HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Söylenilebilir olan ne varsa açıkça söylenmeli; üzerinde konuşulmayan konusunda da susmalı. Demiş Wittgenstein. Üzerinde konuşulmuş olsun ya da olmasın boşuna yapılan niteliksiz konuşmaların gereksizliği konusunda şüphe yok. Fakat sorgulamadan analiz etmeden; bize dair olan bilincimizde yer alan algı parçalarını* netleştirmeden yani anlamlandırma sürecinden geçmeden de gerçekliğe ulaşamayız.
Bir spermin uygun zamanda bir yumurtayla birleşmesi sadece tesadüftür. Bu tesadüf sayesinde doğan hayatının geri kalanını da çevresindeki türdeşlerinin düzenine ayak uydurarak geçiren sadece bir çıkarı olduğu zaman bana göre benim için vb benlik göstergesi edat öbekleri ihtiva eden -sanki kişilik barındırıyormuş gibi görünen- cümleler kuran canlıya:Kendiliğinden insan denir. Kendiliğinden insan; günlük yaşar hayat dalgasının sürüklediği kıyılardan başka kara parçası düşünmez bu yüzden ulaştığı yer sanaldıranladığını sandığı şeyler de aslında bir yanılsamadır. Bunun sonucunda da bir çeşit varoluş bulantısı yaşar ve hayatın anlamsızlığından monotonluğundan şikâyet edip durur. Birçok film bu sanal hayatı irdelemiştir.(Dövüş Kulübü Truman Show Takva gibi)
Peki tesadüf ürünü olarak kalmak kendiliğinden bir varlık olarak yaşamak; 3000 yılın oluşturduğu uygarlığı ilerleyen bilimi gelişen teknolojiyi ve düşünsel mirası hesaba katınca insan için çok aşağılayıcı olmuyor mu? Tamam biz dünyayı değiştirmekten düzeltmekten vazgeçtik bütün bu çabaları da hayalperestlik olarak görmeye başladık da bitti mi her şey? Geçmişi sorgulama geleceği yargılama anı yaşa gez toz eğlen. Hepsi bumu? Bu kadar mı? Klişeleşmiş olsa da artık bir kez olsun; kimim ne için yaşıyorum amacım ne diye sormamız gerekmiyor mu kendimize. Asıl gerçekliği diğer dünyaya mı bırakalım ki onun varlığından bile emin değilken.
Yok o kadar kolay olmamalı. Dünyayı kurtarmak şöyle dursun; en azından birey olmak ben olmak için mahkûm olduğumuz özgürlüğü kazanmak için(Sartre) kendinin bilincinde kendi için insan olabilmek için nirvanaya olmasa da varoluşa ulaşmak için vermemiz gerekiyor bu anlamlandırma mücadelesini.
************************************************** ******************************************* *
Bu algı parçaları bilincimizde yarattığımız; iyi insan başarılı insan karakterli insan veya âşık olunacak insan gibi profillerden; aşk dostluk sevgi güven kimlik ahlak siyaset gibi tanımlanmayı bekleyen kavramlara ve bütün bunların meydana getirdiği fenomenlere kadar her şeyi kapsar.
Bir spermin uygun zamanda bir yumurtayla birleşmesi sadece tesadüftür. Bu tesadüf sayesinde doğan hayatının geri kalanını da çevresindeki türdeşlerinin düzenine ayak uydurarak geçiren sadece bir çıkarı olduğu zaman bana göre benim için vb benlik göstergesi edat öbekleri ihtiva eden -sanki kişilik barındırıyormuş gibi görünen- cümleler kuran canlıya:Kendiliğinden insan denir. Kendiliğinden insan; günlük yaşar hayat dalgasının sürüklediği kıyılardan başka kara parçası düşünmez bu yüzden ulaştığı yer sanaldıranladığını sandığı şeyler de aslında bir yanılsamadır. Bunun sonucunda da bir çeşit varoluş bulantısı yaşar ve hayatın anlamsızlığından monotonluğundan şikâyet edip durur. Birçok film bu sanal hayatı irdelemiştir.(Dövüş Kulübü Truman Show Takva gibi)
Peki tesadüf ürünü olarak kalmak kendiliğinden bir varlık olarak yaşamak; 3000 yılın oluşturduğu uygarlığı ilerleyen bilimi gelişen teknolojiyi ve düşünsel mirası hesaba katınca insan için çok aşağılayıcı olmuyor mu? Tamam biz dünyayı değiştirmekten düzeltmekten vazgeçtik bütün bu çabaları da hayalperestlik olarak görmeye başladık da bitti mi her şey? Geçmişi sorgulama geleceği yargılama anı yaşa gez toz eğlen. Hepsi bumu? Bu kadar mı? Klişeleşmiş olsa da artık bir kez olsun; kimim ne için yaşıyorum amacım ne diye sormamız gerekmiyor mu kendimize. Asıl gerçekliği diğer dünyaya mı bırakalım ki onun varlığından bile emin değilken.
Yok o kadar kolay olmamalı. Dünyayı kurtarmak şöyle dursun; en azından birey olmak ben olmak için mahkûm olduğumuz özgürlüğü kazanmak için(Sartre) kendinin bilincinde kendi için insan olabilmek için nirvanaya olmasa da varoluşa ulaşmak için vermemiz gerekiyor bu anlamlandırma mücadelesini.
************************************************** ******************************************* *
Bu algı parçaları bilincimizde yarattığımız; iyi insan başarılı insan karakterli insan veya âşık olunacak insan gibi profillerden; aşk dostluk sevgi güven kimlik ahlak siyaset gibi tanımlanmayı bekleyen kavramlara ve bütün bunların meydana getirdiği fenomenlere kadar her şeyi kapsar.
