- Katılım
- 6 Kas 2012
- Konular
- 2,235
- Mesajlar
- 4,824
- Online süresi
- 9g 51569s
- Reaksiyon Skoru
- 343
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 289
- TM Yaşı
- 13 Yıl 5 Ay 18 Gün
- MmoLira
- 1,096
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
BURSANIN TARİHİ
Uygarlıklar beşiği Anadolunun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların günümüzden 7 bin yıl öncesine gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır. Höyükte yapılan kazılar sonucunda, MÖ. 5200 yıl öncesine dek inen bir yerleşim alanı bulunmuştur.
Bursanın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5 m. yüksekliği olan Demirtaş Höyüğü yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kâse, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup MÖ. 2500lü yıllara tarihlenir.
Kentin 14 km batısında, Çayırköyünün 1 km güneybatısındaki Çayırköy Höyüğünün boyutları da Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı, kahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok azı ise çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu MÖ. 2700 yılına aittir.
MÖ. 3. yüzyılda Bithynialılar ve Prusiaslılar tarafından kurulan kentin ilk adı Prusa idi. Yazılı kaynaklarda Bitinya olarak da geçen Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü çevresinde, taş devirlerinde kurulduğu anlaşılan yedi önemli höyük bulunmaktadır. Bunlardan Orhangazi yakınlarındaki Ilıpınar ve onun 750 m. kadar doğusundaki Hacılartepe Höyüğü, Orhangazi-İznik yolunun Yeniköy altı mevkiinde Tepecik Höyüğü, İznik Gölünün doğusunda ise Körüstan, Üyücek Tepe, Höyücek ve Karadin höyükleri bulunmaktadır.
İnegöl kent merkezinde, Cumatepe höyüğü ile 3 km doğusunda bulunan Doğutepe Akhisar höyükleriyle Yenişehir Babasultan Höyüğü tarih öncesi devirlere ait yerleşimleri işaret etmektedir. Demirtaş Köyü Höyüğü ile M. Kemalpaşanın Dorak Köyü ile Tahtalı Köyündeki kalıntılar, Bursa bölgesinin en az beş bin yıllık önemli bir uygarlık alanı olduğuna işaret etmektedir.
Prousa (Bursa)nın kuruluşu
Bursa bölgesi, MÖ. 4. yüzyılda Bithynia devleti kurulana dek çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşamıştı. Ünlü Herodot Tarihine göre, o tarihte Bursa ve civarında var olan tek kent Cius/Gemliktir. Cius kentinin kuruluşu MÖ. 12. yüzyıla kadar uzanır. Apamea/Mudanya kentinin ise, MÖ. 10. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Uluabat Gölünün üzerinde bir adada bulunan Apollonia/Gölyazının ise, MÖ. 6. yüzyıldan daha önce kurulduğu sanılmaktadır.
Krezus/Kroisos (MÖ. 561-546) döneminde Lidyalıların egemenliğine giren Bursa bölgesi daha sonra, Pers/İran egemenliğiyle tanışmıştı. Bursa bölgesi, bu savaşlar sırasında çok tahrip oldu. Dedalses, İranlara karşı savaşarak Bursa bölgesinde bağımsız bir Bithynia Devleti kurdu. Dedalsesin oğlu Botiras ve onun oğlu Bas/Byas (MÖ. 378-328) Bithynia krallığının ilk kralı sayılmaktadır.
MÖ. 2. yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesinde antik Miletopolis, 356 yılında Orhangazide Basilinopolis, Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehirde Otroia, Orhanelide Adriani, Karacabeyde Kremastis, Eşkelde Daskylium, Çekirgede Plai, Kurşunluda Brillos, İznikte Nicaea antik kentleri kurulmuştu.
Bursanın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithynia kralı I. Prusias (MÖ. 232-192) döneminde gerçekleşmişti. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yaptığı savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusiasa sığınmış. Hannibal, I. Prusias tarafından büyük itibar görmesi üzerine, onun onuruna Bursa kentini kurmuş. Kente bu nedenle Prusa adı verilmiştir. Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları M.Ö. 2500 2700 yıllarını göstermektedir.
Antik kaynaklarca bugünkü Bursanın kurucusu olarak bilinen I. Prusiasın imparatorluğu zamanında Uludağ Bursası (Prusa ad Olympium) adını alan şehirden o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.
İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythiada (Çekirgede) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapıda bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophanede Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.
Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaiaya (İznik)e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.
MÖ. 74 yılında Romaya bağlanan Bithynia krallığı, uzun yıllar Roma egemenliğinde kaldı. Önce Romalıların, sonra da Bizanslıların bir ili olarak varlığını sürdüren Bursa ve civarı Osmanlı Beyliği döneminde dahi yabancı kaynaklarca Bithynia Beyliği veya Krallığı olarak anılmıştır.
Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, birçok mimari yapı ile süslenmiş; devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuştur. I. Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazidın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I. Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliye Bursanın mekânsal gelişimini etkileyen ve bugün de ayakta duran büyük komplekslerdir.
Bursa kimin şehri?
Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynialılar, Thrak kökenliydi. Asya ile Avrupanın geçiş yeri üzerinde bulunduğundan, çok farklı halklar da bölgeye yerleşmişti.
Bithynlerden önce bölgede Bebrykler oturmuştu. Sonra da Mysiler gelmişti. Bithynler, Thrak örf ve adetlerine bağlı oldukları için çoğu kez Asya Thrakları olarak anılmıştır. Kullandıkları dilin ise Thrakça olduğu belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı da yavaş yavaş Yunanlaşmıştı. Bithynlerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda ise Mysia dili konuşulmaktaydı.
Bizanslıların 12. yüzyılda Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgarı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar bu bölgeye geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, Ortodoks Hıristiyanları bulmuştu.
Ayrıca şu gerçeği de ifade etmek gerekir ki, Osmanlılar Bursayı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretti. Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak, surlar dışında bugünkü Bursanın çekirdeğini oluşturan yeni bir şehir kurmuştur. Okul, hastane, köprü, aşevleri, kervansaraylar, hamamlar gibi kamu yapıları inşa edilmiş ve bunların çevrelerinde konut alanları yaratılarak bir yerleşme geleneği başlatılmak suretiyle bugünkü Yeşil Bursanın temelleri atılmıştır.
Türklerin Bursa bölgesine gelişi
Müslümanlar ilk kez, Abbasiler (Harun Reşid) döneminde Bursaya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halepteki Hamedanlılar, Bursayı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursaya egemen olmuşlardır. Türklerin Bursa bölgesine ilk kez 1081 yılından sonra geldikleri görülüyor. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devletinin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölge, Haçlı Savaşlarına sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Alexias Kommenosun döneminde (1097) düzenlenen bir seferle Türkler, ilk kez Bursayı ele geçirmişti. Bu savaşlar sırasında İstanbulda Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğunun başkenti İznik oldu. 1204 yılında Theodor Laskarisin kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.
Latinler İstanbulu işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle işbirliği yaparak Bursayı ele geçirdiler. 1214 yılına kadar Rumların elinde kalan Bursa, Müslümanlara karşı direnişte halkın gösterdiği isteksizlik nedeniyle imparator II. Andronikosun gazabına uğradı. Halkın büyük bölümünün malları yağma edilerek içlerinden bazılarına sürgün ve idam cezası verildi. II. Andronikos, Latinleri yenerek imparatorluğu tanımalarını sağlayıncaya kadar Bursayı bu şiddet yöntemi ile elde tutabildi.
Beylikten Devlete (Osman Gazi Devri 1299-1324)
Osmanlı Devletinin kurucusu ve ilk sultanı Osman Bey, Ertuğrul Gazinin oğludur. Osmanlının diğer beyliklere göre Hıristiyan araziye komşu olması çok önemli bir avantaj sağlamış, onları kısa sürede büyük imparatorluk durumuna getirmiştir.
Osmanlı Devletinin kuruluşunda dervişlerin büyük katkısını gören Osman Bey, bu nedenle Bursa ve çevresindeki birçok araziyi dervişlere verdi. Kendisi de, bölgenin en önemli dervişi olan Şeyh Edebalinin kızını aldı. Bizans topraklarında yaptıkları savaşlarla zenginleşen Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegölü aldı. 1302 yılında Yenişehiri devletin merkezi yaptı. İznik ve Bursayı kuşattı ancak alamadan yaşamını yitirdi. Vasiyeti gereği Tophanedeki Gümüşlü Kubbeye (Saint Elia Manastırı) gömüldü. Ölümünde özel mülkü olarak çok az malı çıkmıştı.
Bursanın fethi
Osman Bey 1308 yılında Bizans tekfurlarının birleşmiş ordularını Dimboz/Erdoğan köyü yakınlarında perişan edince, Bursa önlerine gelmişti. Bu tarihten sonra Bursayı kuşatarak gözlemek amacıyla biri Kükürtlü Hamamı karşısında, Ak Timuru komutasında, diğeri eski Mollaarap Okulu yerinde, Balaban Bey komutasında iki kule yaptırmıştı. Bursanın arkasını güvenlik altına almak için 1325 yılında Orhaneli Kalesi fethedilince tekfur çaresiz kaldı. 6 Nisan
1326 tarihinde Bursayı Orhan Beye teslim etti. Böylece Bursa, bir bakıma kılıçla değil, vire olarak anılan biçimde teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.
O dönemlerde top ve tüfek olmadığından kaleleri düşürmek için kullanılan en önemli savaş taktiği kaleleri kuleler vasıtasıyla gözetim altına tutarak giriş ve çıkışı engellemekti. Böylece kale halkını aç bırakarak, suyunu keserek kentler kan dökmeden ele geçiriliyordu. Bursanın ele geçirilmesinde de vire denilen bu metot uygulanmış, aç ve susuz kalan halk tekfura karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmişti.
Bursada bir imparatorluk doğuyor (Orhan Gazi Devri 1324-1360)
Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beyin oğlu ve devletin ikinci sultanı Orhan Bey, 1320 yılında babasının vekili oldu. 1321 yılında Mudanyayı, 6 Nisan 1326 tarihinde ise Bursayı fethederek 1324 yılında tahta geçti. Bizans ordularını 1329 yılında İstanbul yakınlarında Pelekanonda yendi. 1331 yılında İzniki teslim alan Orhan Gazi Osmanlıların başkentini 5 yıl süre ile İznike taşıdı.
1353te Bizanstaki iç karışıklıklardan faydalanan Orhan Gazi, Geliboluda Çimpe kalesini aldı. Geliboluya geçip tüm Marmara kıyıları ile Tekirdağı ele geçirdi. Devletin temellerini oluşturan ilk yasal düzenlemeleri yaptı. Orduyu düzenledi. Vergi yasaları getirdi. İlk kez kendi adına para bastırdı. Bilecik tekfurunun kızı Nilüfer Hatun ile Asporça ve Bizans İmparatoriçesi Thedorayı eş olarak alan Orhan Gazi, kentte hızlı bir imar çalışması başlatarak sur dışına taşan kentin çekirdeğini oluşturan cami, hamam, köprü, çeşme, darphane, medrese gibi birçok anıtsal eseri yaptırdı.
Orhan Gazi 1360 yılında yaşamını yitirdi. O da Tophaneye, babasının yanına gömüldü.
İlk şehit sultan: Murat Hüdavendigâr (1360-1389)
Orhan Beyin oğlu olan I. Murat, Lala Şahin Paşanın yanında yönetim ve savaş dersleri aldı. 1340 yılında Bursa Sancakbeyi; ağabeyi Süleyman Paşanın 1359 yılında vefatıyla da Rumeli ordusunun kumandanı oldu. 1360 yılında tahta geçti. 1362 yılında Edirneyi fethederek devlet merkezini buraya taşıdı. 1364 yılında, Balkanlardaki Haçlı ordusuyla yaptığı Sırp Sındığı Savaşını kazanarak büyük ün saldı. Osmanlı akıncıları Adriyatik denizine dayandı. 1389 yılında, I. Kosova Savaşı sonrasında şehit edilerek yaşamını yitirdi. Bu nedenle Gazi Hüdavendigâr lakabıyla anılmıştır. Mezarı Çekirgede, adını taşıyan türbesindedir.
Bu dönemde tımar teşkilatı geliştirildi. Yaya, müsellem ve yeniçerilere ilaveten kapıkulu askerinden maaşlı süvari ocağı kuruldu. Çekirgedeki külliyesinde medreseli ilginç bir cami ile hamam ve türbesi vardır. Ayrıca Hisar içindeki Şahadet Camii ile bugün Hisardaki garnizonun bulunduğu yerdeki sarayı da, Sultan I. Murat yaptırmıştır.
Yıldırım gibi bir sultan: I. Bayezid (1360-1403)
Sultan I. Murat ile Gülçiçek Hatunun oğlu olan Yıldırım Bayezid 1389 yılında sultan oldu. Anadoludaki birçok beyliğin Osmanlının eline geçmesini sağladı. Rumelide Haçlılar ile 1396 yılında Niğbolu Savaşını yaptı ve kazandı. Arkalarına Timuru alan Anadolu beylikleri sultana kafa tutunca Bayezid, Anadolu beyliklerini kışkırtan Timur ile 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara yakınlarında yapılan savaşı kaybetti. Bu savaşta Timura tutsak olan Bayezidin kendini zehirleyerek intihar ettiği iddia edilir. (1403)
Yıldırım lakabını alan Bayezid, Bursada çok sayıda güzel yapı yaptırarak Bursanın, devrinin en görkemli kenti konumuna gelmesini sağladı. Bursada Ulucami ile, Yıldırım semtindeki külliyesi içinde cami, hastane ve hamam ile medrese yaptırmıştır. Ancak onun Bursadaki en önemli yapıtı Darüşşifa adını taşıyan Osmanlı Devletinin ilk hastanesidir. Bugünkü Bursa Çarşısının temelini oluşturan Bedesteni de Yıldırım Bayezid yaptırmıştır. Türbesi, Yıldırım Külliyesindedir.
Karanlığın yüzü: Fetret Dönemi (1402-1413)
Bursa, Osmanlı döneminde mâmur bir başkent olarak gelişirken, Anadolu beyliklerinin desteğini alan Timur karşısında Osmanlının yenilgiye uğraması sonucu yağma edilmiş ve Timurun askerleri tarafından kent Ulucami ile birlikte yakılmıştır. Bundan sonra Bursa, bir zaman, Yıldırım Bayezidin oğulları arasında el değiştirip durmuştur.
Ankara Savaşının ardından Yıldırımın oğullarından İsa Çelebinin bazı paşalarla Bursaya gelip tahta oturmasıyla şehzadeler arasında başlayan kanlı çatışmalar, Çelebi Mehmetin 1413 yılında tahtı ele geçirmesiyle son bulmuştur.
Devleti ikinci kez kuran sultan: Çelebi Mehmet (1413-1421)
Sultan I. Bayezid ile Devlet Hatunun oğlu olan Çelebi Mehmet, Osmanlı padişahlarının beşincisi ve Osmanlı Devletinin ikinci kurucusudur. Çelebi Mehmet, Ankara savaşından (1402) sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden bir idare altında birleştirmek için kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi ile mücadele etti. Böylece Osmanlı Devletini karşılaştığı bu büyük bunalımdan kurtararak devletin birliğini sağlayan Çelebi Sultan Mehmet, her şeyden önce elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.
Şeyh Bedreddin isyanını bastıran Çelebi Mehmet, 26 Mayıs 1421 tarihinde Bursada yaşamını yitirdi. Yeşil semtinde bulunan eşsiz güzellikteki Yeşil Türbeye defnedildi. Çelebi Mehmet sağlığında, türbenin bulunduğu mekana içinde medrese, cami ve imaret bulunan Külliyeyi inşa etmişti. Aynı zamanda divan şairi olan Çelebi Mehmet Edirnede bir cami ve bedesten, Amasyada da oğlu Kasım için bir türbe yaptırmıştır.
Dervişane bir sultan: II. Murat (1421-1451)
Çelebi Mehmet ile Emine Hatunun oğludur. 1415 yılında Amasya Sancakbeyi oldu. 1420 yılında Börklüce Mustafa ile Anadolu beyliklerinden Germiyanoğulları, Ramazanoğulları ve Menteşoğullarının isyanlarını bastırdı.
1430 yılına Venediklilerden Selanik kalesini aldı. 1444te Varna, 1448de II. Kosova Savaşında kazandığı başarılarla Balkanlarda devletin sınırlarını genişletti.
Karacabeyde topladığı devlet yöneticilerinin huzurunda saltanattan vazgeçtiğini ilan etti. Bir süre Karacabeyde inzivaya çekildi. Daha sonra Çandarlı Halilin baskısı ile tekrar tahta geçmek zorunda kaldı. 47 yaşında iken 3 Şubat 1451 günü yaşamını yitirince, Muradiyedeki türbesine gömüldü. Vasiyeti üzerine türbesinin üstü açık, sandukası üzerinde de toprak vardır.
Sultan II. Muratın Muradiye semtinde yaptırdığı külliyesinde; cami, hamam, medrese ve imaret bulunup tümü günümüze gelebilmiştir. Sultan Murat, duygusal ve şair yönü olan bir kişi olup ayna zamanda divan şairi, müzisyen ve hattattır.
Manevi Başkent Bursa
Fatih (1451-1481), İstanbulu aldıktan sonra Bursa ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle de Bursa, hep ikinci ya da manevi başkent oldu. Örneğin Fatih vefat edip II. Bayezid padişah olunca (1481-1512), kardeşi Cem de 1481 yılında Bursaya gelip padişahlığını ilan etmişti. Bahtsız Şehzade Cem, Bursada 18 gün süren padişahlık yaptı, burada kendi adına para bastırdı. Sonradan bu durum, Bursalıların Sultan tarafından cezalandırılmasına neden oldu. II. Bayezid, 1512de Bursaya girince, Yeniçeriler şehri yağma etmek istediler, yağma son anda önlendi.
Yavuz Selim padişah olunca da, bu kez kardeşi Korkut aynı şeyi yaparak Bursada padişah olmak istedi. Ancak Şehzade Korkutun Bursadaki saray-ı âmireden tüfekleri almak istemesine Bursalılar engel oldu. Daha sonra Şehzade Ahmet de, Bursayı alarak hükmetmek istemiş, ama başaramamıştı.
Zor yıllar: İşgalden kurtuluşa Bursa
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. 1920 yılında Yunanlılar önce İzmir ve çevresini ardından 2 Temmuz 1920 tarihinde Mustafakemalpaşa ve Karacabeyi işgal ettiler. 6 Temmuzda ise Gemlik İngilizler tarafından işgal edildi.
Bursada, Osmanlı döneminden sonra en büyük acı Yunan işgali ile yaşandı. Ankaradaki TBMM kürsüsü üzerine, Bursa düşman işgalinden kurtuluncaya kadar kalmak üzere siyah bir örtü örtüldü.
O zor yıllarda Bursada yaşayanların neredeyse üçte biri gayrimüslim olduğu için bazı Bursalılar silahını alıp dağlara çıkmıştı. Kentte kalanlar ise, Kuvvay-ı Milliye için istihbarat çalışmaları yapmıştı. Yunanlıların Osman Gazi türbesine hakarette bulunmaları Bursalıların işgalcilere karşı daha da kinlenmesine sebep oldu. Bursa, 2 yıl, 2 ay 2 günlük işgalden sonra 11 Eylül 1922 günü kurtarıldı. Yunan askerlerinin şehirden çekilmesinde, Türk ordusunun olduğu kadar, silahlı milislerin de katkısı büyük olmuştur.
Çağdaş Bursanın karşılaştığı sorunlar
İşgal döneminde Bursa halkı çok zor yıllar yaşadı. Özellikle köylerde çok sayıda insan ölmüş, birçok köy de yakılmıştı. İşgal yıllarında Bursada da birçok mahalle yakılmış, yıkılmıştı. Cumhuriyet sonrasında; Bursa nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan gayrimüslimlerin kenti terk etmesiyle yeni, farklı bir bunalım yaşandı. Giden gayrimüslimlerin yerine gelen Mübadele göçmenleri her şeye yeniden başlamak zorundaydı. Zaten Bursa, 1880li yıllardan beri yoğun bir göçmen akınına uğramıştı. Daha bu göçmenleri bünyesinde hazmedemeden, önce Balkanlardan gelen göçmenler, daha sonra mübadele ile Yunanistandan gelen göçmenler Bursayı, Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir sosyal ve ekonomik sorunlar yumağı haline getirdi. Çünkü Bursayı terk eden gayrimüslimlerin çoğu esnaf ve tüccar iken, yerlerine gelen göçmenlerin hemen tamamının çiftçi olması sorunları daha da artırmıştı. Gelen göçmenlerin büyük bölümünün Türkçe dahi bilmeyip, faklı geleneksel ve kültürel özellikler taşıması, Cumhuriyet Bursası için farklı ve ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu. Ancak Cumhuriyet yönetimi, kısa sürede Bursadaki bu toplumsal ve kültürel sorunları aşmayı bildi.
Genç Cumhuriyet, yakılmış, yıkılmış bir Bursadan kısa sürede modern bir kent yaratmayı başardı. Yeniden ipek fabrikaları kuruldu, gerek kent merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde
büyük bir imar atılımı başladı. Cumhuriyet devrimlerine de sahip çıkan Bursa, çok kısa süre içinde büyük bir gelişme göstererek ülkenin dördüncü büyük kenti haline geldi.
Atatürk ve Bursa
Atatürk, milli mücadelenin merkezi olan Ankarayı başkent yaptı ama Bursayı da çok sever ve ilgi gösterirdi. Nitekim Atatürkün en çok ziyaret ettiği illerin başında Bursa gelir. Atatürk, 1922 yılından ölümüne kadar Bursaya 18 kez gelmiştir.
Atatürk, Kurtuluş Savaşının hemen ertesinde, 17 Ekim 1922 tarihinde Bursaya ilk ziyaretini yapmıştı. Bu gezisi sırasında yaptığı konuşmasında Atatürk: Artık ordularımızın yaptığı savaş bitti. Şimdi eğitim ve ekonomik alanda bir savaşa hazırlanıyoruz demişti.
31 Ağustos 11 Eylül 1924 tarihlerindeki üçüncü gelişinde ise Atatürk artık cumhurbaşkanıdır. Bursanın kurtuluş törenlerinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: Devrimlerimiz, Türkiyenin yüzyıllar için mutluluğunu yüklenmiştir. Bize düşen, onu anlatmak ve değerlendirerek çalışmaktır.
Atatürk, yapacağı her devrim öncesinde mutlaka Anadoluyu gezer, nabız yoklardı. Bu gezilerine de Bursadan başlardı. Yine Harf Devrimi öncesinde, 27 Ağustos 1928 tarihinde Bursaya gelmişti.
26 Mart 1937 tarihindeki gelişinde ise Bursa gençlerine bir söylev vermişti: Yorulmadan beni izleyeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, benim sizden istediğim, yorulduğunuz zaman dahi, durmadan yürümek, dinlenmeden beni takip etmektir. Sizler, yani yeni Türkiyenin genç evlatları, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar.
Atatürk, en renkli gezisini de aramızdan ayrıldığı yıl, 1 Şubat 1938 tarihinde Bursaya yapmıştı. Uzun süredir hasta olan Atatürk, Bursada dans etti, eğlendi. Adeta son baharını yaşadı Bursada Atatürk kendisi için Bursa Belediye salonunda verilen baloda öylesine neşelendi ki, orkestrayı durdurup zeybek çaldırdı. Salonun ortasına geçip zeybek oynadı. Bursa, Atatürk Türkiyesi ile aydınlandı. Bütün Türkiye gibi Bursa ve Bursalılar da ona çok şey borçlu. Bütün Türkiye gibi Bursalılar da onu asla unutmayacak
Uygarlıklar beşiği Anadolunun cennet köşelerinden Bursa ve çevresi, çok eski çağlardan beri yerleşimlere sahne olmuştur. Bölgede eski yerleşim alanlarının yarattığı uygarlıkların günümüzden 7 bin yıl öncesine gittiği, Ilıpınar Höyüğü kazılarında ortaya çıkmıştır. Höyükte yapılan kazılar sonucunda, MÖ. 5200 yıl öncesine dek inen bir yerleşim alanı bulunmuştur.
Bursanın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5 m. yüksekliği olan Demirtaş Höyüğü yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kâse, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup MÖ. 2500lü yıllara tarihlenir.
Kentin 14 km batısında, Çayırköyünün 1 km güneybatısındaki Çayırköy Höyüğünün boyutları da Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı, kahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok azı ise çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu MÖ. 2700 yılına aittir.
MÖ. 3. yüzyılda Bithynialılar ve Prusiaslılar tarafından kurulan kentin ilk adı Prusa idi. Yazılı kaynaklarda Bitinya olarak da geçen Bursa ve çevresinin en eski yerleşimleri İznik Gölü çevresindedir. Sadece İznik Gölü çevresinde, taş devirlerinde kurulduğu anlaşılan yedi önemli höyük bulunmaktadır. Bunlardan Orhangazi yakınlarındaki Ilıpınar ve onun 750 m. kadar doğusundaki Hacılartepe Höyüğü, Orhangazi-İznik yolunun Yeniköy altı mevkiinde Tepecik Höyüğü, İznik Gölünün doğusunda ise Körüstan, Üyücek Tepe, Höyücek ve Karadin höyükleri bulunmaktadır.
İnegöl kent merkezinde, Cumatepe höyüğü ile 3 km doğusunda bulunan Doğutepe Akhisar höyükleriyle Yenişehir Babasultan Höyüğü tarih öncesi devirlere ait yerleşimleri işaret etmektedir. Demirtaş Köyü Höyüğü ile M. Kemalpaşanın Dorak Köyü ile Tahtalı Köyündeki kalıntılar, Bursa bölgesinin en az beş bin yıllık önemli bir uygarlık alanı olduğuna işaret etmektedir.
Prousa (Bursa)nın kuruluşu
Bursa bölgesi, MÖ. 4. yüzyılda Bithynia devleti kurulana dek çeşitli kolonilerin ve ülkelerin egemenliğinde yaşamıştı. Ünlü Herodot Tarihine göre, o tarihte Bursa ve civarında var olan tek kent Cius/Gemliktir. Cius kentinin kuruluşu MÖ. 12. yüzyıla kadar uzanır. Apamea/Mudanya kentinin ise, MÖ. 10. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Uluabat Gölünün üzerinde bir adada bulunan Apollonia/Gölyazının ise, MÖ. 6. yüzyıldan daha önce kurulduğu sanılmaktadır.
Krezus/Kroisos (MÖ. 561-546) döneminde Lidyalıların egemenliğine giren Bursa bölgesi daha sonra, Pers/İran egemenliğiyle tanışmıştı. Bursa bölgesi, bu savaşlar sırasında çok tahrip oldu. Dedalses, İranlara karşı savaşarak Bursa bölgesinde bağımsız bir Bithynia Devleti kurdu. Dedalsesin oğlu Botiras ve onun oğlu Bas/Byas (MÖ. 378-328) Bithynia krallığının ilk kralı sayılmaktadır.
MÖ. 2. yüzyılda M.Kemalpaşa yakınlarındaki Melde Tepesinde antik Miletopolis, 356 yılında Orhangazide Basilinopolis, Sölöz köyünde Pythopolis, Yenişehirde Otroia, Orhanelide Adriani, Karacabeyde Kremastis, Eşkelde Daskylium, Çekirgede Plai, Kurşunluda Brillos, İznikte Nicaea antik kentleri kurulmuştu.
Bursanın kent statüsüne yükselip çevresinin surlarla çevrilmesi, Bithynia kralı I. Prusias (MÖ. 232-192) döneminde gerçekleşmişti. Kartaca kralı Hannibal, Roma imparatoru ile yaptığı savaşı kaybedince, askerleriyle birlikte I. Prusiasa sığınmış. Hannibal, I. Prusias tarafından büyük itibar görmesi üzerine, onun onuruna Bursa kentini kurmuş. Kente bu nedenle Prusa adı verilmiştir. Şehir merkezine yakın ilk yerleşimin kesin bulguları M.Ö. 2500 2700 yıllarını göstermektedir.
Antik kaynaklarca bugünkü Bursanın kurucusu olarak bilinen I. Prusiasın imparatorluğu zamanında Uludağ Bursası (Prusa ad Olympium) adını alan şehirden o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.
İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythiada (Çekirgede) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapıda bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophanede Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.
Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaiaya (İznik)e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.
MÖ. 74 yılında Romaya bağlanan Bithynia krallığı, uzun yıllar Roma egemenliğinde kaldı. Önce Romalıların, sonra da Bizanslıların bir ili olarak varlığını sürdüren Bursa ve civarı Osmanlı Beyliği döneminde dahi yabancı kaynaklarca Bithynia Beyliği veya Krallığı olarak anılmıştır.
Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk 200 yıllık döneminde diğer kentlere göre büyük gelişmeler göstermiş, birçok mimari yapı ile süslenmiş; devrinin tanınmış medreseleri ile bilim aleminin merkezi olmuştur. I. Murad zamanından başlayan Hüdavendigar Külliyesi, I. Beyazidın yaptırdığı Yıldırım Külliyesi, I. Mehmed (Çelebi) döneminde başlayıp II. Murad zamanında tamamlanan Yeşil Külliye Bursanın mekânsal gelişimini etkileyen ve bugün de ayakta duran büyük komplekslerdir.
Bursa kimin şehri?
Bursa ve civarına önceleri Bithynia denilmekteydi. Uludağın güneyi ile batısı ise Mysia adıyla anılmaktaydı. Bursa bölgesinde yaşayan Bithynialılar, Thrak kökenliydi. Asya ile Avrupanın geçiş yeri üzerinde bulunduğundan, çok farklı halklar da bölgeye yerleşmişti.
Bithynlerden önce bölgede Bebrykler oturmuştu. Sonra da Mysiler gelmişti. Bithynler, Thrak örf ve adetlerine bağlı oldukları için çoğu kez Asya Thrakları olarak anılmıştır. Kullandıkları dilin ise Thrakça olduğu belgelerden anlaşılıyor. Ancak, Yunan kolonilerinin etkisi ile Bithynia halkı da yavaş yavaş Yunanlaşmıştı. Bithynlerden önce, bölgede Bebryk, doğuda ise Mygdon dili konuşuluyordu. Batıda ise Mysia dili konuşulmaktaydı.
Bizanslıların 12. yüzyılda Bursa ve civarına çok sayıda Sırp ve Bulgarı iskân ettiği bilinmektedir. Osmanlılar bu bölgeye geldiklerinde, Bursa ve çevresinde çok değişik etnik gruplardan olmak üzere, Ortodoks Hıristiyanları bulmuştu.
Ayrıca şu gerçeği de ifade etmek gerekir ki, Osmanlılar Bursayı aldıklarında kent sadece hisar içinden ibaretti. Orhan Gazi şehri hisarın dışına çıkararak, surlar dışında bugünkü Bursanın çekirdeğini oluşturan yeni bir şehir kurmuştur. Okul, hastane, köprü, aşevleri, kervansaraylar, hamamlar gibi kamu yapıları inşa edilmiş ve bunların çevrelerinde konut alanları yaratılarak bir yerleşme geleneği başlatılmak suretiyle bugünkü Yeşil Bursanın temelleri atılmıştır.
Türklerin Bursa bölgesine gelişi
Müslümanlar ilk kez, Abbasiler (Harun Reşid) döneminde Bursaya kadar gelmişti. 955 yılında ise Halepteki Hamedanlılar, Bursayı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursaya egemen olmuşlardır. Türklerin Bursa bölgesine ilk kez 1081 yılından sonra geldikleri görülüyor. İznik, 1081-1097 yıllarında Anadolu Selçuklu Devletinin başkentliğini yapmıştı. 1097 yılında ise bölge, Haçlı Savaşlarına sahne oldu. İznik Haçlıların eline geçti. Alexias Kommenosun döneminde (1097) düzenlenen bir seferle Türkler, ilk kez Bursayı ele geçirmişti. Bu savaşlar sırasında İstanbulda Latin Hükümeti kurulunca, Bizans İmparatorluğunun başkenti İznik oldu. 1204 yılında Theodor Laskarisin kurduğu İznik Bizans İmparatorluğu, 1261 yılına kadar varlığını sürdürdü.
Latinler İstanbulu işgal ettikleri zaman Bizans prensleri bu yeni düşmanın elinden kurtulmak için Müslüman yöneticilerle işbirliği yaparak Bursayı ele geçirdiler. 1214 yılına kadar Rumların elinde kalan Bursa, Müslümanlara karşı direnişte halkın gösterdiği isteksizlik nedeniyle imparator II. Andronikosun gazabına uğradı. Halkın büyük bölümünün malları yağma edilerek içlerinden bazılarına sürgün ve idam cezası verildi. II. Andronikos, Latinleri yenerek imparatorluğu tanımalarını sağlayıncaya kadar Bursayı bu şiddet yöntemi ile elde tutabildi.
Beylikten Devlete (Osman Gazi Devri 1299-1324)
Osmanlı Devletinin kurucusu ve ilk sultanı Osman Bey, Ertuğrul Gazinin oğludur. Osmanlının diğer beyliklere göre Hıristiyan araziye komşu olması çok önemli bir avantaj sağlamış, onları kısa sürede büyük imparatorluk durumuna getirmiştir.
Osmanlı Devletinin kuruluşunda dervişlerin büyük katkısını gören Osman Bey, bu nedenle Bursa ve çevresindeki birçok araziyi dervişlere verdi. Kendisi de, bölgenin en önemli dervişi olan Şeyh Edebalinin kızını aldı. Bizans topraklarında yaptıkları savaşlarla zenginleşen Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegölü aldı. 1302 yılında Yenişehiri devletin merkezi yaptı. İznik ve Bursayı kuşattı ancak alamadan yaşamını yitirdi. Vasiyeti gereği Tophanedeki Gümüşlü Kubbeye (Saint Elia Manastırı) gömüldü. Ölümünde özel mülkü olarak çok az malı çıkmıştı.
Bursanın fethi
Osman Bey 1308 yılında Bizans tekfurlarının birleşmiş ordularını Dimboz/Erdoğan köyü yakınlarında perişan edince, Bursa önlerine gelmişti. Bu tarihten sonra Bursayı kuşatarak gözlemek amacıyla biri Kükürtlü Hamamı karşısında, Ak Timuru komutasında, diğeri eski Mollaarap Okulu yerinde, Balaban Bey komutasında iki kule yaptırmıştı. Bursanın arkasını güvenlik altına almak için 1325 yılında Orhaneli Kalesi fethedilince tekfur çaresiz kaldı. 6 Nisan
1326 tarihinde Bursayı Orhan Beye teslim etti. Böylece Bursa, bir bakıma kılıçla değil, vire olarak anılan biçimde teslim yoluyla Türklerin eline geçmiş oldu.
O dönemlerde top ve tüfek olmadığından kaleleri düşürmek için kullanılan en önemli savaş taktiği kaleleri kuleler vasıtasıyla gözetim altına tutarak giriş ve çıkışı engellemekti. Böylece kale halkını aç bırakarak, suyunu keserek kentler kan dökmeden ele geçiriliyordu. Bursanın ele geçirilmesinde de vire denilen bu metot uygulanmış, aç ve susuz kalan halk tekfura karşı ayaklanmış ve şehir kan dökülmeden Osmanlılara teslim edilmişti.
Bursada bir imparatorluk doğuyor (Orhan Gazi Devri 1324-1360)
Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beyin oğlu ve devletin ikinci sultanı Orhan Bey, 1320 yılında babasının vekili oldu. 1321 yılında Mudanyayı, 6 Nisan 1326 tarihinde ise Bursayı fethederek 1324 yılında tahta geçti. Bizans ordularını 1329 yılında İstanbul yakınlarında Pelekanonda yendi. 1331 yılında İzniki teslim alan Orhan Gazi Osmanlıların başkentini 5 yıl süre ile İznike taşıdı.
1353te Bizanstaki iç karışıklıklardan faydalanan Orhan Gazi, Geliboluda Çimpe kalesini aldı. Geliboluya geçip tüm Marmara kıyıları ile Tekirdağı ele geçirdi. Devletin temellerini oluşturan ilk yasal düzenlemeleri yaptı. Orduyu düzenledi. Vergi yasaları getirdi. İlk kez kendi adına para bastırdı. Bilecik tekfurunun kızı Nilüfer Hatun ile Asporça ve Bizans İmparatoriçesi Thedorayı eş olarak alan Orhan Gazi, kentte hızlı bir imar çalışması başlatarak sur dışına taşan kentin çekirdeğini oluşturan cami, hamam, köprü, çeşme, darphane, medrese gibi birçok anıtsal eseri yaptırdı.
Orhan Gazi 1360 yılında yaşamını yitirdi. O da Tophaneye, babasının yanına gömüldü.
İlk şehit sultan: Murat Hüdavendigâr (1360-1389)
Orhan Beyin oğlu olan I. Murat, Lala Şahin Paşanın yanında yönetim ve savaş dersleri aldı. 1340 yılında Bursa Sancakbeyi; ağabeyi Süleyman Paşanın 1359 yılında vefatıyla da Rumeli ordusunun kumandanı oldu. 1360 yılında tahta geçti. 1362 yılında Edirneyi fethederek devlet merkezini buraya taşıdı. 1364 yılında, Balkanlardaki Haçlı ordusuyla yaptığı Sırp Sındığı Savaşını kazanarak büyük ün saldı. Osmanlı akıncıları Adriyatik denizine dayandı. 1389 yılında, I. Kosova Savaşı sonrasında şehit edilerek yaşamını yitirdi. Bu nedenle Gazi Hüdavendigâr lakabıyla anılmıştır. Mezarı Çekirgede, adını taşıyan türbesindedir.
Bu dönemde tımar teşkilatı geliştirildi. Yaya, müsellem ve yeniçerilere ilaveten kapıkulu askerinden maaşlı süvari ocağı kuruldu. Çekirgedeki külliyesinde medreseli ilginç bir cami ile hamam ve türbesi vardır. Ayrıca Hisar içindeki Şahadet Camii ile bugün Hisardaki garnizonun bulunduğu yerdeki sarayı da, Sultan I. Murat yaptırmıştır.
Yıldırım gibi bir sultan: I. Bayezid (1360-1403)
Sultan I. Murat ile Gülçiçek Hatunun oğlu olan Yıldırım Bayezid 1389 yılında sultan oldu. Anadoludaki birçok beyliğin Osmanlının eline geçmesini sağladı. Rumelide Haçlılar ile 1396 yılında Niğbolu Savaşını yaptı ve kazandı. Arkalarına Timuru alan Anadolu beylikleri sultana kafa tutunca Bayezid, Anadolu beyliklerini kışkırtan Timur ile 28 Temmuz 1402 tarihinde Ankara yakınlarında yapılan savaşı kaybetti. Bu savaşta Timura tutsak olan Bayezidin kendini zehirleyerek intihar ettiği iddia edilir. (1403)
Yıldırım lakabını alan Bayezid, Bursada çok sayıda güzel yapı yaptırarak Bursanın, devrinin en görkemli kenti konumuna gelmesini sağladı. Bursada Ulucami ile, Yıldırım semtindeki külliyesi içinde cami, hastane ve hamam ile medrese yaptırmıştır. Ancak onun Bursadaki en önemli yapıtı Darüşşifa adını taşıyan Osmanlı Devletinin ilk hastanesidir. Bugünkü Bursa Çarşısının temelini oluşturan Bedesteni de Yıldırım Bayezid yaptırmıştır. Türbesi, Yıldırım Külliyesindedir.
Karanlığın yüzü: Fetret Dönemi (1402-1413)
Bursa, Osmanlı döneminde mâmur bir başkent olarak gelişirken, Anadolu beyliklerinin desteğini alan Timur karşısında Osmanlının yenilgiye uğraması sonucu yağma edilmiş ve Timurun askerleri tarafından kent Ulucami ile birlikte yakılmıştır. Bundan sonra Bursa, bir zaman, Yıldırım Bayezidin oğulları arasında el değiştirip durmuştur.
Ankara Savaşının ardından Yıldırımın oğullarından İsa Çelebinin bazı paşalarla Bursaya gelip tahta oturmasıyla şehzadeler arasında başlayan kanlı çatışmalar, Çelebi Mehmetin 1413 yılında tahtı ele geçirmesiyle son bulmuştur.
Devleti ikinci kez kuran sultan: Çelebi Mehmet (1413-1421)
Sultan I. Bayezid ile Devlet Hatunun oğlu olan Çelebi Mehmet, Osmanlı padişahlarının beşincisi ve Osmanlı Devletinin ikinci kurucusudur. Çelebi Mehmet, Ankara savaşından (1402) sonra parçalanan Osmanlı topraklarını yeniden bir idare altında birleştirmek için kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi ile mücadele etti. Böylece Osmanlı Devletini karşılaştığı bu büyük bunalımdan kurtararak devletin birliğini sağlayan Çelebi Sultan Mehmet, her şeyden önce elden çıkan toprakları geri almaya çalıştı.
Şeyh Bedreddin isyanını bastıran Çelebi Mehmet, 26 Mayıs 1421 tarihinde Bursada yaşamını yitirdi. Yeşil semtinde bulunan eşsiz güzellikteki Yeşil Türbeye defnedildi. Çelebi Mehmet sağlığında, türbenin bulunduğu mekana içinde medrese, cami ve imaret bulunan Külliyeyi inşa etmişti. Aynı zamanda divan şairi olan Çelebi Mehmet Edirnede bir cami ve bedesten, Amasyada da oğlu Kasım için bir türbe yaptırmıştır.
Dervişane bir sultan: II. Murat (1421-1451)
Çelebi Mehmet ile Emine Hatunun oğludur. 1415 yılında Amasya Sancakbeyi oldu. 1420 yılında Börklüce Mustafa ile Anadolu beyliklerinden Germiyanoğulları, Ramazanoğulları ve Menteşoğullarının isyanlarını bastırdı.
1430 yılına Venediklilerden Selanik kalesini aldı. 1444te Varna, 1448de II. Kosova Savaşında kazandığı başarılarla Balkanlarda devletin sınırlarını genişletti.
Karacabeyde topladığı devlet yöneticilerinin huzurunda saltanattan vazgeçtiğini ilan etti. Bir süre Karacabeyde inzivaya çekildi. Daha sonra Çandarlı Halilin baskısı ile tekrar tahta geçmek zorunda kaldı. 47 yaşında iken 3 Şubat 1451 günü yaşamını yitirince, Muradiyedeki türbesine gömüldü. Vasiyeti üzerine türbesinin üstü açık, sandukası üzerinde de toprak vardır.
Sultan II. Muratın Muradiye semtinde yaptırdığı külliyesinde; cami, hamam, medrese ve imaret bulunup tümü günümüze gelebilmiştir. Sultan Murat, duygusal ve şair yönü olan bir kişi olup ayna zamanda divan şairi, müzisyen ve hattattır.
Manevi Başkent Bursa
Fatih (1451-1481), İstanbulu aldıktan sonra Bursa ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle de Bursa, hep ikinci ya da manevi başkent oldu. Örneğin Fatih vefat edip II. Bayezid padişah olunca (1481-1512), kardeşi Cem de 1481 yılında Bursaya gelip padişahlığını ilan etmişti. Bahtsız Şehzade Cem, Bursada 18 gün süren padişahlık yaptı, burada kendi adına para bastırdı. Sonradan bu durum, Bursalıların Sultan tarafından cezalandırılmasına neden oldu. II. Bayezid, 1512de Bursaya girince, Yeniçeriler şehri yağma etmek istediler, yağma son anda önlendi.
Yavuz Selim padişah olunca da, bu kez kardeşi Korkut aynı şeyi yaparak Bursada padişah olmak istedi. Ancak Şehzade Korkutun Bursadaki saray-ı âmireden tüfekleri almak istemesine Bursalılar engel oldu. Daha sonra Şehzade Ahmet de, Bursayı alarak hükmetmek istemiş, ama başaramamıştı.
Zor yıllar: İşgalden kurtuluşa Bursa
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmişti. 1920 yılında Yunanlılar önce İzmir ve çevresini ardından 2 Temmuz 1920 tarihinde Mustafakemalpaşa ve Karacabeyi işgal ettiler. 6 Temmuzda ise Gemlik İngilizler tarafından işgal edildi.
Bursada, Osmanlı döneminden sonra en büyük acı Yunan işgali ile yaşandı. Ankaradaki TBMM kürsüsü üzerine, Bursa düşman işgalinden kurtuluncaya kadar kalmak üzere siyah bir örtü örtüldü.
O zor yıllarda Bursada yaşayanların neredeyse üçte biri gayrimüslim olduğu için bazı Bursalılar silahını alıp dağlara çıkmıştı. Kentte kalanlar ise, Kuvvay-ı Milliye için istihbarat çalışmaları yapmıştı. Yunanlıların Osman Gazi türbesine hakarette bulunmaları Bursalıların işgalcilere karşı daha da kinlenmesine sebep oldu. Bursa, 2 yıl, 2 ay 2 günlük işgalden sonra 11 Eylül 1922 günü kurtarıldı. Yunan askerlerinin şehirden çekilmesinde, Türk ordusunun olduğu kadar, silahlı milislerin de katkısı büyük olmuştur.
Çağdaş Bursanın karşılaştığı sorunlar
İşgal döneminde Bursa halkı çok zor yıllar yaşadı. Özellikle köylerde çok sayıda insan ölmüş, birçok köy de yakılmıştı. İşgal yıllarında Bursada da birçok mahalle yakılmış, yıkılmıştı. Cumhuriyet sonrasında; Bursa nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan gayrimüslimlerin kenti terk etmesiyle yeni, farklı bir bunalım yaşandı. Giden gayrimüslimlerin yerine gelen Mübadele göçmenleri her şeye yeniden başlamak zorundaydı. Zaten Bursa, 1880li yıllardan beri yoğun bir göçmen akınına uğramıştı. Daha bu göçmenleri bünyesinde hazmedemeden, önce Balkanlardan gelen göçmenler, daha sonra mübadele ile Yunanistandan gelen göçmenler Bursayı, Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir sosyal ve ekonomik sorunlar yumağı haline getirdi. Çünkü Bursayı terk eden gayrimüslimlerin çoğu esnaf ve tüccar iken, yerlerine gelen göçmenlerin hemen tamamının çiftçi olması sorunları daha da artırmıştı. Gelen göçmenlerin büyük bölümünün Türkçe dahi bilmeyip, faklı geleneksel ve kültürel özellikler taşıması, Cumhuriyet Bursası için farklı ve ciddi sorunların ortaya çıkmasına sebep oldu. Ancak Cumhuriyet yönetimi, kısa sürede Bursadaki bu toplumsal ve kültürel sorunları aşmayı bildi.
Genç Cumhuriyet, yakılmış, yıkılmış bir Bursadan kısa sürede modern bir kent yaratmayı başardı. Yeniden ipek fabrikaları kuruldu, gerek kent merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde
büyük bir imar atılımı başladı. Cumhuriyet devrimlerine de sahip çıkan Bursa, çok kısa süre içinde büyük bir gelişme göstererek ülkenin dördüncü büyük kenti haline geldi.
Atatürk ve Bursa
Atatürk, milli mücadelenin merkezi olan Ankarayı başkent yaptı ama Bursayı da çok sever ve ilgi gösterirdi. Nitekim Atatürkün en çok ziyaret ettiği illerin başında Bursa gelir. Atatürk, 1922 yılından ölümüne kadar Bursaya 18 kez gelmiştir.
Atatürk, Kurtuluş Savaşının hemen ertesinde, 17 Ekim 1922 tarihinde Bursaya ilk ziyaretini yapmıştı. Bu gezisi sırasında yaptığı konuşmasında Atatürk: Artık ordularımızın yaptığı savaş bitti. Şimdi eğitim ve ekonomik alanda bir savaşa hazırlanıyoruz demişti.
31 Ağustos 11 Eylül 1924 tarihlerindeki üçüncü gelişinde ise Atatürk artık cumhurbaşkanıdır. Bursanın kurtuluş törenlerinde yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: Devrimlerimiz, Türkiyenin yüzyıllar için mutluluğunu yüklenmiştir. Bize düşen, onu anlatmak ve değerlendirerek çalışmaktır.
Atatürk, yapacağı her devrim öncesinde mutlaka Anadoluyu gezer, nabız yoklardı. Bu gezilerine de Bursadan başlardı. Yine Harf Devrimi öncesinde, 27 Ağustos 1928 tarihinde Bursaya gelmişti.
26 Mart 1937 tarihindeki gelişinde ise Bursa gençlerine bir söylev vermişti: Yorulmadan beni izleyeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, benim sizden istediğim, yorulduğunuz zaman dahi, durmadan yürümek, dinlenmeden beni takip etmektir. Sizler, yani yeni Türkiyenin genç evlatları, yorulsanız dahi beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar.
Atatürk, en renkli gezisini de aramızdan ayrıldığı yıl, 1 Şubat 1938 tarihinde Bursaya yapmıştı. Uzun süredir hasta olan Atatürk, Bursada dans etti, eğlendi. Adeta son baharını yaşadı Bursada Atatürk kendisi için Bursa Belediye salonunda verilen baloda öylesine neşelendi ki, orkestrayı durdurup zeybek çaldırdı. Salonun ortasına geçip zeybek oynadı. Bursa, Atatürk Türkiyesi ile aydınlandı. Bütün Türkiye gibi Bursa ve Bursalılar da ona çok şey borçlu. Bütün Türkiye gibi Bursalılar da onu asla unutmayacak


