Bvural41 1
Bvural41
romegames 1
romegames
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Best Studio 1
Best Studio
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
InfernoShade 1
InfernoShade
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
Agora Metin2 1
Agora Metin2
PrimeAC 1
PrimeAC
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Roma Mimarlığı

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan xKaos
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 182

xKaos

Level 7
TM Üye
Üye
Katılım
3 Haz 2015
Konular
221
Mesajlar
1,502
Reaksiyon Skoru
349
Altın Konu
0
TM Yaşı
11 Yıl 11 Gün
Başarım Puanı
117
MmoLira
-12
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Roma mimarisi, bir röprezantasyon(temsil) ve kudret gösterisinin biçimlendirilişidir. “İmperium Romanum” denen Roma İmparatorluğu, Akdeniz çevresinde, Roma merkez olarak planlanmıştır. Bu planlamada devlet, kültür ve teşkilat gücü önemli rol oynar. Bu yüzden, Roma sanatı, politik güçle birlikte, sınırları içine giren ülkelere planlı olarak yayılmıştır. Roma mimarisi. Roma kültürünü bütün ayrıntıları ile içine alır. Kültür, anıtsal mimariye bağlanınca, devlet kişilerin başarılarına bağlı devletlerden ayrılır.
Roma sanatının temeli mimari’de yatar. Heykel alanındaki sanatçıların aksine, mimarlar genellikle Romalı idiler. Bu bakımdan Roma mimarisi, Romalıların görüş ve iradesini tipik bir şekilde biçimlendirir. Roma mimarisinde klasik ve barok üsluplu yapılar, yer yer, ayni zamanlarda görülür. Roma mimarisine Etrüsklerin rustik unsurları geçmiştir. Bu, Romalıların askeri görüşlerine tamamen uygundu. Rustik zevk, Yunanlılarda görülmez.
Roma mimarisini, önce birçok ülkelerin sahibi olarak, çeşitli unsurlardan meydana gelmiş yapı tiplerinde görüyoruz. Bunun için Romalılarda, Yunanlılarda olduğu gibi belli bir üslup gelişimi yoktur. Romalı, bütün Akdeniz çevresinden, dolayısıyla Asya, Afrika ve Avrupa ülkelerinden çeşitli mimarlık biçimlerini benimsemiştir. Fakat Romalı, mimari unsurlarını toplamış olmakla beraber, yapısına Roma damgasını da vurmuştur. Örneğin, Batılı bilginlerin iddia ettiği gibi kubbeyi Etrüsklerden almış olsun, Önasya ülkelerinden almış olsun, Romalı bunu kendi kullanabileceği bir yapı biçimine sokmuştur. Bu bakımdan, birçok mimari unsuru yabancı ülkelerden toplanmasına rağmen, bunları kendi dünya görüşünün gereklerine göre biçimlendirdiği gerçektir. Bu unsur toplanmasına paralel olarak Romalı, kendi imparatorluğunun ve imparatorunun haşmetine uyacak biçimi hangi ülkede bulmuşsa oradan almakta tereddüt etmemiştir. Bu yüzden de, kah Yunanın klassisizmasının, kah Asya Helenistik barokunun, kah Mısır unsurlarının bir arada biçimlendikleri görülür. Fakat Roma mimarisinde, genellikle rustik bir kabalığa varan işleme tarzına rastlarız. İşte, Roma yapıları bu nedenlerle sağlam, kaba ve ağır göründüğü gibi çok çeşitlidir de. Esasen bu özellikleri yüzünden Yunanlıdan ayrılır.
Adnan Turani


Erken imparatorluk dönemine kadar en yaygın yapı malzemesi killi topraktan yapılmış tuğladır. Tuğla konutlar, dini yapıların ve kamu binalarının altyapısında kullanılan ahşap malzemeyle takviye edilirdi.
Erken dönemde Romalılar, dolgu, temel ve sur yapımında kendi bölgelerinde buldukları her türlü taşı kullanmıştır. Kireçtaşı genelinde düzensiz ve kaba bir biçimde yontulmuştur (opus siliceum), volkanik taş tüf gibi daha yumuşak kayalarsa bloklar halinde kesilmiştir (opus quadratum). M.Ö. II. yy’da büyük binaların yapımında tüfün yerini daha dayanıklı bir malzeme olan traverten almaya başlamıştır. Cumhuriyet döneminin son yıllarında ve tüm imparatorluk döneminde çeşitli mermer tiplerinin kullanımı her geçen gün biraz daha artmıştır (MÖ. 31-MS. 324)
Etrüsk döneminden başlayarak, kiremit ve çeşitli koruyucu öğelerin yapımında pişmiş toprak kullanılmıştır. Pişmiş toprak kullanımı M.Ö. III. yy’da, taştan yapılmış tapınakların yaygınlaşması üzerine geriler. İmparatorluk döneminin başlarında pişmiş topraktan tuğla üretimi başlar, bu tuğlalar sönmüş kireçtaşından elde edilen bir tür çimento (opus ıesıaceum) duvar kaplamasında kullanılır.
M.Ö. II. yy’da, geleneksel malzemelerin yerini puzzolane adı verilen volkanik toz içeren alabildiğine dayanıklı bir tür çimento alır. Bunun üzerine yapıların inşası daha süratli ve daha ekonomik bir şekilde gerçekleşmeye başlar, böylece kısa bir süre sonra mimarlıkta büyük bir değişiklik meydana gelir. Çimento artık duvarların veya yapı kafeslerinin içine akıtılabilmekte; aynı zamanda da kubbe vb gibi daha karmaşık yapıların inşasında da kullanılabilmektedir. Genellikle çimento duvar kaplamaları düzenli bir şekilleri olmayan düz taşlarla (opus incertum) ya da belli bir desen oluşturacak biçimde yerleştirilmiş dört köşe taşlarla (M.Ö. I. yy’ın başlarında, opus reticulatum) veya pişmiş tuğla (M.Ö. 30’a doğru) ile kaplanırdı. Bu kaplama katmanları çoğu zaman mermer veya stuko kaplamaya zemin oluşturmaktaydı.
M.S.I ve II. yy’larda hamam, ticari yapıların ve sarayların yapımında tonoz ve kubbe gibi karmaşık yapıdaki unsurlar ortaya çıkar. Aynı dönemde çimento tonozların kullanılmaya başlamasıyla birlikte dini yapılar ve bazilikalar gibi geleneksel yapıların tasarlanmasında da yenilikler meydana gelir. Bunun en iyi korunmuş örneği Hadrianus tarafından 118-128 arasında Roma’da yaptırılmış olan Panteon Tapınağı’dır. Tüm tanrılara adanan ve yapımı Antoninus Pius tarafından tamamlatılıp Septimius Severus tarafından restore edilen yapı son derece büyük tekneli kubbesini korumuştur. Çimentodan yapılmış olan 43,30 m çapındaki kubbe (orta yerindeki yuvarlak pencerenin çapı 9 m) yedi nişin süslediği dairesel bir cellayı örtmektedir.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst