- Katılım
- 18 Eyl 2009
- Konular
- 1,156
- Mesajlar
- 1,410
- Online süresi
- 3g 26971s
- Reaksiyon Skoru
- 369
- Altın Konu
- 31
- Başarım Puanı
- 257
- TM Yaşı
- 16 Yıl 7 Ay 8 Gün
- MmoLira
- 2,067
- DevLira
- 12
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Merhabalar Turkmmo Kullanıcıları; Akademi için hazırlamış olduğum makalemi sizlerle paylaşmak ve bu konu hakkında fikirlerinizi almak istiyorum.
İnsanlığın varlığını sürdürdüğü zaman dilimi boyunca kitlesel ölümlere neden
olan pek çok salgın hastalık varlık göstermiştir. Bu hastalıklar demografik
siyasal ve ekonomik olarak doğurduğu sonuçlar nedeniyle küresel tehditler
oluşturmuştur. Salgın hastalıklar için temel prensibi halk sağlığı olan küresel iş
birlikleri sağlamak için tüm ulusların ortak payda da buluşmaları gerekmektedir.
Salgının yayılmasıyla ilgili uluslararası işbirliklerin ortaya çıkışının anlaşılması
süreci sistematik olarak değerlendirmede ve yeni dünya düzeni söylemlerini
anlamak da oldukça önemlidir.
Politika ve ekonomi disiplininin doğuşuna bakıldığında birinci dünya
savaşından sonra onarım çalışmaları ve böyle bir savaşın bir daha yaşanmaması
için geliştiğini görürüz. Yine aynı dönemde idealizm, realizm gibi devamında
eleştiriler ile genişleyecek yeni yaklaşımların ortaya çıkışı dünya için tam bir
dönüm noktasıdır. Bugün ise yine aynı dünya COVİD19 adının verildiği
görünmeyen düşmanlar ile hep birlikte mücadele ediyor. Bu sorunun bir daha
yaşanmaması ve düzeltme çalışmaları yeni yaklaşımlar ile bir disiplinin
doğmasına, yönetim anlayışlarının değişmesine, güvenlik algısında revizasyona
(ticaret güvenliği, ulusal güvenlik, ulaşım güvenliği vb. ) ve en temelde
uluslararası ilişkilerin gözden geçirilmesine, yol açabilmesi mümkün. Yukarıda
belirtiği gibi bu sürecin anlaşılabilmesi uluslararası ilişkilerin ortaya attığı
teorilerin çıkış nedenlerini ve çözüm aradığı konuları iyi bilmek gerekir.
Dolayısıyla bu ödev ile salgın süresince yaşananları salgının içeriğinden çok
Siyaset ve ekonomi konularını oluşturan bağlantıları ele alarak açıklamaya
çalışacağım.
COVİD-19’ UN ÇIKIŞI VE HIZLI YAYILMASININ NEDENİ
Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan COVİD19 salgını kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına almış küresel salgın niteliğini kazanmıştır. Teknolojik ve ticari gelişmelerin sonucunda küçük bir köy haline gelen dünyada liberalizm ve kapitalizm etkisiyle devletlerin ve insanların birbirlerine olan ihtiyaci bağımlılıkları artmıştır. Dolayısıyla uluslararası arenadan soyutlanmak günümüz koşullarında pek mümkün değildir. Tüm bu sebeplerden dolayı salgın hızla geniş kitlelere yayılmıştır.
COVİD-19’A KARŞI GENEL HATLARIYLA SÜREÇ
Virüsün tüm dünyada hızla yayılıyor oluşu önlemleri beraberinde getirdi. Çin’den sonra Japonya, Tayland gibi Çin çevresi Asya ülkelerinden ABD ve Fransa’da ilk vakanın görülmesi üzerine Avrupa, Birleşik Arap Emirlikleri’nde görülen ilk vakadan sonra Orta Doğu virüsün etkisi altına girdi. Devletlerin aldığı önlemlerin başında Çin’e olan uçuşları durdurmak oldu. Bu Çin ekonomisinin salgın sürecinde uluslararası sistemde aldığı ilk büyük darbeydi. Virüsün hızla yayılmasının ardından çoğu ülke sınırlarını giriş ve çıkışlarını kapattı ki bu önlem ilerleyen dönemde ülkelerin kendi içlerindeki şehirlerarası yolcukları da yasaklamasına kadar varacak sürecin başlangıcı niteliğindedir. Dünya genelinde alınan önemler hız kesmeden devam etti eğitimin dijital mecralara taşınması, sokağa çıkma yasakları, büyük şirketlerin home-office çalışma sistemine geçmek zorunda kalması gibi pek çok önlem arka arkaya geldi. Modern ekonomiyi oluşturan capitalist, büyük oranda duraklatıldı.
COVİD-19’A KARŞI BAZI DEVLETLER
Salgın yayılmasının ardından pandemi ile mücadele eden ülkeleri eleştirilere konu eden herkesin aradığı aslında sosyal devleti oluşturan özelliklerdir. Liberal kapitalist dünyada artık yalnızca özel sektörün müşterisi değil devletlerinde müşterisi konumundayız. Makroekonomi de öğrendiğimiz gibi vergiler devletlerin en büyük gelir kaynağını oluşturmaktadır. Salgın süreci boyunca Hastaneler, halka yapılan para yardımları gibi farklı şekillerde devletten halka doğru aktarımlar artarken halkın yükü görece hafifletilmek durumunda kalınmıştır. Kapitalist sistemin gerekliliği olarak elbette ki salgın sonucunda faturayı bir şekilde ödeyecek olan taraf yine halktır. Marksist teori ekseninden bakıldığında bu durumu devletin özerkliğinin kapitalist ekonomiden ayrı değildir. Ulusal sermaye birikimin nasıl uygulandığı ya da nasıl sağlandığını açıklamak devletin bağımsız olmayan ekonomi anlayışına bakmak gerekir. Marksistler devletin bu alanda sınırlı bir özgürlüğe sahip olduğunu ileri sürerler. Ayrıca devletlerin, sermaye sahipleri gibi işçileri mali birikimin canlı nesneleri olarak görmesiyle kapitalistlere yakın bir tutum sergilediklerini söyler. Bu yaklaşıma ek olarak sadece işçi sınıfı bile baz alındığında bu sınıfın oluşturanların yine devletlerin halklarından meydana geldiği unutulmamalıdır. Salgının yarattığı kriz devlet bünyelerindeki eksiklikleri tanımlatırken salgın sorunun yanı sıra devletlerin gerek altyapı hizmetleri gerek uluslararası ilişkilerini ön plana çıkartan pek çok sorunla yüzleştirdi. Devletler bu süreçte kendi kaderlerine terk edilmiş olsalar da sorunun küresel oluşuyla uluslararası arenadan da tam anlamıyla soyutlanmak mümkün değildi.
Pandeminin günler geçtikçe ciddi boyutlara ulaşması önlem alan ve almayan devletlerin ayrımının yapılmasının yanında gerekli mücadeleyi vermeyen devletler ve yöneticileri gerek diğer devletler tarafından gerek sosyal medya üzerinden adeta linç edildi. Kamu diplomasisinin bir aracı olarak kullanılan sosyal medya bu süreçte de görece doğru bilginin yayılması, diğer devletler ile karşılaştırma yolunun açılması, hükümetleri yönlendirme ve etkilemede oy sandıklarından daha etkili olduğu varsayımıyla mücadele sürecinde devletleri baskı altına almanın ve deyim yerindeyse köşeye sıkıştırmak için kamuoyunun bu gibi mecralardan sağladığı yarar ortadadır. Dijital araçların bu süreçte oynadığı aktif rol yeni dünya düzeninden kesitler olarak gözler önüne seriliyor. Yönetme erklerinin yaşlı ve kronik hastalıklı insanları pragmatik yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirmesi için bundan daha iyi bir fırsat olmasa gerek. Dijital mecralardan çoğu yöneticilere yön veren, eleştiren onlarca ses olmasaydı süreç evrensel insan hakları boyutuna ne kadar yakın olurdu ayrı bir tartışma konusudur.
İNGİLTERE
İngiltere hükümeti ise sürecin başında takındığı tutum ile tepkileri üzerine topladı. Başbakan Johnson COVİD19 için bütçe ayrılmayacağını söylemişti. Toplumsal bağışıklık kazanılması için virüsün kontrollü bir şekilde yayılması stratejisini izleyen hükümet baskılar ve ölü sayının artması nedeniyle politikasında geri adımlar attı. Kısıtlamalara giden İngiliz Hükümeti okulları kapatmayı da unutmadı. Sürecin kontrolünü ne kadar ele aldığı ise başbakanın testinin pozitif çıkmasından anlaşılıyordu.
AMERİKA
Gerek Çin ile olan gergin ilişkisi gerek süper güç söylemleri ile daima gündemde ABD hükümeti ise krizi yönetme konusunda sınıfta kalmakla yetinmeyip sağlık sistemi adeta çökecek noktaya gelmiştir. Sağlık sektöründe çokça özelleştirmelerin yapılmasının dezavantajı salgın sürecini iyi yönetememesini etkileyen en önemli sebep olarak gösterilebilir. Bunun yanı sıra uluslararası camiada süper güç imajının da sarsıldığını söylemek mümkün.
ABD liderliğinin sorgulanmasını destekleyen bir teori ise Truman ve Marshall yardımlarının olduğu bir geçmişe sahip olmaları da olabilir.
Ek olarak ABD’de kalıcı ve derin bir hasara yol açabilir. Fed’in başkanı bu durumu kesin olarak ifade etmiştir. ABD ekonomik planlarını işleme sokamadığı ve sağlık sektöründe yetersiz kalması ile büyük vergi yapılandırmaları ile halk arasında çekişmelere sebep oluyor. Bütün bunlara ragmen ekonomik toparlanma üzerinde çalışmalı ve virüsün ekonomiye etkileri bir an evvel azaltılmalıdır. Çünkü halk ve devlet arasında iletişim sürekliliğini sağlamak için ilk step ekonomidir.
TÜRKİYE
Son olarak Türkiye’ye baktığımızda salgına görece hazırlıklı olsa bile eleştiriler kriz yönetiminin sorumluluğunun büyük bir kısmının sağlık bakanının üzerine yıkıldığı
yönündedir. Buna ek olarak bu süreci bir tek sağlık bakanı ile aşılamayacağı sorumluluğun iktidar ve diğer devlet otoriteleri arasında eşit olarak dağıtılması gerekmektedir. Türkiye pandemi süreci boyunca pek çok ülkeye yardımlarda bulunmuş DSÖ’nün yaptığı açıklamalarda da bu yardımlardan memnuniyet duyduklarını belirtmişlerdir. Türkiye salgın ile mücadelede izlediği politikada bilim kurulu oluşturmuştur. Alınan tedbirlerde ve izlenilen stratejilerde tıp bilimcilerinden oluşan kurulun imzasının olması iktidarın yetkilerinin ve bilgisinin kısıtlandığı bu süreçte dikkat çeken bir husustur. Türkiye üzerinden değinmek istediğim bir başka nokta ise camilerin kapatılması kararı ile bir grup vatandaşın yasaklara uymadığı ve ısrarla sosyal mesafeyi ihlal eden davranışlarda bulunması veya bir başka örnek paskalya bayramında yaşananlar virüs ile mücadele sürecinde kimi vatandaşların din etkisinde işleri zorlaştırdıkları görülmüştür. İnanç ne olursa olsun bu durum 21. Yüzyıl’ın sağladığı bir çok imkanın yanında doğru bilgiyi edinme yollarından faydalanmamaktan başka bir şey değildir. Türkiye ekonomik olarak ciddi planlamalar ve aşamaları takip etmiştir. Belki de pandemi sürecinde en başarılı olan ülkelerden biri olmuştur. Fakat şunları da söylemek gerekir. Korona krizine işsizlik oranı yüksek bir devirde yakalandı. Bu noktada istihdamı paylaşma politikasının uygulanması durumunda ise çok daha iyi sonuçlar alınabilir.
Ayrıca bu krizden en çok etkilenenler kapatılan işletmeler ve çalışanları oldu. Karantina tedbirleri kapsamında bu işletmelerin yaşadıkları sıkıntıların hafifletilmesi noktasında ekstradan bir politika ve ekonomi uygulaması yapılmasının düşüncesindeyim.
Sonuç olarak; virüs krizi kısa vadede ekonomi üzerinde ciddi bir olumsuz etkiye sahip bulunuyor. Bütün bunları toplumsal yardımlaşma ve devlet politikaları ile aşabiliriz. Şunu da belirtmek gerekir ki krizin uzaması durumunda elimizden çıkacak ekonomik bedel katlanarak artaracaktır. Şuan ki temel algı virüsün azalarak bittiğini gösterse de ikinci bir dalga durumunda devlet ve millet arasındaki sağlam bağ kurulamaz ise ciddi ekonomik problemler ortaya çıkacaktır. Yani 2020 sonbaharda ikinci bir dalga gelmesi durumunda ekonomik açıdan toplanan bağışların sıfırlanması ve etkisiz hale gelmesi üzerine konuşabiliriz. Bu açıdan kötü senaryolara hem manevi hem de ekonomik olarak hazırlıklı bir halde olmamız gerekir. İyi olanı düşünelim, kötüye de hazırlığımızı yapalım. Reel sektörde yaşanan bu durumları aşmak için bankalar ve özel sektörlerle devlet arasında bir anlaşma yapılabilir. Piyasa ekonomisinde başarılı olunduktan sonra büyük oranda sorun ortadan kalkmış olacaktır.
DEĞERLENDİRME VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Salgın sürecinde ulusal yapıların önemi arttı ve otokratik devlet yapısını ön plana çıkarttı ve virüs sonrasında bu anlayıştan uzaklaşmak otoriteler için çok da kolay olmayacak gibi görünüyor. Pandemiyle birlikte devletler kendi olanakları ile baş başa bırakıldı. Salgın radikal sağcı gruplar ve terör örgütleri için devletleri açık hedef haline getirdi. Liberal dünya ekonomileri durağanlaştı.
Kaynak ve tedarik zinciri parçalandı ve salgın sonunda “zayıf devletler”in tamamen çökeceği öngörüsüne parantez olarak kürüsel salgının tüm devletleri aynı oranda etkilemediğini gördük. Dünya ülkeleri halk üzerinde politika yaparken din ve ırk üzerinden söylemlerle tansiyonu düşürebilirler. Türkiye’de pandemi sürecinden sonra herkesin öğrendiği şu hadis paylaşımını bir kez daha hatırlayalım. İslam peygamberi Muhammed’in bir taun durumunda söylediği şu söz birçok devlet politikasında yardımcı oldu.
"Bir yerde veba hastalığı çıktığını duyarsanız oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde veba hastalığı çıkarsa o bölgeden de ayrılmayınız”
Bir söz ile milyonlarca insana bu süreçte yön verilmiş olundu.
Korona salgını sonrası ekonomik globalizasyonun beli bükülmüş olacak.Çin’in büyüyün gücü büyük oranla düşüşe geçecek. 21. Yüzyılı betimleyen globalizasyon kavramına ülkelerin devam etmesi çok daha zorlaşacak. Eski bütün ekonomik paketler yerini yapılandırılmış ekonomik sisteme bırakacaktır. Bu virüs sürecinde başarılı ekonomik yaptırımlar yapan devletler bunun siyasi sermayesini yiyebilecek ancak başarısız olanlar çamur atacak bir merkez bulamayacaklar. Önümüzdeki süreçte bizi düşük karlar ve istikrarsız yönetimler bekliyor. Tüm özel şirketler üretim yapılarını tekrar şekillendirecek. Kapitalizm’de dramatik bir değişim yaşanacak ve yeni bir sürece adım atılacak. Bu belki özel sektörün gücünü azaltacak ama sistem daha dayanıklı olarak tekrar sahaya çıkacak. Herşey bitip sular çekildiğinde ise en az hasar alan gemi ve en çok hasar gören gemi ortaya çıkacaktır. Kimi gücüne güç katarken kimi ise enkazı kaldırmakla uğraşacaktır. Tüm tedarik zinciri bir anda değişecektir. Güney Kore buna örnek olabilir. Çin ise kötü örnek olarak ele alınabilir. Türkiye ise ilerde bu ülkeler arasında yerini alacak gibi gözüküyor. Ekonomik paketlerle desteklenen politika, sağlık yaptırımları ile ortaya çıkınca büyük bir güç karşımıza çıkıyor. Finansal piyasa da olduğu gibi sağlık sektöründe de başarılı olması hem siyasi hem de ekonomik başarılara imza atmasını sağlıyor.
Salgının Asya kıtasının vermiş olduğu başarılı mücadele nedeniyle Evrensel insan hakları anlayışı Asya’ya doğru kayma yapacaktır ve devamında halklarını koruyamayan hükümetler sorgulanacaktır. Salgın her yerde aynı etkiyi göstermediğinin bir başka örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bunu açıklamak ise eşitsizlik gerçeğini temel alan teorilerden emperyalizm ile mümkün olabilir. Emperyalist güçlerin sömürüsü altında olan veya dış müdahalelere her daim açık olan ülkeler bu süreçte de oldukça etkilendi. Marksist kurama göre emperyalistler basit sömürgecilik yerine arz kaynaklarının ve yatırım sahalarını etkisi altına almak ile ilgilenirler. Lenin’e göre ise emperyalizm kapitalizmin bir sonraki evresi olarak değerlendirilir.
Örgütler ve devletler ulusal güvenlik planlamalarını gözden geçirmeli ve yeni düzenlemeler yapmalıdır. Biyolojik ve kimyasal tehlikelere karşı da savunma sistemleri geliştirilmeli ve 6. boyut olarak eklenmelidir
1944 Chicago sözleşmesi maddeleri gözden geçirilecek ve havacılık sistemlerinin değişecek olması bir başka olası öngörü niteliğindedir.
Tüm dünyanın ve Türkiye’nin de karşı karşıya olduğu yeni işsizler problemi öngörülmeli salgın sonrası için planlamalar yapılmalıdır.
Irak ve İran gibi üretim altyapısı olmayan ülkeler ve petrol ihraç eden ülkeler ekonomik kriz ile karşı karşıya kalacaktır bunu sonucunda hali hazırda süregelen etnik ve mezhepsel iç çatışmaların ortaya çıkması veya hız kazanması söz konusudur.
Jeopolitik ve jeostratejik olarak Çin ve ABD gerilimleri devam edecektir. Devamında devletlerarası çatışma riskinin oldukça yüksek olacağı da söylenmektedir.
Körfez ülkeleri için salgın süreci ve salgın sonrası gıda problemiyle karşı karşıya kalınacak olması tam kapsamlı kriz yönetimine geçilmesinin faydalı olacağını öngören düşüncelerde hakimdir.
Muhafazakarlık gibi kavramlar daha da netleşecek ve insanlar arasında yeni bir ideolojik fikir arayışı başlayacak.
Konfüçyüs’ün “iyi insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyendir” sözü bu devrin en önemli politik sözüdür. Siyasiler bu sözü şiar edinecektir.
Farabi, Medine’il Fadıla ve Kitab es-siyaset eserlerinde devleti uzuvcu bir yaklaşımla ele almış ve nasıl insan vücudu belli organlardan oluşuyorsa devleti de organlarına ayırmıştır. Toplumun her kesimi sevgi ile kucaklanacak ve birleştirilecek algısı işlenmiştir. Pandeminin öğrettiklerinden sonra Farabi’nin bu sistemi birçok ülkede kendiliğinden faaliyete geçecektir.
Birçok manevi ve yerli değerler dünyaca tanınacak. Buna en iyi örnek Hz.Muhammed’in taun ile ilgili hadisinin ABD’de wallstreet afişlerinde yayınlanması.
Sonuç olarak; yeni dünya düzenine geçiş bu virüs gibi hızla yayılacak. İş hayatı, siyaset, ekonomi ve sanatta değişim hızla artacak. Kendi değerlerimizi bu değişim içerisinde muhafaza etmeli ve değişmez maddelerle dayatmalıyız. Dünya’da hiçbir ülke ya da bölge bu değişimden muaf olmayacaktır. Bugünün büyük şirketlerinin bazılarının yok olacağını, insanın sanata bakışının değişeceğini ve tüm siyasi argümanların bir anda şekilleneceği bir döneme giriş yapmış olacağız. Bu hususta politika üreticilerine öneri olarak; halkla kucaklaşmak, maddi-manevi değerleri muhafaza etmek ve siyasi ötekileştirmeleri bir kenara bırakarak ulus-devlet ilişkisini güçlendirmelerini önerebiliriz. İnsanların kendini sorgulayacağı bir döneme girdik ve devam ediyoruz. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bu yeni düzende, insanların sosyal yaşam ile ilişkileri de bir o kadar değişecektir. Bu değişimden istifade ederek yeni politikalar üretebilmek adına siyasi partiler bütün argümanlarını yeniden düzenlemek zorundalar. Bu dönem aslında bu virus gibi hızlı yayılan yeni Dünya Düzeninin ayak sesleridir.
Tek ricam alıntı yapacaklar lütfen kaynak olarak bildirirse çok minnettar kalırım. Emeğe saygımız olsun : )
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)
Benzer konular
- Cevaplar
- 4
- Görüntüleme
- 61
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 45
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 259
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 30
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 34


