HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Eskiçağlardan itibaren köklü bir geçmişi olan Devrek, bölgenin sosyal ve kültürel yükünü diğer yakın komşuları ile birlikte yürütmekte idi. Bu bağlamda Devrek, en erken Erken Kalkolitik Çağda (MÖ 5500) yerleşmeye sahne olmuş ve İlk Tunç Çağının sonlarına kadar bu durum devam etmiştir. MÖ 2000 yılından itibaren Hellenistik Döneme kadar Karanlık Çağ olarak adlandırdığımız bu yıllarda, bir yerleşmenin söz konusu olmadığı Devrekin, Hellenistik Dönemden itibaren iskâna maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Devrek ve çevresinde Hitit yerleşmesi söz konusu değildir.
Devrekte, Selçuklu Dönemine ait herhangi bir eser ile karşılaşmamamız Devrekin bu dönemi hakkında bir şeyler söylememizi zorlaştırmaktadır.
Osmanlı sultanı III. Ahmed dönemine ait 5 Mayıs 1706 tarihli bir Osmanlıca belgede (C.EV. dosya no:469, gömlek no: 23712) Hızırbey İli namıyla Devrek kastediliyor. Ancak belge bu tarihe ait, fakat vesika Hızırbey İlinin bahsi ile Beyazıt Hüdavendigar (1389-1402) döneminde, şimdiki Devrek ve Çarşamba/Çaycuma nahiyesi ima edilerek burada, bu sultan döneminde Şeyh Hüseyine vakıf olarak tesis edilen Başsız Yoğurt karyesindeki bir mezradan söz ediliyor. Dolayısıyla şu andaki bilgilerimiz ışığında Hızırbey İli adıyla Devrekin, Osmanlı döneminde Yıldırım Beyazıt devrinde var olduğunu söylemekte hiçbir beis yoktur.
Devrek ve çevresi özellikle beşinci Osmanlı padişahı Sultan Çelebi Mehmet (d. 1387 ö. 1421) döneminde kurulmaya başlayarak Fatih Sultan Mehmetin (d. 1432 ö. 1481) Amasrayı fethetmesiyle kuruluşunu tamamlamış olmalıdır. Zira Devrekte, bugün Yeni Camii duvarına monte edilmiş olan bir kitabeden, H. 891 (M. 1486) tarihi okunabilmektedir. Ne yazık ki camii duvarındaki bu kitabenin üzeri yağlı boya ile boyanarak tahrip edilmiştir. Aynı yanlışlık bazı çeşme kitabeleri ile Tekke Camii kabristanında bulunan mezar taşlarına da uygulanmış ve Devrek tarihi için çok önemli olan bu eserlerimiz de aynı akıbete maruz kalmıştır.
Dr. Abdullah Cemalin 1922de, kaleme aldığı Türkiyenin Sıhhi-i İctimâi Coğrafyası: Zonguldak Sancağı adlı çalışmasının 35-36. sayfalarında: Devrek kasabası oldukça kadîmdir. Fakat ne zaman teessüs ettiğine dair hiçbir malûmât-ı mevsûka ve tarihiyye yoktur. Âsâr-ı atîka ve mebânî-i kadîme-i mutebereye tesadüf edilemiyor. Yalnız kasabanın şimâl tarafında Devrek karyesinin Cuma ve bayramları için musallâ-yı umûmîleri olan avâm beyninde câmi-i atîk nâmını taşıyan ve Mustafa Şemsi Paşa tarafından inşa kılındığı anlaşılan Şemsi Paşa Câmii Şerifi yakınında Devrek karyesinin bundan 130 sene evvel ufacık bir mahalden ibaret olduğu menkulâttandır. Bu câmii şerifin duvarında (H. 821) tarihinin mevcudiyeti, bu kasabanın velev ki karye halinde bile olsa o tarihte varlığına delil olarak gösterilir. cümleleri okunur.
O halde Yeni Camii duvarındaki 891 tarihli diğer kitabe nedir? Bu kitabe, Cami-i Atik yanında bulunan türbenin kitabesi olmalıdır. Şemşi Paşa Camii (Cami-i Atik)in yıkılmasından sonra bu türbe ve burada yatan zat, Devrek-Ereğli yolu üzerinde İsabeyli Köyü yakınlarına taşınmıştır. Eğer bu söylediklerimiz doğru ise, bu kitabe de bu türbenin kitabesi olup, türbede yatan zat da Devrekin ilk kurucularından biri olmalıdır. Ne yazık ki türbesinin kitabesini arayan bu ismi meçhul alperen unutularak ve hem de Devrekin merkezinden uzaklaştırılarak yaklaşık on bir km uzaklıktaki bir alanda tecrit edilmiş durumdadır. Ancak Yeni Cami duvarındaki türbe kitabesinin buradan sökülerek ya da bir kopyası yapılarak Devrekteki orijinal yerine türbe tekrar taşınamayacağı için- bu mechul alperenin şimdiki türbesine monte edilmesi çok elzem bir görev olacaktır. Böylece Devrekli az da olsa bu alperenenine vefa borcunu herhalde ödemiş olacaktır.
Bolu sancağı, 1459 yılından itibaren hem tımarlı sipahi, hem de yaya ve müsellem teşkilatına bağlı bir sancak olarak, Osmanlı askeri teşkilatı içinde yer almaktaydı (K. Z. Taş, Yaya ve Müsellem Sancağı Olarak Bolunun İdari Yapısı, Boluda Halk Kültürü ve Köroğlu Uluslar arası Sempozyumu, Bolu, 1998, 26). Dolayısıyla bu yıllarda Devrek, Boluya bağlı, belki de bu amaca hizmet eden bir köy yerleşmesi idi ve Hızır Beğ Eli olarak anılıyordu.
Nitekim, 16. yüzyılın başlarında, Devrek, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivindeki tapu tahrir defterlerine -(TT-86: Bolu livasını Gerede, Çaga, Hızırbeyli, Viranşehir, Borlu, Ereğli, Mengen, Kıbrıs vesair nahiyelerinde bulunan ve Amasra kalesi müstahfızlarına ait olan tımarların icmal defteri)-göre, Çarşamba ile birlikte zikredilerek, Hızır Beğ Eli olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca Çağa, Mengen, Gerede, Viranşehir, Taruklu-Borlu, Ulus-Amasra, Oniki Divan, Yedi Divan, Yenice, Bendereğli, Konropa, Dodurga, Mudurnu ve Kıbrus ile birlikte Boluya bağlı bir nahiye olarak görülmektedir.
Ancak H. 1099 (M. 1687/1688) yılı 836 nolu şeriye sicilinde Bavlı, Bendereğli, Borlu, Çağa, Dirgine, Dört Divan, Eflani, Gerede, Konrapa, Mudurnu, Üskübü, Viranşehir ve Yenice gibi kazaların ismi geçmesine rağmen Devrek adına rastlanmaz (B. Çöpoğlu, H. 1099 (M.1687/1688) 836 Nolu Bolu Şeriye Sicilinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Yayımlanmamış Y. Lisans Tezi, 2008, 31-32). Fakat 1684-1686 yılı Şeriye Sicilindeki tımar ve zeametlerin gelir miktarları incelendiğinde, 6 zeamet ve 19 tımar kaydı bulunmuş ve bu zeametlerden en büyük olanı 59 160 akçe ile Bolu ve Karahisar Sancaklarındaki Uzungünü ve Hızırbeğli karyeleri baş sırayı almıştır.
Bu yıllarda Hızır Beğ Eli, seksen dört hane ve yaklaşık dört yüz yirmi; Çarşamba ise, yetmiş dokuz hane ve yaklaşık üçyüz doksan beş kişiden oluşan bir nüfusa sahipti. (E. Şahin, 1684-1686 Yılları Arasında Boluda Ekonomik ve Sosyal Hayat -835 Numaralı Bolu Şeriye Siciline Göre-, Yayımlanmamış Y. Lisans Tezi, Konya, 2008, 38, 58).
18. yüzyılın ortalarında, Uluslu İbrahim Hamdi Efendinin kaleme aldığı Atlas‐ı İbrahim Hamdi Efendi başlıklı seyahatnamesinden anlaşılacağı üzere, Hızır Beğ Eli ismi bırakılmış ve yerleşim birimi için Devrek adı kullanılır olmuştur: Devrek altmış üç buçuk derece tûl ve kırk bir derece on üç dakika arzda Ereğli şarkîsinde deryadan alarga bir kazadır, hafta pazarı ve hanları ve dükkânları var bir nice karyedir.
H. 1215/M. 1800/1801 yıllarında Bartın ve Devrek havalisi Ereğli kasabasına iltihâk edilmişti. 1811-1864 yılları arasında da Bolu ve Viranşehir sancakları birleştirilerek bu yıllarda Boluya, Bolu Merkez, Mudurnu, Dodurga, Pavlı, Kıbrıscık, Dörtdivan, Gerede, Çağa, Mengen, Ulak Viranşehir=Eskipazar), Dirgine, Devrek, Yılanlıca (Devrekte Gölpazarı, Hisarönü), Samako (Alaplı), Akçaşehir (Akçakoca), Üskübü (Kasaba) ve Konropa (Düzce) bağlanmıştır (D. Bayraktar, Şeriye Sicillerine Göre Tanzimatın İlk Yıllarında Bolu (1838-1850), Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Ankara, 1995, 39-40).
Devrek, H. 1258/M. 1843/1844 yıllarında Ereğliye hâlâ bağlı olmakla birlikte, H. 1285/M. 1868/1869 yılında kaza yapılarak Ereğliden ayrılmıştır. Ancak Zonguldak henüz liva olmadan -H. 23 Ş 1338/M.12 Mayıs 1920- önce bölgenin idari, sosyal, ekonomik ve kültürel yükü, Hamidiye olarak ünlenecek kazanın üzerine yüklenecektir. 16 Z 1304/M. 5 Eylül 1887 yılında Hamidiye kazası kurulmuş ve H.1314/M.1896/1897 yılında kazanın genelinde 172 köy ve merkezinde 65 köy barındırmıştır (Kastamonu Vilayet Salnamesi H. 1306, 1314, 412, 340-344). Hamidiye adının karışıklıklara sebebiyet vermesinden dolayı, 20 Ca 1328/30 Mayıs 1910 yılında tekrar Devrek adının kullanılmasına devam edilmiştir. Bir yıl sonra da Çarşamba nahiyesi 1911de Çaycuma adına dönüştürüldü.
Hamidiye/Devrek Nüfusu 17. ve 18. yüzyılın ortalarında bir köy yerleşmesi olduğu anlaşılan Devrekin nüfusunun, H.1288/M.1871/1872 yıllarından itibaren birden arttığı anlaşılmaktadır. H. 1306/M. 1888/1889 yılında da, Hamidiye nüfusunda büyük bir azalma fark edilmektedir. Ancak H. 1334/M. 1915/1916 yılında hem Müslüman nüfusta (53 168) hem de gayr-i Müslim nüfusta (Ermeni: 674) artış gözlemlenmektedir. H. 1311/M. 1893/1894) Devreke bağlı Çaycumada 202 Rum nüfus görülürken, 1922de 405 olarak kaydedildiği anlaşılmaktadır
Devrekte, Selçuklu Dönemine ait herhangi bir eser ile karşılaşmamamız Devrekin bu dönemi hakkında bir şeyler söylememizi zorlaştırmaktadır.
Osmanlı sultanı III. Ahmed dönemine ait 5 Mayıs 1706 tarihli bir Osmanlıca belgede (C.EV. dosya no:469, gömlek no: 23712) Hızırbey İli namıyla Devrek kastediliyor. Ancak belge bu tarihe ait, fakat vesika Hızırbey İlinin bahsi ile Beyazıt Hüdavendigar (1389-1402) döneminde, şimdiki Devrek ve Çarşamba/Çaycuma nahiyesi ima edilerek burada, bu sultan döneminde Şeyh Hüseyine vakıf olarak tesis edilen Başsız Yoğurt karyesindeki bir mezradan söz ediliyor. Dolayısıyla şu andaki bilgilerimiz ışığında Hızırbey İli adıyla Devrekin, Osmanlı döneminde Yıldırım Beyazıt devrinde var olduğunu söylemekte hiçbir beis yoktur.
Devrek ve çevresi özellikle beşinci Osmanlı padişahı Sultan Çelebi Mehmet (d. 1387 ö. 1421) döneminde kurulmaya başlayarak Fatih Sultan Mehmetin (d. 1432 ö. 1481) Amasrayı fethetmesiyle kuruluşunu tamamlamış olmalıdır. Zira Devrekte, bugün Yeni Camii duvarına monte edilmiş olan bir kitabeden, H. 891 (M. 1486) tarihi okunabilmektedir. Ne yazık ki camii duvarındaki bu kitabenin üzeri yağlı boya ile boyanarak tahrip edilmiştir. Aynı yanlışlık bazı çeşme kitabeleri ile Tekke Camii kabristanında bulunan mezar taşlarına da uygulanmış ve Devrek tarihi için çok önemli olan bu eserlerimiz de aynı akıbete maruz kalmıştır.
Dr. Abdullah Cemalin 1922de, kaleme aldığı Türkiyenin Sıhhi-i İctimâi Coğrafyası: Zonguldak Sancağı adlı çalışmasının 35-36. sayfalarında: Devrek kasabası oldukça kadîmdir. Fakat ne zaman teessüs ettiğine dair hiçbir malûmât-ı mevsûka ve tarihiyye yoktur. Âsâr-ı atîka ve mebânî-i kadîme-i mutebereye tesadüf edilemiyor. Yalnız kasabanın şimâl tarafında Devrek karyesinin Cuma ve bayramları için musallâ-yı umûmîleri olan avâm beyninde câmi-i atîk nâmını taşıyan ve Mustafa Şemsi Paşa tarafından inşa kılındığı anlaşılan Şemsi Paşa Câmii Şerifi yakınında Devrek karyesinin bundan 130 sene evvel ufacık bir mahalden ibaret olduğu menkulâttandır. Bu câmii şerifin duvarında (H. 821) tarihinin mevcudiyeti, bu kasabanın velev ki karye halinde bile olsa o tarihte varlığına delil olarak gösterilir. cümleleri okunur.
O halde Yeni Camii duvarındaki 891 tarihli diğer kitabe nedir? Bu kitabe, Cami-i Atik yanında bulunan türbenin kitabesi olmalıdır. Şemşi Paşa Camii (Cami-i Atik)in yıkılmasından sonra bu türbe ve burada yatan zat, Devrek-Ereğli yolu üzerinde İsabeyli Köyü yakınlarına taşınmıştır. Eğer bu söylediklerimiz doğru ise, bu kitabe de bu türbenin kitabesi olup, türbede yatan zat da Devrekin ilk kurucularından biri olmalıdır. Ne yazık ki türbesinin kitabesini arayan bu ismi meçhul alperen unutularak ve hem de Devrekin merkezinden uzaklaştırılarak yaklaşık on bir km uzaklıktaki bir alanda tecrit edilmiş durumdadır. Ancak Yeni Cami duvarındaki türbe kitabesinin buradan sökülerek ya da bir kopyası yapılarak Devrekteki orijinal yerine türbe tekrar taşınamayacağı için- bu mechul alperenin şimdiki türbesine monte edilmesi çok elzem bir görev olacaktır. Böylece Devrekli az da olsa bu alperenenine vefa borcunu herhalde ödemiş olacaktır.
Bolu sancağı, 1459 yılından itibaren hem tımarlı sipahi, hem de yaya ve müsellem teşkilatına bağlı bir sancak olarak, Osmanlı askeri teşkilatı içinde yer almaktaydı (K. Z. Taş, Yaya ve Müsellem Sancağı Olarak Bolunun İdari Yapısı, Boluda Halk Kültürü ve Köroğlu Uluslar arası Sempozyumu, Bolu, 1998, 26). Dolayısıyla bu yıllarda Devrek, Boluya bağlı, belki de bu amaca hizmet eden bir köy yerleşmesi idi ve Hızır Beğ Eli olarak anılıyordu.
Nitekim, 16. yüzyılın başlarında, Devrek, Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivindeki tapu tahrir defterlerine -(TT-86: Bolu livasını Gerede, Çaga, Hızırbeyli, Viranşehir, Borlu, Ereğli, Mengen, Kıbrıs vesair nahiyelerinde bulunan ve Amasra kalesi müstahfızlarına ait olan tımarların icmal defteri)-göre, Çarşamba ile birlikte zikredilerek, Hızır Beğ Eli olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca Çağa, Mengen, Gerede, Viranşehir, Taruklu-Borlu, Ulus-Amasra, Oniki Divan, Yedi Divan, Yenice, Bendereğli, Konropa, Dodurga, Mudurnu ve Kıbrus ile birlikte Boluya bağlı bir nahiye olarak görülmektedir.
Ancak H. 1099 (M. 1687/1688) yılı 836 nolu şeriye sicilinde Bavlı, Bendereğli, Borlu, Çağa, Dirgine, Dört Divan, Eflani, Gerede, Konrapa, Mudurnu, Üskübü, Viranşehir ve Yenice gibi kazaların ismi geçmesine rağmen Devrek adına rastlanmaz (B. Çöpoğlu, H. 1099 (M.1687/1688) 836 Nolu Bolu Şeriye Sicilinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Yayımlanmamış Y. Lisans Tezi, 2008, 31-32). Fakat 1684-1686 yılı Şeriye Sicilindeki tımar ve zeametlerin gelir miktarları incelendiğinde, 6 zeamet ve 19 tımar kaydı bulunmuş ve bu zeametlerden en büyük olanı 59 160 akçe ile Bolu ve Karahisar Sancaklarındaki Uzungünü ve Hızırbeğli karyeleri baş sırayı almıştır.
Bu yıllarda Hızır Beğ Eli, seksen dört hane ve yaklaşık dört yüz yirmi; Çarşamba ise, yetmiş dokuz hane ve yaklaşık üçyüz doksan beş kişiden oluşan bir nüfusa sahipti. (E. Şahin, 1684-1686 Yılları Arasında Boluda Ekonomik ve Sosyal Hayat -835 Numaralı Bolu Şeriye Siciline Göre-, Yayımlanmamış Y. Lisans Tezi, Konya, 2008, 38, 58).
18. yüzyılın ortalarında, Uluslu İbrahim Hamdi Efendinin kaleme aldığı Atlas‐ı İbrahim Hamdi Efendi başlıklı seyahatnamesinden anlaşılacağı üzere, Hızır Beğ Eli ismi bırakılmış ve yerleşim birimi için Devrek adı kullanılır olmuştur: Devrek altmış üç buçuk derece tûl ve kırk bir derece on üç dakika arzda Ereğli şarkîsinde deryadan alarga bir kazadır, hafta pazarı ve hanları ve dükkânları var bir nice karyedir.
H. 1215/M. 1800/1801 yıllarında Bartın ve Devrek havalisi Ereğli kasabasına iltihâk edilmişti. 1811-1864 yılları arasında da Bolu ve Viranşehir sancakları birleştirilerek bu yıllarda Boluya, Bolu Merkez, Mudurnu, Dodurga, Pavlı, Kıbrıscık, Dörtdivan, Gerede, Çağa, Mengen, Ulak Viranşehir=Eskipazar), Dirgine, Devrek, Yılanlıca (Devrekte Gölpazarı, Hisarönü), Samako (Alaplı), Akçaşehir (Akçakoca), Üskübü (Kasaba) ve Konropa (Düzce) bağlanmıştır (D. Bayraktar, Şeriye Sicillerine Göre Tanzimatın İlk Yıllarında Bolu (1838-1850), Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Ankara, 1995, 39-40).
Devrek, H. 1258/M. 1843/1844 yıllarında Ereğliye hâlâ bağlı olmakla birlikte, H. 1285/M. 1868/1869 yılında kaza yapılarak Ereğliden ayrılmıştır. Ancak Zonguldak henüz liva olmadan -H. 23 Ş 1338/M.12 Mayıs 1920- önce bölgenin idari, sosyal, ekonomik ve kültürel yükü, Hamidiye olarak ünlenecek kazanın üzerine yüklenecektir. 16 Z 1304/M. 5 Eylül 1887 yılında Hamidiye kazası kurulmuş ve H.1314/M.1896/1897 yılında kazanın genelinde 172 köy ve merkezinde 65 köy barındırmıştır (Kastamonu Vilayet Salnamesi H. 1306, 1314, 412, 340-344). Hamidiye adının karışıklıklara sebebiyet vermesinden dolayı, 20 Ca 1328/30 Mayıs 1910 yılında tekrar Devrek adının kullanılmasına devam edilmiştir. Bir yıl sonra da Çarşamba nahiyesi 1911de Çaycuma adına dönüştürüldü.
Hamidiye/Devrek Nüfusu 17. ve 18. yüzyılın ortalarında bir köy yerleşmesi olduğu anlaşılan Devrekin nüfusunun, H.1288/M.1871/1872 yıllarından itibaren birden arttığı anlaşılmaktadır. H. 1306/M. 1888/1889 yılında da, Hamidiye nüfusunda büyük bir azalma fark edilmektedir. Ancak H. 1334/M. 1915/1916 yılında hem Müslüman nüfusta (53 168) hem de gayr-i Müslim nüfusta (Ermeni: 674) artış gözlemlenmektedir. H. 1311/M. 1893/1894) Devreke bağlı Çaycumada 202 Rum nüfus görülürken, 1922de 405 olarak kaydedildiği anlaşılmaktadır
