin genel bir değerlendirmesi, Topluluk seviyesinde düzenli bir şekilde yapılacaktır. Böylece izlenen ekonomi politikalarında koordinasyon sağlanacaktır. Ayrıca, üye ülkeler aldıkları ekonomik önlemler konusunda birbirleri ve Komisyon ile devamlı danışmalarda bulunacaklardır. Uzun dönemli (üç yıllık) ekonomik politikaya yön verici ilkeler; Komisyon'un teklifi ve Parlamento'nun görüşü alındıktan sonra AT Konseyi'ne sunulacak ve Konsey'in onayı alınacaktır. Komisyon, Parlamento'ya yıllık rapor verecektir. Bu rapor çerçevesinde Konsey, elde edilen sonuçların değerlendirilmesini her yıl 30 Haziran tarihinden önce yapacaktır. Uzun dönemli yönlendirici ilkeler belirlenirken, aşağıda belirtilen dört noktaya özel önem verilecektir. Bunlar;
• Bütçe dengelerindeki değişmeler,
• Tasarruf ve yatırımlar,
• Ekonomik ve sosyal bütünlüğü sağlamak için Topluluk politikalarının uyumlaştırılması,
• İşçi ve işveren arasındaki sendika hürriyetini koruyarak üretim
maliyetlerinin kontrolüdür.
AB Konseyi'nce benimsenen uzun dönemli prensipler çerçevesinde Bakanlar Konseyi, Komisyon'un teklifi ve Parlamento'nun görüşünü aldıktan sonra nitelikli çoğunluk ile tavsiye kararlan alabilir. Komisyon, yıllık ve spesifik tavsiyelerin üyelerce uygulamaya konulmasını sağlar. Üye ülkelerden birinde, ekonomik durumu etkileyen ciddi güçlüklerin belirmesi durumunda Komisyon, Konsey'e, belli şartlar altında bu ülkeye Topluluk bütçesinden yardım yapılmasını veya Topluluğun kredi açmasını teklif ederse Konsey, nitelikli çoğunluk ile karar alır. Bakanlar Konseyi, Komisyon'un teklifi üzerine AMB' nin görüşünü de aldıktan sonra (nitelikli çoğunluk) Topluluğun döviz kuru politikasını belirleyebilir ve bu konuda gerekli kararlan alabilir. Konsey ayrıca, uluslararası kuruluşlarda Topluluk tarafından izlenecek politikaları belirler.
Topluluk Ekonomi ve Maliye Bakanların Konseyi, 12 Mart 1990 tarihli toplantısında, EPB' in gerçekleştirilmesine yönelik iki önemli karar almıştır. Bunlar; üye ülkelerin ekonomi politikaları ve sonuçlarının aşamalı olarak yakınlaştırılmasının sağlanması ile merkez bankaları arasındaki işbirliğinin arttırılmasıdır. Böylece, Madrid Zirvesi'nin ardından EPB' in 1 Temmuz 1990'da başlayan birinci aşaması ile ilgili hukuki ve ekonomik düzenlemeler oluşturulmuştur. Konsey'in aldığı ilk karar, ekonomik politikaların ve sonuçlarının aşamalı olarak yakınlaştırılmasının sağlanmasına yöneliktir. EPB' in birinci aşamasının başarıya ulaşmasında önemli bir faktör olarak ekonomik bütünleşmeyi sağlamak için Konsey çok taraflı gözetimde bulunacaktır. Bu gözetim, Topluluk içinde fiyat istikrarının sağlanması, denk bütçe, dış ödemeler dengesinin açık vermemesi ile rekabetçi serbest piyasaların sağlanmasına yönelik olacaktır.
Ekonomi ve Maliye Bakanlığı Konseyi, yılda en az iki defa Toplulukta ve üye ülkelerdeki ekonomik durumu, izlenen politikaların tutarlığını ve dışarıda meydana gelen değişikliklerden Topluluğunun etkileşimini inceleyecektir. Gözetim, kısa ve orta vadeli olarak ekonomik politikaların tamamını kapsayacaktır. Böylece, üye ülkelerin ortak prensipler konusunda taahhüde girmeleri sonucunda politikalar birbirine yaklaşacaktır. Çok taraflı gözetim; makro ve mikro ekonomi ile yapısal politikalara ağırlık verecek, Komisyon'un çalışmalarına dayanılarak Konsey tarafından belirlenecektir. Bütçe politikaları, milli bütçelerin milli meclislerden geçmesinden önce gerçekleştirilecektir. Bütçe açıklarının büyüklüğü ve finansmanı yanında, aşırı açıklan azaltmayı ve merkez bankası kaynaklarından beslenen finansmandan kaçınmayı öngörecektir. Böylece, Topluluğun bütçe politikalarına orta vadeli bir düzenleme getirilebilecektir.
Konsey'in çok taraflı gözetime ilişkin çalışmaları, uzman seviyesinde 12 üye ülke ile Komisyon'dan birer temsilciden oluşacak "Para Komitesi"nce hazırlanacaktır. Bu Komite ile Ekonomik Politika Komitesi'nin başkanları, Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi'ne, gözetim gündem maddesinde katılacaklardır. Topluluk içinde bir veya bir kaç üye ülkedeki ekonomik gelişmeler Topluluğun ekonomik istikrarını tehlikeye sokarsa Konsey, durumu inceleyecektir. Gerekirse, politika değişiklikleri için ilgili ülkelere tavsiyelerde bulunacaktır. Eğer dışarıdaki gelişmeler Topluluğun ekonomik istikrarını bozacak bir durumda olursa, yetkili Topluluk organlarına gerekli önlemlerin alınması için girişim yapılacaktır.
Ekonomik ve Parasal Birlik, 9-10 Aralık 1991 tarihlerinde Hollanda'nın Maastricht şehrinde toplanan AT Zirve'sinde üzerinde anlaşılan Avrupa Birliği Antlaşması'nın (Maastricht Antlaşması) daha sonra Edinburg Zirvesi'nde (11 - 12 Aralık 1992) yeniden ele alınıp düzenlenen metninin, 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girmesiyle gerçekleşme aşamasına girmiştir.
Amsterdam Zirvesi'nde (16 Haziran 1997) alınan Karar'da Konsey, Komisyon, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Para Enstitüsü'nün 1 Ocak 1999'dan sonra EPB' in başlaması ile EPB' in uygulaması ile ilgili olarak üye devletler ile Komisyon ve Konsey'in kesin taahhütlerini ortaya koyan bir ilke kararı benimsenmiştir. Almanya'nın ağırlığıyla EPB içerisindeki bütçe disiplinini güvence altına alacak olan İstikrar ve Güven Paktı'nı oluşturan iki Tüzük benimsenmiştir. Bu Tüzükler aynı zamanda Euro alanında yer almayacak olan üye devletlerin yükümlülüklerini de kapsamaktadır. Zirve'nin benimsediği ilke kararında, yeni döviz Kuru Mekanizması'nın DKM2 (New Exchange Mechanism-ERM 2) 1 Ocak 1999'dan itibaren oluşturulacak olan ilkeleri ve temel unsurları ortaya konulmuştur.
Zirve'nin benimsediği ilke kararında, yeni döviz Kuru Mekanizması'nın DKM2 (New Exchange Mechanism-ERM 2) 1 Ocak 1999'dan itibaren oluşturulacak olan ilkeleri ve temel unsurları ortaya konulmuştur.
III. EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK İÇİN MAASTRİCHT YAKINLAŞMA KRİTERLERİ
EPB'in son aşamasına geçiş öncesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilmesi amacıyla bazı makro büyüklükler açısından yakınlaşma kriterleri belirlenmiştir. Bu kriterler aşağıda özetlenmiştir.
• Fiyat İstikran: üye ülkelerde 12 aylık enflasyon oranının (tüketici fiyatları bazında) en iyi performans gösteren üç üye ülke ortalamasından en fazla % 1.5lik bir sapma göstermelidir.
• Hükümetlerin finansal Durumda İstikrar: Normal şartlarda ülkelerin bütçe açıklarının GSYİH' ya oranı % 3 den fazla olmamalıdır. Kamu borçlarının GSYİH' ya oranı ise % 60 ı geçmemelidir.
• Ülke Parasının Dalgalanma Marjları İçerisinde Kalması: APS'de DKM ile belirlenen normal dalgalanma marjı içerisinde ülke parasının yer alması gerekir. Üye ülke herhangi bir spekülatif saldırı sonucunda, tek taraflı olarak parasını devalüe etmemelidir.
• Faiz Oranları: 12 aylık dönem içerisinde üye ülkelerde uzun dönem faiz oranı, fiyat istikrarı bakımından en iyi performans gösteren üç üye ülkenin ortalamasından en fazla % 2 lik bir sapma göstermelidir.
Böylece tüm Topluluk üyelerinin, yıllardan beri disiplinli maliye ve para politikaları uygulayarak, uzun vadeli fiyat istikrarını sağlamış olan Almanya'nın standartlarına uyum sağlamaları amaçlanmıştır. Üye ülkeler para ve maliye politikalarını belirlerken, Topluluk normlarına uyum sağlama hedefini gözetmek durumunda kalacaklardır. Üye ülkelere, yukarıda sayılan şartları yerine getirmedikleri takdirde, nitelikli çoğunluk ile Antlaşma' da öngörülen dört yaptırımdan biri veya hepsi uygulanacaktır. Bu yaptırımlar;
• Üye ülkelerin bonolarının sağlıksız olduğu yolunda bir bildiri
yayınlanması,
• Avrupa Yatırım Bankası'nın (AYB) ilgili ülkeye borç vermemesi,
• AT'e faizsiz depozito yatırılması zorunluluğu,
• Para cezası şeklindedir.
IV. AVRUPA BİRLİĞİNDE EKONOMİK VE PARASAL BİRLİĞİN GERÇEKLEŞME AŞAMALARI
Maastricht Antlaşması ile EPB hedefı belirlenmiş ancak Birliğin nasıl gerçekleşeceği konusunda bir bilgi verilmemiştir. Bu amaçla oluşturulan Teknik Komite'nin Raporu, 15-16 Aralık 1995 Madrid Zirvesi'nde onaylanarak uygulamaya konulmuştur. Tek para biriminin adının Euro olarak belirlenmesi karan da bu toplantıda verilmiştir. Bu aşamaların gelişimi ve aşamalan aşağıdaki gibidir.
1. Birinci Aşama
Maastricht Antlaşması ile belirlenen bütün önlemler uygulanmıştır. AB içerisinde ve AB ile üçüncü ülkeler arasında sermayenin serbest dolaşımını engelleyen bütün uygulamalar kaldırılmıştır.
AB ve üye ülkelerce ekonomik yakınlaşma kriterlerine uyum için gereken çaba gösterilmiş, bütçe açıklan ve enflasyon üzerine birkaç yıllık programlar hazırlanmıştır.
Üye devletlerde sürdürülebilir düşük enflasyon ve devlet borçları ile döviz kuru istikrarını amaçlamaktadır.
2. İkinci Aşama
1 Ocak 1994 tarihinde başlamıştır ve 31 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir.
Euro'nun tek para olarak kullanılması sürecine uyum amaçlamıştır.
Avrupa Para Enstitüsü'nün (APE) kurulmasıdır. APE,Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) ön kuruluşudur.Amacı;
EPB'nin 3.aşamasında AMB' nın faaliyetlerine başlayabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.APE, ayrıca üye ülkelerin uyguladıkları para politikaları arasındaki koordinasyonu sağlar ve üye ülkelerin merkez bankalarına önerilerde bulunur.
• Kamu sektörünün fınansmanını yasaklayan yasal düzenlemeler,
• Finans sektöründe kamu sektörü kuruluşlarına ayrıcalıklı yer
verilmemesini sağlayacak düzenlemeler,
• Üye ülkelerin kamu sektörü sorumluluklarının Birlik veya bir
başka üye ülke tarafından üstlenilmesini engelleyen düzenlemeler, gercekleştirilmiştir.
2Mayıs 1998 tarihli AB Konseyi (Avrupa Zirvesi)Toplantısı'nda,hangi üye ülkelerin Euro'ya geçebileceği yeterli çoğunluk oyuyla kararlaştırılmış ve 1 Haziran 1998 tarihi itibariyle Avrupa Merkez Bankası'nın kurulması . Bu Karar, ECOFIN ve Avrupa Komisyonu'nun Maastricht Anlaşması ve ilgili protokollerce belirlenen yakınlaşma kriterlerine üye ülkelerin uyum sürecini açıklayan raporlara dayanmıştır. Üçüncü aşamada belirlenen kriterlere uyum gösteremeyen ülkeler Euro alanının dışında kalacaktır. İngiltere ve Danimarka üçüncü aşamaya geçmeyeceklerini beyan etmişlerdir.
3. Üçüncü Aşama
EPB' in 1 Ocak 1999 tarihinde başlayacaktır.
Bu tarihle birlikte üye ülkelerin milli paralarının Euro'ya dönüşüm oranları geri dönülemez biçimde belirlenecektir.
Milli paralar başlangıçta dolaşımda kalmaya devam edecektir. Aynı zamanda 1 Euro = 1 ECU eşitliği sağlanarak Euro ECU' nün yerini alacaktır.
Tek para politikası uygulamasını desteklemek için sağlanması gereken finansal disiplin ile birlikte İstikrar ve Güven Paktı uygulamaya konulacaktır. Yeni döviz kuru mekanizması (DKM2) bu aşamanın başında uygulamaya girecek olan Euro ile milli paraları birbirine bağlayacaktır.
• Para birliğine katılan ülkeler devlet borçlarını Euro cinsinden ifade edeceklerdir.
• Üç yıllık geçiş döneminin başlaması ile birlikte, ülkelerin milli paraları Euro'nun alt bölümleri olacak ve bu ülkelerde Euro kullanılmaya başlayacaktır.
• Bankalar ise toptan bankacılık ve piyasa işlemlerinde 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren Euro kullanımına geçecektir.
• Bireysel bankacılık işlemlerinde 1 Ocak 2002 tarihinden sonra Euro kullanılacaktır.
• Kamu yönetiminde borç teminatları, 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren Euro ile ifade edilecektir.
• Birliğe üye ülkeler kararlaştırılan tarihte ödenmemiş borçlarını Euro' ya çevireceklerdir.
• Firmalar ise tek paraya ne zaman isterlerse geçebileceklerdir.
• Bireylerin Euro kullanımı 1 Ocak 2002 tarihinde Euro banknotlarının ve madeni paralarının milli paralarla değiştirilmesi ile birlikte gerçekleşecektir. 30 Haziran 2002 tarihine kadar Euro bütün üye ülkelerde yasal olarak tek ödeme aracı olacaktır.
Tablo 1: Milli Paraların ECU Değerleri ve Pariteler
1ECU = 1 Milli Para =
ATS 18.303 Avusturya Schilling 0.546371 ECU
BEF 413.455 Belçika Frank 0.024186 ECU
BUL 1997.81 Bulgaristan Leva 0.000501 ECU
CSR 6898.14 Rus Ruble 0.000145 ECU
CZK 371.531 Çek Koruna = 0.026916 ECU
DEM 200.513 Alman Mark : 0.498721 ECU
DKK 763.593 Danimarka Kronu = 0.130960 ECU
ESK 159.604 Estonya Kron : 0.062655 ECU
ESP 169.949 Ispanya Peseta = 0.005884 ECU
FIM 609.346 Finlandiya Markka : 0.164110 ECU
FRF 672.140 Fransız Frank = 0.148778 ECU
GBP 0.666178 Ingiliz Sterlin : 150.110 ECU
GRD 338.591 Yunanistan Drahmi = 0.002953 ECU
HUF 242.565 Macaristan Forint : 0.004123 ECU
IEP 0.796349 Irlanda Pound = 125.573 ECU
ITL 1975.70 Italya Lira : 0.000506 ECU
JPY 158.144 Japon Yen = 0.006323 ECU
LAL 0.665179 Litvanya Lat : 150.336 ECU
LIL 443.368 Lethonya Lita = 0.225546 ECU
LUF 413.455 Lüksemburg Frank : 0.024186 ECU
NLG 225.948 Hollanda Gulden = 0.442580 ECU
NOK 850.416 Norveç Kron : 0.117589 ECU
PTE 205.216 Portekiz Esküdo = 0.004873 ECU
ROL 9595.43 Romanya Leva : 0.000104 ECU
SEK 881.220 Isveç Krona = 0.113479 ECU
SLK 389.435 Slovakya Korana : 0.025678 ECU
SLT 187.271 Slovenya Tolar : 0.005340 ECU
SWF 168.663 Isviçre Frank = 0.592898 ECU
USD 110.799 ABD Dolar : 0.902537 ECU
YUD 1.193.811 Yugoslavya Yeni Dinar : 0.083765 ECU
AMB: Avrupa Merkez Bankası, AMBS: Avrupa Merkez Bankaları Sistemi, APE: Avrupa Para Enstitüsü
Tablo 2: Euro'ya Dönüşüm Oranları Belirlenirken Kullanılan Tektaraflı Merkezi Oranlar
Milli Paralar Milli Paraların ECU Sepeti içindeki Miktarı (a) 31Arahk 1997'de Dolar Kuru (b) C=a:b ECU Merkezi Kurları D=(USD/E CU)*b
Alman Markı 0.6242 1.7898 0.3487541 1.97632
Belçika Frankı 3.301 36.92 0.0894095 40.7675
Lüksemburg Frangı 0.130 36.92 0.0035211 40.7675
Hollanda Florini 0.2198 2.0172 0.1089629 2.22742
Danimarka Kronu 0.1976 6.8175 0.0289842 7.52797
Yunan Drahmisi 1.44 282.59 0.0050957 312.039
Italyan Lireti 151.8 1758.75 0.0863113 1942.03
Ispanyol Pesetası 6.885 151.59 0.0454186 167.338
Portekiz Esküılosıı 1.393 183.06 0.0076095 202.137
Fransız Frangı 1.332 5.9881 0.2224412 6.61214
Ingiliz Strerlini 0.08784 1.6561 0.1454718 0.666755
Irlanda Sterlini 0.008552 1.4304 0.0122328 0.771961
Finlandiya Markkası 5.4222 5.98726
Avusturya Şilini 12.59 13.9020
Isveç Kronu 7.9082 8.73234
İECU (31.12.1997) 1.1042127* 1.1042128*
AMB: Avrupa Merkez Bankası, AMBS: Avrupa Merkez Bankaları Sistemi, APE: Avrupa Para Enstitüsü
V. PARA BİRLİĞİNİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI;
• Para birliğinin temel avantajları aşağıda sıralanmıştır:
1. Yabancı ülkenin para politikasının benimsenmemesi: Para birliğinin dolarizasyondan temel farkı para politikasının tamamen terk edilerek, yabancı bir ülkenin para politikasının benimsenmemesidir. Para birliğinde ilke olarak, tüm üye ülkeler para politikası oluşumunda oy hakkına sahiptir. Bu oy hakkı, birliğe üye ülkelerin para politikası kararlarını yakından etkilemesine olanak vermektedir.
2. Döviz işlemleri maliyetlerin düşmesi: Para birliği, ülkeler arasında döviz işlemleri ile ilgili maliyetlerin düşmesine neden olmaktadır. Dış ticaretle uğraşanlar ve seyahat edenler kendi ulusal paralarını, para birliği ülkelerinin parasına çevirmek için hiçbir işlem maliyeti ödememektedir. Bacchetta ve Van Wincoop (2002), ülkelerin para birliği kurması durumunda, yeni para biriminin uluslararası dolaşımda, bu paranın yerine kullanıldığı para birimlerinin toplamından daha sık kullanıldığını bulmuştur. Bu bulgu, para birliğinin uluslararası alanda işlem maliyeti tasarrufuna sebep olduğunu göstermektedir.
3. Faiz giderlerinin düşmesi: Gelişmekte olan ülkeler, para birliği sayesinde yurtiçi faiz oranlarını, aynı birliğe üye gelişmiş ülkelerin yurtiçi faiz oranlarına yakın bir hadde çekerek, faiz giderlerini kısabilirler. Faiz oranlarında olası düşüşün ana kaynağı yabancı para riskinin elimine edilmesidir. Para birliğinde kredi ve likidite riskinden kaynaklanan faiz oranı farkı tamamen ortadan kaldırılamasa bile minimize edebilmektedir.
4. Nominal döviz kuru riskinin minimize edilmesi: Para birliği, birliğe üye ülkeler arasındaki nominal döviz kuru riskini ortadan kaldırarak, birlik içerisinde dış ticaret önündeki belirsizliği minimize eder. Örneğin, Türkiye’nin yoğun ticaret ilişkileri olan Avrupa Birliği ile aynı para birliğine girmesi durumunda, Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri ile olan dış ticaretinin önündeki döviz kuru riski tamamen ortadan kalkar, bu durum ise Türkiye ile Avrupa Birliği ülkelerinin karşılıklı ticaretini teşvik eder. Frankel ve Rose (2000), yaklaşık 180 ülkenin 1970-1995 zaman serisi verilerini kullanarak, para birliğine üye ülkelerin kendi aralarında ticaret hacmi %300 oranında yükseldiğini ve dış ticarette (GSYİH oranı olarak) %1’lik bir artışın 20 yıl içerisinde ilgili ülkenin kişi başına milli gelirinde %1/3 oranında artışa neden olduğunu göstermiştir. Rose ve Engel (2000) ise para birliğinin üye ülkeler arasında entegrasyon düzeyini geliştirdiğini göstermiştir. Bu çalışmaların sonuçlarına paralel olarak, Glick ve Rose (2001), 217 ülkeye ait 1948-1997 zaman serisini analiz ederek, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda, para birliğini terk etmenin çift taraflı ticaret hacmini anlamlı ölçüde azalttığını göstermiştir. Rose ve Van Wincoop (2001) ise Avrupa Para Birliğinin, birliğe üye ülkeler arasındaki dış ticaret hacmini %50 oranında yükselteceğini istatistiksel yöntemlerle tahmin etmektedir.
5. Emisyon kazançlarının paylaşılması: Para birliğinin, dolarizasyon kur rejimine göreceli avantajı emisyon kazançlarının göreceli büyüklüğe göre paylaşılabilmesidir. Dolarizasyon kur rejiminde, ülke emisyon kazançlarından tamamen mahrum kalmaktadır.
• Para birliğinin iki temel sakıncasından bahsedilebilir:
1. Bağımsız para politikasının uygulanamaması: Para birliği, ülkenin bağımsız yurtiçi para politikası izlemesini olanaksızlaştırır. Bu durum ise talep şoklarını idare etmeyi ve ülkenin enflasyon oranını etkilemeyi oldukça zorlaştırıyor. Eğer para birliği ülkeleri optimum kur alanı oluşturmuyorsa, konjonktürel dalgalanmaların etkisini tüm ülkeler için bertaraf etmek oldukça zorlaşıyor. Örneğin, Avrupa Birliğine bazı ülke ekonomilerinin (örneğin, İrlanda) son yıllarda aşırı ısınması, diğer ülke ekonomilerinin (örneğin, Almanya) ise durgunluğa girmesi Avrupa Birliği içerisinde farklı para politikalarının uygulanması gereğini ortaya çıkarmıştır. Böyle durumlarda, para birliği ülkelerinin çoğunluğunun çıkarına uygun para politikası izlenmesi, küçük ülkelerin ekonomik çıkarlarının zedelenmesine yol açmakta, konjonktürel dalgalanmalar ile baş edebilmek için maliye politikalarının daha aktif kullanılmasını gerektirmektedir.
2. Rekabetçi devalüasyonların engellenmesi: Para birliğine girilmesi, özellikle gelişmekte olan ülkelerin, rekabetçi devalüasyonlara gitmesini engellemektedir. Rekabetçi devalüasyonlar ülkenin rekabet gücünü kuvvetlendirdiğinden, para birliğinin gelişmekte olan ülkelerin elinden bu silahı alması, kısa dönemde, gelişmekte olan ülkelerin kendi dış ticaretlerini olumlu yönde etkileme olanağından yoksun bırakmaktadır.
VI. AVRUPA PARA BIRIMI EURO'NUN GELECEGI
TURKİYE’YE ETKİSİ:
Parasal Birliğin en önemli etkisi, Avrupa Birliği ile 1996 yılında gümrük birliği oluşturan ve toplam dış ticaret hacmi içinde AB ülkeleri ile 2000 yılında ihracatının %52.3'ünü, ithalatının ise % 48.4'ünü gerçekleştiren Türkiye'nin dış ticareti alanında görülecektir. Döviz kuru farklarının ortadan kalkması sonucu, ülkeler arasında fiyat farklılaşması kalmayacağından Türkiye'nin, alım gücü yüksek Avrupa Birliği'ne ihracatı artacaktır. Aynı şekilde, para ve maliye politikalarında uyum sağlanması neticesinde, faiz oranları üzerindeki yüksek primin düşmesiyle Avrupa Birliği'nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının artması sonucu oluşacak gelir etkisi, Türk firmalarının gümrük birliği ve pazara yakın olma avantajlarıyla birleşerek, pazar paylarını artırma imkanı sağlayabilecektir. Diğer taraftan, fiyat şeffaflığının sonucu olarak, fiyatların izlenmesi kolaylaşacak, ortak pazarın daha etkin çalışması sağlanacak ve rekabet artacaktır. Bu bağlamda, toplam sanayi ticaretinin %68'ini kendi içinde gerçekleştiren Avrupa Birliği'nin daha da içine kapanması ve firmaların birleşme yoluna gitmesi durumunda,rekabet daha da şiddetlenecektir. Sektörlerde rekabetin artması ve yatırım maliyetlerinin azalması Türk ihraç ürünlerinin de fiyatını düşürecektir. Türk firmalarının rekabet güçlerini artırmak için ücret, vergi, piyasa düzenlemeleri gibi alanlarda verimlilik artırıcı yapısal reformlara hız vermeleri, pazar paylarını koruma yolunda Avrupalı firmalar ile ortaklık kurmaları veya birleşmeleri, Euro alanında oluşacak ihtisaslaşma karşısında da ihtisaslaşma stratejileri izlemeleri gerekecektir. Aksi halde, fiyat şeffaflığı sonucunda tüketim ve yatırım mallarının fiyatlarının düşmesiyle,Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden ithalatı artabilecektir.
Euro'nun uluslararası piyasalarda kabul görmesi, Türkiye'nin ihracat gelirlerini artırırken ithalat giderlerini olumsuz etkiyecektir. Ancak, bu etki ters şekilde de cereyan edebilir. Etkinin hangi yönde olacağının temel belirleyicisi "Euro'nun uluslararası bir para birimi" niteliğine sahip olmasına bağlı olacaktır.
Bir paranın uluslararası para birimi olması, ticari mali işlemlerin bu para üzerinden yapılmasına (ödemelere aracılık etme fonksiyonu), paranın rezerv, yatırım ya da ihtiyati olarak tutulmasına (değer saklama fonksiyonu), döviz paritesinin belirlenmesinde, ticari malların faturalanmasında, fiyatlandırılmasında ve mali varlıkların değerlendirilmesinde (değer ölçüsü fonksiyonu) kullanılmasına bağlıdır.
2000 yılında ihracatının %52.3'ünü Avrupa Birliği'ne yapan Türkiye, ihracat gelirlerinin %40'ını (1996) AB ülkeleri para birimleri ve Euro'dan elde etmiştir. Aynı yıl içerisinde ihracatının %11.4'ünü Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) yapan Türkiye'nin ihracat gelirinin içindeki ABD Doları'nın payı %57 (1996) olmuştur. 2002 yılından itibaren Euro'nun tedavüle çıkması ile birlikte, Türkiye dış ticaretinde önemli bir yere sahip Avrupa Birliği ülkeleriyle olan ticari ve mali ilişkilerinde, Euro'ya daha fazla yer verecektir. Ancak, AB ülkeleri ile ulusal paralar üzerinden yapılan anlaşmalar 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren otomatikman Euro'ya geçerken, diğer anlaşmaların şartlarının aynen korunuyor olması nedeniyle bunun gerçekleşmesi zaman alacaktır.
Ancak, ticari ve mali ilişkilerde Euro'nun tercih edilmesi yine "Euro'nun güçlü" olmasına bağlı olacaktır. Ayrıca, üçüncü ülkelerle ABD Doları üzerinden yapılan ticaretin bir kısmının Euro'ya dönmesi halinde Euro'nun dış ticaret ağırlığı artabilecektir.
2000 yılında dış borç stokumuzun %55'i ABD Doları, %19'u Alman Markı ve %12'si ECU/Euro'dan oluşmaktadır. Avrupa Birliği'nin toplam ticaretimiz içindeki payı ile dış borçlarımızın döviz kompozisyonu karşılaştırıldığında, ABD Doları'nın ağırlığının Alman Markı ve ECU/Euro'ya göre fazla olması dikkat çekicidir. Diğer taraftan, dış borç stokumuz içinde Alman Markı ve ECU/Euro'nun ağırlığının ABD Doları'na yakın olması Euro cinsinden yükümlülüklerimizin ağırlığını göstermektedir. Dış borç stoku verilerinden hareketle ve Türkiye'nin dış ticaret geliri içinde ABD Doları'nın ağırlığı göz önüne alınarak, Türkiye'nin borç kompozisyonunda ABD Doları ve Euro'nun ağırlığının sürdürülmesinde fayda vardır. Ancak, bu tablo, Euro'nun uluslararası piyasalarda iyice kabul görmesi ve muhafazakar yatırımcıların yüksek getirili Euro tahvillerine yönelmeleri sonucunda Euro'ya doğru bir talep şeklinde değişebilecektir. Mali piyasalarda serbestleşme, kur riskinin ortadan kalkması, piyasaların entegrasyonu ve düşük faiz oranları Euro'ya olan talebi artıracaktır. Aynı şekilde, Avrupa finans piyasalarında kredi maliyetlerinin düşmesi, artan esneklik ve derinlik büyük yatırımcıların yanında, borçlanmak isteyenlere de uygun ortamı sağlayacaktır. Yine de, Türkiye'nin kur riskinden korunabilmesi için Euro'nun uluslararası piyasalardaki seyrinin yakından takip edilerek, en azından belli bir dönem daha borç kompozisyonumuzdaki ABD Doları ve Euro'nun ağırlığını korumasında fayda görülmektedir.
Parasal birlik ile sağlanan mali entegrasyon ve şeffaflık ile birlikte oluşan rekabet, Avrupa finans piyasalarının etkinliğini artırmış, finans piyasasından kredi talep edenlerin yanı sıra yatırımcılar için de daha fazla yatırım ve finansman imkanı yaratılmıştır. Türk bankacılık sektörünün Avrupa Birliği'ne adaptasyonunu teminen esnek bir yapıya kavuşturulmasına yönelik olarak yapısal reformlara hız verilmesi, işletme sürecinde modernleşme sağlanması ve Avrupa ile rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.
Bankacılık sektörünün toplam yabancı para aktiflerinin %62'sini ABD Doları, %19'unu Alman Markı, pasiflerinin de %61'ini ABD Doları, %23'ünü Alman Markı oluşturmaktadır. Bu sepet kompozisyonuna sahip bankacılık sektörünün, Euro cinsinden "kısa" ve ABD Doları cinsinden "uzun" dönem pozisyona sahip olması durumunda Euro'nun değer kazanmasıyla kambiyo zararı artacak, tersi söz konusu olduğunda ise karı artacaktır.
Ülkelerin parasal birliğe katılabilmeleri için enflasyon, faiz oranı, bütçe açığı, kamu borcu ve döviz kuru istikrarı konularında belli kriterleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Kısaca Maastricht kriterleri olarak adlandırılan söz konusu makro-ekonomik yakınlaşma kriterleri ile ülkeler belli bir ekonomik istikrarı sağlamış oldular. Üye ülkeler parasal birlik sonrasında, "İstikrar ve Büyüme Paktı" ile maliye politikalarının birbiriyle uyumunu sağlayarak, parasal birliğin uyum içinde işlemesini garanti altına almışlardır.
1999 Helsinki Zirvesi ile tam üyelik yolu açılan Türkiye parasal birlik için sağlaması gereken Maastricht Kriterleri'ni yerine getirme yönünde ekonomi politikalarını şekillendirmek zorundadır. Euro, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile mal, hizmet, para ve sermaye piyasalarının entegrasyonunu sağlaması bakımından itici bir güç olacaktır. Tek paranın kullanılmaya başlanması; kur risklerinin ortadan kalkması, yatırım için daha istikrarlı bir ortam oluşması ve rekabetin artması sağlarken, Türk firmalarına sermaye piyasalarından daha uygun şartlarda finansman elde etme imkanını tanıyacak ve Türkiye'nin etkin bir döviz kuru politikası izlemesini sağlayacaktır. Etkin bir döviz kuru politikası, sağlıklı fiyatların takibini, uzun dönemli dış ticaret ve yatırım planları yapma imkanını getirecektir. Maastricht kriterleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olma yolunda atılacak en önemli adımlarından biri olan, rekabetçi bir ekonominin ortaya çıkmasına da katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak, Euro alanıyla entegrasyon sağlamış olan Türkiye'nin, kuvvetli bir Euro ile uluslararası ticaret, sermaye hareketleri, dış borçlanma alanlarında ekonomisine önemli faydalar sağlayacağı açıktır. Bu faydayı azami düzeye çıkarabilmek için Türkiye'nin, Euro alanında oluşacak istikrarlı ortama uyum sağlamak üzere, Maastricht kriterlerini karşılayacak tedbirleri alması yerinde olacaktır.
EURO’NUN ETKİLERİ
*Parasal Birliğe geçiş ile birlikte AB içi ticarette döviz kurları ortadan kalkacaktır. Böylece tek para ile birlikte bölge ülkelerinin tek bir döviz kuru olacaktır.
* Benzer ürünlerde AB ülkeleri arasındaki bölgesel fiyat farklılaşmaları gerileyecektir. Hatta bazı sektörlerde tamamen ortadan kalkması beklenmektedir.
* Tek para ile AB içinde fiyatların şeffaflaşması, fiyat karşılaştırmalarını mümkün hale getirecektir.
* Tek pazar içinde rekabetin artması ile fiyatlar en düşük denge noktasında belirlenebilecektir.
* Mali piyasaların entegrasyonu sonucu faiz hadlerinin düşmesi beklenebilir.
* Faiz hadlerinin düşmesi borçlanma imkanlarını kolaylaştırarak, finansman maliyetlerini azaltabilir.
* AB içi ticarette yoğunlaşan sektörlerde işlem maliyetlerinde sağlanacak tasarruf ve kur riskleri azalacaktır. AB dışı ticaretin yoğun olduğu sektörlerde ise Euro’nun uluslararası ödeme aracı hesap birimi olarak devreye girmesine ve Euro/Dolar paritesine bağlı olarak ortaya çıkabilecek tasarruflar, AB içinde fiyatlar ve rekabet gücü üzerinde etkili olabilecektir.
* Tek pazarın tamamlanmasını takiben, AB içi ticaret AB dışına yapılan ticaretten daha hızlı yükselmiştir. Artışın devamı beklenebilir.
* Topluluk içi doğrudan sermaye yatırımların yükselişinin devamı beklenebilir.
* Rekabetin doğurduğu üye ülkelerarası şirket birleşmelerinde artışın devamı beklenebilir.
* Üye ülkeler arasında faiz oranları ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların ortadan kaldırılması, ticaret ve yatırım kararlarının alınmasını kolaylaştıracaktır.
* Üye ülkeler arasında döviz kuru riskinin ortadan kalkması, daha şeffaf ve öngörülebilir dış rekabet ortamının oluşturulması üçüncü ülkelerin uzun dönemde karşılaştırılmalı üstünlüklerini ortaya çıkarabilmeleri için uygun ortam yaratabilecektir.
* Bölge içinde ikili döviz kurlarının geri dönülmez bir şekilde sabitleştirilmesi Euro ülkelerinin devalüasyon yoluyla dış rekabete karşı korunma ya da rekabetçi fiyat avantajı sağlama imkanlarını ortadan kaldırmış olacaktır.
* Endüstrilerin bölgesel yoğunlaşması beklenebilir
* Euro’nun yürürlüğe girmesi ile bölge ülkeleri ile ticaret yapan firmaların ithalat vergileri, ihracat fiyatlandırması ve ödemelerin gerçekleştirilmesi üzerinde operasyonel etkileri ortaya çıkacaktır. Bu operasyonel etkiler, muhasebe sistemlerinin gözden geçirilmesine ve yenilenmesine kadar uzayabilecektir.
* 2002 yılına kadar sürecek geçiş dönemi boyunca, AB içinde şirketlerin muhasebe kayıtlarını Euro cinsinden tutmaları için bir zorunluluk bulunmamaktadır. Geçiş sürecinin sona erdiği bu tarihten itibaren, Avrupa’da faaliyet gösteren şirketlerin muhasebe kayıtları Euro cinsinden tutulacaktır. Bu durum, çeşitli döviz cinsleri üzerinden kayıt tutulması zorunluluğunu ortadan kaldıracağı için, şirketlerin maliyet hesaplarında ve muhasebe kayıtlarında şeffaflık ve kolaylık sağlayacaktır.
* Euro kullanımına geçiş ile kur riski ve döviz kuru farklılıklarından kaynaklanan maliyetler ve belirsizlik ortadan kalkacağı için özellikle birden fazla üye ülke parası ile bir arada işlemlerini yürütmek zorunda olan firmalar açısından bir tasarruf sağlanmış olacaktır. Bu durum bölge ile ticaretimizi kolaylaştırıcı bir etki yaratacaktır.
* Euro bölgesi içerisinde ekonomik etkinliğin artması sonucu büyümenin hızlanması beklenmektedir. Bu durum, özellikle Türkiye gibi bölge ile Gümrük Birliği çerçevesinde tercihli düzenlemeleri olan ve yüksek ticaret hacmine sahip ülkeler açısından ticareti artırıcı etki doğurabilecektir. Bunlara ilave olarak, bölge içinde fiyatların şeffaflaşması ve rekabetçi devalüasyon tehdidinin azalması dış ticaretimiz açısından avantaj sağlayacaktır.
* Türkiye’den para Birliği ülkelerine yönelik olarak ihraç fiyatlarının bölgelere göre farklılık göstermesi söz konusu olmayacağı için, firmalarımızın en geç 2002 yılı başına kadar tüm Avrupa Pazarı için Euro cinsinden tek bir fiyat stratejisi uygulamaları gerekebilecektir.
* Euro bölgesi içinde tek bir döviz kurunun ortaya çıkacak olması ve bu döviz kurunun da tek tek üye ülkelerin performansına bağlı olmak yerine genel olarak bölge ekonomisi temel alınarak belirlenecek olması, bölge içindeki döviz kuru dalgalanmalarının Türkiye’nin ihracat performansı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmış olacaktır.
* Türkiye’de bugüne kadar ihracata konu olan malların sevkiyatında basılan etiketlerin üzerine her ülkenin ulusal parası ile beraber Euro değeri de yazılıyordu. Ancak bundan sonra tek tip etiket olacaktır. Bunların üzerine o ülkenin ulusal para birimi de değil, sadece Euro değeri yazılacaktır.
* Euro’ya geçiş, Türkiye’de yastık altında tutulan Alman Markı’nın kayıt altına alınmasını sağlayacaktır.
SONUÇ
Avrupa Para Birliği’ne geçişle birlikte üye ülkelerin enflasyon ve faiz oranlarında ortaya çıkacak düşüşün yatırım ve tüketim harcamaları üzerinde olumlu bir etki yapması, Türk firmalarına artacak talebi karşılamak için yeni olanaklar sunmaktadır. Bu aşamada sektörlerin rekabet güçlerini arttırılması için sektörel bazda reformların ve düzenlemelerin yapılması gerekecektir. Ayrıca, bu bağlamda teşvik sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilecektir. Euro Alanı ülkelerinde üretimde etkinlik artışı olacağı, faktör verimliliğinin artacağı, birçok firmanın sektörel bazda uzmanlaşmaya gideceği kanısı hakimdir. Ayrıca, Avrupa’lı şirket birleşmelerinin hız kazanacağı, bunun neticesinde Avrupa’lı şirketlerin rekabet güçlerinin daha artacağı beklenmektedir. Dolayısıyla Türk firmalarının Euro Alanı’nda ortaya çıkabilecek üretimde ihtisaslaşma olasılığı karşısında belli ürünlerde ihtisaslaşmayı sağlayarak pazarda kendine kalıcı yer bulması gerekecektir.
Avrupa Birliği ile bütünleşme çabasında olan ve nihai hedefi tam üyelik olan Türkiye, Euro ile birlikte Avrupa’da oluşacak daha istikrarlı bir ekonomik yapı karşısında yapısal sorunlarını çözme ve makroekonomik istikrarı sağlama konularında üzerinde daha yüksek bir baskı hissedecektir. Bu noktada Türkiye’nin alması gereken en önemli tedbir makroekonomik istikrarın sağlanmasıdır. Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunları olan enflasyon ve bütçe açıkları, alınacak yapısal tedbirlerle Maastricht kriterlerine uyum sağlayacak seviyelere indirilmelidir. Ancak bu şartların yerine getirilmesi halinde, Türkiye Euro’nun ortaya çıkaracağı fırsatlardan faydalanma imkanına erişebilecektir.
GİRİŞ
Parasal Birlik, Birliği oluşturan ülkelerin büyüklükleri, global ekonomiye yüksek entegrasyon dereceleri ile dünya üretimi ve uluslararası ticarette paylarının yüksek olması nedeniyle dünya ekonomisini önemli ölçüde etkileyecektir. Fiyat istikrarının sağlanması ve Avrupa Birliği içinde ticaretin artırılması amacıyla oluşturulan parasal birlik; ticari ve ekonomik ilişkilerde, rekabette, sermaye piyasalarına güvende ve geçişlilikte artış yaratacak, faiz oranlarının birbirine yakınlaşmasını, muhasebe kayıtlarında ve ücretlerde şeffaflığı sağlayacak, büyümeyi pozitif yönde etkileyecek, uluslararası ilişkilerde güçlü ve istikrarlı bir para birimi olma niteliğine sahip Euro'nun giderek artan bir şekilde kullanılmasına paralel olarak, Türkiye ekonomisini yakından etkileyecektir.
I. PARA BİRLİĞİ KAVRAMI
Para birliği, döviz kurlarında birliğin sağlanmasını, sermaye hareketlerine konan tüm kısıtlamaların kaldırılmasını, üye ülkeler arasında konvertibilitenin gerçekleştirilmesini, konvertibilitenin korunacağı konusunda tam bir güvencenin sağlanmasını ve milli paraların birbirine çevrilmesinde her türlü banka giderlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Para birliğinin gerçekleştirilmesinde döviz kuru birliğinin sağlanmış olması birinci şarttır. Birlik içindeki milli paralar daralan ve giderek ortadan kalkan bir bant içinde sabit bir pariteyle birbirine bağlanır.
Para birliğinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için birlik içinde tam bir konvertibilitenin sağlanmış olması gerekir. Tam konvertibilite olmadan birlik içinde ortak döviz rezervleri fonu ve borç tasfiye sisteminin işlemesi mümkün değildir. Ayrıca, döviz kuru kısıtlamaları olmamalıdır. Birlik ülkelerden birinin veya birkaçının devamlı ödemeler bilançosu açığı vermesi ve bu açığın diğer üyeler tarafından finanse edilmesi, uzun dönemli bir çözüm değildir. Bilançoları denge-siz olan üyelerin bu dengesizlikleri giderebilmeleri için izlemiş oldukları para ve maliye politikaları arasında mutlaka bir koordinasyonun sağlanmış olması gerekir.
İkinci şart, Birlik içinde üye ülkelerden döviz rezervlerinin tamamının ortak bir rezerv fonunda toplanması, para birliği için diğer önemli bir şarttır. Bu fon, merkez bankası emrine tahsis edilerek, birliğe üye ülkelerin karşılaşabilecekleri geçici nitelikteki ödemeler bilançosu açıkları kapatılmış olur. Merkez bankası, birliğe üye ülkeler arasındaki kurların sabit tutulabilmesi için döviz piyasasına müdahale eder ve birlik parasının diğer paralara karşı serbestçe dalgalanmasını sağlar. Birlikte tek bir merkez bankası ve bu bankanın çıkaracağı tek bir ortak para birimi olacağı için, izlenecek para politikası ile ilgili kararlar bu bankaca alınır. Ülke merkez bankaları, birlik merkez bankasının şubeleri olarak faaliyet gösterir. Para politikası, yanında maliye politikasında da uyum sağlanır.
Para birliğinde ülkeler, kendi milli paraları arasındaki kurların dalgalanma marjını ortadan kaldırarak sabit kur sistemini uygular, buna karşılık birlik dışındaki paralara karşı milli paralarını dalgalanmaya bırakır. Bu bakımdan para birliğinin optimum para sahası ile yakın ilişkisi vardır. Bu yakın ilişkiye rağmen her iki kavram arasında fark vardır. Para sahasında sistem bir rezerv paraya dayanır. Para birliğinde ise bir ülkenin veya bu ülkenin parasının etkinliği yoktur. Para birliğine dahil olan ülkeler, birlik dışı ülkelere karşı esnek bir döviz kuru politikası izleyebileceği gibi, ortak bir dalgalanma politikasını da kabul edebilir. Birlik içinde sabit kur sistemi uygulandığı için ekonomik birleşme daha kolay sağlanır. Para birliğinin sonucunda döviz kuru birliği gerçekleştirilirse, hem cari ve hem de vadeli döviz kurları sabitleştirilir. Cari ve vadeli kurlardaki birliği, tam konvertibilite sağlar. Bu kurlar arasında, enflasyon hızları ve faiz oranları kadar farklılık olabilir. Böylece birlik içinde sermaye, faiz farkına göre serbestçe hareket eder ve dolayısıyla bu piyasalar da bütünleşmiş olur.
Para birliğinde son amaç,Tek bir para biriminin birlik içinde kullanılmasının sağlanmasıdır. Bu ise,sonuçta politik birleşmeye yol açar. Günümüzde AB ülkelerinin parasal birlik sağlama yolundaki çabalarını, politik birleşmeden soyutlamak mümkün değildir.
II. AVRUPA TOPLULUKLARINDA PARASAL BİRLİĞİN GELİŞiMİ
1959 Kasım ayında Jean Monnet başkanlığında toplanan Birleşik Avrupa İçin Eylem Komitesi (The Action Committee for the United States of Europe) tarafından hazırlanan Rapor'da, EPB'in ana hatları belirlenmiştir. Fakat o günkü şartlarda bu fıkirleri uygulamaya geçirmek mümkün olamamıştır. Konu sistematik olarak, 196O'lı yıllarda Schuman Planı hayata geçirilip gümrük birliğinin planlanandan önce tamamlanması ve ortak tarım politikasının başarılı olması üzerine yeniden ortaya atılmıştır. Avrupa Topluluklarında ekonomik ve parasal birlik yaratma konusundaki ilk ciddi girişim, 1-2 Aralık 1969 La Haye Zirve'sinde yapılmıştır. Zirve sonucunda altı ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanları, politik istek varolduğu sürece, Topluluk içinde aşamalı olarak bir ekonomik ve parasal birliğin gerçekleştirilmesi konusunda görüş birliğine varmışlardır. EPB'e yönelik olarak hazırlanan Werner Raporu ile devam eden gelişmeler, 1972 Paris Zirvesi'nde üye ülkelerin EPB'e ulaşma yolundaki politik irade beyanları ile somut bir aşamaya ulaşmıştır. Bu sonuçta, 1971 yılında ABD'nin doların altın konvertibilitesine son vermesi ile Bretton Woods Sisteminin çökmesinin önemli bir etkisi olmuştur.
28-29 Haziran 1988'de toplanan Hannover Zirvesi'nde, Toplulukta aşamalı olarak bir ekonomik ve parasal birlik oluşturulması hedefı benimsenmiş, bu amaç doğrultusunda Zirve, bir "Çalışma Komitesi" ne görev vermiştir. Komite, yaklaşık 9 ay süren çalışmalarını tamamlayarak "Avrupa Topluluğu'nda Ekonomik ve Parasal Birlik Kurma Konusunda Rapor" olarak bilinen Raporunu (Delors Raporu) yayınlamıştır. Bu Rapor, 26-27 Haziran 1989'da Madrid'te yapılacak Topluluk Zirvesi'nde görüşülmek amacıyla 17 Nisan 1989'da Zirve'nin Sekreteryasına iletilmiştir. 1970 yılında hazırlanan Werner Raporu'ndan sonra Delors Raporu, Avrupa'da ekonomik ve parasal birliğin gerçekleştirilmesine yönelik ikinci önemli teşebbüstür.
Delors Rapor'u, 26-27 Haziran 1989 Madrid Zirve'sinde görüşülerek onaylanmıştır. Böylece, EPB için ilk aşamanın 1 Temmuz 1990 tarihinde başlanması kararlaştırılmıştır. Zirve'de aynca, Komisyon'dan, Merkez Bankaları Guvernörler Komitesi ile Para Komitesi'nden ilk aşamanın 1 Temmuz 1990 tarihinde başlayabilmesi için gereken önlemleri almaları istenmiştir.Bundan sonraki aşamalarda yapılacak düzenlemelerin tartışılacağı bir "Hükümetlerarası Konferans"ın toplanması için hazırlık çalışmalarına başlanılması da kararlaştırılmıştır.
Madrid Zirvesi'nde İngiltere, Delors Raporunu, henüz gündemde olmayan politik birlik öngörmesi yüzünden kabul etmemiştir. İngiltere'nin itirazına rağmen Delors Raporu'ndaki aşamalardan ilkine geçilmiş ve bu konuda bir dizi kararlar alınmıştır. Bu ülkenin itirazı, bundan sonra ikinci ve üçüncü aşamalarda gerekli olacak kurumsal değişmeler konusunda engelleme yapabileceğini ortaya koymuştur.
8-9 Aralık 1989 tarihli Strasbourg Zirvesi'nde, İngiltere'nin karşı koymasına rağmen, Ekonomik ve Parasal Birliğin ikinci ve üçüncü aşamalarına geçişle ilgili hazırlıkları gerçekleştirecek Hükümetlerarası Konferans'ın, 14-15 Aralık 1990 tarihlerinde yapılması kararlaştırılmıştır.
Komisyon, Madrid ve Strasbourg Zirve'lerinden sonra, EPB'in Ekonomik Temelleri ile Fayda ve Maliyet Analizine ilişkin Raporu'nu, 20 Mart 1990 tarihinde Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi'ne sunmuştur. Çünkü bu iki Zirve'de Komisyon'dan 14-15 Aralık 1990 tarihinde yapılacak Hükümetlerarası Konferansta görüşülecek olan EPB'in ekonomik temelleri, fayda ve maliyet analizi kurumsal düzenlemesi konusunda çalışma yapması istenmiş idi. Komisyon Raporu, E. Guigou'nun başkanlığında hazırlanan Rapor'a ve İngiltere Maliye Bakanlığı'nın Kasım 1989 tarihli Guvernörler Komitesi ile Para Komitesi'nin görüşlerine dayanmıştır. Rapor, EPB'in son aşaması üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu aşamada; Toplulukta ortak bir para politikası izlenecek, buna uygun federatif bir organizasyona gidilecek, ekonomik politikaların yönetiminde daha sıkı işbirliği yapılacak ve muhtemel bir ortak para biriminin kullanımına geçilecektir.
Komisyon, EPB' in kurumsal yapısı ve idari düzenlemeler ile ilgili Rapor'u, 17 Mayıs 1990 tarihinde Dışişleri Bakanları Konseyi'ne iletmiştir. Rapor'un bu Konsey'e sunulmasının sebebi, 14-15 Aralık 1990 tarihinde başlayacak olan Hükümetler arası Konferans'ta EPB' in kurumsal yapısının, bütün üye ülkelerin onayı ile bir anlaşmada belirlenme zorunluluğudur. Delors Raporu'nda olduğu gibi Komisyon bu Raporu'nda da; AMB'nın, üye devletlerin otoritelerinden bağımsız olarak politik açıdan hesap verebilmesini, AMB ile Bakanlar Konseyi, Komisyon ve Parlamento arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini ve bu kurumlar arasındaki denge sorununu ele almıştır.
Rapor'a göre Topluluğun ekonomi politikasının temel hedefleri, fiyat istikrarı içinde büyüme, yüksek seviyede istihdam sağlama ile ödemeler dengesini gerçekleştirmektir. Ekonomi politikası, üye ülkelerin bu alanda izledikleri politikaların koordinasyonunu sağlamayı, rekabet ve yapısal politikalar gibi her üye ülkede farklı ortak politikaların koordinasyonunu kapsamaktadır. Döviz kuru politikalarının değişmez bir şekilde sabitleştirilmesi temeline dayanacak olan para politikasının ana hedefi ise, Topluluk içinde fiyat istikrarını sağlamak ve genel ekonomi politikasını desteklemektir.
Fiyat istikrarı için üye ülkeler, bütçe açıklarını para basarak kapatamayacaklar ve kendi bütçe politikalarından sorumlu olacaklardır. Bütçelerinin açık vermesi durumunda, sınırsız bir şekilde kamu borçlanmasına gidilmeyecektir. Ancak, istisnai olarak belirli durumlarda Topluluk seviyesinde mali yardım sağlanabilecektir. Ortak para politikasını belirlemesi ve yürütmesi için bir Avrupa Merkez Bankası (EuroFed) kurulacaktır.
Topluluk ve üye ülkelerde, kısa ve orta vadeli ekonomik gelişmelerin genel bir değerlendirmesi, Topluluk seviyesinde düzenli bir şekilde yapılacaktır. Böylece izlenen ekonomi politikalarında koordinasyon sağlanacaktır. Ayrıca, üye ülkeler aldıkları ekonomik önlemler konusunda birbirleri ve Komisyon ile devamlı danışmalarda bulunacaklardır. Uzun dönemli (üç yıllık) ekonomik politikaya yön verici ilkeler; Komisyon'un teklifi ve Parlamento'nun görüşü alındıktan sonra AT Konseyi'ne sunulacak ve Konsey'in onayı alınacaktır. Komisyon, Parlamento'ya yıllık rapor verecektir. Bu rapor çerçevesinde Konsey, elde edilen sonuçların değerlendirilmesini her yıl 30 Haziran tarihinden önce yapacaktır. Uzun dönemli yönlendirici ilkeler belirlenirken, aşağıda belirtilen dört noktaya özel önem verilecektir. Bunlar;
• Bütçe dengelerindeki değişmeler,
• Tasarruf ve yatırımlar,
• Ekonomik ve sosyal bütünlüğü sağlamak için Topluluk politikalarının uyumlaştırılması,
• İşçi ve işveren arasındaki sendika hürriyetini koruyarak üretim
maliyetlerinin kontrolüdür.
AB Konseyi'nce benimsenen uzun dönemli prensipler çerçevesinde Bakanlar Konseyi, Komisyon'un teklifi ve Parlamento'nun görüşünü aldıktan sonra nitelikli çoğunluk ile tavsiye kararlan alabilir. Komisyon, yıllık ve spesifik tavsiyelerin üyelerce uygulamaya konulmasını sağlar. Üye ülkelerden birinde, ekonomik durumu etkileyen ciddi güçlüklerin belirmesi durumunda Komisyon, Konsey'e, belli şartlar altında bu ülkeye Topluluk bütçesinden yardım yapılmasını veya Topluluğun kredi açmasını teklif ederse Konsey, nitelikli çoğunluk ile karar alır. Bakanlar Konseyi, Komisyon'un teklifi üzerine AMB' nin görüşünü de aldıktan sonra (nitelikli çoğunluk) Topluluğun döviz kuru politikasını belirleyebilir ve bu konuda gerekli kararlan alabilir. Konsey ayrıca, uluslararası kuruluşlarda Topluluk tarafından izlenecek politikaları belirler.
Topluluk Ekonomi ve Maliye Bakanların Konseyi, 12 Mart 1990 tarihli toplantısında, EPB' in gerçekleştirilmesine yönelik iki önemli karar almıştır. Bunlar; üye ülkelerin ekonomi politikaları ve sonuçlarının aşamalı olarak yakınlaştırılmasının sağlanması ile merkez bankaları arasındaki işbirliğinin arttırılmasıdır. Böylece, Madrid Zirvesi'nin ardından EPB' in 1 Temmuz 1990'da başlayan birinci aşaması ile ilgili hukuki ve ekonomik düzenlemeler oluşturulmuştur. Konsey'in aldığı ilk karar, ekonomik politikaların ve sonuçlarının aşamalı olarak yakınlaştırılmasının sağlanmasına yöneliktir. EPB' in birinci aşamasının başarıya ulaşmasında önemli bir faktör olarak ekonomik bütünleşmeyi sağlamak için Konsey çok taraflı gözetimde bulunacaktır. Bu gözetim, Topluluk içinde fiyat istikrarının sağlanması, denk bütçe, dış ödemeler dengesinin açık vermemesi ile rekabetçi serbest piyasaların sağlanmasına yönelik olacaktır.
Ekonomi ve Maliye Bakanlığı Konseyi, yılda en az iki defa Toplulukta ve üye ülkelerdeki ekonomik durumu, izlenen politikaların tutarlığını ve dışarıda meydana gelen değişikliklerden Topluluğunun etkileşimini inceleyecektir. Gözetim, kısa ve orta vadeli olarak ekonomik politikaların tamamını kapsayacaktır. Böylece, üye ülkelerin ortak prensipler konusunda taahhüde girmeleri sonucunda politikalar birbirine yaklaşacaktır. Çok taraflı gözetim; makro ve mikro ekonomi ile yapısal politikalara ağırlık verecek, Komisyon'un çalışmalarına dayanılarak Konsey tarafından belirlenecektir. Bütçe politikaları, milli bütçelerin milli meclislerden geçmesinden önce gerçekleştirilecektir. Bütçe açıklarının büyüklüğü ve finansmanı yanında, aşırı açıklan azaltmayı ve merkez bankası kaynaklarından beslenen finansmandan kaçınmayı öngörecektir. Böylece, Topluluğun bütçe politikalarına orta vadeli bir düzenleme getirilebilecektir.
Konsey'in çok taraflı gözetime ilişkin çalışmaları, uzman seviyesinde 12 üye ülke ile Komisyon'dan birer temsilciden oluşacak "Para Komitesi"nce hazırlanacaktır. Bu Komite ile Ekonomik Politika Komitesi'nin başkanları, Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi'ne, gözetim gündem maddesinde katılacaklardır. Topluluk içinde bir veya bir kaç üye ülkedeki ekonomik gelişmeler Topluluğun ekonomik istikrarını tehlikeye sokarsa Konsey, durumu inceleyecektir. Gerekirse, politika değişiklikleri için ilgili ülkelere tavsiyelerde bulunacaktır. Eğer dışarıdaki gelişmeler Topluluğun ekonomik istikrarını bozacak bir durumda olursa, yetkili Topluluk organlarına gerekli önlemlerin alınması için girişim yapılacaktır.
Ekonomik ve Parasal Birlik, 9-10 Aralık 1991 tarihlerinde Hollanda'nın Maastricht şehrinde toplanan AT Zirve'sinde üzerinde anlaşılan Avrupa Birliği Antlaşması'nın (Maastricht Antlaşması) daha sonra Edinburg Zirvesi'nde (11 - 12 Aralık 1992) yeniden ele alınıp düzenlenen metninin, 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girmesiyle gerçekleşme aşamasına girmiştir.
Amsterdam Zirvesi'nde (16 Haziran 1997) alınan Karar'da Konsey, Komisyon, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Para Enstitüsü'nün 1 Ocak 1999'dan sonra EPB' in başlaması ile EPB' in uygulaması ile ilgili olarak üye devletler ile Komisyon ve Konsey'in kesin taahhütlerini ortaya koyan bir ilke kararı benimsenmiştir. Almanya'nın ağırlığıyla EPB içerisindeki bütçe disiplinini güvence altına alacak olan İstikrar ve Güven Paktı'nı oluşturan iki Tüzük benimsenmiştir. Bu Tüzükler aynı zamanda Euro alanında yer almayacak olan üye devletlerin yükümlülüklerini de kapsamaktadır. Zirve'nin benimsediği ilke kararında, yeni döviz Kuru Mekanizması'nın DKM2 (New Exchange Mechanism-ERM 2) 1 Ocak 1999'dan itibaren oluşturulacak olan ilkeleri ve temel unsurları ortaya konulmuştur.
Zirve'nin benimsediği ilke kararında, yeni döviz Kuru Mekanizması'nın DKM2 (New Exchange Mechanism-ERM 2) 1 Ocak 1999'dan itibaren oluşturulacak olan ilkeleri ve temel unsurları ortaya konulmuştur.
III. EKONOMİK VE PARASAL BİRLİK İÇİN MAASTRİCHT YAKINLAŞMA KRİTERLERİ
EPB'in son aşamasına geçiş öncesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilmesi amacıyla bazı makro büyüklükler açısından yakınlaşma kriterleri belirlenmiştir. Bu kriterler aşağıda özetlenmiştir.
• Fiyat İstikran: üye ülkelerde 12 aylık enflasyon oranının (tüketici fiyatları bazında) en iyi performans gösteren üç üye ülke ortalamasından en fazla % 1.5lik bir sapma göstermelidir.
• Hükümetlerin finansal Durumda İstikrar: Normal şartlarda ülkelerin bütçe açıklarının GSYİH' ya oranı % 3 den fazla olmamalıdır. Kamu borçlarının GSYİH' ya oranı ise % 60 ı geçmemelidir.
• Ülke Parasının Dalgalanma Marjları İçerisinde Kalması: APS'de DKM ile belirlenen normal dalgalanma marjı içerisinde ülke parasının yer alması gerekir. Üye ülke herhangi bir spekülatif saldırı sonucunda, tek taraflı olarak parasını devalüe etmemelidir.
• Faiz Oranları: 12 aylık dönem içerisinde üye ülkelerde uzun dönem faiz oranı, fiyat istikrarı bakımından en iyi performans gösteren üç üye ülkenin ortalamasından en fazla % 2 lik bir sapma göstermelidir.
Böylece tüm Topluluk üyelerinin, yıllardan beri disiplinli maliye ve para politikaları uygulayarak, uzun vadeli fiyat istikrarını sağlamış olan Almanya'nın standartlarına uyum sağlamaları amaçlanmıştır. Üye ülkeler para ve maliye politikalarını belirlerken, Topluluk normlarına uyum sağlama hedefini gözetmek durumunda kalacaklardır. Üye ülkelere, yukarıda sayılan şartları yerine getirmedikleri takdirde, nitelikli çoğunluk ile Antlaşma' da öngörülen dört yaptırımdan biri veya hepsi uygulanacaktır. Bu yaptırımlar;
• Üye ülkelerin bonolarının sağlıksız olduğu yolunda bir bildiri
yayınlanması,
• Avrupa Yatırım Bankası'nın (AYB) ilgili ülkeye borç vermemesi,
• AT'e faizsiz depozito yatırılması zorunluluğu,
• Para cezası şeklindedir.
IV. AVRUPA BİRLİĞİNDE EKONOMİK VE PARASAL BİRLİĞİN GERÇEKLEŞME AŞAMALARI
Maastricht Antlaşması ile EPB hedefı belirlenmiş ancak Birliğin nasıl gerçekleşeceği konusunda bir bilgi verilmemiştir. Bu amaçla oluşturulan Teknik Komite'nin Raporu, 15-16 Aralık 1995 Madrid Zirvesi'nde onaylanarak uygulamaya konulmuştur. Tek para biriminin adının Euro olarak belirlenmesi karan da bu toplantıda verilmiştir. Bu aşamaların gelişimi ve aşamalan aşağıdaki gibidir.
1. Birinci Aşama
Maastricht Antlaşması ile belirlenen bütün önlemler uygulanmıştır. AB içerisinde ve AB ile üçüncü ülkeler arasında sermayenin serbest dolaşımını engelleyen bütün uygulamalar kaldırılmıştır.
AB ve üye ülkelerce ekonomik yakınlaşma kriterlerine uyum için gereken çaba gösterilmiş, bütçe açıklan ve enflasyon üzerine birkaç yıllık programlar hazırlanmıştır.
Üye devletlerde sürdürülebilir düşük enflasyon ve devlet borçları ile döviz kuru istikrarını amaçlamaktadır.
2. İkinci Aşama
1 Ocak 1994 tarihinde başlamıştır ve 31 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir.
Euro'nun tek para olarak kullanılması sürecine uyum amaçlamıştır.
Avrupa Para Enstitüsü'nün (APE) kurulmasıdır. APE,Avrupa Merkez Bankası'nın (AMB) ön kuruluşudur.Amacı;
EPB'nin 3.aşamasında AMB' nın faaliyetlerine başlayabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.APE, ayrıca üye ülkelerin uyguladıkları para politikaları arasındaki koordinasyonu sağlar ve üye ülkelerin merkez bankalarına önerilerde bulunur.
• Kamu sektörünün fınansmanını yasaklayan yasal düzenlemeler,
• Finans sektöründe kamu sektörü kuruluşlarına ayrıcalıklı yer
verilmemesini sağlayacak düzenlemeler,
• Üye ülkelerin kamu sektörü sorumluluklarının Birlik veya bir
başka üye ülke tarafından üstlenilmesini engelleyen düzenlemeler, gercekleştirilmiştir.
2Mayıs 1998 tarihli AB Konseyi (Avrupa Zirvesi)Toplantısı'nda,hangi üye ülkelerin Euro'ya geçebileceği yeterli çoğunluk oyuyla kararlaştırılmış ve 1 Haziran 1998 tarihi itibariyle Avrupa Merkez Bankası'nın kurulması . Bu Karar, ECOFIN ve Avrupa Komisyonu'nun Maastricht Anlaşması ve ilgili protokollerce belirlenen yakınlaşma kriterlerine üye ülkelerin uyum sürecini açıklayan raporlara dayanmıştır. Üçüncü aşamada belirlenen kriterlere uyum gösteremeyen ülkeler Euro alanının dışında kalacaktır. İngiltere ve Danimarka üçüncü aşamaya geçmeyeceklerini beyan etmişlerdir.
3. Üçüncü Aşama
EPB' in 1 Ocak 1999 tarihinde başlayacaktır.
Bu tarihle birlikte üye ülkelerin milli paralarının Euro'ya dönüşüm oranları geri dönülemez biçimde belirlenecektir.
Milli paralar başlangıçta dolaşımda kalmaya devam edecektir. Aynı zamanda 1 Euro = 1 ECU eşitliği sağlanarak Euro ECU' nün yerini alacaktır.
Tek para politikası uygulamasını desteklemek için sağlanması gereken finansal disiplin ile birlikte İstikrar ve Güven Paktı uygulamaya konulacaktır. Yeni döviz kuru mekanizması (DKM2) bu aşamanın başında uygulamaya girecek olan Euro ile milli paraları birbirine bağlayacaktır.
• Para birliğine katılan ülkeler devlet borçlarını Euro cinsinden ifade edeceklerdir.
• Üç yıllık geçiş döneminin başlaması ile birlikte, ülkelerin milli paraları Euro'nun alt bölümleri olacak ve bu ülkelerde Euro kullanılmaya başlayacaktır.
• Bankalar ise toptan bankacılık ve piyasa işlemlerinde 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren Euro kullanımına geçecektir.
• Bireysel bankacılık işlemlerinde 1 Ocak 2002 tarihinden sonra Euro kullanılacaktır.
• Kamu yönetiminde borç teminatları, 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren Euro ile ifade edilecektir.
• Birliğe üye ülkeler kararlaştırılan tarihte ödenmemiş borçlarını Euro' ya çevireceklerdir.
• Firmalar ise tek paraya ne zaman isterlerse geçebileceklerdir.
• Bireylerin Euro kullanımı 1 Ocak 2002 tarihinde Euro banknotlarının ve madeni paralarının milli paralarla değiştirilmesi ile birlikte gerçekleşecektir. 30 Haziran 2002 tarihine kadar Euro bütün üye ülkelerde yasal olarak tek ödeme aracı olacaktır.
Tablo 1: Milli Paraların ECU Değerleri ve Pariteler
1ECU = 1 Milli Para =
ATS 18.303 Avusturya Schilling 0.546371 ECU
BEF 413.455 Belçika Frank 0.024186 ECU
BUL 1997.81 Bulgaristan Leva 0.000501 ECU
CSR 6898.14 Rus Ruble 0.000145 ECU
CZK 371.531 Çek Koruna = 0.026916 ECU
DEM 200.513 Alman Mark : 0.498721 ECU
DKK 763.593 Danimarka Kronu = 0.130960 ECU
ESK 159.604 Estonya Kron : 0.062655 ECU
ESP 169.949 Ispanya Peseta = 0.005884 ECU
FIM 609.346 Finlandiya Markka : 0.164110 ECU
FRF 672.140 Fransız Frank = 0.148778 ECU
GBP 0.666178 Ingiliz Sterlin : 150.110 ECU
GRD 338.591 Yunanistan Drahmi = 0.002953 ECU
HUF 242.565 Macaristan Forint : 0.004123 ECU
IEP 0.796349 Irlanda Pound = 125.573 ECU
ITL 1975.70 Italya Lira : 0.000506 ECU
JPY 158.144 Japon Yen = 0.006323 ECU
LAL 0.665179 Litvanya Lat : 150.336 ECU
LIL 443.368 Lethonya Lita = 0.225546 ECU
LUF 413.455 Lüksemburg Frank : 0.024186 ECU
NLG 225.948 Hollanda Gulden = 0.442580 ECU
NOK 850.416 Norveç Kron : 0.117589 ECU
PTE 205.216 Portekiz Esküdo = 0.004873 ECU
ROL 9595.43 Romanya Leva : 0.000104 ECU
SEK 881.220 Isveç Krona = 0.113479 ECU
SLK 389.435 Slovakya Korana : 0.025678 ECU
SLT 187.271 Slovenya Tolar : 0.005340 ECU
SWF 168.663 Isviçre Frank = 0.592898 ECU
USD 110.799 ABD Dolar : 0.902537 ECU
YUD 1.193.811 Yugoslavya Yeni Dinar : 0.083765 ECU
AMB: Avrupa Merkez Bankası, AMBS: Avrupa Merkez Bankaları Sistemi, APE: Avrupa Para Enstitüsü
Tablo 2: Euro'ya Dönüşüm Oranları Belirlenirken Kullanılan Tektaraflı Merkezi Oranlar
Milli Paralar Milli Paraların ECU Sepeti içindeki Miktarı (a) 31Arahk 1997'de Dolar Kuru (b) C=a:b ECU Merkezi Kurları D=(USD/E CU)*b
Alman Markı 0.6242 1.7898 0.3487541 1.97632
Belçika Frankı 3.301 36.92 0.0894095 40.7675
Lüksemburg Frangı 0.130 36.92 0.0035211 40.7675
Hollanda Florini 0.2198 2.0172 0.1089629 2.22742
Danimarka Kronu 0.1976 6.8175 0.0289842 7.52797
Yunan Drahmisi 1.44 282.59 0.0050957 312.039
Italyan Lireti 151.8 1758.75 0.0863113 1942.03
Ispanyol Pesetası 6.885 151.59 0.0454186 167.338
Portekiz Esküılosıı 1.393 183.06 0.0076095 202.137
Fransız Frangı 1.332 5.9881 0.2224412 6.61214
Ingiliz Strerlini 0.08784 1.6561 0.1454718 0.666755
Irlanda Sterlini 0.008552 1.4304 0.0122328 0.771961
Finlandiya Markkası 5.4222 5.98726
Avusturya Şilini 12.59 13.9020
Isveç Kronu 7.9082 8.73234
İECU (31.12.1997) 1.1042127* 1.1042128*
AMB: Avrupa Merkez Bankası, AMBS: Avrupa Merkez Bankaları Sistemi, APE: Avrupa Para Enstitüsü
V. PARA BİRLİĞİNİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI;
• Para birliğinin temel avantajları aşağıda sıralanmıştır:
1. Yabancı ülkenin para politikasının benimsenmemesi: Para birliğinin dolarizasyondan temel farkı para politikasının tamamen terk edilerek, yabancı bir ülkenin para politikasının benimsenmemesidir. Para birliğinde ilke olarak, tüm üye ülkeler para politikası oluşumunda oy hakkına sahiptir. Bu oy hakkı, birliğe üye ülkelerin para politikası kararlarını yakından etkilemesine olanak vermektedir.
2. Döviz işlemleri maliyetlerin düşmesi: Para birliği, ülkeler arasında döviz işlemleri ile ilgili maliyetlerin düşmesine neden olmaktadır. Dış ticaretle uğraşanlar ve seyahat edenler kendi ulusal paralarını, para birliği ülkelerinin parasına çevirmek için hiçbir işlem maliyeti ödememektedir. Bacchetta ve Van Wincoop (2002), ülkelerin para birliği kurması durumunda, yeni para biriminin uluslararası dolaşımda, bu paranın yerine kullanıldığı para birimlerinin toplamından daha sık kullanıldığını bulmuştur. Bu bulgu, para birliğinin uluslararası alanda işlem maliyeti tasarrufuna sebep olduğunu göstermektedir.
3. Faiz giderlerinin düşmesi: Gelişmekte olan ülkeler, para birliği sayesinde yurtiçi faiz oranlarını, aynı birliğe üye gelişmiş ülkelerin yurtiçi faiz oranlarına yakın bir hadde çekerek, faiz giderlerini kısabilirler. Faiz oranlarında olası düşüşün ana kaynağı yabancı para riskinin elimine edilmesidir. Para birliğinde kredi ve likidite riskinden kaynaklanan faiz oranı farkı tamamen ortadan kaldırılamasa bile minimize edebilmektedir.
4. Nominal döviz kuru riskinin minimize edilmesi: Para birliği, birliğe üye ülkeler arasındaki nominal döviz kuru riskini ortadan kaldırarak, birlik içerisinde dış ticaret önündeki belirsizliği minimize eder. Örneğin, Türkiye’nin yoğun ticaret ilişkileri olan Avrupa Birliği ile aynı para birliğine girmesi durumunda, Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri ile olan dış ticaretinin önündeki döviz kuru riski tamamen ortadan kalkar, bu durum ise Türkiye ile Avrupa Birliği ülkelerinin karşılıklı ticaretini teşvik eder. Frankel ve Rose (2000), yaklaşık 180 ülkenin 1970-1995 zaman serisi verilerini kullanarak, para birliğine üye ülkelerin kendi aralarında ticaret hacmi %300 oranında yükseldiğini ve dış ticarette (GSYİH oranı olarak) %1’lik bir artışın 20 yıl içerisinde ilgili ülkenin kişi başına milli gelirinde %1/3 oranında artışa neden olduğunu göstermiştir. Rose ve Engel (2000) ise para birliğinin üye ülkeler arasında entegrasyon düzeyini geliştirdiğini göstermiştir. Bu çalışmaların sonuçlarına paralel olarak, Glick ve Rose (2001), 217 ülkeye ait 1948-1997 zaman serisini analiz ederek, tüm diğer faktörler sabit tutulduğunda, para birliğini terk etmenin çift taraflı ticaret hacmini anlamlı ölçüde azalttığını göstermiştir. Rose ve Van Wincoop (2001) ise Avrupa Para Birliğinin, birliğe üye ülkeler arasındaki dış ticaret hacmini %50 oranında yükselteceğini istatistiksel yöntemlerle tahmin etmektedir.
5. Emisyon kazançlarının paylaşılması: Para birliğinin, dolarizasyon kur rejimine göreceli avantajı emisyon kazançlarının göreceli büyüklüğe göre paylaşılabilmesidir. Dolarizasyon kur rejiminde, ülke emisyon kazançlarından tamamen mahrum kalmaktadır.
• Para birliğinin iki temel sakıncasından bahsedilebilir:
1. Bağımsız para politikasının uygulanamaması: Para birliği, ülkenin bağımsız yurtiçi para politikası izlemesini olanaksızlaştırır. Bu durum ise talep şoklarını idare etmeyi ve ülkenin enflasyon oranını etkilemeyi oldukça zorlaştırıyor. Eğer para birliği ülkeleri optimum kur alanı oluşturmuyorsa, konjonktürel dalgalanmaların etkisini tüm ülkeler için bertaraf etmek oldukça zorlaşıyor. Örneğin, Avrupa Birliğine bazı ülke ekonomilerinin (örneğin, İrlanda) son yıllarda aşırı ısınması, diğer ülke ekonomilerinin (örneğin, Almanya) ise durgunluğa girmesi Avrupa Birliği içerisinde farklı para politikalarının uygulanması gereğini ortaya çıkarmıştır. Böyle durumlarda, para birliği ülkelerinin çoğunluğunun çıkarına uygun para politikası izlenmesi, küçük ülkelerin ekonomik çıkarlarının zedelenmesine yol açmakta, konjonktürel dalgalanmalar ile baş edebilmek için maliye politikalarının daha aktif kullanılmasını gerektirmektedir.
2. Rekabetçi devalüasyonların engellenmesi: Para birliğine girilmesi, özellikle gelişmekte olan ülkelerin, rekabetçi devalüasyonlara gitmesini engellemektedir. Rekabetçi devalüasyonlar ülkenin rekabet gücünü kuvvetlendirdiğinden, para birliğinin gelişmekte olan ülkelerin elinden bu silahı alması, kısa dönemde, gelişmekte olan ülkelerin kendi dış ticaretlerini olumlu yönde etkileme olanağından yoksun bırakmaktadır.
VI. AVRUPA PARA BIRIMI EURO'NUN GELECEGI
TURKİYE’YE ETKİSİ:
Parasal Birliğin en önemli etkisi, Avrupa Birliği ile 1996 yılında gümrük birliği oluşturan ve toplam dış ticaret hacmi içinde AB ülkeleri ile 2000 yılında ihracatının %52.3'ünü, ithalatının ise % 48.4'ünü gerçekleştiren Türkiye'nin dış ticareti alanında görülecektir. Döviz kuru farklarının ortadan kalkması sonucu, ülkeler arasında fiyat farklılaşması kalmayacağından Türkiye'nin, alım gücü yüksek Avrupa Birliği'ne ihracatı artacaktır. Aynı şekilde, para ve maliye politikalarında uyum sağlanması neticesinde, faiz oranları üzerindeki yüksek primin düşmesiyle Avrupa Birliği'nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının artması sonucu oluşacak gelir etkisi, Türk firmalarının gümrük birliği ve pazara yakın olma avantajlarıyla birleşerek, pazar paylarını artırma imkanı sağlayabilecektir. Diğer taraftan, fiyat şeffaflığının sonucu olarak, fiyatların izlenmesi kolaylaşacak, ortak pazarın daha etkin çalışması sağlanacak ve rekabet artacaktır. Bu bağlamda, toplam sanayi ticaretinin %68'ini kendi içinde gerçekleştiren Avrupa Birliği'nin daha da içine kapanması ve firmaların birleşme yoluna gitmesi durumunda,rekabet daha da şiddetlenecektir. Sektörlerde rekabetin artması ve yatırım maliyetlerinin azalması Türk ihraç ürünlerinin de fiyatını düşürecektir. Türk firmalarının rekabet güçlerini artırmak için ücret, vergi, piyasa düzenlemeleri gibi alanlarda verimlilik artırıcı yapısal reformlara hız vermeleri, pazar paylarını koruma yolunda Avrupalı firmalar ile ortaklık kurmaları veya birleşmeleri, Euro alanında oluşacak ihtisaslaşma karşısında da ihtisaslaşma stratejileri izlemeleri gerekecektir. Aksi halde, fiyat şeffaflığı sonucunda tüketim ve yatırım mallarının fiyatlarının düşmesiyle,Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden ithalatı artabilecektir.
Euro'nun uluslararası piyasalarda kabul görmesi, Türkiye'nin ihracat gelirlerini artırırken ithalat giderlerini olumsuz etkiyecektir. Ancak, bu etki ters şekilde de cereyan edebilir. Etkinin hangi yönde olacağının temel belirleyicisi "Euro'nun uluslararası bir para birimi" niteliğine sahip olmasına bağlı olacaktır.
Bir paranın uluslararası para birimi olması, ticari mali işlemlerin bu para üzerinden yapılmasına (ödemelere aracılık etme fonksiyonu), paranın rezerv, yatırım ya da ihtiyati olarak tutulmasına (değer saklama fonksiyonu), döviz paritesinin belirlenmesinde, ticari malların faturalanmasında, fiyatlandırılmasında ve mali varlıkların değerlendirilmesinde (değer ölçüsü fonksiyonu) kullanılmasına bağlıdır.
2000 yılında ihracatının %52.3'ünü Avrupa Birliği'ne yapan Türkiye, ihracat gelirlerinin %40'ını (1996) AB ülkeleri para birimleri ve Euro'dan elde etmiştir. Aynı yıl içerisinde ihracatının %11.4'ünü Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) yapan Türkiye'nin ihracat gelirinin içindeki ABD Doları'nın payı %57 (1996) olmuştur. 2002 yılından itibaren Euro'nun tedavüle çıkması ile birlikte, Türkiye dış ticaretinde önemli bir yere sahip Avrupa Birliği ülkeleriyle olan ticari ve mali ilişkilerinde, Euro'ya daha fazla yer verecektir. Ancak, AB ülkeleri ile ulusal paralar üzerinden yapılan anlaşmalar 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren otomatikman Euro'ya geçerken, diğer anlaşmaların şartlarının aynen korunuyor olması nedeniyle bunun gerçekleşmesi zaman alacaktır.
Ancak, ticari ve mali ilişkilerde Euro'nun tercih edilmesi yine "Euro'nun güçlü" olmasına bağlı olacaktır. Ayrıca, üçüncü ülkelerle ABD Doları üzerinden yapılan ticaretin bir kısmının Euro'ya dönmesi halinde Euro'nun dış ticaret ağırlığı artabilecektir.
2000 yılında dış borç stokumuzun %55'i ABD Doları, %19'u Alman Markı ve %12'si ECU/Euro'dan oluşmaktadır. Avrupa Birliği'nin toplam ticaretimiz içindeki payı ile dış borçlarımızın döviz kompozisyonu karşılaştırıldığında, ABD Doları'nın ağırlığının Alman Markı ve ECU/Euro'ya göre fazla olması dikkat çekicidir. Diğer taraftan, dış borç stokumuz içinde Alman Markı ve ECU/Euro'nun ağırlığının ABD Doları'na yakın olması Euro cinsinden yükümlülüklerimizin ağırlığını göstermektedir. Dış borç stoku verilerinden hareketle ve Türkiye'nin dış ticaret geliri içinde ABD Doları'nın ağırlığı göz önüne alınarak, Türkiye'nin borç kompozisyonunda ABD Doları ve Euro'nun ağırlığının sürdürülmesinde fayda vardır. Ancak, bu tablo, Euro'nun uluslararası piyasalarda iyice kabul görmesi ve muhafazakar yatırımcıların yüksek getirili Euro tahvillerine yönelmeleri sonucunda Euro'ya doğru bir talep şeklinde değişebilecektir. Mali piyasalarda serbestleşme, kur riskinin ortadan kalkması, piyasaların entegrasyonu ve düşük faiz oranları Euro'ya olan talebi artıracaktır. Aynı şekilde, Avrupa finans piyasalarında kredi maliyetlerinin düşmesi, artan esneklik ve derinlik büyük yatırımcıların yanında, borçlanmak isteyenlere de uygun ortamı sağlayacaktır. Yine de, Türkiye'nin kur riskinden korunabilmesi için Euro'nun uluslararası piyasalardaki seyrinin yakından takip edilerek, en azından belli bir dönem daha borç kompozisyonumuzdaki ABD Doları ve Euro'nun ağırlığını korumasında fayda görülmektedir.
Parasal birlik ile sağlanan mali entegrasyon ve şeffaflık ile birlikte oluşan rekabet, Avrupa finans piyasalarının etkinliğini artırmış, finans piyasasından kredi talep edenlerin yanı sıra yatırımcılar için de daha fazla yatırım ve finansman imkanı yaratılmıştır. Türk bankacılık sektörünün Avrupa Birliği'ne adaptasyonunu teminen esnek bir yapıya kavuşturulmasına yönelik olarak yapısal reformlara hız verilmesi, işletme sürecinde modernleşme sağlanması ve Avrupa ile rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.
Bankacılık sektörünün toplam yabancı para aktiflerinin %62'sini ABD Doları, %19'unu Alman Markı, pasiflerinin de %61'ini ABD Doları, %23'ünü Alman Markı oluşturmaktadır. Bu sepet kompozisyonuna sahip bankacılık sektörünün, Euro cinsinden "kısa" ve ABD Doları cinsinden "uzun" dönem pozisyona sahip olması durumunda Euro'nun değer kazanmasıyla kambiyo zararı artacak, tersi söz konusu olduğunda ise karı artacaktır.
Ülkelerin parasal birliğe katılabilmeleri için enflasyon, faiz oranı, bütçe açığı, kamu borcu ve döviz kuru istikrarı konularında belli kriterleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Kısaca Maastricht kriterleri olarak adlandırılan söz konusu makro-ekonomik yakınlaşma kriterleri ile ülkeler belli bir ekonomik istikrarı sağlamış oldular. Üye ülkeler parasal birlik sonrasında, "İstikrar ve Büyüme Paktı" ile maliye politikalarının birbiriyle uyumunu sağlayarak, parasal birliğin uyum içinde işlemesini garanti altına almışlardır.
1999 Helsinki Zirvesi ile tam üyelik yolu açılan Türkiye parasal birlik için sağlaması gereken Maastricht Kriterleri'ni yerine getirme yönünde ekonomi politikalarını şekillendirmek zorundadır. Euro, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile mal, hizmet, para ve sermaye piyasalarının entegrasyonunu sağlaması bakımından itici bir güç olacaktır. Tek paranın kullanılmaya başlanması; kur risklerinin ortadan kalkması, yatırım için daha istikrarlı bir ortam oluşması ve rekabetin artması sağlarken, Türk firmalarına sermaye piyasalarından daha uygun şartlarda finansman elde etme imkanını tanıyacak ve Türkiye'nin etkin bir döviz kuru politikası izlemesini sağlayacaktır. Etkin bir döviz kuru politikası, sağlıklı fiyatların takibini, uzun dönemli dış ticaret ve yatırım planları yapma imkanını getirecektir. Maastricht kriterleri, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olma yolunda atılacak en önemli adımlarından biri olan, rekabetçi bir ekonominin ortaya çıkmasına da katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak, Euro alanıyla entegrasyon sağlamış olan Türkiye'nin, kuvvetli bir Euro ile uluslararası ticaret, sermaye hareketleri, dış borçlanma alanlarında ekonomisine önemli faydalar sağlayacağı açıktır. Bu faydayı azami düzeye çıkarabilmek için Türkiye'nin, Euro alanında oluşacak istikrarlı ortama uyum sağlamak üzere, Maastricht kriterlerini karşılayacak tedbirleri alması yerinde olacaktır.
EURO’NUN ETKİLERİ
*Parasal Birliğe geçiş ile birlikte AB içi ticarette döviz kurları ortadan kalkacaktır. Böylece tek para ile birlikte bölge ülkelerinin tek bir döviz kuru olacaktır.
* Benzer ürünlerde AB ülkeleri arasındaki bölgesel fiyat farklılaşmaları gerileyecektir. Hatta bazı sektörlerde tamamen ortadan kalkması beklenmektedir.
* Tek para ile AB içinde fiyatların şeffaflaşması, fiyat karşılaştırmalarını mümkün hale getirecektir.
* Tek pazar içinde rekabetin artması ile fiyatlar en düşük denge noktasında belirlenebilecektir.
* Mali piyasaların entegrasyonu sonucu faiz hadlerinin düşmesi beklenebilir.
* Faiz hadlerinin düşmesi borçlanma imkanlarını kolaylaştırarak, finansman maliyetlerini azaltabilir.
* AB içi ticarette yoğunlaşan sektörlerde işlem maliyetlerinde sağlanacak tasarruf ve kur riskleri azalacaktır. AB dışı ticaretin yoğun olduğu sektörlerde ise Euro’nun uluslararası ödeme aracı hesap birimi olarak devreye girmesine ve Euro/Dolar paritesine bağlı olarak ortaya çıkabilecek tasarruflar, AB içinde fiyatlar ve rekabet gücü üzerinde etkili olabilecektir.
* Tek pazarın tamamlanmasını takiben, AB içi ticaret AB dışına yapılan ticaretten daha hızlı yükselmiştir. Artışın devamı beklenebilir.
* Topluluk içi doğrudan sermaye yatırımların yükselişinin devamı beklenebilir.
* Rekabetin doğurduğu üye ülkelerarası şirket birleşmelerinde artışın devamı beklenebilir.
* Üye ülkeler arasında faiz oranları ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların ortadan kaldırılması, ticaret ve yatırım kararlarının alınmasını kolaylaştıracaktır.
* Üye ülkeler arasında döviz kuru riskinin ortadan kalkması, daha şeffaf ve öngörülebilir dış rekabet ortamının oluşturulması üçüncü ülkelerin uzun dönemde karşılaştırılmalı üstünlüklerini ortaya çıkarabilmeleri için uygun ortam yaratabilecektir.
* Bölge içinde ikili döviz kurlarının geri dönülmez bir şekilde sabitleştirilmesi Euro ülkelerinin devalüasyon yoluyla dış rekabete karşı korunma ya da rekabetçi fiyat avantajı sağlama imkanlarını ortadan kaldırmış olacaktır.
* Endüstrilerin bölgesel yoğunlaşması beklenebilir
* Euro’nun yürürlüğe girmesi ile bölge ülkeleri ile ticaret yapan firmaların ithalat vergileri, ihracat fiyatlandırması ve ödemelerin gerçekleştirilmesi üzerinde operasyonel etkileri ortaya çıkacaktır. Bu operasyonel etkiler, muhasebe sistemlerinin gözden geçirilmesine ve yenilenmesine kadar uzayabilecektir.
* 2002 yılına kadar sürecek geçiş dönemi boyunca, AB içinde şirketlerin muhasebe kayıtlarını Euro cinsinden tutmaları için bir zorunluluk bulunmamaktadır. Geçiş sürecinin sona erdiği bu tarihten itibaren, Avrupa’da faaliyet gösteren şirketlerin muhasebe kayıtları Euro cinsinden tutulacaktır. Bu durum, çeşitli döviz cinsleri üzerinden kayıt tutulması zorunluluğunu ortadan kaldıracağı için, şirketlerin maliyet hesaplarında ve muhasebe kayıtlarında şeffaflık ve kolaylık sağlayacaktır.
* Euro kullanımına geçiş ile kur riski ve döviz kuru farklılıklarından kaynaklanan maliyetler ve belirsizlik ortadan kalkacağı için özellikle birden fazla üye ülke parası ile bir arada işlemlerini yürütmek zorunda olan firmalar açısından bir tasarruf sağlanmış olacaktır. Bu durum bölge ile ticaretimizi kolaylaştırıcı bir etki yaratacaktır.
* Euro bölgesi içerisinde ekonomik etkinliğin artması sonucu büyümenin hızlanması beklenmektedir. Bu durum, özellikle Türkiye gibi bölge ile Gümrük Birliği çerçevesinde tercihli düzenlemeleri olan ve yüksek ticaret hacmine sahip ülkeler açısından ticareti artırıcı etki doğurabilecektir. Bunlara ilave olarak, bölge içinde fiyatların şeffaflaşması ve rekabetçi devalüasyon tehdidinin azalması dış ticaretimiz açısından avantaj sağlayacaktır.
* Türkiye’den para Birliği ülkelerine yönelik olarak ihraç fiyatlarının bölgelere göre farklılık göstermesi söz konusu olmayacağı için, firmalarımızın en geç 2002 yılı başına kadar tüm Avrupa Pazarı için Euro cinsinden tek bir fiyat stratejisi uygulamaları gerekebilecektir.
* Euro bölgesi içinde tek bir döviz kurunun ortaya çıkacak olması ve bu döviz kurunun da tek tek üye ülkelerin performansına bağlı olmak yerine genel olarak bölge ekonomisi temel alınarak belirlenecek olması, bölge içindeki döviz kuru dalgalanmalarının Türkiye’nin ihracat performansı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmış olacaktır.
* Türkiye’de bugüne kadar ihracata konu olan malların sevkiyatında basılan etiketlerin üzerine her ülkenin ulusal parası ile beraber Euro değeri de yazılıyordu. Ancak bundan sonra tek tip etiket olacaktır. Bunların üzerine o ülkenin ulusal para birimi de değil, sadece Euro değeri yazılacaktır.
* Euro’ya geçiş, Türkiye’de yastık altında tutulan Alman Markı’nın kayıt altına alınmasını sağlayacaktır.
SONUÇ
Avrupa Para Birliği’ne geçişle birlikte üye ülkelerin enflasyon ve faiz oranlarında ortaya çıkacak düşüşün yatırım ve tüketim harcamaları üzerinde olumlu bir etki yapması, Türk firmalarına artacak talebi karşılamak için yeni olanaklar sunmaktadır. Bu aşamada sektörlerin rekabet güçlerini arttırılması için sektörel bazda reformların ve düzenlemelerin yapılması gerekecektir. Ayrıca, bu bağlamda teşvik sisteminin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilecektir. Euro Alanı ülkelerinde üretimde etkinlik artışı olacağı, faktör verimliliğinin artacağı, birçok firmanın sektörel bazda uzmanlaşmaya gideceği kanısı hakimdir. Ayrıca, Avrupa’lı şirket birleşmelerinin hız kazanacağı, bunun neticesinde Avrupa’lı şirketlerin rekabet güçlerinin daha artacağı beklenmektedir. Dolayısıyla Türk firmalarının Euro Alanı’nda ortaya çıkabilecek üretimde ihtisaslaşma olasılığı karşısında belli ürünlerde ihtisaslaşmayı sağlayarak pazarda kendine kalıcı yer bulması gerekecektir.
Avrupa Birliği ile bütünleşme çabasında olan ve nihai hedefi tam üyelik olan Türkiye, Euro ile birlikte Avrupa’da oluşacak daha istikrarlı bir ekonomik yapı karşısında yapısal sorunlarını çözme ve makroekonomik istikrarı sağlama konularında üzerinde daha yüksek bir baskı hissedecektir. Bu noktada Türkiye’nin alması gereken en önemli tedbir makroekonomik istikrarın sağlanmasıdır. Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunları olan enflasyon ve bütçe açıkları, alınacak yapısal tedbirlerle Maastricht kriterlerine uyum sağlayacak seviyelere indirilmelidir. Ancak bu şartların yerine getirilmesi halinde, Türkiye Euro’nun ortaya çıkaracağı fırsatlardan faydalanma imkanına erişebilecektir.





