Ülkemİzde Kayit DiŞiekonomİ

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TruvaGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 115

TruvaGame

Level 23
Katılım
23 Ocak 2016
Konular
8,370
Mesajlar
18,384
Online süresi
4mo 19d
Reaksiyon Skoru
4,080
Altın Konu
0
Başarım Puanı
506
MmoLira
39
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

ÜLKEMİZDE KAYIT DIŞI EKONOMİ
Kayıtdışı ekonomi, günümüz ekonomilerinin en önemli sorunlarından birisidir. Türkiye'deki kayıtdışı ekonominin giderek büyüdüğü ve ulaştığı boyut ile neredeyse kayıtlı ekonomi ile yarıştığı söylenebilmektedir.
Kayıt dışı ekonomiyi savunan, olumlu yönlerine işaret eden görüşler varolmakla beraber kabul gören genel görüş, bu sorunun ülkenin ekonomik ve sosyal dokusunda 'tahripkar' etkisi bulunduğudur. Kayıtdışı ekonominin ortaya çıkmasında ve boyutlarının genişlemesinde rol oynayan faktörler, toplumun ekonomik, mali ve sosyal sisteminin özelliklerinin bütünü tarafından belirlenmektedir.
Kayıtdışılığa yol açan nedenlerin gerekçesi ne olursa olsun sonuç itibariyle bir haksız rekabet sözkonusu olmaktadır. Faaliyetlerini kayıtdışı olarak sürdürenler, faaliyetlerini kayıtlı olarak yürütenlerin -kayıtlı olmaktan dolayı- ödemek durumunda oldukları maliyetleri ödemediklerinden dolayı haksız rekabet avantajı elde etmektedir.
Kayıtdışı ekonominin olumsuz sonuçları öncelikle çalışma hayatında ortaya çıkmaktadır ve bu durum kayıtdışı istihdamdan kaynaklanmaktadır. Kayıtdışı istihdam, çalışanların gerekli vasıflara sahip olmaması ve asgari yaş haddi (çocuk çalıştırma), asgari ücret, fazla mesai, işyeri standartları, işçi sağlığı ve güvenliği gibi konulardaki düzenlemelere uyulmaması, gerekli sosyal güvenlik, vergi ve diğer fonların eksik ödenmesi veya hiç ödenmemesi anlamındadır.
Çalışma hayatı ile ilgili olumsuz sonuçlar büyük ölçüde kayıtdışı istihdamdan kaynaklanmaktadır. Türkiye'de sendikal örgütlenmenin önündeki en önemli engellerden birisi de kayıt dışı istihdamın yaygınlığıdır. Ekonomik kriz ve durgunluk dönemleri kayıtdışı istihdama uygun bir zemin yaratmaktadır. Böylesi dönemlerde işsizler, kayıtlı ekonomide bulamadığı istihdam imkanlarını kayıt dışı faaliyetlerde aramaktadır. Bazı işverenler de işçi maliyetlerini düşürmek ve istihdam-üretim açısından esnek davranabilmek için kayıt dışına yönelmektedir.
Türkiye'nin temel sorunu yeterince istihdam olanakları yaratamamasıdır. Nüfus artış hızının gerisinde kalan yeni yatırım ve iş olanakları, işgücü piyasasını olumsuz etkilemekte, çalışan nüfusun iktisaden faal nüfusa oranını geriletmektedir. Türkiye'de işgücüne katılma oranı 2002 yılının ilk dönemi itibariyle yüzde 45,2 olarak gerçekleşmiştir.
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre; 2002 yılının ilk üç aylık döneminde Türkiye'nin nüfusu 65 milyon 667 bin kişidir. Ekonomik yönden faal olarak nitelendirilen 15 ve daha yukarıdaki nüfus ise 46 milyon 298 bin kişidir. Ancak bunların yarıdan fazlası işgücüne dahil edilmemektedir. Bunların büyük bir bölümünü "ev kadını" oluşturmaktadır. Öğrenci, emekli, mevsimlik çalışanlar ve çalışamaz durumda olmak diğer işgücüne dahil olmama nedenidir.
ILGIN Yılmaz, (1999) "Kayıtdışı Ekonomi ve Türkiye'deki Boyutları", DPT Uzmanlık Tezi, Ankara DİE Haber Bülteni, (27.05.2002) "2002 Yılı I. Dönem Hanehalkı İşgücü Anketi Geçici Sonuçları"
İşgücüne dahil olmayanların sayısı böylesine fazla olunca, işgücü kapsamında olanların sayısı 20 milyon 929 bin kişi olmakta, eksik istidam edilenler bir yana bırakıldığında işsiz sayısı, resmi verilerde 2 milyon 462 bin kişi olarak 'gözükmektedir'. Resmi verilere göre, eksik istihdam ve işsiz toplamı olarak atıl işgücü 3,7 milyon kişiye ulaşmaktadır.
İstihdam edilenlerin sayısında son dönemlerde görülen azalma dikkati çeken bir gelişme olmaktadır. 2001 yılının aynı döneminde istihdam edilenlerin sayısı 19 milyon 222 bin kişi iken, 2002 yılında 18 milyon 467 bin kişiye gerilemiştir. Sadece bir yıl içinde 755 bin kişi istihdam edilmez duruma gelmiş ve işini kaybetmiştir.
Türkiye işgücü piyasası içinde istihdam edilenlerin azımsanmayacak bir bölümü de; ekonomik nedenlerle haftada 40 saatten daha az çalışan, mevcut işinde ya da ikinci bir işte daha fazla çalışmaya müsait olan, mevcut işinde gelirin azlığı veya kendi mesleğinde istihdam edilmemesi gibi nedenlerle işini değiştirmek isteyen veya yeni bir iş arayanların oluşturduğu eksik istihdamdakilerin bulunmasıdır. Aslında bu kapsamda olanlar işsizlerle birlikte atıl işgücünü oluşturmakta ve bunların toplam işgücüne oranı gerçek işsizlik oranını yansıtan gösterge olmaktadır.
Türkiye'deki işgücü piyasasına bu çerçevede bakıldığında, ülkenin işsizlik yanı sıra ciddi anlamda istihdam sorunu yaşadığı, üretken ve yeterince yüksek nitelikli iş üretilmesi bir yana istihdamda ciddi azalmalar ortaya çıktığı görülmektedir.
İstihdam edilenlerin tarım, sanayi, inşaat ve hizmetler olarak sektörel dağılımına bakıldığında; 2002 yılının ilk üç aylık dönemi itibariyle tarım sektörünün payı yüzde 30,5'tir. Tarımdaki istihdam payının AB ortalaması olarak yüzde 3,0 olduğu dikkate alındığında, ülkemiz halen bir tarım ülkesi görünümünde olup, bu durum çarpık bir istihdam yapısının varlığını ortaya koymaktadır. Verimliliğin çok düşük olduğu tarım sektöründe geniş bir işgücünün barındırılması işgücü piyasasının etkinliğinin sınırlanmasına yol açmaktadır. Sanayinin istihdam içindeki payı yüzde 19,8; inşaatın payı ise yüzde 4,2'dir. Hizmetler kesiminin istihdam içindeki payı ise yüzde 45,6 olmuştur.
DİE verilerine göre; 2002 itibariyle ülkedeki istihdam edilen 18 milyon 467 bin kişinin yüzde 52,1'ini oluşturan 9 milyon 621 bin kişi ücretli ve yevmiyeli olarak çalışırken, yüzde 30,4'ünü oluşturan 5 milyon 608 bin kişi kendi hesabına ve işveren statüsünde bulunmaktadır. Tamamına yakını tarım sektöründe olan 3 milyon 238 bin kişi, toplam istihdamın yüzde 17,5 oranıyla ücretsiz aile işçilerini oluşturmaktadır.
Ülkemiz işgücü piyasasında ücretli ve yevmiyeli çalışanların sadece dörtte üçü sosyal güvenlik şemsiyesi altındadır. Aynı dönem itibariyle 4 milyon 983 bin işçi ve 2 milyon 55 bin memur bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı gözükmektedir. Geriye kalan yaklaşık 2,6 milyon ücretlinin herhangi bir kaydı bulunmamaktadır. Geçim şartlarını zor olduğu ülkemizde çok sayıda kişinin gelir getirici bir faaliyette bulunmadan veya düşük gelir düzeyiyle yaşayabildiğini varsaymak mümkün değildir. Bu bakımdan, ücretli ve yevmiyeli olarak çalışan ve fakat herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı bulunmayanlara 2 milyon 462 bin işsiz ile 1 milyon 238 bin eksik istihdamda gözüken kişi de eklendiğinde, ülkedeki kayıt dışı istihdamın boyutu açığa çıkmaktadır.
Bu veriler yanı sıra emekli olmasına rağmen çalışan kesim, işgücüne dahil olmama nedeni olarak 'ev kadını' gözüken, şehirlere göç eden ve kayıtdışı olarak çalışan kadın nüfus da dikkate alındığında kayıtdışı istihdamın boyutu daha da yükselmektedir. DİE verileri, ücretsiz aile işçisi şeklinde çoğunlukla tarım kesiminde ve kadın olarak istihdam edilen kesimde de kayıtdışılığın yüksek oranlarda olduğunu ortaya koymaktadır.
Kayıt dışı istihdam edilen işçiler açısından başlıca gerekçe, kayıtlı faaliyette bulunma imkanlarının sınırlı olmasıdır. Çalışanların büyük bir bölümü iş tercih edecek konumda değildir. Yoğun işsizlik ortamında, çalışma koşulları ne denli kötü de olsa, bulabileceği bir işte çalışmak zorundadır.
Varolan işsizlik, düşük ücret ve düşük verimlilik, Türkiye'de kayıtdışına yönelmenin temel gerekçesini oluşturmaktadır. Kurallara dayalı ekonomik yapının egemen kılınması ve geliştirilmiş olan kuralların kurumlar tarafından özenle uygulanması yerine, özellikle sermaye kesiminin temsilcileri, işgücü piyasalarıyla ilgili kurum ve kurallara karşı çıkmayı alışkanlık haline getirmekte ve bu duruma "ekonominin iç dinamiği" gibi gerekçelerle haklılık kazandırmaya dönük çabalarını yoğunlaştırmaktadır.
Bu noktada, istihdam üzerindeki vergi yükü boyutlarının taşınmaz noktaya geldiği ve kayıtlı işletmeler açısından haksız rekabete yol açtığı söylenebilmektedir. Nitekim işveren kesimi, sosyal güvenlik primlerinin ve diğer istihdamla ilgili kesintilerin yüksekliğinin, özellikle işçi sayısına bağlı olarak işletmelere getirilen yükümlülüklerin kayıtdışı istihdamı büyüttüğünü söylemektedir . Aynı biçimde, çalışma hayatı ile ilgili düzenlemelerin küresel rekabet şartlarında işletmelerin esneklik ihtiyacına cevap verememesi ve giderek yaygınlaşmakta olan standart dışı istihdam türlerini kapsamasının kayıtdışı istihdamda rol oynadığı da ileri sürülmektedir.
Ekonomik kriz ortamında çoğu işletmede finansal tasarruf, reel ücretlerin geriletilmesi ve istihdam daraltılması ile sağlanmaya çalışılmaktadır. Ekonomik krizden etkilenen ya da krizi bahane olarak gören işyerlerinde yoğun olarak işçi çıkarma yaşandı/yaşanmaktadır. Kuşkusuz, içine düşülen ekonomik bunalımdan çalışanların haklarını kısıtlama ve sınırlandırma yoluyla çözüm bulma arayışları, çözüm olmak bir yana, toplumsal alanda yeni çıkmazlara yol açmakta, ileriye yönelik yapısal çözümsüzlüğün temelini de oluşturmaktadır.
Küreselleşme sürecinde rekabet gücünün arttırılması, ancak toplumu oluşturan tüm kesimlerin birlikte hareket edebilecekleri ortak bir alanın oluşturulmasıyla mümkün olacaktır. Çalışanların hak ve özgürlüğünü daha da kısıtlayarak, geçim düzeyini daha da gerileterek, kayıtdışı istihdamı yaygınlaştırarak bu ortak alanın oluşturulamayacağı açıktır. İşçilerin, sendikaların gücünü ve etkinliğini azaltarak, işgücü maliyetini en aza indirme politikası kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Rekabet şartları düşük ücretlerle sağlanamaz ve esasında böyle bir yaklaşımın uzun süreli olması da mümkün değildir.
Çoğu zaman kamuoyunda yer alan ücret tutarları brüttür ve bu tutardan vergi, sosyal güvenlik primi gibi kesintiler yapılmaktadır. Ortalama işgücü maliyetinin yaklaşık yarısı net ücret olarak çalışanın eline geçmektedir. Bu yönüyle Türkiye OECD üyesi ülkeler içinde ücretten en fazla kesinti yapılan ülkelerin başında gelmektedir. İstihdam üzerindeki bu yük kayıt dışılığı özendirmekte ve bir bakıma kayıtlı ekonomide örgütlenme imkanı olan sendikalaşmanın önünde de engel oluşturmaktadır. Asgari ücret düzeyinin yetersizliği bugün herkes tarafından kabul edilmektedir. Halen yürürlükte olan brüt asgari ücret aylık 222 milyon liradır ve çeşitli kesintilerden sonra ele geçen net tutar ise 163,5 milyon lira olmaktadır.
TİSK, (2000), "Kayıtdışı Çalışma", Ankara
Asgari ücretin brüt 222.000.750.-TL olduğu bir durumda sosyal güvenlik primine esas olan alt sınır Nisan 2002'den itibaren 277.872.000.-TL'dır ve bu tutar 1 Temmuz 2002'den itibaren 327.583,290.-TL/Ay olacaktır.
Ülkemizde işçi ve işveren kesiminin sosyal güvenlik sistemine katkı oranları oldukça yüksektir. Bu primlerin yanında, diğer adlar altında yapılan kesintilerin de yüksek olduğu, işçinin eline toplam işgücü maliyetinden geçen tutarda görülmektedir. Mayıs 2002 itibariyle asgari ücretin işverene hesaplanabilen maliyeti 290 milyon lirayı aşmakta ve fakat bu tutarın sadece yüzde 56,4'ü işçinin eline geçmektedir.

Türkiye'de işgücü piyasası değerlendirilirken, işgücü maliyetlerinin düşüklüğü/yüksekliği ile emek piyasasının işleyişi üzerindeki etkileri sürekli olarak tartışma konusu olmaktadır. İşgücü maliyetindeki artışların emek arz/talebi ve işsizlik üzerinde olumsuz etkiye yol açtığı söylenebilmektedir. Ancak, gerek ulusal gelir içindeki ücretlilerin payı, gerek toplam satış hasılatı içinde işgücü maliyetinin oransal ağırlığı, gerek net ücret düzeyi ve temel gereksinimlerin karşılanabilmesi için yapılmak gereken harcama tutarı, bu konulardaki doğruların, kamuoyuna benimsetilmek ve yaygınlaştırılmak istenen görüşlerle çeliştiğini ortaya koymaktadır.
Kayıtdışı ekonominin büyümesinde, kurumlaşmış işletmelerin azlığı ve fakat buna karşılık küçük ve orta boy işletmesinin fazla olması da önemli rol oynamaktadır. İzleme ve denetlemenin güç olduğu tarım ve hizmet sektörlerinin ekonomi içindeki ağırlığı ile küçük işletmeler tarafından yürütülen ekonomik faaliyetlerin yaygınlığı önemli unsurlardır. İşletmeler küçüldükçe kayıt dışı işçi çalıştırma artmaktadır. Çalıştırılan işçi sayısına bağlı olarak getirilen bazı yükümlülükler de işletmelerin daha da küçülmesine neden olmaktadır.
Ocak 2002 itibariyle 382 bin 932 işyerinden 306 bin 442'sinde 1-9 arası işçi istihdam edilmektedir. Toplam 382 bin 932 işyerinde toplam 4 milyon 564 bin işçi istihdam edilmektedir. Bunlar kayıtlı ve sosyal güvenlik kapsamında bulunan işyeri ve işçilerdir. Bu işyeri ve işçilerin kamu-özel kesim olarak dağılımına bakıldığında; 18 bin 471 kamu işyerinde çalışan işçi sayısının 782 bin olduğu, buna karşılık 364 bin 461 özel işyerlerinde toplam 3 milyon 782 bin kişinin istihdam edildiği görülmektedir. Buna göre, kamuda işyeri başına 42 olan işçi sayısı özel kesimde işyeri başına 10 işçiye düşmektedir. Özel kesim işyerlerinden sadece 400 kadar işyerinde çalışan sayısı 500 ve daha yukarısıdır.
Özellikle büyük ölçekli işletmeler, işgücü maliyetlerini düşürmek amacıyla üretimin belirli aşamalarında fason üretim yapmakta ya da taşeron firmaları devreye sokmaktadır. Fason yapan işyerleri, bu işin özelliğinden ötür az sayıda işçi istihdam etmekte ve vergi, sosyal güvenlik mevzuatından büyük firmalara nazaran daha rahat kaçabilmektedir. Benzer şekilde büyük sanayi kuruluşları da maliyetlerini azaltmak amacıyla, üretim sürecinde veya yardımcı hizmetlerin bazı bölümlerinde, taşeron firmaları devreye sokarak bu alandaki yüksek ücretleri verme yükünden ve sürekli işgücü tutma zorunluluğundan kurtulmaktadır. Fason üretim yaptırma ya da taşeron firma ile çalışma büyük firmalara yarar sağlamakla birlikte, işçilere verilen ücretin düşmesine ve sosyal güvencenin azalmasına neden olarak kayıtdışı ekonominin boyutunu genişletmektedir.
Yeterli sermaye birikiminin olmaması ve kredi kullanılacak fonların pahalı olması, küçük ölçekli üreticilerin üretim sürecinde daha önemli rol oynamakta, yüksek oranlı sigorta primleri ve sosyal amaçlı fon ödemeleriyle (işsizlik sigortası) artan işgücü maliyetleri, işverenlerin ek işçi istihdamını engellemekte, yeni yatırımlara ayrılabilecek kaynakları sınırlamakta ve kaçak işçi istihdamını arttırarak kayıtdışı sektörü büyütmektedir. Hatta, genellikle, asgari ücret üzerinden ödeme yapılan bu işyerlerinde, prime esas kazanç alt sınırı ile asgari ücret arasındaki farka ilişkin prim ve diğer kesinti tutarları bile ağır bir mali yük oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye'de toplam istihdam rakamları açısından ve daha da önemlisi sosyal güvenlik kuruluşlarına kayıtlılık açısından önemli oranda kayıtdışılık söz konusudur. Sosyal güvenlik sisteminin etkin çalışmayışı, sisteme kayıtlı olmakla olmamak arasında fayda-maliyet kıyaslamasına yol açmakta ve tercihi belirlemektedir. Etkin ve verimli bir sosyal güvenlik sistemi yoksa, cezai yaptırımlar caydırıcı değilse veya denetim yetersizse, sosyal güvenlik primleri gibi istihdamla ilgili kesintiler yüksek ise, kısacası kayıtlı sektörde bulunmaya göre alternatif maliyeti düşük ise kişiler kayıt dışında kalmayı tercih etmektedir. Böyle olunca, çalışan nüfus sosyal güvenlik şemsiyesi altında kapsanmamakta, yeterli prim toplanamamakta, sosyal güvenlik kuruluşları da, başta finansman zorlukları olmak üzere çeşitli sıkıntılarla karşılaşmakta ve kendilerinden beklenen hizmeti yerine getirememektedir. Ülkemizde halen kayıtdışı olarak istihdam edilen kişilerin sosyal güvenlik kapsamına alınması SSK'nu da önemli ölçüde rahatlatacaktır.
Türkiye'de kayıt dışı istihdamın ülke ekonomisine ve sosyal güvenlik kuruluşu olan SSK'ya maliyeti fazladır. 2002 yılı itibariyle Türkiye'de 9 milyon 621 bin ücretli çalışan bulunduğu ve bunlardan sadece 7 milyon 38 bin kişinin kayıtlı olduğuna yukarıda işaret edilmişti. Böylece bulunan 2 milyon 583 bin kayıtdışı istihdam edilene işsiz ve eksik istihdam edilen kişiler de eklendiğinde yaklaşık 6,3 milyona ulaşan bir kayıtdışı istihdamdan söz etmek mümkün olabilmektedir.
DPT, (2001), "Kayıtdışı Ekonomi", 8. BYKP ÖİK, Ankara
Kayıt dışı istihdam edilen yaklaşık 6,3 milyon kişi, bugünkü mevcut asgari ücret üzerinden kayıtlı duruma getirilirse, devletin gerek sosyal güvenlik primi (işsizlik sigortası dahil) gerek gelir vergisi açısından önemli geliri olacaktır. Böyle bir hesaplama yapıldığında, kayıt dışı istihdamdan dolayı devletin yıllık kaybının;
- işçi-işveren SSK primi olarak 7 katrilyon 037 trilyon lira;
- işçi gelir-damga vergisi olarak 1 katrilyon 900 trilyon lira;
- işçi-işveren işsizlik sigortası olarak 630 trilyon lira; olmak üzere toplam 9 katrilyon 567 trilyon lira olduğu görülmektedir.
SSK'nın en önemli sorunlarından olan kayıt dışılığı önlemek amacı taşıyan son yasal düzenlemeler olumlu ve fakat sorunun sadece bir boyutuna çözüm bulma arayışını ifade etmektedir. Oysa kayıt dışılığa yol açan ekonomik, mali, sosyal, siyasal nedenleri bir bütün içinde değerlendirerek top-yekun mücadele yöntemi esas alınmalıdır.
Varolan sorunun temelinde, özellikle son yıllarda ülkede egemen kılınmak istenen ekonomik ve sosyal politikalar yatmaktadır. Devletin sosyal devlet olma niteliğini ortadan kaldıran uygulamalarla, içine düşülen ekonomik bunalımın çaresini sosyal adaleti ve sosyal güvenliği ortadan kaldırma, hakları kısıtlama ve sınırlandırma yolunda çözüm bulma arayışları, çözüm bulmak bir yana, yeni çıkmazların ortaya çıkmasına neden olmaktadır
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)