- Katılım
- 2 Mar 2015
- Konular
- 59,202
- Mesajlar
- 88,478
- Çözüm
- 109
- Online süresi
- 4mo 16d
- Reaksiyon Skoru
- 14,316
- Altın Konu
- 2,411
- TM Yaşı
- 11 Yıl 3 Ay 19 Gün
- Başarım Puanı
- 1,051
- MmoLira
- 696,942
- DevLira
- 234
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Şifaiye Medresesi (Keykâvus Dârüşşifâsı, Dârüs-sıhha), 1217 yılında Anadolu Selçuklu Devleti sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından Sivas'ta darüşşifa olarak yaptırılan; Osmanlı devrinde medrese olarak kullanılan yapı.
Dünyanın günümüze kadar gelebilen en eski hastahanelerinden biridir. Kitabesinde dârüs-sıhha olarak tanımlanan yapı, şehir merkezinde Medreseler Sokağı üzerinde (eski Tokat Caddesi), Çifte Minareli Medrese'nin tam karşısındadır. Yaklaşık 3400 metrekarelik alanı ile Türkiye Selçuklu dârüş-şifalarının en büyüğüdür. [SUP][2][/SUP] Tuğla işçiliği, çinileri, kitabelerinin çokluğu, süslemeleri ve kabartma figürleri ile birçok yenilik taşıması ve vakfiyesinin bir suretinin günümüze ulaşması sebebiyle, Anadolu Selçuklu sağlık kuruluşları içinde önemli bir konumdadır.
Yapının güney evyanı I. İzzeddin Keykavusun türbesidir. Şifahane'nin en önemli bölümü çini süslemelerle kaplı türbe cephesidir.
Tarihi
Yapı, devrinin tıp sitesi olarak inşa edilmiştir. Anadolu Selçuklu tarihinin yerli kaynakları, Sivas Darüşşifa'sından ancak İzzeddin Keykâvus'un ölümü dolayısıyla bahseder ve onun, kendi yaptırdığı bu Darüşşifa içindeki türbesinde gömülü olduğunu kaydetmekle yetinirler. Darüşşifaya ilişkin bilgiler, yapının incelenmesine ve vakfiyenin içeriğine dayanır.
Dört eyvanlı medresenin güney eyvanı, binayı yaptıran İzzeddin Keykâvusa türbe olarak ayrılmış ve 1220de veremden hayatını kaybeden Sultanın cenazesi getirilmiştir.
Darüşşifa'yı yapan mimarın kim olduğu bilinmemektedir. Vakfiyesinde komşu taşınmazların sahiplerinden Bedreddin Ali'nin mimar olduğu kaydedilmektedir. Bu kayıt, Darüşşifa'nın mimari bu şahıs olabileceği ihtimalini akla getirmektedir.
Şifahanenin kuruluşundan sonraki yıllarda nasıl çalıştığı ve hangi hekimlerin görev aldığı bilinmiyor. 14. yüzyılda yaşamış, tıbbî eser sahibi olmuş Sivaslı Hekim Alinin Sivas Dârüssıhhasında çalıştığı düşünülür. Bazı araştırmacılar darüşşifanın bitişiğinde bir tıp medresesi bulunduğunu ileri sürmektedir ancak yapılan kazı çalışmaları sonucunda yapının yalnızca darüşşifadan oluştuğu belirlenmiştir[SUP].[/SUP] Bu nedenle Sivas Keykavus Darüşşifasında/tıp medresesi- hastane işlevi birlikte yürütülmüştür.
Şehirde büyük tahribata neden olan Kösedağ bozgunu, Anadou Selçuklu Devletinin yıkılması, Sivas Sultanı Kadı Burhaneddinin ölümünden sonra Timurun Anadoluyu işgal gibi olaylar sırasında harap edilen şifahane, Sivasın Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle beraber, dinî eğitim veren klasik medreseye dönüşmüştür (Kimi kaynaklarda 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrildiği belirtililir). 16. yüzyılda yedi öğrenci ile öğrenim yapan medresenin öğrenci sayısının 1912-1913te 500e ulaştığı kaydedilmiştir.
Yapı I. Dünya Savaşı sırasında askeriye tarafından eşya ve levazım ambarı kullanıldı. Harap olan şifahane, 1937 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından restore edildi.
4 Eylül 1967 tarihinde, Sivas Darüssıhhasının 750. Yılı avlusunda yapılan sade bir törenle kutlanmış; PTT Genel Müdürlüğü de bu günün anısına hatıra pulu ve ilk gün zarfı çıkarmıştır.[SUP][5][/SUP]
Medrese, 1939, 1962, 2008-2011 yıllarında onarım görmüştür.
Vakfiyesi
Keykavus tarafından düzenlenen 1 Muharrem 615 (30 Mart 1218) tarihli Arapça vakfiye, şehir için en eski Selçuklu vakfiyesi olduğu gibi Selçuklular döneminde Anadoluda inşa edilmiş olan dârüş-şifalardan günümüze ulaşan tek vakfiye örneği olması bakımından büyük önem taşır. Vakfiyede özellikle darüşşifanın çevresindeki yapılar, kentin fiziksel dokusu, mütevellinin kimliği, doktorların niteliği ile diğer görevli kişiler hakkında bilgiler verilmiştir.
Vakfiyede mütevelli ve nazır olarak Ferruh bin Abdullahın görevlendirildiği, usta, merhamet eden, deneyimli, ahlaklı, şarlatanlıktan uzak göz hekimleri ile darüşşifada kalan/ikamet eden cerrahlardan söz edilmektedir. Darüşşifanın idaresi, görevlileri, bunlara ödenen maaşlar, vâkıfın gelirleri ve dağıtımı konusunda mütevellinin çok yetkin olduğu açıkça belirtilmiştir. Vakfiyede vakıf şartlarının değişmemesi gerektiği, bu konuda kuralları bozan ya da değiştiren kişilerin Allah tarafından cezalandırılacağı vurgulanmaktadır.
Vakfiye beş ayrı kadı tarafından tasdik edilmiştir. Bunun sebebinin vakfiyenin aslı kaybolduğundan şahidlerin şehadetine dayanılarak yeniden çıkarılan suretin vakfın ilgili olduğu bütün yerleşme yerlerinin kadılarınca imzalanması olabilir.


