Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Kitap Özetleri - 24 {Kızıldağın Efsanesi} - {Mektuplar}

Hakan811

Level 6
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
3 Şub 2009
Konular
926
Mesajlar
1,426
Beğeniler
31
MmoLira
0
DevLira
0
#1
Kızıldağın Efsanesi​


KİTABIN ÖZETİ :

Emekli bir öğretmenin, Bandırma Vapuru'nda yolculuk sırasında tanıştığı, ismini dahi bilmediği küçük bir kız çocuğu ve ailesi ile yaptığı yolculuk anlatılmaktadır.

Bandırma Vapuruyla İstanbul'a yolculuk yapan emekli öğretmen, küpeştede güneşten korunmak için gazete kağıtlarıyla örtünmüştü. Bu esnada güvertede gezinen bir kız çocuğunun arkadaşlık daveti üzerine ikisi arkadaş olmuşlardır. Bu arkadaşlık hikaye, kahramanlarımızın İstanbul'dan Adana'ya giden Güney Ekspres adlı trendeki yolculukları boyunca devam etmiştir. Kız çocuğunun isminin Melike olduğunu ve ailesinin de trenle yolculuk yaptığını öğrenir. Melike'nin babası, bu dostluğu kötüye yorumlar.

Yusuf Öğretmen ile Melike'nin babası Sinan Bey trenin restaurantında karşılaşmışlar, Sinan Bey Kayseri'de pazarlama şirketi müdürü olduğundan, Yusuf öğretmene çocuğuna neyi pazarladığını, çıkarcı bir ilişkiden vazgeçmesini tembihler. Yusuf Öğretmen kompartımana geçmiş, dinlenirken kapı açılır, gelen Melike ve annesidir. Yusuf Öğretmeni kendi kompartımanlarına davet etmişlerdir.

Yusuf Öğretmen Melike ve Annesiyle sohbet ederken Sinan Bey kompartımana gelir. Yusuf Beyin bu ziyaretinin Melike'den kaynaklandığını ve bunu neye borçlu olduğunu sorar. Yusuf Öğretmen şöyle der:

- Ayıplamayın, sevginin dar düşünceleri olamaz, elinizdeki değerleri iyi koruyun.

- Sinan Bey; bu konuda çabuk alınmamasını artık onun da aileden biri olduğunu ve iyi bir öğretmen olduğunu söyleyip; dost olup, olmadıklarını sorar.

Yusuf Öğretmen bu dostluğu kabul eder ve onlara, kendi memleketi olan Sivas'ın İmranlı ilçesinin Kızıldağ Efsanesini anlatmaya başlar.

Yusuf Öğretmen buraya ilk tayini çıktığında köyde okul olmadığını, buraya okul yaptırmak için, muhtar ve Kurtuluş Harbi'ni görmüş olan Halil Çavuş'tan destek aldığını, Halil Çavuş'un arazisine köy halkı ile imece usulü okul yaptırdıklarını anlatır. Sonraları okula Mustafa öğretmenin tayini çıkar. Yusuf Öğretmenle Mustafa Öğretmen okulun bir odasında beraber kalırlar. Çocuklara okuma- yazma öğretirler. Köyde yıllarca söylenip ve bilinen bir efsane vardır.

Kızıldağ Efsanesi'ne göre dağın tepesinde her cuma akşamı fenere benzer bir ışık yanar. Kimse, cesaret edipte bunun kaynağının ne olduğuna bakamaz ve bunun cinlerin işi olduğuna kanaat getirirler.

Mustafa ve Yusuf Öğretmenin öğrencilerinden Ahmet, Ali ve Halil Çavuş'un torunu Yılmaz bu konuya merak sararlar, Kızıldağ Efsanesi'nin esrarını çözmeye karar verip, bir perşembe günü yola koyulurlar. Köy halkı ve öğretmenleri öğrencilerin köyü terk ettiklerini fark edince meraklanırlar. Özellikle Mustafa Öğretmen bu olaydan kendisini sorumlu tutar. Yemeden içmeden kesilir. Bunun asıl nedeni ise kendi kardeşinin yıllar önce evi terk etmesi ve kardeşinin yıllar boyunca bulunamayıp, kardeşinin ölüsünün eve gelişiyle ortaya çıkmasını hiç aklından çıkaramamasıdır.

İşte bu sebeple Mustafa Öğretmen geçmişte bu yaşadığı korkuyla jandarmaya olayı haber vermek ister. Ancak Halil Çavuş meraklanmamasını, Yılmaz'ın cin gibi bir çocuk olduğunu, yöreyi ve dağı iyi bildiğini söyler ama Mustafa Öğretmen rahatlamaz.

Halil Çavuş, Mustafa Öğretmene o kadar merak etme onlar neticede Yukarı Çulha Köyü'ne inerler, git ve orada bekle, eğer onları getirirsen köyün en güzel kızıyla seni evlendireceğim der.

Burada öğrenciler Yılmaz, Ali ve Ahmet tüm tabiat şartlarına ve açlığa rağmen yollarına devam ederlerken bir mağaraya sığınıp uyuya kalırlar. Sabah uyandıklarında karşılarında bir ihtiyar görürler. İhtiyar bunlara burada ne aradıklarını ve kim olduklarını sorar. Öğrenciler bir haftadır yollarda olduklarını ve Kızıldağ Efsanesinin ve yanan üç fenerin esrarını çözmeye geldiklerini söylerler. İhtiyar gülümser, kendisinin Yukarı Çulha Köyü'nden olduğunu ve Halil Çavuş'la kurtuluş Harbinde savaştığını anlatır.

İhtiyar kendisinin ve üç oğlunun dağa tırmanmaya meraklı olduğunu, yıllar önce üç oğlunu da tırmanırken kaybettiğini, onları bir daha bulamadığını anlatır. Bu yüzden gerçek olmayan üç mezar kazdığını ve her cuma akşamı evlatlarını yaşamıyorsa buradaki mezarda, yaşıyorsa yaktığı üç fenere gelecek diye yıllarca beklediğini anlatır. Üç öğrenciyi de alıp, Yukarı Çulha Köyündeki evinde misafir eder, karınlarını doyurur ve o gece rahat bir şekilde uyumalarını sağlar.

Ertesi sabah ihtiyar muhtarın evine olayı anlatmaya gider. İçeride tanımadığı bir adam vardır. İkisi de aynı amaç için oradadırlar. Mustafa öğretmen çocukları aramaya, ihtiyar ise çocukların durumunu muhtara anlatmaya gelmiştir.

İhtiyar, muhtara durumu anlatınca Mustafa Öğretmen rahatlar.

Muhtar çocukları Mustafa Öğretmen'e emanet eder ve Karlı Köye gönderir. Köy halkı çocukları görünce sevinir ve olayın sonucunu merak ederler. Ali, Yılmaz ve Ahmet Kızıldağ'ın esrarını aydınlattıkları için köyde artık kahramandırlar.

Yusuf Öğretmen emekli olmuş, Kızıldağ Efsanesi çözülmüş, bu arada Güney Ekspresi Kayseri'ye yaklaşmıştır. Melike, Yusuf Öğretmen'e sorar :

- Muhtar Mustafa Öğretmeni evlendirdi mi ?

Yusuf Öğretmen Halil Çavuş gibi Kurtuluş Harbi görmüş efsanevi insanların sözünde duracaklarını söyler. Mustafa Öğretmeni köyün en güzel kızı ile evlendirdiğini ve kırk gün, kırk gece düğün yaptığını anlatır.

Melike ve Ailesi Kayseri garında artık ayrılacaklardır. Yusuf Öğretmen istemeye istemeye Melike'den ayrılmak için, biletini teslim edip geleceğini söyler. Ama yalandır tabi ki, Melike ayrılacağına üzülmesin diye bu yalanı söylemiştir. Melike'ye yalan söylediği için de üzgündür. Yalanın kötü bir şey olduğunu biliyordu fakat herkes gibi o da sıkışınca yalana başvurdu. Halbuki çocukların dünyasında yalana yer yoktu sadece sevgi dolu, tertemiz ve berrak bir dünyaları vardı onların.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.


Mektuplar​


KİTABIN ÖZETİ :

Goethe, daha on altı yaşındayken, kız kardeşi Cornellia şöyle önerir. “Karşındakiyle konuşuyormuş gibi yaz, o zaman güzel mektup yazarsın ” Bütün bu mektuplarda; şairin varlığındaki çelişkilerle, tek ruh içinde Mephisto, Faust, İphigenie ve Romalı Sevgiliyi bir arada barındıran büyük ozanı dinlerken kendi kendisi ile yapmış ve başarmış olduğu ruh savaşlarını kimi zaman zayıf yönünü ,kimi zaman bencil davranışını, doğrularının yanında yanlışlarını da görüp öğreniyoruz.

İnsan kişiliğinin gelişmesi ile ilgili düşüncelerini bu mektuplarda şöyle açıklıyor; “İnsanlar da hayvanlar gibi bilgilerini organları aracılığı ile edinirler. Şu farkla ki, insanların, organlarını yeni baştan bilgilendirme avantajları vardır. Her işlev, dolayısıyla her başarı için, kişide, doğuşta gerekli yetenek varsa, bu onu, bilinç altından sonuca doğru iteler, ama bu arada, onu gayesinden amacından uzaklaştırması da olasıdır.

Kişi, kendisinde, her hangi bir el işine ya da sanata karşı yaratılışında gizli olup ta düzgün bir bakımla artacak bir yeteneğin varlığını ne kadar erken anlarsa, o kadar mutludur. Dışta aldığı hiçbir etki, dünyaya beraberinde getirdiği kişilik ayrıcalıklarını bozamaz. En büyük deha odur ki, her şeyi kendisinde toplanmasını, kendine mal etmesini bilir ve bu verileri toplarken, öz yaratılışından, karakter dediğimiz özel kişiliğinden fedakarlıktan bulunmak şöyle dursun, tam tersine kişiliğini yüceltir ve onu daha etkin kılar.”

Bu arada, bilinç ile bilinçaltı arasında kendiliğinden çeşitli ilişkiler kurulur. Bilinç ve bilinçaltının ilişkisi mektup ile zarfın ilişkisi gibi birbirlerini tamamlar. İnsanların organları, yinelemelerle edindiği bilgiler, düşünce ve araştırmalarla, başarı, başarısızlık ve yeniden düşünce ve araştırmalarla özgür bir çalışma içinde biz bilincine varmadan sonrada elde edileni, doğuşta var olanlarla öylesine birleştirir ve ortaya öyle bir bütün çıkarır ki bunun karşısında şaşmamak elde değil.

Goethe; öğrencilik yılları sırasında rahatsızlanıp baba ocağında kendine geldikten sonra Strausburg’a geçmiştir. Burada edindiği dostlar onun ruh ve düşünce dünyasında yapıcı rol oynar, bu dönemin aşk objesi ve ilham kaynağı Fredelike Brion adlı bir rahip kızıdır. 1772 yılında Wetzlar’a hukuk stajını yapmak üzere gittiğinde arkadaşı Kestner ‘in nişanlısına ölesiye aşık olur. Bu aşk nedeniyle ozan, kalbi ve kafasının kavgasından doğan huzursuzluk içinde aylar geçirir. Sevgi, kararsızlık sevinç ve acı duyguları arasında bocalamaktadır, Bu duygu ve ahlak çatışması biçiminde yaşadığı bu ilişkiyi bitirmek için bir gece ansızın kimseye haber vermeden kaçar. Aşık olduğu kıza söyleyemediklerini “Mutsuz Aşık Albert” adlı yapıtını yazarak dile getirir.

Şair 1775 yılında Wetzlar’a gelir. Wetzlar’da özel elçilik müşaviri sıfatıyla göreve başlar. Goethe burada iyi bir kültür çevresi bulmuştur. Wetzlar yılların aşk objesi Faw Van Sten’dir. Ölçülüğü ve akıl irade ilkeleri ile biçimlediği davranışları soğuk güzelliği Şair de sürekli bir etki uyandırmış, hatta ona karşı duyduğu sevgi ve saygıdan olağanüstü bir şeyler aramıştır. Frau Von Stein’in Goethe üzerindeki etkisi, gençlik heyecanlarının coşkulu havasından sıyrılma ve akıllanmasıdır. Şair mektuplarında ruh dünyasındaki bu dönüşümü kendisinin de fark ettiğini belirtmektedir.

1786-88 yılları şairin hayatında kendi deyişiyle kültürün asıl üniversite yıllarıdır. Bu süre içerisinde İtalya’dadır. Wetzlar’da bunaldığını Frau Von Stein’a olan platonik ilişkisinden sıkılan Goethe sessizce Roma’ya gider. Burada yeni bir dünya keşfeden Goethe antik kültürünün sanat eserlerini yerinde görüp o sanatın büyüklüğündeki sırrı araştırmaya başlar. Bu seyahat yazarın hayatı ve yaratıcılığında bir dönüm noktasıdır.

Bu seyahat sonunda “İtalya Gezisi” adlı eserini kaleme alır. Bu eseri okuyan arkadaşı Boıeseree Goethe’ye yazdığı mektubunda şunları yazıyordu:”İtalya gezisini okudum; bir daha, bir daha okudum , yinede onu okumaya doyamadım. Bu sayfalardan fışkıran canlı yaşam beni heyecanla coşturdu. Bu güzel ülkenin, o harika yapıtlarını sanki fethe çıkmışsınız ; güzellikler içinde en gerçeği, en doğruyu bulmak için saldırıya geçmişsiniz; okuyucuyu da beraberinizde sürüklüyorsunuz. Kişi kendini yanınızda sanıyor.”

İtalya dönüşü Goethe, Wetzlar’da eski dostları tarafından soğuk karşılanır. Frau Von Stein onun habersiz ayrılışını affetmemiştir. Mutlu olduğu bir ülkeden geri dönmek zorunda kaldığı için teselli etmelerini beklediği yakınlarının bu ilgisizliği yüzünden yeni dostluklar aramak zorunda kalır. Jena üniversitesi profesörleri ve bu arada Schiller’le yakınlaşma olur. Tabiatları ve sanat anlayışlarıyla birbirlerini tamamlayan bu iki büyük şair, birbirlerinin hem büyüklüğünü, hem de zıtlığını anlamaktan doğan bir sevgi nefret karışımıyla birbirine bağlıdır. Sürekli aralarında verimli tartışmalar, ilginç yazışmalar olur. Şiir konusu üzerinde dururlar: Antik devri kendilerine örnek alan yeni bir klasik çağ yaratmak; epik şiiri dramatik şiirden kesinlikle ayırmak gerektiğini vurgularlar. Bu fikir alışverişi ikisi için de son derece yararlı olmuştur.

Goethe’nin evliliği de bu döneme rastlar. Şehrin küçük burjuva ailelerinden Cristiana Valpıus’la evlenir. Cristiana Valpıus, Weimer sosyetesinin eleştirici bakışlarını sürekli olarak üzerinde hisseder. Yemesine içmesine düşkün, neşeli, okumayla yazmayla ilgisi olmayan Valpıus, Goethe’ye adeta düşünce ve kültürün zıt kutbu olarak dengeleyici, dinlendirici bir arkadaştır.

Yazar, kendisine Dük Karl August’un armağan ettiği konağında, kalan ömrünün sonuna kadar yoğun ve verimli çalışmalar yapar. En önemli yapıtı olan “FAUST” ‘u ömrünün son günlerinde bu evde tamamlar.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
 
Üst