- Katılım
- 27 May 2011
- Konular
- 709
- Mesajlar
- 4,523
- Online süresi
- 13h 5m
- Reaksiyon Skoru
- 1,248
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 13 Gün
- Başarım Puanı
- 294
- MmoLira
- 233
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Vayne’in bileğinde sadece bir ok kalmıştı. Birçok farklı yaradan kan kaybediyordu. Bütün gece boyunca izini sürdüğü, yarı insan canavar onu yere sermişti ve dişleriyle kafasını vücudundan ayırmak üzereydi.
İşler beklediğinden iyi gidiyordu.
Şekil değiştiren yaratık, kurbanını öldürecek olmanın heyecanıyla salyalar saçarak tiz bir çığlık attı. Gece görüş gözlükleriyle etrafı tarayan Vayne, yakınlarda ne bir silah ne de sığınacak bir yer görebiliyordu. Yaratığı Demacia’nın akçaağaçlarının arkasına saklanamaması için özellikle bu açıklıkta yakalamıştı; fakat bu kararı kendisinin de açıkta kalmasına sebep olmuştu.
Yine de bu durumdan şikayetçi değildi. Sonuçta kolay bir av zevkli olmazdı.
Canavar, Vayne’i omuzlarından yakaladı ve alt çenelerini açarak sıra sıra keskin dişlerini gözler önüne serdi. Eğer onu bu çeneler öldürmezse yaratığın iğrenç nefesi öldürecekti.
Vayne hızla elindeki seçenekleri düşünmeye koyuldu. Yaratığın ısırığından kaçmaya çalışabilirdi; ancak bu en iyi ihtimalle kısa vadeli bir çözüm olacaktı. Yaratığın inanılmaz sayıdaki dişlerine bir tekme indirerek son okuyla işini bitirebilirdi; fakat okun tüm bu dişlerin arasından hedefi tutturmasına güvenemezdi. Ayrıca gösterişli, şiddetli ve biraz da aptalca bir şey de deneyebilirdi.
Vayne son seçeneği seçti.
Kolunu olduğu gibi devasa ağzın içine soktu. Yaratığın jilet gibi dişleri parmaklarına ve koluna geçse de Vayne gülümsüyordu; canavarı tam da istediği şekilde yakalamıştı. Çenenin kapanarak kolunu koparmaya hazırlandığını hissetti. Tabii ki buna fırsat vermeyecekti.
Vayne kolunu çevirerek bileğindeki ok mekanizması ile yaratığın damağına nişan aldı. Ardından tek bir hareketiyle yaratığın kafatasını parçaladı ve oku beynine saplandı.
Çığlıklar tıpkı başladıkları gibi aniden kesilirken yaratığın cansız bedeni çimenlerin üzerine yığıldı. Vayne yaratığın altından sürünerek kendini daha da kesmeden kolunu çıkarmaya çalıştı; fakat yumruğu yaratığın kafasının içinde sıkışıp kalmıştı.
Birkaç parmağını kaybetmeyi göze alarak elini yaratığın keskin dişlerinin arasından çekip çıkarmaya çalışabilir ya da kolunu daha da derine sokarak yaratığın çenesini bir lades kemiği gibi kırmayı deneyebilirdi.
Vayne her zamanki gibi ikinci seçeneği tercih etti.
İşin zor kısmı yaratığı öldürmek değildi. Asıl zor olan onu geline geri götürmekti.
Ya da dula.
Selina adındaki dul inanılmaz derecede güzeldi. Saçları, alevlerin aydınlattığı karanlık kulübesinde bile ışıl ışıl parlıyordu. Yüzündeki derin yaralar ve yanaklarından akan yaşlar bile ona güzelliğinden bir şey kaybettirmiyordu.
Vayne, leşi mümkün olduğunca dikkatli bir şekilde ayaklarının önüne serdi. Bedeni korkunç bir değişim geçirmişti ve hem kendisinin hem de başkalarının sebep olduğu yaralarla kaplıydı; insandan çok bir uzuv yığınını andırıyordu.
Dul kadın ağlamaklı bir şekilde, “Çabuk muydu?” diye sordu.
Hiç çabuk olmamıştı. Vayne, şekil değiştiren yaratığın izini doğu Demacia’nın dışında kalan bir ormandaki inine kadar sürmüştü. Onu değişiminin ortasında yakalamıştı: Gözleri çoğalıp büyümüş, ağzında bir böceğinkini andıran alt çeneler oluşmuş ve sol kolu jilet gibi keskin bir kıskaca dönüşmüştü. Hepsinden önemlisi, yaratık gerçekten öfkelenmişti.
Vayne, yaratığın kafatasını parçaladığı esnada bileğine yapışan beyin parçasını silkeledi.
“Eh,” dedi Vayne.
Selina, “Ah, aşkım,” dedi ve dizleri üzerine çökerek kollarını yerde yatan dönüşmüş bedene sardı. “Böyle bir trajediye sebep olan şey ne olabilir?”
Kadın ölü adamın başından arta kalanları göğsüne yaslarken Vayne de çiftin yanında diz çöktü. Selina, elbisesine bulaşan kanı fark etmiyor ya da umursamıyor gibiydi.
“Bazı insanlar kendilerini isteyerek canavara dönüştürür. Bazıları buna başkaları tarafından zorlanır,” dedi Vayne.
Cesedin şişkin elini tutup öylesine incelemeye başladı. “O ikinci gruba dâhildi.”
Dul kadının gözleri öfkeyle kocaman oldu.
“Bunu ona biri mi yaptı? Kim?.. Neden?..”
Kadın gözyaşları içinde cesedin üzerine yığıldı, söyleyecek söz bulamıyordu.
“Şekil değiştiriciler bazen bir dost edinmek ister. Bazen yalnızca vahşidirler: Şaşkınlık veya öfkeyle birilerini ısırırlar. Tanıştığım bazı diğerlerininse sadece canları sıkılıyordu. Bunun eğlenceli olduğunu düşünüyorlar,” dedi Vayne, kadının başını okşayarak. “Ancak bazıları… Bazılarının yalnızca beslenmeye ihtiyacı vardır.”
Kadın gözyaşlarını silerek başını kaldırdı.
“Ben…Anlayamıyorum.”
Vayne acıyarak gülümsedi.
“Birilerini yemek isterler; fakat bazen o birileri kaçmayı başarır. Onları yemeye çalışan şeyse yanlışlıkla zehrini aktarır. Böylece nihayet kurban da şekil değiştirir.”
Kadın öfkeyle Vayne’e baktı. Vayne, kadının saçlarını yaşlı gözlerinden çekerken bileğindeki mekanizma tıkırdadı.
“Öldürdüğüm son şekil değiştirici bana, eğer kurbanları onu seviyorsa tatlarının da daha güzel olduğunu söylemişti. Utanıp kızardıklarında lezzetleri artıyormuş. İnsan balayı sırasında ne kadar lezzetli olduklarını hayal bile edemiyor, değil mi?” dedi Vayne.
Dul kadın ağlamayı bırakmıştı. Gözlerinde sert bir ifade belirdi.
“Sonuçta seni seviyordu,” dedi Vayne.
Kadın ayağa kalkmaya çalıştı; ancak Vayne kadını saçlarından yakalayarak sertçe çekti.
“Onu ısırdığında gerçekten sarsılmış olmalı. Korkmuş birinin ne yapacağını kestirmek zordur. Sevdiğin biri tarafından ihanete uğramak kadar da ürkütücü bir şey olmasa gerek.”
Vayne bileğini çevirerek nişan aldı.
“Pekâlâ, seni dönüştüren kimdi?”
Kadın nefretle ona doğru baktı, gözleri yavaş yavaş koyu bir kırmızıya dönmeye başlamıştı.
“Hiç kimse,” dedi kayalara sürtünen bıçağı andıran bir sesle. “Ben, kendimin eseriyim.”
Vayne gülümsedi.
“Bunu nasıl bildin?” diye sordu kadın elini arkasına doğru götürerek.
“Diş izlerinin boynunun arka tarafı yerine ön tarafında olması ve vücudunun başka bir yerinde yara izleri olmaması güvendiği biri tarafından saldırıya uğradığını gösteriyordu. Hadi öyleyse. Dene bakalım.”
Kadın duraksadı.
“Neyi deneyeyim?”
“Arkanda oluşturduğun kıskacı. Biç beni. Bakalım okumu alnına saplamadan önce elimi koparabilecek misin,” dedi Vayne.
Kadın yenilmiş bir şekilde kıskacını arkasından çekti. Oyun bitmişti.
“Neden?” diye sordu.
“Ne neden?” diye yanıtladı Vayne.
“Neden gelip beni öldürmedin? Tüm bu… gösteri ne içindi?”
Vayne gülümsedi. Yüzünde kurnaz ve nefret dolu bir ifade belirmişti.
“Çünkü haklı olduğumdan emin olmak istedim. Çünkü onun hissettiği korkuyu senin de yaşamanı istedim. Ancak en çok da...”
Vayne bileğini sıktı. Metalik bir tını ile fırlayan on beş santimetrelik gümüş ok şekil değiştiricinin beynine saplandı. Dul kadının gözleri arkaya doğru kaydı. Ardından vücudu bir taş çuvalı gibi yere yığıldı.
“Eğlenceli olduğu için.”
İşler beklediğinden iyi gidiyordu.
Şekil değiştiren yaratık, kurbanını öldürecek olmanın heyecanıyla salyalar saçarak tiz bir çığlık attı. Gece görüş gözlükleriyle etrafı tarayan Vayne, yakınlarda ne bir silah ne de sığınacak bir yer görebiliyordu. Yaratığı Demacia’nın akçaağaçlarının arkasına saklanamaması için özellikle bu açıklıkta yakalamıştı; fakat bu kararı kendisinin de açıkta kalmasına sebep olmuştu.
Yine de bu durumdan şikayetçi değildi. Sonuçta kolay bir av zevkli olmazdı.
Canavar, Vayne’i omuzlarından yakaladı ve alt çenelerini açarak sıra sıra keskin dişlerini gözler önüne serdi. Eğer onu bu çeneler öldürmezse yaratığın iğrenç nefesi öldürecekti.
Vayne hızla elindeki seçenekleri düşünmeye koyuldu. Yaratığın ısırığından kaçmaya çalışabilirdi; ancak bu en iyi ihtimalle kısa vadeli bir çözüm olacaktı. Yaratığın inanılmaz sayıdaki dişlerine bir tekme indirerek son okuyla işini bitirebilirdi; fakat okun tüm bu dişlerin arasından hedefi tutturmasına güvenemezdi. Ayrıca gösterişli, şiddetli ve biraz da aptalca bir şey de deneyebilirdi.
Vayne son seçeneği seçti.
Kolunu olduğu gibi devasa ağzın içine soktu. Yaratığın jilet gibi dişleri parmaklarına ve koluna geçse de Vayne gülümsüyordu; canavarı tam da istediği şekilde yakalamıştı. Çenenin kapanarak kolunu koparmaya hazırlandığını hissetti. Tabii ki buna fırsat vermeyecekti.
Vayne kolunu çevirerek bileğindeki ok mekanizması ile yaratığın damağına nişan aldı. Ardından tek bir hareketiyle yaratığın kafatasını parçaladı ve oku beynine saplandı.
Çığlıklar tıpkı başladıkları gibi aniden kesilirken yaratığın cansız bedeni çimenlerin üzerine yığıldı. Vayne yaratığın altından sürünerek kendini daha da kesmeden kolunu çıkarmaya çalıştı; fakat yumruğu yaratığın kafasının içinde sıkışıp kalmıştı.
Birkaç parmağını kaybetmeyi göze alarak elini yaratığın keskin dişlerinin arasından çekip çıkarmaya çalışabilir ya da kolunu daha da derine sokarak yaratığın çenesini bir lades kemiği gibi kırmayı deneyebilirdi.
Vayne her zamanki gibi ikinci seçeneği tercih etti.
İşin zor kısmı yaratığı öldürmek değildi. Asıl zor olan onu geline geri götürmekti.
Ya da dula.
Selina adındaki dul inanılmaz derecede güzeldi. Saçları, alevlerin aydınlattığı karanlık kulübesinde bile ışıl ışıl parlıyordu. Yüzündeki derin yaralar ve yanaklarından akan yaşlar bile ona güzelliğinden bir şey kaybettirmiyordu.
Vayne, leşi mümkün olduğunca dikkatli bir şekilde ayaklarının önüne serdi. Bedeni korkunç bir değişim geçirmişti ve hem kendisinin hem de başkalarının sebep olduğu yaralarla kaplıydı; insandan çok bir uzuv yığınını andırıyordu.
Dul kadın ağlamaklı bir şekilde, “Çabuk muydu?” diye sordu.
Hiç çabuk olmamıştı. Vayne, şekil değiştiren yaratığın izini doğu Demacia’nın dışında kalan bir ormandaki inine kadar sürmüştü. Onu değişiminin ortasında yakalamıştı: Gözleri çoğalıp büyümüş, ağzında bir böceğinkini andıran alt çeneler oluşmuş ve sol kolu jilet gibi keskin bir kıskaca dönüşmüştü. Hepsinden önemlisi, yaratık gerçekten öfkelenmişti.
Vayne, yaratığın kafatasını parçaladığı esnada bileğine yapışan beyin parçasını silkeledi.
“Eh,” dedi Vayne.
Selina, “Ah, aşkım,” dedi ve dizleri üzerine çökerek kollarını yerde yatan dönüşmüş bedene sardı. “Böyle bir trajediye sebep olan şey ne olabilir?”
Kadın ölü adamın başından arta kalanları göğsüne yaslarken Vayne de çiftin yanında diz çöktü. Selina, elbisesine bulaşan kanı fark etmiyor ya da umursamıyor gibiydi.
“Bazı insanlar kendilerini isteyerek canavara dönüştürür. Bazıları buna başkaları tarafından zorlanır,” dedi Vayne.
Cesedin şişkin elini tutup öylesine incelemeye başladı. “O ikinci gruba dâhildi.”
Dul kadının gözleri öfkeyle kocaman oldu.
“Bunu ona biri mi yaptı? Kim?.. Neden?..”
Kadın gözyaşları içinde cesedin üzerine yığıldı, söyleyecek söz bulamıyordu.
“Şekil değiştiriciler bazen bir dost edinmek ister. Bazen yalnızca vahşidirler: Şaşkınlık veya öfkeyle birilerini ısırırlar. Tanıştığım bazı diğerlerininse sadece canları sıkılıyordu. Bunun eğlenceli olduğunu düşünüyorlar,” dedi Vayne, kadının başını okşayarak. “Ancak bazıları… Bazılarının yalnızca beslenmeye ihtiyacı vardır.”
Kadın gözyaşlarını silerek başını kaldırdı.
“Ben…Anlayamıyorum.”
Vayne acıyarak gülümsedi.
“Birilerini yemek isterler; fakat bazen o birileri kaçmayı başarır. Onları yemeye çalışan şeyse yanlışlıkla zehrini aktarır. Böylece nihayet kurban da şekil değiştirir.”
Kadın öfkeyle Vayne’e baktı. Vayne, kadının saçlarını yaşlı gözlerinden çekerken bileğindeki mekanizma tıkırdadı.
“Öldürdüğüm son şekil değiştirici bana, eğer kurbanları onu seviyorsa tatlarının da daha güzel olduğunu söylemişti. Utanıp kızardıklarında lezzetleri artıyormuş. İnsan balayı sırasında ne kadar lezzetli olduklarını hayal bile edemiyor, değil mi?” dedi Vayne.
Dul kadın ağlamayı bırakmıştı. Gözlerinde sert bir ifade belirdi.
“Sonuçta seni seviyordu,” dedi Vayne.
Kadın ayağa kalkmaya çalıştı; ancak Vayne kadını saçlarından yakalayarak sertçe çekti.
“Onu ısırdığında gerçekten sarsılmış olmalı. Korkmuş birinin ne yapacağını kestirmek zordur. Sevdiğin biri tarafından ihanete uğramak kadar da ürkütücü bir şey olmasa gerek.”
Vayne bileğini çevirerek nişan aldı.
“Pekâlâ, seni dönüştüren kimdi?”
Kadın nefretle ona doğru baktı, gözleri yavaş yavaş koyu bir kırmızıya dönmeye başlamıştı.
“Hiç kimse,” dedi kayalara sürtünen bıçağı andıran bir sesle. “Ben, kendimin eseriyim.”
Vayne gülümsedi.
“Bunu nasıl bildin?” diye sordu kadın elini arkasına doğru götürerek.
“Diş izlerinin boynunun arka tarafı yerine ön tarafında olması ve vücudunun başka bir yerinde yara izleri olmaması güvendiği biri tarafından saldırıya uğradığını gösteriyordu. Hadi öyleyse. Dene bakalım.”
Kadın duraksadı.
“Neyi deneyeyim?”
“Arkanda oluşturduğun kıskacı. Biç beni. Bakalım okumu alnına saplamadan önce elimi koparabilecek misin,” dedi Vayne.
Kadın yenilmiş bir şekilde kıskacını arkasından çekti. Oyun bitmişti.
“Neden?” diye sordu.
“Ne neden?” diye yanıtladı Vayne.
“Neden gelip beni öldürmedin? Tüm bu… gösteri ne içindi?”
Vayne gülümsedi. Yüzünde kurnaz ve nefret dolu bir ifade belirmişti.
“Çünkü haklı olduğumdan emin olmak istedim. Çünkü onun hissettiği korkuyu senin de yaşamanı istedim. Ancak en çok da...”
Vayne bileğini sıktı. Metalik bir tını ile fırlayan on beş santimetrelik gümüş ok şekil değiştiricinin beynine saplandı. Dul kadının gözleri arkaya doğru kaydı. Ardından vücudu bir taş çuvalı gibi yere yığıldı.
“Eğlenceli olduğu için.”
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 18
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 29



